Jump to content

Holografik Evren ve Holograf'in Matematiksel Açıklaması!..


Recommended Posts

Holografik Evren

Davit Bohm'un evrenin holografik yapıya sahip olduğu iddiası, atomaltı parçacıkları araştırması sırasında başladı.

Kuantum fizikçilerinin şaşırtıcı gerçeği, maddenin bölünebilir en küçük parçasına geldiğiniz zaman, ulaştığınız, parçanın normal davranış göstermediğidir.

Çoğumuz elektronun, çekirdeğin etrafında dolaşan minicik bir küre olduğunu düşünürüz. Fakat gerçek bu değildir!. Elektron bazen parçacık davranışı gösterebilir, ancak en-boy-derinlik gibi hiç bir ölçümlemeğe gelmez.

Yani bildiğimiz objelerden değildir. Fizikçilerin diğer bir keşfi de elektronun gerek parçacık, gerekse dalga özelliği gösterdiğidir.

Bir elektronu kapalı bir televizyon ekranına yölendirirseniz küçük ışık noktası elde edersiniz. Bu onun parçacık özelliğindendir ama tek özelliği de değildir. Aynı zamanda enerji bulutu şeklinde uzayda dağılan bir dalga gibi de davranır. Hiç bir parçacığın yapamayacağı şekilde, iki deliği olan bir engelden, ikisinden de aynı anda geçebilir.

Elektronlar birbirleriyle çarpıştıklarında girişim örnekleri meydana getirirler. Yani hem parça hem de dalga özelliği gösterirler. Bu bukalemun özelliği bütün atomaltı parçacıkları için geçerlidir. Daha önce yanlız dalga hareketi gösterdiği zannedilen herşey içinde geçerlidir. Gama ışınları, x ışınları, radyo dalgaları gibi. Hepsi dalga ve parçacık özelliği gösterir.

Bu iki özelliği gösteren şeylere fizikçiler "Kuanta" demektedirler ve evrenin ana dolgusunun olduğuna inanmaktadırlar.

Belki de en hayret verici olay kuantanın sadece, bizim baktığımız zaman parçacık özelliği göstermesidir.

Fizikçiler, elektronun bakılmadığı zaman, daima dalga hareketi gösterdiğini deneyle bulmuşlardır. Bir yılanın çölde kum üzerinde gittiği gibi, düz hareket ettiğini sandığımız şeylerin aslında, dalga hareketi yaptığını, düşünün.

Fizikçi Nick Herbert, dünyayı, sadece baktığımız zaman madde görüntüsü veren, aslında durmaksızın akan bir dalga çorbası olarak ifade etmektedir. Midas'ın dokunduğu herşeyi altın yapan elleri gibi.

Bohm'un bulduğu en enteresan hâllerden biri de bağımsız görünen atomaltı parçacıkların birbirleri ile ilişkisidir.

Kuantum fizikğinin kurucu babalarından Neils Bohr, atomaltı parçacıkların sadece bir gözlemci tarafından izlendiğinde meydana çıktığına göre, parçacıkların özellikleri ve karakteristikleri hakkında görüş bildirmek anlamsızdır sonucunu çıkarttı. Bu görüş bir çok fizikçiyi rahatsız etti.

Einstein bu görüşe karşı çıktı. Ona göre atomaltı parçacıkların izlenmelerinde meydana çıkan, parçacık çiftleri, benzer veya aynı özellikleri gösteriyorlardı.

Örneğin bir positronium atomu (Bir elektron+bir positron) çözüldüğünde, iki zıt yöne giden fotonlar oluşturur ve her ne uzaklıkta olursa olsun her iki foton da aynı polarizasyon açısına sahiptir. (Polarizasyon, bir fotonun kaynaktan uzaklaşırken gösterdiği dalga şeklindeki harekettir)

Einstein kısaca EPR paradoksu denen görüşle, eğer iki foton belli bir mesâfede aynı polarizasyon açısını veriyorlarsa, aralarında ışık hızından daha hızlı bir iletişim olması gerektiği, bunun da imkânsızlığı nedeni ile Bohr'a karşı çıktı.

Bohr ise buna aldırmadı!. Işık hızından daha hızlı bir iletişim yerine başka bir açıklama getirdi. Atomaltı parçacıklar, sadece gözlendikleri sürece var olduklarına göre, bunlara bağımsız şeyler denemezdi ve bu nedenle Einstein'ın ikiz parçacıklar hipotezi yanlıştı. Onlar görünmez bir sistemin parçalarıydı.

Fizikçilerin çoğu bu görüşle yetindiler. Einstein ise teknik imkânsızlıkları nedeni ile görüşünü ispatlayamadı.

Bohr'un atomaltı parçacıkların görünmezliği ile ilgili görüşleri gerçeğin bulunmasında önemli sonuçlar doğuracaktı. Fakat bunlar ihmal edildiği gibi iletişim konusu da ihmal edildi.

Bohm, Bohr'un tezini kabul etti. Ancak iletişime gösterilen ilgisizlikten de üzüldü. Bohm, Berkeley'de plazmalar üzerine çalışmalar yapıyordu. (Plazma yüksek yoğunlukta elektron ve pozitif iyonları içeren "+" değerli bir gazdır.)

Bohm, tek başlarına hareket eden elektronların, plazma içine girdiğinde bu özellikleri yitirip, büyük bir iletişim hâlinde olan bir bütünün özelliklerini gösterdiğini gördü.

Her ne kadar bireysel hareketleri gelişi güzel gibi görünüyorsa da elektronların çoğu çok iyi organize edilmiş etkiler yapıyordu. Plazma devamlı kendisini yeniliyor ve içindeki bozuklukları, bir kistteki yabancı madde gibi durduruyordu.

Bohm o kadar etkilendi ki, elektron denizinin "CANLI" özellikleri gösterdiğini söyledi.

1947 de Bohm, Princeton'da yardımcı profesörlüğü kabul etti. Ve metallerdeki elektronları incelemeğe devam etti; ve elektronların çok yüksek değerde, birlikte hareket özellikleri gösterdiğini buldu!.

Berkeley'deki plazmalar gibi artık iki parça arasındaki iletişim olduğunu değil; her elektronun diğerlerinin hareketini bilir gibi hareket ettiği; ve parçacıklar okyonusunun da bilinmeyen trilyonlarca diğerleri ile ortak hareket hâlinde oldukları üzerinde çalıştı.

Bohm, elektronların bu toplu hareketini "Plazmon" olarak adlandırdı ve bununla da fizikçi olarak yerini bilim dünyasına kabul ettirdi.

Bohm, daha sonra yaptığı çalışmalarla Bohr'un teorisini yetersiz buldu ve atomaltı parçacıkların daha derinlikli gerçekleri olması kanaâtıyla Einstein'la görüşmeler yaptı. Bu görüşmeler ışığında da Bohr'un teorisine bir alternatif geliştirdi.

Elektronların gözlemci olmadan da var olduğunu baz aldı. Bu bazla atomaltı parçacıkların bilimle açıklanmayı bekleyen bir boyutu olduğunu keşfetti.

Bu duruma "KUANTUM POTANSİYELİ" adını verdi. Bütün uzayda mevcut olduğunu; yer çekimi ile manyetik sahaların aksine, etkisinin uzaklıkla azalmadığını ortaya koydu. Fizikçilerin çoğu bu görüşe karşı çıktı. Fakat yeni bir teori olarak bilim adamları arasında kabul gördü.

Bohm, hiçbir teorinin sonsuzluğu açıklayacak güce sahip olmadığını ve buna karşı çıkılmasının da doğru olmadığını söyledi.

Bilimin, etki-tepki gibi çok sınırlı verilerden hareket ettiğini, oysa sonucun birçok sebebe bağlı olabileceğini belirtti.

Bohm, kuantum fiziği ve kuantum potansiyeli konusunda çalışmaları devam ettikçe, ortodoks düşünceden ayrıldı.

Klasik bilim, sistemi, karşılıklı parçaların birbirleri ile etkileşimi olarak inceler.

Kuantum potansiyeli ise bunu akılda tutarak, parçaların tüm tarafından organize edildiğini söyler!.

Bohm, atomaltı parçacıkların bağımsız olmadıklarını söylemekten öte; görünmez herşeyi düzenleyen bir sistemin varlığına öncelik verdi.

Bu plazmadaki ve süper iletkenlikteki elektronların hareketlerini açıkladığı gibi, ilişkilerini de göstermektedir.

Yani Kuantum Potansiyel, elektronların gelişi güzel dağılmadığını, kendi başına hareket eden bireylerin oluşturduğu bir pazar kalabalığı gibi değil, organize bir bale dansı gibi olduğunu açıklamaya çalışır.

Parçaların, birleşerek meydana getirdiği bir makine değil, yaşayan bir organizmanın, bütünlüğünü oluşturan parçaları görür.

İlginç bir sonuç da, Bohm'un kuantum fiziği açıklamasına göre; atomaltı parçacıklarında sâbit bir yer söz konusu olmayacağı için uzayda her yer eşittir ve herhangi birşeyi başkasından ayırmak imkansızdır. Bu özelliğe fizikçiler "mekânsızlık" (Non-Locality) demektedirler.

Bohm, mekânsızlığı açıklamak için şöyle bir deney geliştirdi. Bir akvaryum içindeki balığı iki ayrı kamera ile iki ayrı açıdan görüntüledi. İki kamerayı, ayrı ayrı izleyen birisi, önce bu iki balığın ayrı olduğunu düşünebilir ama zamanla hareketlerin benzerliğinden, iki görüntünün de aynı balığa ait olduğunu anlayacaktır.

Bohm, bunu pozitronium atomunun iki zıt yöne ayrılmasındaki özelliğin ışığın hızı konusuna girmeden, açıklanması olarak izah etti. Gerçekten Kuantum Potansiyeli uzayda geçerli olduğuna göre, bütün parçacıklar, mekânsız olarak birbiri ile ilişkidedir.

1950`lerde Bohm, Bristol Üniverstesine araştırmacı olarak gitti. Ve Yaki Aharanov ile tanıştı. Beraber yaptıkları çalışmalarda, şartlar uygun olduğunda, bir elektronun, elektron bulunmasının sıfır ihtimal dahilinde olduğu bir yerde, manyetik sahanın mevcudiyetini hissettiğini buldular.

Klasik fen, parçacıkları genellikle iki kısımda inceler, düzenli ve düzensiz.

Bohm ise inceledikçe, birbirine göre birçok düzenli ve düzensiz denebilecek sınıflar tesbit etti... Ve evrende sonsuz sayıda sınıflandırılabilecek düzen hiyerarşisi olabileceğini söyledi.

Bundan dolayı da, düzensizlik dediğimiz dağılımların dahi, belki de çok yüksek seviyede, bizim bilmediğimiz bir düzenin parçası olabileceğini açıkladı.

ilginç olan, matematikçilerin de düzensizliği ispatlayamamasıdır!.

Bohm bu düşünceler içerisinde iken, televizyonda bir kavanozun içerisine yerleştirilmiş silindir ve arasına, doldurulmuş glisrinle yapılmış bir deney gördü.

Gliserinin içine damlatılan bir damla mürekkep, silindir döndüğünde dağılıp kayboluyor, fakat geri döndürüldüğünde tekrar damla haline geliyordu. Bundanda, düzensiz olması gereken mürekkep dağılımının dahi bir düzene sahip oldığu anlaşılıyordu.

Bunun üzerine yoğun bir şekilde düşünen Bohm, sonunda amaca en yakın çözümü buldu: HOLOGRAM!.

Hologramı inceledikçe, holografik film üzerindeki girişimlerin, düzensiz gibi görünmesine rağmen gizli bir düzen içerdiğini buldu.

Bohm, düşündükçe daha çok ikna oldu ve evrenin akan dev bir hologram olduğu kanısına vardı.

1980`de de bu görüşlerini açıklayan "WHOLENESS AND THE IMPLICATE ORDER"adlı kitabı ile bu görüşlerini açıkladı.

Bohm'un en korkutucu tesbitlerinden biri ise, günlük yaşamımızın gerçekte bir holografik görüntü olduğu idi!.

Mevcûdiyetin derinliklerindeki gizli iradeyi vurgulayarak, fizik dünyamızın görüntüleri ile objelerin doğumunun, bir holografik filimden, hologramın doğumuna benzediğini söyledi. Bu en derinde saklı gerçeğe "GİZLİ"; mevcut dünyamıza da "GÖRÜNÜR" düzen; dedi.

Böyle söyledi, çünkü evrendeki tüm şekillerin, bu görünür ve gizli gerçeklerin sonucu olduğunu gördü.

Örneğin elektronların, uzayda her zaman var olmalarına rağmen, sadece incelendiklerinde ortaya çıkmalarını, bu gerçeğe bağladı.

Bir başka anlatımla, bir kaynaktan çıkıp, çeşmeden akan suyun, gizli iken görünür olması ve kaybolduğu varsayılan damlalarında tekrar çıktığı kaynağa yani gizliye döndüğünü düşünebiliriz.

Holografik filmi de aynı şekilde gizli, hologramı da görünür; diye değerlendirebiliriz. Bu iki düzen arasındaki devamlı akış, parçacıkların, pozitronium atomunda nasıl şekil değiştirdiğini açıklamaktadır.

Bu şekil değişiklikleri tek gibi görünebilir, örneğin, bir elektron gizli kısma geçerken; bir foton çözülüp, görünür hale gelip onun yerini alabilir. Bu da kuantanın bazen parçacık, bazen dalga özelliği göstermesinin açıklamasıdır.

Hologram, statik bir görüntü olduğundan, evrendeki katlanıp açılmalardan meydana gelen dinamik hareketi, Bohm, "HOLOMOVEMENT" (holohareket) olarak adlandırdı.

Atomaltı seviyedeki yetersizliği, holografik hareket açıklar. Bir şey holografik olarak organize edilirse, orada her türlü mekân anlayışı kalkar.

Ayrıca holografik filmin küçük bir parçasının, tümdeki bilgiyi taşıması, bilginin de mekânsızca dağıldığını gösterir."

Holograf'ın Matematiksel Açıklaması

İlk defa 18. yüzyılda Fransız Fourıer herhangi bir modelin ne kadar kompleks olursa olsun basit dalgalarla ifade edilebileceğini ve bu formların orijinal modele dönüştürülebileceğini metamatik olarak ispatlamıştı.

Bunu tv kameralarının görüntüyü eloktromanyetik frekanslara, tv cihazının da bu frekansları tekrar görüntüye dönüştürmesi şeklinde örnekliyebiliriz. (Fourıer Transforms)

1960 ve 70`lerde birçok araştırmacı görme sisteminin, dalgaların saniyede ne kadar salınım yaptığını saptayan bir frekans analizörü gibi çalıştığını ispatladıklarını Pribram'a söylediler; ve beynin bu işlemde holografik işlev yaptığı görüşüne vardılar.

1976 da Berkeley'de, Russell ve Karen de Valois meseleyi keşfettiler.

Görme merkezi üzerinde yaptıkları çalışmalarda bazı hücrelerin yatay çizgilerin algılanmasında, diğer bazı hücrelerin de dikey çizgilerin algılanmasında devreye girdiklerini buldular; karakter algılayıcı dedikleri çok özel hücrelerin bizim göresel olarak algıladığımız dünyayı gösterdiğini belirttiler.

Deneyi ispatlamak için de Fourier denklemlerini kullanarak örnekleri dalga formlarına çevirdiler ve beyin hücrelerini kontrol ettiler. Buldukları, beyin hücrelerinin orijinal örneğe, değişik Fourier denklemlerine uygun tepki gösterdikleri idi.

Sonuç, beynin görüntüleri Fourier denklemine uygun olarak dalgalara çevirerek algıladığı oldu!.

Bu deneyler bir çok ülkede tekrarlandı, beynin holograf olarak çalıştığı henüz tam olarak ispatlanamasa da, bu yolda yeterli kanıt sağlandı.

Böylece görme merkezinin, gördüğü değil; kendisine ulaşan frekanslara göre karar verdiği; ve buna göre de, diğer duyuların dahi araştırılması gerektiği ortaya çıktı!.

Bu keşiften sonra Alman Herman Von Helmholtz, kulağın da frekans analizörü gibi çalıştığını buldu.

Bekesy'in çalışmaları da derinin titreşim frekanslarına duyarlı olduğunu gösterdi.. Kokuların osmik frekans sistemi ile, hatta tat alma duyusunun da frekans analizi kanalıyla olduğunu gösteren deliller bulundu.

Bekesy ayrıca deneklerin, titreşim frekanslarına Fourier Generasyonu denklemleri ile tepki verdiğini keşfetti.

En heyecan verici deney ise 1930 larda Rus bilim adamı Nikolai Bernstein'a aitti.

Bernstein siyah bir fon duvar önünde, siyahlar giymiş dansçıların, eklem yerlerine, beyaz noktalar koyarak filme aldı. Dansçılar dans ettiler, yürüdüler, zıpladılar, daktilo yazdılar, çivi çaktılar. Film banyo edildiğinde beyaz noktaların oluşturduğu kompleks ve akan bir hareket gözlendi.

Bernstein bunları Fourier analizi ile inceledi ve dalga formlarına çevirdi.

Şaşırtıcı olan daga formuna uygun olarak gelecek hareketin cm'nin oranları nispetinde tahmin edilmesiydi.

Pribram bu deneyden, beynin hareketleri komple olarak algıladığını ve Fourier'e uygun olarak dalga formlarına çevirdiğini düşündü.

Bu da öğrenmede, sistemin hızının önce bütünün algılanmasından olduğunu, tek tek parçaların birleşmesi ile olmadığını gösteriyordu.

Bütün bunlardan hareketle şu sıralarda bilim, beynin fonksiyonlarının açıklanmasında, kesin olmasa da en iyi modelin "hologram" olduğunu kabul etmekte.

Pribram 1970`lerde teorisinin doğruluğunu ispatlayacak yeterli delil elde etmişti. İlâveten beynin motor merkezlerinin belli bantlardaki frekanslara tepki verdiğini bulmuştu. Fakat onu rahatsız eden mesele, beynimizde görüntü değil de hologram oluşuyorsa neyin hologramı oluşuyordu?... Gerçek ne idi?..

Örneklemek gerekirse bir masa etrafındaki topluluğun polaroid filmini çekip, resimde birbirlerine girmiş dalgalar yığını görseniz acaba hangisi gerçektir?

Gözlemcinin gördüğü dünya mı?... Beynin algıladığı dalgalar mı?

"Holografik beyin" modelinin mantıksal sonucu şu:

Objektif gerçek diye gördüğümüz dağ, deniz, ağaçlar, evler, lâmbalar, fincanlar mevcut değil; veya en azından, bizim algıladığımız gibi mevcut değil!...

Belki de mistiklerin, sûfilerin asırlardır söyledigi gibi, gerçek, sadece bir hayâl âleminde yaşadığımızdır; ve asıl olan dalgalardan meydana gelen bir senfoninin nağmeleridir. (Frequency Domain)

Nöro-fizikçi Pribram, burada takıldı; konunun kendi dışında olduğunu düşünüp araştırınca da fizikçi David Bohm'un çalışmalarını buldu!..

Böylece hem kendi sorusunun cevabını aldı, hem de "tüm evrenin hologram yapıya sahip olduğunu" öğrendi.

Link to post
Sitelerde Paylaş
  • İleti 46
  • Created
  • Son yanıt

Top Posters In This Topic

Nasıl bir evrende yaşadığımız bizim evreni algılama şeklimize bağlı..

Evrenin dijital mi olduğunu bu forumda tartıştık.

Adresi:

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=5749

Evrene nasıl bir bakış açısı ile bakarsanız, onu öyle görebilirsiniz.

Evren holografik de olabilir, analog da, dijital de, quantum da..

Tabii gerçek evren onların hiç birisi değildir.

Onlar bizim evreni algılama şekillerimizdir..

HACI

Link to post
Sitelerde Paylaş
Nasıl bir evrende yaşadığımız bizim evreni algılama şeklimize bağlı..

Evrenin dijital mi olduğunu bu forumda tartıştık.

Adresi:

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=5749

Evrene nasıl bir bakış açısı ile bakarsanız, onu öyle görebilirsiniz.

Evren holografik de olabilir, analog da, dijital de, quantum da..

Tabii gerçek evren onların hiç birisi değildir.

Onlar bizim evreni algılama şekillerimizdir..

HACI

Evrensel görüş yanında kişisel görüşünüz basit kalır.

Boyutsallık ile bakıldığında mana kazanır. Et göz ile bakıp et beyin ile değerlendirme yapmak bana göre değil, teşekkür ederim.. Almayım..

Link to post
Sitelerde Paylaş
İyi de sizinki de kişisel görüş değil mi?

Hayır..

Bilim dünyasının realitesi bu şuan!.. Siz bunları nasıl bilmezsiniz?.. Ateizm'i savunanın bilimi takip etmesi gerekmez mi?..

Ya siz 90'lı yıllarda gerçekten yaşıyorsunuz ya da ben atmasyonluyorum!.. Google de ; Parallel universe, the holographic universe, neuroscience, string theory, diye aratırsanız kamyon dolusu yazı çıkar.. Kişisel görüşümün olmadığını anlarsınız..

Link to post
Sitelerde Paylaş
Hayır..

Bilim dünyasının realitesi bu şuan!.. Siz bunları nasıl bilmezsiniz?.. Ateizm'i savunanın bilimi takip etmesi gerekmez mi?..

Ya siz 90'lı yıllarda gerçekten yaşıyorsunuz ya da ben atmasyonluyorum!.. Google de ; Parallel universe, the holographic universe, neuroscience, string theory, diye aratırsanız kamyon dolusu yazı çıkar.. Kişisel görüşümün olmadığını anlarsınız..

Bence siz kendi dizayn ettiğiniz bir fantazi aleminde yaşıyorsunuz.

Bilimi bile ona adapte ederek, yozlaştırıyorsunuz.

Ben bu yazdıklarınızı forumda bilimsel olarak tartıştım..

Onların fizik-metafizik sınırında yer aldığını ve bazı fizikçilerin fantazileri olduğunu bilmiyorsanız, bu sizin sorunuz.

Materyelistik temelleri olan bilimi için onlar halusinasyonları simgelerler..

HACI

Link to post
Sitelerde Paylaş
Bence siz kendi dizayn ettiğiniz bir fantazi aleminde yaşıyorsunuz.

Bilimi bile ona adapte ederek, yozlaştırıyorsunuz.

Ben bu yazdıklarınızı forumda bilimsel olarak tartıştım..

Onların fizik-metafizik sınırında yer aldığını ve bazı fizikçilerin fantazileri olduğunu bilmiyorsanız, bu sizin sorunuz.

Materyelistik temelleri olan bilimi için onlar halusinasyonları simgelerler..

HACI

:-)

Materyallistik özelliğim ve düşünüm yoktur!.. Bir hayal dünyasının sonucunu an be an yaşıyorum, ağır çekimli film sahnesi gibi.. Nedir bilir misin bu?.. Siccimlerin altı yönlü traventisi (Stringlerin).. İrdeledin mi?

Link to post
Sitelerde Paylaş
:-)

Materyallistik özelliğim ve düşünüm yoktur!.. Bir hayal dünyasının sonucunu an be an yaşıyorum, ağır çekimli film sahnesi gibi.. Nedir bilir misin bu?.. Siccimlerin altı yönlü traventisi (Stringlerin).. İrdeledin mi?

Aşağıdaki adresde sicimleri inceledik...

Çok iyi bildiğim bir teoridir..

http://forum.ateizm2.org/index.php?showtopic=4220

Link to post
Sitelerde Paylaş

Bunların hepsi kişisel görüş hiçbiri kanıtlanmadı henüz. İleride belki.

Ama bu teorilere sıcak bakmamak elde değl gene de. Çünkü başka açıklamamız yok. Belki de bizim zekamızı aşan bir durum sözkonusu.

Sonuçta hacının dediği gibi evrene nasıl bakarsan öyle oluyor. Her bir açıklamada bile insan zekası ile olayı kavradığımızı düşünüyoruz.

Şunu da sormak istiyorum:

"Eğer tüm elektronlar ya da atomaltı parçacıklar bir bütünün parçasıysa neden tek bir elektronu pozitron ile yok ettiğimiz zaman evrendeki diğer tüm elektronlar da yok olmuyor?"

Benim aklıma bu soru gelmişti. Konu hakkında daha az şey mi biliyorum. Ama görünen o ki her teorinin açıklayamadıkları var.

tarihinde CharlesDarwin tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş

DrNeo kardeşim.

Size Bilim forumu arşıvinde yer alan aşağıdaki yazılara bir göz atmanızı tavsiye ediyorum.

http://arsiv.ateizm2.org/ARSIV-VI/html/t9764.html

http://arsiv.ateizm2.org/ARSIV-VI/html/t8433.html

http://arsiv.ateizm2.org/ARSIV-VI/html/t8278.html

Şimdilik bunlar yeterli olmalı..

Daha da olmazsa forum arşivlerini tarayabilirsiniz.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Bunların hepsi kişisel görüş hiçbiri kanıtlanmadı henüz. İleride belki.

Ama bu teorilere sıcak bakmamak elde değl gene de. Çünkü başka açıklamamız yok. Belki de bizim zekamızı aşan bir durum sözkonusu.

Sonuçta hacının dediği gibi evrene nasıl bakarsan öyle oluyor. Her bir açıklamada bile insan zekası ile olayı kavradığımızı düşünüyoruz.

Şunu da sormak istiyorum:

"Eğer tüm elektronlar ya da atomaltı parçacıklar bir bütünün parçasıysa neden tek bir elektronu pozitron ile yok ettiğimiz zaman evrendeki diğer tüm elektronlar da yok olmuyor?"

Benim aklıma bu soru gelmişti. Konu hakkında daha az şey mi biliyorum. Ama görünen o ki her teorinin açıklayamadıkları var.

Eğer tüm elektronlar ya da atomaltı parçacıklar bir bütünün parçasıysa neden tek bir elektronu pozitron ile yok ettiğimiz zaman evrendeki diğer tüm elektronlar da yok olmuyor?

:-)

Brane 1 ' den Brane 9 ' a kadar ; Temp Brane 0

Stringlerin kuark dalga okyanusunda ki titreşimleri ve 1 değerliği..

Stephan Hawking'in gözlemi..

Link to post
Sitelerde Paylaş
Eğer tüm elektronlar ya da atomaltı parçacıklar bir bütünün parçasıysa neden tek bir elektronu pozitron ile yok ettiğimiz zaman evrendeki diğer tüm elektronlar da yok olmuyor?

:-)

Brane 1 ' den Brane 9 ' a kadar ; Temp Brane 0

Stringlerin kuark dalga okyanusunda ki titreşimleri ve 1 değerliği..

Stephan Hawking'in gözlemi..

Bu yazdığınızı açıklar mısınız?

Bu halleriyle hiç bir şey ifade etmiyorlar.

Bilim forumunun amacı bilgi paylaşmak ve bu arada birşeyler öğrenmektir.

Brane dediğiniz membranlar mı?

Link to post
Sitelerde Paylaş
Eğer tüm elektronlar ya da atomaltı parçacıklar bir bütünün parçasıysa neden tek bir elektronu pozitron ile yok ettiğimiz zaman evrendeki diğer tüm elektronlar da yok olmuyor?

:-)

Brane 1 ' den Brane 9 ' a kadar ; Temp Brane 0

Stringlerin kuark dalga okyanusunda ki titreşimleri ve 1 değerliği..

Stephan Hawking'in gözlemi..

Elektron pozitronu yok mu ediyor gözlemlenemez mi yapıyor?

Gözlemlenemez olmak yok olmak manasına gelemez.

Link to post
Sitelerde Paylaş
Membranlarin Brane'e dönüşümlerini izlediniz mi?

Kardeşim bunlar teori bile değil, hipotez..

Evrenin varlık nedenini açıklayan hipotezler..

Bunlar gerçek değil.

Birilerinin hayal ürünleri.. Fantazileri..

Bunlara verdiğiniz önem sizin nasıl bir halet-i ruh içinde olduğunuzu gösterir..

Çok ciddiye alırsanız, durumunuz vahimdir..

Hacı beni uyarmadı demeyin sonra..

Link to post
Sitelerde Paylaş
Kardeşim bunlar teori bile değil, hipotez..

Evrenin varlık nedenini açıklayan hipotezler..

Bunlar gerçek değil.

Birilerinin hayal ürünleri.. Fantazileri..

Bunlara verdiğiniz önem sizin nasıl bir halet-i ruh içinde olduğunuzu gösterir..

Çok ciddiye alırsanız, durumunuz vahimdir..

Hacı beni uyarmadı demeyin sonra..

:-)

Hipotez değil.. Realite...

Link to post
Sitelerde Paylaş

kanitlandiklarinin kanitini gösterebilirmisin (bana kanitlandiklarini yazan sadece birtek yazili kaynak bul , ingilizce , almanca veya Türkce dilerinden biri ile yazilmis olsun).

Bu arada adima baslik acman beni etkiledi (Her nekadar 90 li yillardan kalma demis olsan bile) :P

tarihinde klon tarafından düzenlendi
Link to post
Sitelerde Paylaş
Nasıl bir evrende yaşadığımız bizim evreni algılama şeklimize bağlı..

Evrene nasıl bir bakış açısı ile bakarsanız, onu öyle görebilirsiniz.

Evren holografik de olabilir, analog da, dijital de, quantum da..

Tabii gerçek evren onların hiç birisi değildir.

Onlar bizim evreni algılama şekillerimizdir..

HACI

Sevgili hacının bu bakış açısına bir şeyler eklemek istiyorum.

Evet evreni bize hitap ettiği oranda algılıyoruz. Evrenin bize hitap etmeyen tarafı yok hükmündedir.

Ama. gerçek evren ile bizim algılamamız neden çelişsin? Neden, algılarımız ile gerçek evren farklı olsun. Evren maddeden ibarettir. Biz de maddeden oluşmuş canlılarız. Bizim evrenden, evrenin bizden farkı ne?

Evren kendi materyali ile bizi belirliyor.

Evrenin kendi materyali maddedir.

Biz hem kendimizi, hem de evreni algılarken, kullandığımız alt yapı da maddedir.

Madde; üç boyutlu, hareketli varlıktır.

En küçük birim maddeyi arıyoruz? Bu arayış zamana başlangıç arama gibi bir paradox. Bir mantık ve mantalite ürünü olduğu ile karşılaşıyoruz.

Evrenin göreceli yapısından, bizim mantığımızın döngüsünden, dolayı bulmak mümkün olmuyor.

Bu açmazdan şimdilik; Maddeye kütle özelliğini verdiği düşünülen Hig bozonunu bulduğumuzda bir süre kurtulacağız.

Sevgiler.

Link to post
Sitelerde Paylaş
kanitlandiklarinin kanitini gösterebilirmisin (bana kanitlandiklarini yazan sadece birtek yazili kaynak bul , ingilizce , almanca veya Türkce dilerinden biri ile yazilmis olsun).

Bu arada adima baslik acman beni etkiledi (Her nekadar 90 li yillardan kalma demis olsan bile) :P

Holographic universe & String's

http://video.google.com/videoplay?docid=42...q=string+theory

http://208.117.236.70/watch?v=XQrRHc31Yxw

http://208.117.236.70/watch?v=rcsWJ8NywSk&...feature=related

http://208.117.236.70/results?search_query...mp;search_type=

http://www.focusdergisi.com.tr/bilim/00151/

http://www.hurriyet.com.tr/bilim/3908386.asp?gid=50

http://www.haber7.com/haber/20080507/Bilim...esiginde-mi.php

http://www.urfahaber.net/detay.php?id=5064

http://www.ntvmsnbc.com/news/371876.asp

http://www.ifi.unizh.ch/ailab/teaching/sem...chinBeutler.pdf

http://www.pbs.org/wgbh/nova/elegant/program.html

http://www.pbs.org/wgbh/nova/elegant/

http://www.pbs.org/wgbh/nova/transcripts/3012_elegant.html

http://antwrp.gsfc.nasa.gov/apod/ap031028.html

http://planetquest.jpl.nasa.gov/3Datlas_launch.html

http://antwrp.gsfc.nasa.gov/apod/image/060...om_soho_big.jpg

http://www.forgefx.com/casestudies/...sola...solarsystem.htm

http://www.americanscientist.org/bookshelf...ng-the-universe

http://www.americanscientist.org/bookshelf.../all-strung-out

http://www.americanscientist.org/issues/fe...nning-of-time/1

http://www.americanscientist.org/issues/fe...ginning-of-time

http://www.sciencedaily.com/releases/2007/...71130075008.htm

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/...80703145849.htm

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/...80630200947.htm

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/...80124103151.htm

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/...80619203302.htm

http://www.newsroom.ucla.edu/portal/ucla/n...mory-52072.aspx

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/...80612140031.htm

http://www.medicalnewstoday.com/articles/110103.php

http://www.overviewinstitute.org/declaration.htm

http://www.mindpowernews.com/SpaceEuphoria.htm

http://www.medicalnewstoday.com/articles/106939.php

http://www.sciencedaily.com/releases/2008/...80529141354.htm

http://www.sciencedaily.com/videos/2007/07..._the_future.htm

http://www.toshima.ne.jp/~edogiku/FlaMov0301/Chr9Homo.html

http://www.toshima.ne.jp/~edogiku/FlaMov0301/ChrXHomo.html

http://www.toshima.ne.jp/~edogiku/FlaMov03...HPPC030805.html

http://www.toshima.ne.jp/~edogiku/FlaMov0508/FlxMfpV4.html

http://www.medicalnewstoday.com/articles/109175.php

http://www.americanscientist.org/bookshelf/pub/string-theory

http://www.americanscientist.org/bookshelf.../all-strung-out

http://www.americanscientist.org/issues/pu...ry-even-wrong/2

http://www.americanscientist.org/issues/pu...ry-even-wrong/3

http://www.americanscientist.org/issues/pu...nto-for-strings

http://www.americanscientist.org/issues/pu...-of-spacetime/7

http://www.americanscientist.org/bookshelf...15/default.aspx

Klon dasvidanya!..

Bizdeki et beyin de sizdeki ne?

Senin beynin hologram her halde. Peki, kimin veya neyin holo'su?

Belki holo bile değildir. Madde olmadığına göre. Sende beyin de yoktur.

33 duyusundan bihaber kendini 5 duyuya hapsetmiş Anlayışı KIT!.. Bir de doktor olacaksın!..

Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...
  • Konuyu Görüntüleyenler   0 kullanıcı

    Sayfayı görüntüleyen kayıtlı kullanıcı bulunmuyor.


×
×
  • Yeni Oluştur...