Jump to content
Nuri Kara

Herkesin Bir Kur-an'ı Var.

Recommended Posts

6 hours ago, ck789 said:

 

Dinlerin en büyük özelliği mutlak doğru olduklarını iddia etmeleri değil mi? İnsan olarak doğruyu, hakikati bulamayacağımıza dayanıyor dinlerin tüm iddiası. Dinin bir kısmını kabul edip bir kısmını etmeyen bir müslüman nasıl olabilir? Böyle birinin doğru kabul ettiği şeylerin referans noktası ne olacak? Eğer neyin doğru neyin yanlış olduğunu bireysel, toplumsal vijdanımızla bulabiliyorsak dinler neden gönderildi? 

 

 

Bu görüşe ben de katılıyorum hatta daha da genelliyorum. Bence bir dine mensup ne kadar insan varsa, o dinin o kadar farklı yorumu var. Sokaktan aynı dine mensup iki kişi çevirin, her konuda %100 aynı dini yoruma sahip olmaları bence imkansızdır. Bu da dinlerin pratikte mutlak ve değişmez olmadığını gösteriyor. Bunu kabul ettiğimizde artık değer yargılarımız dinin tekelinden çıkmış oluyor. Halbuki dinlerin en büyük iddiası neyin doğru neyin yanlış olduğunu tanrı katından mutlak, değişmez ve açık olarak bildirmiş olmalarıdır. 

 

 

Bu soru o kadar basit bir soru değil, ya o ya o gibi bir basitliğe indirgenmemeli. Milyonlarca insanı arkasından sürükleyen ideolojilerin bile yok olup gittiği dünyada binlerce yıldır devamlılığını sağlıyor ibrahimi dinler. Bence ortada kesinlikle samimi bir inanç var. Bir insanın ya da bir grup insanın bir araya gelip iktidar için ortaya attıkları bir şey binlerce yıl ayakta durabilir miydi? 

 

 

O zaman referansımız din değil vicdan oluyor. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu vicdanımızla bulabiliyorsak dinlerin işlevi nedir?

İnsan evet vicdanını dinlese doğruyu bulacak ama bir sürü şey buna engel oluyor...

 

Aşırı hirslar ofkeler vicdanın sesini bastırıp insanoğlunun kötülüğe meyletmesini sağlıyor...

 

Bence din tanrının insana vicdaninizi duyun dinleyin uyun demek amacıyla bir seslenişi ve hatırlatmasıdir....

 

Ama zamanla din de dejenere olarak tam tersi bir işlev görmeye başlamış yani vicdanın sesini duyuran değil baskılayan bir hale gelmiş...

 

Bu durumda dini reddetmek de makul bir secimken ben dinin aslı olarak gördüğüm vicdana uygun kısımlarını kabul diğerlerini reddetmek şeklinin de makul olduğunu düşünüyorum...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
9 saat önce, kirec yazdı:

İnsan evet vicdanını dinlese doğruyu bulacak ama bir sürü şey buna engel oluyor...

Aşırı hirslar ofkeler vicdanın sesini bastırıp insanoğlunun kötülüğe meyletmesini sağlıyor...

Bence din tanrının insana vicdaninizi duyun dinleyin uyun demek amacıyla bir seslenişi ve hatırlatmasıdir....

 

Ama zamanla din de dejenere olarak tam tersi bir işlev görmeye başlamış yani vicdanın sesini duyuran değil baskılayan bir hale gelmiş...

 

Bu durumda dini reddetmek de makul bir secimken ben dinin aslı olarak gördüğüm vicdana uygun kısımlarını kabul diğerlerini reddetmek şeklinin de makul olduğunu düşünüyorum...

 

Aslında benzer düşünüyoruz ama benzer düşünce tarzı bizi farklı yollara götürmüş. Bence de asıl rehberimiz önümüze konan bir din değil, bireysel vicdanımız ve akıl, mantık olmalı. Evet vicdan ve akıl/mantık da hakikati, doğru/yanlışı bulmak için yeterli gelmeyebilir, her sorumuzu cevaplamayabilir bu nedenle dinleri de göz ardı edemeyiz. Elimizdeki bu rehberlerle dinleri değerlendirmemiz gerekir. Aksi halde doğduğumuz toplumdaki gelenekleri sorgusuzca devam ettirmiş oluruz. "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola" uymuş oluruz. Anladığım kadarıyla buraya kadar hemfikiriz.

 

Bu noktada dinleri değerlendirmeye başladığımızda tartışmalı bazı konular vicdanımıza, akıl mantığa uymuyorsa ne yapacağız? Buna herhalde kendimiz karar veriyoruz. Bu beni dinlere mesafeli davranmaya itti. Yine de tamamen reddetmiyorum çünkü bazı dini hükümler bugün bile o kadar doğru ve marjinal ki yalnız bunların varlığı bile dini kestirip atmamı engelliyor. Diğer yandan bazı hükümler de bence akıl mantık, vicdana uymuyor. 

 

Tutarlı olmak şunu sormak lazım. Önümüzde üzerinde hangisinin ne olduğu yazmayan iki kitap olsa, birinde türk ceza kanunu, medeni kanun hükümlerinin derlemesi diğerinde dini kaynaklardaki ilgili hükümlerin derlemesi olsa hangisi vicdana, akıl mantığa daha yatkın dediğimiz zaman samimi olarak hangisini tercih ederdik? Buradaki ironik nokta ceza kanunu ve medeni kanun o kadar sıkıntılı ve mükemmellikten uzak ama ona rağmen bende terazi onlardan yana ağır basıyor. Burada hayır ben vicdanen dini hükümlerin olduğu kitabı daha doğru bulurdum diyen çıkar mı bilmiyorum. Bence böyle bir şey demek için çocukluktan beri bu değerlerin dayatılmış olması gerekiyor. 

 

10 saat önce, kirec yazdı:

Ama zamanla din de dejenere olarak tam tersi bir işlev görmeye başlamış yani vicdanın sesini duyuran değil baskılayan bir hale gelmiş...

 

Bu bahsettiklerim dinin uygulanaşı ile değil kendisi ile ilgili. Dinin kaynağı belli kitabında duruyor bence bu haliyle vicdanı baskılayan bir hale gelmesi söz konusu değil. Okuyup vicdana, akıl mantığa uyup uymadığını tartmak bizim elimizde. Dinin zaten herhangi bir hale gelmesi mümkün değil çünkü en büyük iddiası mutlak ve değişmez olması. Yani dinler binlerce yıl önce neyseler bugün de o olduklarını söylüyorlar. Dinin toplumdaki uygulanaşı ise tamamen gündelik ve siyasi bir konudur ve dinlerin kendisi bağlamaz. Kaynağındaki hükümler ise bağlar. Bunlar vicdana, akla mantığa uygun değil diyorsak bu noktada dinin kendisini eleştirmiş oluruz.

 

10 saat önce, kirec yazdı:

Bu durumda dini reddetmek de makul bir secimken ben dinin aslı olarak gördüğüm vicdana uygun kısımlarını kabul diğerlerini reddetmek şeklinin de makul olduğunu düşünüyorum...

 

Bu durumda dinin mutlak doğru olduğunu reddetmiş olmuyor muyuz? Dinlerin bu noktada geriye ne özelliği kalıyor? Herkes istediği gibi inanır ama bunu gerçekten anlayamadım. Herhangi bir dini hükmü reddedip kendimizi hala nasıl o dine mensup hissebiliriz? Ben bu noktaya geldiğimde dinlere mesafeli durmaya başladım. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 minutes ago, ck789 said:

 

Aslında benzer düşünüyoruz ama benzer düşünce tarzı bizi farklı yollara götürmüş. Bence de asıl rehberimiz önümüze konan bir din değil, bireysel vicdanımız ve akıl, mantık olmalı. Evet vicdan ve akıl/mantık da hakikati, doğru/yanlışı bulmak için yeterli gelmeyebilir, her sorumuzu cevaplamayabilir bu nedenle dinleri de göz ardı edemeyiz. Elimizdeki bu rehberlerle dinleri değerlendirmemiz gerekir. Aksi halde doğduğumuz toplumdaki gelenekleri sorgusuzca devam ettirmiş oluruz. "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola" uymuş oluruz. Anladığım kadarıyla buraya kadar hemfikiriz.

 

Bu noktada dinleri değerlendirmeye başladığımızda tartışmalı bazı konular vicdanımıza, akıl mantığa uymuyorsa ne yapacağız? Buna herhalde kendimiz karar veriyoruz. Bu beni dinlere mesafeli davranmaya itti. Yine de tamamen reddetmiyorum çünkü bazı dini hükümler bugün bile o kadar doğru ve marjinal ki yalnız bunların varlığı bile dini kestirip atmamı engelliyor. Diğer yandan bazı hükümler de bence akıl mantık, vicdana uymuyor. 

 

Tutarlı olmak şunu sormak lazım. Önümüzde üzerinde hangisinin ne olduğu yazmayan iki kitap olsa, birinde türk ceza kanunu, medeni kanun hükümlerinin derlemesi diğerinde dini kaynaklardaki ilgili hükümlerin derlemesi olsa hangisi vicdana, akıl mantığa daha yatkın dediğimiz zaman samimi olarak hangisini tercih ederdik? Buradaki ironik nokta ceza kanunu ve medeni kanun o kadar sıkıntılı ve mükemmellikten uzak ama ona rağmen bende terazi onlardan yana ağır basıyor. Burada hayır ben vicdanen dini hükümlerin olduğu kitabı daha doğru bulurdum diyen çıkar mı bilmiyorum. Bence böyle bir şey demek için çocukluktan beri bu değerlerin dayatılmış olması gerekiyor. 

 

 

Bu bahsettiklerim dinin uygulanaşı ile değil kendisi ile ilgili. Dinin kaynağı belli kitabında duruyor bence bu haliyle vicdanı baskılayan bir hale gelmesi söz konusu değil. Okuyup vicdana, akıl mantığa uyup uymadığını tartmak bizim elimizde. Dinin zaten herhangi bir hale gelmesi mümkün değil çünkü en büyük iddiası mutlak ve değişmez olması. Yani dinler binlerce yıl önce neyseler bugün de o olduklarını söylüyorlar. Dinin toplumdaki uygulanaşı ise tamamen gündelik ve siyasi bir konudur ve dinlerin kendisi bağlamaz. Kaynağındaki hükümler ise bağlar. Bunlar vicdana, akla mantığa uygun değil diyorsak bu noktada dinin kendisini eleştirmiş oluruz.

 

 

Bu durumda dinin mutlak doğru olduğunu reddetmiş olmuyor muyuz? Dinlerin bu noktada geriye ne özelliği kalıyor? Herkes istediği gibi inanır ama bunu gerçekten anlayamadım. Herhangi bir dini hükmü reddedip kendimizi hala nasıl o dine mensup hissebiliriz? Ben bu noktaya geldiğimde dinlere mesafeli durmaya başladım. 

Dediğiniz gibi çok benzer düşünüyoruz...

 

Ayrıntılar da farklı fikirler olsun varsın...

 

Ama ben kendimce din olarak adalete iyiliğe akla vicdana bilime uygun yaşamayı seciyorum ve tanrının da benden beklediğinin bu olduğuna inanıyorum...

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, ck789 yazdı:

 

Aslında benzer düşünüyoruz ama benzer düşünce tarzı bizi farklı yollara götürmüş. Bence de asıl rehberimiz önümüze konan bir din değil, bireysel vicdanımız ve akıl, mantık olmalı. Evet vicdan ve akıl/mantık da hakikati, doğru/yanlışı bulmak için yeterli gelmeyebilir, her sorumuzu cevaplamayabilir bu nedenle dinleri de göz ardı edemeyiz. Elimizdeki bu rehberlerle dinleri değerlendirmemiz gerekir. Aksi halde doğduğumuz toplumdaki gelenekleri sorgusuzca devam ettirmiş oluruz. "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola" uymuş oluruz. Anladığım kadarıyla buraya kadar hemfikiriz.

 

Bu noktada dinleri değerlendirmeye başladığımızda tartışmalı bazı konular vicdanımıza, akıl mantığa uymuyorsa ne yapacağız? Buna herhalde kendimiz karar veriyoruz. Bu beni dinlere mesafeli davranmaya itti. Yine de tamamen reddetmiyorum çünkü bazı dini hükümler bugün bile o kadar doğru ve marjinal ki yalnız bunların varlığı bile dini kestirip atmamı engelliyor. Diğer yandan bazı hükümler de bence akıl mantık, vicdana uymuyor. 

 

Tutarlı olmak şunu sormak lazım. Önümüzde üzerinde hangisinin ne olduğu yazmayan iki kitap olsa, birinde türk ceza kanunu, medeni kanun hükümlerinin derlemesi diğerinde dini kaynaklardaki ilgili hükümlerin derlemesi olsa hangisi vicdana, akıl mantığa daha yatkın dediğimiz zaman samimi olarak hangisini tercih ederdik? Buradaki ironik nokta ceza kanunu ve medeni kanun o kadar sıkıntılı ve mükemmellikten uzak ama ona rağmen bende terazi onlardan yana ağır basıyor. Burada hayır ben vicdanen dini hükümlerin olduğu kitabı daha doğru bulurdum diyen çıkar mı bilmiyorum. Bence böyle bir şey demek için çocukluktan beri bu değerlerin dayatılmış olması gerekiyor. 

 

 

Bu bahsettiklerim dinin uygulanaşı ile değil kendisi ile ilgili. Dinin kaynağı belli kitabında duruyor bence bu haliyle vicdanı baskılayan bir hale gelmesi söz konusu değil. Okuyup vicdana, akıl mantığa uyup uymadığını tartmak bizim elimizde. Dinin zaten herhangi bir hale gelmesi mümkün değil çünkü en büyük iddiası mutlak ve değişmez olması. Yani dinler binlerce yıl önce neyseler bugün de o olduklarını söylüyorlar. Dinin toplumdaki uygulanaşı ise tamamen gündelik ve siyasi bir konudur ve dinlerin kendisi bağlamaz. Kaynağındaki hükümler ise bağlar. Bunlar vicdana, akla mantığa uygun değil diyorsak bu noktada dinin kendisini eleştirmiş oluruz.

 

 

Bu durumda dinin mutlak doğru olduğunu reddetmiş olmuyor muyuz? Dinlerin bu noktada geriye ne özelliği kalıyor? Herkes istediği gibi inanır ama bunu gerçekten anlayamadım. Herhangi bir dini hükmü reddedip kendimizi hala nasıl o dine mensup hissebiliriz? Ben bu noktaya geldiğimde dinlere mesafeli durmaya başladım. 

"Önümüzde üzerinde hangisinin ne olduğu yazmayan iki kitap olsa..." izninle kesiyorum. Hangi kitapta yazıyor diye sormaya gerek duyarmıydık? Halbuki hangi kitapta yazarsa yazsın doğru doğrudur, yanlış yanlışdır. Bazı insanlar onların kitaplarında yazmayanlara karşı körler; bu insanlar doğruyu ve yanlışı aklı ve vicdanı gözetiyorlar diyemeyiz.

 

"Herhangi bir dini hükmü reddedip kendimizi hala nasıl o dine mensup hissedebiliriz" iki yolunu söyleyebilirim, ben anlamadım deyip yapmayız ama Allah doğruyu söyler deriz. Yada bu hükümler geçmiş toplumlar için doğruydu ama bize karşı bir hükmü yok diyebiliriz. Belki ikincisi insanı o dinden çıkartabilir, ben çıkarttığını düşünüyorum bu yüzden müslümanım demiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 dakika önce, Nuri Kara yazdı:

"Önümüzde üzerinde hangisinin ne olduğu yazmayan iki kitap olsa..." izninle kesiyorum. Hangi kitapta yazıyor diye sormaya gerek duyarmıydık? Halbuki hangi kitapta yazarsa yazsın doğru doğrudur, yanlış yanlışdır. Bazı insanlar onların kitaplarında yazmayanlara karşı körler; bu insanlar doğruyu ve yanlışı aklı ve vicdanı gözetiyorlar diyemeyiz.

 

Benim de demek istediğim bu. Dünyevi olduğunu bildiğimiz hükümler akla ve vicdana daha uygun geliyorsa ve rehber olarak da aklı ve vicdanı kabul ettiysek dinlerden uzaklaşmış oluruz. Kitap örneği bunun içindi. Bence şu an toplumu düzenleyen hükümleri sorsak insanlara miras dağılımı, şahitlik, hırsızlığın cezası vs. gibi, insanlarının çoğunun dünyevi kanunları daha adil ve akla yatkın bulacaklarını düşünüyorum. Bence dünyevi kanunları adil bulanların oranı müslüman olduklarını söyleyenlerden çok daha fazla olur. Bunda bi çelişki olduğunu düşünüyorum. 

 

3 dakika önce, Nuri Kara yazdı:

""Herhangi bir dini hükmü reddedip kendimizi hala nasıl o dine mensup hissedebiliriz" iki yolunu söyleyebilirim, ben anlamadım deyip yapmayız ama Allah doğruyu söyler deriz. Yada bu hükümler geçmiş toplumlar için doğruydu ama bize karşı bir hükmü yok diyebiliriz. Belki ikincisi insanı o dinden çıkartabilir, ben çıkarttığını düşünüyorum bu yüzden müslümanım demiyorum.

 

Bence ilki daha yaygın olabilir. Anlamadığımız şeye nasıl inandığımızı söyleyebiliriz. Daha neye inandığımızı anlamıyorsak bilmiyorsak bu inancı ne kadar yaşabiliriz?

 

Bu hükümler geçmiş toplumlar içindi sözü bence de dine uymuyor. Kimseyi tekfir edecek değilim tabi ki ama bence dinlerin en büyük özelliği evrensel ve mutlak olmaları. Bu özelliğinden vazgeçersek bence dinlere gerek bile kalmıyor. Bence en büyük sorun neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verebilmek. İnsanlar bu konuda hemfikir olamıyor anca belki belli bir zeminde türlü tavizlerle bir uzlaşı sağlanabiliyor. Dinler ise gerçek doğruyu mutlak şekilde zamandan bağımsız ortaya koydukları iddiasında. Hayır bu böyle değil sadece indiği döneme kapsar dersek zaten bağlayıcılığını reddetmiş oluruz. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
56 dakika önce, ck789 yazdı:

 

Benim de demek istediğim bu. Dünyevi olduğunu bildiğimiz hükümler akla ve vicdana daha uygun geliyorsa ve rehber olarak da aklı ve vicdanı kabul ettiysek dinlerden uzaklaşmış oluruz. Kitap örneği bunun içindi. Bence şu an toplumu düzenleyen hükümleri sorsak insanlara miras dağılımı, şahitlik, hırsızlığın cezası vs. gibi, insanlarının çoğunun dünyevi kanunları daha adil ve akla yatkın bulacaklarını düşünüyorum. Bence dünyevi kanunları adil bulanların oranı müslüman olduklarını söyleyenlerden çok daha fazla olur. Bunda bi çelişki olduğunu düşünüyorum. 

 

 

Bence ilki daha yaygın olabilir. Anlamadığımız şeye nasıl inandığımızı söyleyebiliriz. Daha neye inandığımızı anlamıyorsak bilmiyorsak bu inancı ne kadar yaşabiliriz?

 

Bu hükümler geçmiş toplumlar içindi sözü bence de dine uymuyor. Kimseyi tekfir edecek değilim tabi ki ama bence dinlerin en büyük özelliği evrensel ve mutlak olmaları. Bu özelliğinden vazgeçersek bence dinlere gerek bile kalmıyor. Bence en büyük sorun neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verebilmek. İnsanlar bu konuda hemfikir olamıyor anca belki belli bir zeminde türlü tavizlerle bir uzlaşı sağlanabiliyor. Dinler ise gerçek doğruyu mutlak şekilde zamandan bağımsız ortaya koydukları iddiasında. Hayır bu böyle değil sadece indiği döneme kapsar dersek zaten bağlayıcılığını reddetmiş oluruz. 

Anladım. İnsanların çokbüyük hatta çokçokbüyük birkısmı senin gibi samimi değiller, övdüğüm için bağışla. İnandıklarını söyleyip başkalarının söylediklerini yapmaktan rahatsızlık duymuyorlar. Halbuki hayatını ne belirliyorsa onun dini odur.

 

"Daha neye inandığımızı anlamıyorsak bilmiyorsak bu inancı ne kadar yaşayabiliriz" insanlar bunu yapıyorlar, ilk önce yapıp sonra kendilerince haklı çıkarmaya çalışıyorlar. Yaşayamazlar, ince ayrıntısına kadar direktif olmadığı sürece yaşayamazlar. Bir yerden patlak verir. Eğer ince ayrıntısına kadar direktif varsa kukla olmaktan öteye gidemezler. Elini yıkar bacağına sümüğünü siler. Herkesin kullandığı misvağı ağzına sokar. Allah belalarını versin. Böylece akıllanırlar: ağızları çürüsünde akılları başlarına gelsin: bu bir beladır.

 

Kur-an'ın kendisini koruduğunu söylediği bir ayetin olduğunu düşünmüyorum, eğer varsada gerçekler ortada Kur-an'ın gerçeği söylemediğini söylemek zorunda kalırım. Kur-an'ın Allah katından olduğunu reddetmek için bir sebebim olur. Bağlayıcılığını zaten reddediyorum.

 

Allah'ın kitabı aynı zamanda evren kitabıdır ve kimse bu kitabı değiştiremez...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
21 saat önce, kirec yazdı:

Evet bence iyi bir tavsiye...

Ama artık iletişim sayesinde dünya küçüldü...

Diğer insanların farklı yaşamları inanclari kültürleri ile karsilastikca bizimki de onlardan biri sadece diye düşünüyoruz...

Hepsinin içinde iyi güzel etkileyici şeyler var tersi de...

 

Yine de doğayı ve insanları yerinde görmenin başka bir alternatifi yoktur. Teknoloji ve bilişim sayesinde dünyayı ayağınıza kadar getirebilirsiniz ancak o uzak diyarların havasını bizzat soluğunuzda,  dünyayı örümcek ağı gibi örmüş dinlere daha başka bir gözle bakmasını öğreniyorsunuz. Daha da önemlisi, ufkunuz genişliyor ve kendi kültürünüzün ve inancınızın hiç de o kadar üstün olmadığını idrak ediyorsunuz.  

Hasılı tanrıdan kopamıyorsanız, bu tür seyahatler, en azından  piyasadaki dinlerin tümünün insan ürünü olduğu gerçeğini gözünüzün önüne getiriyor.  

tarihinde kavak tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah'ın g.tün teki olduğunu itiraf edebilseniz, böyle bir g.tün tanrı olamayacağını ve dolayısı ile ortada bir tanrı olmadığını idrak edebileceksiniz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, Nuri Kara said:

Allah'ın kitabı aynı zamanda evren kitabıdır ve kimse bu kitabı değiştiremez...

 

Allah'ın kitabı  7. yy cahil, ilkel arapların yazdığı saçma sapan, düzensiz, ilkel kurallarla, çelişkilerle dolu Kuran'dır. Cahil, yağmacı bir arap bedevisinin seçtiği bir arap putunu bu kadar yüceltip kutsamak da ne? Neden arapların önüne koyup işte buna tapacaksın dediği puttan bir türlü kopamıyorsun, bunu düşün bakalım.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...