Jump to content
akılsızşuursuzatom

Çok eşlilikle ilgili

Recommended Posts

razi nin mefatihil ğayb tefsiri kebirinde bu ayet 4:24 te ki Velmuhsanâtu mine-nnisâ zaten nisa 23 te ki haram kılınan kadınların devamıdır ve şu şu kadınlar ile evlenmek haramdır elinizin altındakiler hariç demektedir. bu durum elin altında ki ma melekut eymanikum yani cariyeleri helal kılar

 

razi tefsirinde muhsinatıa  üç anlam verir: muhsinatın kökü الاحصان  nı men etme muhafaza etme anlamı verir lügavi olarak

sonra  الحصانة aynı mana verir. misal olarak: مدينة حصينة ودرع حصينة، أي مانعة صاحبها من الجراحة  korunaklı şehir korunaklı zırh  kalkan aslında dokunmazlık zırhı kalkanı gibi anlamıda var demek sahibini yaralamadan korur der

örnek bir ayet verir:{ وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَّكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مّن بَأْسِكُمْ } [الأنبياء: 80] معناه لتمنعكم وتحرزكم، } hz davuda zırh sanatını öğretik der.والحصان بالفتح المرأة العفيفة لمنعها فرجها من الفساد،

ve والحصان  fettahlı geldiği zaman fercini fesad dan koruyan iffetli namuslu kadın anlamı vardır.yani والحصان  de hep kötüden men etme koruma muhafaza anlamı vardır

bu kullanıma örnek olarak ta tahrim 12 :{ وَمَرْيَمَ ٱبْنَةَ عِمْرَانَ ٱلَّتِى أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا } [التحريم: 12] "İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. " 

 الحرية كما في قوله تعالى:{ وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ ٱلْمُحْصَنَـٰتِ } [النور: 4] يعني الحرائر، ألا ترى أنه لو قذف غير حر لم يجلد ثمانين  muhsinatın Kur'an da diğer kullanımı hürriffetli  kadın demektir

yine nisa 25 te:{ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَـٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ }"Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) " burda muhsinat hürr kadın anlamında.

muhsinat diğer anlamı da evli olmaktır.

 

 كون المرأة ذات زوج يقال: امرأة محصنة اذا كانت ذات زوج، وقوله: { وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلنّسَاء إِلاَّ مَا مَلَكْتَ أَيْمَـٰنُكُمْ } يعني ذوات الأزواج، والدليل على أن المراد ذلك أنه تعالى عطف المحصنات على المحرمات،

razi der ki: bu muhsinat çok anlama geldiği için hangi anlamda kullandığı siyak sibaktan anlaşılır der

misal yüz çok anlamı var: yüz lira ver. yüz verme. deriyi yüz. denizde yüz. hepsinin anlamı siyak sibktan anlaşılır

razi der ki muhsinat haram ile irtibat verildiği için evlilikte haramlık muhsinatın bir anlamı olan hürriyet evlenmeye engel değil

iffettli olması ırzını koruması da  evliliğe engel değil eh kaldı diğer anlamı evli kadın manası

ha işte burda evli kadınla evlenmek haramdır zira nikahı var. ancak talak ile boşanacak müddeti geçecek evlenebilirsin

olay bu kadar basit ama yokuşa sürecekseniz buyrun ne yapacaksanız yapınız beni ilgilendirmez.

fetatihkum anlamına öz kız manası dediniz onu öyle olmadığını yazdık 

 

zorla inandıracak değiliz

nasıl biliyorsanız öyle yapın:

 

razinin açıkladığım kesintisiz arapça tefsiri de aşağıda:

"{ وَٱلْمُحْصَنَٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلاَّ مَا مَلَكْتَ أَيْمَٰنُكُمْ كِتَٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَّا وَرَاءَ ذَٰلِكُمْ أَن تَبْتَغُواْ بِأَمْوَٰلِكُمْ مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَٰفِحِينَ فَمَا ٱسْتَمْتَعْتُمْ بِهِ مِنْهُنَّ فَآتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً وَلاَ جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَٰضَيْتُمْ بِهِ مِن بَعْدِ ٱلْفَرِيضَةِ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيماً حَكِيماً }
قوله تعالى: { وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلنّسَاء إِلاَّ مَا مَلَكْتَ أَيْمَـٰنُكُمْ كِتَـٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَأُحِلَّ لَكُمْ مَّا وَرَاء ذَلِكُمْ }. فيه مسائل: المسألة الأولى: الاحصان في اللغة المنع، وكذلك الحصانة، يقال: مدينة حصينة ودرع حصينة، أي مانعة صاحبها من الجراحة. قال تعالى:{ وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَّكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مّن بَأْسِكُمْ } [الأنبياء: 80] معناه لتمنعكم وتحرزكم، والحصن الموضع الحصين لمنعه من يريده بالسوء، والحصان بالكسر الفرس الفحل، لمنعه صاحبه من الهلاك، والحصان بالفتح المرأة العفيفة لمنعها فرجها من الفساد، قال تعالى:{ وَمَرْيَمَ ٱبْنَةَ عِمْرَانَ ٱلَّتِى أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا } [التحريم: 12]. واعلم أن لفظ الاحصان جاء في القرآن على وجوه: أحدها: الحرية كما في قوله تعالى:{ وَٱلَّذِينَ يَرْمُونَ ٱلْمُحْصَنَـٰتِ } [النور: 4] يعني الحرائر، ألا ترى أنه لو قذف غير حر لم يجلد ثمانين، وكذلك قوله: { فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَـٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ } يعني الحرائر، وكذلك قوله:{ مُحْصَنَـٰت غَيْرَ مُسَـٰفِحَـٰتٍ } [النساء: 25] وقوله: { مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَـٰفِحِينَ } وقوله:{ وَٱلَّتِى أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا } [الأنبياء: 91] أي أعفته، وثالثها الاسلام: من ذلك قوله: { فَإِذَا أُحْصِنَّ } قيل في تفسيره: اذا أسلمن، ورابعها: كون المرأة ذات زوج يقال: امرأة محصنة اذا كانت ذات زوج، وقوله: { وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلنّسَاء إِلاَّ مَا مَلَكْتَ أَيْمَـٰنُكُمْ } يعني ذوات الأزواج، والدليل على أن المراد ذلك أنه تعالى عطف المحصنات على المحرمات، فلا بد وأن يكون الاحصان سببا للحرمة، ومعلوم أن الحرية والعفاف والاسلام لا تأثير له في ذلك، فوجب أن يكون المراد منه المزوجة، لأن كون المرأة ذات زوج له تأثير في كونها محرمة على الغير. واعلم أن الوجوه الأربعة مشتركة في المعنى الأصلي اللُّغَويّ، وهو المَنْع، وذلك لأنا ذكرنا أن الاحصان عبارة عن المنع، فالحرية سبب لتحصين الإنسان من نفاذ حكم الغير فيه، والعفة أيضا مانعة للانسان عن الشروع فيما لا ينبغي، وكذلك الاسلام مانع من كثير مما تدعو إليه النفس والشهوة، والزوج أيضا مانع للزوجة من كثير من الأمور، والزوجة مانعة للزوج من الوقوع في الزنا، ولذلك قال عليه الصلاة والسلام: " " من تزوج فقد حصن ثلثي دينه " " فثبت أن المرجع بكل هذه الوجوه إلى ذلك المعنى اللغوي والله أعلم. المسألة الثانية: قال الواحديّ: اختلف القُراء في { ٱلْمُحْصَنَـٰتِ } فقرؤا بكسر الصاد وفتحها في جميع القرآن إلا التي في هذه الآية فانهم أجمعوا على الفتح فيها، فمن قرأ بالكسر جعل الفعل لهن يعني: أسلمن واخترن العفاف، وتزوجن وأحسن أنفسهن بسبب هذه الأمور. ومن قرأ بالفتح جعل الفعل لغيرهن، يعني أحصنهن أزواجهن، والله أعلم. المسألة الثالثة:قال الشافعي- رحمة الله عليه-: الثَّيّب الذمي إذا زنى يُرْجَم، وقال أبو حنيفة -رضي الله عنه-: لا يرجم.
"

 

***

kendi tevilim: evli kadını zırh ile kalkan ile aynı manada muhsinat demesi anlamı şudur ki

evlilikte kadını ve erkeği bir zırh bir kale bir kalkan gibi dışardaki tehlikelerden korur

o yüzden saliha iffetli bir eş ile evlenmek kendini  savaşta zırh ile kalkan ile oktan silahtan korumak gibidir

evlenmek çok mühim bir şeydir

tersinden evlenmeyende her türlü tehlikeye açık ,veya mikrop kapmaya aday açık yara gibidir

tezden evlenmek tabii salih muhsine muhlise biri ile evlenmek en mühim vazifedir.

tarihinde nogodbutAllah tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

hasan akçay beyin fikirlerine elbet saygı duyarım

ancak cumhurun fikirlerine pek uymuyor

ancak kendisine menfi bir şey söyleyecek değilim

zira Kur'an  aslında her kişiye özel ayrı nazil oluyor

her kes kendi penceresinden görüp değerlendiriyor

 

aynı ayetten ebu hanife lemsü nisa kelimesini cinsellik diye anlarken imam şaffi normal yüzeysel cild teması dokunma olarak mana verir

o yüzden şaffilerde kadın dokunduğu zaman abdest gider hanefide gitmez.

tabii hadislerinde bu konuda farklı yorumlamaya katkısı var.

 

hasan akçay bey Kur'an ı tefsir etme ve anlamada hadislerin rolüne nasıl bakıyor yazarsa  sevinirim

tarihinde nogodbutAllah tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 03.01.2020 at 19:36, kavak yazdı:

İslam´ı piyasaya sürenlerin ve onun yayılmasına vesile olanların kaçta kaçı tek eşli idi?

İslam´da önce erkek...gerisi teferruat!

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Meselenin geldiği noktadan da anlaşılacağı üzere; beher müslüman dahi beriki ile, hemen her mevzuda olduğu gibi, bu konuda da hem fikir değil.

Kuranın harekelendirilmesi, yani değişmesinden dem vuran mı dersin, cariye ya da 4'e kadar olur vb. diyen mi dersin, bunların her ikisini de sapık ilan eden mi dersin..

Yani elimizdeki nüshada ister harekelendirmeden kaynaklı olsun, ister "aslı" itibari ile olsun, bir sıkıntı olduğu kesin. Oraya aklımızı sokmamız gerekiyor işte.

Kuran bitti akıl başladı neticede. E daha ne olsun? Biz de bunu diyoruz işte heptendir.

 

O yüzden bu kitabın aslı astarı nerdedir diyoruz ya...Millet de bize onun aslı göklerdedir, kurcalama(!) deyip duruyor..

O yüzden "arap"saçı diyoruz işte. Hem arapsaçı; hem de "arap"saçı =)..

 

Hani neresinden tutsan, orasından elinde kalıyor. Tutar yeri yok. Ancak "aklımızı" esas aldığımız zaman "akl-ı selim" bir yere varabiliyoruz. Yine ve her zamanki gibi. 

O yüzdendir ki, Hasan Bey de sürekli akıla vurgu yapıyor. Onu esas almaktan. Kendisi çoktandır kuranı değil de, aklı esas almış ama bunun tam ayırdında değil. Aslında ayırdında olmak da istemiyor sanırım. Kendisi hem aklı istiyor, hem de kurandan vazgeçemiyor..Kendisine soracağım bir iki şey vardı ama konunun akışı yüzünden araya girmiyorum..

 

Ne demişler? Hayatta en "hakiki" mürşit ilimdir, bilimdir, akıldır...

tarihinde teflon tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 hours ago, teflon said:

Meselenin geldiği noktadan da anlaşılacağı üzere; beher müslüman dahi beriki ile, hemen her mevzuda olduğu gibi, bu konuda da hem fikir değil.

Kuranın harekelendirilmesi, yani değişmesinden dem vuran mı dersin, cariye ya da 4'e kadar olur vb. diyen mi dersin, bunların her ikisini de sapık ilan eden mi dersin..

Yani elimizdeki nüshada ister harekelendirmeden kaynaklı olsun, ister "aslı" itibari ile olsun, bir sıkıntı olduğu kesin. Oraya aklımızı sokmamız gerekiyor işte.

Kuran bitti akıl başladı neticede. E daha ne olsun? Biz de bunu diyoruz işte heptendir.

 

O yüzden bu kitabın aslı astarı nerdedir diyoruz ya...Millet de bize onun aslı göklerdedir, kurcalama(!) deyip duruyor..

O yüzden "arap"saçı diyoruz işte. Hem arapsaçı; hem de "arap"saçı =)..

 

Hani neresinden tutsan, orasından elinde kalıyor. Tutar yeri yok. Ancak "aklımızı" esas aldığımız zaman "akl-ı selim" bir yere varabiliyoruz. Yine ve her zamanki gibi. 

O yüzdendir ki, Hasan Bey de sürekli akıla vurgu yapıyor. Onu esas almaktan. Kendisi çoktandır kuranı değil de, aklı esas almış ama bunun tam ayırdında değil. Aslında ayırdında olmak da istemiyor sanırım. Kendisi hem aklı istiyor, hem de kurandan vazgeçemiyor..Kendisine soracağım bir iki şey vardı ama konunun akışı yüzünden araya girmiyorum..

 

Ne demişler? Hayatta en "hakiki" mürşit ilimdir, bilimdir, akıldır...

 

Daha kendini anlatmaktan aciz, iki lafı biraraya getiremeyen bir zavallı sünepe tanrı. 

 

Bir de böyle sünepe ve ezik bir tanrıdan medet uman zavallılar. 

 

İşte olan biten bu sadece.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Say ki

siz devleti yönetenlersiniz.

 

Size deniyor ki:

 

Ve paranın temizi

ama deprem için topladıklarınız hariç.

 

Bu cümlede söylenen açık ve nettir:

 

Paranın temizi size helaldir, onu kullanabilirsiniz;

örneğin saraylar inşa edebilirsiniz onunla

ve geçiş garantili köprüler yaptırabilirsiniz.

 

Ama deprem diye topladığınız paralar size helal değildir,

onu örneğin köprü, saray yapımında kullanamazsınız;

deprem için topladığınız paraları yalnızca depremzedeler kullanabilir. 

 

İşte anlam örgüsü bakımından

bu ne ise

4:24 odur:

 

Ve kadınların muhsenâtı

ama mâ meleket eymânınız hariç.  

 

Kadınların muhsenâtı size helaldır

onları eş alabilirsiniz.

 

Ama "mâ meleket eymânınız"ı siz eş alamazsınız,

onları malen muhsenâtı eş alamayanlar eş alacak.

 

Nisâ 25:

 

Mümin kadınların "muhsenât"ını eş alamayanlarınız için

mümin genç kızlarınızın mâ meleket eymânınız olanları var.

 

Deprem paralarını başka işlerde harcamanız nasıl haramsa

"mâ meleket eymân"ınızı eş almanız öyle haramdır.

Deprem paralarını depremzedeler kullanacak,

"mâ meleket eymânınız"ı malî gücü olmayanlar eş alacak.

 

Nisâ 3'ün mevcut kıraatinda

bu haram çiğnenerek,

Allah'a baş kaldırılıyor:

 

Evlenin... "mâ meleket eymânınız"la 

fe inkihû... mâ meleket eymânukum.

 

Korkunç bir hata yapılmış;

ayetin yüklemi olan f nkh 

evlendirin anlamında enkihû okunacak şekilde

harekelenmeliydi.  

 

Evlendirin... "mâ meleket eymânınız"ı

ve enkihû... mâ meleket eymânukum

 

Nisâ 3'teki harekeleme de 

Nûr 32'deki gibi olmalıydı:

 

Ve evlendirin bekarlarınızı

ve enkihûl eyâmé minkum.

 

Özetle çok eşli zulüm

birilerinin hareke hatasıdır, 

Allah'ın hükmü değil.

 

tarihinde Hasan Akçay tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
9 hours ago, Hasan Akçay said:

Say ki

siz devleti yönetenlersiniz.

 

Size deniyor ki:

 

Ve paranın temizi

ama deprem için topladıklarınız hariç.

 

Bu cümlede söylenen açık ve nettir:

 

Paranın temizi size helaldir, onu kullanabilirsiniz;

örneğin saraylar inşa edebilirsiniz onunla

ve geçiş garantili köprüler yaptırabilirsiniz.

 

Ama deprem diye topladığınız paralar size helal değildir,

onu örneğin köprü, saray yapımında kullanamazsınız;

deprem için topladığınız paraları yalnızca depremzedeler kullanabilir. 

 

İşte anlam örgüsü bakımından

bu ne ise

4:24 odur:

 

Ve kadınların muhsenâtı

ama mâ meleket eymânınız hariç.  

 

Kadınların muhsenâtı size helaldır

onları eş alabilirsiniz.

 

Ama "mâ meleket eymânınız"ı siz eş alamazsınız,

onları malen muhsenâtı eş alamayanlar eş alacak.

 

Nisâ 25:

 

Mümin kadınların "muhsenât"ını eş alamayanlarınız için

mümin genç kızlarınızın mâ meleket eymânınız olanları var.

 

Deprem paralarını başka işlerde harcamanız nasıl haramsa

"mâ meleket eymân"ınızı eş almanız öyle haramdır.

Deprem paralarını depremzedeler kullanacak,

"mâ meleket eymânınız"ı malî gücü olmayanlar eş alacak.

 

Nisâ 3'ün mevcut kıraatinda

bu haram çiğnenerek,

Allah'a baş kaldırılıyor:

 

Evlenin... "mâ meleket eymânınız"la 

fe inkihû... mâ meleket eymânukum.

 

Korkunç bir hata yapılmış;

ayetin yüklemi olan f nkh 

evlendirin anlamında enkihû okunacak şekilde

harekelenmeliydi.  

 

Evlendirin... "mâ meleket eymânınız"ı

ve enkihû... mâ meleket eymânukum

 

Nisâ 3'teki harekeleme de 

Nûr 32'deki gibi olmalıydı:

 

Ve evlendirin bekarlarınızı

ve enkihûl eyâmé minkum.

 

Özetle çok eşli zulüm

birilerinin hareke hatasıdır, 

Allah'ın hükmü değil.

 

 

Yazık la kimin çocuğuysan...

 

Bedevinin martavalını aklayacam diye düştüğün şu hallere, kepazeliğine bir bak. Demek hereke hatası mı yapılmış, vay canına, hani kuranın bir harfi bile değişmez, değiştirlemezdi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 hours ago, teflon said:

Kendisine soracağım bir iki şey vardı ama konunun akışı yüzünden araya girmiyorum..

 

 

Lütfen çekinmeyin, araya girin ki 

yanılıyorsam düzeltme imkanı bulayım.

Ama itirazlarımız konuyla ilgili olsun.

 

Aslında bazı itirazları bekliyorum;

kimse dile getirmezse

kendim dile getireceğim onları.

tarihinde Hasan Akçay tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
6 hours ago, nogodbutAllah said:

razi nin mefatihil ğayb tefsiri kebirinde

bu ayet 4:24 te ki Velmuhsanâtu mine-nnisâ zaten nisa 23 te ki haram kılınan kadınların devamıdır

ve şu şu kadınlar ile evlenmek haramdır elinizin altındakiler hariç demektedir.

bu durum elin altında ki ma melekut eymanikum yani cariyeleri helal kılar.

 

 

Bu iletinin muhatabı ben dedğilim

çünkü sevgili nogodbutAllah'dan rica etmiştim:

cariye misali beşerî üfürmelerden söz edecekseniz

bana yazmayın; Kuran'da cariye yok.

 

4:24'teki "muhsanât"ın haram olduğu iddiasına gelince,

bütün mümin kadınlar "muhsan"dır yani iffeti koruma altında.

Örneğin evli mümineler evlilik sayesinde "muhsan"dır,

Hz Meryem Allah'ın onu öyle yaratmış olması sayesinde  muhsan,

mâ meleket eymân (onlara sahip olanlar değil) onları sahiplenenler sayesinde, 

islam olanlar yani Allah'a teslim olanlar Allah'a teslimiyet sayesinde.

Zaten o yüzden "ehli kitab"ın "muhsanât"ı helaldır müminlere. 

 

Kısacası eğer muhsanât haram olsaydı

islama girmiş olan bütün kadınlar haram olurdu;

islama girmiş olan bütün kadınlar haram mıdır?

 

Elbet yok öyle bişey,

yok olduğu içindir ki

4:24'teki muhsanâtın önüne (evli) kelimesi sokuşturuluyor:

(evli) muhsanât haramdır...

 

Elbet haramdır

ama Allah 4:24'te evli muhsanât demiyor ki,

o şunun bunun uydurması. 

 

Onun için rica ediyorum

şunun bunun üfürmesini dayatmayın müminlere;

Allah ne diyorsa ona razı olun.

tarihinde Hasan Akçay tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
18 hours ago, Hasan Akçay said:

Allah ne diyorsa ona razı olun.

 

Hasan burada arap bedevisi diyor aslında, ortada gün gibi açık bir durum var, Allah denen tanrı Muhammed'in konuşturduğu bir çorap kuklasıdır, bu kadar açık bir gerçeği görmemek için aklı ve mantığı devre dışı bırakmak gerekir.

 

Bu herifin yazdıklarına bakarsanız hiç İslam'ın özüne, ana fikrine girmediğine görürsünüz, bu herif bir kelimeyi alır, inceler de inceler. Asıl sorulması gereken soruları hiç sormaz, başkaları sorarsa da görmezden gelir, sonra da hiç utanmadan ben sorguluyorum, düşünüyorum diye ortaya atılır, düşünüyorum dediği de arabın çizdiği çember içinde dönüp durmaktan ibarettir.

 

Bu İslam denen rezil, pislik arap dini, çok evliliği de onaylar, köleliği de, cariyeliği de. Bunu tartışmak bile abes.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Neden evleneceğim?

 

Dr Sonia Cihangir:

(videoda 3:23)

 

Yav, ben yetimlere adaletsiz davranmaktan korkuyorum, Allah

ta korkma git evlen diyor…muş.

 

Peki, ben evlenirsem yetim çocuklara adaletsizlik çözülecek mi?

 

*

 

En çok 4 kadın mı?

 

Sonia Cihangir:

(videoda 5:19)

 

Bi de

mesné, sülése, rubâ’a vezin olarak en çok 4 anlamına gelmez. Açık

konuşuyorum; bu… ikişer, üçer, dörder, beşer, altışar… gider böyle.  

 

*

 

Evlenin mi deniyor evlendirin mi?

 

Sonia Cihangir:

(videoda (6:10)

 

Nûr 32’de

(v)enkihû geçiyor… herkes doğru çevirmiş orda: evlendirin.  

Orda evlendirin, burda evlenin. Aynı fiil!

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, Hasan Akçay said:

Evlenin mi deniyor evlendirin mi?

 

Sonia Cihangir:

(videoda (6:10)

 

Nûr 32’de

(v)enkihû geçiyor… herkes doğru çevirmiş orda: evlendirin.  

Orda evlendirin, burda evlenin. Aynı fiil!

 

Tüm insanlığa hitap ettiği iddia edilen bir kitaptaki bir kelimenin hangi anlamda kullanılacağı konusunda bile fikir birliği içinde değil bu dinci mallar. Yahu daha tek bir kelime bile üzerinde fikir birliğine varamamışken hangi mantıkla bu kitap tüm insanlara hitap eder diyebiliyorsunuz? Nasıl bir akıl yürütme, nasıl bir mantık kurma var sizlerde?

 

Biri çıkıyor burada "a" deniyor diyor, biri "b", biri "c". Ulan arapça bilmeyen ben hangi anlamın kastedildiğini nereden bileceğim? Hanginizin doğru, hanginizin yanlış söylediğini neye göre tespit edeceğim? Diyelim ben "a" anlamını verdim, sen hangi kriterle yok orada "b" deniyor diyebiliyorsun? Nerede ulan bu put? Neden ortaya çıkıp ben orada şu anlamı kastettim demiyor, ha? Bildiğin çorap kuklası olmuş bu tanrı, isteyen istediği gibi konuşturuyor.

 

Hadi bu "nkh" fiilinin evlenin mi, evlendirin mi anlamına geldiği konusunda kafa karışıklığı yaşıyorsunuz, bir türlü karar veremiyorsunuz, aklınıza bu dinin kurucusunun yaptığı uygulamaya bakmak da mı aklınıza gelmiyor? Herif bir düzineye yakın kadınla evlenmiş, en yakın takipçileri beşer, onar kadınla evlenmiş, bu da mı kafanızda bir ışık yakmıyor? Bu kadar mı salak, bu kadar mı geri zekalısınız?

 

Ulan bu tanrınız "Aynı anda sadece bir insanla evlenebilirsiniz, birden fazla evlilik yapmanız yasaktır." demeyi bilemeyecek kadar salak mı? Aynı salakça tartışma kölelik ve cariyelik konunda da var.

 

Ne zaman bir anlayışın modası geçse, artık onaylanmamaya, kötü, ahlaksız görülmeye başlasa bu dinci takımından birileri çıkıp aslında bizim put da bunu onaylamıyor, yasaklamış demeye başlıyor. Ulan madem onaylanmamış, yasaklanmış, neden 1400 yıldır kimse bunun farkına varmamış? Neden 100 yıl öncesine kadar bir müslüman çıkıp bu din köleliği, cariyeliği, çok evliliği yasaklamıştır dememiş? Bu aşağılık, pislik din 611 yılında ortaya çıkmadı mı? Neden 711'de, 811'de, 911'de, 1011'de... birileri çıkıp İslam'da kölelik ve cariyelik yasaktır, çok evlilik yasaktır dememiş, ha?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 03.01.2020 at 19:36, kavak yazdı:

İslam´ı piyasaya sürenlerin ve onun yayılmasına vesile olanların kaçta kaçı tek eşli idi?

İslam´da önce erkek...gerisi teferruat!

 

Hălă bekliyoruz....

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 26.01.2020 at 13:05, nogodbutAllah said:

... muhsinatın Kur'an da diğer kullanımı hürriffetli  kadın demektir

yine nisa 25 te:{ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَـٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ } "Evlendikten sonra, fuhuş yapacak olurlarsa, özgür kadınlar üzerindeki cezanın yarısı(nı uygulayın.) "

burda muhsinat hürr kadın anlamında. muhsinat diğer anlamı da evli olmaktır.

 

zorla inandıracak değiliz

nasıl biliyorsanız öyle yapın:

 

 

Sevgili nogodbut Allah, "nasıl biliyorsanız öyle yapın" demeniziden edindiğim izlenim, alınmışsınız... neden?

"cariyelik ve muta nikahı  misillu beşerî üfürmelerden söz etmeyin ya da bana yazmayın" dediğim için mi?

 

Bu bir rica idi

yine de size sert geliyorsa özür dilerim

ama bu forumda defalarca belirttim:

 

Allah'ın sözünün üzerine

söz edilmemesi benim kırmızı çizgimdir;

Allah'ın sözünün üzerine Râzi'nin de söz etmesine izin vermem;

yoksa Kuran Allah'ın sözü değil şunun bunun sözü olup çıkar. 

 

Örneğin

Allah'ın 4:25'teki sözü "muhsanât"tır, ki "korunan kadınlar"dır; 

eğer Râzi bunu HÜR kadınlar diye çarpıtırsa iş çığırından çıkarak

"madem hür kadınlar vardır o halde cariyeler vardır"a kadar gider.

 

Yok kardeşim, "dinilllah"ta yani "Allah'ın dini"nde cariyelik yok, kölelik yok.

47:4'ün vahyi ile yüce Allah savaşın köleliğe kaynaklık etmesini önledi ve köleliği bir çırpıda sona erdirdi

ve o ana kadar edinilmiş olan kölelerin özgür bırakılması için de tasfiye ayetleri vahyetti.

 

"Muhsanât"a HÜR kadınlar demek o yüzden Allah'ın sözünü çarpıtmak olur, üfürmedir;

muhsanât lafzen "korunan kadınlar"dır, iffetini kendileri koruyan kadınlar. O kadar.

 

Örneğin iffetini kendi koruyan

Hz Meryem,

dul mümineler,

ehli kitabın size helal olan kadınları...

 

4:25'te sözü edilen sizin yeminlerinizin bağladığı mümin genç kızlarınız

(mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul muminat) ise

tıpkı yaşı 18'in altında olan biyolojik yani öz kızlarınız gibi SiZiN korumanız altındadır.

Onları sahiplenmiş olan siz ailelerinin izni onların evlenebilmesi için o nedenle şarttır. 

 

Bu vesileyle ricamdır:

lütfen yazdıklarımı dikkatli okuyun; 

sahiplenmiş olduğunuz o genç kızlarınız

sizin öz kızlarınızdır demedim. Asla.

 

Birlikte miyiz,

devam mı?

Söyleyeceklerim var.

tarihinde Hasan Akçay tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 26.01.2020 at 14:18, teflon yazdı:

Meselenin geldiği noktadan da anlaşılacağı üzere; beher müslüman dahi beriki ile, hemen her mevzuda olduğu gibi, bu konuda da hem fikir değil.

Kuranın harekelendirilmesi, yani değişmesinden dem vuran mı dersin, cariye ya da 4'e kadar olur vb. diyen mi dersin, bunların her ikisini de sapık ilan eden mi dersin..

Yani elimizdeki nüshada ister harekelendirmeden kaynaklı olsun, ister "aslı" itibari ile olsun, bir sıkıntı olduğu kesin. Oraya aklımızı sokmamız gerekiyor işte.

Kuran bitti akıl başladı neticede. E daha ne olsun? Biz de bunu diyoruz işte heptendir.


Hiç Bir sıkıntı yok.
Müslümânlar, Bâtıl bir husûsta ittifâk etseydi işte o zamân sıkıntı olurdu.
Müslümânlar, Bâtılda ittifâk etmez, Mutlaka bir kişi veyâ bir cemâat veyâ bir görüş, Hakkı savunur.
Bir nesne hakkında Herkesin tartışması, o nesne hakkında olumsuz yorum yapmaya en ufak bir delîl teşkîl etmez.Çünkü, olumsuz yorum yapanlar câhil olabilir.
Bir nesne hakkında yoğun tartışmalar var diye o nesne hakkında olumsuz hüküm verilemez. Mantık bunu kabûl etmez.
 

 

On 26.01.2020 at 14:18, teflon yazdı:

O yüzden bu kitabın aslı astarı nerdedir diyoruz ya...Millet de bize onun aslı göklerdedir, kurcalama(!) deyip duruyor..

O yüzden "arap"saçı diyoruz işte. Hem arapsaçı; hem de "arap"saçı =)..


Bir nesne hakkındaki tartışmaları baz alarak senin o nesne hakkında olumsuz hüküm vermen, Ancak senin mantık zâfiyetini gösterir.
Eğer o nesne hakkında tartışanlar, o nesne hakkında aynı husûsta ittifâk ediyorlarsa,, Mantık, ittifâk edilen husustaki hükmü kabûl eder.
Tartışılan nesne Kur'ân ise o zaman Kur'ânı,, Tartışmada ittifâk edilen husûsa göre eleştirebilirsin.

Meselâ, duyuların bize verdiği bilgiler böyledir.
Duyularla algılanan şeyler hakkında ittifak vardır.
Hiç bir insân, Görülen, duyulan veyâ koklanılan , tadılan ve hissedilen bir nesne hakkında ihtilâfa düşmez. Çünkü herkes,,
Allah'a itaaatten ayrılmayan meleklerin verdiği bu bilgilerle ve kendi varlığındaki meleklerin yardımıyla (bilgileri nakletmesiyle) aynı algılar içindedir.
Bütün insânlar, Duyularının algıladıkları husûslarda ittifâk içindedir. diğer insânlar ile aynı şeyleri algıladıklarını bilirler.
İhtilâfa sebeb olan,, Meleklerin kontrolündeki duyusal veriler değil,, Aklın verdiği hükümlerdir. Akıl, Vücûd memleketinde vezirdir.
Her insânda farklı olan bu vezir, Bir melek değil insândır.

Akıl,, Kalpte olan bir Nûrdur, Kâfirlerde ateistlerde ve münâfıklarda bulunmaz.
Akıl, Kalbin fonksiyonudur. Akıl, Zekâ değildir. Zekâ, Beynin fonksiyonudur.
Kur'ânı anlamak, Zekânın üstesinden gelebileceği bir iş değildir.
Akıldan yoksun olan insânlar, karanlık içindedir.
Karanlık içinde olan insânların,, duyusal verilerin dışında kalan bir husûsta bir nesne hakkında tartışmaları çok doğaldır.
Aydınlıktaki insânlar ise, duyusal verilerin dışında kalan bir hususta o nesne hakkında tartışmazlar.
Dolayısıyla, İnanca dâir Bir nesne hakkında Ateistler münâfıklar veyâ sapıklar fikirlerini ortaya koyduklarında o nesne hakkında tartışmalar kaçınılımaz olur.
Aydınlıkta olan insânlar arasında ise tartışma yoktur.
 

 

On 26.01.2020 at 14:18, teflon yazdı:

Hani neresinden tutsan, orasından elinde kalıyor. Tutar yeri yok. Ancak "aklımızı" esas aldığımız zaman "akl-ı selim" bir yere varabiliyoruz. Yine ve her zamanki gibi. 

O yüzdendir ki, Hasan Bey de sürekli akıla vurgu yapıyor. Onu esas almaktan. Kendisi çoktandır kuranı değil de, aklı esas almış ama bunun tam ayırdında değil. Aslında ayırdında olmak da istemiyor sanırım. Kendisi hem aklı istiyor, hem de kurandan vazgeçemiyor..Kendisine soracağım bir iki şey vardı ama konunun akışı yüzünden araya girmiyorum..

 

Ne demişler? Hayatta en "hakiki" mürşit ilimdir, bilimdir, akıldır...


Ne siz ateistlerde ne de H. Akçay da akıl falan yok.
Allah'ın akıl verdiği insânlar, mü'minlerdir.
Kimisinin aklı mum alevi kadar kimisinin Güneş kadardır.
Fakat hiçbirisi karanlıkta olmadığı için, büyüğü küçüğü, olanı ve olmayanı görebilirler.
Bu paylaşımda tartışmaya açılan konular, mü'minler için bir tartışma konusu değildir.
Sahâbenin büyükleri ve Ehl-i Sünnet Fâkihleri tarafından en doğru şekilde anlaşılmış ve uygulanmıştır.

Peki, Kur'ândaki bütün konular, Ehl-i Sünnet büyükleri ve Sahâbe tarafından anlaşılmış mıdır? diye sorulursa
Elbette hayır diyebiliriz, Bu mümkün değildir. Çünkü Kur'ân Dürülmüş bir Kâinâttır.
Fakat muamelata taalluk eden konularda Müslümânlar için bir belirsizlik yoktur. Harâmlar helaller bellidir.
Bu mes'eleler, Peygamberimizin (s.a.v.) ve sahâbenin ileri gelenlerinin yardımıyla Müctehîdler tarafından çoktan çözülmüştür.
Ancak, İngiliz ve yahûdî uşakları veyâ onlar tarafından şebeğe çevrilenler,,
Ve enâniyetine yenik düşünler, Yukarıdaki videoda da işâret edildiği gibi Çözülmüş konuları tartışmaya açarlar.

Kur'ân, Tek eşli olmayı teşvîk eder.
Çok eşlilik, Hem toplumda hem de ferdî bakımdan bir ihtiyâç olabilir. ba'zı hallerde bu ihtiyâç zarûrî de olabilir.
Tek Eşliliği teşvîk eden İslâmın çok eşliliğe de cevaz vermesinden daha doğal daha güzel bir hüküm olabilir mi?
Yeter ki yöneticiler mü'min olsun, Ve istismâra izin verilmesin.
Kötü insânların idâresinde en iyi kanunların dahî hiç bir kıymeti olamaz.
 

tarihinde HATEM tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Yetmiyor adama Allah’ın kitabı.

 

Allahu teâlâ diyor ki yetmiyor mu bu kitap;

o diyor ki yetmiyor!

 

Allahu teâlâ diyor ki kitabı tamamladım; bak, dini tamamladım ben diyor.

Ekmeltü leküm dîneküm ve etmemtü aleyküm nîmetî,

size dininizi tamamladım, size olan nimetimi tamamladım diyor Mâide suresi 3ncü ayette;

adam diyor ki eksik!

 

Buyur!

 

Bunda

her şey

var mı!

 

Yahu Allahu teâlâ diyor ki

mâ faratna fîl kitabi min şey’ (En’am 38),bu kitapta hiç bir şeyi eksik bırakmadık;

adam diyor ki her şey var mı bunda?

 

Bak şuna bak ya.

 

Allahu teâlâ diyor ki

fakad fassale lekum,

Allah size açık açık açık… ayrıntılı olarak her şeyi açıkladı (En’am 119);

adam diyor ki bunda yok!

 

Ya kimle kavga ediyor

bu adam ya!

Allah’la kavga ettiğinin farkında değil ya.

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Allah'ın dediğini artırmasız, eksiltmesiz okuyun

ve akla saygı gösterip sonrasını akla bırakın.

AKIL sağlığı yerinde olan anlar Allah'ın ne dediğini.

 

Örneğin Allah Nisa 3'te

 

1.f nkh... en-nisa diyor, nikahlayın o kadınları. 

Nikahlayın diye okuyun; 

(4'e kadar) evlenin demeyin, evlendirin de demeyin.

 

Allah, KADINLAR dahil, bütün müminlere seslendiğine göre

kadınlar 

o kadınları evlendirecek mi,

o kadınlar ile evlenecek mi?

 

Akıl sağlığı yerinde olana göre

kadınlar kadınlar ile evlenir mi,

kadınlar kadınları evlendirir mi?

 

2.Allah "nikahlayın mâ meleket eymânınızı" diyor;

"mâ meleket eymânınız"ın bir kısmı erkektir ve SiZ erkeksiniz.

Siz erkekler o erkekler ile evlenecek misiniz,

o erkekleri evlendirecek misiniz?

 

Akıl sağlığı yerinde olana göre

erkekler erkekler ile evlenir mi,

erkekler erkekleri evlendirir mi?

 

tarihinde Hasan Akçay tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 03.01.2020 at 19:36, kavak yazdı:

İslam´ı piyasaya sürenlerin ve onun yayılmasına vesile olanların kaçta kaçı tek eşli idi?

İslam´da önce erkek...gerisi teferruat!

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

"mâ faratna fîl kitabi min şey’ (En’am 38)" ayetinde ki kitab umum müfessirler tarafından levhi mahfuz olarak anlaşılmış ve hemen akabinde 2. anlam olarak Kur'an anlamı verilmiştir.

malum  Kur'an dışında da kitab anlamı kullanılmıştır.

 

Cenabı Hak murad etse idi Kur'an ı ve ya diğer kitapları tek başına tamam vaziyette bir dağın başına indirirdi

bir resul ile göndermesi murad edildiğine göre fıtrata en uygun hikmetli böyle olması dolayısı iledir.

 

**

n-k-h arabi kelimesi islam öncesi cahiliye döneminde de kullanılan anlamı açık bilinen bir kelimedir

 

bir erkek bir kadına evlenmek maksadı ile gelse nikah der zina etme vb haller ile geldiğinde başka kelimeler kullanılır

nikah bir akd bir anlatlaşma bir bağdır

hatta yağmurun toprağa inmesi ve toprak tarafından emilmesi toprakla yağmurun birleşmesi de nikah kelimesi ile ifade edilir

 

belli kanun tahtında birbirini tamamlayan şeylerin bir araya gelip faydalı hayattar fıtri şeylere netice vermesi olayıdır

nikah Kur'an da nerede ise tek anlamda ve hep meşru evlenme manasında kullanılmıştır. nikahlamayın manasında başına la getirlmiş tir hem emir hem nehiy hali açıktır.

24:32:" Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler, Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir." ayetinde kendinize alınız demiyor evlendirin der.ancak nisa 3: te lekum izafesi ile sizlere helal olanlar diyerek nikah etme kişinin kendisine dönüyor.

burda meleket eymânukum  geçmez -imâ-ikum geçer ki bu direk cariye demektir.erkek ve dişi köleler ayrı ayrı sayılmış

o yüzden  meleket eymân ima yı da kapsan daha geniş bir şey midir yoksa daha hususi bir şey midir?  yoksa nikah bağından bahsedilmediği için  meleket eymân sadece savaş esiri olan cariyeler midir? ve nikah düşmez inançta olan lar mıdır? ki bu bana daha yakın geliyor.ve nikah bağı mümin olan meleket eyman da devreye giriyor. veya ücret mukabili çalışan hiizmetli vb kadınlarda buna girebilir.

 

**

cariye köle islamın oluşturduğu bir durum değildir

islam bunu elinde buldu

ve çözümler getirerek adım adam köleliği cariyeliği kaldırdı

ancak islam geldiğinde hem alkol vardı hem sayısız evlenmeler hem cariye köleler vardı

 

adım adım bunları çözdü.

 

cariyeler ile evlenme en son seçenek ve bir ruhsat olarak verilmiştir

 

selmanı faris zeyd bin harise bilali habeşi hepsi köle olup islam ile azad edilen meşhur sahabelerdendir

hem bu üç sahabenin farklı ırkta olması dahi islamın ırk din dil renge bakmadan  insanın esas fıtri hali olan özgürlüğü serbestliği esas temel kabul etmesindendir

zira islam Allah dışında kul ve köleliği kabul etmez  insanların aynı özden şerefli yaratıldıkları akıl ve idrak ve iradeleri ile hür serbest olarak yaptıklarını makbul sayar

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

islamın kendine has otantik geleneksel fıtri bir yapısı vardır

modern sert materyalistik bir donuk mantık ile yorumlamak suyu bir kalıba koyup dondurmaya benzer

evet buz halinde su kalıba şekle girer ancak suyun asıl hayattar hali şekilsiz kalıbsız sıvı halidir ve belki ruhani bulut halidir ki  daha geniş bir mecraya yayılır

modernist kalıblar bana çok soğuk geliyor:)

 

biraz nasreddin hoca nın leyleğin uzun gaga ve bacaklarını kesip şimdi kuşa benzedin demesine benziyor:)

organik arıya şeker  vermeye benzer

bırakalım arı serbestçe bulut gibi gezsin her çiçekten öz toplasın

 

ama her fikre saygımız sonsuz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...