Jump to content
Salvolimpos

Kadını hayırlı yapan şeylerden biri de erken(çocuk) yaşta evlendirilmeleridir.

Recommended Posts

Kız çocuklarının çok küçük yaşlarda iken evlendirilmeleeri geleneği, İslam ülkelerinin ortak özelliklerinden biridir. Kiz çocuk bakımından hayat boyu sürecek olan kölelik durumunun başlangıcı sayılır. Bindörtyüz yıl süregelen bu uygulama sonucu kız çocuk, daha bebeklikten kurtulup dünyasını tanımaya vakit bulamadan, örneğin sekizdokuz yaşlarında, çoğu kez kendisinden çok yaşlı bir erkekle evlendirilmis ve onun koynuna terkedilmiş bulur. Beşik nikahı usulü ile zaten daha önce evlendirilmiş olanlar, zamanı gelince oyuncaklarını toplayıp koca evine taşınırlar. 

 

İslam'ın dört mezhebinden hiç biri , kızlar için asgari bir evlilik yaş haddi saptamış değildir. Bundan dolayıdır ki ana karnındaki çocuklar için söz kesildiği görülür. Fevkalade kötü sonuçlar doğurur olduğunu birazdan belirteceğimiz bu geleneğin günümüze dek süregelmesinin sorumlusu arap peygamberidir .Çünkü her hususta olduğu gibi bu konuda da bu tür uygulamayı bizzat kendinden verdiği örneklerle pekiştirmiştir. 

Bilindiği gibi Ebü Bekir'in kızı Ayşe ile nikahlandığı zaman kendisi elli yi aşkın bir yaşlı insan, Ayşe ise henüz altı yaşında, bebek denecek kadar küçük bir çocuktur. Bu kadar küçük bir yaşta cinsi münasebete elverişli bulunmadığı içindir ki üç yıl kadar babasının evinde 'kalmış olan Ayşe, dokuz yaşına bastığı an oyuncaklarını alarak Muhammed'in evine taşınmış ve o küçücük yaşında Muhammed'le yatmaya başlamıştır.

Her ne kadar İmam-ı Safi'nin '"Tihame  kadınların 9 yaşında hayız(adet) gördüklerini işittim. " şeklinde konuştuğu söylenirse de bu beyana fazla itibar edilmediği anlaşılmaktadır. Nitekim dokuz yaşındaki kız çocuklarının hayız görüp göremeyecekleri hususunda Ulema daima ihtilaf halinde bulunmuştur. Kadınlar için hayız hali, buluğ çağı olarak kabul edildiğinden Ebu Hanife ve İbn Abbas gibi ünlüler, kızlarda buluğ yaşını 17 (erkeklerde ise 18 veya 19) olarak saptamışlardır. 

 

Fakat her ne olursa olsun gerçek şudur ki Muhammed, kendisinden sonra bu konuda yapılacak tartışmaları hiç kaale almaksızın Ayşe'yi o körpecik yaşlarda koynuna almakta sakınca bulmamıştır. İslami kaynakların bildirdiğine göre Muhammed, çoğu zaman Ayşe'nin oyuncaklarıyla oynar, onu eğlendirir, ya da onun kendi arkadaşlarıyla oynamasını seyrederdi. Bu şekilde vakit geçirmekten pek hoşlanmış olmalıdır ki başkalarının da kendisi gibi yapmasi çin kız çocukların erken yaşlarda evlendirilmelerinin gerekli olduğunu söyler, şöyle demistir : 
"Kadını hayırlı yapan şeylerden biri de erken yaşlarda evlendirilmeleridir. "
Söylemeye gerek yoktur ki elli yaşlarında ve büyük baba denebilecek bir adamın dokuz yaşındaki küçücük bir kızla cinsi münasebette bulunması pek normal sayılamaz. Sıcak ikliınde kızların çabuk geliştiği ve erginliğe eriştiği ileri sürülse bile yine de bunu normal saymak mümkün değildir. Hele Ayşe'nin, oyuncaklarından başka bir şeyi düşünemeyecek bir yaşta Muhammed'in yanına taşindiği göz önünde tutulacak olursa, söz konusu ilişkinin ne kerte olağan dışı kaldığı kolaylikla anlaşılır.

 

Fakat ne var ki, her konuda Muhammed'i körü körüne savunmaya kararlı müslüman yazarlar, her şeye rağmen, bu evliliği olağan karşılarlar ve aleyhte laf konuşturmazlar. Kimisi Ayşe'yi, olduğundan daha yaşlı gibi göstermeye uğraşır, kimisi de Ayşe ile Muhammed arasında büyük yaş farkı bulunmasının önemsiz olduğunu çünkü o dönemde Arap kabilelerinde buna benzer evliliklerin çok görüldüğünü ve çocuk denecek yaştaki kızların, 30-40 yaş daha büyük erkeklere verildiklerini

ve bu tür evliliklerin bugün dahi Asya ülkelerinde görüldüğünü, hatta yakın bir tarihe gelinceye kadar Avrupa'da, örneğin İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde, ya da Amerika B. Devletlerinin dağlık mıntıkalarında yapıldığını belirtirler. Fakat her nedense peygamber diye kendisini kabul ettirmiş olan bir kimsenin, başkalarına böyle bir örnek teşkil etmemesi gerektiğ'ini söylemeye cesaret edemezler.

Şu muhakkaktır ki Muhammed örneği, müslüınan toplumlar bakımından izlenmesi gerekli, fakat fevkalade zararlı bir geleneğin kökleşmesine vesile yaratmıştır. Nitekim daha ilk anlardan itibaren, örneğin Halife Ömer, yaşını başına aldığı bir dönemde, Ali'nin kızı Ümmi Gülsüm ile evlenmiştir; ümmi Gülsüm o tarihlerde çocuk yaşta idi. 

Zamanla bu tür evlilikler öylesine çoğalır olmuştur ki İmam Hanbel gibi mezhep kurucular, Muhammed örneğinin İslami bir gelenek olarak izlenmesini gerekli kabul ederek dokuz yaşına basmış olan kızlarla evlenme yapılabileceğini hükme bağlamışlardır. 
Bu gelenek Araplardan Türklere de geçmiş ve özellikle Osmanlı döneminde ihtiyar erkekler için bulunmaz bir nimet olarak benimsenmiştir. Sultan Ahme,d'in vezirlerinden Nasuhi Paşa'nın, Padişah'ın üç yaşındaki kızı ile nikahlanması bunun akıl almaz örneklerinden biridir. 
Durum günümüzde de pek değişmiş değildir. Muhammed örneğini izlemek hala bir özlemdir ve hala bu nedenle müslüman ülkelerde aileler için, kızlarını çok küçük yaşlarda evlendirmiş olmak kadar prestij sağlayan bir şey yoktur. Bazı yerlerde, örneğin Cezayir'de, hamile kadınlar çoğu kez birbirleriyle, doğacak çocukları için söz keserler ve "Eğer kız çocuk doğuracak olursan onu bize sakla" diye işi sağlama bağlarlar.
Hemen bütün müslüman ülkelerde, özellikle köylerde, dokuz yaşındaki kızların, 'elli'yi aşmış erkeklerle evlendirildiklerine çok rastlanır. örneğin Yemen'de, babaları ya da velileri tarafından, çoğu zaman hiç haberleri olmadan, evlendirilen kız çocukların % 62'nin, on bir ile on 
beş yaşları arasında ve % 20'nin de onbeş ila 20 yaşları arasında bulundukları anlaşılmaktadır. 
Pakistan'da kız çocuklarının emekleme yaşında evlendirilmeleri geleneği İngiliz yönetimi zamanında yasaklanmış olduğu halde 7 ila 14 yasları arasındaki evlenmeler sürüp gitmiş ve nihayet 1961 yılında Askeri Hükümetin geçirdiği kanunlarla 16 olarak saptanmıştır.
Günümüzde, evlenme yaş haddini kanun hükmüne bağlayan müslüman ülkelerin sayısı bir düzineyi geçmez. Bunlar arasında yaş haddini en düşük 12 tutanlar (örneğin Lübnan ile Seylan) yanında 17 yaşinda en yüksek tutanlar (örneğ·in Tunus, Suriye, vs) vardır. Diğer yerlerde yaş haddi diye bir şey yoktur. 
Fakat yaş haddini bu şekilde kanunlarla tespit eden ülkelerde her türlü yasağa rağmen dinsel gelenek hükmünü sürdürür. Müslüman 
ülkeler içerisinde en radikal reformlara yönelmiş Türkiye'de bile, yaş haddinin kızlar için 17 olarak saptanmış bulunmasına rağmen, köylerde 15 yaşindan daha küçük yaşlardaki kızların evlendirildikleri görülür

 

Yazıya ilişkin kaynaklar ,

326. M'rabet, age, ( 1967). Bölüm. r. 

327. Bu hususlar için bk. İbn Hanbel, age, ( 1895), VI, 3 3, 57, 84. Buhari'nin naklettiği bir hadise göre Ayşe şöyle anlatıyor: «Ben 6 yaşında bir kız iken Nebi. beni akd ve nikah eylemişti. ( Üç sene sonra) Medine'ye hareket ettilL. Bu kere ben, arkadaşlanmla beraber salıncakta oynarken annem Ümmü Ruman .bana doğru geldi ve beni çağırdı. Ben de annemin yanına geldim. Beni ne edeceğini bilmiyordum. Annem elimi tuttu. Ta evin kapısı önünde beni durdurdu. Ben de yorgunluktan kaba lrnba soluyordum. Nihayet soluğum biraz yatıştı. Sonra annem biraz su aldı, onunla yüzümü, başımı sıvazladı. Sonra beni eve koydu. Evde Ensar'dan bir takım kadınlar bulunuyordu. Bunlar bana - 'Hayır ve bereket üzere geldin .. . '- Annem beni bu kadınlara teslim etti. Bunlar da benim kılığımı, kıyafetimi düzlediler ve Resülul'lah'a teslim ettiler ... Ensar kadınları beni... ( teslim) ettiklerinde ben 9 yaşında bir kızdım.» ( Bk. Sahih-i Buhari Muhtasarı . . . , X, sh. 78. Hadis no. 1553 ). 

328. Sahih-.i Buhari Muhtasarı ... , VIII, sh. 105. , 
329. Gazali'de yer alan bir hadise göre Ayşe şöyle konuşmuştur : «Resül-i Ekreın'in yanında iken oyuncak bebeklerle oynardım. Emsallerim (Ve arkadaşlarım) oynamak için bana geldiklerinde Resül-i Ekrem'den çekinirlerdi, fakat Resül-i Ekrem, bana geldikleri için sevinirdi ... Bir gün Resül-i Ekrem bana: - 'Bunlar (oyuncaklar) nedir?'- diye sordu. Ben : - 'Bunlar benim kız çocuklarımdır'- dedim .. . » Bk. Gazali, İhyau'u ... , ( 1975), II, 693. 
330. Gazali, age, (1975), II, 63. 
3 30a. Ne şaşırtıcıdır ki Muhammed , Ayşe . ile olan evliliğini dahi Tanrinin takdirine bağlamıştır. Gerçekten de Ayşe'nin rivayetine göre şöyle demiştir : «Ey Ayşe sen iki kere rü'yamda bana gösterildin ... Eğer şu rüyanın Allah tarafından gösterilmiş ise Allah'ın takdiri infaz buyurulur» diyorum, Bk. Sahilı-i Bu-hari Muhtasarı ... , X, 79-80. 

331. M. Ali, age,. ( 1970 ) , 7-11.

332. al-Shati (Şati), age, ( 197 1 ), 62. 
333. Sena, age, ( 1979), 62. 
334. Women ... , (1977), 81. 
335. M'rabet'in Les Algeriens ... , Faris ( 1967) adlıkitabınabakınız. 
336. Makhlouf, age, (1979), 39-41, 82.

tarihinde Salvolimpos tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Önce bir anlamanız lazım.

 

İslama göre, kadın, erkeğin üremesi için olan bir şeyden ibarettir. Nasıl ki inekler insanın et ihtiyacı, sebzeler ot ihtiyacı, kafirler de mal mülk ihtiyacı için yaratılmışsa, o şekilde.

 

İsalmın biraz genişleesi ile çeşitli tartışmalar başlar. Bunlardan biri de, insanların ensest mahsulü olmalarıdır. Bu konuda bir büyük islam alimi der ki, allah, ademin çocuklarına gökten karı indirdi. Böylece ademin çocukları ensest yapmadan onlarla ürediler. Bu hikaye bile, isalmın kadına bakışını anlamaya yeter tek başına.

 

Burada anlaşılması gereken, "kadını hayırlı yapan..", işte buradaki "hayırlı kadın" sıfatıdır. Bu, bir kadının iyilik, hoşluk şu bu şeklinde sıfatını vurgulamaz. Bu, kadının erkek için olan iyi, sorunsuz olma halini anlatır. Basitçe, bir kadının hayırlı olması demek, erkek için ideal, sorunsuz olması demektir. 

 

Bu hususu önce anlayıp, ondan sonra islami kadın rollerini düşünmek gerekir. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Muhammed, Ebu Umame'nin rivayet ettiği bir hadisinde şöyle demiştir: 
"Kadinlar arasında saliha kadın, yüz tane. siyah karga arasında alaca bir karga'ya benzer"
Bununla anlatmak istediğini daha da açıklığa kavuşturabilmek için ((alaca kargaya)) eş tuttuğu kadın tipini,(( Yusufun karılarından örnek getirmek suretiyle )) belirtmeye çalışmıştır. Muhammed'in bu benzetmeleri İslam düşünürlerinin itibar ettikleri bir kaynak olmuştur. Örneğin Lokman , yukardaki hadis'i kendisine yaşam kuralı bilmiş ve kadınların ıyisinin dahi kötü olduğuna inanmış olarak oğluna şu öğütte bulunmayı gelenek edinmişti: 
"Oğlum kadınların şerrinden kork; çünkü onlar insanı iyiliğe çağırmaz; iyi olanlarından bile kendini korumaya bak . "
öte yandan Muhammed'in alaca kargaya eş değerde tuttuğu iyi kadınıı tipi, kadının <<insan varlıği olarak bizatihi temsil ettiği bir değer ölçüsüne karşılık tutulmamıştır. Sadece ve sadece kadın'ın kendisini kocasına adaması ve sömürü aracı haline sokması esasına göre tanımlanmıştır. Daha doğrusu kadının iyisi kocasını ((efendi/seyyit)) bilen, ona kulluk kölelik eden, ona mutlak şekilde boyun eğen kadındır;

kadının ((iyisi)),kocasını yedirip içiren, giydiren ve onu 'ev'in pis ve zor işlerinden kurtarıp ibadetiyle meşgul olmasiı ve böylece cennetlere kavuşması olanağını getiren kadındır; 
kadının iyisi, nikah parası az olan kadındır;

kadının iyisi, örtunen, yabancı insan görmeyen, evden uzağa gitmeyen, odasına çekilip evin köşesinde kocasıni bekleyen kocası geldiğinde onu eğlendiren ve neşelendiren kadındır;

kadının iyisi, kocasının izni olmadan hiç kimse ile konuşmayan, sokağa çıkmayan, çıktığında başını önüne eğip kimselere bakmayan kadındır; kocasının malını israf etmeyen, daima nefsinden fedakarlık eden, kadındır.kocasından boşanmak istemeyen ve kazara istemiş olsa bile, bütün haklı durumuna rağmen "hal"yolunu seçen (yani karşılığında mal ve para beklemeyen) kadındır,

kadının iyisi, kıskançlık nedir bilmeyen ya da kıskançlığını göstermeyen ve kocasının diğer karılarına ve kadınlarına karşı iyi muamele eden, bir önceki kocasından kalmış mallarını ve mirasını yeni kocası ile bölüşen ve yiyen ve kocasına yemekler yedirip kokular sürdükten sonra onu diğer hanımlarının yanına gönderen kadındır.

Evet iyi kadın işte bu tip bir kadındır ve müslüman erkeği, Muammed'in alaca karga'dan daha yukarı bir mevkiye layık görmediği bu tür kadın tipini kendisine ((ideal)) edinmistir.

 

5 saat önce, anibal yazdı:

Önce bir anlamanız lazım.

 

 

.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir de şunu da baya bir anlamış olmanız lazım...

 

Bakire kadınlar istiyorsunuz çünkü cinsel
performansınızın kıyaslanmasını istemiyorsunuz.
Edilgen ve tecrübesiz kadınlardan eş istiyorsunuz, çünkü hizmetinizi yaparken sözünüz geçsin istiyorsunuz.
Her kadın bedenine hakkınız var gibi bakıyorsunuz, sahip olduğunuz kadınlara da başka erkekler aynı şekilde bakacak diye kadınlara hayatı zehir ediyorsunuz.
Ben sana güveniyorum da çevreye güvenmiyorum diyenleriniz az değildir.
Aşağılık kompleksinin adı oluverir kıskançlık, kıskançlığı sevgi yapan geri zekalılık.
Özgür düşünen, güçlü, kişilikli kadınlardan korkuyorsunuz, çünkü ne kadar aciz olduğunuzla yüzleşmekten kaçıyorsunuz.
Bir erkek her haltı yediğinde görmezden geliyorsunuz, ama bir kadın ''bedenim benimdir sana ne dese'' adını çıkartmaktan hiç gocunmuyorsunuz.
Ahlakı kişilikte kaybettiniz, kadının apış arasında arıyorsunuz.
Namusunuzu kadın kazandırır, nasıl bir erkek olduğunuz kadına göre ölçülür.
Utanmanız ancak karınız "namussuzluk" yaparsa olur.
Ödünüz kopar o yüzden tam bir tahakkümcüdür ruhunuz.
Faşizm sizden başlıyor, zihniyetsizliğinizden farkedin.
Sahi yaa siz erkek kalanlar, hala insan olamayanlar, cinsel organından yukarı çıkamayan kafalar, siz bu dünyada niye varsınız?
Cahillikle övünen tek canlı olmak, kendinize nasıl bir hakarettir farkında mısınız???

 

................................................................ Beş bin yıldır Kadın; Kölenin kölesi.


Ücretli kölenin evdeki hizmetçisi.
Köylünün Namusu. Küçük Burjuva Aydınının içki sofrasında mezesi ve ilişki albümünde yeteneğinin övüncesi.
Kapitalist pazarın Cinsel metası.
Dindarın kapatması.
Tanrının Şeytanı.
Erkek Avcıların Gülü, Sözde Aşk Meleği .
Oysa o ,
insanı "Doğurup dünyaya getireni ! ! Emzireni, Emeği ile büyüteni, yani insan toplumunun sahibi...

 

J.Saul

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

öte yandan kız çocuğunu, daha çok küçük yaşlardan itibaren eve kapatıp pek çok şeylerden mahrum etmek, ezmek ve erkek çocuğuna ezdirtmek ve şahsiyetini yok etmek, Şeriata göre sosyal düzenin bir gereğidir ki müslüman toplumların geriliklerinin nedenlerinden biri olmuştur. 

Gerçekten de kız çocuk, daha bebek yaşında sayılacak kadar küçük iken (beş altı yaşlarında), erkek dünyası ile temas etmekten uzaklaştırılır ve ((kızlar evden çıkmasın, örtünsün ))şeklindeki İslami emirler gereğince evin dört duvarı arasına tıkılır. Onun artık bütün ömrü, bu duvarlar arasında anasına ev işlerinde yardım etmekle, beşikteki kardeşini beslemekle, babasının ve erkek kardeşlerin)n hi.zme-tini görmekle geçecektir. 
Erkek çocuğu sokaklarda, arkadaşları ile oynarken, kız çocuk evde mezar hayatı geçirecektir. Her ne kadar erkek çocuğunun da, bu yaşlarda iken, özgürlük bakımından imrenilecek bir yönü yok sayılırsa da ( çünkü babası ile birlikte çarşıda pazarda dolaşmak, camiye gitmek, kahvelerde sürünmek durumundadır), kız çocuğuna oranla daha imtiyazlı durumdadır.
Fakat her ne olursa olsun kız ve erkek çocuğunu daha bu erken yaşlardan itibaren birbirlerine yabancı kılan İslam geleneği, toplumsal gelişmeye engel yaratmış olmaktadir.Zira, ilerde  belirteceğimiz gibi erkeğin zeka gelişmesinde kadının etkisi öylesine mutlaktır ki, cinsiyet ilişkilerini yok etmekle kadın için olduğu kadar erkek için dahi ilkellik durumu yaratılmış olur.


Kız çocuklarını küçük yaşlarda evlendirmenin fiziki ve ruhi sakıncalar yanında sosyal bakımdan kötü sonuçlar yarattığı ilmen sabittir. Buluğ çağına erişmemiş kız çocuğunun cinsi münasebette bulunması ve çocuk doğurması sonucu bedenen ve ruhen sarsılmak yanında çeşitli hastalıklara uğramaktadır. Kendilerinden çok yaşlı erkeklerle evlenen kızların tüm yaşamlarının trajedi şeklini aldığı bir gerçektir. Aradaki büyük yaş farkı yüzünden bu gibi kimselerin bir süre sonra dul kaldıkları ve yeni bir evlenme yapacak durumda değillerse ve kocalarından da fazla bir şey edinememişlerse, çoluk ve çocuklarıyla ser sefil hale geldikleri her Müslüman ülkede görülen şeylerdendir.

 

Çok genç yaşta koca evine gitmenin çliğer sakıncalı bir yönü de gerek kocaya ve gerek kocanın yakınlarına karşı eziklik içerisinde kalmak ve bunun kötü sonuçlarına katlanmaktır. Böyle bir evliliğin karı koca arasında saygı, sevgi ve eşitliğe olanak yaratması mümkün değildir. Nitekim müslüman ülkelerde genellikle görülen şey odur .ki yaşlı erkekle evlenen kız çocuk, kocasını bir baba gibi bilmekte, ona körü körüne boyun eğmekte ve köle gibi onun hizmetlerini görmektedir. Bu ezikliği sadece kocasına karşı değil kocasının tüm yakınlarına karşı da aynıyla hissetmektedir.Bu durum çocukluktan kurtulup olgun çağa girdikten sonra da bu şekilde sürüp gitmektedir. Kendisini kadın olarak tanımaya başladıktan itibaren, her yaşantısı itibarıyla artık kurtulamayacağı bir iliski içerisinde bulunduğunu anlamaktadır. Bu tür evliliklerin doğurduğu diğer bir olumsuz sonuç fazla sayıda çocuk doğumuna ve dolayısıyla «nüfus patlamasına» yol açmasıdır. Yeryüzünde en fazla nüfus artışının müslüman ülkelerde görülmesinin nedenlerinden biri de budur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...