Jump to content
Ateistforum

Saklı Seçilmişler Ve Wahls Protokolü kitapları


Recommended Posts

Soner Yalçın'ın saklı seçilmişler kitabı çok çok önemli.Sağlıklı beslenmenin önemi ve endüstrinin oyunları çok güzel anlatılmış.

Wahls protokolü işin beslenme kısmını iyi aydınlatıyor.

Ayrıca Dr.wahls kendiside MS hastasıymış taş devri diyeti yada yarattığı protokol ile yenmiş hastalığını.Herkes okumalı bana göre.Foruma tavsiyem bu iki kitap.

 

Fonksiyonel Tıp ve Taş Devri İlkeleri’ni Kullanarak MS’i Nasıl Yendim?

''Wahls Protokolü kadar önemli bir kitabı, sadece Dr. Terry Wahls, yazabilirdi. Dr Wahls’ın kendisini engelli hale getiren MS (Multipl Skleroz) hastalığını geleneksel tıbbi yaklaşımları kullanarak yenmesi sadece kişisel zaferinin hikayesi değil, aynı zamanda ilaç tedavilerinin işe yaramadığı bir çok değişik kronik hastalıklara sahip diğer

hastalar için de bir umut bildirisidir. Bu kitap, sağlık sorunlarına çözüm arayan herkes tarafından uygulanabilecek bir program içermektedir.''

 

 

tarihinde kris123 tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 40
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Saklı seçilmişler komplo teorileri içeriyor olabilir ama bu durum fonksiyonel tıbbı yalanlamaz.Biz zaten bu küresel ailelerle filan fazla ilgilenmiyoruz.Açıkçası bende pek inanmıyorum bütün dünya yönetebilecek bir aile olduğuna.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Soner Yalçın da iyice şarlatana döndü. Kafayı mı yemiş başka amaçlar mı güdüyor bilmiyorum tabii. 

 

Öncelikle, aşı karşıtı insan, zihnen sağlıklı insan değildir, aşıya savaş açmış birinin hiçbir düşüncesi ciddiye alınmamalı, bilgi diye sunduğu her şeyi didik didik etmeli...

Saklı Seçilmişler (adında meymenet yok) kitabını bilmem, ama Kara Kutu adlı kitabı korkutacak kadar tehlikeli ve yalan bilgiyle dolu. Evrim Ağacı'nın topluluklarından biri olan Teyit, bu kitabı incelemiş ve baştan sona çürütmüş. Yalan ya da kaynaksız bilgi mi, intihal mi, uydurma mı, ne ararsanız bulmuşlar kitapta.

 

"Teyit, modern tıp ve aşı karşıtlığı üzerine kurulu tartışmalara yol açan kitabı sadece okumakla kalmadı, yaklaşık 3 ay bir süre boyunca, 13 kişilik özel ekiple cümle cümle analiz ederek inceledi. İncelemeler, uzman görüşleri ve bilimsel verilerle, bilimsel metodu takip ederek yapıldı. Çok sayıda uzman ve bilirkişi, raporun hazırlanmasına katkı sağladı ve akademik olarak Teyit ekibine yardımda bulundu."

 

https://evrimagaci.org/soner-yalcinin-kara-kutu-isimli-kitabindaki-asi-iddialari-hatali-kaynaksiz-uydurma-veya-carpitilmistir-8350

 

Bu kitaplar açıkça halk sağlığını tehdit ediyor. Bu tip kitapları, bazıları tıp eğitimi almış doktorlar da dahil olmak üzere artık herkes yazıyor ve bu kitaplar inanılmaz satıyor. Ne yazık ki bunları takip eden, inceleyen ve hatta gerektiği halde yaptırım uygulayan hiçbir kurum, kuruluş, örgüt vb yok.

Bu tip şarlatanlar dünyanın her yerinde var ne yazık ki... Soner Yalçın'ın bunlardan biri haline gelmesi ise üzücü. O hep komplo teorilerini severdi ama artık iyice kaybolmuş...

Link to post
Sitelerde Paylaş
gönderildi (düzenlendi)
On 03.04.2020 at 14:15, Türk Ateist yazdı:

 

Gizlenen bir şey yok, her şey gözümüzün önünde olup bitiyor. İnsan beyni karmaşa aramaya çokça eğilimlidir, o yüzden göz önündeki çok basit gerçekleri "Bu kadar da basit olamaz" diyerek kabul etmek istemez ve ardında bir şekilde görünmeyen bir güç, biri, bir örgüt vb bir yönlendirici arar. Tanrı inancına yatkınlığımız da bu özelliğimiz nedeniylidedir örneğin. Her şey kendiliğinden olagelmiş dediğimizde yavan, eksik, yetersiz gelmesi bundan. 

 

Elbette daima derin devletler oldu, birtakım insanlar birleşip lobiler oluşturdu, birileri iş birliği yapıp birilerine başına çöreklendi ve sömürdü, ajanlık faaliyetleri vb yapıldı. Bunların hepsi hala yapılıyor, yapılacak da. Kullanılan araçlar değişecek sadece. 

Ancak bilinmesi gereken önemli bir şey var, o da bilginin artık gizlenemeyeceği gerçeği. Bilim adına delilik, çılgınlık ya da kötülük yapmak isteyenler de olacak ancak daima kontrol altında oldukları için gizli kalmayacak. 

Çünkü bilim kimsenin tekelinde değil. Atıyorum, ABD'de bilimci varsa ve Güney Kore'de de var, Hindistan'da da var, Küba'da da var. ABD veya Rusya'da bir bilimci ben şöyle bir bilgiye ulaştım, şunu keşfettim, şunu icat ettim dediğinde, kimse "Aa, süper, sağol, tamam" deyip geçmiyor, onu doğrulamak veya yanlışlamak için hemen işe koyuluyor. Kimseyi kandıramazsınız yani. Bilim zaten böyle gelişen bir etkinlik. 

 

Beslenme bir hastalığı tedavi etmez. Tedaviye daima destektir, oldukça da önemlidir, ama tedavi etmez. Midenizdeki basit sorunları halledebilirsiniz ancak...

 

Ben beslenmenin çok çok önemli olduğunu düşünürüm, kişisel olarak da beslenmeme titizlik gösteririm ama saydığınız hastalıkların beslenme düzenini değiştirerek tedavi edilebileceğini söylemek fazla aşırı bir iddia.

 

Otizm demişsiniz mesela... Otizm geçmişte milyonda bir görülürdü belki, sonra yüz bine düştü, sonra bine, şimdilerde 68'de bir gibi bir oran var. Dünyada ise 59 çocuktan biri otistik oluyor. Çok değil, 20 yıl önce direkt genetik bir farklılık derdik, çünkü çok ender rastlardık. Şimdi kesin olarak biliyor biliyoruz yalnız genetik değil, çevresel faktörler nedeniyle de kişi otistik oluyormuş. Ama neden oluyor? Neden eskiden bu kadar çok olmuyordu da şimdi oluyor?

Nedenlerden biri beslenme, evet ama inanın bu faktörler içindeki en önemsizi. Şimdi biliyoruz ki depresif ebeveynin (özellikle anne) çocuğunun otizme yatkınlığı fazla oluyor. Şizofren ebeveynin de öyle... Bu iki hastalık da tıbbi hastalıktır, her ikisi de psikiyatrinin en en en eski dostlarıdır...

Ayrıntılı bir konu bu. Otizme yakalanmanın da tedavinin de yalnız beslenmeye indirgenmesi epeyi delilik. 

 

Sağlıklı ve dengeli beslenmek çok önemlidir elbette. Bunu en iyi bilenlerden biri olduğumu söyleyebilirim, bizzat dikkat eden ve farkı gözlemleyen biri olarak. Ama hani aman da taş devri diyeti, Dukan diyeti, karbonhidrat diyeti, protein diyeti, Karatay diyeti falan deyince insanın tadı tuzu kalmıyor.

Herkesin metabolizması ayrı, hastalıkları ayrı, değerleri ayrı. O yüzden bu tip diyetler çoğu zaman zarar verir. Yapılacak en doğru şey önce gidip kan değerlerine vb baktırıp eksik veya fazlaları ortaya çıkarmak ve kişiye özgü beslenme programı çıkarmak. Her şey iyiyse zaten sorun yok demektir, sağlıklı insan her şeyi yer...

 

Aslında bu durum genetik değil bağırsak bakterileri ile alakalı.Bir iletimde otistik insanlarda bağırsak ve mide sorunları olduğunu söylemiştim ya hani,aynı durum şizofrenlerde de var hemde daha fazla.Kabızlık olur ishal olur bu sorunlar çözüldüğünde hastalıkları da en az yarı yarıya hafifliyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/04/190409093725.htm

 

Bu çalışmada bağırsak florasını düzeltmek amaçlı yapılan dışkı nakli incelenmiş ve otizm semptomlarının %50 hafiflediği bulunmuş.Bağırsak florasını diyetle de düzeltmek mümkün tabii.Genetik bilimi açısından bakarsak otizm ile alakalı genlerde değişime uğruyor olabilir.Bağırsak bakterilerinin insan genetiği üzerinde de  etkileri var.Aynı durum tam tersi içinde geçerli.Genlerimizde onları etkiliyor.

 

https://www.spectrumnews.org/news/autism-mutation-alters-balance-gut-bacteria-mice/

 

Bu yazıda genlerimizin bakterileri nasıl etkilediği anlatılmış.

 

On 03.04.2020 at 14:55, Türk Ateist yazdı:

Soner Yalçın da iyice şarlatana döndü. Kafayı mı yemiş başka amaçlar mı güdüyor bilmiyorum tabii. 

 

Öncelikle, aşı karşıtı insan, zihnen sağlıklı insan değildir, aşıya savaş açmış birinin hiçbir düşüncesi ciddiye alınmamalı, bilgi diye sunduğu her şeyi didik didik etmeli...

Saklı Seçilmişler (adında meymenet yok) kitabını bilmem, ama Kara Kutu adlı kitabı korkutacak kadar tehlikeli ve yalan bilgiyle dolu. Evrim Ağacı'nın topluluklarından biri olan Teyit, bu kitabı incelemiş ve baştan sona çürütmüş. Yalan ya da kaynaksız bilgi mi, intihal mi, uydurma mı, ne ararsanız bulmuşlar kitapta.

 

"Teyit, modern tıp ve aşı karşıtlığı üzerine kurulu tartışmalara yol açan kitabı sadece okumakla kalmadı, yaklaşık 3 ay bir süre boyunca, 13 kişilik özel ekiple cümle cümle analiz ederek inceledi. İncelemeler, uzman görüşleri ve bilimsel verilerle, bilimsel metodu takip ederek yapıldı. Çok sayıda uzman ve bilirkişi, raporun hazırlanmasına katkı sağladı ve akademik olarak Teyit ekibine yardımda bulundu."

 

https://evrimagaci.org/soner-yalcinin-kara-kutu-isimli-kitabindaki-asi-iddialari-hatali-kaynaksiz-uydurma-veya-carpitilmistir-8350

 

Bu kitaplar açıkça halk sağlığını tehdit ediyor. Bu tip kitapları, bazıları tıp eğitimi almış doktorlar da dahil olmak üzere artık herkes yazıyor ve bu kitaplar inanılmaz satıyor. Ne yazık ki bunları takip eden, inceleyen ve hatta gerektiği halde yaptırım uygulayan hiçbir kurum, kuruluş, örgüt vb yok.

Bu tip şarlatanlar dünyanın her yerinde var ne yazık ki... Soner Yalçın'ın bunlardan biri haline gelmesi ise üzücü. O hep komplo teorilerini severdi ama artık iyice kaybolmuş...

 

Soner Yalçın hakkında bir şey diyemem ama Evrim Ağacı nın Canan Karatay kadar iyi bildiğini de sanmıyorum.Çıkıp Karatay ı da yalanlasınlar görelim.

 

 

 

 

 

 

 

 

tarihinde kris123 tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
16 dakika önce, kris123 yazdı:

Aslında bu durum genetik değil bağırsak bakterileri ile alakalı.Bir iletimde otistik insanlarda bağırsak ve mide sorunları olduğunu söylemiştim ya hani,aynı durum şizofrenlerde de var hemde daha fazla.Kabızlık olur ishal olur bu sorunlar çözüldüğünde hastalıkları da en az yarı yarıya hafifliyor.

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/04/190409093725.htm

 

Bu çalışmada bağırsak florasını düzeltmek amaçlı yapılan dışkı nakli incelenmiş ve otizm semptomlarının %50 hafiflediği bulunmuş.Bağırsak florasını diyetle de düzeltmek mümkün tabii.Genetik bilimi açısından bakarsak otizm ile alakalı genlerde değişime uğruyor olabilir.Bağırsak bakterilerinin insan genetiği üzerinde de  etkileri var.Aynı durum tam tersi içinde geçerli.Genlerimizde onları etkiliyor.

 

https://www.spectrumnews.org/news/autism-mutation-alters-balance-gut-bacteria-mice/

 

Bu yazıda genlerimizin bakterileri nasıl etkilediği anlatılmış.

 

Mide ve bağırsak sorunları yalnız otistiklerde yok. Herhangi bir farklılığı ya da hastalığı olsun olmasın, birçok insanda var ve sorun çözüldüğünde elbette kişi daha iyi hissediyor. Otistiklerde, kronik depresiflerde, şizofren vb hastalarda da bağırsak sorunları çözüldüğünde hasta rahatlar. 

 

Ama bu, o sorunu ya da hastalığı tedavi etmez, edemez, böyle bir bilimsel iddiada bulunmak deliliktir. Beslenme çok önemlidir, bağırsaklar vücudun ikinci beyni gibidir deriz, ama özellikle beyinle ilgili sorunları-hastalıkları beslenme vb yöntemlerle tedavi edemeyiz. Kötü ya da sağlıksız beslenme her şeyi olduğu gibi kişinin ruh halini de direkt etkiler, bunu da kimse reddetmez. Ama saptırmanın, abartmanın da alemi yok. Sağlıklı birinin bile bağırsakları rahat değilse; çok yediyse, alışık olmadığı bir besin alıp tepki gösterdiyse, sağlıksız bir şey yiyip florasını bozduysa, kişi huzursuz olur, tadı kaçar, rahatsızlığını geçirmek için çaba gösterir.

 

23 dakika önce, kris123 yazdı:

Soner Yalçın hakkında bir şey diyemem ama Evrim Ağacı nın Canan Karatay kadar iyi bildiğini de sanmıyorum.Çıkıp Karatay ı da yalanlasınlar görelim.

 

 

Karatay abarttı, şarlatana döndü iyice. Şu virusla mücadele ettiğimiz günlerde bile aman da tuzlu gargara yapın, virus boğazınızdan aşağı inmeden ölür dedi bu kadın. Kelle paça yiyin deyip duruyor habire... Kadını görünce artık burnuma leş gibi sarmısak, soğan kokusu geliyor. 

 

Antidepresanları bırakın diyen doktor bu. Fanları var, kadın ne derse inanıp uygulamaya hazır hatırı sayılır bir kitle var. Uzmanlığının dışında büyük laflar eden bu gibi insanlar artık kontrol altında tutulmalı, özellikle toplum sağlığına zarar vermelerinin son derece kolay olduğu bu dönemde.

 

Diğer doktor, o Ümit Aktaş da şarlatandır ayrıca...

Karatay da o da milyonlar kazanıyor sizler gibiler sayesinde.

Link to post
Sitelerde Paylaş
7 dakika önce, Türk Ateist yazdı:

 

Mide ve bağırsak sorunları yalnız otistiklerde yok. Herhangi bir farklılığı ya da hastalığı olsun olmasın, birçok insanda var ve sorun çözüldüğünde elbette kişi daha iyi hissediyor. Otistiklerde, kronik depresiflerde, şizofren vb hastalarda da bağırsak sorunları çözüldüğünde hasta rahatlar. 

 

Ama bu, o sorunu ya da hastalığı tedavi etmez, edemez, böyle bir bilimsel iddiada bulunmak deliliktir. Beslenme çok önemlidir, bağırsaklar vücudun ikinci beyni gibidir deriz, ama özellikle beyinle ilgili sorunları-hastalıkları beslenme vb yöntemlerle tedavi edemeyiz. Kötü ya da sağlıksız beslenme her şeyi olduğu gibi kişinin ruh halini de direkt etkiler, bunu da kimse reddetmez. Ama saptırmanın, abartmanın da alemi yok. Sağlıklı birinin bile bağırsakları rahat değilse; çok yediyse, alışık olmadığı bir besin alıp tepki gösterdiyse, sağlıksız bir şey yiyip florasını bozduysa, kişi huzursuz olur, tadı kaçar, rahatsızlığını geçirmek için çaba gösterir.

 

 

Karatay abarttı, şarlatana döndü iyice. Şu virusla mücadele ettiğimiz günlerde bile aman da tuzlu gargara yapın, virus boğazınızdan aşağı inmeden ölür dedi bu kadın. Kelle paça yiyin deyip duruyor habire... Kadını görünce artık burnuma leş gibi sarmısak, soğan kokusu geliyor. 

 

Antidepresanları bırakın diyen doktor bu. Fanları var, kadın ne derse inanıp uygulamaya hazır hatırı sayılır bir kitle var. Uzmanlığının dışında büyük laflar eden bu gibi insanlar artık kontrol altında tutulmalı, özellikle toplum sağlığına zarar vermelerinin son derece kolay olduğu bu dönemde.

 

Diğer doktor, o Ümit Aktaş da şarlatandır ayrıca...

Karatay da o da milyonlar kazanıyor sizler gibiler sayesinde.

 

Bağırsak bakterileri ile birlikte evrimleştiğimizi unutuyorsun.Milyonlarca yıldan beri onlarla birlikte yaşıyoruz ve emin ol beynimizi çok fazla etkiliyorlar.

Üstelik sadece beyin değil kanser tedavileri üzerinde bile etkililer.   

https://www.medicalnewstoday.com/articles/gut-bacteria-may-boost-cancer-therapy-by-colonizing-tumors

Milyonlarca yıldan beri birlikte yaşadığımız canlıların beynimizi etkilemediğini söylemek bence asıl deliliktir.

 

Diyet değişikliği ile şizofreni tedavisi olmaz demişsin ama bilim insanları benim dediklerimi diyen insanları ciddiye almışlar ki bu konuda bilimsel çalışmalar bile yapmışlar. 

 

 

"C.D. is a 70 year-old Caucasian female with a diagnosis of schizophrenia since the age of seventeen. Her diagnosis was based on paranoia, disorganized speech, and hallucinations. She reported both auditory and visual hallucinations, including seeing skeletons and hearing voices that told her to hurt herself. According to her history, she has had these hallucinations on almost a daily basis since the age of seven. C.D. has also been hospitalized at least five times over the last six years for suicide attempts and increased psychotic symptoms. She has attempted to overdose on medications, cut herself, and ingest cleaning agents. Her most recent hospitalization was five months prior to initiating the low-carbohydrate diet. She has discussed both her suicidal ideations and her hallucinations with her psychiatrist who has tried to optimize her medication regimen in an effort to improve her symptoms, but this has been largely unsuccessful. Her prior anti-psychotic and mood-stabilizing medication regimen has included lithium 900 mg qhs, olanzapine (dose unknown), ziprasidone 40 mg bid, aripiprazole 30 mg qhs, lamotrigine 100 mg bid, and quetiapine 900 mg qhs. She is currently managed on risperidone 4 mg qhs.

C.D.'s other medical problems (and approximate year of diagnosis) included obesity (1950's), hypertension (1970's), depression (1940's), obstructive sleep apnea (2002), gastroesophageal reflux disease (2003), urinary incontinence (2002), glaucoma (1999), trochanteric bursitis (2004), peripheral neuropathy of unknown etiology (2006), and prior cholecystectomy (1978). Her current medications included atenolol 100 mg daily, furosemide 20 mg daily, trazodone 100 mg qhs, sertraline 100 mg daily, timolol eye drops 1 drop each eye bid, brimonidine eye drops 1 drop each eye bid, and vitamin E 400 IU every other day.

A typical day's diet consisted of the following: egg and cheese sandwich, diet soda, water, pimento cheese, barbequed pork, chicken salad, hamburger helper, macaroni and cheese, and potatoes. She rated her baseline fatigue as a "3" using a standardized questionnaire (0 = none, 4 = severe or frequent). Her body weight was 141.4 kilograms (BMI 52.6 kg/m2), sitting blood pressure (BP) was 130/72 mmHg, and pulse was 68 beats per minute. Physical examination showed an obese, mildly disheveled female with poor attention to hygiene, but was otherwise unremarkable. She was instructed how to follow a dietary regimen consisting of unlimited meats and eggs, 4 ounces of hard cheese, 2 cups of salad vegetables, and 1 cup of low-carbohydrate vegetables per day. This diet restricts carbohydrate intake to fewer than 20 grams per day [1].

She returned for a follow-up appointment 7 days after starting the low-carbohydrate diet. She was feeling well, and noted an increase in energy. She was seen again in clinic 19 days later. When asked how she was doing, she responded that she was no longer hearing voices or seeing skeletons. She first noticed this upon awakening about 8 days after starting the program. She had had no change in medication. The only change had been in her dietary intake which now consisted of beef, chicken, turkey, ham, fish, green beans, tomatoes, diet drinks, and water. She denied hunger. C.D. was very happy that she was no longer hearing voices, and believed that it made her calmer. Her body weight was 136.2 kilograms, sitting BP was 150/84 mmHg, and pulse was 76 beats per minute.

Over the course of 12 months, C.D. has continued the low-carbohydrate, ketogenic diet and has had no recurrence of her auditory or visual hallucinations. She has also continued to lose weight (body weight 131.4 kilograms) and experience improvements in her energy level. She acknowledged having 2–3 isolated episodes of dietary non-compliance that lasted several days, where she ate pasta, bread, and cakes around the winter holidays; however she had no recurrence of her hallucinations."

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Arkadaşım, sen okuduğunu anlamıyor musun?

Ben, beslenme veya benzeri başka yollarla bağırsak florasını düzelterek hastalıkları tedavi edemezsin diyorum. Bunu kimse iddia edemez çünkü bu delilik. Bilim dışı.

Beslenme her şeyi etkiler, önemlidir diyen benim zaten. Senin iddian bu değil, sen, psikiyatrinin, tıbbın en eski derdi olan dev gibi hastalıkları bile böyle tedavi edebildiklerini söylüyorsun.

Referansın kim? Canan Karatay, öteki şarlatan Ümit bilmem ne...

 

Bu makalenin linkini verir misin lütfen? Kaynak neymiş,  hangi çalışmaymış bu, hangi dergide yayınlanmış?

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 dakika önce, Türk Ateist yazdı:

Arkadaşım, sen okuduğunu anlamıyor musun?

Ben, beslenme veya benzeri başka yollarla bağırsak florasını düzelterek hastalıkları tedavi edemezsin diyorum. Bunu kimse iddia edemez çünkü bu delilik. Bilim dışı.

Beslenme her şeyi etkiler, önemlidir diyen benim zaten. Senin iddian bu değil, sen, psikiyatrinin, tıbbın en eski derdi olan dev gibi hastalıkları bile böyle tedavi edebildiklerini söylüyorsun.

Referansın kim? Canan Karatay, öteki şarlatan Ümit bilmem ne...

 

Bu makalenin linkini verir misin lütfen? Kaynak neymiş,  hangi çalışmaymış bu, hangi dergide yayınlanmış?

 

 

 

Benim dediğimi doğru anlamışsın.Aynısını söylüyorum.

 

Çalışma gerçekte kilo kaybı ile ketojenik diyet arasındaki ilişki için yapılmış.Şizofreniye etkisinide gözlemlemek istemişler.

 

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2652467/

Link to post
Sitelerde Paylaş
gönderildi (düzenlendi)
1 saat önce, Türk Ateist yazdı:

Arkadaşım, sen okuduğunu anlamıyor musun?

Ben, beslenme veya benzeri başka yollarla bağırsak florasını düzelterek hastalıkları tedavi edemezsin diyorum. Bunu kimse iddia edemez çünkü bu delilik. Bilim dışı.

Beslenme her şeyi etkiler, önemlidir diyen benim zaten. Senin iddian bu değil, sen, psikiyatrinin, tıbbın en eski derdi olan dev gibi hastalıkları bile böyle tedavi edebildiklerini söylüyorsun.

Referansın kim? Canan Karatay, öteki şarlatan Ümit bilmem ne...

 

Bu makalenin linkini verir misin lütfen? Kaynak neymiş,  hangi çalışmaymış bu, hangi dergide yayınlanmış?

 

 

 

Tamamen işe yarar demiyorum zaten ? her insanın bünyesi farklı bazı insanlarda hiçte işe yaramayabilir.

Belkide tamamen tedavi edemediği için ciddiye alınacak bir tedavi yöntemi olarak görmediler.

Konu bilim forumuna taşınırsa iyi olur.

tarihinde kris123 tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
On 04.04.2020 at 16:51, kris123 yazdı:

 

Benim dediğimi doğru anlamışsın.Aynısını söylüyorum.

 

Çalışma gerçekte kilo kaybı ile ketojenik diyet arasındaki ilişki için yapılmış.Şizofreniye etkisinide gözlemlemek istemişler.

 

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2652467/

 

Kilo kaybı değil, daha ziyade gluten ile şizofreni arasında ilişki olup olmadığını araştırmak istemişler. Şizofrenlerde kilo kaybı değil, çoğunlukla kilolu olma, obezite sorunu görülür ayrıca. Nitekim araştırmanın yapıldığı ABD'de şizofrenlerin lifli besinleri az tükettiği, ancak yapılan araştırmalarda lif içeriği değiştirilmiş (yani lifli içeriğe sahip) diyetlerle şizofreni hastalarının  semptomlarının değiştiğine ait bir veriye ulaşılamadığı belirtilmiş. Araştırmadaki hasta da zaten 140 kilonun üstündeymiş.

 

Sonuç olarak da gluten alımıyla şizofreninin ilişkisini, uygulanacak diyetlerin şizofrenik semptomları iyileştirip iyileştirmediğini anlamak veya doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu ve şizofrenlerin çölyak bakımından da taranmasının ve/veya glutensiz, düşük karbonhidratlı diyet uygulanarak incelenmesinin iyi olacağı söylenmiş. Sonuç bu.

 

Conclusion

While more research is needed to confirm the association between gluten intake and schizophrenia and whether dietary change can ameliorate schizophrenic symptoms, health care providers could consider screening patients with schizophrenia for celiac disease and/or augment the medical regimen with a gluten-free or low-carbohydrate, ketogenic diet.

 

 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
On 04.04.2020 at 18:16, kris123 yazdı:

 

Tamamen işe yarar demiyorum zaten ? her insanın bünyesi farklı bazı insanlarda hiçte işe yaramayabilir.

Belkide tamamen tedavi edemediği için ciddiye alınacak bir tedavi yöntemi olarak görmediler.

Konu bilim forumuna taşınırsa iyi olur.

 

Beslenme, daha doğrusu sağlıklı beslenme ve spor çok önemli. Ancak son yıllarda insanlar yanlış beslendiklerine ve sağlıksız olduklarına inandırıldı ve bu konuda çok çok büyük bir endüstri oluştu. Diyet programları, fitoterapi denen ve mesleğinde başarılı olamamış tıp doktorlarının sarıldığı uyduruk alan, satılan otlar çiçekler, sabah akşam dayatılan sağlık programları, yazılan kitaplar vs derken çok büyük paraların döndüğü büyük bir endüstri doğdu. GDO düşmanlığı cahilce kullanıldı ve aman da organik beslenin diyerek bu endüstrinin bazı kolları beslendi. Hala devam ediyor bu.

 

Sağlıklı insan her şeyi yer. Bizim vücudumuzun bir savunma mekanizması var bu mekanizma maruz kaldığımız kimyasalları vücuttan uzaklaştırır. Buradaki kilit nokta ne yediğimizden çok ne kadar yediğimizdir aslen. Kimyasalı fazla olduğunu artık hepimizin bildiği ürünlerden fazla yediğimizde vücudumuz o kimyasalları atmakta zorlanıyor, ya da atamıyor. Bunu bilmek için diyetisyen, doktor vs olmak da gerekmiyor. 

 

Özetle, bu Soner Yalçın zaten iyice kafayı yemiş ama işin içindeki Ümit Aktaş vb şarlatanlar bu işten büyük para kazanan sahtekarlar. Ama ne yaparsın ki son on yıldır meydan bunların ve milyon dolarlar kazanıyorlar. Canan Karatay da bu tayfaya katıldı ne yazık ki. 

Link to post
Sitelerde Paylaş
9 saat önce, Türk Ateist yazdı:

 

Beslenme, daha doğrusu sağlıklı beslenme ve spor çok önemli. Ancak son yıllarda insanlar yanlış beslendiklerine ve sağlıksız olduklarına inandırıldı ve bu konuda çok çok büyük bir endüstri oluştu. Diyet programları, fitoterapi denen ve mesleğinde başarılı olamamış tıp doktorlarının sarıldığı uyduruk alan, satılan otlar çiçekler, sabah akşam dayatılan sağlık programları, yazılan kitaplar vs derken çok büyük paraların döndüğü büyük bir endüstri doğdu. GDO düşmanlığı cahilce kullanıldı ve aman da organik beslenin diyerek bu endüstrinin bazı kolları beslendi. Hala devam ediyor bu.

 

Sağlıklı insan her şeyi yer. Bizim vücudumuzun bir savunma mekanizması var bu mekanizma maruz kaldığımız kimyasalları vücuttan uzaklaştırır. Buradaki kilit nokta ne yediğimizden çok ne kadar yediğimizdir aslen. Kimyasalı fazla olduğunu artık hepimizin bildiği ürünlerden fazla yediğimizde vücudumuz o kimyasalları atmakta zorlanıyor, ya da atamıyor. Bunu bilmek için diyetisyen, doktor vs olmak da gerekmiyor. 

 

Özetle, bu Soner Yalçın zaten iyice kafayı yemiş ama işin içindeki Ümit Aktaş vb şarlatanlar bu işten büyük para kazanan sahtekarlar. Ama ne yaparsın ki son on yıldır meydan bunların ve milyon dolarlar kazanıyorlar. Canan Karatay da bu tayfaya katıldı ne yazık ki. 

 

Öncelikle alınma ama bu konuda hiç bilgi sahibi olmadığını ilk paragraftan net bir şekilde anladım.Konuyu açma amacım sitede dikkatimi çeken birkaç cahil arkadaşa bilgi vermekti ,"Diyet programları,satılan otlar,GDO düşmanlığı derken büyük bir endüstri doğdu" diyorsun lakin asıl büyük endüstrinin kim olduğunu unutuyorsun.Ayrıca çok güvendiğin gıda endüstrisinin seni nasıl kandırdığını da bildiğini sanmıyorum.

Gıda endüstrisinin tuzakları konusunda benim öncelikli güvendiğim kaynak Gıdadedektifi.com 

Mesela nescafe 2 si 1 arada hakkında konuşursak nescafe-2e28099si-1-arada.thumb.jpg.bdbb45850b936c17fd2714943594ce02.jpg

 

Sağlıklı insan her şeyi yer demişsin buradan neyi kastettiğini tam anlayamadım ama eğer gerçekten her şeyi yemenin zararı yok diyorsan ; margarini böceklerin,karıncaların bile yemediğini duymuşsundur.Ayrıca sigara için 2.dünya savaşı öncesi "Çok faydalı herkes içmeli"denildiğinide biliyorsundur.

Özet olarak on yıl sonra neyin zararlı çıkacağını kimse kestiremez.

 

9 saat önce, Türk Ateist yazdı:

 

Kilo kaybı değil, daha ziyade gluten ile şizofreni arasında ilişki olup olmadığını araştırmak istemişler. Şizofrenlerde kilo kaybı değil, çoğunlukla kilolu olma, obezite sorunu görülür ayrıca. Nitekim araştırmanın yapıldığı ABD'de şizofrenlerin lifli besinleri az tükettiği, ancak yapılan araştırmalarda lif içeriği değiştirilmiş (yani lifli içeriğe sahip) diyetlerle şizofreni hastalarının  semptomlarının değiştiğine ait bir veriye ulaşılamadığı belirtilmiş. Araştırmadaki hasta da zaten 140 kilonun üstündeymiş.

 

Sonuç olarak da gluten alımıyla şizofreninin ilişkisini, uygulanacak diyetlerin şizofrenik semptomları iyileştirip iyileştirmediğini anlamak veya doğrulamak için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulduğu ve şizofrenlerin çölyak bakımından da taranmasının ve/veya glutensiz, düşük karbonhidratlı diyet uygulanarak incelenmesinin iyi olacağı söylenmiş. Sonuç bu.

 

Conclusion

While more research is needed to confirm the association between gluten intake and schizophrenia and whether dietary change can ameliorate schizophrenic symptoms, health care providers could consider screening patients with schizophrenia for celiac disease and/or augment the medical regimen with a gluten-free or low-carbohydrate, ketogenic diet.

 

 

 

 

 

Aslında düşük carb. diyetinin veya ketojenik diyetin tek özelliği kilo verdirmesi değil.Bu konuda epilepsi ve ketojenik diyet ilişkisini araştırmanı tavsiye ederim.

Epilepsi de ketojenik diyet uygulaması Hipokrat devrine dayanıyor ama ne yazık ki orta çağ dan 1911 yılına kadar bu ilişki unutuldu.Eğer ABD deki birkaç hastane(John hopkins hastanesiydi sanırım) olmasaydı bu tedavi şekli bilinmiyor olabilirdi.Günümüzde ise diyet tedavisi yüzlerce hastanede uygulanıyor.

Bu arada 1992 yılında diyetin tekrar hatırlanmasını sağlayıp bilime "zorla" kabul ettiren bir filmi bırakıyorum.

https://en.wikipedia.org/wiki/...First_Do_No_Harm

Bu da sanırım sağlık bakanlığı kaynaklı bir site:

https://behcetuzch.saglik.gov.tr/TR,111247/ketojenik-diyet-aile-rehberi.html

 

Asıl konumuz şizofreni rahatsızlığına gelirsek bu konuda söyleyeceğim tek şey epilepsi den şizofrerniye bütün nörolojik ve psikolojik rahatsızlıkların aynı genlerden kaynaklı olduğu biliniyor.

https://www.psychologytoday.com/us/blog/advancing-psychiatry/201904/chronic-schizophrenia-put-remission-without-medication

Şizofreni ve otizm de ortak genlerden biri SHANK3 ve bağırsak mikrobiyomu tedavisi

https://www.spectrumnews.org/news/gut-microbes-may-treat-social-difficulties-autism-mice/

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
On 03.04.2020 at 14:55, Türk Ateist yazdı:

Soner Yalçın da iyice şarlatana döndü. Kafayı mı yemiş başka amaçlar mı güdüyor bilmiyorum tabii. 

 

Öncelikle, aşı karşıtı insan, zihnen sağlıklı insan değildir, aşıya savaş açmış birinin hiçbir düşüncesi ciddiye alınmamalı, bilgi diye sunduğu her şeyi didik didik etmeli...

Saklı Seçilmişler (adında meymenet yok) kitabını bilmem, ama Kara Kutu adlı kitabı korkutacak kadar tehlikeli ve yalan bilgiyle dolu. Evrim Ağacı'nın topluluklarından biri olan Teyit, bu kitabı incelemiş ve baştan sona çürütmüş. Yalan ya da kaynaksız bilgi mi, intihal mi, uydurma mı, ne ararsanız bulmuşlar kitapta.

 

"Teyit, modern tıp ve aşı karşıtlığı üzerine kurulu tartışmalara yol açan kitabı sadece okumakla kalmadı, yaklaşık 3 ay bir süre boyunca, 13 kişilik özel ekiple cümle cümle analiz ederek inceledi. İncelemeler, uzman görüşleri ve bilimsel verilerle, bilimsel metodu takip ederek yapıldı. Çok sayıda uzman ve bilirkişi, raporun hazırlanmasına katkı sağladı ve akademik olarak Teyit ekibine yardımda bulundu."

 

https://evrimagaci.org/soner-yalcinin-kara-kutu-isimli-kitabindaki-asi-iddialari-hatali-kaynaksiz-uydurma-veya-carpitilmistir-8350

 

Bu kitaplar açıkça halk sağlığını tehdit ediyor. Bu tip kitapları, bazıları tıp eğitimi almış doktorlar da dahil olmak üzere artık herkes yazıyor ve bu kitaplar inanılmaz satıyor. Ne yazık ki bunları takip eden, inceleyen ve hatta gerektiği halde yaptırım uygulayan hiçbir kurum, kuruluş, örgüt vb yok.

Bu tip şarlatanlar dünyanın her yerinde var ne yazık ki... Soner Yalçın'ın bunlardan biri haline gelmesi ise üzücü. O hep komplo teorilerini severdi ama artık iyice kaybolmuş...

 

Canan Karatay bu konuda en iyi tavsiyeleri bu video da vermiş.Karatay kelle paça deyince sırf kelle paça yiyin iyileşin dediğini zannedenler iyi izlesin.

Hayatınızdan şekeri,tatlıyı çıkarmadığınız sürece sizi kelle paça değil hiçbir ilaç kurtarmaz.

 

 

Karatay haksız çıktı diyenler var yayılım konusunda ama her insan her konuda haklı olacak diye bir kaide zaten yok.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
On 02.04.2020 at 14:01, kris123 yazdı:

 

 

Tartıştığın kişi gerçek bir doktordur ve aynı zamanda bu forumun yöneticisidir, hani öylesine yazışan biri değil, araştıran ve sorgulayan biridir.

Yani görüşlerine katılmıyor olman onun boş biri olduğunu göstermez ve ayrıca anlamadığımız bir alan olduğu için konuya müdahil olmasak da tartışmanızı zevkle takip ediyorum.

Peki bunu neden yazma geregi gördüm, çünkü önemli bir konunun sonradan sulanma ihtimaline karşı bir önlem şeklinde düşünebiliriz.

Umarım tartışmanız daha saygın bir şekilde ve başlık sulanmadan devam eder.

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 dakika önce, bilgivehis yazdı:

 

Tartıştığın kişi gerçek bir doktordur ve aynı zamanda bu forumun yöneticisidir, hani öylesine yazışan biri değil, araştıran ve sorgulayan biridir.

Yani görüşlerine katılmıyor olman onun boş biri olduğunu göstermez ve ayrıca anlamadığımız bir alan olduğu için konuya müdahil olmasak da tartışmanızı zevkle takip ediyorum.

Peki bunu neden yazma geregi gördüm, çünkü önemli bir konunun sonradan sulanma ihtimaline karşı bir önlem şeklinde düşünebiliriz.

Umarım tartışmanız daha saygın bir şekilde ve başlık sulanmadan devam eder.

 

Tabii ki saygılı davranmak zorundayız.Tartışma ortamı gereği o şekilde konuşuyorum.

Konu sulanmayacak ? seninde düşüncelerini bekliyorum.

Link to post
Sitelerde Paylaş
3 dakika önce, kris123 yazdı:

 

Tabii ki saygılı davranmak zorundayız.Tartışma ortamı gereği o şekilde konuşuyorum.

Konu sulanmayacak ? seninde düşüncelerini bekliyorum.

 

Teşekkürler.

Dediğim gibi bu konu hakkında somut bir bilgiye sahip değilim ama hislerim bana Soner Yalçın'ın iddialarının doğru olduğunu söylüyor, ancak bu sadece bir his, içi bilgiyle doldurulmamış, yanılma payı yüzde elli elli.

Link to post
Sitelerde Paylaş
1 dakika önce, bilgivehis yazdı:

 

Teşekkürler.

Dediğim gibi bu konu hakkında somut bir bilgiye sahip değilim ama hislerim bana Soner Yalçın'ın iddialarının doğru olduğunu söylüyor, ancak bu sadece bir his, içi bilgiyle doldurulmamış, yanılma payı yüzde elli elli.

 

Bilim forumunda son yıllarda hakkında çok çalışmalar yapılan probiyotik bakteriler ile ilgili bir konu açmıştım.Benimde bu konuda çok bilgi eksiğim var.

Kellik,egzama hatta otizm de bile etkili oldukları tespit edilmiş.Soner Yalçın'ın anlatmaya çalıştığı bu kadar hastalığı tedavi eden bir tedavi şeklinin neden bilim ve tıp tarafından kabul edilmediği.Tabii bu iş ona göre siyonist ailelere kadar uzanıyor,bana göre sadece insanlığın bencilliği ile alakalı.

 

Epilepsi diyet tedavisini anlatmıştım.Benim anlayamadığım diyet gibi  ucuz bir  tedavi  şekli varken  neden hala  beyin amerliyatı yaptıkları.

https://www.ntv.com.tr/saglik/direncli-epilepsi-ameliyatla-tedavi-edilebilir,RqoA801NVkS7IKcANnhtlg

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

 

kimse nescafe'nin, margarinin veya kolanın faydalı olduğunu söylemiyor. koladaki yüksek şeker oranını artık öğrenmeyen kalmadı. margarinin damar sağlığı için sakıncalarını kardiyologlar milyon kere bu millete anlattı. nescafe için de durum farklı değil. kimse cips yiyin çok faydalıdır da demiyor. sigarayı artık konuşmaya gerek yok. geçmişte sigaranın reklamı yapılır, özendirilirdi; şimdi kutularda zararları en etkili görsellerle anlatılıyor ve artık marka isimleri bile malum küçücük yazılır oldu. türk televizyonları sabahtan akşama kadar bazen neci oldukları belli olmayan tiplerin bazen de isminin önünde prof. yazan koca koca adamların şunu yemeyin bunu yemeyin uyarılarından geçilmez oldu. bu adamların söylediklerinin hepsi yanlış diyemeyiz. mesele şu; benim, dedemin beslenme şekliyle beslenmem artık olanaksız. dedem köyde yaşıyordu, kendi ekip kendi biçiyordu, sütünü sağdığı hayvanları vardı. buna karşın dedemin çok iyi beslendiği de söylenemez. çünkü ürün çeşitliliği yoktu, onlar yokluk kıtlık çekmiş nesiller. ne dünya dedemin zamanındaki dünya ne türkiye dedemin zamanındaki türkiye. gıdaların raf ömrü uzatılmasa, tavuğun yetişme süresi kısaltılmasa, meyve suyunda en adi meyveler kullanılmasa vs. zaten vatandaş bu fiyata tavuk bulamaz, bu fiyata meyve suyu içemez. eğer imkanın varsa köy tavuğu satın alabilir, bunu saatlerce pişirebilir, meyveni kendin sıkar suyunu içersin. yapabiliyorsan yoğurdunu da evinde yaparsın. ama şehir hayatında bunların hem parasal hem de vakit olarak bir maliyeti vardır. dediğim gibi yapabiliyorsan yaparsın. bu bir sır değil. adam zeytinyağı alabilecekken ayçiçek yağı niye alsın? ayrıca bazı gıdaların, bitkilerin kimi rahatsızlıklarda pratik sonuçlar verdiğini biliriz ve zaman zaman kullanırız. soğuk algınlığına, kabızlığa, ne bileyim diş ağrısına neler iyi gelir biliriz. bu durumu abartıp kansere ilaç bulmuş gibi ekran ekran dolaşıp satanlar var. umut tacirliği yapanlar var. bitkisel ilaçlar denilerek istismarın dikalası yapılıyor. uzun lafın kısası: dünyada birileri oturup kimleri zehirleyelim diye plan yapmıyor. elbette gözünü para hırsı bürümüş tipler her zaman olacaktır. ama insanları korkutarak, gdo'lu diyerek zaten evine sokamadığı kırmızı etin yanında beyaz etin girmesini de engellemeyelim.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...