Jump to content
bayşapka

Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

Recommended Posts

27 dakika önce, teflon yazdı:

Aslolan gerçekse sadece gerçektir ve senin beşeri tüm öykünmelerinden bağımsızdır.

Vay teflon bey, uzun zamandır yazmıyordunuz bana.

Siz bana cevap yazınca kendimi daha özel hissettim, açıkçası.

Dediğiniz doğru ama insanın kalbi gerçeği tanır ve kalbini tatmin eden şey gerçektir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 minute ago, Yeni Üye said:

Mesele şu ki melekut alemi ya da o aleme ait tecrübeler şahit olduğumuz bu alemden farklı şeyler. Ama o alemden sana gelen mesajlar bu alemde aşina olduğun bazı görüntüler ya da kişilerle gösterilir. O yüzden bir ayağı o alemde, bir ayağı bu alemde olan kişiler (peygambelerler ya da kamil mürşitler) kişinin melekut alemine ve oradan bazı mesajlara ulaşmasında çok önemli ve hayatidir. Yani Tanrı her zaman olduğu gibi mesajını ve işaretlerini aracılarla verir.

 

Ne saçmalıyorsun? Bu Allah denen arap putu vereceği mesajı neden direkt vermiyor da araya birilerini sokuyor? Bu birilerinin özelliği ne? Yağmacı, 10-12 karılı bir arap bedevisinin ne özelliği var da tüm insanlık ile bir tanrı arasında aracı rolü üstlenmiş?

 

Aklı başında, mantıklı ve sağlıklı düşünen bir insan nasıl böyle bir zırvalığa inanabilir?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 minutes ago, Yeni Üye said:

Vay teflon bey, uzun zamandır yazmıyordunuz bana.

Siz bana cevap yazınca kendimi daha özel hissettim, açıkçası.

 

 

Rica ederim bilmukabele..

 

Quote

Dediğiniz doğru ama insanın kalbi gerçeği tanır ve kalbini tatmin eden şey gerçektir.

 

Yalnız böyle bir şey yok ve yazdıklarıma bir karşılık içermiyor. Hatta yanından bile geçmiyor. Hatta eleştirdiğim şeyin ta kendisini yinelemişsin yine.

 

Ne kalp gerçeği tanır, ne de onu tatmin eden şey gerçektir. Hatta bu yazdığınız sizin adınıza malumun ilanı, bir itiraf, kast etiğim şeyin net bir kanıtıdır. Sizin gerçekliğiniz, sizi tatmin eden şeyler üzerine kurgulanmış, diğer tabiri ile uydurulmuştur işte.  

 

 Biraz daha ayağı yere basan şeyler bekleriz. Yoksa bize hiç kızmayın, hiç eleştirmeyin. Kitabınız bunu haksiz yere yeterince yapıyor zaten.

tarihinde teflon tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Quote

Halbuki Tanrı her seher vaktinde dünya semasına tecelli eder ve insanların günahlarını bağışlar, sıkıntılarını hafifletir, ağırlıklarını alır.)

 

@Yeni Üye

 

Ha bir de; sıkıntıları hafiflemeyen, tam aksine üzerine çöküp yok eden insanları nereye koyacaz o vakit? Nasıl bir kulp olacak ona..?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hangi akıl,yaptığı çocuğu,varoluşa zorladığı,var olmasına neden olduğu kişiyi gökteki bir tanrıya sınamak için yarattırır?

Hangi akıl,var olmasına neden olduğu çocuğu gökteki bir tanrıya yarattırıp,onun sınavına sokar ve yaptığı çocuğun canıyla cehennem kumarı oynar?

Düşün yani çocuk yapıyorsun,sonra o çocuğa şunu diyorsun.Gökte bir Allah var ve o seni sınamak için yarattı.İşte müslümanın aklı bu kadardır.Var ettiği,var olmasına neden olduğu çocuğu gökteki bir tanrıya sınamak için yarattıracak kadar gerizekalıdır müslüman.

tarihinde Buzul tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, Yeni Üye said:

bir arkadaşım vardı ve onun şekilci bakış açısı dolayısıyla benim O arkadaşa karşı kalbimde bir eleştiri, bir hoşnutsuzluk vardı. Halbuki benim bu halim, manevi gelişim için önemli olan, kalbinde kimseye karşı kötü bir düşünce ya da zan bulundurmaman, herkesi olduğu gibi kabul etmen ve kendini kimseden daha akıllı ya da üstün görmemem gerekliliğiyle çelişiyordu.

 

Yani allah gece uykunda seninle konuşup cübbeli arkadaşını hoş görmeni mi söyledi? 

 

Senin kendinde olduğunu düşündüğün bir gerekliliği sana hatırlatması o tanrının aslında senin kendi iç sesin olduğunu bana gösteriyor. 

tarihinde bayşapka tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
15 saat önce, sağduyu yazdı:

Aklı başında, mantıklı ve sağlıklı düşünen bir insan nasıl böyle bir zırvalığa inanabilir?

 

Evreni, insanı ya da insan topluluklarını anlamaya dair bir çabanız varsa bu söylediklerimin zırva olmadığını idrak edebilirsiniz.

 

İnsanoğlu bugün bin yıl önce hayal edemediği şeyleri yapıyor. Hayal etmediği bir sosyal düzende yaşıyor. Bu nasıl oluyor? Geliyor, birisi Allahın kendisine verdiği yeteneklerle, bir çığır açıyor, onun üzerine bir sürü bilgi, teknoloji, gelişme bina ediliyor. Bu birike birike o noktaya geliyor ki artık herkese ve herkesin hayatına mal oluyor. Ya da birisi bir hastalığın tedavisini buluyor, sonra herkes ondan faydalanabiliyor. Peygamberlik te bir nevi böyle. Ey insanlar ben sizden birisini muhatap alıp Ona manevi olarak ikram etmek ve yükseltmekle aslında Onun şahsında hepinizi muhatap alıyorum ve hepinizi yükseltiyorum demektir bu. Peygamber aracılığıyla Allah bir çığı açıyor, Onun açtığı çığırdan ve yoldan hepimiz O oluyoruz, Onun gibi oluyoruz. Aslında Hz. Muhammed'e verilen hepimize veriliyor. Ben Onu seçtim ve benim gözümde bütün insanlığı temsilen muhatap ve mükellef O dur diyor, yükü bizden alıp seçtiği peygambere yüklüyor. Bunda kıskanacak ya da nasıl olur da Onu seçer diye hayıflanacak bir şey yok.

 

Allah, seçerken insanlar gibi zahire bakmaz, kalbe bakar. Bizim hevamıza göre seçim yapmaz. Bak mesela insanların zahirine bakıp çok az miktarlara köle diye pazarda alıp sattığı Hz. Yusufu seçmiş. Ya da peltek bir çoban olan Hz. Musayı seçmiş. Ya da mısırda parya ve köle statüsündeki israiloğullarını vb. Hatta Allah diyor ki benim gözümde sizin değer verdiğiniz dünya o kadar değersiz ki, eğer hepinizin kafir olmasından korkmasam kafirlerin evlerinin kapılarını ve bacalarını altından yapardım.

 

Cehennem de böyle. Düşünsene cehennemle korkutmasa insanların kaç tanesi kendileri için faydalı olan emirlere uyar, zararlı olan şeylerden kaçınırdı? Kaç tanesi düzgün bir hayat yaşardı? İnsanlara yönelik dünyevi ve uhrevi ceza ve tehditler olmasa insan nasıl terbiye olurdu? Senin iyiliğine olan bir şeyi sana yaptırmak, zararlı olan şeylerden seni kaçındırmak ve sana ikram etmek için nefsini korkutuyor. Bunda da gocunacak bir şey yok. Bilakis korku ile ümit arasında olmak, yani kendi nefsimizin başımıza açacağı herzelerden korkup, Allahtan da rahmetini ümit etmek en sağlıklı durumdur.

 

Diğer yandan 1400 yıl önce yaşamış birisinin karılarıyla ya da aile hayatıyla ne alıp veremediğiniz var, doğrusu merak ediyorum. Acaba içten içe "lan biz bir kadın bulamıyoruz, ya da bir kadını idare edemiyoruz, bu adam nasıl bu kadar kadını kendine bağlayıp idare de edebilmiş" falan diye mi düşünüyorsunuz. Geçen gün ugandalı bir hristiyanla tanıştım babası avukat ve galiba yedi eşi ve bir sürü çocuğu varmış. Ne yapacağız, kültürü böyle, şartları böyle. Belki nufüzlu ya da zengin olduğu için çok çocuk sahibi olmak için yapıyor, belki genel bir fakirlik olduğu için kadınlar himaye olmak için onunla evleniyor. Ne yani sosyal güvenlik sistemi ya da dul yetim aylığı çıkalı kaç yüzyıl oldu sanki? Bilemeyiz ama çok evlenmiş diye adamı küçümseyecek ya da taşlayacak mıyız? Yoksa bunlar toplumun, kişinin şartlarıyla alakalı şeyler, insanların kıymetini belirlemez, önemli olan insanlığı, güzel ahlakı, diğer insanları ya da canlılara karşı sevgi ve saygısı vb. mi diyeceğiz. 

tarihinde Yeni Üye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
14 saat önce, bayşapka yazdı:

Senin kendinde olduğunu düşündüğün bir gerekliliği sana hatırlatması o tanrının aslında senin kendi iç sesin olduğunu bana gösteriyor. 

 

Bunu Allah direk yaptı demiyorum ama olayı teşhisiniz isabetli olmuş. Her ne kadar farklı değerlendirilebilecek başka örnekler de varsa da (Allah bazen insana bir şeyh ya da peygamber gibi manevi bir kişilik aracılığıyla da mesaj iletir) ama Allah insana zaten çoğu zaman kendinden konuşur. Vicdan dediğimiz de bu değil mi.

Onun ötesinde manevi süluk ve yolculuk yapan kişilerin daha direk tecrübelerinde de Allah aslında çoğu zaman ilgili kişinin önceden de haberdar olduğu belirli manaları insanların kalbine indirir ya da nakşeder. Böylelikle Kuranın edepleri, manaları ya da zikirleri peygamberin kalbine indiği gibi senin kalbine de inmiş olur. Daha bir hakiki, daha bir tadına doyulmaz olur. Yani bir şeyi okumakla yaşamak ve tecrübe etmek arasındaki fark gibi.

 

tarihinde Yeni Üye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 hours ago, Yeni Üye said:

 

Evreni, insanı ya da insan topluluklarını anlamaya dair bir çabanız varsa bu söylediklerimin zırva olmadığını idrak edebilirsiniz.

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 hours ago, Yeni Üye said:

Evreni, insanı ya da insan topluluklarını anlamaya dair bir çabanız varsa bu söylediklerimin zırva olmadığını idrak edebilirsiniz.

 

Yağmacı, 12 karılı bir arap bedevisinin peşine insanlığı, evreni anlamak için mi takılıyorsun? Etrafındaki kabileleri yağmalamak için icat edilmiş, yahudi palavraların üzerine kurulmuş bir dinle evren ve insanlık mı anlanır? Ha, insanlar böyle bir saçmalığa nasıl inanıyor diye inceliyorsan o başka.

 

2 hours ago, Yeni Üye said:

Allah, seçerken insanlar gibi zahire bakmaz, kalbe bakar. Bizim hevamıza göre seçim yapmaz. Bak mesela insanların zahirine bakıp çok az miktarlara köle diye pazarda alıp sattığı Hz. Yusufu seçmiş. Ya da peltek bir çoban olan Hz. Musayı seçmiş. Ya da mısırda parya ve köle statüsündeki israiloğullarını vb. Hatta Allah diyor ki benim gözümde sizin değer verdiğiniz dünya o kadar değersiz ki, eğer hepinizin kafir olmasından korkmasam kafirlerin evlerinin kapılarını ve bacalarını altından yapardım. 

 

Ortada seçen bir tanrı manrı yok, 1400 yıl öce birisi çıkmış falan tanrı beni elçi seçti, bana inanmazsanız sizi sonsuza kadar kebap yapar demiş. Aradaki farkı anlayacak zeka yok mu sizlerde? Bu kadar mı düşünmekten, akıl ve mantık yürütmekten acizsiniz?

 

2 hours ago, Yeni Üye said:

Diğer yandan 1400 yıl önce yaşamış birisinin karılarıyla ya da aile hayatıyla ne alıp veremediğiniz var, doğrusu merak ediyorum. Acaba içten içe "lan biz bir kadın bulamıyoruz, ya da bir kadını idare edemiyoruz, bu adam nasıl bu kadar kadını kendine bağlayıp idare de edebilmiş" falan diye mi düşünüyorsunuz. Geçen gün ugandalı bir hristiyanla tanıştım babası avukat ve galiba yedi eşi ve bir sürü çocuğu varmış. Ne yapacağız, kültürü böyle, şartları böyle. Belki nufüzlu ya da zengin olduğu için çok çocuk sahibi olmak için yapıyor, belki genel bir fakirlik olduğu için kadınlar himaye olmak için onunla evleniyor. Ne yani sosyal güvenlik sistemi ya da dul yetim aylığı çıkalı kaç yüzyıl oldu sanki? Bilemeyiz ama çok evlenmiş diye adamı küçümseyecek ya da taşlayacak mıyız? Yoksa bunlar toplumun, kişinin şartlarıyla alakalı şeyler, insanların kıymetini belirlemez, önemli olan insanlığı, güzel ahlakı, diğer insanları ya da canlılara karşı sevgi ve saygısı vb. mi diyeceğiz.  

 

1400 yıl önce yaşamış birisiyle ne alıp vereceğim olacak, eleştirim Muhammed ve tayfasına değil, onlar ölmüş gitmiş, eleştirim siz dincilere. Ne hedefi değiştirmeye çalışıyorsun? Hangi akıl ve mantıkla böyle bir herifin peşine takılıyorsunuz? Nasıl böyle bir herife inanmadığınız takdirde sonsuza kadar yakılacağınızı düşünebiliyorsunuz? Sizlerde hiç akıl, mantık yok mu?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 10.06.2019 at 16:31, teflon yazdı:

 

Her zamanki gibi yazacak çok şey var ama ben sadece şu kısmına değineyim:

 

Gerçekliğin ölçütü, mutluluk, huzur ya da pişmanlık vb. değildir. Depresyonda olmak ya da olmamak da değildir. Herhangi bir düşüncenin ya da edimin "o haliyle" sana fayda sağlaması ya da sağlamaması da değildir. Sahici ve kalıcı mutluluk falan hiç değildir.

 

Bunlar senin gerçekliği alet ettiğin (bunu da bu söylemlerle gayet güzel açık ettiğin üzere), arzu, beklenti vb. cinsinden motivlerindir. Bunları kullanarak gerçekliğe, gerçeğe şirk koşmaktasın işte. Bunlar senin insani, beşeri, biyolojik olageliş şeklinin bir nevi uydurmaları, koşullamaları, illüzyonları olduğu üzere, sen de tersinden gerçekliği, bunlara göre uyduruyorsun.

 

İnsan birşey uydurduğu zaman mutlu olamaz evet. Ya da bir yere kadar mutlu olur. Ama uydurduklarını "gerçek" zannederse eğer, o zaman ölüp gidene kadar mutlu ve mutmain olabilir. Ama sahte bir mutluluk. Öyle bir gerçeklik var ki sana göre, ne tesadüftür ki, merkezinde sen varsın ve biraz da meşruiyeti gereği doğru tuşlara dokunduğun vakit, senin sonsuz mutluluğuna dair bir çıktı veriyor. Resmen sana hizmet ediyor bu gerçek(!)..Hemi de tüm bir sonsuzluk boyunca..Bak sen şu işe..(!)

 

Aslolan gerçekse sadece gerçektir ve senin beşeri tüm öykünmelerinden bağımsızdır.

 

Her zamanki gibi kestirme cevapları beğenmiyorsunuz, o zaman akıl yürütmeyi detaylandıralım.

 

Gerçek var ve aslolan O diyelim. Ama bir de bizim bir benliğimiz ve onun kendisini merkeze koyarak olan biteni algılama ve yorumlaması var.

Şimdi insanların çoğu egosunu gerçeğe tabi kılmaz. Değiştiremeyeceği şeylerden memnun olmaz, şikayet eder. Değiştirebileceği-düzeltebileceği şeyleri ise bir sürü mazeret öne sürerek değiştirmez. Bu yüzden işi şikayet etme, çatışma ve mazeret üretmedir.  Dolayısıyla itiraz eden, razı olmayan ya da çatışan insan(nefis) aslında kendini gerçeğe şirk koştuğu için böyle yapar. Gerçeği, doğal olarak teslim alamaz ama bir türlü teslim de olmaz. O yüzden kavga sürer gider.

 

Ama bir de terbiyeli ego(nefis) vardır ki, O kendisini gerçekte yok eder. Kendini gerçeğe tabi kılar. Gerçeğe teslim olur. Gerçeğe bir ortak olarak değil Onun bir cüzü ve parçası olarak yeniden var olur. Bu durumda da olan bitene karşı ya duygusuzdur ya da her halükarda olan bitenden(gerçekten) memnun ve razıdır. Değiştiremeyeceği şeyleri kabul eder, itiraz etmez. Değiştirebileceği şeyleri ise gerçeğin bir parçası olarak değiştirmeye çalışır. Değiştirse de değiştiremese de sonuca itiraz etmez. Razı olma ya da kalp tatmini(sekine) hali beşeri bir öykünme değil, işte bu mertebenin (nefsini gerçeğe şirk koşmamanın) doğal sonucudur. İtiraz biterse, çatışma sona ererse doğal olarak barış gelir. Bir insan barış ve esenlik içerisindeyse o insan merkeze egosunu ya da kendisini değil gerçeği koyduğu için bu haldedir, zaten.

tarihinde Yeni Üye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

kafamdaki tanrı inancı ben birine(çoğunlukla müslümana) birşey yaptığımda cezalandırılmam ve biri bana bir şey yaptığında cezalandırılmaması ve hiçbirşey olmamış gibi hayatına devam etmesini gördüğümde son buldu. Çünkü müslüman biri bana birşey yapınca affeden ve onu cezalandırmayan ama ben müslüman birine birşey yaptığımda inanmama rağmen hayatımı mahveden bir allah modeli olamaz. bu konuyu görünce aklımda canlandı içimi döküp yazayım dedim. Ve daha niceleri var tabiki ama tüm forumu kaplamasın diye yazmyıroum

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...