Jump to content
teogoni

Özgüven Nerede Kaybediliyor?

Recommended Posts

Ben küçükken akranlarımla kavga ettiğimde hep dayak yermişim. Annem de komşu çocuklarına kızamaz, komşuya laf edemez beni içeri alır ağlarmış. Kendisi de aşırı derecede özgüvensiz. Pazara çıktığımızda hep "Şunu alalım mı? Bunu alsak mı?" diye sorar. Karar veremez. Yemek yaparken hep başkalarına danışır. 

 

Merak ettiğim.

 

1) Ben küçükken genetik olarak anneden aldığım genler yüzünden zaten pasif, özgüven siz korkak tım da ondan mı hep dayak yiyordum. Ve ileride de bu genlerin kontrolünde ozguvensiz mi olacaktım?

 

2) Ben bu şekilde kararsız ozguvensiz çekinik olmayi anneden görerek mi öğrendim. 

 

3) Eğer ben orada kavgalarda döven olsaydım bu durumda ben cesur kendine güvenli biri olup bu yonum kendi kendine gelişecek ve ilerde sosyal olmama olanak mi saglayacakti?

 

4) Antidepresan kullandığında beynimin bu ezik büzuk kafasi karışmış kararsız korkak çekinik odaklanamayan isteksiz halı gidiyor. Kendine güvende artış sosyal yönde istek. Rekabet. Heves. Hayatta zevk alma gibi duygular yerine geliyor. Bunların hepsi şu temele oturuyor: "Ben de varım. Ben de yaparım" diye hani bir duygu vardır ya insanı harekete geçiren. O duygu oluşuyor.

 

*Özgüven aslında çok basit ilkel bir temele mi dayaniyor. Organizma ilk hayat mücadelesinde güç yarışında kaybederse ezilmeyi dövülmeyi korkmayi mi öğreniyor? Ve çocukken ilk sosyal ilişkilerinde bastırılan kendini akranlarının içinde kanitlayamayan cocuk artık ozguvenini kayıp mi ediyor? 

 

Bunlardan hangisi doğru. Bana ne olmuş ve ne olacak? Ne yapmam lazım. Kolay gelsin. 

tarihinde teogoni tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
14 dakika önce, bayşapka yazdı:

Bilgi özgüven verir. Cehalet kolaya kaçırtır. Sen ne biliyorsun? Mesleğin, kabiliyetin var mı? O meslekte başarılı mısın? 

Hiçbir alanda bir uzmanlığım yok. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, bayşapka yazdı:

Bilgi özgüven verir. Cehalet kolaya kaçırtır. Sen ne biliyorsun? Mesleğin, kabiliyetin var mı? O meslekte başarılı mısın? 

 

Özgüvensiz kişi nasıl bir konuda tamamen uzman olduğunu iddia edecek? :D

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

öz güven veya özgüvensizlik kavramı kendiliğinden oluşmuş ve psikoterapinin ekmek teknesi haline gelmiş bir kavramdır, bunun sebebi kişinin yanlış inançlara sahip olması ve bu yanlış inançlarının farkında olmamasından kaynaklanması özgüven yada özgüvensizlik kavramlarına takılı kalmasına neden olmaktadır .sizdede bu yanlış inançlar mevcut gibi görünüyor, çünkü birini kavgada dövmek veya dayak yemek ne sağlam bir özgüvenin temelini oluşturur nede bir özgüvensizliği sizin  bu kavgada dayak atmak yada dayak yemek gibi konulardaki inançlarınızı gözden geçirmeniz gerek. ayrıca antidepresanlara ihtiyaç duymak yanlış inançlara bir başka örnektir, çünkü anti depresanlar sadece bir geçiş dönemi  ihtiyaçı olarak kalıcı olmayan bir etkisi vardır..

tarihinde Zihinsel Orgazm tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

asıl sorun  sizin özgüvensiz olduğunuz alanda neden bulunma zorunluluğu hissetiğinizi sorgulama öngörünüzüzden sizi  nelerin mahrum ettiğini anlayamamanızdan kaynaklanıyor..

tarihinde Zihinsel Orgazm tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 hours ago, Zihinsel Orgazm said:

öz güven veya özgüvensizlik kavramı kendiliğinden oluşmuş ve psikoterapinin ekmek teknesi haline gelmiş bir kavramdır, bunun sebebi kişinin yanlış inançlara sahip olması ve bu yanlış inançlarının farkında olmamasından kaynaklanması özgüven yada özgüvensizlik kavramlarına takılı kalmasına neden olmaktadır .sizdede bu yanlış inançlar mevcut gibi görünüyor, çünkü birini kavgada dövmek veya dayak yemek ne sağlam bir özgüvenin temelini oluşturur nede bir özgüvensizliği sizin  bu kavgada dayak atmak yada dayak yemek gibi konulardaki inançlarınızı gözden geçirmeniz gerek. ayrıca antidepresanlara ihtiyaç duymak yanlış inançlara bir başka örnektir, çünkü anti depresanlar sadece bir geçiş dönemi  ihtiyaçı olarak kalıcı olmayan bir etkisi vardır..

 

Öncelikle, bu mevzuya dokunmak gerekiyor.

 

Özgüven patladı, şu oldu, bu oldu, depresyon, şu bu... Sonuç, antidepresan denen şeyler. Bu minik hapların içinde özgüven mi saklı?

 

Aslında daha basit şeyler de var. Kıza iki kadeh şarap içirirsiniz, kız, normalde razı olmayacağı şeyler yapar, çıkar piste öyle bir döktürür ki, öyle böyle değil. O güne kadar hep yan çizdiği şeyi terkedip, yatağa gitmeye falan da razı olur, kendine o kadar güvenir. Bu gözden kaçar, sarhoş dediğimiz adam çok kez, kendine daha falan güvenen adam olacaktır. Normalde sokağa çıkarken saklanan adam, sevdiği kzının kapısının önünde naralar atmaktan hiç çekinmez. Bu piskoloji, ruh falan gibi zırvalıkları kenara koyup, onların at gözlüğünden kurtulup bakınca, alkolün, baya baya özgüveni artırdığı, tavan yaptırdığını görmek hiç zor değildir. 

 

Dönelim antidepresanlara. Ne iştir bunlar? Şöyle bir bakarsanız, eninde sonunda, olayın serotonin mekanizmasına, bu hormonun üretilmesi yada tüketilmesine yönelik bir işlevi olduğunu görürüz. Garip, ama alkol de benzer bir mekanizmaya sahip, hayret verici mi?

 

Şimdi nedir bu serotonin? Uzatmadan, düz yazalım: Mutluluk hormonu. Tamam, başka bir sürü şeyi de var, mutluluk safi buna bağlı değil, ama genel olarak, bu meredin olayı bu.

 

Gene basitçe anlatırsak, ele alırsak, serotonin demek, mutlu olmak demek. Bu ilaçlar, alkol falan, hepsi temel olarak, bu hormonun varlığını artırıyor. Yani içeni daha mutlu hale getiriyor. Temel olarak, olup biten bundan ibaret.

 

Olayı, anlamak üzere, çok kaba bir yontma ile özetlersek, özgüvenin kaynağı, mutluluktur. Mutlu olursanız, özgüven gibi falan bir derdiniz olmaz. Zira, vücut kendi serotonin olayını kendi halletmiştir. Tamam da, şöyle bir şey var. Sorun sizi mutlu edecek dış faktörler olabileceği gibi, sizin serotonin işleme mekanizmanızdan da kaynaklanabilir. Yani, sorun, yaşantınız değil, bilfiil vücudunuzun kendisi olabilir. Daha açık söylersek, vücudunuz zaten mutsuz olmak ve depresif olup gitmek için varolmuşta olabilir. Ha, eğer gözünüzü açar gene doğru bakarsanız, bazı insanların tastamam böyle olduklarını görürsünüz. 

 

Ama, bir insan evladı olarak, anamızdan nasıl doğduğumuz bizim kaderimiz değil. Biz, çevreyi vs. maniple edip, doğuştan olan özelliklerimizi değiştirme kabiliyetine sahip canlılarız. Yani, çok çok ciddi bir durum olmadıkça, mutlu olmak gayet mümkün.

 

Eğer genetik özellik+fizyoloji çan eğrisinin dip uçlarında kalan bazılarını gözardı edersek, ortalama bir insan için, mutlu olacak bir şeyler muhakkak olacaktır. Önemli olan da o şeyi arayıp bulmaktır. Tabi, amanda dinimize ters denerek mesela, sizi mutlu edecek şeyden ırak kalmanız da çok çok mümkündür. Yani, bizim toplum örgümüz, daha sonra bahsedeceğimiz şekilde, sürü güdülerimize yönelik şekillenmiştir. Bu da, biz değil önce sürü noktasını getirmiş, bireylerin mutluluğu yerine, sürü, daha acısı sürünün başındaki bir kaçının mutluluğu adına, hem sürünün genel toplamının, hem bireylerin mutluluğu iğdiş edilmiştir. Bunun en bariz, en somut örneği dindir. Hatta, dünyada mutsuzluğu garantilediği için, cennet gibi bir martavalla insanları uyuşturmanın da yolunu bulmuştur. 

 

Yani, cevap basit. Gidin sizi mutlu edecek şeyi bulun, onu yapın. Eğer cidden sorun olacak bir fizyolojiniz varsa, bunun ilec, tedavi falan da önemli ölçüde var olacaktır. Gereken desteği alın. 

 

Peki neden mutlu veya mutsuz oluyoruz, bizi mutlu eden zımbırtıyı nasıl bulacağız? Piskoloji bir bilim ve baya baya iyi iş çıkarıyor. Ona zırvalık demek elbette haksızlık. Fakat, sorun şu ki, psikoloji bireyi çevresinden soyutlayarak incelemeyi ve çalışmayı tercih edip, pek çok sorunu baştan ıskalıyor. Aslen, olması gereken, psikoloğun koltuğuna, hastanın tüm çevresiyle birden oturması gerekmesi. Yani, bu meseleleri çözebilmek için, birey ve ötekilerle ilişkisi değil, yani, bire - çok ilişki modeli değil, bireylerin tümü ve çevre ile ilişkileri birlikte incelenmesi gerekiyor. Tabi ki bu da klinik olarak mümkün değil, suni olarak serotonini basıp geçiyorlar haliyle. 

 

Bu soruların cevabını, evrimsel psikoloji içinde bulabilirsiniz. ama o da basit bir mevzu değil, o başka mesele.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
18 hours ago, teogoni said:

Ben küçükken akranlarımla kavga ettiğimde hep dayak yermişim. Annem de komşu çocuklarına kızamaz, komşuya laf edemez beni içeri alır ağlarmış. Kendisi de aşırı derecede özgüvensiz. Pazara çıktığımızda hep "Şunu alalım mı? Bunu alsak mı?" diye sorar. Karar veremez. Yemek yaparken hep başkalarına danışır. 

 

Merak ettiğim.

 

1) Ben küçükken genetik olarak anneden aldığım genler yüzünden zaten pasif, özgüven siz korkak tım da ondan mı hep dayak yiyordum. Ve ileride de bu genlerin kontrolünde ozguvensiz mi olacaktım?

 

Belkide, bunu bilmek zor. 

 

18 hours ago, teogoni said:

 

2) Ben bu şekilde kararsız ozguvensiz çekinik olmayi anneden görerek mi öğrendim. 

 

Belki genetik olarak annenden aldın, babandan aldın, belki de sonradan geliştirdin, bunu bilmek kolay iş değil.

 

18 hours ago, teogoni said:

3) Eğer ben orada kavgalarda döven olsaydım bu durumda ben cesur kendine güvenli biri olup bu yonum kendi kendine gelişecek ve ilerde sosyal olmama olanak mi saglayacakti?

 

Öyle olmak zorunda değil. O halde pek çokları, sanıldığından daha özgüvensizdir, önlerine geleni dövmeleri de genelde bu yüzdendir. Revolver diye bir film vardır, izlersen bir şeyler çıkarabilirsin mevzuya dair. 

 

18 hours ago, teogoni said:

4) Antidepresan kullandığında beynimin bu ezik büzuk kafasi karışmış kararsız korkak çekinik odaklanamayan isteksiz halı gidiyor. Kendine güvende artış sosyal yönde istek. Rekabet. Heves. Hayatta zevk alma gibi duygular yerine geliyor. Bunların hepsi şu temele oturuyor: "Ben de varım. Ben de yaparım" diye hani bir duygu vardır ya insanı harekete geçiren. O duygu oluşuyor.

 

Demek ki, hormonlarında bir sorun var. Bundan çıkacak tek sonuç bu. 

 

18 hours ago, teogoni said:

*Özgüven aslında çok basit ilkel bir temele mi dayaniyor. Organizma ilk hayat mücadelesinde güç yarışında kaybederse ezilmeyi dövülmeyi korkmayi mi öğreniyor? Ve çocukken ilk sosyal ilişkilerinde bastırılan kendini akranlarının içinde kanitlayamayan cocuk artık ozguvenini kayıp mi ediyor? 

 

Bunlardan hangisi doğru. Bana ne olmuş ve ne olacak? Ne yapmam lazım. Kolay gelsin. 

 

 

Asıl soru bunlar. Özgüven, muhakkak, çok basit veya baya karışık, ama her durumda ilkel bir temele dayanıyor. yukarda bir yerde biraz dokunduk, serotonin dedik. Bu bir sürü hayvanda mevcut. Hatta, nerdeyse aynı görevlerle böceklerde bile mevcut. Demek ki bu mevzu, çok çok eski ortak atalarımızdan geliyor ve pek ilkel bir mevzu. 

 

Velakin bu, şunu da getiriyor, serotonin mekanizması, çok çooook uzun milyon yıllardır evrilip gelişiyor. O halde, bu ve buna bağlı şu özgüven vs. mevzuları varsa, bunların kaybı, kazanılması vs. durumu varsa, bunların canlıya en iyi adaptasyon koşullarını sağlamak üzere evrildiğini söylemek yanlış olmaz. 

 

Ve buradan acayip bir sonuç ortaya çıkar. Özgüven tavan tavan gezerken, birdenbire dip yapıp tarumar oluverebiliyor. Bu da bize bir şeyler anlatıyor olmalı. Bu kadar evrim geçirip vara vara böyle bir hale varmışsak, bu baya baya evrimle kazanılmış bir avantaj olmalı. 

 

Yani, çok abes gelebilir, ama özgüven kaybı, yitimi aslında kişinin avantajına olan bir şey olmalı. Evet, çok abes bir laf gibi, ama genel bilimsel düşünce bunu diyor, bunu işaret ediyor. Özgvenin tavan yapması da, tabana düşmesi de, aslen canlı için bir avantaj. Biz negatif duruma bakıyoruz, özgüvensizlik tarafına. Bu işte senin için bir avantaj. Garip, abes ama gerçek, bu baya baya iyi anlaşılması gereken bir husus.

 

Şimdi senin örneğinden duruma biraz izahat getirelim. Eğer sen özgüvenin yüksek biri olaydın, seni döve döve öldüreceklerdi mesela. Yada sakat falan kalacaktın. Özgüvenin yokluğu, seni öyle dayak yiyip durmaktan kurtardı işte, gayet bariz değil mi? Olaya daha şöyle bak, özgüveninin düşmesi, seni leopardan kaçmaya, saklanmaya güdüler, sende gereksiz kahramanlığa çıkmaz, kedi maması olmaktan, kediye "var mı bana yan bakan" demekten kurtulmuş olursun. 

 

Fakat, insan bazen leoparın önüne kendini atar. İnsan mevzusunu anlamak için, daha koaly bir şey var. Bir kedi, kendinden büyük köpeğe, timsaha, ayıya kafa tutabilir, çok zamanda onları altetmeyi de başarır, bu ne özgüven? Oysa, beklenti, tersi olmamalı mıydı, evrimsel analizimize göre?

 

Durum bu değil. Durum sürü mevzusu. Kedi, sürü canlıs da değil, ama öyle di mi? İşte kaçan şey budur gözden, sürü, ortak gen havuzu demektir. Eğer kedinin yavrusu falan varsa, ortak bir gen havuzu da vardır. Yani en asosyal hayvanlardan biri olan kedi bile, aslen sürü canlısıdır. Değerlendirme buna göre yapılmalıdır. Kedi, yavrusunu korumak üzere, köpeğe tereddütsüz saldırır. Zira, bunu yapmakla, en kötü ihtimalle, yavrusuna zaman kazandırmış, genlerinin devamı için bir fırsat yaratmış olur. 

 

Şimdi uzatmayalım. İki uç noktayı aldık, özgüven düşük, avantaj, özgüven yüksek, o da avantaj. Bu olayı daha eli ayağı düzgün şekilde ele almak gerekir. Tabi, birde yukarılarda bir yerlerde de bahsettiğimiz, mutluluk ve özgüven ilişkisi ile birlikte. BUndan, elle tutulur somut bir hal, en azından bir kılavuz çıkarabiliriz herhalde. 

 

Olmaması gereken özgüven, ansıl oluyorda kedide peydahlanıyor? Kaba saba yontulmuş haliyle yazalım, anlamak kolay olsun. Tüm olay şu, sorumluluk hissi. Eğer siz bir şeylerden kendinizi sorumlu hissediyorsanız, öyle bir durumunuz varsa, özgüven sizi avantajlı kılar. Bu da şunu getirir ve gösterir, özgüvenin size yaraması için, sorumluluk hissediyor olmanız lazım. Bu birinci husus.

 

İkincisi, mutlu olmanız lazım. Neden? Basit, neden mutsuz olursunuz? Unutmayın, ağaç tepelerinde falan yaşayan canlılarsınız, top tüfeği geçin, taş baltayı falan yeni yeni icat ediyorsunuz. Sizi ne mutsuz eder? Herhalde, Night King'in Arya Stark'ı havada yakalaması olmayacak bu mutsuzluk kaynağı. Mutluluk kaynağı da, arya'nın kurnazca bıçakla night kingi deşmesiyle yaşanmayacak. 

 

Sizi ne mutsuz edecek, etti, ne iştir. İnsanların tepkileri ,bize bunu açıkca gösterir, çok çok uzamaya gerek yok. 

 

 

Mutsuz olmakla, mutlu olmanın arasındaki mesafe, göreceğiniz gibi, sadece bir kaç saniye olur çok zaman. Ama görebilirsiniz, mutsuzluğun asıl temel kaynağı, tehdit hissidir. Bu his, ilkel günleri düşünürsek, yiyecek bulamama tehditidir. Çocuğu kaybetme nedeniyle, üreyememe tehdididir, kız bulamamak nedeniyle üreyememe tehdididir, hasta olduğun, bir tarafını kırdığın için ortaya çıkan tehdittir. Bunlar gibi. Bu durumda, normal olarak özgüvenin düşer, bu seni bir yandan korurken, diğer yandan senin sürünün diğer bireylerinden uzak kalıp, onları korumana da faydası olur. Mesela hastasın, özgüvenin düşük, o yüzden sürüden utanıyor, çekiniyor, gidip bir şey diyemiyorsun ve mikrobu onlara taşımamış oluyorsun. Yada, yaralandın, özgüven gitti, öyle kaldın, sırtlan sürüsü gelip seni yedi, o arada sürün ağaçlara kaçacak vakit kazandı. Gördüğünüz gibi, bu mekanizma, geliştiği dönemde, özgüveni yıkarak sürüyü gayet güzelce koruyan bir mekanizma. 

 

Şimdi bu yazdıklarımızı toplarsak...

 

Eğer mutlu isen, yemek var, eş var, yırtıcı tehdidi yok vs. vs. sorun yok, özgüven tavan. Bu da seni başarılı kılıyor. Gidip başka eşler buluyorsun, ava gidip yemek işini hallediyorsun vs. vs. Bundan pek sorun yok. Ama basit, çok düz tabirle, ne kadar mutlu isen, o kadar özgüvenin ve paralel olarak başarın var. Ama sorun şu ki, bu mekanizma, ormanda yaşarken gelişti. Yani, orman kanunları varken işe yarıyordu. Bugün, bunun bu kadar düz olması olası değil ve çok zaman bu cahil cesaretine yol açar. Sonuçta, arkası boş, kof özgüven dediğimiz şey ortaya çıkar ki, pek çok başarısızlığın ana sebebidir. Kişiler, ne kadar orman kanunlarına yakın yaşıyorsa, ne kadar ilkelse, o kadar bu tür özgüven gösterme tribinde olurlar, bu yüzden buna cahil cesareti denir. 

 

Bunun, çok bilmekle, iyi meslekle, cepte para ile, güçlü kaslar ile falan, özgüven açısından bir etkisi yoktur. Burada konu mutlu olmaktır, yani beyindeki serotonin olayının gaye t düzgün olmasıdır. Eğer, antidepresanlara bakarsanız, hemen fayda etmezler, uzun müddet kullanırsan fayda ederler. Yani, bu mutluluk, uzun süre devam etmelidir. Aha, istavirde attım, kılıç balığı tuttum, oleeey diyerek yaşanmış bir anlık mutluluk, bu özgüveni getirmez. Uzun süre mutlu olursanız, işte o zaman bu özgüveninizi tavan yaptıracaktır. Ha, cahil cesaretine saplanıp kendinizi helak eder misiniz, edersiniz tabi, olabilir. Ama konu o taraf değil malum.

 

Ama mutlu değilsen. İşin bu tarafı var. Dikkat edin, eğer mutsuzsan ama sorumluluğun varsa, o sorumluluk senin özgüvenini artırıyor. İşte püf noktası da burada. 

 

Başka başka bir sürü mevzuya da bakarsak, mutluluğun anahtarının aslında sorumluluk almaktan geçtiğini görürüz. Direk ilgisi olabilir, bazen olmayabilir, ama sorumluluk alarak mutlu olacak bir sürü şey bulabilirsiniz. Bu da size özgüven getirir. 

 

Özet geçersek, özgüvenin anahtarı, sorumluluk sahibi olmaktır. 

 

Neden, nassıl yani? Günümüzde, suni olarak mutlu edecek çok şey olacaktır sizi. Babanızın bir yandaş müteahhit olması, sonuçta altınızda bir BMW, dar kısa paça pantolon sahibi olmanız gibi. Bunun getireceği mutluluk, aslen sunidir, sizi seri köz kardeşim derken acayip özgüvenli yapacaktır. Ama, herkes bu şansa sahip olmadığı gibi, malum, faizler patlar, babanız batar, öyle şey gibi açıkta kalıverirsiniz. O özgüvende bir tarafınızda patlar. 

 

Daha iyi bir örnek, allah denen bedevi martavalına, onun lafına güvenirsiniz. Okudum, ettim, koskoca doktor oldum dersiniz... Sonra mı, bu aptal özgüveniniz sizi öyle bir becerir ki, suda şeyedilmiş sıpadan beter olursunuz..


 

Quote

 

1985 yılında doğdum. Ailem dindardır tabi bende böyle yetiştirildim keşke yetiştirilmeseydim şimdi görceksiniz. 
Lise sınavında iyi puan alıp fen lisesine gidip sonra tıpı kazanıp mezun oldum. Ailem ve ben dindar olduğumuz için sevgilim olmadı reddetmiştim.Tıptan mezun olduktan sonra askere gittim askerlik bitince de artık evlenme yaşın geldi diyip beni güya iyi aile kızı diye şuan ki eşimle tanıştırdılar. Ben bekaret takıntısı veya vb. gibi adam değilim bu arada. Sadece zina yapmadığım için zina yapmayan bir insanla evlenmek istemiştim o zamanlar. Yani evlenip boşanan bir kadınla evlenebilirdim benim için sorun olmazdı. Zina yapan kadınla evlenmek istememe sebebim Kuranda zaten açıklıyor helal meselesi. Zina yapanlarla zina yapanlar zina yapmayanlar zina yapmayanlarla evlenmesi helal kılınmıştır diye. Ailem yakın çevrem eşimi o kadar güzel tanıttıki böyle birşeyin olacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi. Son birkaç ay önce yakın bir arkadaşım (kardeşimden öte diyeyim)(sürekli p*rno izler) bana çok çekinik bir şekilde geldi. Tabi ben anlayamadım. Bana çok sakin bir şekilde eşimin videosu olduğunu anlattı malum sitede hamster. Hani bir an olur hayatın o derece anlamsızlaşır ya benimkide öyle oldu malesef. Bazı yerler bana ait anlatmıcam k.bakmayın. Bu arada benim eşim ev hanımı. Eve apar topar geldim. Bağırdım çağırdım kendim geçip bütün hıncımla tabakları kırdım zarar vermedim ama eşime. Boşanacağımı söyledim. Ama en kötüsüde ne biliyor musunuz? 2 tane oğlum var biri 6 diğeri 3 yaşında. Boşansam bile ilerde onlara niye boşandığımı nasıl anlatabilirim ki? Daha da kötüsü videodanda haberdarmış benim eşim çekildiğinden yani ifşa falan değil. Boşanacağımı söyledikten sonra ev hanımı olduğu için yani işsiz nafaka tehdidi etti. Videoyu sildirdim. Yani artık böyle bir video yok boşanma davasında kanıtım bile yok. Boşanamıyorum çünkü çocuklarımı öyle bir kadına emanet edemem de. Hele hele nafaka ile vereceğim parayı çocuklarıma değil muhtemelen sevgililerinide harcar. Aslında burada eskiyim fakat eski hesabımla açacak yüzüm hiç yok psikolojim bozulduğu için tek çare burası. Kimseye anlatamıyorum arkadaşımdan başka. Napabilrim lütfen yardım edin. Nafaka vermeden çocukları alıp kaçmak istiyorum yurt dışına. Nafaka parasını çocuklara harcayacağına bilsem kazandığım paramın çoğunu veririm ama dediğim gibi sevgilileriyle harcayacak ve bu beni intihara sürükler. İşin en acı kısmı hiç kimseyi kınamadım , atıfta bulunmadım , hakaret etmedim. Kısacası bunu hakedecek birşey yapmadım. Artık hiçbirşeye inanmıyorum ne dine ne hayata ne adalete. Yurt dışında doktor sınavlarına girmek istiyorum birkaç ülkenin kazanırsam eğer çocukları alıp nasıl gidebilirim? Arkadaşımdan başka kimse bilmiyor ne ailem ne yakın çevrem. Burayada yeni hepap açarak yazdım. Beynim o kadar berbat ki şuan hiçbir şey düşünemiyorum.

 

https://forum.donanimhaber.com/hayat-sandiginiz-gibi-degil--139530380

 


 

 

 

Basitçe, mutluluğun vereceği özgüven, zahiridir, genelde başınızı yakar, hele hele kız mevzularında. Fakat, sorumluluk almak, bunu yaşamak, sizi mutsuz olsanızda özgüvenli yapacağı gibi, aynı zamanda, çeşitli şekillerde mutlu da edecektir. Size, aman mutsuz olun, aman sakın mutlu olmayın demiyoruz, bunu, sorumluluk alarak, doğru dürüst, ciddi ciddi sorumluluk alarak besleyin diyoruz. 

 

Ve özgüven, acayip ilkel bir dürtüdür. Ve göreceğiniz gibi, anı kurtarmak için var olmuştur. Günümüz koşullarında tipik özgüven, sizi feci madar edecek, başarısız kılacak olandır. Detayı da var gerçi, Dunning-Krueger sendromu nedir, bakabilirsiniz. Ama genelde gözden kaçan şey, iş hayatında başarılı olup o özgüven, o hırsla, evdeki karıyı tüpçüye bafileten biri olacağınızdır. Ve çok, ama çok zaman, genelde o özgüven, işte başarı getirir, ardında da feci bir düşüş getirir, rezil madara olursunuz. Tarih örnekleri ile doludur.

 

Bilgi edinin, hobi edinin, başarı edinin, spor yapın, kitap okuyun. Hay hay, bunlar mutlak iyi şeylerdir, hatta olmazsa olmaz şeylerdir. Fakat, özgüven için aslolan, sorumluluk sahibi olmaktır. Bunu yaparsanız, işte o zaman özgüveniniz gelecektir. 

 

Ha, lan bana ne, giderim nargileciye, seri gelen közümle dumanımı çekerim diyen, öyle ya da böyle özgüvene sahipseniz, zate bu başlıkla işiniz yok. BU konular aslen, özgüven derdi yaşayana için, ama emin olabiliriz ki, herkese, bilhassa kendi özgüveniyle derdi olmadığını düşünenlere de faydalı olacaktır. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 saat önce, Zihinsel Orgazm yazdı:

asıl sorun  sizin özgüvensiz olduğunuz alanda neden bulunma zorunluluğu hissetiğinizi sorgulama öngörünüzüzden sizi  nelerin mahrum ettiğini anlayamamanızdan kaynaklanıyor..

Bu ilginç. Bunu açabilir misiniz lütfen.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, anibal yazdı:

 

Öncelikle, bu mevzuya dokunmak gerekiyor.

 

Özgüven patladı, şu oldu, bu oldu, depresyon, şu bu... Sonuç, antidepresan denen şeyler. Bu minik hapların içinde özgüven mi saklı?

 

Aslında daha basit şeyler de var. Kıza iki kadeh şarap içirirsiniz, kız, normalde razı olmayacağı şeyler yapar, çıkar piste öyle bir döktürür ki, öyle böyle değil. O güne kadar hep yan çizdiği şeyi terkedip, yatağa gitmeye falan da razı olur, kendine o kadar güvenir. Bu gözden kaçar, sarhoş dediğimiz adam çok kez, kendine daha falan güvenen adam olacaktır. Normalde sokağa çıkarken saklanan adam, sevdiği kzının kapısının önünde naralar atmaktan hiç çekinmez. Bu piskoloji, ruh falan gibi zırvalıkları kenara koyup, onların at gözlüğünden kurtulup bakınca, alkolün, baya baya özgüveni artırdığı, tavan yaptırdığını görmek hiç zor değildir. 

 

Dönelim antidepresanlara. Ne iştir bunlar? Şöyle bir bakarsanız, eninde sonunda, olayın serotonin mekanizmasına, bu hormonun üretilmesi yada tüketilmesine yönelik bir işlevi olduğunu görürüz. Garip, ama alkol de benzer bir mekanizmaya sahip, hayret verici mi?

 

Şimdi nedir bu serotonin? Uzatmadan, düz yazalım: Mutluluk hormonu. Tamam, başka bir sürü şeyi de var, mutluluk safi buna bağlı değil, ama genel olarak, bu meredin olayı bu.

 

Gene basitçe anlatırsak, ele alırsak, serotonin demek, mutlu olmak demek. Bu ilaçlar, alkol falan, hepsi temel olarak, bu hormonun varlığını artırıyor. Yani içeni daha mutlu hale getiriyor. Temel olarak, olup biten bundan ibaret.

 

Olayı, anlamak üzere, çok kaba bir yontma ile özetlersek, özgüvenin kaynağı, mutluluktur. Mutlu olursanız, özgüven gibi falan bir derdiniz olmaz. Zira, vücut kendi serotonin olayını kendi halletmiştir. Tamam da, şöyle bir şey var. Sorun sizi mutlu edecek dış faktörler olabileceği gibi, sizin serotonin işleme mekanizmanızdan da kaynaklanabilir. Yani, sorun, yaşantınız değil, bilfiil vücudunuzun kendisi olabilir. Daha açık söylersek, vücudunuz zaten mutsuz olmak ve depresif olup gitmek için varolmuşta olabilir. Ha, eğer gözünüzü açar gene doğru bakarsanız, bazı insanların tastamam böyle olduklarını görürsünüz. 

 

Ama, bir insan evladı olarak, anamızdan nasıl doğduğumuz bizim kaderimiz değil. Biz, çevreyi vs. maniple edip, doğuştan olan özelliklerimizi değiştirme kabiliyetine sahip canlılarız. Yani, çok çok ciddi bir durum olmadıkça, mutlu olmak gayet mümkün.

 

Eğer genetik özellik+fizyoloji çan eğrisinin dip uçlarında kalan bazılarını gözardı edersek, ortalama bir insan için, mutlu olacak bir şeyler muhakkak olacaktır. Önemli olan da o şeyi arayıp bulmaktır. Tabi, amanda dinimize ters denerek mesela, sizi mutlu edecek şeyden ırak kalmanız da çok çok mümkündür. Yani, bizim toplum örgümüz, daha sonra bahsedeceğimiz şekilde, sürü güdülerimize yönelik şekillenmiştir. Bu da, biz değil önce sürü noktasını getirmiş, bireylerin mutluluğu yerine, sürü, daha acısı sürünün başındaki bir kaçının mutluluğu adına, hem sürünün genel toplamının, hem bireylerin mutluluğu iğdiş edilmiştir. Bunun en bariz, en somut örneği dindir. Hatta, dünyada mutsuzluğu garantilediği için, cennet gibi bir martavalla insanları uyuşturmanın da yolunu bulmuştur. 

 

Yani, cevap basit. Gidin sizi mutlu edecek şeyi bulun, onu yapın. Eğer cidden sorun olacak bir fizyolojiniz varsa, bunun ilec, tedavi falan da önemli ölçüde var olacaktır. Gereken desteği alın. 

 

Peki neden mutlu veya mutsuz oluyoruz, bizi mutlu eden zımbırtıyı nasıl bulacağız? Piskoloji bir bilim ve baya baya iyi iş çıkarıyor. Ona zırvalık demek elbette haksızlık. Fakat, sorun şu ki, psikoloji bireyi çevresinden soyutlayarak incelemeyi ve çalışmayı tercih edip, pek çok sorunu baştan ıskalıyor. Aslen, olması gereken, psikoloğun koltuğuna, hastanın tüm çevresiyle birden oturması gerekmesi. Yani, bu meseleleri çözebilmek için, birey ve ötekilerle ilişkisi değil, yani, bire - çok ilişki modeli değil, bireylerin tümü ve çevre ile ilişkileri birlikte incelenmesi gerekiyor. Tabi ki bu da klinik olarak mümkün değil, suni olarak serotonini basıp geçiyorlar haliyle. 

 

Bu soruların cevabını, evrimsel psikoloji içinde bulabilirsiniz. ama o da basit bir mevzu değil, o başka mesele.

 

Çok güzel. Enfes bir açıklama. Dizinde problemi olan adama "sen yürürken sağ ayağına yüklenmessen acı çekmez biraz daha hızlı rahat yürürsün" diyerek onun o anki bedensel özelliklerini en doğru nasıl kullanması gerektiğine yönelik bir çalışma mi tedavidir? Yoksa "Gel kardeşim ben senin dizini tedavi edeyim." Adam ceraaha gider. Dizi tedavi edilir. Bu mu tedavidir?

 

Ben küçüklüğünden beridir. İç enerjisi zayıf, özgüveni eksik bir canlıyım. Bu biyolojideki bir canlıya siz yapay sosyal becerileri birşekilde kazanabilmesini özümsemesini kendi başarı hikayesine kazanmasını nasıl sağlayacaksınız? Canlı sürekli olarak bir ödeve calisir gibi "ne yapmam lazım" şeklinde düşünecek. Mesela diyecek ki canım sıkkın içim daraliyor. E bir dışarı çıkıp gezeyim. Çıkıp gezecek Rahatliyacak. Eve gelecek gene daralacak. Peki diğer canlı ne yapıyor. Adam evinde daralmadan zevkle film izliyor. Arkadaşı ile dışarı çıkmak istiyor. Çıkıyor zevk aliyor. Öbürü "ya kim uğraşmak şimdi kim sohbet edecek kim muhabbet edecek" diyor. Arkadaşı ile dışarı çıksa hep "Himm himm tamam" deyip taklit yapıyor. O an iletişimde olmaktan haz almıyor. 

 

Bu 2 örnekteki canlılardan biri sağ dizinde problem olan adam. Agagini basarken acı cekiyor. Öbürü ise sağlıklı koşarken zevk alan adam. 

 

Bu durumda siz hangisine inanirdiniz. Antidepresanların serotonin üzerinden tedavisine mi yoksa çeşitli kişisel gelişim türü gölü çay kaşığıyla bosaltabilirsinize inandırmaya çalışanlara mi? 

 

Sağlıklı olan adam beynindeki serotonin dengesi sağlıklı olan canlı, gölü çay kasiyi ile bosaltabilecegine bile kendine güveni var ve bunu hayal eder. İçinde bı hayal kurar. Saldırır. Yaparken "aa bu böyle olmayacak" der. Başka plan yapar. Motivedir. Saldırır. 

 

Öbürü ne yapar. Kanepede kalkıp en basit bir evsel problemi çözebileceği ne dair inancı yoktur. Güveni yoktur.

 

Burada olay sizin dediginiz. Mutlu olma olmama olayına geliyor. Cok sevdim bunu. Aslında güven falan yok. Canlı mutlu. Ve enerjisi var. Mutluluk aslında beynin aktif enerji dolu calismasi. Miyelin kilifsiz nöronlar nasilki yavaş miyelin kılıflı hicreler nasıl ki hızlı. Serotonin dengesi sağlıklı beyin çok güçlü diğeri ise tekleyen araba gibi çalışıyor. Enerji varsa mutlu. Beyin düzgün calsiyorsa mutlu. Beyni boş boş durmuyor. Hayal kuruyor. Plan yapıyor. Yaptığı planı hayata geciriyor. Deniyor. Olmuyor tekrar deniyor. Pes etmiyor. Öbürünün kolunu kaldiracak mecali yok. 

 

Benim cok çok merak ettiğim bir soru: Örnek verelim. Canlı alıngan depresif iç enerjisi az. Bir kızla tanisti. Serotonin artti. Mutlu. Sex hayatı var evlendi. Falan filan. Bana burada yorumlarıyla destek olabilecek arkadaşlar var mı? Mesela Anibal sen. Ya da başka arkadaşlar.

 

1) Bu canlı antidepresan siz hiç kız ile ilişki baslatamaz mi? Bu durumda antidepresan kullanması şart.

 

2) Kendi mizacinda bir kız ile tanışıp mesela ailelerin tavsiyesi ile evlenip mutlu olup bu şekilde gidebilir mi? 

 

3) Ne olursa olsun kız ile tanışma evlilik aşamalarını kendi kendine atlatabilse bile sonraki hayatında mutlu olabilmek için gene antidepresan ihtiyaç duyar mi?

 

Teşekkürler. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 saat önce, anibal yazdı:

 

Belkide, bunu bilmek zor. 

 

 

Belki genetik olarak annenden aldın, babandan aldın, belki de sonradan geliştirdin, bunu bilmek kolay iş değil.

 

 

Öyle olmak zorunda değil. O halde pek çokları, sanıldığından daha özgüvensizdir, önlerine geleni dövmeleri de genelde bu yüzdendir. Revolver diye bir film vardır, izlersen bir şeyler çıkarabilirsin mevzuya dair. 

 

 

Demek ki, hormonlarında bir sorun var. Bundan çıkacak tek sonuç bu. 

 

 

 

Asıl soru bunlar. Özgüven, muhakkak, çok basit veya baya karışık, ama her durumda ilkel bir temele dayanıyor. yukarda bir yerde biraz dokunduk, serotonin dedik. Bu bir sürü hayvanda mevcut. Hatta, nerdeyse aynı görevlerle böceklerde bile mevcut. Demek ki bu mevzu, çok çok eski ortak atalarımızdan geliyor ve pek ilkel bir mevzu. 

 

Velakin bu, şunu da getiriyor, serotonin mekanizması, çok çooook uzun milyon yıllardır evrilip gelişiyor. O halde, bu ve buna bağlı şu özgüven vs. mevzuları varsa, bunların kaybı, kazanılması vs. durumu varsa, bunların canlıya en iyi adaptasyon koşullarını sağlamak üzere evrildiğini söylemek yanlış olmaz. 

 

Ve buradan acayip bir sonuç ortaya çıkar. Özgüven tavan tavan gezerken, birdenbire dip yapıp tarumar oluverebiliyor. Bu da bize bir şeyler anlatıyor olmalı. Bu kadar evrim geçirip vara vara böyle bir hale varmışsak, bu baya baya evrimle kazanılmış bir avantaj olmalı. 

 

Yani, çok abes gelebilir, ama özgüven kaybı, yitimi aslında kişinin avantajına olan bir şey olmalı. Evet, çok abes bir laf gibi, ama genel bilimsel düşünce bunu diyor, bunu işaret ediyor. Özgvenin tavan yapması da, tabana düşmesi de, aslen canlı için bir avantaj. Biz negatif duruma bakıyoruz, özgüvensizlik tarafına. Bu işte senin için bir avantaj. Garip, abes ama gerçek, bu baya baya iyi anlaşılması gereken bir husus.

 

Şimdi senin örneğinden duruma biraz izahat getirelim. Eğer sen özgüvenin yüksek biri olaydın, seni döve döve öldüreceklerdi mesela. Yada sakat falan kalacaktın. Özgüvenin yokluğu, seni öyle dayak yiyip durmaktan kurtardı işte, gayet bariz değil mi? Olaya daha şöyle bak, özgüveninin düşmesi, seni leopardan kaçmaya, saklanmaya güdüler, sende gereksiz kahramanlığa çıkmaz, kedi maması olmaktan, kediye "var mı bana yan bakan" demekten kurtulmuş olursun. 

 

Fakat, insan bazen leoparın önüne kendini atar. İnsan mevzusunu anlamak için, daha koaly bir şey var. Bir kedi, kendinden büyük köpeğe, timsaha, ayıya kafa tutabilir, çok zamanda onları altetmeyi de başarır, bu ne özgüven? Oysa, beklenti, tersi olmamalı mıydı, evrimsel analizimize göre?

 

Durum bu değil. Durum sürü mevzusu. Kedi, sürü canlıs da değil, ama öyle di mi? İşte kaçan şey budur gözden, sürü, ortak gen havuzu demektir. Eğer kedinin yavrusu falan varsa, ortak bir gen havuzu da vardır. Yani en asosyal hayvanlardan biri olan kedi bile, aslen sürü canlısıdır. Değerlendirme buna göre yapılmalıdır. Kedi, yavrusunu korumak üzere, köpeğe tereddütsüz saldırır. Zira, bunu yapmakla, en kötü ihtimalle, yavrusuna zaman kazandırmış, genlerinin devamı için bir fırsat yaratmış olur. 

 

Şimdi uzatmayalım. İki uç noktayı aldık, özgüven düşük, avantaj, özgüven yüksek, o da avantaj. Bu olayı daha eli ayağı düzgün şekilde ele almak gerekir. Tabi, birde yukarılarda bir yerlerde de bahsettiğimiz, mutluluk ve özgüven ilişkisi ile birlikte. BUndan, elle tutulur somut bir hal, en azından bir kılavuz çıkarabiliriz herhalde. 

 

Olmaması gereken özgüven, ansıl oluyorda kedide peydahlanıyor? Kaba saba yontulmuş haliyle yazalım, anlamak kolay olsun. Tüm olay şu, sorumluluk hissi. Eğer siz bir şeylerden kendinizi sorumlu hissediyorsanız, öyle bir durumunuz varsa, özgüven sizi avantajlı kılar. Bu da şunu getirir ve gösterir, özgüvenin size yaraması için, sorumluluk hissediyor olmanız lazım. Bu birinci husus.

 

İkincisi, mutlu olmanız lazım. Neden? Basit, neden mutsuz olursunuz? Unutmayın, ağaç tepelerinde falan yaşayan canlılarsınız, top tüfeği geçin, taş baltayı falan yeni yeni icat ediyorsunuz. Sizi ne mutsuz eder? Herhalde, Night King'in Arya Stark'ı havada yakalaması olmayacak bu mutsuzluk kaynağı. Mutluluk kaynağı da, arya'nın kurnazca bıçakla night kingi deşmesiyle yaşanmayacak. 

 

Sizi ne mutsuz edecek, etti, ne iştir. İnsanların tepkileri ,bize bunu açıkca gösterir, çok çok uzamaya gerek yok. 

 

 

Mutsuz olmakla, mutlu olmanın arasındaki mesafe, göreceğiniz gibi, sadece bir kaç saniye olur çok zaman. Ama görebilirsiniz, mutsuzluğun asıl temel kaynağı, tehdit hissidir. Bu his, ilkel günleri düşünürsek, yiyecek bulamama tehditidir. Çocuğu kaybetme nedeniyle, üreyememe tehdididir, kız bulamamak nedeniyle üreyememe tehdididir, hasta olduğun, bir tarafını kırdığın için ortaya çıkan tehdittir. Bunlar gibi. Bu durumda, normal olarak özgüvenin düşer, bu seni bir yandan korurken, diğer yandan senin sürünün diğer bireylerinden uzak kalıp, onları korumana da faydası olur. Mesela hastasın, özgüvenin düşük, o yüzden sürüden utanıyor, çekiniyor, gidip bir şey diyemiyorsun ve mikrobu onlara taşımamış oluyorsun. Yada, yaralandın, özgüven gitti, öyle kaldın, sırtlan sürüsü gelip seni yedi, o arada sürün ağaçlara kaçacak vakit kazandı. Gördüğünüz gibi, bu mekanizma, geliştiği dönemde, özgüveni yıkarak sürüyü gayet güzelce koruyan bir mekanizma. 

 

Şimdi bu yazdıklarımızı toplarsak...

 

Eğer mutlu isen, yemek var, eş var, yırtıcı tehdidi yok vs. vs. sorun yok, özgüven tavan. Bu da seni başarılı kılıyor. Gidip başka eşler buluyorsun, ava gidip yemek işini hallediyorsun vs. vs. Bundan pek sorun yok. Ama basit, çok düz tabirle, ne kadar mutlu isen, o kadar özgüvenin ve paralel olarak başarın var. Ama sorun şu ki, bu mekanizma, ormanda yaşarken gelişti. Yani, orman kanunları varken işe yarıyordu. Bugün, bunun bu kadar düz olması olası değil ve çok zaman bu cahil cesaretine yol açar. Sonuçta, arkası boş, kof özgüven dediğimiz şey ortaya çıkar ki, pek çok başarısızlığın ana sebebidir. Kişiler, ne kadar orman kanunlarına yakın yaşıyorsa, ne kadar ilkelse, o kadar bu tür özgüven gösterme tribinde olurlar, bu yüzden buna cahil cesareti denir. 

 

Bunun, çok bilmekle, iyi meslekle, cepte para ile, güçlü kaslar ile falan, özgüven açısından bir etkisi yoktur. Burada konu mutlu olmaktır, yani beyindeki serotonin olayının gaye t düzgün olmasıdır. Eğer, antidepresanlara bakarsanız, hemen fayda etmezler, uzun müddet kullanırsan fayda ederler. Yani, bu mutluluk, uzun süre devam etmelidir. Aha, istavirde attım, kılıç balığı tuttum, oleeey diyerek yaşanmış bir anlık mutluluk, bu özgüveni getirmez. Uzun süre mutlu olursanız, işte o zaman bu özgüveninizi tavan yaptıracaktır. Ha, cahil cesaretine saplanıp kendinizi helak eder misiniz, edersiniz tabi, olabilir. Ama konu o taraf değil malum.

 

Ama mutlu değilsen. İşin bu tarafı var. Dikkat edin, eğer mutsuzsan ama sorumluluğun varsa, o sorumluluk senin özgüvenini artırıyor. İşte püf noktası da burada. 

 

Başka başka bir sürü mevzuya da bakarsak, mutluluğun anahtarının aslında sorumluluk almaktan geçtiğini görürüz. Direk ilgisi olabilir, bazen olmayabilir, ama sorumluluk alarak mutlu olacak bir sürü şey bulabilirsiniz. Bu da size özgüven getirir. 

 

Özet geçersek, özgüvenin anahtarı, sorumluluk sahibi olmaktır. 

 

Neden, nassıl yani? Günümüzde, suni olarak mutlu edecek çok şey olacaktır sizi. Babanızın bir yandaş müteahhit olması, sonuçta altınızda bir BMW, dar kısa paça pantolon sahibi olmanız gibi. Bunun getireceği mutluluk, aslen sunidir, sizi seri köz kardeşim derken acayip özgüvenli yapacaktır. Ama, herkes bu şansa sahip olmadığı gibi, malum, faizler patlar, babanız batar, öyle şey gibi açıkta kalıverirsiniz. O özgüvende bir tarafınızda patlar. 

 

Daha iyi bir örnek, allah denen bedevi martavalına, onun lafına güvenirsiniz. Okudum, ettim, koskoca doktor oldum dersiniz... Sonra mı, bu aptal özgüveniniz sizi öyle bir becerir ki, suda şeyedilmiş sıpadan beter olursunuz..


 

 

 

Basitçe, mutluluğun vereceği özgüven, zahiridir, genelde başınızı yakar, hele hele kız mevzularında. Fakat, sorumluluk almak, bunu yaşamak, sizi mutsuz olsanızda özgüvenli yapacağı gibi, aynı zamanda, çeşitli şekillerde mutlu da edecektir. Size, aman mutsuz olun, aman sakın mutlu olmayın demiyoruz, bunu, sorumluluk alarak, doğru dürüst, ciddi ciddi sorumluluk alarak besleyin diyoruz. 

 

Ve özgüven, acayip ilkel bir dürtüdür. Ve göreceğiniz gibi, anı kurtarmak için var olmuştur. Günümüz koşullarında tipik özgüven, sizi feci madar edecek, başarısız kılacak olandır. Detayı da var gerçi, Dunning-Krueger sendromu nedir, bakabilirsiniz. Ama genelde gözden kaçan şey, iş hayatında başarılı olup o özgüven, o hırsla, evdeki karıyı tüpçüye bafileten biri olacağınızdır. Ve çok, ama çok zaman, genelde o özgüven, işte başarı getirir, ardında da feci bir düşüş getirir, rezil madara olursunuz. Tarih örnekleri ile doludur.

 

Bilgi edinin, hobi edinin, başarı edinin, spor yapın, kitap okuyun. Hay hay, bunlar mutlak iyi şeylerdir, hatta olmazsa olmaz şeylerdir. Fakat, özgüven için aslolan, sorumluluk sahibi olmaktır. Bunu yaparsanız, işte o zaman özgüveniniz gelecektir. 

 

Ha, lan bana ne, giderim nargileciye, seri gelen közümle dumanımı çekerim diyen, öyle ya da böyle özgüvene sahipseniz, zate bu başlıkla işiniz yok. BU konular aslen, özgüven derdi yaşayana için, ama emin olabiliriz ki, herkese, bilhassa kendi özgüveniyle derdi olmadığını düşünenlere de faydalı olacaktır. 

 

Anibal sürekli sorumluluk bilincincede olursak  e kendimizi geliştirmeye özen gösterirsek hrm özel hemde iş hayatında başarılı olur muyuz sence?

 

Ben sürekli olarak aileme bakmam gerektiği ve bu nedenle çalışmam gerektiği psikolojisi icindeyim.

 

Cevap için şimdiden teşekkürler

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
10 dakika önce, la ferrari yazdı:

 

Anibal sürekli sorumluluk bilincincede olursak  e kendimizi geliştirmeye özen gösterirsek hrm özel hemde iş hayatında başarılı olur muyuz sence?

 

Ben sürekli olarak aileme bakmam gerektiği ve bu nedenle çalışmam gerektiği psikolojisi icindeyim.

 

Cevap için şimdiden teşekkürler

 

 

O zaman da tüpçüye gidiyomuş baksana ssjsjdsj

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
6 hours ago, teogoni said:

 

Benim cok çok merak ettiğim bir soru: Örnek verelim. Canlı alıngan depresif iç enerjisi az. Bir kızla tanisti. Serotonin artti. Mutlu. Sex hayatı var evlendi. Falan filan. Bana burada yorumlarıyla destek olabilecek arkadaşlar var mı? Mesela Anibal sen. Ya da başka arkadaşlar.

 

1) Bu canlı antidepresan siz hiç kız ile ilişki baslatamaz mi? Bu durumda antidepresan kullanması şart.

 

2) Kendi mizacinda bir kız ile tanışıp mesela ailelerin tavsiyesi ile evlenip mutlu olup bu şekilde gidebilir mi? 

 

3) Ne olursa olsun kız ile tanışma evlilik aşamalarını kendi kendine atlatabilse bile sonraki hayatında mutlu olabilmek için gene antidepresan ihtiyaç duyar mi?

 

Teşekkürler. 

 

Aslında kızların kendisi, olup olabilecek en iyi antidepresandır. Aynısı, kızlar içinde geçerli, onlara da erkekler. Genel olarak, aşk ve seks hayatı düzgün olan kişiler, mutsuzluk ve özgüven problemi çekmezler. 

 

Özgüven konusunda, serotonin tamam, mutluluk tamam, ama iş bunlarda bitmiyor. İşin en ilginç yanı bu. Serotonin, ilaçlara düzenlenebiliyor, bu da özgüveni zamanla iyileştiriyor. Bu somut bir sonuç. Böylece, doğal yoldan serotonini düzenleyip özgüveni de sağlayabiliyorsunuz. Fakat, aslında özgüvene de, başkalarına da güvene yarayan hormon, oksitosin. Ve oksitosin, eskiden aşk hormonu olarak bilinecek kadar, seks, aşk vs. olaylarına bağlı. Genel olarak, düzgün serotonin, bir sürü şey yapıyor, ama aynı zamanda oksitosin seviyesini yükseltiyor. Bu da özgüveni artırıyor.

 

Antidepresn yerine, kaliteli bir şarap daha faydalı olabilir aslında. Gözden kaçan bu. Antidepresanlar, hiç sağlıklı tercihler değil. Evet, bazı durumlarda faydası zararından çok daha iyi. 

 

Teknik olarak ailelerin tavsiyesiyle evlenmek, kişiye ne mutluluk, ne de özgüven getirir. Böyle evlenen mutlu olmaz, özgüvenli olmaz diyemeyiz, bunlar başka şekillerde de oluşur, ama genel olarak görücü usulü, ızdırap kaynağı olmuştur hep. 

 

Olayı kız - erkek meselesi olarak görmemek lazım doğrudan. Olay, bir ekosistem mevzusu. Basitçe, sorumluluk alın, mutlu olmaya çalışın. Kızlar falanda arkasından kendisi gelecektir. 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 hours ago, la ferrari said:

 

Anibal sürekli sorumluluk bilincincede olursak  e kendimizi geliştirmeye özen gösterirsek hrm özel hemde iş hayatında başarılı olur muyuz sence?

 

Ben sürekli olarak aileme bakmam gerektiği ve bu nedenle çalışmam gerektiği psikolojisi icindeyim.

 

Cevap için şimdiden teşekkürler

 

 

İş hayatında başarılı olmak başka kriterlere bağlı. İş hayatı, sektörüne göre bilinmesi ve yaşanması gereken bir sürü şey içeriyor. 

 

Ailene bakman için sürekli çalışman gerekmiyor, gerekmemeli. Aslında, çalışan kadın olursa, aileye bakmada ağırlık onun üstündeyse, o kadın daha mutlu olacak, seni de daha başarılı kılacaktır. 

 

Doğrusu şu, özgüvensizlik bir sorundur. Ama özgüvende bir sorundur. Bunlar ilkel mekanizmalar ve günümüz hayatında çok fazla ofsayta düşebiliyorlar. O yüzden, bunları ayrı düşünüp, iş hayatı, özel hayat gibi konularda farklı şekilde kendini geliştirmen lazım. Bilhassa amanda iş iş dersen, yukarıda elemanın dediği gibi, tüpçü ile muhatap olman gayet olası olur. 

 

Özgüven mevzusunu, doğru anlayıp doğru işlemek gerekiyor. Özgüven hiç bir zaman tek başına sizi herhangi bir konuda başarılı kılmaz. Hatta, çok zaman başarısız olmanızın sebebi olur. Tanıdığım başarısız adamların alayıda ego denecek boyda özgüvenli tiplerdi. Unutmayın ki, özgüven ilkel bir mekanizma. Tıpkı yemek, terlemek falan gibi. Bu olmadan, olmaz, bu kesin. Bu bir düzene sokulması, sahip olunması gereken şey. Abes bir karşılaştırma ama, tıpkı, obezlik gibi, fazlası büyük ziyan da olabilir. Ama olmaması, malum açlık ve uzun süre sizi taşımaz o bünye. 

 

Bundan fazla özgüvenli olmayın gibi bir anlam çıkarmayın. Sadece, özgüvene sahip olmanın, hiç bir şeyi otomatikman çözmeyeceğinin farkında olun. Acayip özgüvenli olmanız, sizi işte başarılı, aşkta başarılı falan kılmaz. Fakat o olmadan, açsınız, aç ayı ne kadar oynar? 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 saat önce, teogoni yazdı:

Bu ilginç. Bunu açabilir misiniz lütfen.

 

özgüven nerede kaybediliyor derken neden kaybediliyor anlamında sormak istemiş olabilirsin,belkide özgüven kaybı gereklidir ve birşeyleri ele alabilmen için özgüven kaybına ihtiyacın vardır ki bu kesinlikle böle çünkü insanın daha ileri gitmesi için birşeylerin tetikliyiciliğine ihtiyacı var, yani kayıp özgüvenin bir amacı vardır o bir araçtır durumuna birde bu açıdan bak, belki birşeyleri değiştirmen gerekiyordur,olmaman gereken yerlerde bulunuyor olabilirsin biraz kendi ezberlerinin dışına çıkman gerekiyor olabilir,buda biraz cesaret işi..

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eğer biraz toparlayacak olursak..

 

Doğada öyle basit, siyah beyaz, bu bunu yapar falan gibi şeyler yok. Doğa bir metabolizma, bir eoksistem, bu her ölçekte geçerli. Sonuçta bu mevzu, özgüven denen şey bu ekosistemde bir bileşenden ibaret.

 

Bu ekosistemi kabaca yontar ve özetleyecek olursak, özgüven ortada bir yerde kalıyor. Basitçe şöyle diyebiliriz.

 

Bir şeyler yolunda -> Özgüven -> Bir şeyler yap artık, ortam uygun

 

Sonuç olarak, çok sık sorulup duran şu özgüvenimi nasıl artırabilirim sorusu aptalca bir soru oluyor. Zira, özgüven giriş ve çıkışları kendi içinizde, dahili olarak bağlı bir mekanizma. Dışarıdan alacağınız hiç bir şey, bu özgüvene doğrudan hiç bir katkı yapmayacaktır. Çünkü, alacağınız şey, özgüven deponuza değil, başka yerlere gidecektir. Ve özgüvenin olması da, sizi mutlak başarılı falan yapmayacaktır, çünkü gene onun çıktısı, doğrudan dış ortama etki etmemektedir. 

 

Burada özgüven bir ölçü olarak ele alınabilir sadece. Özgüveni yükseltmeye çalışmak, nafile olacaktır. Olması gereken, girenleri düzenlemek, bir şeylerin yolunda olduğunu hissetmek ve yaşamaktır. Bunun özgüveni artırması, dorğu yolda olduğunuzu gösteren iyi bir ölçek olacaktır. Özgüven size bir şey katmaz, sizin doğru yolda olduğunuz gösterir sadece. 

 

Bu nedenle, doğru şeyler yapın. Spor, kitap okuma, kültürel eylemler, konsere gitme, dans etme, karga sesiyle şarkı söyleme falan falan, sizi doğru yola sokacak şeylerdir. Hatta, bir köpek yada kedi sahibi olmak bile size çok faydalı olur. Bunların sonuçlarını da, özgüveninizde yükselme olarak alırsınız. Bu liste her kafaya göre farklı olacaktır ama ancak şöyle niteleyebiliriz.

 

Size bir sorumluluk yüklemeli ve size bir şekilde bir başarı kriteri getirmelidir. İlla atla deve olmasını düşünmeyin. Kitap okursanız, bir şey öğrenmiş olursunuz, kitap devirmiş olursunuz, bir başarıdır. Ama kitabı alıp, amaaan, denk geldikçe okurum derseniz, kitap okuma size bu açıdan bir şey katamaz. Bu kitabı bulacam, şu şu zamanda okuycam demeli ve bu plana uymalısınız. Evde bulduğunuz kitabı değil, gidip kitapçıdan alıp, bilhassa şu kitabı alıcam, bulucam vs. diyerek davranmalısınız. Bunu kendinize karşı bir sorumluluk olarak görmelisiniz. Diğer olgular içinde bu yaklaşımı gütmelisiniz. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 14.08.2019 at 18:45, Kenopsia said:

 

Özgüvensiz kişi nasıl bir konuda tamamen uzman olduğunu iddia edecek? :D

 

Özgüven başarılı olduğunu iddia etmek değil ki, başkalarının senin başarılı olduğunu iddia etmesi. 

tarihinde bayşapka tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
19 saat önce, anibal yazdı:

 

Aslında kızların kendisi, olup olabilecek en iyi antidepresandır. Aynısı, kızlar içinde geçerli, onlara da erkekler. Genel olarak, aşk ve seks hayatı düzgün olan kişiler, mutsuzluk ve özgüven problemi çekmezler. 

 

Özgüven konusunda, serotonin tamam, mutluluk tamam, ama iş bunlarda bitmiyor. İşin en ilginç yanı bu. Serotonin, ilaçlara düzenlenebiliyor, bu da özgüveni zamanla iyileştiriyor. Bu somut bir sonuç. Böylece, doğal yoldan serotonini düzenleyip özgüveni de sağlayabiliyorsunuz. Fakat, aslında özgüvene de, başkalarına da güvene yarayan hormon, oksitosin. Ve oksitosin, eskiden aşk hormonu olarak bilinecek kadar, seks, aşk vs. olaylarına bağlı. Genel olarak, düzgün serotonin, bir sürü şey yapıyor, ama aynı zamanda oksitosin seviyesini yükseltiyor. Bu da özgüveni artırıyor.

 

Antidepresn yerine, kaliteli bir şarap daha faydalı olabilir aslında. Gözden kaçan bu. Antidepresanlar, hiç sağlıklı tercihler değil. Evet, bazı durumlarda faydası zararından çok daha iyi. 

 

Teknik olarak ailelerin tavsiyesiyle evlenmek, kişiye ne mutluluk, ne de özgüven getirir. Böyle evlenen mutlu olmaz, özgüvenli olmaz diyemeyiz, bunlar başka şekillerde de oluşur, ama genel olarak görücü usulü, ızdırap kaynağı olmuştur hep. 

 

Olayı kız - erkek meselesi olarak görmemek lazım doğrudan. Olay, bir ekosistem mevzusu. Basitçe, sorumluluk alın, mutlu olmaya çalışın. Kızlar falanda arkasından kendisi gelecektir. 

 

 

Bir ara akşam 1 bardak şarap içmiştim. Bir iki gün peşpeşe. Ve kaygı düzeyinde iyileşme hissettim. Sabah kalktığımda içimde kaygı yoktu. Gözlerimde ağrı yoktu sanki. Şarap gerçekten bunu yapmış olabilir mi? Serotonini artirmis olabilir mi? Şarap bizde serotonini artırdığı için mi mutlu ozguvenli oluyoruz benimize dönüyoruz. Bunu nasıl yapıyor? Mekanizması nedir? 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
19 saat önce, anibal yazdı:

Eğer biraz toparlayacak olursak..

 

Doğada öyle basit, siyah beyaz, bu bunu yapar falan gibi şeyler yok. Doğa bir metabolizma, bir eoksistem, bu her ölçekte geçerli. Sonuçta bu mevzu, özgüven denen şey bu ekosistemde bir bileşenden ibaret.

 

Bu ekosistemi kabaca yontar ve özetleyecek olursak, özgüven ortada bir yerde kalıyor. Basitçe şöyle diyebiliriz.

 

Bir şeyler yolunda -> Özgüven -> Bir şeyler yap artık, ortam uygun

 

Sonuç olarak, çok sık sorulup duran şu özgüvenimi nasıl artırabilirim sorusu aptalca bir soru oluyor. Zira, özgüven giriş ve çıkışları kendi içinizde, dahili olarak bağlı bir mekanizma. Dışarıdan alacağınız hiç bir şey, bu özgüvene doğrudan hiç bir katkı yapmayacaktır. Çünkü, alacağınız şey, özgüven deponuza değil, başka yerlere gidecektir. Ve özgüvenin olması da, sizi mutlak başarılı falan yapmayacaktır, çünkü gene onun çıktısı, doğrudan dış ortama etki etmemektedir. 

 

Burada özgüven bir ölçü olarak ele alınabilir sadece. Özgüveni yükseltmeye çalışmak, nafile olacaktır. Olması gereken, girenleri düzenlemek, bir şeylerin yolunda olduğunu hissetmek ve yaşamaktır. Bunun özgüveni artırması, dorğu yolda olduğunuzu gösteren iyi bir ölçek olacaktır. Özgüven size bir şey katmaz, sizin doğru yolda olduğunuz gösterir sadece. 

 

Bu nedenle, doğru şeyler yapın. Spor, kitap okuma, kültürel eylemler, konsere gitme, dans etme, karga sesiyle şarkı söyleme falan falan, sizi doğru yola sokacak şeylerdir. Hatta, bir köpek yada kedi sahibi olmak bile size çok faydalı olur. Bunların sonuçlarını da, özgüveninizde yükselme olarak alırsınız. Bu liste her kafaya göre farklı olacaktır ama ancak şöyle niteleyebiliriz.

 

Size bir sorumluluk yüklemeli ve size bir şekilde bir başarı kriteri getirmelidir. İlla atla deve olmasını düşünmeyin. Kitap okursanız, bir şey öğrenmiş olursunuz, kitap devirmiş olursunuz, bir başarıdır. Ama kitabı alıp, amaaan, denk geldikçe okurum derseniz, kitap okuma size bu açıdan bir şey katamaz. Bu kitabı bulacam, şu şu zamanda okuycam demeli ve bu plana uymalısınız. Evde bulduğunuz kitabı değil, gidip kitapçıdan alıp, bilhassa şu kitabı alıcam, bulucam vs. diyerek davranmalısınız. Bunu kendinize karşı bir sorumluluk olarak görmelisiniz. Diğer olgular içinde bu yaklaşımı gütmelisiniz. 

Çok mantıklı. Mesela kitap okuyunca ben şu kitabı bitirdim demek. Bir merhale, yol almak. Başka şeylerde de bunu yapmak. Bir de yapmamak. Yapmayınca beyin oksijensiz kalıyor. Çirpiniyor. 

 

Ama benim şu şekilde problemim var. Kütüphaneye kitap almaya gittim 1984 u bulup okuycaktim. Yoktu. Bütün hevesim kaçtı. Basım öyle bi halde ki okumak bile boğuyor. O faaliyeti bile yapamıyor. Telefondan birşeyi araştırirken bile telefonu kapatasim offf deyip itesim geliyor. 

 

Ruh halim aşırı kendimi ve etraftakileri yaptığım yapacağım şeyleri aşırı değersizlestiriyor. Sarilamiyorum yapmaya. Bilirsiniz anlık insanın canı sıkılınca hicbirseyi yapmaya motive olamaz ya. Onun yaygın uzun süreli halini düşünün. 

 

Herhalde benim önce bir ilaç tedavisi ile beynimdeki kimyayı önce bir düzeltmem daha sonra bunlara yonelmemn lazim. 

 

Çünkü dışarı çıkıp aktivite yapıyorum kafam dağılıyor. Az biraz iyi hissediyorum. Eve geliyorum tak gene eskiye dönüyorum. 

 

Sanki bunyem bu aktiviteleri uçağın yakıtı içmesi gibi hızlı tüketip bitiriyor. Bunyem birşey anlamıyor yani. Kağıt gibi ezip buruşturup atıyor. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...