Jump to content
HATEM

MÜZİĞİN DERİNLİKLİ ANLAMLARI ve SEÇTİĞİM MELODİLER...

Recommended Posts

YUHANNA 1 (1-18)

Başlangıçta Söz vardı.
Söz Tanrı’yla birlikteydi
Ve Söz Tanrı’ydı.

Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi.
Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı.
Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.
Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.
Tanrı’nın gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı.
Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. 8 Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. 9 Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı.
O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. 
Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi.
Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.
Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular.
Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.
Yahya O’na tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: “ ‘Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ diye sözünü ettiğim kişi budur.”
Nitekim hepimiz O’nun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık. 
Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi.
Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 dakika önce, HATEM yazdı:

YUHANNA 1 (1-18)

Başlangıçta Söz vardı.
Söz Tanrı’yla birlikteydi
Ve Söz Tanrı’ydı.

Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi.
Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı.
Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.
Işık karanlıkta parlar. Karanlık onu alt edemedi.
Tanrı’nın gönderdiği Yahya adlı bir adam ortaya çıktı.
Tanıklık amacıyla, ışığa tanıklık etsin ve herkes onun aracılığıyla iman etsin diye geldi. 8 Kendisi ışık değildi, ama ışığa tanıklık etmeye geldi. 9 Dünyaya gelen, her insanı aydınlatan gerçek ışık vardı.
O, dünyadaydı, dünya O’nun aracılığıyla var oldu, ama dünya O’nu tanımadı. 
Kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O’nu kabul etmedi.
Kendisini kabul edip adına iman edenlerin hepsine Tanrı’nın çocukları olma hakkını verdi.
Onlar ne kandan, ne beden ne de insan isteğinden doğdular; tersine, Tanrı’dan doğdular.
Söz, insan olup aramızda yaşadı. O’nun yüceliğini –Baba’dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul’un yüceliğini– gördük.
Yahya O’na tanıklık etti. Yüksek sesle şöyle dedi: “ ‘Benden sonra gelen benden üstündür. Çünkü O benden önce vardı’ diye sözünü ettiğim kişi budur.”
Nitekim hepimiz O’nun doluluğundan lütuf üzerine lütuf aldık. 
Kutsal Yasa Musa aracılığıyla verildi, ama lütuf ve gerçek İsa Mesih aracılığıyla geldi.
Tanrı’yı hiçbir zaman hiç kimse görmedi. Baba’nın bağrında bulunan ve Tanrı olan biricik Oğul O’nu tanıttı.



Nasîb olursa, Mesnevî'nin ilk 18 Beyti gibi Yuhanna İncîlinin ilk 18 ini şerh edeceğim.
Müzik ile yakından alâkalı olması bakımından, yukarıdaki altı çizili cümleleri öncelikle açıklamaya çalışacağım.
Başlamışken diğerlerini de açıklamaya çalışmak niyetindeyim.

Sayfada Müzikle ilgili ilâhî bilgiler verirken, seçtiğim müzikleri de paylaşacağım.

Soru ve i'tirâzlarınız, açıklamalarıma katkıdan başka bir hedefe ulaşamaz, istediğiniz kadar i'tirâz edin her zamânki gibi cevâbını alırsınız.
Fakat kendi beğenileriniz adına bu sayfada Müzik videosu paylaşmanızı istemiyorum.
Değerli melodilerden mahrûm kalmak istiyorsanız,
Ve Müzik hakkındaki tasavvufî, ilâhî gerçekleri işitmek istemiyorsanız
istediğiniz zamân sayfayı sabote edebilirsiniz ve paylaşımları bırakırım.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş


Muhteşem progresif Rock grubunun,
Muhteşem şarkısının (School),
Muhteşem "Ritim Saz!"
Taklîdi...

 

 

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Benim en sevdiğim ve sık sık dinlediğim bir ilahi vardır, onu paylaşmak isterim. Sevdiğim birkaç ilahi varama bu en çok sevdiğim ve etkilendiğim. Sözleri gerçekten çok etkiler, ateist olmam ondan etkilenmemi hiç engellemedi.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, HATEM yazdı:

Fakat kendi beğenileriniz adına bu sayfada Müzik videosu paylaşmanızı istemiyorum.

 

İletinizin bu satırını ya atladım ya da dikkatli okumadım. O yüzden bir tane kendi beğenim olan ilahiyi paylaştım, afedersiniz.

Silinmesini isterseniz sileriz. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, Türk Ateist yazdı:

 

İletinizin bu satırını ya atladım ya da dikkatli okumadım. O yüzden bir tane kendi beğenim olan ilahiyi paylaştım, afedersiniz.

Silinmesini isterseniz sileriz. 


Takdîr, Güzel olmuş, muvafıktır.

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş


Ayrılık ateşini güzel anlatan muhteşem bir eser.
Bu ayrılık ve aşk, Kâinâtın yaratılışıyla ve Yuhanna'nın başlangıcıyla da ilgili...

"Herkesi mest olur zannetme sen" (Yûnus Emre), Lâkin mest olanı yakıcı bir eser.

 


 

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 27.06.2019 at 11:52, HATEM yazdı:

YUHANNA 1 (1-18)       Başlangıçta Söz vardı.


Önce Söz vardı.
Önce (Başlangıçta)?
Hiçbir varlık daha yaratılmamış iken, zamân dahî yok iken "söz" vardı.
Varlık yaratılmadan önce bir varlıktan veyâ "söz" den bahsedilebilir mi?
Elbette...

Görünür Kâinâttan eser dahî yok iken Varlık vardı. Dikkat edin, Varlık yok iken varlık vardı diyorum.
Yağmur Yok iken, Su buharı vardı diyorum. Bulut yok iken Görünmeyen su buharı vardı demek istiyorum.

Evren yaratılmadan önce veyâ görünür olmadan önce vâr olan Bu varlık,, görünür Kâinât gibi mukayyed (bağımlı, sınırlı), zamânlı ve hayâlî bir varlık değil idi...
Görünür Kâinât daha yok iken, olan, yaratılan hiçbir şey yok iken, "Varlık"  vâr idi, mevcûd idi...

Tasavvuf ehli, Bu varlığı bizim algıladığımız varlıktan ayırmak için "Vücûd" ve "Mutlak varlık" diye adlandırırlar.
Vücûd'un ya'nî mutlak varlığın bir başı ve sonu yoktur. Agılarla (duyularla) mukayyed ve ölçülebilir değildir. Velâkin Kâinâtın, sonsuz çeşidliliğin, sonsuzluğun her şeyin kaynağı ve aslıdır.
Vücûd,, Değişim ve Dönüşümden münezzehtir fakat sonsuza kadar değiştiren ve dönüştürendir.
Vicdân dan türetilmiş, Vücûd olarak adlandırılan Mutlak varlık veyâ Öz varlık, Hakk Teâlânın kendisidir.
Kâinât ve zamân gibi Kayıdlarla sınırlı olmayan asıl varlık, Hakk Teâlânın kendisidir. Mutlak varlık, Hakk'ın Zât'ıdır.
Bu anlamda Varlık (Vücûd), bir mahlûk değildir. Kâinât, Varlığın zamânlı sınırlı formlarından ibârettir elbette mahlûktur ve hâdistir.
Mutlak varlık (vücûd) ise bir mahlûk olamaz. Ezelî ve Ebedîdir.

İşte Ortada Evren dahî yokken, zamân dahî yaratılmamışken bir Önce'likten bahsedilebilir mi?
Evet. Zamân yok, Görünür varlıklar da yok. Fakat Mutlak varlık var. "Önce" ile işâret edilen işte Zamânsızlık ve mekânsızlık Mertebesidir. 
Önce ile işâret edilen mertebe, Kâinâttan önce mevcûd olan Allah katı veyâ Allah indidir.
Bu mertebeye zamânsızlık ve mekânsızlık mertebesi demek, zamânın veyâ mekânın daha yaratılmamış olduğunu ifâde etmek için söylenmiştir.
Halbuki bu mertebe, zamân ve mekân ve sonsuz çeşitliliğin, sınırsız isimlerin aslı ve kaynağıdır.
O yüzden bu anlamda Allah (c.c.), kendisi hakkında Zamândan ve mekândan münezzehlik ifâdelerini kullanmamıştır.

Soru: Önce veyâ Başlangıçta denildiğinde Her şeyden önceki "Allah katının" anlatılmak istendiğini anladık.
Fakat, Kâinât veyâ Kâinâtlardan önceki "Mutlak Varlık" mertebesinin, biz "Mutlak Teklik" mertebesi olduğunu biliyoruz.
Hakk Teâlânın Zât'ının Mutlak tek (Ehâdiyetü'l-Zât) olduğunu biliyoruz.
Hakk'ın Zât'ı mertebesi olan bu Mutlak Teklik mertebesinde hiçbir ikilik ve çokluk, hiçbir sıfat ve renk açığa çıkamaz.
Biliyoruz ki Hakk'ın Zât'ının tekliğinde, mutlak tekliğinde, bütün çokluklar müstâğrâk ve müstehlektir.
Böyle bir mertebede "Söz" den ve Sözün Hakk Teâlâ ile bağıntılarından nasıl bahsedilebilir? Mutlak Teklikte, ikilik ve çokluğa dâir hiçbirşey açığa çıkamaz ki?
"Mutlak Teklik" ve "Sırf Zât" Mertebesi ve Ehâdiyyet mertebesi veyâ "HÛ" diye işâret edilen bu mertebede evet, "Söz" den bahsedilemez.
Bu mertebede, Hiç bir özelliğin Hakk Teâlâ ile bağıntısı mevzûbahis olamaz, anlamlandırılamaz.
Fakat, Zât'ın, Açığa çıkmaktaki ilk tecellîsi olan Ulûhiyyet mertebesi (Vahdet mertebesi) ve Ulûhiyyet mertebesinin bir derece daha açığa çıktığı Vahîdiyet mertebesinde (A'yân-ı sâbite mertebesi, hakikat-i insâniye mertebesi),, Allah ism-i şerîfi ve ihâta ettiği bütün isimlerin farklı ve birbirine zıd olan anlamları açığa çıkmıştır.
İşte bu ikinci ve üçüncü varlık mertebesinde "SÖZ" den ve Söz'ün Hakk ile olan bağıntısından bahsedilebilir.
Varlığın (Vücûd) bu ikinci ve üçüncü mertebesi, Mutlak Teklik (Ehâdiyet) mertebesi olmamasına rağmen, Mahlûk olmayan Ezelî bir varlık mertebesidir.
Söz'ün Hakk Teâlâ ile ilişkilendirildiği bu mertebenin Kâinâtın varlığından veyâ Kâinâtın idârecisi olan rûhların varlığından Önce'liği tartışmasızdır.

Her şeyin Başlangıcı ve Önce'sini anladıysak "SÖZ" e geçebiliriz.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hz. Ali, Hz.
Hallac, (Mansûr)
Hz. Şeyh (Muhyiddîn-i Arâbî),,
İsevî veliylerdendir.
İsevî Veliylerin ve Hz. Îsâ'nın Peygamberimize (s.a.v.) Özel bir yakınlığı vardır.
Velâyet kemâlâtı olarak tanımlanan bu yakınlık, Muhammedî emir ve nehiylere tâbi olmakla, çalışmakla elde edilir.
Rasulullah (s.a.v.)'in aktardığı bir kudsi hadis-i şerifte Allah Teâlâ buyurdu ki:
"Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevgili olan bir şeyle yaklaşamaz.
Kulum bana nafile ibâdetlerle de yaklaşmaya devam eder.
Nihayet ben onu severim.
Ben kulumu sevince, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum."

Hz. îsâ bir nebîdir. Veliy gibi çalışmaya muhtâc değildir, ihtiyâcı olan bilgiler ona hîbe edilir, velâyet kemâlâtının kaynağı nedir Diye sorulursa?
Hazret-i Şâh-ı Velâyetin (hz.Îsâ) velâyet kemâlâtı, özünde annesinden (hz. Meryem'den) annesinin takvâsından gelir.
Bir de âhir zamânda, Mehdî âleyhisselâm zamânında nüzûl ettikten sonra,  Muhammedî şerîata tâbi olması da Şah-ı Velâyet olmasının sebebi veyâ gereği olabilir.
Kader, öncelik ve sonralığa tâbi olmak zorunda değildir. İnsân,, sonradan yapacağı bir iyiliğin karşılığını önce,, Sonradan yapacağı bir kötülüğün cezâsını da peşin olarak görebilir.

Yeryüzünde şu ânda gerçek anlamda Ne bir hıristiyân vardır ne de Mûsâ'nın dînine mensûb bir Musevî...
İsevîler ve Musevîler ve her peygamberin vârisleri,, ya'nî o peygamberlerin benzeri olan insânlar  Ümmet-i Muhammedin içindedirler.
Bunlar Her devirde 124 bin küsûr kişidir. Çoğu, kendinin veliy olduğunu bilmez.
124 bin evliyâ içinde kadrolu, rütbeli, belirli görevleri olan ma'nevî yöneticiler vardır,, Rahmânî devletin yönetici veliyleri vardır. Bunların sayısı 313 veyâ bin civârıdır.
En zirvedeki yönetici Kutbu'l-Aktâbtır (Gavs).
Bu Rahmânî devletin ilk dört kişilik kadrosu içinde, her zamân, Hz. îsâ'nın vârisi olan Îsevî bir müslümân (gizli bir veliy) vardır.


 

 

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sâhilsiz Bir Ummân... Hz. Meryem...

Kimindir feyz-ü hem ihyâ ne sırrdır hem dem-i Îsâ,
Nedir Meryem’deki deryâ haber ver dürr-i yektâdan?
  NİYAZÎ MISRÎ

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ben muzik konusunda sunni müslümanlar ile aynı düşünüyorum.

Seks uyuşturucu gibi bağımlılık yapıyor.Zamanı boş yere kullanmamamıza sebep olan bir alışkanlıktır.

Irkçı birinin  sözüde hoşuma gitmişti. zenciler için  iyi muzik yapıyorsunuz dans ediyorsunuz ama zeka düzeyiniz sıfır diyordu.:)

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, uygur yazdı:

Ben muzik konusunda sunni müslümanlar ile aynı düşünüyorum.

Seks uyuşturucu gibi bağımlılık yapıyor.Zamanı boş yere kullanmamamıza sebep olan bir alışkanlıktır.

Irkçı birinin  sözüde hoşuma gitmişti. zenciler için  iyi muzik yapıyorsunuz dans ediyorsunuz ama zeka düzeyiniz sıfır diyordu.:)


Müzik, Zâhidin Zühdünü,, Fâsığın da Fıskını artırır.
Meselâ ekmek yemek haramdır diyebilir miyiz? Aslında denilebilir.
Denilebilir ki, Kötü insânlar ekmek yemesin.
Niye? Çünkü kötü insânlar yedikleri ekmekten aldıkları enerjiyle kötülük yapıyorlar. O halde ekmek yemesinler, doğru... İyi insânlar ekmek yesin.
İyi insân müzik dinlediği zamân faydalı şeyler düşünür Yüce işlere varlığında kapı açar. Kendisindeki güzellikler uyanır.
Kötü insân sevdiği müziği dinleyince kötülükleri ivmelenir.

İçki için de aynı şeyi söylüyorlar (hz. Mevlânâ). İyi insânın iyiliğini kötünün de kötülüğünü artırır diyorlar.
Ama içki için, İyi insânlar İçki içebilir diyebilir miyiz? Bir Sünnî olarak ben diyemem. Niye?

İyi bir insân, içki içtidğinde başkasına zarâr vermez, iğneleyici konuşmayla bile zarâr vermez. Neşelenir, Güldürür. Sızar.
Ama İçkiyle kendine zarâr verir, Aklına ve nesline zarâr verir... İçki içmek  kesinlikle harâmdır. Ma'nevî sarhoşluk (sekr) hâlini veren kutlu içkiden bahsetmiyorum.
Müzik de aslında aynıdır. İyi bir insân, irfân ehli bir insân müzik dinlediğinde iyilik yönünde şevki ve azmi artsa da,, değişik yönlerden zarâr görür.

Ledünnî ilim açısından müziğin önemli bir zarâr çağırıcı özelliği vardır. Ne demek istiyorum?
Anlatma fırsatı bulursam anlatacağım, Müzik, Hakk'a kadar varan muhteşem sırrlar ihtivâ eder.
İnsicâm, âhenk, matematik, kimyâ simyâ hepsi müzikte var.
Bu anlamda Müzik, Gündüz gibidir. Veyâ Gülmek gibidir. Veyâ müzik Düzendir.
Ama Gündüzün ardından Gecenin gelmesi muhakkaktır.
Dolayısıyla, Müziği gören ledünnî ilim sâhibi ârif kişi, Müzik dinlemenin ardından,,  Gecenin veyâ ağlamanın veyâ Kaosun ortaya çıkacağını anlar.

Neyse çok şeyler yazılabilir, Gıdım gıdım anlatmak belki daha tatlı olur...

Müzik Dinlememden Sünnî olmadığım kanâatine varman yanlış.
Sünnî olduğum kanâatine seni hemen ulaştırayım.

Edip Harâbî diye bir kendini bilmez var. Vardı...
İçki bize harâm değil size harâm diyor.
Dinleyen sünnîler de zannediyor ki adam ma'nev'i sekr hâllerinden (sarhoşluktan) falan bahsediyor. Değil,
Adam resmen Üzüm suyundan (alkolden) bahsediyor.
 

 

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 27.06.2019 at 15:43, Türk Ateist yazdı:

Benim en sevdiğim ve sık sık dinlediğim bir ilahi vardır

 

Bu bir Pir Sultan Abdal şiiridir ve ilk olarak Cem Karaca tarafından şarkı olarak söylenmiştir.

Daha sonra Ahmet Özhan tarafından sufi ve saray müziği şeklinde seslendirilmiş olup en son ilahi olarak okunmuştur.

Sizin hoşunuza gitmesi büyük ihtimalle büyük bir Alevi şairinin derinliğinden gelen sözlerini yansıtıyor olmasıdır.

Muharrem Ertaş'ın da Ay dost! diye başlayan çığlığı bende büyük etki bırakır, adeta tüylerim diken diken olur.

O Ay dost! çığlığının arkasında o kadar acılar var ki, bunu yaşamasan da hissettirir. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 01.07.2019 at 00:54, uygur yazdı:

muzik ... bağımlılık yapıyor.Zamanı boş yere kullanmamamıza sebep olan bir alışkanlıktır.


Benim burada müzik paylaşımı hedeflerimden birisi ateistleri eğitmek onlara ufuk ve görgü kazandırmaktır. Belki domuz gibi çevrelerine saldırmaktan vazgeçerler...
Faydalı olalım diye biraz kendimizi fedâ ediyoruz işte...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Parasını vermeden Dinleyemeyeceğiniz bir muhteşem şarkı daha paylaşayım.
Yaklaşık 40 yıllık bir beste.
Te'lif haklarının sâhibi olan şirket, Akvaryum balıklarına sempati duyduğundan bir seferlik tolerans gösterdi.
Dinleyin bakalım bedavacılar,
Akvaryum balıklarının büyüsüyle birlikte,
Hediyem olsun...
 


 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

YOLUNA KURBAN,

Vâsıl olmaz kimse Hakk’a cümleden dûr olmadan
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pürnûr olmadan

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede hakk
Pâdişâh konmaz saraya, hâne mamûr olmadan

Hakk cemalin kâbe'sini kıldı âşıklar tavaf
Yerde kâbe, gökyüzünde beyt-i mamûr olmadan

Mest olanların kelâmı kendiden gelmez veli
Ya niçin söyler ene’l-hak, kişi mansûr olmadan?

Mest olup meydane geldim ta ezelden ta ebed
İçmişem aşkın şarabın âb-ı engûr olmadan

"Mûtû kable en temûtû" sırrına mazhar olan
Haşr-ü neşri bunda gördü nefha-i sûr olmadan

Âşıkın çok derdi amma sırrın izhâr eylemez
Söylemesi terk-i edeb çünki destûr olmadan

Bir acaîb derde düşmüş tutuşur şemsî müdâm
Hakk'a makbûl olmak ister, halka menfûr olmadan
                                                                     ŞEMSEDDÎN SİVÂSİ kaddesAllahu sırrahu'lAzîz

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...