Jump to content
Abdülmalik

Porno özgürlük ile bağdaştırılabilir mi?

Recommended Posts

Sömürü denebilir, genelde kadınların bir sürü erkeği insafsızca "sömürmesidir" ortada olan biten.

 

Ama daha teknik bakarsak, en iyi cevabı bu işi yapanlar verecektir. Bu olayın sembolü, Jenna Jameson'dur, tartışmasız. Konu ile ilgili olarakta, gayet açık, dobra dobra konuşur, yazar. Öyle ki, gel senle romantik düzgün film çevirelim diyenleri, "ben pornocuyum ulan" diyerek reddetmiştir. Kendisi, yıllık gelirinin 30 milyon dolar olduğunu beyan etmiştir. 

 

Başka... Bir sürü başka pornocu vr, gayet açık konuşuyorlar. Biri diyor ki, falanca size sokunca, kadın olduğunuzu anlarsınız, içinizde kola şişesi varmış gibi oluyor. Hayatta böyle en "büyük" zevki yaşayıp üste para alabildiğiniz başka ne var ki? Bir diğeri diyor ki, bu işin ön koşulu dar olmak. Öyle olunca, adamların şeysi ufalıyor, eziliyor, iyice içimize giremiyor. O zamnda her boyda olanlar, her pozu çekmek gayet kolay oluyor. 

 

Yani, ortada olup bitenler, bizim sandığımız gibi değil. Ha, öğrenci kredisini ödemek, uyuşturucu parasını denkleştirmek için bu işe girenler elbette vardır, olacaktır. Ama pazarın öne çıkan, star olmuş isimlerine bakınca, bunun hiç öyle mecburiyetten, yokluktan falan yapılmadığını görmek gayet mümkün. 

 

Bu nedenle, çıkıp, amanda bu bir sömürü falan demek, abesle iştigal. Bu, birilerinin sistemin (insan doğası) açığını bulup, ordan kendine güzel bir hortum "döşemesi" mevzusu. Basitçe, hiç bir şey yapmadan, size güzelce para getiriyor. Hiç bir şey yapmamak derken, tamam, anladığımız bu iş o kadar kolay değil. Vücuduna bakıcan, beslenmene dikkat edecen (özellikle erkekler için), temizliğin önemli falan falan. Ama gidip öyle senelerce okuman, etmen gerekmiyor. Zaten içinde olan, sıradan bir şeyi yapıyorsun: Çiftleşme faaliyeti ki, her evde yaşanıyor zaten, her gün, her zaman. 

 

Yani, konuyu, önce her türlü önyargınızı atarak yorumlamanız gerekiyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

 

16 dakika önce, anibal yazdı:

Sömürü denebilir, genelde kadınların bir sürü erkeği insafsızca "sömürmesidir" ortada olan biten.

 

Ama daha teknik bakarsak, en iyi cevabı bu işi yapanlar verecektir. Bu olayın sembolü, Jenna Jameson'dur, tartışmasız. Konu ile ilgili olarakta, gayet açık, dobra dobra konuşur, yazar. Öyle ki, gel senle romantik düzgün film çevirelim diyenleri, "ben pornocuyum ulan" diyerek reddetmiştir. Kendisi, yıllık gelirinin 30 milyon dolar olduğunu beyan etmiştir. 

 

Başka... Bir sürü başka pornocu vr, gayet açık konuşuyorlar. Biri diyor ki, falanca size sokunca, kadın olduğunuzu anlarsınız, içinizde kola şişesi varmış gibi oluyor. Hayatta böyle en "büyük" zevki yaşayıp üste para alabildiğiniz başka ne var ki? Bir diğeri diyor ki, bu işin ön koşulu dar olmak. Öyle olunca, adamların şeysi ufalıyor, eziliyor, iyice içimize giremiyor. O zamnda her boyda olanlar, her pozu çekmek gayet kolay oluyor. 

 

Yani, ortada olup bitenler, bizim sandığımız gibi değil. Ha, öğrenci kredisini ödemek, uyuşturucu parasını denkleştirmek için bu işe girenler elbette vardır, olacaktır. Ama pazarın öne çıkan, star olmuş isimlerine bakınca, bunun hiç öyle mecburiyetten, yokluktan falan yapılmadığını görmek gayet mümkün. 

 

Bu nedenle, çıkıp, amanda bu bir sömürü falan demek, abesle iştigal. Bu, birilerinin sistemin (insan doğası) açığını bulup, ordan kendine güzel bir hortum "döşemesi" mevzusu. Basitçe, hiç bir şey yapmadan, size güzelce para getiriyor. Hiç bir şey yapmamak derken, tamam, anladığımız bu iş o kadar kolay değil. Vücuduna bakıcan, beslenmene dikkat edecen (özellikle erkekler için), temizliğin önemli falan falan. Ama gidip öyle senelerce okuman, etmen gerekmiyor. Zaten içinde olan, sıradan bir şeyi yapıyorsun: Çiftleşme faaliyeti ki, her evde yaşanıyor zaten, her gün, her zaman. 

 

Yani, konuyu, önce her türlü önyargınızı atarak yorumlamanız gerekiyor.

 

Bir erkeğin pornoyu sevmemesi çevresinde itibar kaybına yol açabilir.Gençler için konuşuyorum.Bir arkadaşım vardı sevgilisini bana ayarlamıştı sonra kız onu satıp benle çıkmaya başladı.Sebebi bu arkadaşın biraz saf olması.Bu kızla 1 yıl çıktım.

Bu dediklerim birkaç sene önce oldu.Birde başka bir konu var oda kızların çoğunun gerçekte porno izlemesi.Bizzat bu kızdan gangbang lafını duydum.Hayatımın en uyandığım anıydı.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
3 hours ago, silver123 said:

 

 

Bir erkeğin pornoyu sevmemesi çevresinde itibar kaybına yol açabilir.Gençler için konuşuyorum.Bir arkadaşım vardı sevgilisini bana ayarlamıştı sonra kız onu satıp benle çıkmaya başladı.Sebebi bu arkadaşın biraz saf olması.Bu kızla 1 yıl çıktım.

Bu dediklerim birkaç sene önce oldu.Birde başka bir konu var oda kızların çoğunun gerçekte porno izlemesi.Bizzat bu kızdan gangbang lafını duydum.Hayatımın en uyandığım anıydı.

 

Bunlar normal... Eh, bir erkek zevk veremiyorsa, belki üçü verir, di mi?

 

Ama işini biliyorsan, tek erkek olarak kendini feci şekilde kıza tescilleyebilirsin. Bütün mesele, senin ne kadar "erkek" olduğunda. bu da zor değil aslında, zira, sen zaten erkeksin, gereken her şey, genlerinde mevcut.

 

Bütün mesele, o ezik, hormonel, aptal içgüdülerin yerine, aklını, beynini kullanarak kızı becermen. Daha az önce, forumdan tanıdık bir elemana laf sokuyordum, bir kızı duvara dayayıp beceremedin, neyine seni diye. 

 

Bak, 4400 yıllık bir mezarın grafitisi:

 

Senmut+and+Hatshepsut+graffiti.jpg

 

Eleman, devrin  en muazzam kadını, herşeyin sahibi, haşepsutu ayakta böyle beceriyor...

 

Bunu bir türlü anlatamadık bizim eziklere. Kızı böyle becermek, kıza kendini firevuniçe gibi hissettirir. Ama onlar, yok şeyimiz küçük, yok şöyle... 

 

Eh, o zaman kalın öyle ezik ezik, daha ne yapayım ben amk? Gelip ben mi pompalıyevereyim sizin sevgilinize?

 

 

 

tarihinde anibal tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
10 dakika önce, anibal yazdı:

o ezik, hormonel, aptal içgüdülerin yerine

 

Anibal buradan alakasız girecem

 

Toplumla ilgili mesela suç işleyen adamı cezalandırıyoruz ya işte 

 

Bu bizim aptal hormonlarla kendimizi tatmin etmemiz olmasın, bunlara ses çıkaranı görmedim aksine idam falan diyor millet iyice içgüdüsüne kapılarak

 

Benim fikrim suçlar cezalarla çözülemez  şuan var olduklarına göre de 21.yüzyılda daha çözmeyi başaramamış hukuk sistemi falan bunları

 

Ne yapılması lazım sence? dünyada kökleşmiş yasaların değiştirilmesi falan mı

 

Sence böyle şeylerde nasıl mantıklı bir yol izlenebilir?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
10 hours ago, ateistik said:

 

Anibal buradan alakasız girecem

 

Toplumla ilgili mesela suç işleyen adamı cezalandırıyoruz ya işte 

 

Bu bizim aptal hormonlarla kendimizi tatmin etmemiz olmasın, bunlara ses çıkaranı görmedim aksine idam falan diyor millet iyice içgüdüsüne kapılarak

 

Benim fikrim suçlar cezalarla çözülemez  şuan var olduklarına göre de 21.yüzyılda daha çözmeyi başaramamış hukuk sistemi falan bunları

 

Ne yapılması lazım sence? dünyada kökleşmiş yasaların değiştirilmesi falan mı

 

Sence böyle şeylerde nasıl mantıklı bir yol izlenebilir?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cezalar, suçları önleseydi, şu an hiç suç olmazdı.

 

Bazı suçları hiç önleyemeyebilirsiniz. Hırsızlık gibi, tecavüz gibi. Fakat, bu suçların mağdura olan etkisini önemsiz hale getirebilirsiniz. Dahası bunları minimum hale getirebilirsiniz.

 

Örneğin, dindarlık arttıkça, tecavüz oranı artar. Öyle ki, erkek çocuklara tecavüz oranı daha katlanarak artar. 

 

Temel olarak, insanlarda toplum hayatını düzenleyen şey, bu aynı zamanda ahlak olarakta bilinir, içlerindeki sürü güdüleridir. Bunları doğru şekilde kanalize ederek, pek çok suçu önleyebilirsiniz. Diğer yandan, bazı suçları işleyecek kişileri biyolojik, fizyolojik olarak tespit etmek ve onlara gene biyolojik olarak müdahale etmek mümkündür. Basitçe, cani olması beklenen fizyolojiye sahip birini, eğiterek, en fazla aksi biri olmasını sağlayabilirsiniz.

 

0 suç mümkün. Birinin bir kitabı vardır. Adam uzaya gider, çoook yıllar sonra geri gelir. Ama onun için zaman genişlemiştir, o atıyorum 10 yıl yaşlanmışken, dünyada nesiller geçmiştir. Gelince görür ki, suç falan kalmamış dünyada. İnsanlar britt diye bir şey içiyor, bu onları suç işlemez yapıyor. BU hikayeyi bulup okursanız, bunun o kadar ütopik olmadığını düşünmelisiniz. Biyolojik olarak yapılacak müdahale ile insanları suç işlemez hale getirmek gayet mümkündür.

 

Örneğin, basitçe alkol. Bilinenin aksine, alkol kişiyi saldırgan yapmaz çoğunlukla. Bugün, alkol sayesinde önlenen suçlar, alkol yüzünden işlenen suçlardan kat kat daha fazladır. Güncel kadına şiddet, kadın cinayetleri vs. hususlarının çoğu, alkol serbestliği olsaydı önlenebilecek olan suçlardı, emin olabilirsiniz. 

 

Haaa, adama her gün bir fıçı bira yada bir büyük rakı içirerek doğrudan suçları engellemesini beklemek abesle iştigaldir elbette. Önemli olan, alkolün sosyalleşmeyle birlikte yürütülmesidir. 

 

Şimdi buradan alkolü övmek gibi bir niyetim yok. Basitçe, özetle, kuşbakışı olarak mekanizmadan bahsedeyim. Alkolün basit kullanımı ile, yani öyle şişein dibini görmek için değilde, gün içinde ara sıra birer duble gibi kullanılması durumunda, rahatlatıcı etkisi olacaktır. Bu da, gergin olmayan kişinin, gidip karısını dövmesini engeller. Dahası, bu, çok zaman hayattan zevk almasına da yol açar. Böyle olunca da, birine çatıp, çalıp, şiddet, cinayet falan işleyip rahatını bozmak istememesi ile, suçları önlemiş olursunuz.

 

Burada alkol, bilinen bir etki ile, suçları önlemede etkili bir katalizör olmakta. Buna çikolata ekleyin, o da bir katkı yapar, serotonin sağlayan. Böyle olunca, suçlar da dramatik olarak azalır. Ki bu denenmiştir. Futbol taraftarı holiganların, kafaları kıyakken daha az olay çıkardıkları tespit edilmiş. Çıkan olaylarda da, genelde, ayık olanlar, kafası kıyak olanları hacamat etmiş. Benzer şekilde, bar çıkışlarında çıkan tonla kavga, şiddet, bar çıkışında çikolata dağıtarak önemli seviyede önlenmiş.

 

Şimdi bu, bir örnek. Burada mevzu, o serotonin olayı. Alkol bunu sağlıyor. İşte, eğer gerek hayat akışı, gerek alkol gibi takviyelerle, insanları rahat, mutlu ederseniz, o zaman suçlar otomatik olarak düşecektir. Hatta, sıfırlanması bile gayet mümkündür. 

 

Ha, bunun, alkol gibi karaciğerinizi falan elinize verecek bir şey olmadan yapılması elbette ideal olandır. Ama bu, öyle, ver adama serotonini, ver dopamini kafasıyla çözülemez. Vücut bunlara zamanla direnç kazanır. Olması gereken, sosyal hayatın düzenlenip, insanların kendini iyi hissetmesini sağlamak, bunu da gerekiyorsa, benzer şeylerle desteklemektir. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, anibal yazdı:

 

Cezalar, suçları önleseydi, şu an hiç suç olmazdı.

 

Bazı suçları hiç önleyemeyebilirsiniz. Hırsızlık gibi, tecavüz gibi. Fakat, bu suçların mağdura olan etkisini önemsiz hale getirebilirsiniz. Dahası bunları minimum hale getirebilirsiniz.

 

Örneğin, dindarlık arttıkça, tecavüz oranı artar. Öyle ki, erkek çocuklara tecavüz oranı daha katlanarak artar. 

 

Temel olarak, insanlarda toplum hayatını düzenleyen şey, bu aynı zamanda ahlak olarakta bilinir, içlerindeki sürü güdüleridir. Bunları doğru şekilde kanalize ederek, pek çok suçu önleyebilirsiniz. Diğer yandan, bazı suçları işleyecek kişileri biyolojik, fizyolojik olarak tespit etmek ve onlara gene biyolojik olarak müdahale etmek mümkündür. Basitçe, cani olması beklenen fizyolojiye sahip birini, eğiterek, en fazla aksi biri olmasını sağlayabilirsiniz.

 

0 suç mümkün. Birinin bir kitabı vardır. Adam uzaya gider, çoook yıllar sonra geri gelir. Ama onun için zaman genişlemiştir, o atıyorum 10 yıl yaşlanmışken, dünyada nesiller geçmiştir. Gelince görür ki, suç falan kalmamış dünyada. İnsanlar britt diye bir şey içiyor, bu onları suç işlemez yapıyor. BU hikayeyi bulup okursanız, bunun o kadar ütopik olmadığını düşünmelisiniz. Biyolojik olarak yapılacak müdahale ile insanları suç işlemez hale getirmek gayet mümkündür.

 

Örneğin, basitçe alkol. Bilinenin aksine, alkol kişiyi saldırgan yapmaz çoğunlukla. Bugün, alkol sayesinde önlenen suçlar, alkol yüzünden işlenen suçlardan kat kat daha fazladır. Güncel kadına şiddet, kadın cinayetleri vs. hususlarının çoğu, alkol serbestliği olsaydı önlenebilecek olan suçlardı, emin olabilirsiniz. 

 

Haaa, adama her gün bir fıçı bira yada bir büyük rakı içirerek doğrudan suçları engellemesini beklemek abesle iştigaldir elbette. Önemli olan, alkolün sosyalleşmeyle birlikte yürütülmesidir. 

 

Şimdi buradan alkolü övmek gibi bir niyetim yok. Basitçe, özetle, kuşbakışı olarak mekanizmadan bahsedeyim. Alkolün basit kullanımı ile, yani öyle şişein dibini görmek için değilde, gün içinde ara sıra birer duble gibi kullanılması durumunda, rahatlatıcı etkisi olacaktır. Bu da, gergin olmayan kişinin, gidip karısını dövmesini engeller. Dahası, bu, çok zaman hayattan zevk almasına da yol açar. Böyle olunca da, birine çatıp, çalıp, şiddet, cinayet falan işleyip rahatını bozmak istememesi ile, suçları önlemiş olursunuz.

 

Burada alkol, bilinen bir etki ile, suçları önlemede etkili bir katalizör olmakta. Buna çikolata ekleyin, o da bir katkı yapar, serotonin sağlayan. Böyle olunca, suçlar da dramatik olarak azalır. Ki bu denenmiştir. Futbol taraftarı holiganların, kafaları kıyakken daha az olay çıkardıkları tespit edilmiş. Çıkan olaylarda da, genelde, ayık olanlar, kafası kıyak olanları hacamat etmiş. Benzer şekilde, bar çıkışlarında çıkan tonla kavga, şiddet, bar çıkışında çikolata dağıtarak önemli seviyede önlenmiş.

 

Şimdi bu, bir örnek. Burada mevzu, o serotonin olayı. Alkol bunu sağlıyor. İşte, eğer gerek hayat akışı, gerek alkol gibi takviyelerle, insanları rahat, mutlu ederseniz, o zaman suçlar otomatik olarak düşecektir. Hatta, sıfırlanması bile gayet mümkündür. 

 

Ha, bunun, alkol gibi karaciğerinizi falan elinize verecek bir şey olmadan yapılması elbette ideal olandır. Ama bu, öyle, ver adama serotonini, ver dopamini kafasıyla çözülemez. Vücut bunlara zamanla direnç kazanır. Olması gereken, sosyal hayatın düzenlenip, insanların kendini iyi hissetmesini sağlamak, bunu da gerekiyorsa, benzer şeylerle desteklemektir. 

 

Bu bir ütopya anibal. Teorik olarak elbette doğru ve belki mümkün ama pratik söz konusu olduğunda ütopya. İnsanın bağımlı olmaya, bağımlı olmasa bile kötüye kullanmaya ne kadar güçlü biçimde eğilimli olduğunu biliyor olmalısın. 

Bu dediklerin birkaç yüz yıl sonra belki mümkün olur. Belki...

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
2 minutes ago, Türk Ateist said:

 

Bu bir ütopya anibal. Teorik olarak elbette doğru ve belki mümkün ama pratik söz konusu olduğunda ütopya. İnsanın bağımlı olmaya, bağımlı olmasa bile kötüye kullanmaya ne kadar güçlü biçimde eğilimli olduğunu biliyor olmalısın. 

Bu dediklerin birkaç yüz yıl sonra belki mümkün olur. Belki...

 

Zaten bir kaç yüzyıl geçmeden düzelmesini öngördüğüm yok. 

 

Ama bu, aynen, teorik olarak mümkün, bunun yanında aslında pratik olarakta gerçekleşebilir bir şey. Ha, gerçekleştirmek çok kolay değil,o başka mesele.

 

Asıl değinmek istediğim şey şu. İnsanların bağımlı olmaya eğilimleri, bilinen ve giderilebilir bir şey. Konu, bağımlı olunan şey olarak bakılıyor. Oysa, bağımlı olunan şeyin insan fizyolojisinde yarattığı etkileri gerçekleştirecek yollar bulunabilir. Bu çokta zor değil.

 

İnsanlar acayip mahluklar. Bu senen korona ile mücadele edecez diye 300 milyer euro harcıyor Fransa. Ama fransa'da, bu merete aşı bulma potansiyeli olan bir kaç kurum var. Mesela pastör enstitüsü. Bu enstitünün yıllık bütçesi, 30 milyon euro civarında. Hadi bağış falan derken, olsun 50 milyon euro. Basitçe, zamanında bu gibi kurumlara 15 yıl 2 milyar euro kaynak sağlansaydı, 30 milyar euroya eminim ki buna antivirüs, aşı falan çoktan bulunmuş olurdu. 300 nerde, 30 nerde, ve daha acısı, 300 milyar harcayıp, netice de alamayacaklar. 

 

Bu işler böyle maalesef. Tamam, biz iyice, yobaz, cahil, mağara adamından ilkel mahlukların elinde kaldık. Ama diğer ülkelerde çok farklı değil. Toplum hayatı, sağlık, şu bu için, en aptalca politikaları uygulamaktan vazgeçemiyorlar. Hele hele bir de işin içine din falan giriyor ve sene olmuş 2020 ama, çok gereksiz ve rezil hallerde kalıyoruz. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, anibal yazdı:

Asıl değinmek istediğim şey şu. İnsanların bağımlı olmaya eğilimleri, bilinen ve giderilebilir bir şey. Konu, bağımlı olunan şey olarak bakılıyor. Oysa, bağımlı olunan şeyin insan fizyolojisinde yarattığı etkileri gerçekleştirecek yollar bulunabilir. Bu çokta zor değil.

 

 

İnsanların bağımlı olma eğilimlerinin nasıl giderilebilir bir sorun olduğunu bilmiyorum. Bu eğilim kişileri eğiterek, bilinçlendirerek vs vs köreltilebilir, yalnız o kadarını biliyorum. 

 

Ama konuya bağımlı olunan şey olarak bakılmıyor. Bağımlılığın mantığı, neye bağımlı olduğuna en ufak biçimde farketmeksizin aynı. 

 

"Oysa, bağımlı olunan şeyin insan fizyolojisinde yarattığı etkileri gerçekleştirecek yollar bulunabilir. Bu çokta zor değil."

 

Buna katılıyorum, çok doğru. Üstelik beyne en ufak bir zarar vermeden mümkün. 

Ama sonuçta ortaya çıkan şey, bir madde vb kullanmadan da, ancak kullandığında yapabildiğine inandığın şeyleri yapabildiğin gerçeği. Madde bağımlılığı terapilerinde sıklıkla başvurduğumuz yöntemlerden biri bunu bizzat katılarak göstermektir mesela. Grup sohbeti/terapisinde hep birlikte soda limon için kafayı bulmak gibi... Aslında kimse sarhoş değil, soda limonla kafayı bulmak bir sembol, demek ki hoş ve neşeli hissetmek için bir şey içmeye ve o hali sarhoşluk olarak nitelemeye de gerek yok.

 

Tabii ben alanım çerçevesinde yorum yapıyorum, beynim direkt öyle çalışıyor, n'apiyim...

 

1 saat önce, anibal yazdı:

İnsanlar acayip mahluklar. Bu senen korona ile mücadele edecez diye 300 milyer euro harcıyor Fransa. Ama fransa'da, bu merete aşı bulma potansiyeli olan bir kaç kurum var. Mesela pastör enstitüsü. Bu enstitünün yıllık bütçesi, 30 milyon euro civarında. Hadi bağış falan derken, olsun 50 milyon euro. Basitçe, zamanında bu gibi kurumlara 15 yıl 2 milyar euro kaynak sağlansaydı, 30 milyar euroya eminim ki buna antivirüs, aşı falan çoktan bulunmuş olurdu. 300 nerde, 30 nerde, ve daha acısı, 300 milyar harcayıp, netice de alamayacaklar. 

 

Bu işler böyle maalesef. Tamam, biz iyice, yobaz, cahil, mağara adamından ilkel mahlukların elinde kaldık. Ama diğer ülkelerde çok farklı değil. Toplum hayatı, sağlık, şu bu için, en aptalca politikaları uygulamaktan vazgeçemiyorlar. Hele hele bir de işin içine din falan giriyor ve sene olmuş 2020 ama, çok gereksiz ve rezil hallerde kalıyoruz. 

 

Bu süreçte bilimle değil ama dünyada bilimin yeri ve yeterlilikle ilgili bir dolu düş kırıklığımız oldu, çaresizce oturup şarlatanlık izledik. Hala da izliyoruz. 

O yüzden bu Sars-CoV 2'yi çok seviyorum ben.  Virüsleri hep severdim ama buna ayrıca saygı besliyorum.

Biz sıradan insanlar bile bu kadar sinirlenirken senin gibi işin içinde olan profesyoneller neler hissediyor, tahayyül bile edemiyorum. 

Türkiye'den söz etmeye gerek bile yok. Allah'a emanet gidiyoruz işte... 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Cinsellik nedense tarım toplumlarının en önde gelen sorunu olmuştur. Neredeyse destanlar yazılmıştır.

Bunun kökeni heralde mal sorunudur? Patriarkal toplum, kadınların alınıp satılması, birer seks nesnesi olarak görülmesi, bakirelerin değerli olması, evlilik dahil kanuni seksin bile para ile ilişkilendirilmesi vs. 
 

Tüm bunları günümüzdeki porno sektörü ile ilişkili görüyorum. Seks madem ilkel çağlardaki anlayışla piyasaya sürülemiyor o halde modern anlayışla piyasaya sürelim anlayışıdır. Yine kadın vücudu üzerinden para kazanalım ama bunu özgürlük anlayışı üzerinden ortaya koyalım. 
 

Porno sektörü bu ilkel anastamozlarla hareket etmektedir. Eğer işin ucunda para olmasaydı bunun adına farklı isim koyabilirdim. Ama değil.
 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 18.05.2020 at 12:16, anibal yazdı:

Olması gereken, sosyal hayatın düzenlenip, insanların kendini iyi hissetmesini sağlamak, bunu da gerekiyorsa, benzer şeylerle desteklemektir. 

 

İnsanları birbirine bağımlı yapmakta olabilir, gerçi öyle bir iç gudümüz yoksa buda olmaz haliyle.

 

 

Asıl olay işin hukuki tarafı

 

Dahası suç işlemiş adamın topluma geri kazandırılması da var.

 

Bu işimize gelmiyor çünkü şuan ki hukuk sistemi bilinçaltlarımıza mastürbasyon

yapmak üzerine kurulmuş, yüksek mevki

deki kişilerde bunları iplemeyip parsayı koparma derdine düşüyor böylece.

 

Bunlar bence doğru şeyler değil şuanda bunları yazarken de bayaa uykuluyum

 

Bilinçaltıma en yakın olduğum haldeyim

sanırım

 

Başlarım la lan ne takılıyorsun bunlara sen şeyine göre takıl paraları götür mutlu ol kafasındayım

 

Ve aynı şekilde bunlarıda içimizdeki bilim yapma keşfetme merak etme tutkumuzdan konuştuğumuzu biliyorum

 

Saf soğuk mantıkta insanı hayattan zevk alamaz hale getiriyor

 

Keşke evrimsel özelliklerimizin tam bir şekilde işlediği dönemde olsakta böyle hayali ofsaytlara uğramasak

 

Neyse bayılcam iyi geceler 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 18.05.2020 at 16:46, Türk Ateist yazdı:

 

İnsanların bağımlı olma eğilimlerinin nasıl giderilebilir bir sorun olduğunu bilmiyorum. Bu eğilim kişileri eğiterek, bilinçlendirerek vs vs köreltilebilir, yalnız o kadarını biliyorum. 

 

Ama konuya bağımlı olunan şey olarak bakılmıyor. Bağımlılığın mantığı, neye bağımlı olduğuna en ufak biçimde farketmeksizin aynı. 

 

"Oysa, bağımlı olunan şeyin insan fizyolojisinde yarattığı etkileri gerçekleştirecek yollar bulunabilir. Bu çokta zor değil."

 

Buna katılıyorum, çok doğru. Üstelik beyne en ufak bir zarar vermeden mümkün. 

Ama sonuçta ortaya çıkan şey, bir madde vb kullanmadan da, ancak kullandığında yapabildiğine inandığın şeyleri yapabildiğin gerçeği. Madde bağımlılığı terapilerinde sıklıkla başvurduğumuz yöntemlerden biri bunu bizzat katılarak göstermektir mesela. Grup sohbeti/terapisinde hep birlikte soda limon için kafayı bulmak gibi... Aslında kimse sarhoş değil, soda limonla kafayı bulmak bir sembol, demek ki hoş ve neşeli hissetmek için bir şey içmeye ve o hali sarhoşluk olarak nitelemeye de gerek yok.

 

Tabii ben alanım çerçevesinde yorum yapıyorum, beynim direkt öyle çalışıyor, n'apiyim...

 

 

Bu süreçte bilimle değil ama dünyada bilimin yeri ve yeterlilikle ilgili bir dolu düş kırıklığımız oldu, çaresizce oturup şarlatanlık izledik. Hala da izliyoruz. 

O yüzden bu Sars-CoV 2'yi çok seviyorum ben.  Virüsleri hep severdim ama buna ayrıca saygı besliyorum.

Biz sıradan insanlar bile bu kadar sinirlenirken senin gibi işin içinde olan profesyoneller neler hissediyor, tahayyül bile edemiyorum. 

Türkiye'den söz etmeye gerek bile yok. Allah'a emanet gidiyoruz işte... 

 

 

Hemdemo da bağımlıydı ama iyileştiremediler onu. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 24.05.2020 at 22:11, Brad pit yazdı:

Hemdemo da bağımlıydı ama iyileştiremediler onu. 

 

Bağımlılığa eğilim genetik yatkınlık da gösteriyor. 

 

2-3 yıl alkol tüketip bağımlı olabilirsin, ya da bundan daha uzun süre tüketip bağımsız kalabilirsin. 

 

Yine de her şekilde kişinin hür iradesinde olan bir mevzu, kötü yanları da var, iyi yanları da. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

   iste böyleee,

                        Dünyada porno serbestisinde birinci ARAPLAR.ikinci PERSLER ücüncüsüde   OSMANLIYDI.Yurt disina resmi göreve gidenler bile beraberinde oglanlarini götürürdü.Avrupali bunu ögrenince ALAY etmeye baslayinca oglan tasimakk yasak oldu.Osmanli torunlarini kutliyalim.Yurt disina savasa giden orduyla beraber birde oglanlar alayi vardi..Osmanli askerini bukadar düsünüyordu.

Iste osmanlidan bazi görüntüler:Aman heyecanlanmayin saggin:

Dedeniz

 

OSMANLI OĞLANLARI

By Alaeddin Yavuz | Published 05/22/2016 | Full size is 540 × 545 pixels

 Emevi, Abbasi, İran ve Osmanlı ailesine de bıraktığı sapık miras.Coh muazzam Fatihimiz kilise papazi kilisede görevli oglunu Fatihe vermeyi reddedince Fatih hahli olarah coh gizar,atas alip oglani idam ettirir.Sultanlar sultani FATiH bu oglana öyle bir siir yazmiski,ohusaniz hemen oglan kerhanasina gosarsiniz vallada ,billada,tallada.Yahu osmanli torunlari sizdede atalarinizin adeti,ananesi VAMI?Suudu arabistanda amerikalilara 8 yil doktorluk yapan arkadasim anlatti.Dediki araplarin % 20 si oglandir.Seylerini tamire geliyormuslar arkadasa.Dedimki birer misir kocani soksaydin kiclarina.Olurmu canim dedi para kazaniyordum giclarini TEDAViDEN dediydi

            Cerkez bacanagin anasi Azeri bacanagi esker elbisesiyle görünce bacanaga dediki oglum cikar su elbiseni.Seni o elbisenin icinde kötü görüyorum.Biz osmanli soyundaniiz.Cerkez bacanak cok bozuldu anasinin bulafina.Bize disari cikalim deye isaret etti.3 bacanak disari ciktik,CERKEZ bacanak acti agzini yumdu gözünü.Anasi icin dediki,OROSPUYA  bakin,osmanli soyundanmis.Osmanlinin orospusuyduk demiyorda.Bacanagi zor zaptettik.Bizim osmanli torunlarida atalariyla cokmu cok övünüyorlar.TANRI esgina Kanadaya gittim kanadali adamin biri bana soruyor.Hala daha oglan kullaniyormusunuz.Dedimki osmanliyla birlikte oglanlarida AVRUPAYA gönderdik deyince Adam basladi gülmeye ve dediki coh iyi etmisiniz:-)))

Dedeniz

Share this: Bunu Paylaş

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
12 saat önce, tolonbey yazdı:

   iste böyleee,

                        Dünyada porno serbestisinde birinci ARAPLAR.ikinci PERSLER ücüncüsüde   OSMANLIYDI.Yurt disina resmi göreve gidenler bile beraberinde oglanlarini götürürdü.Avrupali bunu ögrenince ALAY etmeye baslayinca oglan tasimakk yasak oldu.Osmanli torunlarini kutliyalim.Yurt disina savasa giden orduyla beraber birde oglanlar alayi vardi..Osmanli askerini bukadar düsünüyordu.

Iste osmanlidan bazi görüntüler:Aman heyecanlanmayin saggin:

Dedeniz

 

OSMANLI OĞLANLARI

By Alaeddin Yavuz | Published 05/22/2016 | Full size is 540 × 545 pixels

 Emevi, Abbasi, İran ve Osmanlı ailesine de bıraktığı sapık miras.Coh muazzam Fatihimiz kilise papazi kilisede görevli oglunu Fatihe vermeyi reddedince Fatih hahli olarah coh gizar,atas alip oglani idam ettirir.Sultanlar sultani FATiH bu oglana öyle bir siir yazmiski,ohusaniz hemen oglan kerhanasina gosarsiniz vallada ,billada,tallada.?Suudu arabistanda amerikalilara 8 yil doktorluk yapan arkadasim anlatti.Dediki araplarin % 20 si oglandir.Seylerini tamire geliyormuslar arkadasa.Dedimki birer misir kocani soksaydin kiclarina.Olurmu canim dedi para kazaniyordum giclarini TEDAViDEN dediydi

            Cerkez bacanagin anasi Azeri bacanagi esker elbisesiyle görünce bacanaga dediki oglum cikar su elbiseni.Seni o elbisenin icinde kötü görüyorum.Biz osmanli soyundaniiz.Cerkez bacanak cok bozuldu anasinin bulafina.Bize disari cikalim deye isaret etti.3 bacanak disari ciktik,CERKEZ bacanak acti agzini yumdu gözünü.Anasi icin dediki,OROSPUYA  bakin,osmanli soyundanmis.Osmanlinin orospusuyduk demiyorda.Bacanagi zor zaptettik.Bizim osmanli torunlarida atalariyla cokmu cok övünüyorlar.TANRI esgina Kanadaya gittim kanadali adamin biri bana soruyor.Hala daha oglan kullaniyormusunuz.Dedimki osmanliyla birlikte oglanlarida AVRUPAYA gönderdik deyince Adam basladi gülmeye ve dediki coh iyi etmisiniz:-)))

Dedeniz

Share this: Bunu Paylaş

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

iste böyleee,

                  

 
Dünden bugüne, Araplarda sübyancılık/oğlancılık ve Psikos*ksüel bozukların dinleştirilmesi - Tarkan Özel
 
Tolonbeg:Bu ZARTI möhterem bu cocuklarin hepisini agizdan doya doya öpecekmis.Aman birde ATAS alip donunu ciharip milletin gözü önündecocuhlari becermeye galhmasinlar.Bu gadar cocuh sira bekletiliyor.Imamin öptügü oglan coh yasarmis.Töbe estagfirullah.42744661_2136316759952997_47118206984425
Birkaç yıl önce Birleşik arap emirlerinde Vedad Lutah adında bir kadın,
Kuran'a uygun cinsel rehber kitabı yazmış ve orada Arapların evlenmeden önce ilk s*ks (sikis)deneyimlerini genç erkeklerle yaşadıklarını açıklamıştır.
-
Bu saptama tarihsel olarakta böyledir.
Yeni doğan kız çocuklarının bile ırzını koruyabilmek için,
bebeklerini diri diri toprağa gömen ırzı bozuk cahil arapların çok küçük yaştaki oğlan ve kızlara arzu duayarak evlenmesi, arapların yaşadığı bu psikos*ksüel hastalıkları geleneksel bir hâle getirmişler ve daha sonrada Gılman (Bıyığı terlememiş delikanlı) – Vildan (Göğsü yeni tomurcuklanmış kız çocuğu) olarak ödül şeklinde ayetlere kadar sokmuşlar,
sapık arap molla ve dürrizadeleri tarafından kamufle edilip dinleştirilerek, -fıkıh- haline getirmişlerdir.Tolonbeg:Allah araba bos yere kitap göndermemis.
 
Örneğin, İslam’ın önde gelen hadisçileri
Buhari,
Müslim
ve Hanbeli mezhebinin kurucusu
Ahmed bin Hanbel kitaplarında Peygamber’in karısı Ayşe’den ‘’Ben altı yaşındayken Allah’ı resulü benimle evlendi,
dokuz yaşında iken de zifafa (gerdeğe) girdik’’
hadisini naklederler.
-
Sübyancı sapık arap hastalarının fıkıha kattıkları bu hadis,
İslam ülkelerinde neden çok fazla sübyancılık olduğunu açıklamaya yeter ki, çöl dinlerine sübyancılığı sokan sapıklar bundan manevi cesaret alır,
çok rahat tecavüz ederler küçük çocuklara.
-
Sübyancı sapık arap zihniyetinin parçalarını birleştirmeye devam edersek;
İslâm'ın önde gelen alimlerinden ve her yazıkları fıkıh delili olarak kabul edilen
Kurtubi,
İbne arabi,
İbni şaban,
Halife Ömer'in oğlu Abdullah İbni ömer suyuti,
İbni hacer askalani,
İbni cerir tabari
ve daha bir çocuğunda
-
"Ömer bir gün Peygambere gelip; -Mahvoldum ya Resullah, dedi.
Bunun üzerine Peygamber; -Seni böyle helak eden nedir? Diye sordu.
Ömer: Dün gece eşime gidiş yolunu değiştirdim-arkadan yanaştım-
Bunun üzerine şu ayet indi.
-
Kadınarınız sizin tarlanızdır. O hâlde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle varın." -Bakara Suresi, 223. Ayet
-(Hoppalaaaaaaa 83 düm bunu duyunca banada bir ayat geldi DEDEEE 90 yasina girdin deye)Ay bu müslümanlar neden hep önleriyle,arkalarini memnun etmeye calisirlar)
-
Bu ayete dayanarak araplar arasında eşlerinin dübürlerinden (göt deliğinden) yanaşmak helâl işler dairesindedir ve bu arap sapıklığı tüm islâm ülkerine din olarak yayılmıştır. Arapçılığın hakim olduğu islam ülkelerinde, yukarıda ki ayete dayanarak eşlerinin dübürlerinden yanaşma o kadar yaygın ki,
 
Maliki mezhebinin kurucusu Malik İbni Enes'e "Acaba eşimizle arka yoldan ilişkiye girmek uygun mudur?" diye sorduklarında, "Daha şimdi bu işi yapıp gusül abdesti aldım" yanıtını verdiği bilgisi, İslâm'ın önde gelen alimlerinden Celalettin Suyuti'nin Eddur'il Mensur eserinin 1.cildinin 266. sayfasında kayıtlıdır.(ABOOOOOOOOOOOOOO)
-
İslâm'da neredeyse ikinci bir kuran gibi toz kondurulmayan Kütübü Sitte diye bilinen 6 sağlam hadis kitabından olan -------Nesai'de------- "Bu işin haram olduğuna dair sahih rivayet bulunmamaktadır" şeklinde kayıtlıdır.
-
Yukarıda açıkladığım arap sübyancı geleneğine ait çok küçük yaştaki çocukların evlendirilmesi, İslâm fıkhına sokulması ve hemen üstte açıkladığım bir erkeğin eşine dübüründen -yani götten- yanaşmasının önemli delillerle helâl kabul edilmesi, arap çölünden başlayarak, arap cehaletini sorgulanamaz gerçek olarak tam anlamıyla yaşayan İslâm ülkelerinde, sübyancı arap psikos*ksüel sapıklıkların normal kabul edilir olmasını sağlamıştır ki, şimdi bu arap sapıklığının üçüncü ayağını açıklayacağız:
-
Kuran'ın Tur suresi 24. ayeti "Etraflarında, sedeflerinde saklı inciler gibi tertemiz gılmanlar dolaşır" diyerek, bu arap sapıklığını yasaklamak yerine, kendisine inanmak koşuluğuyla cennette gılmanı yani oğlancılığı ödül olarak sunan bir allah ortaya çıkar.
-
Yine aynı Kuran'ın İnsan suresi 19. ayetinde "Etraflarında Vildanlar dolaşır,
onları görünce sanırsın ki, saçılmış incilerdir.
" ayeti de, İslâm'ı sübyancı araplara çekici göstermek için vildan yani göğsü yeni tomurcuklanmış, daha adet bile görmemiş kız çocukları ödül olarak sunmuştur.
-
Çölde arabın gelenek hâline soktuğu oğlancı ve sübyancı arzular duyan sapık arapların cinsel sapmaları, bu sapık arapların iştahlarını kabartmış ve hep küçük yaştaki kızlar ve parlak erkek çocuklarla bu en iğrenç fiili helâl görerek işlemelerini sağlamıştır.
-
Arapların getirdiği ahlak-ı rezillik o boyuta gelmiştir ki, İslâm tarihinde nice halifeler sadece kadın cariyelerden kurulan haremlerle yetinmemişler,
parlak güzel erkek çocuklardan kurulu haremleri de saraylarından eksik etmemişlerdir.
-
Buradaki Gılman ve Vildan'ı, sanki cennet pis yahut pisletilebilen bir yermiş gibi utanmadan hizmetçi çocuklar olarak çevirip takiyye eden, islamcı sayfalar mevcuttur.
Bu sayfalar,
Şura suresi 22. ayette, "cennette nefsin çektiği her şey vardır" şeklindeki rablerinin cennet vaadini ve
-
Enbiya suresi 102. ayette Cehennemin uğultusunu bile duymayacaklar diye bir garanti verilmek üzere, "canlarının istediği her şeyin" cennete girenlere temelli verileceği garantisi verdiğini bildiği hâlde, kelime anlamı bıyığı yeni terlemiş oğlan demek olan ve oğlancılığı anlatan Gılman ile göğsü yeni tomurcuklanmış kız demek olan ve süpyancılığı anlatan Vildan'ı, allah'ın kuranda vereceği(ni söylediği) "cinsel bir ödül" olmaktan uzaklaştırıp, bu gılman ve vildan'ı cinsellikten uzak bir hizmetçi olarak tanıtmak, islamcı sayfaların Türkleri dinden uzaklaştırmamak için yaptığı birer namussuzluktur.
-
Yetişkin kızları veya meşrebine göre yetişkin erkekleri arzulayan, cennetlik kişilerin arzusuna göre verilecek olan yetişkin kız ve erkek seks hizmetçisini karşılayan kelime HURİ'dir. Vildan ve Gılman ise, oğlancı ve süpyancı arzuları olan yani küçük kız ve oğlanları arzulayan kişilere, kuranda verileceği(ni bana göre psikos*ksüel sapmalar yaşayan araplar kendisi ekledi) söylediğini, Nebe suresi 33. ayette'de görebilirsiniz.
-
Bir Türk olarak, kendisine ibadet karşılığı böyle bir ödül sunan allah kavramı bana uygun değildir.
-
Zira makalemin başında da saydığım, arapların yaşadığı psikos*ksüel bozukların gelenekleştirmeleri ve yeni doğan kızların diri diri toprağa gömecek kadar sapmış oldukları bir ortamda, Kurandaki allah'ın yapması gereken şey, bunun yani oğlancılığın ve süpyancılığın bir sapıklık olduğunu bildirmesidir.
-
Fakat bunun yerine Kuran, oğlancılığı Gılman olarak, sübyancılığı Vildan olarak kendisine ibadet karşılığı ödül şeklinde sunmuş ve cahil/sapık arapların psikos*ksüel bozukluklarından yararlanmış bir görüntü çizmektedir.
-
Cennette gılman ile vildan yani yaşı küçük kız ile oğlanları arzulayan araplar ve arapçılar, yer yüzünde de bu sapıklıkları dinlerine uygun olarak gördükleri için, halifeler sadece kadınlardan kurulu haremlerle yetinmiyor, oğlanlarıdanda harem kuruyor.
2 yaşına girmemiş, daha süt içme istiyacı olan kızları yani vildanları, eş olarak alıyorlar.
-
Yetişkin olan eşim, diğer eşimi emzirirse hangisi bana "boş olur" diye fetva istiyorlar.
Hiçbiri de çıkıp demiyor ki, yahu sen ne yapıyorsun, bebekten karı olur mu?
cinsi sapıksın bir de çıkmış bunu dine mi soruyorsun demiyor.
-
Çünkü hem arap gelenekleri hemde kurandaki vildan ve gılman konusu bu şekilde anlaşılıyor.
-
Lakin elbetteki benim gibi her Türk, böyle bir davranışı, Yaratıcıya yakıştıramamaktadır. Çünkü Yeni doğan kız çocukların ırzlarını korumak için, diri diri kuma gömdükleri bir ortamda, Kız çocuklarına yapılan süpyancılığı yasaklamak yerine, Ödül olarak göğsü yeni tomurcuklanmış kızlar vaad etmesi ve bu süpyancılığa kuranla dinsel bir boyut katması Türklerin inandığı Tanrı anlayışına sığmıyor.
-
Fakat diğer bozulmuş dediğimiz hıristiyanlık-yahudilik gibi bir çöl dini olan ve arap vicdanından çıkıp, çarpık arap kültürüne hitap eden İslâm'ı, kendi çıkardıkları gibi yaşayan araplar, ağzı dualı ak-itler sayesinde Türk yurduna mülteci olarak gelip, Gaziantep'te yedi yaşında bir Türk çocuğuna tecavüz etmeye kalkması, kara köpeklerin patilerini keserek şeytanları cezalandırması, Ensar vakfında erkek çocuklara ağzı dualı cinsi sapıklar tarafından yapılan tecavüzler,
-
İslâm'ı Türklerin inandığı şekilde değil,
arabın yaşadığı İslâm şeklini Türk yurdunda göstererek, Türk'ün İslâm inancına karşı bir travma yaşatmıştır ki, 11 yıl mısırda kalarak bu travmayı yaşamış olan Mehmet Akif Ersoy "11 yıl mısırda kaldım, 11 dakika daha kalsam çıldıracaktım. Vallahi İslâm'da Türklerde, İnsalıkta Türklerde." diyerek çölde yaşadığı bu gerçek arap İslâm'ının travmasını dile getirmiştir.
-
Bu yüzden bu sapkınlıklar, Muhammed'den 120 yıl sonra emevi-abbasi devrinde yazılan kurana, psikos*ksüel sapmaları olan araplar tarafından sonradan eklenmiş kısımlar olması kuşkusunu Türk'e verir.
-
Çünkü tevratı-zeburu ve incili bozan araplar, Kuran'ı bozduktan sonra da, kuranın bozulduğu anlaşılmasın ve kuranın değiştirilmiş olabileceği konusu sorgulanmasın diye, Kuran değiştirilmedi – korudu gibi ayetler eklemiş olmalıdırlar. Zira Türkler nasıl kuranı değiştirilemez olarak görüyorsa, hıristiyan ve yahudilerde kendi kitaplarını o şekilde görüyor.
-
Fakat diğer çöl kitaplarının değiştirildiğine inanan Türkler, Kuran'ı içende ne yazdığına arap idrakiyle bakmadan, Türk vicdanıyla samimiyetle inanıp, Muhammed'in ölümünden sonra bütün kuran nüshaları halife Osman tarafından toplanıp kuranın yakıldığını, Muhammed'den 120 yıl sonra emevi/abbasiler tarafından yeniden yazıldığı bilmeden kuranın bozulmadığına inanmaya kendilerini zorlamaktadır.
 
-İncil ve tevratı'da İslâm'a göre Tanrı indirdi ama onların bozulduğu ortada, fakat hıristiyan ve yahudilerde, Tanrı sözü değiştirilemez diyor. Bunu düşünerek araştırma yaptığımızda, kuranın geldiği ve gerçek kabenin bulunduğu Bekke > bakka > petra konusuna ulaşırız. Ayet ve hadislerde anlatılan olaylar, yerler ve tarifler ile Muhammed'in Medine'ye hicretinden sonra Medine'den Mekke'ye (Bakka'ya) geri dönerken, gün gün yaptığı savaşların tutanakları, bir harita üzerine konularak incelendiğinde Kuranın ve kabenin başına neler geldiğini, diğer çöl dinlerinden farklı olarak TEK TANRI inancıyla yola çıkan İslâm'ın nasıl, araplar tarafından değiştirildiğini görebilirsiniz.
-
Şimdi cahil ve sapık arapların sünnetleştirerek yaşamış ve hadis uydurup, kuranı değiştirerekte dinleştirmiş olduğu psikos*ksüel sapmalarını anlamaya geri dönelim;
-
Arap dili çok zengin bir eşcinsel sözcük dağarcığına sahiptir,
bunun içinde erkek fahişeleri anlatmak için kullanılan onlarca sözcük vardır.
Ka’i Ka’us ibn İskender’in 1082 yılında en büyük oğluna bıraktığı "Prensler İçin Ayna" adlı hayat kılavuzunda şunlar yazar:
-
"kadın ya da genç erkek olsun, eğilimlerini bir cinsle sınırlama.... her ikisinden de zevk al." Oğluna bir diğer tavsiyesi ise; vaktini yazın erkeklerle kışın ise kadınlarla geçirmesiydi.
-
Bu kılavuz ince düşünülmüş  bir metindir ve belki de başka hiçbir şey erkek biseksüelliğinin ne kadar sıradan ve makul görüldüğünü bize böylesine güçlü ve yalın bir dille anlatamaz.
-
Pek çok yazar biseksüelliklerini asla saklamadılar:
Onüçüncü yüzyıl Kahire’sinden bir şair Beha Ed-din Zoheir’in metresi dışarı çıkan şairin arkasından "yine ay ve yıldızlar kadar güzel, genç ve istekli bir oğlan bulmaya gitti" diye yakınıyordu.
-
Bir Dominiken keşişi olan William of Adam Müslümanların şehvete düşkünlüklerinden dehşete kapılmıştı.
-
William of Adam şöyle yazıyor: "Müslüman dininde hiçbir cinsel edim yasaklanmadığı gibi, bunlara bir de izin veriliyor ve övülüyor.
-
" William şöyle anlatıyor: "İnsan haysiyetini unutan bu Sarasenler, o kadar ileriye gidiyorlar ki, burada erkekler birbirleriyle, erkek ve kadınlar bizim toprağımızda nasıl beraber yaşıyorlarsa öyle yaşıyorlar.
-
"Yine, ilişkide pasif rolü üstlenen olgun erkek hor görülüyor ve bunu açıklama ihtiyacı hissediliyordu"
-
İskender'in, Prenslerin Aynası isimli eserinde, kız çocukları için şöyle yazar:
"Ona, okuma yazma öğretme, bu büyük bir felakettir. Büyür büyümez onu evlendirmek için elinden geleni yap; bir kız için en iyisi hiç varolmamış olmaktır, ancak bir kere doğduysa ya evlendirilmeli ya da toprağa gömülmelidir."
-
Haremlerin varlığı, kadınlar arasındaki ilişkileri, neredeyse erkek eşcinselliği kadar yaygın hale getirmişti.
Lezbiyenlik İslam dünyasındaki erotik yazı ve resimlerde önemli bir yer tutar, ancak yine de hemen hemen tabu sayılan bir konu olmayı sürdürmüştür.
Lezbiyenlerin aynı zamanda cadı oldukları fikri, Binbir Gece Masalları'nda yansıtılmıştır.
-
1253 yılında ölen arap alimi Ahmed İbn Yusuf Al Tayfashi'nin, "Nuzhat-al-Albab" yani "Kalplerin Zevki" konusunda arap yarım adasında yaptığı gözlemler, oğlancı-sübyancı şiirleri ve öyküleri biraraya getirmiştir.
Örneğin Kitabının altıncı bölümünde eşcinsellerin ve erkek fahişelerin ayırıcı niteliklerini betimler.
Onların kitaplar ve şarapla dolu, içinde kumruların ve şakıyan kuşların olduğu nefis evlerinden bahseder. Al Tayfashi eşcinselin birine gözlerini dikip uzun uzun bakmalarından tanınabileceklerini iddia eder. Bu uzun sabit bakışların ardından çoğu zaman göz kırpma gelir. Tipik eşcinselin ince kıllı bacakları vardır ve yürürken elleri ve bacakları salınır. Öykülerin çoğu daha sakalı çıkmamış oğlanların peşinden koşan olgun erkeklerle ilgilidir.
-
Ancak Al Tayfashi kendileri gibi olgun erkekleri arayan erkeklerden de bahseder ve bu insanların soyulma ya da öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olmalarından ötürü ömürlerinin kısa olduğuna hükmeder. Bazı öyküler hemcins insanların birbirlerini baştan çıkarmalarında övgüyle sözeder. Bunlardan birçoğu oğlanlara ve şaraba düşkün bir şair olan Abu Nuwas hakkındadır.
-
Abu Nuwas'la dalga geçilse de suçlanmamıştır. Diğer öyküler paedophile'yi aşağılık bir insan olarak tanıtır ve biseksüeller "hem incir hem de nar yemeyi seven", kötü şöhretli adamlar olarak anlatılabilecek insanlar diye betimlenir. Güzel bir oğlanın şehvet düşkünü erkeklerin hamlelerinden uzak tutulması gerektiği teması tüm kitap boyunca karşımıza çıkar.
-
Al Tayfashi'nin kitabındaki öyküler, müslüman araplar tarafından eşcinselliğin büyük ölçüde onaylandığının saptamalarını ve arap yaşayışının gözlemlerini içermektedir.

Üstte bahsettiğim gibi, dübürden ilişkiye giren arapların eşcinsel gelenekleri ve Kuranın Tur suresi 24. ayeti ile İnsan suresi 19. ayetinde, Hurinin yanında ödül olarak araplara sunulmuş olan Gılman (Bıyığı terlememiş delikanlı) – Vildan (Göğsü yeni tomurcuklanmış kız çocuğu) konusunu ve bu gılman ile vildan'ın, islamcı sayfaların onlar oğlancılara ve süpyancılara verilecek olan ödüller değil, hizmetçilik yapan çocuklardır şeklindeki takiyesini, Nebe suresi 33. ayet ile çürütüp,
"cennette nefsin çektiği her şey vardır" diye söz veren Şura suresi 22. ayet'inin yanına, "Cehenneme giderim diye günaha girme korkusu olmadan, Cennette her canının istediğini yapabileceklerini" garanti eden Enbiya suresi 102. ayeti koyarak, bunların hizmetçi değil, arap geleneğindeki, oğlancı ve süpyancı sapıklıklara verilen arapların cinsi arzusuna dayalı bir ödül olduğu gösterdikten ve araplardaki psikos*ksüel bozukları açıkladıktan sonra, hâlen kuran'ın allah sözü olduğuna yahut allah sözü olarak kaldığına inanmak isteyen samimi Türkler için, kuranın Maide suresi 15. ayet –
Yusuf suresi 1. ayet –
Hac suresi 16. ayet –
Su'ara suresi 2. ayet -
Neml suresi 1. ayet –
Kasas suresi 2. ayet –
Duhan suresi 2. ayet gibi bir çok ayette sürekli tekrarlayarak iddia ettiği gibi ap açık olmadığını veya bize ap açık şekilde ulaşamadığını ayrıntısıyla söyleyeyim;
-
Kuranın ayetleri ap açık değildir.
Çünkü ap açık olsa idi,
müslümanların hepsi ya araplar gibi tekbirle müslüman kafası kesmeli
yahut Türkler gibi akıl ve sorgulamaya önem vermeliydi.
-
İslâmı farklı farklı yorumlayan mezhepler de olmamalıydı.
Eğer Kuran ayetleri ap açık olsaydı, Elmalılı Hamdi Yazır farklı bir şey, diyanet farklı bir şey, edip yüksel ap ayrı bir şey nasıl söyleyebiliyor?
-
Ve bunların hepsi de, yani birbirine çok yakın olması gereken ayetleri ap ayrı şekilde yorumlayanlar da, ilginç şekilde kalkıp ayetlerin ap açık olduğunu iddia ediyor!
Kuran ayetleri ap açık değildir.
-
Çünkü Ap açık şöyle olur;
Diyelim ki, hırsızlık mı yaptın; Hırsızlık yaptığın zaman silah zoruyla yaparsan cezası şu kadar artar, al-kaç yapılırsa veya gizlice alırsa cezası şu dur, çaldığı ürünün fiyatı şuysa, cezası bu kadardır. Bunun üzerindeyse cezası daha büyüktür, şununla çarpılır veya şu kadar eklenir. Bu ap açıktır. Burada sen, ben farklı yorumluyorum diyemezsin.
-
Fakat kuranda ap açık ayetler vardır. Örneğin ilahlar veya ilaheler yok, el ilah ( Tek Yaratıcı) var demesi ve TEK BİR TANRI'ya iman etmesi, İslâm'ın kendisini diğer çöl dinlerinden ayıran en önemli özelliktir. Çünkü biliyorsunuz veya araştırdığınızda görürsünüz, yahudilerdeki inançta yahudilerle güreşecek hatta güreşte yahudilere yenilecek kadar aciz bir rableri olduğu konusunda bir anlayış vardır ki müslümanlarca değiştirildiği iddia edilen tevratın tekvin bölümünde 32/22-32 'de bu anlatılır.
-
israil kelimeside allah ile güreşenler kelimesinden gelir. Bu yüzden Musevi Hazar Türklerinin devamı olan Karay Türkleri, yahudilerin ürettiği sapıklıklardan kendilerini ayırarak Türk museviliği oluşturmuşlar ve israile gidenleride karaylıktan çıkarmışlardır. Bunun için ÖZÜ TÜRK Belgeselindeki Karay Türklerine bakabilirsiniz.
-
Musevi araplarda yani Yahudilerde, -yahuda- ismi de yine talmutta bahsedilen, yahudilerin ayrı bir rableridir. İsa sonrası, pavlosla beraber teslisi oluşturan ve batı paganlığı ile hıristiyanlığı birleştirip hıristo-paganlıkta da üçleme bir god family (allahlar ailesi) anlayışı hakimdir. Hıristo-paganlık ve Musevilik gibi diğer çöl dinlerine nazaran İslâm Tengri'nin teg-liği konusunda ap açık belirttiği için müslümanlar arasında bu konuda bir tartışma veya fikir ayrılığı yoktur.
-
Besmele çekerken rahman – rahim – allah ve hatta "olan adıyla" diyerek Yaratıcının gerçek ismi olan TENGRİ zikredilir ama burada rahim ayrı bir allah, rahman ayrı bir allah denilmez. Çünkü Kuran ayetleri, Yaratıcının TEKLİĞİ konusunu yoruma izin vermeyecek şekilde ap açık anlatmıştır.
-
Kuran kendisine ap açık bir kitap diyorsa, tüm ayetleri bu açıklıkta olması gerekir.
Tekbirle müslüman kafası kesecek kadar sapıtanlar çıktığına ve birbiriyle uyuşmaz şekilde çelişen ayet yorumları yapıldığına göre, karşımıza "ap açık olmayan" ve yorumlamaya açık ayetlerin sonradan kurana eklendiği şüphesi gelmektedir.
-
Bu şüpheyi görmek istemeyen Türklerin, neden böyle zorla İslâm'a Türk vicdanıyla baktıklarının sebeplerini üstte belirtmiştim.
-
Şimdi Muhammed'den 120 yıl sonra, Osman ile başlayıp, emevi ile devam edip, abbasiler sonlanan, İslâm'ın dönüştürülme sürecini ve Kabe ile kuranın başına gelenleri anlamak gerekir.
-
Bunun için; Ayetlerde ve hadislerde anlatılan olayların ve yerlerin, Muhammed'in 622 yılından sonra yahudiler tarafından sürülmüş olduğu Medine şehrinden Mekke'ye dönerken giriştiği savaşları gün gün anlatan tutanakları bir harita üstüne koyarak inceleyen ve hayatının 25 yılını gerçek kabeyi ve başına gelenleri anlamak için adayan Dan Gibson'nun Gizli Şehir (Secret City) belgeselinden yola çıkarak, kendi anlatım şekli ile konuyu ele alan, Gizlenen İslâm Gerçekleri GiG kanalındaki İlyas Özkan adlı bir Türk yayıncının Kuran'ın doğduğu yer Bekke > bakka > petra konusunun 3 saatlik 1. bölümüne bakılmalıdır.
-
Zira çok ayrıntılı ve Bekke > bakka > petra şehrinin gerçek kabe olmasının sayısız delilleri iyice anlaşılmasının yazıyla mümkün olmayacağından, böyle şey olmaz gibi düşünceleri bir tarafa bırakıp, samimiyetle ilk bölüm baştan sonra kadar izlenmeli ve üzerinde düşünülmelidir.
https://www.youtube.com/watch?v=LNi85AyXyoQ
 
vay babo vayyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyyy.Birde demezlermi bu TANRI kelamdir.Bunlar Allaha iftiradan korkmayan SAPIKLLARDIR.
Dedeniz

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...