Jump to content
Expecto

Bu Teknoloji İle Neredeyse Ölümsüz Olunabilir Mi?

Recommended Posts

Neuralink gibi çip teknolojileri ileride daha da gelişip kendimizi dijital ortamlara aktarıp ölümsüzlüğe yakın bir deneyim yaşayabilir miyiz? 

Bu olmadı telomerlerin kısalmasını önleyerek bunu yapmak mümkün mü? 

 

@haci

@anibal

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Telemerlerin kısalması  neden değil, sonuçtur.

Yaşlanmanın evrendeki karşılığı eskimektir. Bu önlenemez.

Uzun yaşamak olasıdır ve zaten uzun yaşanmaktadır da ama, ölümsüzlük mümkün değildir.

Ne kadar uzun? Ve sıhatli ! Sorun budur.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 hours ago, Expecto said:

Neuralink gibi çip teknolojileri ileride daha da gelişip kendimizi dijital ortamlara aktarıp ölümsüzlüğe yakın bir deneyim yaşayabilir miyiz? 

Bu olmadı telomerlerin kısalmasını önleyerek bunu yapmak mümkün mü? 

 

@haci

@anibal

 

Kendini hiç bir yere aktaramazsın, ancak kendinin bir kopyasını yapabilirsin, herhangi bir yerde. 

 

İnsanlık 2 büyük şok yaşadı, 3. şok kafanıza düştü, ama göremiyorsunuz. Birincisi, dünya yuvarlaktı ve kainat bizim etrafımzda dönmüyordu, aksine biz bir şeylerin etrafında dönüyoruz. İkincisi, evrimdi, kutsal bir varlık değil, maymunlardan gelmiş lavuk hayvanlardık. Üçüncüsü ise, bilinç, ruh falan yok, olup olan herşeyin bedenin. 

 

Telomerlerin kısalmasını önleyerek bunu yapamazsın. En fazla ömrünü biraz uzatırsın. Çok değil, belki en fazla iki katı. 

 

Fakat, nano/piko teknoloji ile, ölümsüz olabilmen mümkün. Yeterki, yaşayacak mekan olsun; ki; kainatın da sonu gelebilir malum, yaşayacak bir evrenin olmayabilir. Ha, belki onuda aşacak bir yol bulabiliriz, bu başka tartışma. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
4 saat önce, anibal yazdı:

 

 

Fakat, nano/piko teknoloji ile, ölümsüz olabilmen mümkün. Yeterki, yaşayacak mekan olsun; ki; kainatın da sonu gelebilir malum, yaşayacak bir evrenin olmayabilir. Ha, belki onuda aşacak bir yol bulabiliriz, bu başka tartışma. 

Buradan kasıt dijital ortama aktarılmak değil demi? Üstte değil demişsiniz. Buradan kasıt mutlak sağlık mı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
14 hours ago, Expecto said:

Buradan kasıt dijital ortama aktarılmak değil demi? Üstte değil demişsiniz. Buradan kasıt mutlak sağlık mı?

 

Bak, tekrar edeyim, kendini hiç bir ortama aktaramazsın, o sadece senin bir kopyan olur, ama fiziksel, ama sanal, yazılım falan gibi.

 

Eğer, hücreleri vs. sürekli tamir edecek bir teknoloji geliştirebilirsen, ki bu mümkün, o zaman mutlak sağlıklı ve ölümsüz olursun. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Eğer hareket varsa eskime ve yaşlanma da vardır.

Her türlü hareket yaşlanmadan sorumludur.

Yaşlanma varsa ölüm de vardır. 

 

Enerjinin yaptığı gibi bir şekilden başka bir şekle dönmek ve bunu sonsuza kadar yürütmek ölümsüzlüğün egemen olduğu ortamda anlam kazanır.

Bu durumda içinde yaşadığiımız evrenin ölümsüz olduğunu söyleyebilir miyiz? Entropi ölümsüzlükten sorumlu olabilir mi?

Entropi ölümsüzlüğün tanımı olabilir mi? Entropi ölümsüzlük olabilir mi?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 17.09.2020 at 17:01, anibal yazdı:

 

Bak, tekrar edeyim, kendini hiç bir ortama aktaramazsın, o sadece senin bir kopyan olur, ama fiziksel, ama sanal, yazılım falan gibi.

 

Eğer, hücreleri vs. sürekli tamir edecek bir teknoloji geliştirebilirsen, ki bu mümkün, o zaman mutlak sağlıklı ve ölümsüz olursun. 

 

Aynı canlı ölümsüz olamaz. Hücreleri sürekli tamir edilse de olamaz. Ancak kendisinin kopyası olur. Canlı kimyasının etkinlik göstermesi metaboliizma olarak bilinir.

Bu canlı sürekli olarak değişim ve devinim içindedir. Onlarsız canlı olarak kalmak mümkün değildir. Bu zorunluk dünyada yaşayan her canlı için geçerlidir.

Bu özellik yaşlanmadan ve ölümden sorumludur. Başka bir deyişle, canlının yaşamasından sorumlu olan sistem onun ölümünden de sorumludur.

Uzun yaşamanın ve ölümsüzlüğün önündeki en büuyük engel megabolizmadır. Metabolizma hareketi simgeler. Nerde hareket varsa orada yaşlanma ve ölüm vardır.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 17.09.2020 at 04:17, anibal yazdı:

 

Kendini hiç bir yere aktaramazsın, ancak kendinin bir kopyasını yapabilirsin, herhangi bir yerde. 

 

İnsanlık 2 büyük şok yaşadı, 3. şok kafanıza düştü, ama göremiyorsunuz. Birincisi, dünya yuvarlaktı ve kainat bizim etrafımzda dönmüyordu, aksine biz bir şeylerin etrafında dönüyoruz. İkincisi, evrimdi, kutsal bir varlık değil, maymunlardan gelmiş lavuk hayvanlardık. Üçüncüsü ise, bilinç, ruh falan yok, olup olan herşeyin bedenin. 

 

Telomerlerin kısalmasını önleyerek bunu yapamazsın. En fazla ömrünü biraz uzatırsın. Çok değil, belki en fazla iki katı. 

 

Fakat, nano/piko teknoloji ile, ölümsüz olabilmen mümkün. Yeterki, yaşayacak mekan olsun; ki; kainatın da sonu gelebilir malum, yaşayacak bir evrenin olmayabilir. Ha, belki onuda aşacak bir yol bulabiliriz, bu başka tartışma. 

 

Theseus'un gemisi gibi düşünsek

 

Mesela aşama aşama bir parçanı mekanik hale getiriyorsun. 

 

Zamanla tüm organik kısımların inorganik parçalarla değişmiş oluyor.

 

Böylece aktarılmış oluyorsun işte.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

P

On 22.09.2020 at 13:01, Kenopsia said:

 

Theseus'un gemisi gibi düşünsek

 

Mesela aşama aşama bir parçanı mekanik hale getiriyorsun. 

 

Zamanla tüm organik kısımların inorganik parçalarla değişmiş oluyor.

 

Böylece aktarılmış oluyorsun işte.

 

Pek o kadar basit değil. Aşama aşama bir kopyanı yapmış olursun.

 

Ama mekanik olarak seni yaşatan parçaları kendine yerleştirmeyi deneyebilirsin. Bu senin derdini çözebilir.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
On 21.09.2020 at 22:01, haci said:

 

Aynı canlı ölümsüz olamaz. Hücreleri sürekli tamir edilse de olamaz. Ancak kendisinin kopyası olur. Canlı kimyasının etkinlik göstermesi metaboliizma olarak bilinir.

Bu canlı sürekli olarak değişim ve devinim içindedir. Onlarsız canlı olarak kalmak mümkün değildir. Bu zorunluk dünyada yaşayan her canlı için geçerlidir.

Bu özellik yaşlanmadan ve ölümden sorumludur. Başka bir deyişle, canlının yaşamasından sorumlu olan sistem onun ölümünden de sorumludur.

Uzun yaşamanın ve ölümsüzlüğün önündeki en büuyük engel megabolizmadır. Metabolizma hareketi simgeler. Nerde hareket varsa orada yaşlanma ve ölüm vardır.

 

Ona bakarsan hacı, hepimiz bir önceki bizim kopyasıyız. Vücudumuzdaki hücrelerin ömrü çok uzun değil.

 

Metabolizma sürerken, o hücrelerin tamir edilmesinden ziyade, hiç bozulmamasını sağlamak mümkün olabilir. Bu kimya/fizik için imkansız şeyler kategorisine girmez. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
9 dakika önce, anibal yazdı:

 

Ona bakarsan hacı, hepimiz bir önceki bizim kopyasıyız. Vücudumuzdaki hücrelerin ömrü çok uzun değil.

 

Metabolizma sürerken, o hücrelerin tamir edilmesinden ziyade, hiç bozulmamasını sağlamak mümkün olabilir. Bu kimya/fizik için imkansız şeyler kategorisine girmez. 

 

Evrende hiç bozulmama süreci yok ama. Olsa çok iyi olurdu.

Hiç bozulmama neden yok?

Çünkü her şey enerji... Ve entropi yasasına tabi.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 minute ago, haci said:

 

Evrende hiç bozulmama süreci yok ama. Olsa çok iyi olurdu.

Hiç bozulmama neden yok?

Çünkü her şey enerji... Ve entropi yasasına tabi.

 

Öyle elbette. Fakat bu kapalı sistem vs. zımbırtıları için geçerli. Eğer sisteme dışarıdan enerji eklersen, olayın rengi başka olacaktır haliyle. 

 

Yani, dışarıdan müdahale ederek, hücrelerin bozulması engellenebilir. Bu mümkün, ama tabi bugünkü teknolojimizle değil.

 

Basitçe, bir gemiyi çelikten yapar denize koyarsan, deniz onu çabucak yer, eritir bitirir. Ama sağına soluna çinko koyarsın, ara sıra çıkarır boyarsın, bu böyle sürdüğü sürece, gemi sapasağlam sonsuza kadar var olabilir. Bunun gibi bir durum düşün.

 

Tabi bu tamam, sonsuz hayatı bulduk demek değil. En büyük sorun, teorik olarak elbette, insanı yaşatmak değil, yaşayacağı bir kaniatın sonsuza kadar var kalabilmesini sağlamak. Görünen o ki, bu kainatın sonsuza kadar ömrü yok. Ama gene teorik olarak, madde ve enerji yok olmayacağına göre, hep yaşayabileceğimiz bir tür özel kainat yaratmamız mümkün görünüyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
11 dakika önce, anibal yazdı:

 

Öyle elbette. Fakat bu kapalı sistem vs. zımbırtıları için geçerli. Eğer sisteme dışarıdan enerji eklersen, olayın rengi başka olacaktır haliyle. 

 

Yani, dışarıdan müdahale ederek, hücrelerin bozulması engellenebilir. Bu mümkün, ama tabi bugünkü teknolojimizle değil.

 

Basitçe, bir gemiyi çelikten yapar denize koyarsan, deniz onu çabucak yer, eritir bitirir. Ama sağına soluna çinko koyarsın, ara sıra çıkarır boyarsın, bu böyle sürdüğü sürece, gemi sapasağlam sonsuza kadar var olabilir. Bunun gibi bir durum düşün.

 

Tabi bu tamam, sonsuz hayatı bulduk demek değil. En büyük sorun, teorik olarak elbette, insanı yaşatmak değil, yaşayacağı bir kaniatın sonsuza kadar var kalabilmesini sağlamak. Görünen o ki, bu kainatın sonsuza kadar ömrü yok. Ama gene teorik olarak, madde ve enerji yok olmayacağına göre, hep yaşayabileceğimiz bir tür özel kainat yaratmamız mümkün görünüyor.

İyi de metabolizmanın yaptığı senin bu yazdıkların değil mi ? Metabolizma içerden müdahale. Dışardan müdahale nasıl olur düşünemiyorum.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
5 minutes ago, haci said:

İyi de metabolizmanın yaptığı senin bu yazdıkların değil mi ? Metabolizma içerden müdahale. Dışardan müdahale nasıl olur düşünemiyorum.

 

Sorunda bu ya. Orada bilim ve teknolojinin, bugün bilmediğimiz bir şeyleri yapması gerekiyor. 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                       Sonsuz ömür bekleyen birkaç bin yıldaha beklemesi gerek.Hacının dedigi gibi bugünkü ömrümüzü iki katına çıkarabiliriz.Zaten HUNZA TÜRK  gardaşlarımızın yaş ortalaması 120.Bu demekki onlarda 200 yıl kadarda yaşayanlar var

 

                       Gelin ora için yazılan kısa bir yazı okuyalım :

 

Çin ve Afganistan sınırında Pakistan'ın Keşmir kenti yakınlarında yaşayan Hunza Türkleri ortalama 120 yıl yaşıyor.

Bilim adamlarının dikkatini çeken bu ömür süresi onları araştırma yapmaya yöneltti.

Onlarda yolun yarısının 65 yaş olduğu , bu toplulukta kadınlar, 65-70 yaşında bile doğum yapıyor.

Dedeniz:Buralarda KANSER  ve kansere benzer hastalıklar pekde görülmüyormuş.Tabiki birinci neden uygun bir tabiat ikinciside geregi gibi beslenmeyi bilmek.

                    İsviçreliler beslenmeyi en iyi bilmelerine rağmen yaş ortalamaları daha 90  bulamamıştır.Beslenmede her yiyecegin bir sınırı vardır.Bu sınırı aşmayanlar halıyla aşanlardan uzun yaşarlar.

                     Şimdiiiiii,müselmanlara bir soru.Neden sizin Allahınız Habeşlilere ortalama 40 yıl ömür veriyorda bizim HUNZA  TÜRKLLERİNE 120 yıl ortalama yaş veriyor?Demekki bizim HUNZA TÜRKLERİ Allahın nazarında dünyadaki bütün insanlardan çok degerli diyebilirmiyiz?.

                    Hacımız bu konuda kısa bir açıklama yaparsa iyi olur.Meslegi geregi bu konuları bizden iyi bilir.Bilmeyenlerde ögrenir.

Tabiki BEYNİ ve  GÖZLERİ  möhürlenmemişse.

Dedeniz.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Ölümsüzlük şu an için uzak bir düşünce bana göre. Ama japon ve Amerikan ortak yapımı bir teknoloji TV de gördüğüm kadarıyla sinirlere bağlanan bir teknoloji ile yaşlansan bile gücünü kaybetmiyor kendi işini görmeye devam ediyorsun. Daha çok felçli hastalar için üretilmiş ama gelecekte herkes için çok faydalı olacağına inanıyorum. Tabi TV de gösterdikleri gibiyse.

 

İnsan bedenindeki kasların tahminimizden daha fazla dayanıklı olduğunu ama sinirlerin yipranip yenilenmemesi yüzünden kasların da kabiliyetini kaybettiğinden bahsediyor. Bir çeşit yapay sinir takıyorlar yani

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Telomer olayı ömrümüzü biraz daha uzatmanın çözümlerinden biri olabilir ama katkısı o kadar da büyük değil. Asıl dert hücre bölünmesinin telomer nedeniyle kısıtlanması değil çünkü. Bölünemeyen hücrelerinin kaybı. Sinir hücrelerin neredeyse hiç bölünmüyor. Kas hücrelerin çok çok az bölünüyor. Yani telomerin etkisi deri, bağırsak, karaciğer vs bunlarda etkili. Daha da ötesi sinir hücren bölündüğü zaman içerdiği bilgiyi kaybediyor. Bilgi beynindeki sinir hücrelerinden kaynaklanıyor. Yani sinir hücrelerini yarın bölünür hale getirirsen kendin dediğin şey her ne ise o bilgiyi kaybediyorsun. Ömrünü 1000 yıla çıkarttın diyelim böyle bir yöntemle bu yöntemi uyguladığın sürece geçmişe dair tüm bilgilerin silincek demektir. Anibalin bahsettiği şekilde hücre ölümünü engellemen ve hücrelerinin mevcut bilgisini koruyacak şekilde yaşamını devam ettirmesini sağlaman gerekli. Olabilir mi neden olmasın ama yakın zaman için zor diye tahmin ediyorum. 

tarihinde alpcakir tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...