Jump to content
nogodbutAllah

Ötenazi ve intihar demokratik bir hak mı yoksa cinayet mi?

Recommended Posts

Malum dinler bahusus islam intiharı günah kabul ediyor.ötenazi türü şeyler de bir nevi intihar olarak görülüyor

hatta sigara türü şeyleri bile adım adım yavaş yavaş ölüme götürdüğü için yavaşlatılmış intihar addediyor

bu yüzden bazıları sigaraya haram bazıları harama yakın mekruh bazıları caiz değil demişlerdir

arada mübah diyenlerde çıkmıştır.

 

kanatimce maddi ve pozitivist hayat ruhu inkar edip insanı bedenden ibaret saydığı için

rahatça beden benim istediğimi yaparım havasında

kürtajıda bu yüzden hak olarak görebiliyor

zira o cenini ruh sahibi potansiyel bir insan değilde bir maddi hücre gibi görüp aldırabiliyor

 

islam ise can veren ancak canı alır düşüncesidedir

aksi si katletmek olur.

insan da bir can olduğuna göre başkasına kıymak öldürmek nasıl haram ise aynen kendisine kıymasıda haramdır

 

bu bir nevi resim çekmek yasaktır bölgesinde başkasını çekmek yasak olduğu gibi selfie  çekmekte yasak zira aynı kanun tahtındadır

insan potansiyel olarak başkasını öldürdüğü gibi kendisine de eylemi dönebilir

 

o yüzden intihar bombacıları da intihara girer zira kendini öldürürken başkasını öldürmek var ki iki fiili birden işlediği için günahı katmerleşir

 

bazı kimseler bunlara cevaz vermiştir ki yanlıştır

 

islam ölürken öldürmek değil yaşarken yaşatma dinidir hatta başkasını yaşatmak için bazen ölümü göze alma mertliğidir

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
22 saat önce, nogodbutAllah yazdı:

Malum dinler bahusus islam intiharı günah kabul ediyor.ötenazi türü şeyler de bir nevi intihar olarak görülüyor

hatta sigara türü şeyleri bile adım adım yavaş yavaş ölüme götürdüğü için yavaşlatılmış intihar addediyor

bu yüzden bazıları sigaraya haram bazıları harama yakın mekruh bazıları caiz değil demişlerdir

arada mübah diyenlerde çıkmıştır.

 

kanatimce maddi ve pozitivist hayat ruhu inkar edip insanı bedenden ibaret saydığı için

rahatça beden benim istediğimi yaparım havasında

kürtajıda bu yüzden hak olarak görebiliyor

zira o cenini ruh sahibi potansiyel bir insan değilde bir maddi hücre gibi görüp aldırabiliyor

 

islam ise can veren ancak canı alır düşüncesidedir

aksi si katletmek olur.

insan da bir can olduğuna göre başkasına kıymak öldürmek nasıl haram ise aynen kendisine kıymasıda haramdır

 

bu bir nevi resim çekmek yasaktır bölgesinde başkasını çekmek yasak olduğu gibi selfie  çekmekte yasak zira aynı kanun tahtındadır

insan potansiyel olarak başkasını öldürdüğü gibi kendisine de eylemi dönebilir

 

o yüzden intihar bombacıları da intihara girer zira kendini öldürürken başkasını öldürmek var ki iki fiili birden işlediği için günahı katmerleşir

 

bazı kimseler bunlara cevaz vermiştir ki yanlıştır

 

islam ölürken öldürmek değil yaşarken yaşatma dinidir hatta başkasını yaşatmak için bazen ölümü göze alma mertliğidir

 

Ötenazi intihar kendisi dışında başkasıan zarar vermeyecek ise  demokratik haktır.

Tedavisi mümkün olmayan bir hastalıkta kendimi bilemeyecek akıl hastalığında ötenazi olmak isterim.

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kürtajın zorunluluk olduğu durumlar var. 

Tecavüzden doğacak olan bakılamaması, annenin fiziksel olarak hazır olmaması, hayati tehlikeler olması gibi.

Ötenazi ise çaresiz kalan ve hastanede aletle yaşatılan insanların seçeneklerinden biri. 

Kurtulma şansı olan hastalar beklerken hastanede boşu boşuna yer işgal etmeye devam mı edeceksin? Yoksa fişi çektirecek misin?

 

Ahiret korkusu ve metafizik açısından bakıldığında kendilerine ait düşünceleri olmayan, ancak kendilerine söyleneni tekrar edebilen akıl fukarası dincilerin konu hakkında yapacakları yorumları çok da merak etmiyorum. Dinlerinin "şehitlik mertebesi" gibi yanlarını reddetme yoluyla şirk koşmalarını seyretmek eğlenceli olabilir ama.

 

tarihinde bayşapka tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
23 saat önce, nogodbutAllah yazdı:

Malum dinler bahusus islam intiharı günah kabul ediyor.ötenazi türü şeyler de bir nevi intihar olarak görülüyor

Dinlerin ne kadar ilkel ve sığ olduğunu anlatmışsın.

İntiharın altında yatan psikolojik veya patolojik nedenleri bilmeden, anlamadan beton tarzında yasaklamışlar! Dinler intiharı engelleyebildiler mi? Tabi ki hayır!

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

zorunluluk haram olanı bil mübah kılar

bu zaten genel bir hüküm

yani açlıktan öleceksin ancak domuz dışında yiyecek bir şey yok

o zorunluluk içinde ölmek ile domuzu yaşayacak kadar yemek ve hayata kalmak arasınd tercih yapıldığında

ölmek daha büyük bir olaydır asıl olan hayatta kalmaktır ve din zaten hayatta kalmak için bazı şeylere cevaz veriyor

 

kürtaj da mecburi durumlarda anne hayati tehlikesi ve benzeri durumlarda elbet yapılır ve cevaz verilmiştir.

 

ancak intihar ve ötenazi bana pek mantıklı gelmedi

 

yani yıllarca bitkisel hayata kalıp felçli olup düzelen hayata dönen insanlar var

doktorların üç ay ömrün kaldı yapacak bir şey yok dediği adamlar 30 sene daha yaşayabiliyor

o yüzden  kesin bilinmeyen aciz kalınan noktalarda hayatı sonlandırmaya karar vermek büyük bir olaydır

 

insan fıtri olarak hayata kalmak için programlanmıştır  bu yüzden değişik savunma mekanizmaları ile donatılmıştır

 

bir insanın kendi hayatına son vermesi fıtri bir tenakuzdur

 

bu bir annenin bebeğini öldürmesi noktasında da aynıdır

bir anne bebeği için canını verebilir fıtraten böyledir

bebeğini öldürmesi fıtratı tersine çevirmektir

yani su yukarıdan aşağıya akar fıtratı böyledir ancak aşağıdan yukarıya akıtmak gerçekten mümkün değildir 

 

**

insan ecelinin gizli olması ne zaman öleceğinin bilinmemesi büyük bir rahmettir

bu konuda bilinmezlik insana devamlı hiç ölmeyecekmiş gibi bir vehm veriyor ve onu ayakta tutuyor

3 ay ömrün kaldı demek bu fıtri ilahi kanunu ihlaldir

veya tetkikler ile amansız hastalıklara yakalandığını öğrenen biri bu bilinmezliği bir nevi bilinir hale getirdiği için

hayata kalabilmesi için verilmiş savunma mekanizmalarını yıkar

 

bazen insan bilmediği halde bir çok hastalığı yenebiliyor farkında değil

ancak o hastalık bilinir hale geldiğinde savunma mekanizması çöker psikolojikmen çöker hastalık ilerler

bazı şeyleri bilmemek rahmettir.

tarihinde nogodbutAllah tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Kesinlikle yaşam hakkı olduğu gibi ölüm hakkı da olmalı insanın. Kendi bedeni kendi kararı. Zaten intiharı kafasına koyan kişi başkası yardımcı olmasa da, bu konuda yapılan etik ve ahlakî tartışmaları umursamadan, bir şekilde kendi imkânlarıyla kendi hayatına son veriyor. Ama daha sakat ve acılı yöntemlere başvurarak. Oysa önce bir psikolog ile konuşturulup sonrasında kesin olarak bunu istediğine kanaat getirilen insanların devlet kontrolünde daha hızlı, acısız ve güvenli bir şekilde öldürülmesi daha sağlıklı olmaz mı? Kişi ölmeyi isteyecek kadar maddi ya da manevi acı çekiyorsa acı çekme sürecini yaşamamak için ölmeyi tercih etmesi son derece doğal. İsteyen mucize beklentisi içine girip yaşamaya devam edebilir. O da onun kararı. İkisine de saygı duyulmalı. Hatta ötanazi için organ bağışı koşulu getirilirse diğer insanlara da faydası olur en azından.

 

"Siz güzel bir yolla yerine getirmezseniz o, trenin önüne atlayıp daha feci bir şekilde can verecek sayın Winterfield. Yahut daha da fenası başkalarının ölmesine de sebep olabilecek bir yolu seçebilir."

Z.D. Robertson'un "Sahil Sular Altında" adlı romanından. (s. 157)

 

"Doğmayı biz seçmedik ama sağ olsun devletimiz doktoruyla, hemşiresiyle pek yardımcı olmuş. Şimdi ölmeyi seçiyorum ve hiç yardımcı olmayacaksınız öyle mi sayın yargıç?"

T. Light'ın "Sarımtırak İsyan" adlı romanı, sayfa 198.

tarihinde Şövalye tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

ölüm bizzat deneyimlenmiş bir şey değil. ölüme yakın tecrübeler denilen şeyler dahi asla kati hakiki ölümü yansıtmaz zira ölümü deneyimleyen zaten konuşamıyor söyleyemiyor dili düşüp boynu bbükülüp gidiyor  yaşadığını anlatacak durumu yok

o yüzden daha az acı çekmesi  mantığı neye göre temellendiriliyor bilmiyorum.freud gibi kokain çekip acıları hafiflediği söylenir ben ölüm acısında da insanların adil şekilde çektiklerini düşünüyorum ha islamda iman edenlerin ölümü daha mutlu karşıladıkları inkar edenlerin daha zorlu süreçler yaşadıkları söylenir

 

esasen neyi düşünüyorsanız osunuzdur

 

sınav çok zor kesin kalacağım mantığına sahib biri pek ala kolay bir sınavda da kalabilir tersi zor bir sınavı rahatlıkla geçebilir

köyde tarlada doğuran kadınlar pek hemşire ebe bulamıyor

diğer canlılarda böyle

ebe hastane sezaryan biraz modern şeyler

 

ölümü kolaylaştırma insan fıtratına konulmuş sürekli hayatta kalma mantığına ters

intiharın  kürtajın dinlere ve ahirete inananlar arasında daha az olduğunu söylemekte istatistikler

ancak ölüm sonrası hiçlik ise ha erken ha geç ölmüş pek fark kalmayabiliyor

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

doğum bizim elimizde değil

cinsiyetimizi seçemiyoruz anne babamızı seçemiyoruz

göz rengimizi seçemiyoruz  

bu kadar hayati şeyleri seçemiyorken

 

doğumun kardeşi olan ölümün de seçilmemesi gerektiğini düşünüyorum

 

ancak bu ikisi arasında yaptıklarımızı  seçebiliyoruz

 

bu biraz futbol sahası gibi

çizgilerini sınırını biz çizmedik

ancak o sahada kurallara uymak elimizde 

uymasak kırmızı kartla dışarı atarlar

 

futbolcu olduğunu kabul etti isen kuralları da kabul etmiş demektir

biz sınırları doğum ve ölümle çizilmiş şu dünya sahasında belirli kurallara uyarsak lehimize uymasak aleyhimize olur diye düşünüyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Doğum birinin ölümüne neden olmaktır. Birinin doğumuna karar vermek, onun ölümüne karar vermektir.

İslama göre de;

Doğum=Birinin ölümüne karar verilmesidir.

Doğum=Allahın yaratmasıdır.

Allah islama göre doğum yapanları kullanarak ölümü dayatmaktadır.

 

İşte ötanazi ve intihara karşı olanlar, birinin öldürülmesi anlamına gelen doğumu ise yüceltirler, sizi öldüreceğim, ölüm nerede olursanız olun sizi bulur tanrılara yalakalık yaparlar. Bu toprağın ölü yığınlarıyla dolduran doğumcular, bunun farkındasınız değil mi? Adama soruyorsun abi. Çocuğunun ölmesini ister misin diye. Yok diyor. Çocuğunun doğumuna neden olarak onu öldürmüş zaten. Sonra çocuğu ölüyor. Başında gözyaşı döküp, ağıt yakarken de ölüm nerede olursanız olun sizi bulur diyen tanrılara yalakalık yapıyor. Bu bir zihinsel uyumsuzluktur.

 

Nerede olursanız olun ölüm size ulaşır; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa «Bu Allah'tan» derler; başlarına bir kötülük gelince de «Bu senden» derler. «Hepsi Allah'tandır» de. Bu adamlara ne oluyor ki bir türlü laf anlamıyorlar! Nisa 78

 

Ötanazi ve intihara karşı olan tipler, şu yukarıdaki ayetin ise savunuculuğu yapmaktadır.

tarihinde Buzul tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 dakika önce, nogodbutAllah yazdı:

doğum bizim elimizde değil

Annen ve baban doğum karşıtı kişiler olsaydı, sen doğacak mıydın? Rabbin seni nasıl yaratacaktı? Doğum karşıtı olan ya da çocuk istemeyen insanlardan rabbin neden çocuk yaratamıyor? Senin tanrının yaratabilmek insanlara bağlı olması da epeyi düşündürücü.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

her anne baba da çocuk sahibi olmak ister anne baba olmak ister buda onun hakkı

yemek içmek gibi buda manevi hakkı hatta daha önemli

 

doğmak gibi ölümde elimizde değil

 doğmak ölmek canlılara has özellikler çoğalma üreme sistemi kanunları var

bir sistemin bir şey üretmemesi  mantıksızlık

 

canlıların çoğalması üremesineslin devamı murad edilmiş ki bu sistem var bu arzu var.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 dakika önce, nogodbutAllah yazdı:

her anne baba da çocuk sahibi olmak ister anne baba olmak ister buda onun hakkı

yemek içmek gibi buda manevi hakkı hatta daha önemli

 

doğmak gibi ölümde elimizde değil

 doğmak ölmek canlılara has özellikler çoğalma üreme sistemi kanunları var

bir sistemin bir şey üretmemesi  mantıksızlık

 

canlıların çoğalması üremesineslin devamı murad edilmiş ki bu sistem var bu arzu var.

Boktan bu dünya için çocuk istemiyorum.Başkası adına konuşma. :)

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Varoluşa zorladığın kişi burada acı çekecek, yoksunluk çekecek, hastalanacak, kederlenecek, bu sıçan yarışında, baskı ve stres altında geçim derdine düşecek (görüyorsunuz işte geçim derdi yüzünden sıkıntı çekenleri, çaresizlik yüzünden intihar eden kişileri), gün sonunda yaşama içgüdüsü olan, ölümden korkan bu canlı ölüm sürecini ve psikolojisini yaşamak zorunda kalacak. Ölümde de derin bir pişkinlik ve alaycılık var. Çocuk yaparsa da  daha fazla acı çekecek canlının var olmasına neden olacak. Doğumun doğal olarak görülmesi de onun iyi, övülesi, desteklenmesi gereken bir şey olduğu anlamına gelmez. Canlıların birbirini parçalaması da doğal, bu iyi, övülesi bir durum mu? Hastalıklar da doğal. Hastalıklar övülecek şeyler mi? İnsanların çoğunda böyle bir algı var.'' Yaşam övülüp, yüceltilmesi gereken bir şeydir. Doğal olan iyidir '' İslam gibi dinler işte bu yaşam kutsayıcı bir zihnin ürünüdürler. Sizin allah diye tapındığınız yaşamın kendisinden başka bir şey değil. Zaten yaşamı eleştirdiğin an da, müslüman olarak kalamazsın. Tabi tüm bu acılardan, hastalıklardan, ölümlerden yakınıp da, bunların kaynağı yaşamı övmek, onun varlığının sürmesini istemek, bunların dayatıcısı olan doğumu kutsamak da yine bir zihinsel uyumsuzluktur.

 

 

tarihinde Buzul tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
36 dakika önce, nogodbutAllah yazdı:

sırf sonunda çocuk öleceği içinmi istemiyorsunuz

yoksa burda mutlu olmaz kötü dünya diye mi

 

buzul arkadaş ölümü esas alıp doğuma karşı gibi.

Dünya kötü olduğu için istemiyorum.
açlık korkusu,acı çekme korkusu vb şeyler olmasaydı umurumda olmazdı.

Ölüm anındaki acı dışında bir korkum yok.
Herkes rahat huzurlu bir şekilde başkasına yük olmadan ölmüyor.
Ötenazi acısız rahat huzurlu ölüm demektir.

Kalp maeliyatında kalbini durduruyorlar.Kaburganı kesiyorlar.Acı filan duymuyorsun.


 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Demokratik bir hak olmalı. Zorla yaşamak veya acılı bir şekilde ölmenin bir mantığı yok. 

 

Yaşamayı istememek gayet doğal bir şey olarak görülecek ileride insanlık daha da geliştiğinde. 

 

Dünya güzel bir yer olsaydı belki ötenazi saçma derdik ama tam bir bok çukuru. Asıl olması gereken şey tam tersi olarak olmuş. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 09.11.2019 at 12:22, nogodbutAllah yazdı:

kanatimce maddi ve pozitivist hayat ruhu inkar edip insanı bedenden ibaret saydığı için

rahatça beden benim istediğimi yaparım havasında

kürtajıda bu yüzden hak olarak görebiliyor

zira o cenini ruh sahibi potansiyel bir insan değilde bir maddi hücre gibi görüp aldırabiliyor

 

 

Vücuttan çıkarılan cenin değil, embriyodan hallice bir organizma. Cenin haline gelmiş organizmaya kürtaj yapılmaz. O yüzden kürtajı belli aylardan sonra yapmazlar. Kurala uymayanlar var ya da bu kural belli özel durumlarda tanınmaz ama konu şu anda bu değil.

Bu işe karar verecek olan kadındır önce. Kadın doğurmak istemiyorsa gebelik sonlandırılır. Evli çiftlerde ise çiftler birlikte karar alır zaten çoğunlukla.

 

Bunun dışında, ötenazi "Ben artık yaşamak istemiyorum yea" diyene yapılan bir şey değildir.  Çok çok ciddi araştırma ve tartışmaların ardından verilen bir karardır bu. Ve evet, elbette haktır, hak olmalıdır. Öyle hastalıklar vardır ki tedavisi artık imkansız olan, ona yakalanmış insanı aptalca bir romantizm nedeniyle acılar çekmeye mahkum etmek esas alçaklık, vicdansızlıktır. 

 

İnsanın yaşamayı istemek için özel bir motivasyona ihtiyacı yok. Yaşamaya ve yaşamayı istemeye programlıyız zaten. Ölmeyi istemek ise çok önemli bir motivasyona ihtiyaç duyar ve bu motivasyon hemen hep bir hastalığa, rahatsızlığa dayanır. Yani intihar eden, etmeyi deneyip başarısız olan ve ciddi ciddi düşünen insanların %80'den fazlası  mutlaka sağlıksız bir durum içinde, çoğu zaman da hasta insanlardır. Bipolar hastaları, majör depresifler, psikotik bozukluğu olanlar ve bazı şizofreni türlerine sahip insanlar intihara en çok başvuranlar oluyor. Yani kimse şımarıklık yüzünden intihar etmiyor. Bu işe din bulaştırıp insanları suçlamak da bir diğer alçaklık ve vicdansızlık mesela... Sen biliyor musun ki, depresyon nedeniyle hastaneye yatırılan insanların %15'i daha sonra intihar ediyor? Dünyada bazı kaynaklara göre her 3, bazılarına göre de her 4 saniyede bir insan intihar ediyor.

 

Şu dünyanın en dramatik, insanı en çaresiz hissettiren bir iki gerçeğinden biridir intihar. İslam denen iğrenç şeye dayanıp da ahkam kesemezsin böyle. Biz ölümle değil, yaşamla ilgileniyoruz. İnsanların nasıl öldüğünün aslen bir önemi bile yok, ama aslolan hayatken insanların intihar etmeleri görmeyi istediğimiz, sevdiğimiz bir şey değil. O yüzden profesyoneller intihar konusu üstünde önemle durur ve sinyal alındığında asla es geçilmemesi gerektiğini söyler.

 

Senin böyle ateistler ölümü takmıyor, intiharı da kürtajı da pek bir seviyor havaların bizi sadece sinirlendirir. 

Ayrıca sen kendini paralasan da intihar ediyor insanlar, etmeye de devam edecek. Yazdım işte, her 3 veya dört saniyede bir insan intihar ediyorsa dünyada, senin o dandik dinin bir işe yaramıyor demektir. Çünkü bu çok ciddi, dinleri de aşan bir konudur.

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 09.11.2019 at 04:22, nogodbutAllah said:

 

islam ölürken öldürmek değil yaşarken yaşatma dinidir hatta başkasını yaşatmak için bazen ölümü göze alma mertliğidir

 

 

Sahi mi? Bin dört yüz senedir insanları öldüren, kesen doğrayan da zaten müslümanlar değil, eskimolardı dimi?

 

İslam vahşet ve ölüm dinidir, öldürmeyi emreder. 

 

ıÅid kesik baÅlar ile ilgili görsel sonucu"

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 09.11.2019 at 12:22, nogodbutAllah yazdı:

islam ölürken öldürmek değil yaşarken yaşatma dinidir hatta başkasını yaşatmak için bazen ölümü göze alma mertliğidir


Böyle boş sloganlara karnımız tok, islam ölüm saçar, bunu kanıtlamak için hadislere girmeye bile gerek yok, işte bazı sapık ayetler;

 

Alıntı

 

Bakara Suresi 216 Ayet – Savaş size farz kılındı, gerçi o size hoş gelmez. Olabilir ki siz, bir şeyden hoşlanmazsınız; oysa ki o sizin için bir hayırdır. Yine olabilir ki, siz bir şeyi seversiniz, oysaki o sizin için bir kötülüktür. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
Âl-i İmrân Suresi 13 Ayet – Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.
Âl-i İmrân Suresi 121 Ayet – Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.
Nisâ Suresi 74 Ayet – O halde geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatı karşılığında satacak olanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Her kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, her iki durumda da biz ona yarın pek büyük bir mükafat vereceğiz.
Nisâ Suresi 75 Ayet – Hem size ne oluyor ki, Allah yolunda: “Ey Rabbimiz! bizleri bu halkı zâlim olan memleketten çıkar, tarafından bizi iyi idare edecek bir sahip ve bize katından bir kurtarıcı gönder” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların kurtarılması uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?
Nisâ Suresi 84 Ayet – (Ey Muhammed) Allah yolunda savaş! Sen ancak kendi yaptığından sorumlusun. Müminleri de savaşa teşvik et. Umulur ki, Allah kâfirlerin gücünü kırar. Hiç şüphesiz ki Allah kuvvet ve kudretçe çok daha güçlü, ve cezası daha çetindir.
Enfâl Suresi 5 Ayet – Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.
Enfâl Suresi 39 Ayet – Ortalıkta fitne kalmayıp, din tamamıyla Allah’ın dini oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah yaptıklarını görür.
Enfâl Suresi 58 Ayet – Eğer bir kavmin, sözleşmeye aykırı bir hainlik yapmasından korkarsan, savaştan önce aynı şekilde antlaşmayı bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez.
Enfâl Suresi 75 Ayet – Daha sonradan hicret edip sizinle beraber savaşa katılanlar da sizdendirler. Bir de akraba olanlar, Allah’ın kitabına göre, birbirlerine daha yakındırlar. Şüphe yok ki, Allah her şeyi bilir.
Tevbe Suresi 14 Ayet – Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve … onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın.
Tevbe Suresi 29 Ayet – Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah’a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.


Tevbe suresi 5 ayet – Hürmetli aylar çıkınca, puta tapanları bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. doğrusu allah bağışlar ve merhamet eder.
Maide suresi 33 ayet – Allah ve peygamberiyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuğa uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. bu onlara dünyada bir rezilliktir. onlara ahirette büyük azab vardır.
Nisa suresi 89 ayet – onlar kendileri inkar ettikleri gibi, keşki siz de inkar etseniz de eşit olsanız isterler. allah yolunda hicret etmedikçe onlardan dost edinmeyin. eğer yüz çevirirlerse onları tutun, bulduğunuz yerde öldürün. onlardan dost ve yardımcı edinmeyin.
Muhammed suresi 4 ayet- savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun; sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın; savaş sona erince onları ya karşılıksız, ya da fidye ile salıverin; allah dilemiş olsaydı, onlardan başka türlü öç alabilirdi, bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir. allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.
Enfal suresi 12 ayet – rabbin meleklere, “ben sizinleyim, inananları destekleyin” diye vahyetti. “ben inkar edenlerin kalblerine korku salacağım, artık vurun onların boyunları üstüne, vurun her parmağına” dedi.
Bakara suresi 191 ayet – onları bulduğunuz yerde öldürün. sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. mescidi haram’ın yanında, onlar savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. sizinle savaşırlarsa onları öldürün. inkar edenlerin cezası böyledir.
Bakara suresi178 ayet – ey inananlar! öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı: hür ile hür insan, köle ile köle ve kadın ile kadın. öldüren, ölenin kardeşi tarafından bağışlanmışsa, kendisine örfe uymak ve bağışlayana güzellikle diyet ödemek gerekir. bu, rabbiniz’den bir hafifletme ve rahmettir. bundan sonra tecavüzde bulunana elem verici azab vardır.
Nisa suresi 15 ayet – kadınlarınızdan zina edenlere, bunu isbat edecek aranızdan dört şahid getirin, şehadet ederlerse, ölünceye veya allah onlara bir yol açana kadar evlerde tutun.
Maide suresi 38 ayet – erkek hırsız ve kadın hırsızın, yaptıklarından ötürü allah tarafından ibret verici bir ceza olarak, ellerini kesin. allah güçlü’dür, hakim’dir.
Nur Suresi 2 ayet – zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun. allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, allah’ın dini konusunda o ikisine acımayın. onların ceza görmesine, inananlardan bir topluluk da şahit olsun.
Nur Suresi 4 ayet – iffetli kadınlara zina isnat edip de, sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun; ebediyen onların şahidliğini kabul etmeyin. işte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
Nisa Suresi 34. ayet – Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve dövün.
Maide Suresi 35. Ayet – Ey Inananlar! Allah’tan sakinin, O’na ulasmaya yol arayin, yolunda cihad edin ki kurtulasiniz.
Tevbe Suresi 73. Ayet – Ey Peygamber! Kâfirlerle cihad et; onlara karsi sert davran. Varacaklari yer cehennemdir, ne kotu donustur.
Tahrim 9. Ayet – Ey Peygamber! Kâfirlerle cihad et; onlara karsi sert davran. Onlarin varacaklari yer cehennemdir, ne kotu donustur!…
Nisa Suresi 16. Ayet – Eşcinselliği içinizden iki erkek yaparsa onlara eziyet edin

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

ÖTENAZİ 

 

Ölümün belli bir standardı yoktur. Hep aynı ölünmez. Herkes için ayrı bir ölüm vardır. Aynı kazada da ölseler, aynı koşullarda da, ölüm herkes için az çok farklıdır. İnsanlar doğal olarak yaşamlarını kaybedebilirler veya çeşitli nedenlerden dolayı ölebilirler. Kimileri isteyerek ölüme koşarken, bazılarının canı zorla alınır. Birçok insan için ise ölüm, son çaredir. Çünkü artık umut yoktur. Yaşamın bir anlamı kalmamıştır. Ya da öyle hisseder insan kendini. İzlenimi öyledir. Umutsuzluğun pençesine düşmüştür. Geleceği düşünemez, planlayamaz. Düştüğü çaresizliğin yaşamının sonuna kadar sürecek karanlık günleri olduğuna inanmıştır. O andan sonraki her anının daha aydınlık olmaya başlayabileceğini düşünemez.

 

Ölüm elbette bir şölen değildir. Ama yine de bir tür veda törenine tabi tutulabilir. Ölüm döşeğinde ölümle tanışıldığı sanılır. Nedir ölüm döşeğinde tanışılan? Döşekte yatanın ve döşeği kuşatanların karşılaşacaklarını umdukları olgu ölümdür belki ama, nedir algılanan? Ölüm müdür? Hayır.. Ölüm olamaz güçlü bir his olarak algılanan, ürperten ve korkutan şey.. Bu garip his yaşamla ilgili olmalıdır.. O ana kadar kimse yaşamı bu şekilde bir duygu olarak algılamamıştır. Bu, ölümün tehdidi karşısında yepyeni bir kılığa bürünüp aczini anlayarak, kendini her türlü mutlu ve neşeli duygulardan arındıran mütevazi bir yaşamdır.  İleriye, geleceğe dönük değildir.... Mutluluk, sevinç, neşe, sevgi ve aşk, geçmişte yaşanmıştır. Gelecek yoktur. Yalnız geçmiş vardır.  Ölümle karşı karşıya kalan herkes tarafından algılanan bu olgu yaşam değil, ölüm olmalıdır. Ölüm ağrılı bir sonla geliyorsa bir kurtuluştur. Ölen tarafından arzu ediliyorsa özgürlüktür.

 

Evet.. Arada bir rahatlıktır, huzurdur, kurtuluştur ölüm. Kurtulan için şölen değildir. İstenen bir sondur. Şölen yalnız yaşayanlar içindir. Ölen için bir şölen bile olsa ölüm, yaşayanlar tarafindan kutlanmak zorundadır. Yaşayan için ölüm bir şölen olamaz... Onu kimle ve nasıl kutlayacaktır? Ne ölen için bir şölendir ölüm, ne de yaşayan. Ölüm kimse için bir şölen değildir.  Ama olmalıdır! Arada bir insanlar yaşamın zulmünden kurtulmak, ölmek, yok olmak isterler. Mahkum edildikleri korkunç cezanın sona ermesini beklerler. En büyük son arzu ve umutları ölerek özgürlüğe kavuşmaktır. Kendilerini özgürlüğe kavuşturacak bir kurtarıcı ararlar. Bu koşullarda kurtarıcı bulmak olanaksızdır. Kimse kurtarıcı olmak istemez. Çünkü kimse ölümün sevincini paylaşmak istemez. Hem zaten ölüm bir şölen değildir ki! Ne başaracıktır kurtarıcı? Bu şöleni kimle kutlayacaktır? Zulümden kurtaracağı yaşamayacaktır ki. Ölüm şölen değildir. Herşeye rağmen bu ölüm gerçekleştirilmeli ve kutlanmalıdır. Çünkü bu ölüm rastgele bir ölüm değildir. Bu ölüm ötenazidir.   

 

İki türlü ötenazi vardır. Biri aktif ötenazi olarak bilinir. Diğeri ise pasif ötenazidir.

Bunlar arasındaki farkı çoğumuz bilmeyiz. Çünkü insanların hepsi sonunda mutlaka ölecekleri halde, bu tür sorunlarla ilgilenmek istemezler. Bu iki ötenazi arasında yapay bir ayrım vardır. İnançların, dinlerin, geleneklerin çizdiği bir sınırdır bu ayrım. Bu aynı zamanda insan vicdanının da çizdiği bir sınırdır. Bu sınırın bir tarafında kabul edilir, günah olmayan ötenazi vardır ve hemen her zaman ve her yerde pratik edilir. Sınırın öte tarafında ise, uygulaması hem günah olan, hem de yasal olmayan ötenazi yer alır. Kanunların yasakladığı ötenazi hem çok daha insancıldır, hem de sofistike ve çağdaş.... 

 

Ötenazi, kendi isteği üzerine bir insanın yaşamına, çekmekte olduğu tahammül edilmez  ızdırabına son vermek amacı ile yapılan, öldürücü (letal) bir müdahaledir. Moral açıdan bir insanı öldürmek değildir. Cinayet değildir, yani. Ama din ve yasalar önünde nerdeyse cinayetle özdeş, büyük bir günah ve suçtur. Kur’an’da intihar gibi yeri ve  tanımı yoktur.   İslam’da canı veren ve alanın yalnız Allah olduğu kabul edildiğinden, intihar etme Allah’a eş koşma olarak değerlendirilir. Bu nedenden dolayı bağışlanmayan bir günahdır. Birisinin kendisini öldürmesine yardım etmek olan ötenazinin de, Allah’a eş koşma olarak kabul edileceğinden, intihar kadar günah olduğu ileri sürülebilir.  Hem dinler, hem bir iki istisnası dışında bütün ülkelerdeki yasalar, hem de insan toplumlarının çoğu tarafından yasaklanan bu ötenazi türü için “aktif ötenazi” terimi kullanılır. Hastanın isteği üzerine ölüm önceden planlanır ve zamanı gelince hastanın bu isteği ona acı çektirmeden gerçekleştirilir. Aktif ötenazi merhamet öldürmesidir. Bir insanın yaşamını, kendi isteği üzerine, hasta henüz aklını ve bilincini yitirmemişken, insanca sonlandırmaktır. Umutsuz bir hastalığı olan ve büyük acılar ve sıkıntılar içinde ölmekte olan hastaya rahat, ağrısız ve huzur içinde ölmesi için son müdahaleyi yapmaktır. Bazı durumlara, eğer hastanın elinden geliyorsa, ağrısız ölümün nasıl yapılacağını hastaya tarif etmek ve intiharını kolaylaştırmak mümkündür. Bu konuda yazılan kitaplar bile vardır. Final Exit gibi..
 

Bir de pasif ötenazi vardır.. Ülkemizde bu en çok pratik edilen ötenazi şeklidir. Bu ötenazi din ve yasalara göre günah ve suç değildir ama, ahlak olarak oldukça şüpheli bir ötenazi türüdür. Pasif ötenazi ölmekte olan bir insana müdahale etmemek ve ölmesine izin vermektir. 

Yayınladığım bir öyküde Hilmi Bey boğaz kanserinden yakınıyordu. Kanser ilerlemiş, kafa tasına, beyne doğru sinirleri izleyerek tırmanıyordu. Hilmi Bey müthiş ve dayanılmaz ağrılar içinde kıvranıyordu. Kız kardeşi ve ailesi dinsel nedenlerden dolayı kendisine morfin verilmemesinde ısrar ediyorlardı. Hilmi Bey yaşamının son günlerine geldiğini anlamış ve doktordan kendisini öldürmesini istemişti. Korkunç ağrılara tahammül edemiyordu artık, Hilmi Bey. Mevcut yasalar ve hastanın ailesinin tutumu karşısında doktor nasıl bir tutum izleyebilirdi? Damarına kuvvetli bir zehir veya yüksek doz sedatif enjekte ederek, onu hızla ve daha fazla acı çekmeden öldürebilirdi. Böyle mi yapmalıydı? Yoksa bütün tedavisini ve yapay beslenmesini durdurup, daha uzun bir sürede ve yavaş bir şekilde ölmesine mi izin vermeliydi?

 

Hastaya hiç müdahale etmemesi ve daha çabuk ölümüne izin vermesi, hastanın acılarını gidermeyecek ve hatta belki de hastanın ölümünü yeterince kolaylaştırmayacaktı. Sadece ölümün uzun bir agoni şeklinde gerçekleşmesine neden olacaktı. Hastanın ölümü zaten kesindi. Bu durumda doktor ne yapabilirdi? Halbuki damarına morfin enjekte ederek onun hızla ve acı çekmeden ölmesine yardım etmesi mümkündü.. Bu çok daha insancıl bir atılım değil miydi? Hastanın bir hafta daha acı ve ızdırap çekmesini önleyebilirdi. Ama buna teşebbüs edemeyeceğini biliyordu doktor. Hem kanunlar, hem de din ve hastanın ailesi önünde suçlu ve sorumlu bir duruma düşmek istemiyordu. Aksini yaparsa mesleğini tehlikeye atmış olacaktı. İlaçları, suyu ve gıdası kesilen hastanın başında onun ölümünü beklemekten başka yapacağı fazla bir şey yoktu doktorun.

Bu gibi durumlarda, kanunlara ve hastanın dinine rağmen, hastanın isteği yerine getirilmeli midir? Hangi yaklaşımın uygulanması gerektiği konusunda yorumda bulunabilir misiniz?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...