Jump to content
Ateistforum

Kemalizm Türklüğün şahlanışıdır


Recommended Posts

8 saat önce, bidonadam2 yazdı:

 

Kemalizm zaten atatürkten sonra çıkarıldı. Atatürk ilkelerini koymuş ama Kemalizm dememiş. Burası hassas bir nokta. Neden daha sonra Kemalizm icad edilmiştir diyelim. Bence Kemalizm de akp yi kuran zihniyetin ürünüdür. Devrine göre bir ideoloji yaratılmış ve üzerinden ekmek yenmiş. Örneğin şimdi tayyibizm denmeyebilir ama  birkaç 10yıl sonra buna benzer mezhepler ortaya atılır.

 

Sebebini ise başından beri söylüyorum halkın gidişatına göre bir ideoloji bulup onları kapana kıstırmaktır. Ben bu ideolojiden kaçmanızı öneririm. Ülkenize iyi birşey yapmak istiyorsanız her zaman yapabilirsiniz.

 

Yani siz iyi birşey yapmak için çevrenizin Kemalist olmasını ve onu savunmasını mı bekliyorsunuz. Bunun da dinden bir farkı kalmaz. 

 

Eğer sen haklıysan Atatürkten önce elektriği , aşıyı , motoru bulan adamlara secde etmelisin. Çünkü sanayi devrimi onların eseridir. Aksi halde Atatürk de sanayi devrimini bu ülkeye taşıyamazdı.

 

 

 

Al işte... Cahilliğin, aptallığın en ileri noktası.

Adama akıl ve bilim diyorum, adam bana ideoloji diyor.

Leş akıllı seni...

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 75
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

İşte böyleee,,

                     Sağır İsmeti savunmaya çalışanlar sağır ismetin 1947 yılında amarikaynan yaptığı EYİTİM anlaşmasını dinlene dinlene okuyunda KİMİ savunmaya CAHALCA çalıştığınızı ögrenin.

 

Gayrımillî Eğitim Anlaşması “FULBRIGHT”

Gayrımillî Eğitim Anlaşması “FULBRIGHT”Milli Eğitim’de 27 Aralık 1947′de imzalanan Fulbright Antlaşması ile oluşturulan komisyon T.C eğitim sistemini şekillendirmekte. Anlaşma gereği komisyonun başkanlığını ABD’nin Türkiye’deki Büyükelçisi yapmakta. Fulbright komisyonu, ilkokuldan İmam Hatip’e kadar, tüm eğitim müfredatını belirliyor. Yarısı ABD’lilerden oluşan komisyona ABD’nin Türkiye büyükelçisi başkanlık ediyor.Osmanlı devletini çökerten anlaşmalardan Balta Limanı Anlaşmasının bin beteri olan 1995 Gümrük Birliği Anlaşmasının, Türkiye Cumhuriyeti’ni ekonomik kıskaca aldığını, Türkiye’yi açık pazar yaptığını, üretime dayalı ekonomik yapıyı tümüyle ortadan kaldırarak, yerine tüketime dayalı bir yapı oluşturduğunu biliyoruz.
 
Türk Milli Eğitim sistemini altüst eden, Türkiye’yi parçalayacak alt yapıyı oluşturan ve Atatürk’ün Türk Milliyetçiliği fikir sistemini yok etmeyi planlayan bir anlaşma da ABD ile 27 Aralık 1947 tarihinde imzalanan “Fulbright” Anlaşmasıdır.
 
ABD Fulbright bürosu, Fulbright komisyonu, Fulbright bursu, Fulbright kredisi, …vb çok sayıda ad altında, yalnız Türkiye’de değil, hemen bütün ekonomik, siyasal işgali altındaki ülkelerde çalışmalarını sürdürmektedir.
 
27 Aralık 1947 tarihli;
Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması hakkındaki Anlaşma”nın en önemli özelliği; Türkiye’de kazanılacak Amerikan yanlısı kadroların eğitilme biçiminin saptanması ve bu iş için gerekli giderleri karşılama yöntemlerinin belirlenmesidir. Belirlemeler aynı zamanda, Amerika’nın Türkiye’ye göndereceği uzman, araştırmacı, öğretim üyesi adı altındaki personel için de yapılmaktadır. ABD’ye, Türkiye’de “yardım” edip “işbirliği” yapacak, geleceğin “Türk” yöneticilerini yetiştirmek üzere, Amerika’ya götürülecek Türk öğrenci, öğretim üyesi ve kamu görevlilerinin konumları da bu anlaşmayla belirlenmektedir.
 
Sözü edilen Anlaşmanın birinci maddesi şöyleydi: 
 
” Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası T.C Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır. “
Kurulacak komisyonun yetki, işleyiş ve oluşumu ile ilgili olarak 1.1 ve 2.1 alt maddelerinde ise şunlar vardır; 
 
“Türkiye’deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi eğitim faaliyetleri ile Birleşik Devletlerdeki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dahil olmak üzere finanse etmek… “
 
Anlaşmanın 5. maddesi, Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim komisyonunun kuruluşunu belirlemektedir. (Burası çok önemli)
 
“Komisyon; dördü T.C vatandaşı, Dördü de ABD vatandaşı (ki ikisi mutlak C.I.A ajanı olmuştur)olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir.”
 
Bu anlaşmayla, Milli Eğitim Bakanlığı’nda bugün çalışmalarını “etkin” bir biçimde sürdüren, personel politikalarından ders programlarına, pek çok konuda stratejik kararlar önerebilen, “Milli Eğitimi Geliştirme” adlı bir komisyon vardır. 1994 yılında 60 personeli olan bu komisyonda çalışanların üçte ikisi Amerikalıydı. 
 
Amerikalıların Türk Milli Eğitimine 1947 dan beri süregelen ilgileri günümüze dek hiç eksilmedi. 
 
Bu durum, 2007’de de böyledir ve FULBRİGHT COMMİSSİON adı altında Türk Milli Eğitimini biçimlendiren kurulun başında 2007’de Amerikan Büyük elçisi oturmaktadır. (Bugün de o kadar taviz verdiğimize göre bu şartlar muhtemelen aynı şekilde, belki de daha da ağır şekilde devam etmektedir. Bundan daha ağır ne olacaksa?)
 
Yalnızca Milli Eğitim’in değil, diğer pek çok bakanlıkların 1947’den başlayarak Amerikalı uzmanlar güdümlendiğine ilişkin acı gerçek, Türkiye’yi Amerikan yarı- sömürgesi durumuna düşürerek Türk Milleti’nin anlına bu lekeyi süren ve bu anlaşmada imzası olan İsmet İnönü tarafından, yıllar sonra, 1963’de “timsah gözyaşlarıyla” şöyle itiraf etmişti.
 
“Daha bağımsız ve kişilik sahibi dış politika izlemesini istiyoruz. Herkes aynı şeyden söz ediyor. Nasıl yapacağım ben bunu? Karar vereceğim ve işi teknisyenlere havale edeceğim. Onlar ayrıntılı çalışmalar yapacaklar ve öneriler hazırlayacaklar.
 
Yapabilirler mi bunu?
 
Hepsini çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.
Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez…”
 
Türkiye’nin Şubat 1948’de 705 bin dolar olan döviz varlığını, Mayıs 1950’de eksi 12 milyon dolara; 1946’da 214 ton olan altın varlığını 1949 sonunda 123 tona indiren, ülkenin dağarcığında yeterince altın ve döviz bulunmasına karşın Amerika’dan borç alarak ülkeyi Amerikan güdümüne sokan İsmet İnönü’nün bu yüz kızartıcı açıklamaları karşısında:
 
Madem bunları biliyordunuz, öyleyse niçin Amerika ile antlaşmalar yaparken Türkiye’ye Amerikalı uzmanlar dolmasına neden olacak maddelere imza attınız?” … demek gerekiyor.
 
İşin gerçeği bu tür Amerikan patentli anlaşmaya Amerikancı diye idam edilen Menderes yerine İnönü’nün imza atması oldukça gariptir.
 
Eğer bu yazıyı uzun demeden okuduysanız zannediyorum, 
Neden “Tarih bize yanlış öğretilmiş” dediğimizi ,
Neden Ülkemizde ABD yurttaşlarının, Bakan hatta Başbakan olabildiğini,
Neden bizlere gerçek Atatürk’ün anlatılmadığını ; artık anlıyorsunuz demektir.
 
İşin garibi ise, 1947’den bu yana gelen hiçbir hükümetin bu anlaşmayı yürürlükten kaldıralım dememesidir.
 
Türk Gencine gerçek Türk Tarihi’ni öğretmek boynumuzun borcu olmalıdır zirâ Türk Genci ‘nin cesaretinin de, ferasetinin de, idrâkinin de, inancının da kaynağı gerçek Türk Tarihi’dir. 
 
“Türk genci atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde güç bulacaktır.”
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
 
Selam ile…
 
Murat ÇALIK
31.08.2013
 
 
Not: Bu yazıda Cengiz ÖZAKINCI’nın “Türkiye’nin Siyasi İntiharı Yeni- Osmanlı Tuzağı ”adlı kitabından ve Metin AYDOĞAN‘ın “Türkiye Üzerine Notlar” kitabından alıntılar yapılmıştır.
Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                     SÜPER  ZEKA İSMETCİLER ,aşağıdaki yazılaradada YALAN diyin olurmu?Sizde islamcılar gibi İŞİNİZE gelmeyen herşeye YALAN demeyi çok önemli bir vazife olarak görüyorsunuz.

                      İslamcıların en BÖYYÜGÜ bir ara AŞKA gelip şöyle demişti ,İSLAM  İÇİNSE  HERŞEY  HALALDIR.

                      SİZDE  DEMEK  İSTİYORSUNUZKU SSAĞIR  İSMET  İÇİN HERŞEY  HALALDIR.Veeeeeeeee ,böyle düşünenlerden başka dünyada DÜRÜST insan yoktur,DİMİİİİİİİİİİİİİİİİİİ?

Birde utanmadan kalkmışınız ATEİSTFORMUN yönetilerini  suçluyorsunuz.Neden Tolonbeyi forumdan atmıyorlar deye.Aslında ben olsam onların yerinde sizi yalanlarınızdan dolayı,iftiralarınızdan dolayı sizi SEPETLERDIM.Ama yönetiler sanırım sizin bu saçmalıkklarınızı sizin CAHALLIĞINIZA yoruyorlar.

Dedeniz

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                     ATEİSTFORUMDA yıllar yıllar önce çıkan yazılarımın birkaçını ve o yazılarıma yanıt veren arkadaşların yazılarını astım buraya,cahallarımız ,atatürk düşmanları HALKKı TÜKKAKA gören sagır r ismet ve ZİLLİ ŞEF hastalarını okuyunda ögrenin.

                    ÜRK UÇAK SANAYISININ KATILI İNÖNÜDÜR

Konuyu değerlendir

  •  
  •  

Oluşturan: tolonbey,
Ekim 28, 2011 in ATEİSTCAFE

tolonbey

İşte böyleee,

İsmet desbot halk tabakasından pek hoşlanmayan, halkı tu kaka gören biriydi.

Gerçi CHP nin çoğunluğu genelde öyleydi.

Atatürk onu bu özelliklerinden dolayı başbakanlıktan alıp yerine Calal Bayarı atamıştı.

Atatürk ordudan istife edipde Istanbula dönünce,arkadaşlarını toplar ve sorar bu ülke nasıl kurtulur deye.

İsmet paşa derki,bu ülke kurtulamaz.

İngiliz mandasını kabul edelim.

Atatürk derki dağbaşı bize MEZER olanakadar çarpışacağız.

Fevzi Çakmağa sorar,ya sen ne diyürsün paşam.

Çakmak,bende sen gibi düşümüyürüm paşam der.

Digerleride savaşa devem söyler.

Bakalım İsmet nasıl KÖKLEDİ Türk uçak fabrikalarını.

Türk uçak sanayini kim engelledi?

Türkiye’nin dört yanına demiryolu hattı inşa ettiği için Atatürk'ün kendisine ‘Demirağ’ soyadını verdiği Nuri Demirağ, Türkiye'nin ilk uçak fabrikasını kurup üretime geçtiği,

ancak İnönü’nün gazabına uğradığı belirtildi.

İşte Hakan Yılmaz'ın bu konudaki yazısı:

Nuri Demirağ ismini pek hatırlayan çıkmaz. Halbuki Türkiye’nin dört yanına demiryolu hattı inşa ettiği için Atatürk kendisine ‘Demirağ’ soyadını verdi. Demiryollarından hızını alamayan Demirağ, ilk uçak fabrikamızı kurup üretime geçti;

Ancak İnönü’nün gazabına uğradı.

Böylece Türkiye kendi içinden bir ‘Boeing’ çıkarma şansını kaybetti.

Yeşilköy Hava Limanı’nın bir bölümü özel uçaklarla doludur.

Ülkede nam salmış bütün işadamlarının tercihen Chessna tipi uçakları ortalıkta arz-ı endam eder.

Gövdelerinde de uçağı satın alan hatırı sayılır işadamlarının isimleri yazılıdır.

Ne var ki bu jetlerin hiçbiri, uçağı kullanan işadamlarının kendi fabrikalarında, kendi teknisyenleri ile sıfırdan imal edilmedi

.

Yani kendi uçağına binen işadamı yok piyasada.

Bunu hayata geçirmek bir tek Nuri Demirağ’a nasip olmuş.

Olmuş olmasına ancak onun da başına uçak imalatına başladıktan sonra gelmeyen kalmamış.

Cumhuriyet ilk yıllarında yaptığı demiryolları ile yıldızı parlayan ve rotayı uçak imalatına çevirince işleri ters giden Nuri Demirağ’ın hayatı yakın tarihimizin en çarpıcı biyografilerinden birini barındırıyor.

Cumhuriyet tarihinde birçok ilke imza atmış Demirağ hakkında kaleme alınmış eser neredeyse yok gibidir.

Bu vefasızlığı bir nebze olsun gidermek yine Sivaslı bir hemşehrisi; Dr. Fatih Dervişoğlu’na nasip oldu.

Ötüken Yayınları’ndan çıkan Dervişoğlu imzalı ‘Türkiye’nin Havacılık Efsanesi: Nuri Demirağ’ adlı kitap geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı.

Demirağ’ın yaşadığı döneme ait gazete arşivlerini ve yazılı kaynakları tarayan yazar aynı zamanda Demirağ ailesinin yaşayan fertleri ile de görüşmeyi ihmal etmemiş.

Ortaya çıkan eser, yakın tarihimizde birçok hayati projenin altına imza atmış bir portrenin üstündeki perdeyi kaldırması açısından bir nimet olarak kabul edilebileceği gibi ‘uçak imalatı’ türünden ciddi stratejik önemi haiz hamlelerin ‘neden akim kaldığı’ yönündeki soru işaretlerine bir nebze de olsa açıklık getirmesi açısından önemli.

İşte bu yüzden Dr. Fatih Dervişoğlu’nun çalışmasının Adnan Nur Baykal’ın kitaba yazdığı sunuşundaki giriş bile Demirağ hakkında bir kaynak derlemenin önemini anlatmaya yetiyor:

“Nuri Demirağ adını belki duymuşsunuzdur.

Ancak neler yaptığını bilmemeniz doğaldır.

Torunu olarak ben bile, ölümünün üzerinden 50 yıl geçmesine rağmen izini sürmekte zorlanıyorum.”

Önüne dönemin hükümetinin takoz koymaması halinde bugün ‘Boeing’ ayarında dünya devleri ile boy ölçüşen bir uçak şirketi sahibi olabilecekken şimdi hakkında bilgi kırıntılarına ulaşmakta bile zorlanıyoruz.

Gelelim Nuri Demirağ’ın hikâyesine; Nuri Bey 1886 yılı Sivas doğumlu. Babasını küçük yaşta kaybetmesinden dolayı iş hayatına 17 yaşındayken atılarak Ziraat Bankası’nda memur olarak göreve başlamış. Ardından maliye şubeleri müfettişi olarak memurluk hayatına devam eden Demirağ’ın hayatı ticarete atılıp ‘Türk Zaferi’ adlı sigara kâğıdı üretimine geçmesiyle birdenbire değişmiş.

Sigara kâğıdı işinden üç buçuk senede hatırı sayılır bir servet edinmiş.

Ancak ticari hayatındaki büyük sıçramayı Samsun-Sivas demiryolu hattının ihalesini almasıyla gerçekleştirmiş.

Bu başarısı ona Samsun-Erzurum, Sivas-Erzurum, Afyon-Dinar arasındaki demiryolu hatlarının da yapımını kazandırmış ki bu sebepten dolayı Soyadı Kanunu’nun çıkmasıyla birlikte Atatürk, Nuri Bey’e ‘Demirağ’ soyadını bizzat kendisi uygun görmüş.

Sonunu getiren uçak imalatı meselesi ise Türk Teyyare Cemiyeti’nin Reisi Cevat Abbas’ın uçak almak için halktan bağış kampanyası açmasıyla başlamış.

1935 yılında 10 bin lira bağışta bulunarak hava savunmasının önemine dikkat çeken Atatürk’ü

5 bin lira ile Ankara’nın en zengin işadamı Vehbi Koç izlemiş.

Kardeşi Naci Demirağ’ın katkısı 120 bin lira olurken

Nuri Bey’in kampanyaya tepkisi şöyle olmuş:

“Mademki bir millet teyyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfünden beklememeliyiz.

Ben bu UÇAK fabrikasını yapmaya talibim.”

Bu arada Nuri Demirağ’ın aynı yıllarda devletin 212 milyonluk devlet bütçesine mukabil 11 milyonluk şahsi serveti ile Türkiye’nin en zengin işadamı olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Hem yolcu hem bombardıman uçağı

Böylelikle

Almanya,

Çekoslovakya

ve İngiltere’deki uçak fabrikalarını mühendisleri ile birlikte gezmek üzere yola koyulmuş.

1936’da bir Çekoslovak firması ile anlaşarak Beşiktaş’ta proje atölyesini kurmuş.

İş büyüdükçe, atölyeler yetmeyerek uçakların testleri için bir piste ihtiyaç hasıl olmuş ve bunun Yeşilköy’de bugün Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan Elmas Paşa Çiftliği satın alınmış.

Burada geleceğin pilotlarının yetişmesi için Nuri Demirağ

Gök Okulu,

uçak tamir atölyesi

ve hangarlar inşa edilmiş.

Tarihin garip cilvesi Yeşilköy’deki Gök Okulu’nun ilk öğrencileri arasında zamanın cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün oğulları Ömer ve Erdal İnönü de var. Ancak her ne oldu ise bir hafta sonra İnönü kardeşler okulu terk etmiş.

Türk Hava Kurumu (THK) Nuri Demirağ’a

10 adet eğitim uçağı ile

65 adet planör siparişi vermiş.

Demirağ ve ekibi, bir yandan bu siparişleri yetiştirirken, bir yandan da Nu.D.38 ismi verilen altı kişilik, çift motorlu ve gövdesi alüminyum kaplı yeni bir model geliştirmiş.

Demirağ’ın bu başarısı, Türkiye’de olduğu kadar yurtdışında da büyük yankılar uyandırmış.

Son teknoloji ile donatılan ‘Nu.D.38’in yapılması, dünya uçak sanayicilerinin dikkatini ilk uçak fabrikamızın üzerine çekmiş doğal olarak.

Ve çok geçmeden dünya havacılığında A sınıfı yolcu uçağı kategorisine alınmış.

Ayrıca yolcu uçağı olarak tasarlanan ‘Nu.D.38’, savaşta mükemmel bir bombardıman uçağı olarak hizmet verebilmesi meselenin farklı bir boyutu.

İlginç olan hiçbir zaman Demirağ’ın bu uçağının THK tarafından kabul görmemiş olması.

Bu uçağın Türkiye içinde ve hatta yurtdışı seferleri yapıyor olması bile anlaşılan THK’nın fikrini değiştirmeye yetmemiş.

Verilen siparişlerin iptali ve THK ile yıllarca süren mahkemeleri sonucu Demirağ, fabrikayı kapatmak zorunda kalmış.

Böylelikle daha sinemanın esamisinin okunmadığı 1930’larda ülkenin dört bir yanındaki salonlarda uçaklarının tanıtımını yapan Demirağ’ın havacılık serüveni

THK

ve devrin

Milli Şefi

İsmet İnönü’nün gayretleri ile son bulmuş.

Hikâyenin geri kalan kısmında da İnönü’ye kafa tutmak isteyen Demirağ’ın Türkiye’de ilk muhalefet partisi Milli Kalkınma Partisi’ni kurması var.

Demirağ’ın havacılık serüveninde devrin kudretli ismi İnönü’nün takoz koyduğunu ve dolayısıyla uçak sanayimizi baltaladığını söylemek yanlış olmaz; ancak eksik bir bilgidir.

İşin aslı Demirağ, o dönemin tek mağduru da değildir.

Nuri Demirağ, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Killigil’in de yakın arkadaşı.

Nuri Killigil Paşa ise

Türkiye’nin ilk silah ve patlayıcı imal eden fabrikatörüydü.

Ordunun bazı siparişlerini üstlenen Paşa’nın Sütlüce’deki fabrikası -Nuri Demirağ’ın uçak imalatı serüveni ile tarih benzerliğine dikkat- 1949 yılında esrarengiz şekilde infilak etti.

Nuri Paşa’nın cesedi bile bulunamadı.

Nuri Paşa’nın İsrail’le savaş halinde olan Mısır’dan yüklüce bir cephane siparişi aldığı için fabrikasının sabotaj sonucu infilak ettiği iddia edildi.

Zaman Pazar h.yilmaz@zaman.com.tr

İşteee:

Milli şefimiz dedimya halk tabakasından pek hoşlanmazdı.

Partisinin adı halk partisi ama parti sosyete begler ağalar ve kEŞLER partisiydi.

1956 da Istanbul haydar paşa eskeri hastanesinde bir gedikli pilotla tanışmıştım.

Bakın neler anlattı bana.

İsmet paşa Bahdırma hava üssümüze geldi.

Subay pilotlar sıraya girdi

Gedikli pilotlarda 3 adım ötede sıraya girmiştik.

Önce subay pilotların ellerini sıktı,hal hatır sordu.

Sonrada bizim karşımıza gelip üs komutanına sordu kim bunlar?

Üs komutanı demiş gedikli pilotlarımız.

Sağır İsmet duymadığından kim dedin diye sorar.

Komutan gedikli pilotlarımız der.(adam başbakan olmuş ama pilotunu tanımıyor)

Neyse el falan sıkmadan Konuştuğum pilota yanaşır sen nerdensin deye sordu bende Adanadanım paşam dedim,İsmet olmadı dedi.

Geçti öteki arkadaşa,onunlada tokalaşmadan sen nerdensin dedi,oda Eskişehirden paşa gene olmadı dedı.

Geçti diger arkadaşa,sen nerdensin dedi?Oda Istanbuldanım paşam deyince İsmet bozularah bağırdı.

Olmadı.

Olmadı

Olmadı

Üskomutanı sordu paşam neden olmadı?

Ulan şunların gözlerine bah,ÇAKMAK ÇAKMAK.

Bunlara bir tokat atsan ,iki tokat yersin.

Bunun için bunları

Vandan

Muşdan

Siirtten seçmek gerek.

Dersin bu yasaları kendisi degilde üs komutanı yapmış.

Sağıra bah.

Başbakan olmuş usu hala pilot dövmede.

Subay pilotlarla tokalaşıyor ama gedikli pilotlarla tokalaşmıyor,eli kirlenir diye olacah,çünkü onları halkın bir parçası görüyür.

Subay pilotlar harp okulunda okuduğundan onları kendinden düşünüyür.

Garagollara düşen halktan insanlar,ister hahlı istersede hahsız olsun gafaları gözleri yarılıp gırılmadan dışarı çıhamazlardı.Hahlıda olsa herzamaan hahsızdı çıhardı.

CHP nin geçmişi halkı kendinden sovutmuştur.

Kolay kolay Türk halkı bu partiye oy vermez.

Devletinin faydasını hiçe sayıp UÇAK fabrıkalarını kapatan birine,bir partiye Allah olsalar bile çoh zor oy verirler.

Aradan 60 yıl geçtigi halda.

Sen halkı TUKAKA görüp

Sen halka tepeden baharsan,oda sana aynı gözle bahar.

Yaşlı dedelerinize

Babalarınıza sorunda söylesinler.

Benden daha yaşlılar çok daha fazlasını bilirler.

Ülkenin UÇAH fabrıkalarını kapatan millişefmi olurmuş

Sunnilerin kendilerini EHLİSÜNNET ilen ettikleri gibi,İsmette kendini Millişef yapmış,negadarda marahmış milli olmaya.

AMADA MİLLİ.

Tolonbeg

Ekim 28, 2011 tarihinde tolonbey tarafından düzenlendi
 

Pante

  • Advanced Member
  •  
  • Pante
  • Normal Üye
  •  0
  • 8.969 ileti
  • Gender:Male
  Alıntı
Nuri Demirağ’ın uçak imalatı serüveni ile tarih benzerliğine dikkat- 1949 yılında esrarengiz şekilde infilak etti.

Nuri Paşa’nın cesedi bile bulunamadı.

Sevgili Tolonbey;

Bu yalan-yanlış bilgileri nereden aldıysan seni kazıklamışlar. Mal defolu, ver geri. :lol:

Adam, başarılı olamayınca partisini kapatıyor. DP'den bağımsız mebus oluyor.

1957'de ölüyor.

Mezarı da Karacaahmet'te.

http://www.nuridemirag.com/hakkimizda.asp

 

tolonbey

  • Advanced Member
  •  
  • Normal Üye
  •  0
  • 8.531 ileti
  • Gender:Male
  • Yazar
  •  

İşte böyleee,

Pantecigim ,İsmeti degil GERÇEGİ TUT.

Peki Pantecigim bu fabrıkaları kimler kapattırdı,yazda bilelim.

 

Türkiye Kayseri Ucak Fabrikasi - YouTube

Tolonbeg

 

Ekim 28, 2011 tarihinde tolonbey tarafından düzenlendi
 

Pante

  On 28.10.2011 at 19:34, tolonbey yazdı:

İşte böyleee,

Pantecigim ,İsmeti degil GERÇEGİ TUT.

Peki Pantecigim bu fabrıkaları kimler kapattırdı,yazda bilelim.

 

Türkiye Kayseri Ucak Fabrikasi - YouTube

Tolonbeg

 

 

Ben elbette kimseyi değil, gerçeği tutuyorum.

Yaptığım sadece yanlışa müdahale etmek.

Linki incelersen orada bile böyle bir iftira mevcut değil ki Nuri Demirağ linki.

Uçak fabrikası sadece Nuri Demirağ girişimi değildi, benim bildiğim.

Onun girişimi THK'nun siparişi iptal etmesiyle darbe yedi. Mahkemeye verdi, davayı kaybetti. Sonra da bu işi bıraktı, kendi kapattı fabrikasını.

THK'nun 1942'de kurduğu uçak fabrikası ise 1954 yılında DP tarafından MKE'süne devredildi ve sonra da kapanıp gitti.

İnönü ile hiçbir ilgisi yok.

ziobelle

  • Advanced Member
  •  
  • ziobelle
  • Normal Üye
  •  0
  • 902 ileti

Uçağı bırakında ''Devrim Arabalarına'' bakın depoya benzin koyulması unutulan yada yoksa o zamanlarda da benzin bu kadar pahalımıyda arkadaş vay bee..

Uçak o devirlerde ,ahşap donanım ve biraz metalle o zamanki teknolojinin sağlayabildiği Amerikan bezini çirişle kaplayıp kanat iskeletine sarabildiğinde yapabildiğin,asıl önemlisi kanat altına yeteri kadar havayı üfleyecek motoru ve pervaneyi taktığında uçabilecek bir araçtı..Havacılık tteknolojisi aslında karayolu teknolojisinden daha basitti o zamanlar (Bknz. Hazerfan Ahmet Çelebi..)

Her okunan şeyde doğru değildir, bunuda unutmayın.

 
 

Sonsuz ateşte yanmak nasıl bir şey olabilir ki, insan her şeye alışır : ) 1400 yıl önceki öcüler korkutmuyor artık..

tolonbey

  • Advanced Member
  •  

İşte böyleee,

 

KENDİMİZİ TANIMAK

 

 

Bir arkadaşımız Rusları küçümsemiş ve

Keşke biz de yapabilsek demiş.

Küçümsemek için önce Rusların Havacılık Tarihindeki yeri ve katkılarını incelemek gerekir. Bakınız;

www.servetbasol.com Havacilik Kronolojisi

Aslında Rusların teknolojilerini, ticari amaçlı kullanmadıklarından pek de derinlemesine bilmiyoruz.

Bu günlerde ticari amaçlı kullanım için üretim girişimleri mevcut ama yine satan ile alan arasında kaldığından yeterince bilgilenemiyoruz.

Gelelim "Keşke" Konusuna.

Havacılık tarihinde yaptıklarımız, hiç de öyle görmezden gelinecek ve küçümseneTarihimizebakınca göğsümüzü kabartan olaylara rastlıyoruz ama birileri bunların devamına ya da geliştirilmesini engellemiş bir şekilde.Yani kendimizi aciz duruma düşüren yine bizleriz.Başkalarına kızmayın ve Atatürk’ün ölümünden sonra olan gelişmelere daha bir dikkatle bakın!

1911-06-28 İlk Türk Pilotları – Fesa ve Yusuf Kenan Beyler

28 Haziran 1911'de yapılan sınavda en yüksek notu alan Süvari Yüzbaşı Fesa ile İstihkam Teğmen Yusuf Kenan Beyler, uçuş eğitimi için Temmuz 1911'de Fransa'daki Bleriot Fabrikası'nın uçuş okuluna gönderilmiştir. Süvari Yzb. Fesâ Evrensev ve İstihkâm Tğm. Yusuf Kenan Beyler, 21 Şubat 1912 yılında eğitimlerini tamamlayarak 780. ve 797. sıra no’lu Fransız havacılık diplomalarıyla, 1912 Nisan ayında İstanbul’a döndüler ve Türk ordusunun ilk pilotları oldular. Türk Hava Kuvvetleri' nin 1 numaralı savaş pilotu brövesine sahip olan ve Türk havacılık tarihine geçen bu pilot, Yüzbaşı Fesa Bey 'dir.

1912-01-XX Türkiye’nin İlk Hava Alanı

Mahmut Şevket Paşanın emriyle Ayastefonos (Yeşilköy) ile Safraköy (Sefaköy) arasında ilk havaalanı yapıldı. 700 metre genişliğinde ve 1500 metre uzunluğundaki çimlerle kaplı bu alanda, 16’şar metre yüksekliğinde iki de hangar bulunuyordu.

1912-07-03 Türklerin İlk Uçuş Okulu

Yeşilköy'de (Ayastefanos) Hava Okulunun (uçuş okulu) açılmasıyla Türk Ordusu, uçucu subaylarını ülkesinde yetiştirmeye başlamıştır. Türk askeri havacılığının gelişmesinde ve güçlenmesinde en önemli aşamalardan birisi olan Hava Okulu'nun açılmasından sonra Türk Ordusu'nda havacılık çalışmaları hızlanmış, personel sayısı çoğalmış ve kısa zaman içerisinde birliklerde hava bölükleri (tayyare bölükleri) kurularak havacılar aktif kıt'a görevi yapmaya başlamışlardır.

1913-xx-XX İlk Mühendis Pilotumuz

1913 yılında temel uçuş eğitimini tamamlayan pilot (Ord. Prof. Dr.) Ali YAR, dünyanın ilk üç uçak mühendisinden biridir. Paris Üniversitesi’nden 1911 de "Licencie" olarak mezun oldu. 1915 de Darülfünun Fen Fakültesi Cebr-i Ala muallim muavinliğine ve 1924 tarihinde müderrisliğe terfi etti. 1 Ağustos1933 tarihinde de Ordinaryüslüğe yükseltildi. 1933-1938 yılları arasında Fen Fakültesi Dekanlığı yaptı ve 1955 tarihinde emekliye ayrıldı.

________________________________________________________________________________________________

Daha sonra Türkiye’nin olanak sınırlılıklarına karşın yerli sanayi oluşturma çabaları söz konusu iken, II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Marshall yardımı şartları ile birlikte uçak üretimi durmuş, yeni projeler THK Uçak ve Motor Fabrikaları’nın üretim faaliyetlerini sekteye uğratmıştır_______________________________________________________________________________

1914-xx-XX İlk Türk Teknik Havacılık Kitabı

Tayyareci Üsteğmen Mithad Nuri, “Vasıta-i Tayyare” isimli ilk Türkçe teknik havacılık kitabı yazdı.

1914-02-12 İlk Türk Posta Uçuşu

İstanbul-Kahire hava seferinde, Nuri Beyin uçtuğu “Prens Cellaleddin” isimli uçak Deperdussin tipindedir, Fethi Bey’in uçtuğu uçak ise Bleriot modelidir.

İstanbul’dan, bugün Yeşilköy olarak bilinen Ayastefanos’ta kurulmuş olan Tayyare Mektebinden hareket etmişlerdir.

12 Şubat 1914 tarihinde, Pilot Yüzbaşı Nuri ve Gözlemci Yüzbaşı İsmail Hakkı beylerin kullandığı Prens Celaleddin adlı uçakla Lefke-Bilecik arasında ilk postayı taşır.

Kahire yolunda Fethi Bey, Teberiye Gölü yakınlarında 27 Şubat 1914’te şehit olmuş, Nuri bey ise 11 Mart 1914’te Yafa’da şehit olmuştur.

14 Mart 1914’de Şam’da Selahaddin Eyyubi Türbesi’ne gömüldüler.

Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk şehitleridir.

Bu ilk Hava Şehitlerinin anısına, İstanbul’un Fatih semtinde 1914 yılında bir anıt yapılmasına başlanmış ve anıt 1916 yılında bitirilerek törenle açılmıştır.

Bu anıtın açılışında yapılan tören, aynı zamanda Türk Hava Şehitleri için düzenlenmiş olan ilk anma günü olmuştur 14 Mart.

Birinci bölümün sonu.

=======================

1923-Türkiye’de ilk Hava Yolcusu taşıma.

Vecihi Hürkuş, Türk toprakları üzerine gerçekleştirdiği ilk yolcu seferinde Edirne - Caproni Breda arası dokuz yolcu taşıdı.

1925-01-25 İlk Türk tayyaresi

Vecihi Hürkuş, ilk Türk tayyaresini üretti (1924 İzmir). İlk uçuşu 25 Ocak, 1925'te gerçekleştirildi.

1925-02-16 Türk Tayyare Cemiyeti kuruldu.

ATATÜRK’ün emriyle, daha sonra 1935 yılında Türk Hava Kurumu (THK) adını alacak olan, Türk Tayyare Cemiyeti kuruldu.

1925-xx-XX İlk Planör İmalathanesi

Türk Tayyare Cemiyeti’nin Ankara-Akköprü’de kurduğu marangoz atölyesi, daha sonraları Planör imalathanesi halini aldı.

1925-08-15 Tayyare Otomobil ve Motor Türk Anonim Şirketi kuruldu

TOMTAŞ, Alman Junkers Flugzeugwerke A.G firması ve Türk Tayyare Cemiyeti (TTaC)'nin ortak girişimi olarak kurulan bir şirkettir.

I. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılan Almanya’nın Versay Antlaşması ile kısıtlanmış uçak imalatları sonucu elindeki birikimlerini eski müttefikleri olan Türkler’e aktararak havacılık çalışmalarına devam etme istekleri büyük etken oldu.

Yapılan antlaşma sonucu Türk Hava Kuvvetleri’nin ihtiyacı olan her türlü uçağı ve motoru üreterek bunların revizyonunu yapacak ve her türlü makine aksamı Junkers firması tarafından karşılanacak olan Kayseri Uçak ve Eskişehir Bakım Tesisleri kuruldu.

1925-01-25 Vecihi K VI

Havacılığa gönül vermiş, Kurtuluş Savaşı'na tayyareci olarak katılan Vecihi Hürkuş, kendi tasarladığı Vecihi K VI adlı uçağı imal etti.

Uçağı için uçuş müsaadesi istemiş, uçabilirlik sertifikası için bir teknik heyet oluşturulmuş, ancak teknik heyetin içerisinde tayyareyi uçuracak ve kontrol edecek personel bulunmadığından gecikmiştir.

İzin almadan uçtuğu için cezalandırılınca da, istifa ederek Hava Kuvvetlerinden ayrılıp Ankara’ya gider ve kurulmakta olan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (T.Ta.C.) katılır.

T.Ta.C. Fen şubesini organize etmekle görevlendirilir.

1926-04-23 Tayyare Makinist Mektebi hizmete açılır.

Türk Havacılığının gereksinimi olan teknik personelin eğitilmesi amacıyla Türk Tayyare Cemiyeti, "Tayyare Makinist Mektebi"ni hizmete açtı.

1926-xx-XX Eskişehir Uçak Fabrikası

TOMTAŞ döneminde fabrikada teknisyen olarak çalışan, Kurtuluş Savaşı pilotlarından Vecihi HÜRKUŞ, Vecihi-14 adıyla bir uçak geliştirildi ama başarılı olunamadı.

1930’da, Fransa’da eğitimini tamamlayarak yurda dönen Selahaddin Reşit (ALAN) Bey’in tasarımını yaptığı MMW-1 tipi eğitim uçağının üzerinde çalışıldı.

Uçağın prototipi 1932’de tamamlandı.

Hızı 200 km/saat, havada kalma süresi 2,5 saat olan ve bazı parçalarının Kayseri Fabrikası’nda imal edilen uçağın uçuş testleri tamamlanamadan proje yarıda kesildi.

Eskişehir fabrikası, uçak bakım faaliyetlerine 1960’lı yıllardan sonra jet uçak ve motorlarının bakımlarını üstlenerek devam etti.

1927-xx-XX İlk Türk Hava Fotoğrafçılığı

Junkers F 13 uçağı ve Zeiss-jena'dan bir el resim kamerası (HMK C/12, 13x18 cm, f=21 cm) ve bir otomatik seri resim kamerası (RMK C/3, 18x18 cm, f=21 cm) ve bir adet rödresman (SEG C/3, 18x24 cm) satın alındı.

1928-10-06 Kayseri Uçak Fabrikası Resmen Açıldı.

1929-xx-XX THK, FAI üyeliğine Kabul edildi.

1927 yılında Türk Hava Kurumu havacılık faaliyetlerinin dünya çapında gelişmesini sağlayan ve sportif havacılık konusunda uluslararası boyutta en üst düzeyde organ olan Uluslararası Havacılık Federasyonu'na (FAI) üyelik başvurusunda bulundu.

1929’da, tam üyeliğe Kabul edildi.

Kurum, o günden beri ülkemizi, hava sporları konusunda, yurt içinde ve yurt dışında başarıyla temsil etmektedir.

120 Alman ve 50 Türk’ten oluşan ekip fabrikayı 1926 yılında üretim için tesis etmiş ve dönemin Milli savunma Bakanı Recep Peker kuruluşundan iki sene sonra açılışını yapmıştır.

Türk-Alman ortak üretim şirketi arasında yüksek maliyet ve işgücüne dayalı anlaşmazlık mahkemeye intikal ettirilmiş ve üretimi planlan Junkers A-20 ile Junkers F-13 Limosine uçaklarının üretime geçirilmesi durdurulmuş, 28.05.1928’de TOMTAŞ’ın lağv edilmesiyle fabrika kapatılmıştır.

Anlaşmazlığın temelinde ise, Türkiye’nin tüm Boksit ve Petrol depolarında Almanya’nın, haklarının olduğu iddiasının olduğu ileri sürülmüştür.

400 milyon tonluk Türkiye Boksit rezervine ortak olmak gibi bir niyeti olan Alman şirketinin bu iddialarının önünü kesmek için Türk Tayyare Cemiyeti anlaşmayı feshetmiş ve Junkers’in tüm hisselerini satın alarak, fabrikayı 1930’da Milli Savunma Bakanlığı’na devretmiştir.

Fabrika sonradan Hava Müfettişliği’nin emrine verildi.

1932 yılına kadar burada 15 adet Junkers A-20 imal edildi.

Bunlar tamamen metal yapım olup Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk telsizli uçaklarıydı.

1932’ den sonra ilk anlaşma Amerikan Curtis-Wright grubuyla yapıldı.

Anlaşmada Curtis’den

av,

yolcu

ve Fledgling uçakları alınması planlandı.

Bununla beraber Curtis-Wright uçaklarının montajının Kayseri’de yapılmasına karar verildi.

Bu anlaşma sonrasında yapılan anlaşmalarla fabrika, II. Dünya Savaşı’na kadar içlerinde Alman Gotha 145, İngiliz Miles-Magister gibi uçaklarında bulunduğu 112 adet uçak imal etti.

1939’da fabrikanın uçak üretim, bakım ve revizyon hakkı Türk Hava Kuvvetleri’ne verildi.

II. Dünya Savaşı’ndan sonra başlayan Amerikan Marshall yardımı sebebiyle uçak üretimi durduğundan yeni projeler devreye konulmadı, tesisler uçak bakım ve onarımı amacıyla 1950’de Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi oldu.

Not: 1. Dünya Savaşının ve devamında 2. Dünya Savaşının temel nedeninin Petrol olduğu göz önüne alınırsa ve Petrol Savaşları günümüzde hala mevcut ise, Türkiye üzerinde oynanan oyunlara daha başka bir göz ile bakmak gerekir.

Marshall Yardımı adı altında Türk sanayi ve Eğitim Sistemi üzerine konan ipotek (başka bir deyişle teslimiyet), hava ve demiryollarından vazgeçilerek petrol ve yan sanayi ürünlerinin tüketimine dayalı “Karayolu” nu ulaşımda ve sanayide kalkınma için temel araç olarak seçmemiz (ya da seçmeye teşvik edilmemiz), denizi doldurarak Topkapı Sarayı Duvarları boyunca sahil yolları, Beşiktaş Bulvarı, daha sonraları Otoyol yapımı

ve bir Cumhurbaşkanı’nın dediği “Demiryolları Komünist işidir” veciz sözü, ülkemizin nereden nereye geldiğinin çok açık bir ifadesidir.

İkinci bölümün sonu.

=======================

1930-09-16 Vecihi K-XIV

1930 yılı yıllık iznini 2 ay ücretsiz olarak uzatıp Kadıköy’de bir keresteci dükkânını kiralayarak 3 ay içinde ilk Türk sivil uçağını, aslında ikinci uçağı Vecihi K-XIV uçağını inşa etmiştir.

İlk uçuşunu 16 Eylül 1930’da Kadıköy Fikirtepe’de büyük bir kalabalık ve basın topluluğu karşısında yapmıştır. Uçak iki kişilik, tek motorlu spor ve eğitim uçağıdır.

Uçağı ile birlikte uçarak Ankara’ya dönmüş, Ankara üzerinde bir gösteri yapmış, Başbakan İsmet İnönü ve bazı komutanlar tarafından uçağı incelenerek tebrik edilmiş.

Uçabilirlik sertifikası verilmesi için İktisat Bakanlığına müracaat ederek müsaade istemiş, 14 Ekim 1930’da, “Tayyarenin teknik vasıflarını tespit edecek kimse bulunmadığından gereken vesika verilmemiştir” cevabını almıştır.

Evettttttt,bu izni vermeyenler uçak üreten ülkelerden yüklü rüşvet almıştırlar

Üçüncü bölümün sonu.

=================

1931-xx-XX Vecihi K-XIV ile Türkiye Turnesi

THK Vecihi Hürkuşu, kendi atölyesinde ürettiği Vecihi K-XIV uçağı ile bir Türkiye turu yapmasını ister.

Uçuş, büyük bir başarıyla tamamlanmıştır.

Kurum şubeleri bağışlarla zenginleşmiştir, ama 3 Kasım 1931 tarihli telgrafta büyük yardımcısı makinisti Hamit’in işine son verilir Hürkuş’a ödenen uçuş tazminatı kesilerek Vecihi XIV uçağı uçuştan men edilir.

Evetttt, görüyürsünüz ne oldurulmuş uçak sanayısı üstünde.

Devem edelim ana yazıya.

1932-04-21 İlk Türk Sivil Pilot okulu

Vecihi Hürkuş, ilk Türk Sivil Tayyare Mektebi’ni kurar.

İkisi kız olmak üzere 12 öğrenci kaydolur.

27 Eylül 1932’de eğitim ve öğretime başlanır.

Okulun gayesi Türk gençliğini havacılığa alıştırmak, tayyareci kuşaklar yetiştirerek Türkiye Cumhuriyeti hava ordusunun yedek gücü olmaktı.

Okulun motorlu ve motorsuz iki şubesi olacaktı.

Eğitim teorik ve uygulamalı olarak yapılıyordu.

Büyük bir atölyesi vardı.

Kalamış’ta bir hangar ve uçuş alanı olarak kullandıkları küçük bir sahası, bir de Fikirtepesi’nde uçuş alanları vardı.

İlk 12 öğrenci Sait, Tevfik, Muammer, Abdurrahman, Salih, Osman, Rıza, Hikmet, Hüseyin, Kenan, Bedriye ve Eribe idi.

Öğrencilerin eğitim sırasında hiçbir kazası olmamıştır.

Zor koşullarda eğitim yaparken bazı kurumların, örneğin Tekel İdaresi’nin ve İş Bankası’nın reklâmlarını yapmış, bazı vatansever yetkili kuruluşların da yardımları olmuştur.

1932-xx-XX Selahattin Reşit Bey ve MMV-1

Türk Tayyare Cemiyet'inin yurt dışında eğittiği mühendislerden Selahattin Reşit Bey ve ekibi, motor ve pervanesi dışında tüm parçaları Türk malı olan ikinci ulusal tipteki uçağımızın (MMV-1) prototipini üretti.

Bu üretim, bütün yurtta çok büyük heyacan yarattı.

(İlk üreten V.Hürkuş 1924-İzmir).

1933-05-20 Havayolları Devlet İşletme İdaresi (HDİİ)

Havayolları Devlet İşletme İdaresi (HDİİ), Türkiye’de sivil havayolları kurmak ve hava taşıma yapmak üzere görevlendirildi.

1933-08-XX İlk Kadın Pilotumuz - Bedriye Tahir GÖKMEN

Bedriye Tahir GÖKMEN, Vecihi Sivil Tayyare Mektebi mezun olan ilk kadın pilotumuzdur.

Dördüncü bölümün sonu

=======================

1935-05-03 Türk Hava Kurumu (THK)

Kongre kararıyla Türk Tayyare Cemiyet'in ismi "Türk Hava Kurumu" (THK) olarak değiştirildi.

1935-05-03 Türkkuşu kuruldu.

Atatürk'ün yıllar boyu her gittiği yerde konuşmalar yaparak gençliğe vermek istediği havacılık aşkı, havacılık coşkusu, kısa sürede sonuca ulaştı ve gençler akın akın Türkkuşu'na koşmaya başladı.

Kurum, vatan göklerine aralarında Atatürk'ün manevi kızı ve dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha GÖKÇEN'in de bulunduğu, birçok değerli elemanlar yetiştirdi.

1936-xx-XX Nuri Demirağ ve NuD-36

Nuri Demirağ İstanbul Beşiktaş'ta, dizayn ve prototip çalışmaları yapacak büyük bir atölye ile Sivas-Divriği’de seri imalat yapacak bir uçak fabrikası ve havacılık okulu kurma girişimde bulundu. Selahaddin ALAN’ın ve Alman uzmanların yardımıyla 1937 yılında Beşiktaş-Barbaros Hayrettin İskelesi’nde Etüt Atölyesi’ni ve 1941 yılında Divriği’de çok sayıda pilot ve teknisyenin yetişeceği Gök Uçuş Okulu’nu kurdu.

İlk paraşüt imalatı da DEMİRAĞ’ın çalışmaları arasında yerini aldı.

Etüt Atölyesi;

montaj atölyesi,

dökümhane,

motor ve pervane imalathanesi,

malzeme muayene ve teknik laboratuarları olan bu okul,

uçak imalat fabrikası haline getirildi.

Nuri DEMİRAĞ Yeşilköy’de, şimdi Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan arazide, uçuş sahası da yaptırdı. Beşiktaş'taki atölyelerde uçak mühendisi Selahattin Reşit Alan yönetiminde ilk uçak, 1936'da yapılır ve tek motorlu bu uçağa NuD-36 adı verilir.

1936-xx-XX İnönü Planör Kampı

İnönü Planör Kampı hizmete girdi.

1937-xx-XX Vecihi Hürkuş ve Mühendislik Diploması

Vecihi Hürkuş, Atatürk'ün emriyle Uçak Mühendisliği eğitimi alması için Almanya’da Weimar Üniversitesi’ne gönderilir.

1939'da Tayyare Mühendisi diploması alarak yurda dönen Hürkuş'a, “iki yılda mühendis olunmaz" denilerek mühendislik ruhsatı verilmez.

Hürkuş ruhsatı, Danıştay kararı ile alır.

Eğitim için gittiğinden beri Türk Hava Kurumu’nda da yönetim değişmiş, vazifeleri başkalarına verilmiştir.

O günkü koşullarda teknik imkanın olmadığı Van’a tayin edilir.!

Bunun üzerine istifa ederek kurumdan ayrılır.

Evetttttttt buna uçağın tekerlegine çomah sohma denir.

Neyse

1937-xx-XX Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı

Etimesgut Motorlu Uçuş Kampı ve aynı yıl yapılan Ankara ve İzmir Paraşüt kuleleri, binlerce gencimizi biraraya getirir.

1938-xx-XX Nuri Demirağ ve NuD-38

1938'de çift motorlu olarak yapılan ikinci uçak ise NuD-38 adını alır.

Çift motorlu, barışta yolcu uçağı, savaşta istenildiği zaman eksiksiz bir bombardıman uçağı görevini görecek şekilde yapılan ve saatte 270 kilometre hıza ulaşan, 5.500 m yükseğe çıkabilen NuD-38’in yapılması, dünya uçak sanayicilerinin dikkatini birden Türkiye'ye ve Nuri Demirağ'ın uçak fabrikasına çeker.

Ürettiği NuD-38 adını taşıyan çift motorlu 6 kişilik yolcu uçağı yurt dışında büyük ilgi görür ve bu uçaklar Dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alınır.

Başarılı uçuşlardan sonra bu uçakların seri üretimlerinin yapıldığı ve bir kısmının da yurtdışına satıldığı bilinmektedir.

Fakattttttttt (bir TAKOZ daha )1939’da THK, sipariş ettiği uçakların imal edilen prototipe uygun olmaması, uçakların akrobasi kabiliyetinin bulunmaması ve zamanında teslimat yapılmaması gerekçeleriyle sözleşmeyi feshetti.

Nuri DEMİRAĞ’ın THK’ya açtığı davada bilirkişinin DEMİRAĞ hakkında olumlu rapor vermesine rağmen mahkeme THK’nın lehinde karar verdi ve bu karar DEMİRAĞ’ın havacılık konusundaki faaliyetlerine büyük ölçüde sekte vurdu.

DEMİRAĞ’a

İspanya,

Irak

ve İran’dan gelen teklifler, hükümet tarafından engellendi (anlayacanız kendini milli ilen edenler tarafından)

Gök Okulu kapatıldı.

Yeşilköy’deki tesisler, havaalanı yapılmak üzere istimlak edildi.

Elde kalan uçaklar ise, devredilemeyip hurdacıya satıldı.

Bu gibi olayların doğurduğu zorluklarla 1945 yılında tesisler kapatılır.

İşteeee:Adam milli şef nasıl olmuş gördünüzmü?

Daha neler yaptı neler bu duymaz adam.

Beşinci bölümün sonu.

=======================

1941-08-17 Yeşilköy Tesisleri Açılışı

Nuri Demirağ, uçak tamir atölyesi, hangarlar, ve deniz uçakları için sahilde bir kızaktan oluşan Yeşilköy tesislerini 1941 yılında gerçekleştirir.

Okul 1943 yılına kadar 290 pilot yetiştirir, İstanbul Teknik Üniversitesi'nin özellikle mühendislik bölümü öğrencilerinin staj yeri olur bu okul.

Hatta mühendislerin birçoğu pilot olur.

Cumhuriyet döneminde mühendis pilotların çoğu, yoğun olarak bu dönemde olmuştur.

1942-xx-XX Etimesgut Uçak Fabrikası

Etimesgut'ta daha önce kurulmuş olan atölyelerin genişletilmesiyle Uçak Fabrikası projesini gerçekleştirir.

Etimesgut Uçak Fabrikası'nda 1200 işçi ve Türklerin yanında başta müdür Wedrychowski olmak üzere 35 kadar Polonyalı mühendis ve teknisyen görev alır.

Atatürk Orman Çiftliği arazisinde 60.000 m2'lik bir alanda kurulur.

Fabrika için 4.5 milyon lira, makine teçhizatı ile birlikte toplam 9 milyon lira harcanır.

Lisansör firma İngiliz De Havilland'dır, makineler İngiltere, Amerika ve İsviçre'den temin edilir.

Bir süre yabancı lisanslı uçak motoru imalatı ve onarımı yapan fabrika kapasitesinin çok altında çalıştırılmış, pek çok yan üretimde (musluk, piston, kuyu tulumbası vb.) bulunmuştur.

Etimesgut uçak fabrikası girişiminin önemli özelliklerinden bir tanesi, yurtdışından patentli uçakların üretim ve revizyonunun yanında tamamı yerli tasarım uçaklar geliştirmek üzere bir etüt bürosunu içeriyor olmasıdır.

6 yüksek mühendis,

4 mühendis

ve 11 teknik ressam olmak üzere 21 kişilik bir ekipten oluşan bu birim, 1952 yılına kadar 16 tip uçak tasarımı gerçekleştirmiş, bunlardan 12'si sonuçlandırılmış ve bu süreçte 126 adet Türk tasarımı uçak üretilmiştir.

Bu projeler arasında deneysel delta kanat planör gibi öncü teknolojilere sahip olan THK 13, Paris'te havacılık fuarında sergilenmiş ve ilgi görmüş, ambulans/turizm uçağı olarak tasarlanmış olan THK 5/5A Danimarka'ya ihraç edilmiştir.

_________________________________

Türkiye Cumhuriyeti'nin uçak üretmekten vazgeçtiği 1950'li yıllarda THK-16 kodlu ve Mehmetçik isminde eğitime yönelik bir jet tasarımının THK tarafından geliştirilmekte olduğu bilinmektedir.

Menderes Türk uçak sanayısının ikinci katılıdır_______________________________

1942-09-09 İlk Harita Subayı Şehitlerimiz.

Kandıra'da düşen fotogrametri uçağında, üç harita subayı şehit oldu.

1947-xx-XX Ankara Rüzgar Tüneli.

THK’nın araştırma üniteleri arasında yer alan ART’nin yapımına 1947 yılında Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından başlanmış, mekanik ve motor aksamları 1950 yılında monte edilen tünel, kısmen işler duruma gelmiştir.

Ankara rüzgar tüneli (ART) de bu doğrultuda, uçak tasarım ve geliştirme sürecinde gerekli araştırma-geliştirme altyapısını ve uçuş öncesi ölçümleri sağlama işleviyle ihtiyaç duyulmuş önemli bir bileşen olarak gerçekleştirilmiştir.

Rüzgar tünelleri, havada hareket eden ya da bir hava akımının etkisinde kalan her türlü araç ve yapının üzerine etki eden aerodinamik kuvvet ve momentlerin bulunması, akım şeklinin ve yapısının belirlenmesinde kullanılan araçlardır.

Gerçek uçuş öncesinde ölçekli modeller yoluyla gözlem ve test imkanı sağlayan tesisler olarak rüzgar tünelleri, 20. yy başından itibaren havacılığın gelişiminde önemli rol sahibi olmuşlardır.

Etimesgut Uçak Fabrikası ile eş zamanlı olarak rüzgar tünelinin kurulması kararı, ülkedeki havacılık sanayisi adına hedeflenenlerin, havacılığa dair teknolojinin ülke sınırları içinde üretilmesini de içerdiğinin önemli bir işaretidir. İnşa edildiği dönem için ART'nin büyüklüğü ve teknolojisi itibarıyla Balkanlar dahil yakın coğrafyada bir benzerinin olmadığı ve Avrupa'nın önde gelen rüzgar tünellerinden olduğu anlaşılmaktadır.

1956 yılında Genelkurmay’a devredildi ve bir süre için depo olarak kullanıldı.

AHT günümüzde TÜBİTAK-SAGE bünyesinde hizmet vermektedir.

1954-03-20 Sivil Havacılık Dairesi Başkanlığı Kuruldu

6382 sayili Kanun ile Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde kurulan "Sivil Havacılık Dairesi Başkanlığı kurulur.

1954-11-29 Hürkuş Havayolları.

Hürkuş Havayollarını kuran Vecihi Hürkuş, Türk Hava Yolları’nın seferden kaldırdığı uçaklardan 8 tayyareyi Ziraat Bankasından kredi ile almıştı.

Bir takım güçlüklerle uğraşarak, hava yollarının sefer yapmadığı yerlere seferler koyup izin vermediklerinde gazete taşıyarak çalışmak istedi ama sabotajlar, uçaklarının parçalanması ve sonunda uçuştan men edilerek engellenmesi ile uçamadı.

(görüyürsünüz,satılmışlık nasıl oluyor,buda çoh çohda fazla müslüman ülkelerde oluyor,para için vermedikleri şeyleri yok)

Buna rağmen usanmadı, elinde kalan son uçağını da Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün emrinde kullanarak Güney Doğu Anadolu’da

torium,

uranium

ve fosfat arayarak zor doğa koşullarında çalıştı,

sabotajlar v

e engellemeler sonucunda, havayolu şirketinin faaliyetlerine son verdi (1960).

Uçakların borçları nedeniyle hayatının son günlerinde zor anlar yaşayan Hürkuş'un, Hayatının sonlarında çok sıkıntı çekti,

uçamayacak duruma düşürülen uçaklarının sigorta giderleri ve bunların faizleri de borcuna eklendiğinden, I. Dünya Savaşı'nda gösterdiği başarılar ve vatana hizmeti dolayısıyla bağlanan çok yetersiz maaşına bile haciz kondu.

Ankara'da anılarını yazdığı sıralarda beyin kanamasından komaya giren Vecihi Hürkuş, 16 Temmuz 1969 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde hayata gözlerini yumdu.

İşteee:Bu vatana bu halka azımla hızmat edenler DIŞ BABALARININ BUYRUHLARINI TUTARAH bu ülkeye bu halka böyle ıhanat etmektedirler.

Alıntı: eKutuphane http://www.servetbasol.com/Articles/HavacilikKronolojisi.htm

Beşinci bölümün sonu.

===============================

Türk Sivil Havacılığının bu müthiş gelişimi ve saldırgan ülkelerin Türkiye planları karşısındaki durumu ilginçtir.

Tarafsız kalma politikası yürüten Atatürk, sanayi devrimine geçişteki en önemli ve en kıymetli unsurun insan olduğunu bilmekte idi.

Birey yetiştirmek, onun ilk hedefi idi.

Bu nedenle Köy Enstitülerini kurdu.

Köy Enstitüleri eğitim modeli, bireylere olayların farkına varabilme yetisi kazandırıyordu.

Kendi bilincine varan, ülkesinin ve dünyanın değerlerinin farkına varır.

Bu da yurttaşlık bilincini yaratır.

16.400 kadın ve erkek öğretmen ile

7300 sağlık memuru

ve 8756 eğitmen yetiştirmiştir.

Mezunlar arasında Mehmet Başaran (doğ. 1926),

Talip Apaydın (doğ. 1926),

Fakir Baykurt (doğ. 1929) ve

Mahmut Makal (doğ. 1933) gibi yazarlar da bulunmaktadır.

Şiir,

hikaye

ve romanlarında köy sorunlarını işleyen bu yazarlar,

sosyal,

kültürel

ve siyasal etkinlikler de göstererek köy insanının dünyası için bilinç yaratmışlardır.

Köy Enstitüleri'nin işleri toplu alınan kararlarla yürütülürdü.

Hafta sonlarında, bu çalışmalarla ilgili olarak kıyasıya tartışmalar yapılırdı.

En küçük bir yolsuzluğun gözden kaçmamasını sağlayan aşağıdan yukarıya bir denetim düzeni bulunmaktaydı.

Peki Atatürk'ten sonra ne oldu.

Marshall Yardımı ve sonra NATO, nasıl etkiledi bizleri;

- Önce Enstitülerin yöneticileri ve öğretmenleri değiştirildi.

Arkasından 2000 öğrenci sınıfta bırakılarak enstitülerden uzaklaştırıldı.

Babalarına tazminat davası açıldı.

- 1947'de çıkarılan 5117 ve 5129 sayılı yasalarla köylerde görev yapan enstitülü öğretmenlerin kurumları ile ilişkisi kesildi.

Ellerinden araç gereçleri alındı.

- Yüksek Köy Enstitüsü, 1947-1948 öğretim yılında kapatıldı.

- 9 Nisan 1947 günü bir yönetmelikle öğrencilerin yönetimde söz sahibi olmalarına son verildi,

ders dışı çalışmaları kısıtlandı.

- 9 Mayıs 1947 günlü genelgeyle karma eğitime son verildi.

- 20 Mayıs günlü genelgeyle enstitü kitaplıklarında sakıncalı görülen kitaplar ayıklandı ve yakıldı.

- 1948'de enstitülerde izlenen programlar öteki okullarınkine çevrildi, iş eğitimine son verildi.

- Enstitüleri bitiren öğretmenler amaç dışı olarak ilkokul veya gezici başöğretmenliklere atandı.

- Birçok enstitü mezunu öğretmenin, yedek subaylık hakkı ellerinden alınarak çavuş çıkarıldı.

- Artık, gazetelerde kimi yerlerde Köy Enstitülü öğretmenlerin komünistlik yüzünden tutuklandıkları haberleri yayınlanmaya başladı."

Şimdi etrafımıza bakıp Atatürk'ün ve devrimlerinin nasıl boğazlanıp nefessiz bırakıldığını görebiliriz.

Bunu kimler yaptı? Kimleri suçlamalıyız?

 04 Temmuz 1948’de Marshall Yardım Planı kabul edildi.

Marshall Yardımı adı altında Türk sanayi ve Eğitim Sistemi üzerine konan ipotek (başka bir deyişle teslimiyet),

hava ve demiryollarından vazgeçilerek petrol ve yan sanayi ürünlerinin tüketimine dayalı “Karayolu” nu ulaşımda ve sanayide kalkınma için temel araç olarak seçmemiz (ya da seçmeye teşvik edilmemiz), denizi doldurarak Topkapı Sarayı Duvarları boyunca sahil yolları,

Beşiktaş Bulvarı,

daha sonraları Otoyol yapımları

ve bir Cumhurbaşkanı’nın dediği “Demiryolları Komünist işidir” veciz sözü, ülkemizin nereden nereye geldiğinin çok açık bir ifadesidir.

• 1939’da fabrikanın uçak üretim, bakım ve revizyon hakkı Türk Hava Kuvvetleri’ne verildi.

Amerikan Marshall yardımı sebebiyle uçak üretimi durduğundan yeni projeler devreye konulmadı

,

tesisler uçak bakım ve onarımı amacıyla 1950’de Kayseri Hava İkmal ve Bakım Merkezi oldu.

 27 Aralık 1949’da imzalanan “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Antlaşma…”

“Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu antlaşma ile belirlenen ve parası Türk Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetiminikolaylaştıracaktır.”

“Komisyon dördü T.C. Vatandaşı ve dördü ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir

Bu yeni eğitim programları da, semeresinin çok kısa sürede verdi.

Kur'an kursları sayısı;

1925’ten 1934 yılına kadar 9-10

1934’ten 1945 yılına kadar 14-41

1945’ten 1950 yılına kadar 41-127

1950’den 1996 yılına kadar 127-5949

1996’dan 2000 yılına kadar 5949-3305 arasındadır.

Çünkü Amerika, 50 yıllık planı doğrultusunda Rusya’yı güneyden saracak en güçlü birliğin İslam birliği olacağını düşünmüş ve Komünizm'i en büyük tehlike diye 50 yıllık plan olarak tanıtmış ve savunma stratejisi olarak da "Müslümanlığı" kullanmıştır.

Bunun sonucu gelinen durum El Kaide; Ruslara karşı kurulan dini örgütler ve beslenen radikal İslam.

Görsel bir şekilde ilan ettiği ikinci 50 yıl planında ise “En büyük tehlike İslami Terör” olarak ilan edilmiştir.

Bu gün her

60,000 kişiye 1 hastane,

900 kişiye 1 doktor,

350 kişiye 1 cami,

780 kişiye 1 din görevlisi düşüyor.

Türkiye'de 1.435 iken Almanya'da 11,000 kütüphane var.

Marshall Planına biz talip olduk.

NATO’ya girmek için Kore'ye biz asker gönderdik.

Havacılığın lafımı olur,

tarımı biz bıraktık,

genleri değiştirilmiş tohum ile 1'e 50 kazanalım diye.

Biz, zorla ya da kaybedilen bir askeri savaş sonucu bu hale düşmedik

.

Dostlarımız tavsiye ettiler.

Bu tavsiyelere uyanlar,

iktidar olup güçlendiler.

Biraz arkasını dönenlere, kulak tıkayanlara ise, hemen güç isteyen yeni talipler çıktı.

Tarihini bilmeyenler, geleceklerini kuramazlar.

"Keşke bizde yapabilsek" diyor arkadaşımız ama şimdi tarihimize bakınca, yapabilenlerin ne hale getirildiğini görüyoruz.

Özdemir Erdoğan bir şarkısında şöyle der;

"Hiç bir hayvan öldürmez acıkmadıkça

Güç için öldürmek, insanlarda var."

(Meger TÜRK UÇAK SANAYISININ bir KATILI daha varmış ,oda Menderesmiş)Gereken bazı yerlere bir iki satır eklenmiştir.

Evettttt

İşteee başlıkla yahutta tırnah işereti içinde.

Tolonbeg.

alıntı

 

 

  •  
  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  •  0
  • 1.186 ileti
  • Gender:Male

Bu milleti amerikaya kürt ismet peşkeş çekmedimi ?

 

tolonbey

  • Advanced Member
  •  
  • Normal Üye
  •  0
  • 8.531 ileti
  • Gender:Male

İşte büleee,

Hahlısan gız vallaaaa.

Milli egitimi 1949 da Amarıkara sattı.

Ondan sonra başımıza gelenlerin çoğu Amarıkan vatandaşı yahutta Amarıkaya hayran.

Gız CIBILDAH dolanma ortaluhda.

Şeriet ganununa göre elimden bir GAZA çıhsa suçlu ben degülem sensin.

Valla ,ALLAMANIN biri geçen tevizyonda ele deyiy.

Erkekleri azdıran gadınlardaymış suç:-))))

Şaha deyiyem şaha.

İstersen anadan doğma soyun.

Emmeeee bu seferde İslemi ataistler devreye girip seni Forumdan atabülürler ganısındayım.

Bir geyfede bene verde garşulunlu içek ne dersin?

Gal sağlıcahla

Tolondede

 

Andromeda

  • Advanced Member
  •  
  • Andromeda
  • Normal Üye
  •  0
  • 8.026 ileti
  • Gender:Male
  On 13.11.2011 at 03:05, Sol Invictus yazdı:

Bu milleti amerikaya kürt ismet peşkeş çekmedimi ?

 

İsmet İnönü'nün ülkeyi II. Dünya Savaşı'na savaşına sokmaması bile başlı başına yeter bir başarıdır. Amerika'ya peşkeş çekse II. Dünya Savaşı'na girerdin USA yanında. Amerikaya peşkeş çeken Demokrat Parti ve ardından takip edenlerdir. II. Dünya Savaşı'nın kıtlık yıllarında, kendilerini ekmeksiz bıraktığını söyleyen çocuklara "ama babasız bırakmadım" demiştir İnönü. Bu gerçekleri bilmiyorsanız konuşmayacaksınız boş boş...

CHP'nin toprak reformu yapacak olması işlerine gelmemiştir toprak ağalarının. Hikayenin devamını zaten biliyoruz... Gençler biraz okuyun öğrenin ahkam kesmeden önce...

 
 

Sol Invictus

  • Advanced Member
  •  
  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  •  0
  • 1.186 ileti
  • Gender:Male
  On 13.11.2011 at 11:24, Andromeda yazdı:

İsmet İnönü'nün ülkeyi II. Dünya Savaşı'na savaşına sokmaması bile başlı başına yeter bir başarıdır. Amerika'ya peşkeş çekse II. Dünya Savaşı'na girerdin USA yanında. Amerikaya peşkeş çeken Demokrat Parti ve ardından takip edenlerdir. II. Dünya Savaşı'nın kıtlık yıllarında, kendilerini ekmeksiz bıraktığını söyleyen çocuklara "ama babasız bırakmadım" demiştir İnönü. Bu gerçekleri bilmiyorsanız konuşmayacaksınız boş boş...

 

Ha demokrat parti ha ismet, yoktur farkları.

Amerikancı Eğitim Düzeni - Fulbright Anlaşması

Ahmet Efeoğlu - Türk Celil

http://www.acikistih....asp?haber=8263

 

Andromeda

 

  On 13.11.2011 at 15:15, Sol Invictus yazdı:

Ha demokrat parti ha ismet, yoktur farkları.

 

"komedi" kelimesi dışında daha ne diyim sana ben... "Amerikancı" dediğin adam cephelerde kelle koltukta yedi düvelle savaşmış ve galip gelmiş, bu ülkenin ilk Genelkurmay Başkanı olan kahramandır... Amerikancı eğitim düzeniymiş, ne yapacaklar mahalle mektebinde Kur'an tedrisatı mı yaptıracaklardı?

 
 

Khalkedon

  • Advanced Member
  •  

Tolonbey, Pante'nin de dediği gibi her duyduğun palavraya, dönemin yalama liboşlarının yalanlarına inanıp buraya getiriyorsun. Adından söz ettiğin Nuri Demirağ isimli şahıs Türkiye havacılığında zurnanın son deliği bile değildir. Bir iki atölye kurup, bir kaç pilot yetiştirmek Türkiye havacılığının temelini oluşturmaz. Bu zat zortlamadan çok önce Kayseride uçak fabrikası vardır.

 

Taa 50'lere kadar çatır çatır yerli uçak imal etmiştir. Buna ilave olarak Ankara'da Etimesgut'ta da bir uçak fabrikası vardır, orada da uçak imal edilmektedir. (Hatta Etimesgut uçak fabrikasında 1950'lerin sonunda seri üretime geçilmesi planlanan jet savaş uçağının prototipi bile yapılmıştır.) Ayrıca Ankara'da Atatürk Orman çiftliğinde çatır çatır Uçak motoru imal eden bir fabrika mevcuttur. Böylesi büyük kuruluşlar varken Nuri Demirağ isimli adı sanı bilinmez kişiyi Türkiyede uçak sanayinin kurucusu olarak lanse etmek, ancak İnönü'ye bok atma yarışındaki yavşak liboşlara has bir marifettir...

Dip not: Etimesgut uçak fabrikası ve AOÇ'deki uçak motoru fabrikası MenTERES döneminde törenle kapatılmıştır. (AOÇ'deki uçak motoru fabrikası daha sonra traktör fabrikasına çevrilmiştir) Kısacası bu ülkenin havacılık sanayisini yok eden bizzat MenTERES isimli Amerikan uşağı haindir...

 
 

...korkma! sadece toprağa gideceksin, sonra toprak olacaksın, sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin...oradan özüne ulaşacaksın, çiceğin özüne bir arı konacak belki, belki o arı ben olacağım...

Sol Invictus

  • Advanced Member
  •  
  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  •  0
  •  
  On 13.11.2011 at 19:27, Andromeda yazdı:

"Komedi" kelimesi dışında daha ne diyim sana ben... "Amerikancı" dediğin adam cephelerde kelle koltukta yedi düvelle savaşmış ve galip gelmiş, bu ülkenin ilk Genelkurmay Başkanı olan kahramandır... Amerikancı eğitim düzeniymiş, ne yapacaklar mahalle mektebinde Kur'an tedrisatı mı yaptıracaklardı?

 

O zaman niye savaştı bu millet ?

Amerikanın bilmem kaçıncı eyaletiyiz demek daha kolayken niye öldü onca millet. Savaşları ismet kazanmadı Atatürk kazandı .

 

Andromeda

  • Advanced Member
  •  
  • Andromeda
  • Normal Üye
  •  0
  • 8.026 ileti
  • Gender:Male
  On 13.11.2011 at 20:49, Sol Invictus yazdı:

Savaşları ismet kazanmadı Atatürk kazandı .

 

Bu kadar mı tarih bilgin? İsmet İnönü çok çok iyi bir kurmay subaydır. Mustafa Kemal çoğu zaman siyasi işlerle uğraşırken cepheyi Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey'e emanet etmiştir. Sakarya Savaşı'nda ve Başkomutan Meydan Muharebesi'nde ise komuta bizzat Mustafa Kemal'dedir ama ilk Genelkurmay Başkanımız İsmet Bey'i de asla küçümsemeyin, çok çok başarılı bir komutandır... Bu iki savaş dışında sayısız savaşlar İsmet Bey'in mükemmel komuta yetenekleri ve olağanüstü dayanma gücü sayesinde başarılmıştır. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e ne borçluysak İsmet İnönü'ye de daha az şey borçlu değildir bu millet...

 
 

Sol Invictus

  On 13.11.2011 at 21:04, Andromeda yazdı:

Bu kadar mı tarih bilgin? İsmet İnönü çok çok iyi bir kurmay subaydır. Mustafa Kemal çoğu zaman siyasi işlerle uğraşırken cepheyi Genelkurmay Başkanı Albay İsmet Bey'e emanet etmiştir. Sakarya Savaşı'nda ve Başkomutan Meydan Muharebesi'nde ise komuta bizzat Mustafa Kemal'dedir ama ilk Genelkurmay Başkanımız İsmet Bey'i de asla küçümsemeyin, çok çok başarılı bir komutandır... Bu iki savaş dışında sayısız savaşlar İsmet Bey'in mükemmel komuta yetenekleri ve olağanüstü dayanma gücü sayesinde başarılmıştır. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e ne borçluysak İsmet İnönü'ye de daha az şey borçlu değildir bu millet...

Bu konuda fazla konuşmuyorum arap uşakları konuyu çarpıtıyor, ama tek gerçek Mustafa Kemal'dir.

http://www.tsk.tr/8_..._Muharebesi.htm

 

Andromeda

  • Advanced Member
  •  
  • Andromeda
  • Normal Üye
  •  0
  • 8.026 ileti
  • Gender:Male
  On 13.11.2011 at 21:09, Sol Invictus yazdı:

Bu konuda fazla konuşmuyorum arap uşakları konuyu çarpıtıyor, ama tek gerçek Mustafa Kemal'dir.

http://www.tsk.tr/8_..._Muharebesi.htm

 

http://www.tsk.tr/1_...ismet_inonu.htm

Keşke tanıyabilsem ve o güzel ellerini öpebilseydim İsmet Paşa'nın...

 
 
  • 3 years later...

tolonbey

  • Advanced Member
  •  

 

İşte böyle

YENİ BULGULAR

135) İLK UÇAK FABRİKAMIZ VE NURİ DEMİRAĞ : Yeniden ...
www.yenidenergenekon.com/135-ilk-ucak-fabrikamiz-ve-nuri-demirag

 

Tolonbey

  • 7 months later...

ateistdusunce

  • Advanced Member
  •  
  • ateistdusunce

Güncel ve tartışılması gereken bir konu.

Müslimlerin İnönüye çamur atma girişimlerinden biri .

Asil sorgulanması gereken menderes ihanetidir.

 

tolonbey

  • Advanced Member
  •  

İşte böyleee,

Bir ülkenin kurulmuş UÇAK sanayısının hatta Hollandaya satılmış120 uçağın yanında bir çok ülkeden sıparış almış bir çok önemli sanayıyı dURDURMAK ancak VATAN HAINLARINA mahsusdur.

-

Menderes başkalarının dürtüsüyle yürümenin cazasını çekmiştir.

-

Ama İsmet IHANETİNİN CAZASINI ÇEKMEDEM ZIBARMIŞTIR.

-

Aynı zamanda bir ATATÜRK düşmanıydı.

-

Atatürk ölünce paraların üstünden ATATÜRKÜN resimlerini kaldırtıp kendi resimlerini koymuştur.

Halkı hiç sevmezdi.

TİPİK bir Osmanlı paşası KAFASINDAYDI.

Bu konuda birçok DELİLLER gösterebilirim.

Tolonbeg

 
  • 1 year later...

Engse Hohol

  • Advanced Member
  •  
  • Engse Hohol
  • Üyeliği Sonlandırılmış Kullanıcı
  •  0
  • 2.476 ileti
  •  

Havacılık rekabetinde Ruslarda da bir gerileme var Sovyetlere kıyasla. Airbus A380 uçağı, 853 yolcu taşıma kapasitesi ve diğer birçok büyüklük ölçeği ile birinci sırada. Boeing'in en büyük uçağı Boeing 747 ikinci sırada. Çin ve Rusya tarafında bunlara rakip çift katlı uçakları yok. Putin'in başkanlık uçağı ilyushin il-96 uçağını saymazsak, Sovyet-Rusya'nın ürettiği en büyük uçakların hiçbiri kullanılmıyor bugün. İstatistiklerde halen varlar ama Antonov An-225, Tupolev Tu-144, ilyushin il-96 uçakları havacılık sektöründe normal şartlarda kullanılmıyorlar.

 

 Antonov An225.
Uzunluk 84 metre.
Kanat açıklığı 88 metre.
Boş ağırlık 285 ton. 
Alabileceği en fazla yük 250 ton
Azami kalkış ağırlığı 640 ton.


 Airbus A380.
Uzunluk 73 metre.
Kanat açıklığı 80 metre.
Boş ağırlığı 361 ton.
Yük ağırlığı 66 ton.
Maksimum kalkış ağırlığı 560 ton.
Akaryakıt kapasitesi 310.000 Litre
Kalkış hızı 260 kmh.
İniş hızı 270 kmh.

 

 Airbus Beluga. 
Uzunluk 56 metre.
Kanat Açıklığı 44.84 metre.
Boş ağırlığı  86 ton.
Kargo kapasitesi 47 ton.
Maksimum Yük 155 ton.

 

Mart 19, 2017 tarihinde Engse Hohol tarafından düzenl
Link to post
Sitelerde Paylaş

İsmet Paşa'ya Kemalizme bok atmak uğruna ne zavallı hallere düştüğünüzün farkında mısınız?

 

Uçak fabrikalarını İnönü değil Menderes hükümeti, DP kapatmıştır. Gerekçe bu fabrikaların zarar etmesi ve devleti zarara uğratmasıdır. Bu ne kadar doğrudur, uçak fabrikalarında orijinal Türk malı, Türk patentli üretim mi yapıldı yoksa Alman malı uçak motorlarına sadece kaporta mı yapıldı bunlar tümüyle ayrı bir konudur. Ama olayda İsmet İnönü'nün zerre kadar dahli yoktur! 

 

Keza, Atatürk'ün fikir babası olduğu ve üstüne titrediği Köy Enstitülerini kapatan da yine Menderes denen hasta ruhlu zattır. 

İnönü bu kazanımların yitirilmemesi için tüm gücüyle direndiyse de bu karşı devrim hamlelerine mani olamamıştır. 

 

Bugün dünyada Kemalizmin başardıklarını başka hiçbir ülke gerçekleştirememiştir. Hatta yanına bile yaklaşabilen yoktur. 

 

Kemalizm uzay zamanı bükmüştür! 

 

Öyle bir bükmüş, uzayda ve zamanda öyle muazzam bir dönüm noktası yaratmıştır ki bugün bile bir güneş gibi bütün dünyayı aydınlatmaktadır. 

 

Sizler aydınlıktan kaçan vampirlersiniz. 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
13 saat önce, bidonadam2 yazdı:

 

 

 

İletini sildim. Senin gibi böyle abuk sabuk tipler yıllar evvel forumun her yerini sarmış, Atatürk'ü alabildiğine seven ve sahiplenen kitleye ki bu forumda daima çoğunluk olmuştur bu kitle, tıpkı senin gibi "Aman da peygamberiniz olmuş Atatürk, Kemalistler dincilerden farksızdır" deyip duruyordu. Sonra biz baktık bunlar gerçekten çöp ve sadece ortalık kirletiyor, dedik ki özgürlük anlayışımızı adice istismar ediyor bunlar, yalan ve yanlışı özellikle, bile isteye yaymak için bu forumu propaganda alanı olarak kullanıyor, tek tek atmaya başladık da biraz rahatladık. 

Umarım anladın...

Yani seni bu iletin nedeniyle atmak istemediğimden sildim. Devamı gelmesin. Liberallerden çokça iğreniriz burada, Atatürk ve Atatürkçülere saydırsınlar diye alan açmayız. 

Ben uyarımı yapayım. Gerisi sana kalmış.

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

@tolonbey

 

Getirdiğiniz eski yazınıza forumun eski ve değerli yazarları Pante, Andromeda, Khalkedon gibi arkadaşlar gerekli ve doğru yanıtları vermişler. Siz her zamanki gibi abuk sabuk sitelerin abuk sabuk yazarlarının uydurmalarını getirip foruma asmışsınız, o zaman da.

 

Khalkedon'un ilk cümlesi bile her şeyi açıklıyor.

 

Alıntı

Tolonbey, Pante'nin de dediği gibi her duyduğun palavraya, dönemin yalama liboşlarının yalanlarına inanıp buraya getiriyorsun. Adından söz ettiğin Nuri Demirağ isimli şahıs Türkiye havacılığında zurnanın son deliği bile değildir. Bir iki atölye kurup, bir kaç pilot yetiştirmek Türkiye havacılığının temelini oluşturmaz. Bu zat zortlamadan çok önce Kayseride uçak fabrikası vardır.

 

Liberal, dinci, ülkücü vb kafaların, Atatürk'e direkt laf söylemekten çekinmek nedeniyle İnönü'ye alabildiğine saldırdığı çağlardayız, sizin de daha evvel söylediğim gibi İnönü'nün kişisel/ailesel çıkarınıza çomak sokması nedeniyle duyduğunuz nefret bu saldırıları çılgınca sahiplenmenize neden oluyor.

Anlattıklarınız akıl alır gibi değil. Hep çok sevdiğinizi söylediğiniz Atatürk'ü de pedofil, pislik falan yapmışsınız üstelik. Atatürk'ü İnönü'nün, Atatürk'ün doktorlarını ayartarak öldürttüğünü söylemeniz falan gerçekten deli işi artık. Daha da kötüsü, bunlara gerçekten inanıyor olmanız. 

Link to post
Sitelerde Paylaş

atatürk'ün de inönü'nün de kimse tarafından korunmaya ihtiyacı yoktur.

siyasetçilerin iki yüzlü tavırları da işte bu korumacı defansların ürünüdür.

açıkça fikirlerini söylemez, söyleyemezler...

bu defans onların ülke yönetimine gelmelerini önlemediği gibi buradan beslenmelerine de imkan doğurur.

boyuna mağdur edebiyatı yapmaları da bundandır.

dönemin "mağrur" kişisi menderes'in kahraman muamelesi görmesi de bundan.

demokrasi kahramanımız menderes kendisine oy vermeyen kırşehir'i ilçeye çevirdiği gibi,

inönü'nün memleketi malatya'dan da oy alamadığı için adıyaman'ı malatya'dan ayırıp il yapmıştır.

siyaseten tükenen menderes bu vasfıyla değil idam edilmesiyle mağdur sıfatıyla akıllarda yer etmiştir.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
13 saat önce, Türk Ateist yazdı:

 

İletini sildim. Senin gibi böyle abuk sabuk tipler yıllar evvel forumun her yerini sarmış, Atatürk'ü alabildiğine seven ve sahiplenen kitleye ki bu forumda daima çoğunluk olmuştur bu kitle, tıpkı senin gibi "Aman da peygamberiniz olmuş Atatürk, Kemalistler dincilerden farksızdır" deyip duruyordu. Sonra biz baktık bunlar gerçekten çöp ve sadece ortalık kirletiyor, dedik ki özgürlük anlayışımızı adice istismar ediyor bunlar, yalan ve yanlışı özellikle, bile isteye yaymak için bu forumu propaganda alanı olarak kullanıyor, tek tek atmaya başladık da biraz rahatladık. 

Umarım anladın...

Yani seni bu iletin nedeniyle atmak istemediğimden sildim. Devamı gelmesin. Liberallerden çokça iğreniriz burada, Atatürk ve Atatürkçülere saydırsınlar diye alan açmayız. 

Ben uyarımı yapayım. Gerisi sana kalmış.

 

 

 

Şimdi daha çok inandım ki Kemalizm bir dindir. Aynı dinci refleksi ateist adı altında güdülüyor. Bence kendini sil. Çok umurumdaydı.

Link to post
Sitelerde Paylaş
8 saat önce, Geta yazdı:

atatürk'ün de inönü'nün de kimse tarafından korunmaya ihtiyacı yoktur.

siyasetçilerin iki yüzlü tavırları da işte bu korumacı defansların ürünüdür.

açıkça fikirlerini söylemez, söyleyemezler...

bu defans onların ülke yönetimine gelmelerini önlemediği gibi buradan beslenmelerine de imkan doğurur.

boyuna mağdur edebiyatı yapmaları da bundandır.

dönemin "mağrur" kişisi menderes'in kahraman muamelesi görmesi de bundan.

demokrasi kahramanımız menderes kendisine oy vermeyen kırşehir'i ilçeye çevirdiği gibi,

inönü'nün memleketi malatya'dan da oy alamadığı için adıyaman'ı malatya'dan ayırıp il yapmıştır.

siyaseten tükenen menderes bu vasfıyla değil idam edilmesiyle mağdur sıfatıyla akıllarda yer etmiştir.

 

 

Biz kimseyi korumuyoruz. Ben kimim ki Atatürk'ü koruyayım, biz kimiz? Atatürk ve yaptıkları orada koskocaman duruyor. Kafası olan görür, alır, kullanır, olmayan da işte bu başlıkta olduğu gibi zırvalar, hayaletlerle uğraşıp küfreder, dincinin kölesi olur.

 

Bizim, benim yaptığımız, karşı devrimcilerin onlarca yılda uydurduğu adice yalanları yaymak için bu forumu, bizi kullanmalarını engellemek. Buna hakkımız var, değil mi? 

Adamın iki kuruşluk bilgisi yok, bilgiyi verene teşekkür edip onu değerlendirmek yerine yeni yalanları taşıyor, yazılan her şeyi sabote edip kendi iğrenç propagandasını yapıyor. Neden susturmayayım onu? Kendime neden düşmanlık edeyim? Aptal mıyım ben?

 

Dinci kafasıdır onların kafası. Yöntemleri aynıdır, senin de liberal damarın bunu engelleyen faktörlerden biri işte.

İnsanlar 15 yıldır ülkenin her yanını cumhuriyet düşmanlığı içeren yalan propagandayla, Atatürk'e İnönü'ye küfürle, düşmanlıkla bezedi. Daha ne özgürlüğü istiyorsunuz acaba? 

 

Siyasetçilerin iki yüzlü tavırları, bu dindar, geri kafalı, cahil insanlara ve onlardan ilk elden beslenen dinci politikacılara yeterince karşı koyamamak nedeniyle ortaya çıktı. Ne yardan ne serden dersen kaybedersin. Türban da gelir ve ilkokul, ana okul çocuğunun başına geçer işte böyle. 

 

Atatürk'e, cumhuriyete, devrimlere ve onları sahiplenenlere dinci ağzıyla saldırmak alçaklıktır, gericiye hizmetten başka hiçbir şey değildir. Ben burada yetki sahibi bir yazarsam buna izin vermem. Hiçbir zaman vermedim, bundan sonra da vermem. Kimsenin de mağdura yatmasını, dinci gibi mağdur edebiyatı yapmasını takmam. Ben böyle bir özgürlük bilmiyorum, tanımıyorum. 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                      Türkiyede .osmanlıda,selçukludada yazılan TARİH kitaplarına dünyada pek itibar edilmez.Çünkü o zamanlarda  olan olayların tarihe olduğu gibi yazıldığı pek görülmemiştir vede görülmüyor.

                        Buna bir örnek vermek gerekirse,Müslüman arapların TÜRKİSTANDA yaptıkları KATLİAMLARDAN,alıp götüürdükleri KÖLELERDEN,bütün TÜRKİSTANI 70 yıl boyunca YAĞMALARINDAN,bütün tarıhı eserleri kırıp,parçalayıp ülkeyi SOYUP  soğana çevirmelerinden RESMİ tarihimizde bir satır bulamazsınız.Öyle bir soygun yaptılarkı her eve bir arap koydular.Evinn insanlarını işlerinde çalştıklarını  ellerinden zorla alıp götürdüklerini resmi tarihimizin hiçbir yerinde bulamazsınız.Eger bu gerçekler yazılırsa araba düşmanlık artar ve arabın UYDURDUĞU islam zarar görür.

                    Araplar okadar çok TÜRKÜ ülkesinden alıp arap ülkelerine götürürkü Mısırda bu KÖLE  TÜRKLER iki devlet kurarlar.Bunlardan biri TOLONBEYİN kurduğu TOLON devleti digeriyse KÖLEMEMLER devleti.

                    Şimdi bu arap marazı bizi öyle sarmışki nerdeyse hiçbir şeyin ne gerçegini kolay kolay yazabiliyoruz nede SÖYLEYEBİLİYORUZ.

                     Şimdi size bir yazı verecem Milli şefimizin ve ZİLLİ halkcıların maraşal FEVZİ  ÇAKMAĞIMIZA  üstü örtük ve açık yaptıklarınna bir bakalım.

Evettttt,resmi TARİHİİMİZDE bu 70 yıl içindeki olaylardan HİÇBİRİYOKTUR.O 70 yıl BOŞTUR  BOŞ.

Çakmak, İnönü'ye ne yaptı, ne buldu???????

Mareşal Fevzi Çakmak, gerçek bir asker olarak tanındı. Atatürk ve İnönü ile Kurtuluş Savaşı yıllarında birlikte oldu. İnönü'nün Köşk'e çıkmasını sağladı. Ya sonrası. Cevabı bu kitapta.

GİRİŞ 26.02.2009 11:05 GÜNCELLEME 26.02.2009 11:05

ÜNA

Çakmak, İnönü'ye ne yaptı, ne buldu

Mareşal Fevzi Çakmak, gerçek bir asker olarak tanındı. Atatürk ve İnönü ile Kurtuluş Savaşı yıllarında birlikte oldu. İnönü'nün Köşk'e çıkmasını sağladı. Ya sonrası.

Cevabı bu kitapta.

 
GİRİŞ 26.02.2009 11:05GÜNCELLEME 26.02.2009 11:05
 
 

Ünal TANIK'ın kitap notları

-

Fevzi Çakmak adı, üzerinde yaşadığımız coğrafyada, 20. yüzyılın en büyük komutanlarından biri olarak tarihe geçti. 
Osmanlı döneminde “Kumandan Kavaklı Fevzi Efendisi” olarak tanındı. İlk önemli görev yeri olarak gittiği Balkanlar’da, Türk askerine yeni bir bakış açısı kazandıran, Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikimiz olarak savaşa girdiğimiz Almanlar’a haddini bildiren komutan olarak bilindi. 
-
Kudüs’te 7. Ordu’nun karargahını kurmak istediğinde oraya önceden konuşlanan Alman askerleri tahliye emrini dikkate almayınca, “hepsini öldürün” diyecek kadar yürekli bir komutan olan Fevzi Paşa’nın asıl misyonu, Mondros Mütarekesi sonrasında başlıyor. Harbiye Nazırı olarak, Ankara’ya geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarına, İstanbul’da “içerden biri” olarak en büyük desteği sağladı. 
-
Fevzi Paşa’nın bütün riskleri göze alarak yaptığı bu fedakarlıkları, kimileri“Ankara ekibine geç katıldı” diye eleştirmeye kalktı. Ankara’ya ulaştığında, gördüğü ilgi ve saygı, o güne kadar hiçbir isme gösterilmemişti.

-
Kurtuluş Savaşı yıllarında ümidini hiç yitirmedi. Hatta, Mustafa Kemal Paşa’nın ümitsizliğe düştüğü zamanlarda bile çıkış yolu Fevzi Paşa’dan geldi. İkinci İnönü Savaşı’nın en kritik anında muharebelerin seyrini değiştiren biri oldu.


Bilecik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Rahmi Akbaş’ın bir araştırma kitabı olarak hazırladığı “Mareşal Fevzi Çakmak” kitabı, Fevzi Çakmak ile ilgili bugüne kadar yazılanların en kapsamlısı olarak basıldı.

Ötüken Yayınları’ndan çıkan kitap, 448 sayfa.
-
İkinci İnönü Savaşı’nın en kritik anında Ankara’dan muharebelerin seyrini nasıl değiştirdiği kitapta şöyle anlatılıyor:
-
“Uzun boylu, genç, kumral zabit çok ağır bir ameliyat masasından kalkmış gibi bütün kanı çekilmiş, gözlerinde getirdiği haberin yası, içeriye girdi. Mustafa Kemal Paşa’nın yanında oturduğu masanın üstünden telgrafı uzattı.
-
“Okumaya lüzum yok. Harbi kaybetmişiz”
-
Size o anda nasıl bir sessizliğin odada hüküm sürdüğünü tarif etmek müşküldür. Başlarımız eğildi. Daha işitmediğimiz haberin fecaatini ve bu vaziyetten doğacak felaketi düşünüyorduk.
-
Mustafa Kemal Paşa beş saniye telgrafa bakıyor, fakat bize bir şey söylemiyordu. Nihayet karar verdi:
“Arkadaşlar, harbi kaybettik. Dinleyiniz gelen haber şudur. 



Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa, “Buralarda  düşman süvarilerini gördüğünü haber veriyor ve hemen ricat (geri çekilme) emrini verdim” diyordu. 

.. 

Orduya ricat emrini (geri çekil) verdiğini bildiren telgraf okunduğu anda, sessizce Mustafa Kemal Paşa’nın yanından ayrılan Fevzi Paşa, diğer odada makine başına geçerek görüşmelere başlar. Durum gerçekten feci idi. İsmet Paşa, ricat emrini verdikten sonra, kendisi de karargahı ile cepheden uzaklaşmıştı.

..

Gevzi Paşa, o esnada buldurabildiği cephe Kurmay Başkanı Yarbay Naci’ye:
-
“Garp Cephesi, karargahı ile temas temin edilip oradan yeni bir emir alıncaya kadar benim emrimdesiniz. Ricat edilmeyecek, derhal düşmanı takibe başlayacak ve durumdan sık sık beri haberdar edeceksiniz”
emrini veriyor. 
 
-
Kitaptan bir başka anekdot yine Temmuz 1921’in karanlık günlerine ilişkin. Eskişehir Kütahya Saşavaşı’nın kaybedildiği günleri takip eden zaman dilimi. 
-
“Karargahta tek heyecanlı ve ümitli insan Fevzi Paşa idi. Dr. Adnan Bey’in Mustafa Kemal Paşa ile konuştuğun gördüm. İkisi de odanın ortasında, ayakta duruyordu. Paşa’nın yüzü sapsarı idi. Eskişehir’den gelecek haberleri beklememi söyledi. Oturdum. Nihayet neticeyi öğrendik. Yakup Kadri de bizimle beraber karargahta durdu. Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri durmadan haber getirirken, Mustafa Kemal Paşa hepsine sövüyordu. Nihayet, sabah oldu. Mustafa Kemal Paşa: 

- İsmet, Eskişehir savaşını kaybetti, haydi birer fincan kahve daha içelim, dedi
-
Dr. Adnan biraz odadan kaybolduktan sonra geri döndüğü zaman, daima kötümser görünen yüzü gülüyor ve sevinçli görünüyordu. Mustafa Kemal Paşa:
-
- Neredeydin Adnan diye sordu.

O da Fevzi Paşa ile konuştuğunu, onun için iyimser olduğunu, Yunanlılar’ı yeneceğimizi söylediğini ifade etti.

-
Mustafa Kemal Paşa da güldü ve Fevzi Paşa’yla epeyce alay etti. Ama yine de memnun görünüyordu. Çünkü böyle anlarda o da fala ve rüyaya inanırdı.”

Bu esnada, aranmakta olan İsmet Paşa da Çukurhisar Eskişehir arasında bulunarak durumdan haberdar edilir ve Fevzi Paşa’nın emri bildirilir.”

-

Fevzi Paşa, her zaman disiplinli bir komutan oldu. “Asker duruşu”nu hiçbir zaman bozmadı. Büyük Taarruz’un harekat planını mevki mevki yerinde incelemeler yaparak hazırladı. Büyük Taarruz’un bitmesini ve takip edilen düşmanın ardından İzmir’e girilmesini günü gününe hesapladı. 
-
Sonrasında ilan edilen Cumhuriyet döneminde, Mustafa Kemal Atatürk’ün en değer verdiği ve en çok saygı gösterdiği isim oldu. Mareşal’in içki içmediğini bilen Atatürk, onun sofrasında olduğu zamanlar içki servisi asla yaptırmadı. Gelişinde ve gidişinde hep ayağa kalkarak selamladı. 
-
Atatürk’ün ölümünde ise herkesin kendi adını telaffuz ettiği bir günde, dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya söyledikleri, “demokrat asker duruşu”nun ne olduğunu ortaya koyuyor:
-
“Bir ordu kumandanı, çıkıp Meclis’in seçimine müdahale ederse kendi elimle gider, orada vururum onu!..” diyecek kadar Meclis’in tercihine önem veren biri. 
-
Genelkurmay Başkanı olarak bu sözlerle İsmet İnönü’nün önünü açan Fevzi Çakmak’ı sonraları acı bir kader bekler. İsmet İnönü, İngiltere'ye verdiği sözü yerine getirmede Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmesinin önünde engel gördüğü için Fevzi Paşa’yı “yaş haddinden” emekliye ayırdı. 
-
Fevzi Çakmak, evinde çevresinden uzak sakin günler geçirirken oturduğu eve bir gün memurlar geldi. Milli Emlak’a ait olan evi derhal boşaltması gerektiği tebliğ edildi. Mareşal’in evin tapusunu göstermesi üzerine görevliler ayrılıp gitti. Ancak aradan çok zaman geçmedi bu kez kapı bir başka gerekçe ile çalındı. 
-
“İkamet ettiğiniz Çankaya’daki ev, askeri yasak bölge dahilinde olduğu için istimlak edilmesi” diye bir tebligat yapıldı. 
-
Ankara’dan uzaklaştırılmak istendiğini fark eden İstiklal Savaşı’nın en önemli komutanı, İstanbul’a döner. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olur. 200 bine yakın kişinin oyu ile Meclis’e gider. CHP'li milletvekilleri, Mareşal Meclis’te kürsüye her çıktığında onunla alay ettiler. (Tolonbey:Ederler,alay etmedikleri kimler varki?Bir doğru kendileridir.)

1950 Mayısında ise dünyadan ayrıldı. İktidarının son günlerini yaşayan CHP, son ve acı intikamını Paşa’nın ölümü ardından almaya kalktı. Radyodan Mareşal'in ölümünün duyurulmasının ardından oyun havalarına geçilmesi, halkı galeyana getirdi.

-

Paşa’nın cenaze törenine yüz binler katıldı.

Rahmi Akbaş’ın “Mareşal Fevzi Çakmak” kitabı, hakkında yazılan ama basılmayan bir çok tezin de araştırılması açısından çok önemli bir eser. 

Kitapla ilgili teknik bilgiler için bu linki kullanabilirsiniz

 
Yedi Gündem

L  TANIKIN  kıtapları

Yedi Gündem

                       

Link to post
Sitelerde Paylaş
28 dakika önce, tolonbey yazdı:

İşte böyleee,

                      Türkiyede .osmanlıda,selçukludada yazılan TARİH kitaplarına dünyada pek itibar edilmez.Çünkü o zamanlarda  olan olayların tarihe olduğu gibi yazıldığı pek görülmemiştir vede görülmüyor.

                        Buna bir örnek vermek gerekirse,Müslüman arapların TÜRKİSTANDA yaptıkları KATLİAMLARDAN,alıp götüürdükleri KÖLELERDEN,bütün TÜRKİSTANI 70 yıl boyunca YAĞMALARINDAN,bütün tarıhı eserleri kırıp,parçalayıp ülkeyi SOYUP  soğana çevirmelerinden RESMİ tarihimizde bir satır bulamazsınız.Öyle bir soygun yaptılarkı her eve bir arap koydular.Evinn insanlarını işlerinde çalştıklarını  ellerinden zorla alıp götürdüklerini resmi tarihimizin hiçbir yerinde bulamazsınız.Eger bu gerçekler yazılırsa araba düşmanlık artar ve arabın UYDURDUĞU islam zarar görür.

                    Araplar okadar çok TÜRKÜ ülkesinden alıp arap ülkelerine götürürkü Mısırda bu KÖLE  TÜRKLER iki devlet kurarlar.Bunlardan biri TOLONBEYİN kurduğu TOLON devleti digeriyse KÖLEMEMLER devleti.

                    Şimdi bu arap marazı bizi öyle sarmışki nerdeyse hiçbir şeyin ne gerçegini kolay kolay yazabiliyoruz nede SÖYLEYEBİLİYORUZ.

                     Şimdi size bir yazı verecem Milli şefimizin ve ZİLLİ halkcıların maraşal FEVZİ  ÇAKMAĞIMIZA  üstü örtük ve açık yaptıklarınna bir bakalım.

Evettttt,resmi TARİHİİMİZDE bu 70 yıl içindeki olaylardan HİÇBİRİYOKTUR.O 70 yıl BOŞTUR  BOŞ.

Çakmak, İnönü'ye ne yaptı, ne buldu???????

Mareşal Fevzi Çakmak, gerçek bir asker olarak tanındı. Atatürk ve İnönü ile Kurtuluş Savaşı yıllarında birlikte oldu. İnönü'nün Köşk'e çıkmasını sağladı. Ya sonrası. Cevabı bu kitapta.

GİRİŞ 26.02.2009 11:05 GÜNCELLEME 26.02.2009 11:05

ÜNA

Çakmak, İnönü'ye ne yaptı, ne buldu

Mareşal Fevzi Çakmak, gerçek bir asker olarak tanındı. Atatürk ve İnönü ile Kurtuluş Savaşı yıllarında birlikte oldu. İnönü'nün Köşk'e çıkmasını sağladı. Ya sonrası.

Cevabı bu kitapta.

 

GİRİŞ 26.02.2009 11:05GÜNCELLEME 26.02.2009 11:05
 
 

Ünal TANIK'ın kitap notları

-

Fevzi Çakmak adı, üzerinde yaşadığımız coğrafyada, 20. yüzyılın en büyük komutanlarından biri olarak tarihe geçti. 
Osmanlı döneminde “Kumandan Kavaklı Fevzi Efendisi” olarak tanındı. İlk önemli görev yeri olarak gittiği Balkanlar’da, Türk askerine yeni bir bakış açısı kazandıran, Birinci Dünya Savaşı’nda müttefikimiz olarak savaşa girdiğimiz Almanlar’a haddini bildiren komutan olarak bilindi. 
-
Kudüs’te 7. Ordu’nun karargahını kurmak istediğinde oraya önceden konuşlanan Alman askerleri tahliye emrini dikkate almayınca, “hepsini öldürün” diyecek kadar yürekli bir komutan olan Fevzi Paşa’nın asıl misyonu, Mondros Mütarekesi sonrasında başlıyor. Harbiye Nazırı olarak, Ankara’ya geçen Mustafa Kemal ve arkadaşlarına, İstanbul’da “içerden biri” olarak en büyük desteği sağladı. 
-
Fevzi Paşa’nın bütün riskleri göze alarak yaptığı bu fedakarlıkları, kimileri“Ankara ekibine geç katıldı” diye eleştirmeye kalktı. Ankara’ya ulaştığında, gördüğü ilgi ve saygı, o güne kadar hiçbir isme gösterilmemişti.

-
Kurtuluş Savaşı yıllarında ümidini hiç yitirmedi. Hatta, Mustafa Kemal Paşa’nın ümitsizliğe düştüğü zamanlarda bile çıkış yolu Fevzi Paşa’dan geldi. İkinci İnönü Savaşı’nın en kritik anında muharebelerin seyrini değiştiren biri oldu.


Bilecik Üniversitesi Öğretim Görevlisi Rahmi Akbaş’ın bir araştırma kitabı olarak hazırladığı “Mareşal Fevzi Çakmak” kitabı, Fevzi Çakmak ile ilgili bugüne kadar yazılanların en kapsamlısı olarak basıldı.

Ötüken Yayınları’ndan çıkan kitap, 448 sayfa.
-
İkinci İnönü Savaşı’nın en kritik anında Ankara’dan muharebelerin seyrini nasıl değiştirdiği kitapta şöyle anlatılıyor:
-
“Uzun boylu, genç, kumral zabit çok ağır bir ameliyat masasından kalkmış gibi bütün kanı çekilmiş, gözlerinde getirdiği haberin yası, içeriye girdi. Mustafa Kemal Paşa’nın yanında oturduğu masanın üstünden telgrafı uzattı.
-
“Okumaya lüzum yok. Harbi kaybetmişiz”
-
Size o anda nasıl bir sessizliğin odada hüküm sürdüğünü tarif etmek müşküldür. Başlarımız eğildi. Daha işitmediğimiz haberin fecaatini ve bu vaziyetten doğacak felaketi düşünüyorduk.
-
Mustafa Kemal Paşa beş saniye telgrafa bakıyor, fakat bize bir şey söylemiyordu. Nihayet karar verdi:
“Arkadaşlar, harbi kaybettik. Dinleyiniz gelen haber şudur. 



Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa, “Buralarda  düşman süvarilerini gördüğünü haber veriyor ve hemen ricat (geri çekilme) emrini verdim” diyordu. 

.. 

Orduya ricat emrini (geri çekil) verdiğini bildiren telgraf okunduğu anda, sessizce Mustafa Kemal Paşa’nın yanından ayrılan Fevzi Paşa, diğer odada makine başına geçerek görüşmelere başlar. Durum gerçekten feci idi. İsmet Paşa, ricat emrini verdikten sonra, kendisi de karargahı ile cepheden uzaklaşmıştı.

..

Gevzi Paşa, o esnada buldurabildiği cephe Kurmay Başkanı Yarbay Naci’ye:
-
“Garp Cephesi, karargahı ile temas temin edilip oradan yeni bir emir alıncaya kadar benim emrimdesiniz. Ricat edilmeyecek, derhal düşmanı takibe başlayacak ve durumdan sık sık beri haberdar edeceksiniz”
emrini veriyor. 
 
-
Kitaptan bir başka anekdot yine Temmuz 1921’in karanlık günlerine ilişkin. Eskişehir Kütahya Saşavaşı’nın kaybedildiği günleri takip eden zaman dilimi. 
-
“Karargahta tek heyecanlı ve ümitli insan Fevzi Paşa idi. Dr. Adnan Bey’in Mustafa Kemal Paşa ile konuştuğun gördüm. İkisi de odanın ortasında, ayakta duruyordu. Paşa’nın yüzü sapsarı idi. Eskişehir’den gelecek haberleri beklememi söyledi. Oturdum. Nihayet neticeyi öğrendik. Yakup Kadri de bizimle beraber karargahta durdu. Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri durmadan haber getirirken, Mustafa Kemal Paşa hepsine sövüyordu. Nihayet, sabah oldu. Mustafa Kemal Paşa: 

- İsmet, Eskişehir savaşını kaybetti, haydi birer fincan kahve daha içelim, dedi
-
Dr. Adnan biraz odadan kaybolduktan sonra geri döndüğü zaman, daima kötümser görünen yüzü gülüyor ve sevinçli görünüyordu. Mustafa Kemal Paşa:
-
- Neredeydin Adnan diye sordu.

O da Fevzi Paşa ile konuştuğunu, onun için iyimser olduğunu, Yunanlılar’ı yeneceğimizi söylediğini ifade etti.

-
Mustafa Kemal Paşa da güldü ve Fevzi Paşa’yla epeyce alay etti. Ama yine de memnun görünüyordu. Çünkü böyle anlarda o da fala ve rüyaya inanırdı.”

Bu esnada, aranmakta olan İsmet Paşa da Çukurhisar Eskişehir arasında bulunarak durumdan haberdar edilir ve Fevzi Paşa’nın emri bildirilir.”

-

 

Fevzi Paşa, her zaman disiplinli bir komutan oldu. “Asker duruşu”nu hiçbir zaman bozmadı. Büyük Taarruz’un harekat planını mevki mevki yerinde incelemeler yaparak hazırladı. Büyük Taarruz’un bitmesini ve takip edilen düşmanın ardından İzmir’e girilmesini günü gününe hesapladı. 
-
Sonrasında ilan edilen Cumhuriyet döneminde, Mustafa Kemal Atatürk’ün en değer verdiği ve en çok saygı gösterdiği isim oldu. Mareşal’in içki içmediğini bilen Atatürk, onun sofrasında olduğu zamanlar içki servisi asla yaptırmadı. Gelişinde ve gidişinde hep ayağa kalkarak selamladı. 
-
Atatürk’ün ölümünde ise herkesin kendi adını telaffuz ettiği bir günde, dönemin İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya söyledikleri, “demokrat asker duruşu”nun ne olduğunu ortaya koyuyor:
-
“Bir ordu kumandanı, çıkıp Meclis’in seçimine müdahale ederse kendi elimle gider, orada vururum onu!..” diyecek kadar Meclis’in tercihine önem veren biri. 
-
Genelkurmay Başkanı olarak bu sözlerle İsmet İnönü’nün önünü açan Fevzi Çakmak’ı sonraları acı bir kader bekler. İsmet İnönü, İngiltere'ye verdiği sözü yerine getirmede Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na girmesinin önünde engel gördüğü için Fevzi Paşa’yı “yaş haddinden” emekliye ayırdı. 
-
Fevzi Çakmak, evinde çevresinden uzak sakin günler geçirirken oturduğu eve bir gün memurlar geldi. Milli Emlak’a ait olan evi derhal boşaltması gerektiği tebliğ edildi. Mareşal’in evin tapusunu göstermesi üzerine görevliler ayrılıp gitti. Ancak aradan çok zaman geçmedi bu kez kapı bir başka gerekçe ile çalındı. 
-
“İkamet ettiğiniz Çankaya’daki ev, askeri yasak bölge dahilinde olduğu için istimlak edilmesi” diye bir tebligat yapıldı. 
-
Ankara’dan uzaklaştırılmak istendiğini fark eden İstiklal Savaşı’nın en önemli komutanı, İstanbul’a döner. 1946 seçimlerinde Demokrat Parti listesinden bağımsız aday olur. 200 bine yakın kişinin oyu ile Meclis’e gider. CHP'li milletvekilleri, Mareşal Meclis’te kürsüye her çıktığında onunla alay ettiler. (Tolonbey:Ederler,alay etmedikleri kimler varki?Bir doğru kendileridir.)

1950 Mayısında ise dünyadan ayrıldı. İktidarının son günlerini yaşayan CHP, son ve acı intikamını Paşa’nın ölümü ardından almaya kalktı. Radyodan Mareşal'in ölümünün duyurulmasının ardından oyun havalarına geçilmesi, halkı galeyana getirdi.

-

Paşa’nın cenaze törenine yüz binler katıldı.

Rahmi Akbaş’ın “Mareşal Fevzi Çakmak” kitabı, hakkında yazılan ama basılmayan bir çok tezin de araştırılması açısından çok önemli bir eser. 

Kitapla ilgili teknik bilgiler için bu linki kullanabilirsiniz

 
Yedi Gündem

L  TANIKIN  kıtapları

Yedi Gündem

                       

Yazinin icerigini bilemem ama CHP ve Inonu hakkindaki suclamalariniz tamamen tarafli.

"Benim babam köyümüzün ımamıydı.Köylü caminin 7 tarlasından 3 ünü bıze vermıstı.Babamda buna karsılık köye ımamlık yapıyordu.Atatürk ölüpde ısmet basa gecince camının 7 tarlasınıda camıden alıp okula bagıslandı bu tarlalar.Ulan sen hanki YASAYLA alabılırsın camıye vakfedilen bu tarlaları.Atatürk bilmiyormuydu bunu.?İsmet,ilkel kafalı bir diktatordu.Onun yamuklukları anlatmayla bitmez."

Iste bu sizin onceki konularda yazdiginiz bir yazi. Yani sizin tek derdiniz arsa ve para.

Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, medyumasker yazdı:

Yazinin icerigini bilemem ama CHP ve Inonu hakkindaki suclamalariniz tamamen tarafli.

"Benim babam köyümüzün ımamıydı.Köylü caminin 7 tarlasından 3 ünü bıze vermıstı.Babamda buna karsılık köye ımamlık yapıyordu.Atatürk ölüpde ısmet basa gecince camının 7 tarlasınıda camıden alıp okula bagıslandı bu tarlalar.Ulan sen hanki YASAYLA alabılırsın camıye vakfedilen bu tarlaları.Atatürk bilmiyormuydu bunu.?İsmet,ilkel kafalı bir diktatordu.Onun yamuklukları anlatmayla bitmez."

Iste bu sizin onceki konularda yazdiginiz bir yazi. Yani sizin tek derdiniz arsa ve para.

Atatürk, Cumhuriyet ve İnönü düşmanlarının argümanlarıni ciddiye almaya gerek yoktur. Para için bu düşmanlığı yapan kişiler gerekli miktarı verdiğiniz takdirde en büyük Atatürk ve İnönü destekçisi olacaktırlar.

Link to post
Sitelerde Paylaş

İşte böyleee,

                     İFTİRA etmiyoruz sizin gibi,BELGELERLE yazanların adını yazılanların adını veriyoruz.

Varmi bir belgeniz YALANLARINIZDAN   başkaaaa.

                      Ben sizi BAHSE çağırıyorum.Gelin BAHSE girelim., tanınmış TARİHCİLERİMİZE baş vuralım.Siz haklı çıkarsanız ben size 50,000 tl verecegim.Ama ben haklı çıkarsam 50,000 tl. degil 25,000 tl. verecekmisiniz.Götünüz SIKIYORMU,VARMISINIZ?

                       Yanıtınızı bekliyorum.

                        Kuranın bir ayatı diyorki karınıza söylemlerınızle LAF anlatamazsanız onu DÖVÜNÜZ.

Diyanetin ALMANYADA KÖLN kentindeki temsilciligi Almanca bir KURAN yayınlar.Almanın biri KURANI alıp okur birde ne görsün.Ayetin biri karınız sizi dinlememekte israr ederse onu DÖVÜN diyor.

                         Alman kuranı alıp temsilcilige gidiyor.Ordaki din adamlarına diyorki eger müslüman erkegi karısı dinlememekte isrer ederse erkek karısını dövebilirmi?

Temsilclikteki din adamları derki KURANDA asla böyle bir ayat yok.

                          Alman ,bir dakka deyip çantadan ALMANCA KURANI çıkartır ayatı gösterir.Bizim din adamları burda bir yanlışlık olmuştur deyip adamın elinden kuranı alıp  parasınıda geri verirler,piyasadaki bütün satılmamış almanca kuranlarıda toplatırlar.

                         Bir gün bu adamlardan biri olacak,HÜRRİYET  GAZATASINA çıkar,gazatada adamın büyük boy fotoğrafını yayınlar.Bu din adami gazatadaki yazısında aynı ZIRVAYI tekrarlar.Yanı gazatadaki yazısında derki kuranda kadını dövme deye birşey yok.Bunu okuyunca sarıldım telefona Hürriyet gazatasını aradım.Dedimki falan numaralı ayat diyorki kocasını dinlememekte israr eden kadın dövülür.Gazatadayazısı koskocaman resmi yayınlanan adamınn ressmini yalan sözlerini yayınladığınız gibi benim söylediklerimide yayınlayacaksınız dedigimde adam dedikine senin sözlerini nede senin resmini yayılayamayız.Degimki yalanı yayınlıyorsunuzda doğruyu neden yayınlayamıyorsunuz deyılce telefon kapandı.

                          Bu yalanlar TÜRKİYEYİ öyle sarmışki deme gitsin.CHPnin alevi adalet bakanına dedilerki sen 630 kişiye çalışmadan para veriyormuşun.Bakanda dediki ben 600 kusur kişiye veriyorum ama sizde 6 bin kusur kişiye çalışmadan verdiniz naber deyince adamların sesi kesildi.TÜRKİYE  RAYDAN çıkartılmaya hep devam edilmiştir.Atatürkün dışınakıler tarafından.

                            Japon PUTPERESTLERİ iyi YÖNETİMDE,,DÜRÜSTLÜKTE,diger vatandaşlarını düşünmekte DÜNYA birincisidirler.Amarikalılar japonların bu kertege nasıl geldiklerine inanamıyorlar.

                       Japonyaya giden TÜRKÜN biri TİREN yolcularının bizdeki gibi TRENE koştuklarını hiç görmemiş.Bizdeyse TREN kapılarında millet birbirini EZİYOR,

                         Japonlar hiçbirşeyi ALLAHDAN,ŞUNDAN,BUNDAN beklemiyor.Her gerekeni kendileri ögreniyor,yapıyorlar.

                         Kıbris savaşında RUMLARI bombalıyan pilot bir bakarki kalan benzinle ancak türkiyeye dönebilir.Rotayı hemen çevirir TÜRKİYEYE.Aaaaaaaaaaa, birde ne görsün yanına bir ak sarıklı biri oturdu ve evladim geri dönme ben benzinini doldurdum bombalamaya devam et.Pilot bir bakarki depo ağzına kadar dolu.

Bunu yahutta buna benzer ZIRVALARI mutlaka duymuşunuzdur.Ben çok duydum ve dinledim.

                         İslam dünyasının solcusuda,sağcısıda,ortacısıda,kenarcısıda aşağı yukarı hep aynı kafadadırlar.Bunalardan ne köy olur nede kasaba.

83 yaşında dedeniz.

Link to post
Sitelerde Paylaş

işte böyleee,

                     Nasılda kestim SESİNİZİ,SOLUĞUNUZU.

Ben her zaman hazırım BAHSE girmeye,çünkü yazdıklarımın % 100 gerçek olduklarını çok iyi biliyorum.

Eger sizde yazdıklarınızın doğru olduğuna inanmış olsaydınız benimle bahse girmeyi derhal kabul ederdınız.

Ama SESİNİZ ,SOLUĞUNUZ  kesildi:-)))))

                      Benim yanlış yapmışlığım olabilir.Nihayet bir insanım ama bilerek,kasıtlı olarak yalan yazdığımı hiç sanmıyorum hatırlamıyorumda.

                      Politikacılardan en sevdigim KİŞİ ATATÜRKTÜR.Onunda yaptığı hataları sağdan soldan bulup acıklamısımdır.Milliyet gazatasının 8 ciltlik bir kitap serisini okumuşdum.Orda yazıyordu,ATATÜRK ALEVİLERİN çoğunlukta oldugu Falan yere giitmiş.Aleviler ATAYA 16 yaşındakı bir kızoğlu kızı vermişler.Oda afiyetce kabul etmiş.3 gün 3 gece Atatür bu kızlaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa yaşamış.Kız çok utangaç olduğundan atatürke fazla CİLVE yapamamış.Ve ATATÜRK ordan ayrılırkan kıza hoşca kal bile demedigini milliyet gazatasının yayınladığı bu kıtaplar yazıyordu.

                       Milliyet gazatası benim en güvendigim gazatalardan biridir.

-

Birisine BAHŞEDİLMİŞ öz malı olmuş birşeyi elınden almak ancak diktatorların yapacağı bir şeydir.Bunun yaptıklarınıda doğru göstermeye çalışmaksa bu KAFADA eyi bir kafa degildir.

                       İsmetin zamanında çocukluğumda çay alabilecek paramiz yoktu.Olsada ÇAYDA yoktu.Komşu bağda ayva ağaçları vardı  bıçakla o bağa gider yaşlanmamıs ayva ağaçların dallarını soyar kabuklarını eve getirir o kabukları çay olarak kullanırdık.Bir gün gene bağa gittim ayva ağacının dalını soyarken köyden biri beni görüp uyardı.Oğlum ne yapıyorsun dedi,anlattım durumu ve bana dediki anlıyorum seni ama sakın birdaha bu yaptığını yapma.Sen çocuksun bilmeyebilirsin ama senin bu soyduğun dallar kurur.

                     Ondan sonra birdaha bağa uğramadım.

Bizim çay içmemizde böylece bitti.Çorba içmeye başladıydık.

O yılları yaşayanlar bilir.

                     Çoğu köyün yolu yoktu.

Erzinanı sivasa bağlayan yola yol demek için BİNDENE ŞAHAT  gerekti.Otobüsler yolda ancak 30 km suratı zor yapıyorlardı.Yollar ÇUKURLARLA doluydu.Ecevit zamanındada yollar bir ara bu hala gelmişti.Hatta benzınde bulamayıp yollarda kaldıklarımızı hala unutamıyoruz.

                      Erzincanda benzin almaya benzin istasyonuna gittim.her iki yöndede sıralanmış binlerce araba vardı.Benzinciye dedimki ben yurt dışından geldim işim acele.Benzinci dediki validen kagit getirirsen benzin alirsın.Yoksa bekliyecen.

                     Derken istasyona 3 genç geldi.Ülkücüymüşler.Benzinciye dedilerki derhal benzin vermeye başla, yoksa yarın geldiginde burayı yerinde bulamazsınız deyıp gittiler.Benzimci BENZİNİ vermeye başladı.Belki benzincide bir emre istinaden benzin vermıyordu.

                       DEPREM zedeler için bizden toplanan paraları Ecevit depremzedelere degil memurlara maaş olarak verdigini ögrenince ŞOKE  olduk.Ahhhhhhhhh bu CUHAPEEEE yokmu bu CUHAPE.Ecevit bir ara  FETTULLAHI  bayağı sevmişti.Ecevitin dürüstlügüne LAFIMIZ yokda.Bazı konularda biraz becereksizdi.

                         Amaaaaaa,CHP de en dürüst yönetici ECEVİTTİ.Ama hanımı RAHŞAN ,sabah ÇAY,övle ÇAY,akşam ÇAY yedire yedire erken ölmesine neden oldu deye CHPden bir millet vekıli açıklamıştı.

83yaşında dedeniz.Bu ismetciler yokmu? Ah bunlar ,vah bunlar.

 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...