Jump to content

Dunyanin alayi agnostiktir


Recommended Posts

4 dakika önce, AteistBakish yazdı:

 

Konuşma yetisi ile birlikte mesaj aktarımı başladı.

Bu mesaj aktarımlarıyla birlikte onaylı ilanlar yani medya ilan ortaya çıktı.

Toplumlar ilkel zamanlardan beri tanrıcılar, tanrısal varlıklar tarafından yönetildiğinden

Bu onaylı ilan ve yayınlar hep akli dengesi bozuk bir merkezden çıktı.

Şu anda bile temizleniyor ama yine de mesajlardan %70 bir kısım hala deliler tarafından ilan edilip yayınlanıyor.

 

Yani bu tanrı saçmalığıyla ilgili boşuna nefesini harcama.

Tanrı firavunları varlamaya çalış :D

Onların en azından sarılı mumyaları var.

Ne alakası var konuşuyoruz işte. Çelişkileri ortaya çıkarmak amaç.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 791
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

22 dakika önce, nogodbutAllah yazdı:

Çok uzun bir konu. Sadece şu kadarını yazayım: İsim sıfat ile aynıdır diyenler şöyle bir misal verirler:
İnsanlardan ismi adil ancak sıfatı zalim olan insanlar var. Yani ismi Adil ama fiiliyatta zalim.
Veya Adı Alim ancak ilmi yok fiiliyatta cahil. Dolayısı ile ismi ile müsemma değil .Yani sıfatı ile ismi uyuşmuyor.
Allah için bu durum söz konusu olmayacağı için diyorlar ki Allah'ın ismi ile sıfatı aynıdır. Gayri dir diyenlerde başka sebepler öne sürerler.


Ehli sünnet ise aslında ne aynıdır ne gayridir derler diye biliyorum. En azında ekseriyet böyle.
Şimdi ne aynı ne gayri misaline: Adamın aynadaki görüntüsü adamın aynı değil ama gayri de değil.
Yani o görüntü adamın aynı zatı ayna önünde var olduğu için  var.
Ve aynadaki görüntü adama tabiidir. Yani Adam kolunu kaldırsa görüntüde kaldırır.
Aynı olmazsa kaldırmaz. Yani gayri değil.
Ama aynı da değil. Yani adamın aynadaki görüntüsüne ateş edilse adama bir şey olmaz. şayet aynı olsa adamında ölmesi yaralanması gerekir.

Iste burada misal vermek lazım. Tekvin ezeli bir sıfat mi veya merhamet kudret vs.

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bir kişi bir kişinin hastalığını tedavi edince, allah şafi adıyla sağlık verdi olur. Bu eylem allaha üstlendirilir.

Bir kişi bir kişiye yardım edince, allah rahman, rezzak adıyla kendini gösterir. Bu insan eylemi allaha üstlendirilir.

Allah açlık, susuzluk verir, yoksunluk yaşatır, bu sorunu dayatır, sizi yediren, içiren benim der.

Allah hastalık verir, size sağlık veren benim der.

Üşütür, sizi soğuktan koruyan giysiler yarattım der.

Ama tabi bir kişi kötülük yapınca, allah hiçbir adıyla kendini göstermez. Hastalığı tedavi eden insanın eyleminde bir adıyla tecelli eden allah, kötülük yapan bir insanın eyleminde bir adıyla tecelli etmiyor mu yani şimdi?

Yine örneğin kuranda allah sizi korusunlar diye zırhı yarattım der, peki birbirlerine zarar versinler diye silah yaratan kim? Korunmak allahtan da, zarar vermek kimden? Korunmak için zırhı yapan insandır, ama zarar vermek için silah yapan da insandır. Yani müslüman işine gelen insan eylemini, işine gelen kavramı allaha üstlendirir, işine gelmeyeni üstlendirmez. Allah merhamet eder, ama merhametsizlik etmez örneğin. Zulmetmez, yalan söylemez, verdiği sözden dönmez. Ama her şeyi de yapabilir tabi.

tarihinde Buzul tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
4 dakika önce, AteistBakish yazdı:

Materyalizmi anlamayan, gerçeklik tanımını maddeye, objeye göre yapmayan herkes çelişkilerde bocalar.

Tamam işte somut olarak tanrının sıfatları arasında çelişkiler nedir. NogodbutAllah yukarıda izahını yapıyor. Mesela orada neye itirazınız var yazın öğrenelim.

Link to post
Sitelerde Paylaş
5 dakika önce, Buzul yazdı:

Bir kişi bir kişinin hastalığını tedavi edince, allah şafi adıyla sağlık verdi olur. Bu eylem allaha üstlendirilir.

Bir kişi bir kişiye yardım edince, allah rahman, rezzak adıyla kendini gösterir. Bu insan eylemi allaha üstlendirilir.

Allah açlık, susuzluk verir, yoksunluk yaşatır, bu sorunu dayatır, sizi yediren, içiren benim der.

Allah hastalık verir, size sağlık veren benim der.

Üşütür, sizi soğuktan koruyan giysiler yarattım der.

Ama tabi bir kişi kötülük yapınca, allah hiçbir adıyla kendini göstermez. Hastalığı tedavi eden insanın eyleminde tecelli eden allah, kötülük yapan bir insanın eyleminde tecelli etmiyor mu yani şimdi?

Yine örneğin kuranda allah sizi korusunlar diye zırhı yarattım der, peki birbirlerine zarar versinler diye silah yaratan kim? Korunmak allahtan da, zarar vermek kimden? Korunmak için zırhı yaratan insandır, ama zarar vermek için silah yapan da insandır. Yani müslüman işine gelen insan eylemini, işine gelen kavramı allaha üstlendirir, işine gelmeyeni üstlendirmez. Allah merhamet eder, ama merhametsizlik etmez örneğin. Zulmetmez, yalan söylemez, verdiği sözden dönmez. Ama her şeyi de yapabilir tabi.

Engeli kaldırdıysan yazayım?

Link to post
Sitelerde Paylaş

Allahım bu kışta dışarıda kalan yardım et, rabbim.

-Allah nasıl yardım edebilir ki? Gökten yemek mi indirir, soğuktan koruyan özel bir yorgan mı yaratır?

Yok böyle bir yardım gelmez. Allah yardım edin diyor ya.

-Nasıl yani? Bir kişinin bir kişiye yardım etmesi mi allahın yardım et etmesi ve yardım et duasını gerçekleştirmesi? Eeee öyleyse birisi kötülük, merhametsizlik yaptığında da, yapan allahtır.

Yok allah kötülük, merhametsizlik yapmaz.

-He işime gelen insan eylemini allaha üstlendiririm diyorsun yani.


 

Link to post
Sitelerde Paylaş

Çocuğumuzun acı çekmesini ve ölmesini istemeyiz diyen bir anne, baba, çocuğu var ederek, ona acı ve ölüm verir. Birde bunlar çocuğu var eden, ona acı çektiren ve öldüren odur dedikleri, allaha tapınırlar. İstemiyorlar, ama allahlık yapınca da olan bu. İstemiyorlar, ama acı ve ölüm veren de onlar. Zaten allah da böyle tutarsız, zihinsel uyumsuzluk yaşayan yapıdan çıkmıştır. Yani düşünün. Evlat acısının yaşandığı bir yerde, evlat acısı yaşayan kimseler varken, evlat acısı yaşattığı söylenen allaha, allah kimseye evlat acısı yaşatmasın diye dua ediliyor. Milyarlarca kez allahlık yapılan ve ölüm verilen bir yerde, kimsenin evlat acısı yaşamaması mümkün müdür? Görüldüğü gibi yaşayan kimseler vardır. Kuranda allah yine, maide 106da ölümü bir musibet olarak görüyor. Madem öyle, ölüm bir musibette, neden bu musibete yol açan yaratma eylemiyle övünüp, ölüm musibetine uğratıyorsun ki. Şura 30da da diyor ki, başınıza gelen her musibet kendi yaptıklarınızdan dolayıdır. Şimdi bir dakika, ölüm musibetine uğrayan kişi, kendi yaptığından dolayı mı bu musibete uğradı. Yok. Çocuğu yapan ve bu musibete yol açan annesi ve babası, tabi İslama göre de yaratan ve ölüm musibetine uğratan allah. Hani çocuk yapmak allahın yaratması ya ve şura 30da kaldı ki allah birçoğunu da bağışlar diyor. Tamam da, ölüm musibetine yol açan yaratma eylemiyle övünen ve sizleri öldüreceğim diyen sensin allah. Bu eylemde bir sorun görmüyorsun. Çocuğumuzun ölmesini istemiyoruz diyen anne, babanın, çocuğu var etmekte ve ölüm vermekte bir sorun görmemeleri, çocuğun ölümünü kötü bir durum olarak görmeleri gibi düşünün. Dolayısıyla allahı oluşturan yapı tutarlı mı da, allah tutarlı, zihinsel uyumsuzluk yaşamıyor olsun. Yine örneğin yaptıkları çocuğa, var ettikleri o muhtaç bedene, hakkımızı ödeyemezsin, bize şükür et, bize borçlusun diyen anlayış, islamda kendini muhtaç edip, yoksunluk verip, açlık, susuzluk yaşatıp, hangi nimeti yalanlıyorsunuz, sizi yediren, içiren benim, bana şükür edin diyen allah olarak kendini göstermiştir. Lokman 14de allah ile birlikte, anne, babaya da şükür istenmiyor mu? İsteniyor. Sanki yokken yeme, içme sıkıntısı vardı da, var ederek onu giderdiler. Ne şükürü, ne övgüsü?

tarihinde Buzul tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
2 dakika önce, Buzul yazdı:

Çocuğumuzun acı çekmesini ve ölmesini istemeyiz diyen bir anne, baba, çocuğu var ederek, ona acı ve ölüm verir. Birde bunlar çocuğu var eden, ona acı çektiren ve öldüren odur dedikleri, allaha tapınırlar. İstemiyorlar, ama allahlık yapınca da olan bu. İstemiyorlar, ama acı ve ölüm veren de onlar. Zaten allah da böyle tutarsız, zihinsel uyumsuzluk yaşayan yapıdan çıkmıştır. Yani düşünün. Evlat acısının yaşandığı bir yerde, evlat acısı yaşayan kimseler varken, evlat acısı yaşattığı söylenen allaha, allah kimseye evlat acısı yaşatmasın diye dua ediliyor. Milyarlarca kez allahlık yapılan ve ölüm verilen bir yerde, kimsenin evlat acısı yaşamaması mümkün müdür? Görüldüğü gibi yaşayan kimseler vardır. Kuranda allah yine, maide 106da ölümü bir musibet olarak görüyor. Madem öyle, ölüm bir musibette, neden bu musibete yol açan yaratma eylemiyle övünüp, ölüm musibetine uğratıyorsun ki. Şura 30da da diyor ki, başınıza gelen her musibet kendi yaptıklarınızdan dolayıdır. Şimdi bir dakika, şlüm musibetine uğrayan kişi, kendi yaptığından dolayı mı bu musibete uğradı. Yok. Çocuğu yapan ve bu musibete yol açan annesi ve babası, tabi İslama göre yaratan ve ölüm musibetine uğratan allah. Hani çocuk yapmak allahın yaratması ya ve şura 30da kaldı ki allah birçoğunu da bağışlar diyor. Tamam da, ülüm musibetine yol açan yaratma eylemiyle övünen ve sizleri öldüreceğim diyen sensin allah. Bu eylem de bir sorun görmüyorsun. Çocuğumuzun ölmesini istemiyoruz diyen anne, babanın, çocuğu var etmekte ve ölüm vermekte bir sorun görmemeleri gibi düşünün. Dolayısıyla allahı oluşturan yapı tutarlı mı da, allah tutarlı, zihinsel uyumsuzluk yaşamıyor olsun. Yine örneğin yaptıkları çocuğa, var ettikleri o muhtaç bedene, hakkımızı ödeyemezsin, bize şükür et, bize borçlusun diyen anlayış, islamda kendini muhtaç edip, yoksunluk verip, açlık, susuzluk yaşatıp, hangi nimeti yalanlıyorsunuz, sizi yediren, içiren benim, bana şükür edin diyen allah olarak kendini göstermiştir. Lokman 14de allah ile birlikte, anne, babaya da şükür istenmiyor mu? İsteniyor. Sanki yokken yeme, içme sıkıntısı vardı da, var ederek onu giderdiler.

Hacı biz ne tartışıyoruz sen yine başladın kaset sarmaya.

Link to post
Sitelerde Paylaş
3 saat önce, nogodbutAllah yazdı:

Allah'ın sıfatının sonsuz olması onu dünyada sonsuz olmasını gerektirmez. Zira dünya ve insan sonlu.


Yani Hayat ismi Allah için sonsuz. Ancak dünyada insan üzerindeki tecellisi sonludur. Zira öldüren ve dirilten hayat veren iki zıt ismi var. Yani baki olan sadece O dur. İnsan fanidir.


Misal güneş sürekli zati ışık kaynağı yani ışığı kendinden.
Ama ay veya dünya bir nevi ışık sıfatına sahip olmadığı için ay ve dünyanın sadece güneşe dönük kısmı güneşin ışık sıfatına kaynaklık eder. Ters yönü karanlıktır. Yani bu durumda bu güneşin ışık sıfatı sonsuz değil zira dünya ve ayı her zaman tamamen aydınlatamıyor dememiz gerekir.


Güneş sürekli daima ışık sahibidir .Ancak dünya ve ay ışık kaynağı olmadığı için sadece güneşe dönük kısmı  aydınlık olur. Bu güneşin değil ayın kusuru. Aslında kusurda değil zira insanın geceye uykuya dinlenmeye de ihtiyacı var. O uzun sıcak gündüzde çalışan yorulan insan serin karanlık gecede uykuya dalar.


Allah bir an uyuklamaz ve uyumaz ancak insan uykuya muhtaç şekilde yaratılmış. Dolayısı ile Allah'ın her sıfatının insanda sürekli tecelli etmesi gerekmiyor. Bazı sıfatlar zatidir ve ebedi ezeli olanlar bunlardır. Bunlar insana verilemez. Baki hay kadim kayyum ...gibi.


Ancak ahirette insanda ebedi hayat kazanacağı için bir nevi   insanda artık Allah'ın ebedi hayatı ile sıfatlanmış olur.

Şunu da eklemeliyiz ki 99 isim rivayeti misal Tirmizi'den gelen 99 isim içinde şafi ismi yoktur. Şafi  ismi Kur'an ayetlerinde fiil olarak yeşfa olarak geçer. Hz İbrahim söyler.


Ayrıca önemli bir hususta şudur: Şifa kelimesi sadece maddi bedeni hastalıkların izalesi için geçmez hatta çok az geçer .Çoğu manevi ruhi huzur kalp sakinliği genişliği ferahlığı gibi şek ve şüpheden arınma emin ve iman içinde olma hidayet içinde olma anlamındadır.


Bal içinde insanlar için şifa var denir. Bu maddidir. Kur'an içinde şifa der buda manevidir.
Aslında çoğu maddi hastalıkların kaynağı da psikolojiktir. Psikosomatik denilen aslında maddi kaynağı olmayan ancak psikolojik rahatsızlık ruhi bunalım akli zorlamalar ile ortaya çıkan rahatsızlıklardır.


Şunu katiyen diyebilirim ki insan bağışıklık sistemi şayet kafa rahat kalp huzur içinde ise zirve durumdadır. Tabii tabii temiz hava su besinlerde esasen maddi bozulmamış saflığı gösterdiği için bunlarda bedene şifadırlar.


99 isim hadisi ihtilaflıdır. Allah'ın Kur'an da bizzat geçen isim ve sıfatları vardır. Bir de esma hüsna ifadesi geçer ki bunların sayısının zati manada sınırlı olması mümkün değildir.


Yani misal Allah'ın kelamı denizler mürekkep olsa  ormanlar ağaç olsa onlar tükenir Allah'ın kelimatı tükenmez denir.
Bu yüzden  Kur'an'a Allah'ın kelamı denilse de Allah'ın zati kelamı sadece Kur'an değildir. İnsana yönelik sonlu bir kelimattır Kur'an . Aynen ayın bir kısmını aydınlatan ışık güneşin tüm ışığı değil sadece bir kısmıdır misali gibi.


Birde zati isimler süreklilik ifade eder arazi sıfatlar sonludur:
Misal zeytin isim olarak daimidir. Ancak sıfatı olan yeşil zeytin siyah zeytin deki yeşil ve siyah bir nevi arazi ve geçicidir. Zira bunlar zaman içinde değişmekte ve de yok olabilmektedir. Zati olan ise zamanla değişime uğramaz sabit kalır. Yani yeşilde olsa siyah da olsa zeytin ismi sabit kalır değişmez.


Bu yüzden Allah'ın isim ve sıfatları  bahsinde değişik ihtilaflar olmuş:


Misal bir kısmı her isim sıfattır ancak her sıfat isim değildir der. Bir kısmı isim ve sıfat aynıdır der.
Gayri sıfatlar işte şafi rezak gibi sıfatlar mahlukun yaratılması ile ortaya çıktığı için ehli sünnetçe hadis kabul edilir. Hadis yani ezeli ebedi olmayan sonradan yaratılan devreye giren demek.


Ama vücud kıdem beka gibi zati isimler Allah'ın zatına ait olduğu için bunlar mecburen ve bilaistisna ezelidir ve ebedidir.
Allah'ın hem kabz hem basd isimleri var ve zıttır. Yani hem daraltan hem genişleten.
Dolayısı ile bunlar hadis mahlukat üzerinde tecelli ettiği için gayri fiili sıfatlar denilir.
 

Burada sonsuz ve ezeli olan sıfatlara karşılık ehli sünnet eğer şafii rezzak rahmet gibi sıfatlar ezeli değil yaratılmış diyorsa. Allahta özellik bakımından bir şeyler değişmiş olmaz mı? Yani yeni bir özellik eklenmiştir bir anlamda. Bu da allahın sıfatlarının ve haliyle kendisinin Kemal sahibi olmadığını sonradan bir nitelik kazandığını göstermez mi?

Link to post
Sitelerde Paylaş
1 saat önce, nogodbutAllah yazdı:

Sayılarda sonsuz ancak ben kullanabildiğim kadarını kullanıyorum. Kullanabildiklerimi isimlendirip tanımlıyorum.

Evet sonsuz da belli işlemlerde kullanılır ancak zaten limit gibi sonsuza yaklaşan şeylerde aslında mecazi kullanılıyor.

Bu yüzden sonsuz sayıları kapsar ancak sayabildiklerim sonsuz değildir. Aslında paradoks gibi ama değil.

Allah'ın sıfatlarının sonsuz olması ,ila ki sonlu mecralar da da sonsuz tecellisini gerektirmez. Çünkü kapsayıcıdır.

 

Ben sonsuz zenginim. Maddi Varlığım sayılmıyor. Ancak fakir biri benden para isterken  sınırlı bir miktar söyler. Zira sonsuz harcanan bölünen bir şey değil.

 

paralel Aynalarda da sonsuz görüntüler oluşur. Ancak ayna  sınırlı olduğu için belli bir kısmı görebiliyoruz. Ancak aslında teoride formülü var sonsuz görüntü oluşur.

sınırlı mecralar doğal olarak sınırsızı sınırlar. Ahiret bu sıfatların tam kamil derecede tecelli edeceği bir mecradır diye düşünüyorum.

Sonsuz olması garip gelmiyor mu? Mesela kudret deyince ölçüsel bir şey değil mi bu? Yahut ilim deyince ilim kuşatma bağlamında olsa bile içinde sayısal anlamda bir veri barındırıyor ki! Allah istediği kadar bilgiye sahip olsun evrenle insanla ilgili vs. Bu yine sonsuz bilgi değil ancak bilgiler bütünü veya kapsayıcı bilgi anlamına gelir. Bir diğer problem ise; ahirette nasıl tecelli edecek ahiret ortamı nitelik bakımından sonsuz mudur yine dünya gibi sınırlı bir ortama sahiptir. Fakat süresi devam etmektedir. Allah ancak daima şekilde bazı sıfatlarını devreye koyar. Der ki kudretimle sürekli cenneti cehennemi yaratayim irademle seçeyim merhamet edeyim vs. Bu yine dünya gibi bir ortama benzer tek farkı sürekliliği olması. Demek ki size göre evren sonlu olduğu için allahın sıfatları burada sonsuz vasfına uygun olarak tam tecelli edemiyor yanlış anlamadıysam?

tarihinde akılsızşuursuzatom tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, nogodbutAllah yazdı:

Çok uzun bir konu. Sadece şu kadarını yazayım: İsim sıfat ile aynıdır diyenler şöyle bir misal verirler:
İnsanlardan ismi adil ancak sıfatı zalim olan insanlar var. Yani ismi Adil ama fiiliyatta zalim.
Veya Adı Alim ancak ilmi yok fiiliyatta cahil. Dolayısı ile ismi ile müsemma değil .Yani sıfatı ile ismi uyuşmuyor.
Allah için bu durum söz konusu olmayacağı için diyorlar ki Allah'ın ismi ile sıfatı aynıdır. Gayri dir diyenlerde başka sebepler öne sürerler.


Ehli sünnet ise aslında ne aynıdır ne gayridir derler diye biliyorum. En azında ekseriyet böyle.
Şimdi ne aynı ne gayri misaline: Adamın aynadaki görüntüsü adamın aynı değil ama gayri de değil.
Yani o görüntü adamın aynı zatı ayna önünde var olduğu için  var.
Ve aynadaki görüntü adama tabiidir. Yani Adam kolunu kaldırsa görüntüde kaldırır.
Aynı olmazsa kaldırmaz. Yani gayri değil.
Ama aynı da değil. Yani adamın aynadaki görüntüsüne ateş edilse adama bir şey olmaz. şayet aynı olsa adamında ölmesi yaralanması gerekir.

Ehli sünnetin görüşü diğerlerine göre daha makul gibi görünüyor. Sıfat zaten soyut bir kavramdır. Gerçekliği bizatihi yoktur. Fakat faaliyeti olursa kendisini belli etmiş olur. Ancak Allah ın faaliyet sıfatlarını göstermesi için ve bunları görebilmesi için evreni ve akıllı varlıkları yaratması gerekir. Zorunlu konuma giriyor ister istemez. Mesela tekvin olduğunu görmesi veya göstermesi için yaratmak zorunda. Eğer ki tekvin sıfatı hadistir diyorsanız orası ayrı olur tabi. Eğer tekvinde allahin zatıyla ezeli ise dediğim gibi olur. Allahın isimlerinin makes bulması için bunlar mantıksal zorunluluktur. Nitekim şöyle bir durum var; bir kişi şafi diye ismi olamaz. Şifa verdiği için biz ona şafii diye isim veririz. Lionel messinin gol kralı diye özelliği var demek ki Messi gol kralı demeyiz. Messi gol kralı ise biz ona gol kralı deriz. Yani Allah merhametli diyeceksek o kendinde özelliği değil yaptıklarına verdiğimiz bir isim olabilir belki.

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 minutes ago, akılsızşuursuzatom said:

Allahin şafii ismi var ve hastalık namına bir şey yok diyelim. O kişiye siz nasıl AA bu şafii imiş diyecektiniz?

 

De gitsin, ne olacak sanki? Aslı yok, astarı yok, zamandan, mekandan münezzeh demiyor musun?

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
3 dakika önce, anibal yazdı:

 

De gitsin, ne olacak sanki? Aslı yok, astarı yok, zamandan, mekandan münezzeh demiyor musun?

 

 

Evet diyorlar zamandan mekandan zati itibariyle münezzeh ama sıfatları zamanda ve mekanda iş yapıyor farkında iseniz. Mesela kudretiyle mekanda iradesiyle mekanda vb. Fakat akla şu gelebilir. Bizzat mekanda olmayan bir şey sıfatlarıyla nasıl mekanda oluyor diye. Mesela padişah bizzat o eylemde yoktur ama kudret özelliği ile irade etme özelliği ile vardır. Gerek elindeki iktidarla gerek hizmetcileriyle o eylemin bulunduğu mekanda bulunur. Aynen öyle de Allah ta bizzat mekanda bulunmaz canlı zamansal ve mekansal bir şey değil ancak özellikleri burada yansıyabiliyor.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Just now, akılsızşuursuzatom said:

Evet diyorlar zamandan mekandan zati itibariyle münezzeh ama sıfatları zamanda ve mekanda iş yapıyor farkında iseniz. Mesela kudretiyle mekanda iradesiyle mekanda vb. Fakat akla şu gelebilir. Bizzat mekanda olmayan bir şey sıfatlarıyla nasıl mekanda oluyor diye. Mesela padişah bizzat o eylemde yoktur ama kudret özelliği ile irade etme özelliği ile vardır. Gerek elindeki iktidarla gerek hizmetcileriyle o eylemin bulunduğu mekanda bulunur. Aynen öyle de Allah ta bizzat mekanda bulunmaz canlı zamansal ve mekansal bir şey değil ancak özellikleri burada yansıyabiliyor.

 

Uffffff.... Hala aynı ortlamalar.... Neyin felsefesi bu yaaa?

 

Şunu bir anla öncelikle. Realiteyi bırakıp, göteliyle fikir osururusan, her şey, her şey olabilir. Basitçe, mevzu götten uydurmaksa, ki tanrı denen şeyde tam olarak budur, artık ötesi için akıl, beyin, mantık falan gerekmez. Şafi demek için şfa vermesi de gerekmez, hastalık hiç olmasa da şafi olmaması gerekmez. Tanrı, şüphesiz, en zöttürücüdür, zört olmasa da, olsada, bu tanrının ultra süper zöttürücülüğüne halal getirmez. 

 

Sizin ufak kafa anlayamayınca, insan doğası tepkisi olarak mevzuyu anlaşılılr insani kalıplara çekmeye çıkıp, tabi tabi, amanda böyle lan hakkaten yav diyerek sallanıyor geçiyor. Ama mevzu cidden basit, akıl, mantık, hele hele somut olmaya dair hiç bir şeyi olmayan, osuruktan öte olmayan bir tanrı ortaya koyduğunuzda, artık o tanrıya dilediğiniz sıfat, fiil vs. vs. yapıştırabilirsiniz. Buradaki nokta: "Dilediğiniz..." noktası, sizi tek tutan, akşam yemekte ne yediğinizdir, bol kuru fasulye veya nohut yemişseniz mesela, deme gitsin keyfinize....

 

İşte burada, realiteyle sizin osuruktan teyyarelerin kesişim kümesine siz çıkmış, zati sıfatlar, yok subuti sıfatlar diyorsunuz. Oysa, bunlar da aynı şekilde osuruktan mütevellit, hepsi o. 

 

Ve neymiş, hastalık zinhar olmadan onun şafi olmasının önündeki tek engel, yeterince kuru fasulye yememiş olmanmış. Şöyle konserve kuru ye, bak nasıl gerisi geliyor, hadi bak dene....

 

 

 

Link to post
Sitelerde Paylaş
4 dakika önce, anibal yazdı:

 

Uffffff.... Hala aynı ortlamalar.... Neyin felsefesi bu yaaa?

 

Şunu bir anla öncelikle. Realiteyi bırakıp, göteliyle fikir osururusan, her şey, her şey olabilir. Basitçe, mevzu götten uydurmaksa, ki tanrı denen şeyde tam olarak budur, artık ötesi için akıl, beyin, mantık falan gerekmez. Şafi demek için şfa vermesi de gerekmez, hastalık hiç olmasa da şafi olmaması gerekmez. Tanrı, şüphesiz, en zöttürücüdür, zört olmasa da, olsada, bu tanrının ultra süper zöttürücülüğüne halal getirmez. 

 

Sizin ufak kafa anlayamayınca, insan doğası tepkisi olarak mevzuyu anlaşılılr insani kalıplara çekmeye çıkıp, tabi tabi, amanda böyle lan hakkaten yav diyerek sallanıyor geçiyor. Ama mevzu cidden basit, akıl, mantık, hele hele somut olmaya dair hiç bir şeyi olmayan, osuruktan öte olmayan bir tanrı ortaya koyduğunuzda, artık o tanrıya dilediğiniz sıfat, fiil vs. vs. yapıştırabilirsiniz. Buradaki nokta: "Dilediğiniz..." noktası, sizi tek tutan, akşam yemekte ne yediğinizdir, bol kuru fasulye veya nohut yemişseniz mesela, deme gitsin keyfinize....

 

İşte burada, realiteyle sizin osuruktan teyyarelerin kesişim kümesine siz çıkmış, zati sıfatlar, yok subuti sıfatlar diyorsunuz. Oysa, bunlar da aynı şekilde osuruktan mütevellit, hepsi o. 

 

Ve neymiş, hastalık zinhar olmadan onun şafi olmasının önündeki tek engel, yeterince kuru fasulye yememiş olmanmış. Şöyle konserve kuru ye, bak nasıl gerisi geliyor, hadi bak dene....

 

 

 

Hacım gerilme hemen tanrılarının belli özellikleri var sonuçta. Ancak bu tanrının çelişkilerini gösterirsiniz olur biter. Yok götten sallama işi kurtarmaz. Arkadaş sen tanrım böyle böyle diyorsun kıçının üstüne oturup bir şeyler üfürmüşsün ama senin çelişkilerin şunlar dersin olur biter. Fakat siz tanrı yok manrı yok sallamışsınız derseniz karşı tarafla kontak kuramaz bir şey anlatamazsınız ki. He diyorsanız ki banane onlardan o zaman konuşmazsınız olur biter. Fakat daha iyi bir dünya ve nesil için götlerindeki kıllı tanrılarını öldürmek gerek. Yani sıçmık kafalarındaki hayali babayı.

Link to post
Sitelerde Paylaş
2 saat önce, akılsızşuursuzatom yazdı:

Tamam işte somut olarak tanrının sıfatları arasında çelişkiler nedir. NogodbutAllah yukarıda izahını yapıyor. Mesela orada neye itirazınız var yazın öğrenelim.

Arkadaşım Allah bir çizgi film karakteri değil mi?

Bütün masal karakterlerinin özelliklerini mi tartışacağız.

Mesela kırmızı başlıklı kız poğaça yapmayı nereden öğrendi?

Kurt nine taklidi yapmayı nasıl öğrendi?

Link to post
Sitelerde Paylaş
5 saat önce, nogodbutAllah yazdı:

Allah'ın sıfatının sonsuz olması onu dünyada sonsuz olmasını gerektirmez. Zira dünya ve insan sonlu.

 

Bu kadar laf salatası yapmak için bir insanın kafası ya bayağı kıyak olmalı ya da tüm gri hücreler sulanmış olmalı.

Sizlerin bir türlü kafası basmıyor; şu merem tanrının sıfatları söyleymiş böyleymiş falanmış, fişmanmış....

..mış da mış. Yahu bunları kendisi değil, senin gibilerin orasından burasından çıkıyor. O ise dut yemiş bülbül gibi onca zamandır gıkını çıkaramadı. Sen istediğin kadar o öyledir, böyledir, şöyledir de.

Farketmez; hepsi senin gibilerin hüsnü kuruntusu.

tarihinde kavak tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.

×
×
  • Yeni Oluştur...