ateistdusunce

Sadece Ateistler Grubu
  • İçerik sayısı

    4.819
  • Katılım

  • Son ziyaret

ateistdusunce kullanıcısının paylaşımları

  1. İngiltere'de bir üniversitede 1370 yıllık Kur'an-ı Kerim bulundu. Birmingham Üniversitesi'nden bulunan Kur'an'ın dünyanın en eski Kur'an-ı Kerim'i olabileceği belirtiliyor. İngiltere'de Birmingham Üniversitesi'nde bulunan elyazmalarının en az 1370 yıllık olduğu yapılan karbon testiyle belirlendi. İngiliz yayın kurumu BBC'nin haberine göre, Kur'an-ı Kerim'e ait sayfalar yaklaşık 100 yıl boyunca üniversite kütüphanesinde fark edilmedi. Bir doktora öğrencisi, koyun veya keçi derisinden parşömene yazılmış olan kitabın parçalarını inceledikten sonra karbon testi yaptırmaya karar verdi. Oxford Üniversitesi'nde yapılan testin sonucu akademisyenleri şaşırttı. Parşömenin yüzde 95 olasılıkla 568 ile 645 yıllarından kalma olduğu tespit edildi. Hicaz Arapçasıyla yazılmış olan Kur'an-ı Kerim bölümlerinin "çok güzel ve şaşırtıcı derecede okunabilir durumda" olduğu kaydedildi. Uzmanlar keşfi heyecan verici olarak niteledi. http://www.ntv.com.tr/dunya/ingilterede-1370-yillik-kuran-i-kerim-bulundu,9aCtl8R0JEeioD1nQXV-kw
  2. Eski günlerde konusmustuk .ya daha eski çıkarsa?
  3. Karşındaki insani çok küçümsüyorsun. İlk evren nasil oluştu ?( diğerlerine bile girmiyorum)
  4. Okudukça da daha fazla hata çıkıyor.
  5. Burda yada açıklamada bir sıkıntı var yada yanlış var. İlk evren sorunu .
  6. Ateist olsan bana ne olmasan bana ne ,ben buraya bilgi tartışmak için geliyorum.
  7. Fizik kanunlarına gore etkiye tepki veren bir biyolojik robotuz,özgür değiliz . Özgür olmayan bu robotu bir oyuncağa benzetelim. Her hareketini oyuncaklarıyla oynayan çocuğun belirlediği bir oyuncak olsun Bu oyuncak için çocuğun var veya yok olmasının anlamı nedir? Bu çocuğun varlığına veya yokluğuna inanmak ne ifade eder ?
  8. Hala ahlak yok Gen bencildir sadece çıkarlar konuşur.
  9. Bazen sıkıyorlar ama bilgili insanlar var burada fazlasıyla. Emin ol bazı konularda anlaşamamış olsak ta senden ogrendiklerim de var ,democrossiandan da var .saygılarımla.
  10. Kendi postumda bak ben izliyorum gülüyorum sende gül .
  11. Sen önce normal koNuşmayı öğren hakaret etmeden
  12. Yav bırak ne okudugunu bilmeyenlere laf mi anlatacagim
  13. Safmisin oğlum sen ben bu iletide tanrı su şekilde kesin yoktur mu dedim yada yazdım bunu mu sorguluyorum bu iletide , nerenle okuyorsun yazıyı? Ben zaten bu iletide tanrının anlamsızlığını anlattım . Ne okuduğunuzu önce öğrenin sonra demagoji yap
  14. Sen nasılsın bayrağıdır görüşmedik hanfendi .ben fizik kanunları üzerinden gittim özgür olmayan bir robotun ,oyuncağın tanrıya asla ihtiyacı yoktur. Basit bir söylem ,sayın ahlakçı hanfendi .
  15. Dostum ben bir deterministim bence beni anlamıyorsun yada yanlış anlıyorsun , ben bunu söylemem "Çocuk olmaz ise, oyuncak olmaz. Varlığı çocuğa bağlıdır, hareketleri çocuğa bağlıdır. - Çocuğun varlığına veya yokluğuna inanmak birşey ifade etmez. Tekrar etmek gerekirse oyuncağın hareketleri çocuğa bağlıdır. Çocuğu ekstra memnun edecek birşey yapma kabiliyetinde değildir." Bu düşünce deneyinde fizik kuralları dahilinde bir tanrı fikrinin saçmalığıni ortaya koydum. Çünkü oyuncak için çocuğun varlığı bir anlam ifade etmez . Yada kolundaki saat için senin hicbir anlamın yok .
  16. Belkide bilerek yapılmış bir söylemdir ne dersin hep sen mi güleceksin
  17. Uzun süredir forumda dalga geçerek yorum yazmani göremiyorum hayırdır.
  18. Spesifik algılarımız nöronlardan geçen impulsun şiddetine bağlı olduğu gibi bu impulsun spesifik algılarla beynin yorumlamasına bağlı olarak değişiyor , ornegin gözümüz bir toplu iğnenin parmağınıza bile bile batacagini bildiği durumda cerebrum talamustan gelen bilgiyi yorumluyor frontal lob ve neokorteks sizi bu duruma hazırlamak için amigdalayi uyarıyor . Ancak refleks gerektiren durumlarda bu duruma hazır olmadığınız için tepkinizi otonom sinir sistemi belirliyor .burada her nekadar impulsa hızlı cevap verilsede bölgenin hasarı daha yuksek oluyor. Yani spesifik algılarımız evrimsel surecte dış çevre uyaranlarina karşı kendini korumak ve hazırlamak adına evrimleşmiş .
  19. Gereksiz sert çıkışların var sakin olmalısın. Hormonlarını kontrol altına al .
  20. Hahahaha gecikmiş seçilim deneyi de 2017 de yapıldı zaten. Her neyse . Bu yazı hatta yapilan deneyler dahi etki olmadan bir durum bilinemeyecegini ifade eder kuantum mekaniğinde ise etki durumunda dalganın konumunu belirlerken momentumunu degistirdiginizi ifade eder. Tıpkı schrödingerin kedisini öldürmek gibi .
  21. Bu da eskiden yaptığımız yorumlardan benim açıklamamın neredeyse aynisi olan makale. Bir cisim aynı zamanda bir dalga olamaz. Buna göre, cismi olan elektronların dalgası olamaz. Ne var ki, elektron dalgaları olduğu ortaya çıkarıldı ve fizikçiler önce ne diyeceklerini şaşırdılar. Sonra, dalga-parçacık ikililiğinden söz ettiler. Açıklamalarına bakılırsa, elektronlar duruma göre dalga ya da parçacık özelliği gösterebiliyorlardı. Danimarkalı Niels Bohr bu konuda bir adım daha ileir gitti ve ?bütünleme ilkesi?ni ortaya koydu. Bu ilkeye göre, dalgalar ve parçacıklar birbirinin zıddı değildir; tam tersine, birbirini bütünlerler. Bundan dolayı bir elektron bazen bir dalga bazen bir parçacık özelliği gösterebilir ama; her iki özelliği aynı anda gösteremez. Bohrn elektronların aslında bir dalga mı, yoksa parçacık mı olduğu sorusunu mantıksız bulmaktaydı. Gerekçesi şuydu: Bir elektron hakkında bir şey öğrenmek isteyen kimse, onu gözlemlemek zorundadır. Gözlem yapmak demek, ölçüm yapmak demektir. O halde elektronun dalga olup olmaması, yapılan deneye bağımlı kalacaktır. Bohrn?un düşüncesi, ilk defa 19. yüzyılın başlangıcında Thomas Young adlı İngiliz fizikçinin yapmış olduğu bir deneyi yeniden gün ışığına çıkardı. Young bu deneyi ışık ışınları ile yapmıştı ama, bu deney kolayca elektronlarla da tekrarlanabilir. Young, deneyinde ışığı iki dar aralıktan geçirmişti. Bunun üzerine arkalarındaki duvarda bugün girişim çizgileri dediğimiz bir sıra aydınlık ve karanlık çizginin belirdiğini gördü. Young?un deneyinde bu şekilde ortaya çıkan çizğiler, ışığın dalga özelliğini açıkça kanıtlamaktadır. İki dalga birbiriyle karşılaşır ve kesişirse, her zaman girişim ortaya çıkar. Dalga doruğu ile dalga doruğu karşılaşırsa, dalga zayıflar ya da yok olur; yani karanlık meydana gelir. Daha önce Josephson etkisini anlattığımız zaman girişim olayından söz etmiştik. Nitekim Young deneyinde de sağ ve sol aralıktan geçen ışık dalgaları üst-üste gelmekte ve dönüşümlü olarak birbirini kuvvetlendirmekte ya da zayıflatmaktadır. Şimdiye kadar anlattığımız her şey normaldir ve iyi bilinmektedir. Ancak şimdi ışığı bir parçacık (foton) akımı olarak ele alırsak, garip bir çelişki ile karşılaşırız. Işığı, aralıklardan her defasında sadece bir foton geçecek kadar karartmak mümkündür. Şimdi, uzun bir süre içinde elde edilen sonuçları, örneğin, fotonların bir fotoğraf plakasını karartmasını sağlayarak kaydedersek, tuhaf bir şey görürüz: Fotoğraf plakasında girişim olayını gösteren noktacıklar meydana gelmiştir.Çelişki bunun neresinde? Cevap: Tek bir foton sadece tek bir aralıktan geçebilir, her ikisinden birden değil! Girişim motiflerini açıklamak içinse her iki aralığın varlığı gerekir. Bir foton davranışını, nasıl içinden geçmemiş olduğu aralığın durumunu ?bilip? belirleyebiliyor? Bohr, bu soruya da bir cevap buldu. Cevap, insanın gözlemci olarak rolü ile ilişkiliydi. Bohr?a göre, girişim motifini bozmadan belirli bir fotonun hangi aralıktan geçtiğini öğrenmemize olanak yoktu. Diyelim ki, biri fotonun yolunu öğrenmek istesin. O taktirde yaptığı gözlemle sistemi etkileyecek ve motifi bozacaktır. Sonuçta girişim çizgileri ortadan kaybolacak ve sadece birbiriyle üst üste gelen parlak noktacıklar kalacaktır. Başka türlü söylersek; örneğin uzayda belirli bir yol izleyen fotonların parçacık özelliğini gözleyen bir kimse, onların dalga özelliğini fark edemeyecektir. Tersine, eğer fotonun izlediği yol ile uğraşmazsak, o taktirde girişim çizğileri ile ortaya çıkan dalga özelliğini gözleyebiliriz. Bohr?un düşüncesine göre; burada tek bir deney değil, birbirini bütünleyen iki deney sözkonusudur. Deneyin biri parçacıkları, diğeri ise dalgaları ortaya çıkarmaktadır. Kısa bir süre önce, Teksas?taki Austin Üniversitesi?nden fizikçi John Wheeler bu garip açıklamaya daha da şaşırtıcı bir nokta ekledi. Wheeler, dalganın mı yoksa parçacığın mı gözleneceği seçiminin, foton ya da elektron aralıklar düzeninden geçtikten sonra yapılması gerektiğini belirtmektedir.. Wheeler?in gösterdiği gibi, ya projeksiyon ekranından aralığa doğru, yani tersine bakarak ışığın hangi aralıktan geçmiş olduğunu tespit etmek, ya da buna bakmaksızın girişim motifinin oluşumunu sağlamak seçimimiz vardır. Bunun anlamı şudur: Araştırmacı verdiği kararla, aralıktan bir dalga mı yoksa ışın mı geçeceğini ?sonradan? etkileyebilmektedir! Fizikçiler, bu deney düzenine ?geçikmiş seçim deneyi? adını vermektedirler. Bu deney, dalga ?parçacık ikiliğinin insana pek tekin görünmeyen bazı özelliklerini ortaya koyuyor: Burada deneyi yapan sanki geçmişi etkileyebiliyormuş gibi görünmektedir. Kuvantum teorisinde ortaya çıkan bu gibi etkiler, mistik eğilimleri olan kimseler tarafından bütün olağan dışı olayları açıklamada kullanılmak istenmiştir. Durumu açıklığa kavuşturmak için hemen söyleyelim ki, bu gecikmiş seçim düzeni öyle geçmişe mesajlar göndermek üzere kullanılamaz. Deneyi yapan kimse geçmişi değiştirmemekte, sadece bir seçim almasında etken olmaktadır. Doğrulanmış olan deney, gözlemcinin, kuvantum düzeyinde gerçeğin ne olduğunun belirlenmesinde temel bir rol oynadığıdır. Bu durum fizikçilerle filozofları her zaman şaşırmıştır. Şu soruyu sormamız gerekmektedir: Bir kimse bir elektron ya da fotonu gözlediği zaman ne olmaktadır? Daha önce gördüğümüz gibi, dalga özelliği, insan gibi büyük cisimlerde normal olarak tamamen önemsizdir. Yine de; kuvantum düzeyinde yapılan ölçümde ne ölçüm aletinin, ne insanın dalga özelliklerinin gözardı edilemeyeceğini sanıyoruz. Bilim burada çok zor bir proplemle karşı karşıyadır. Bilgisayarların gelişimine önemli katkısı olan Amerikalı matematikçi John von Neumann, bunu çözümlemek için bir model geliştirdi. Bu modelde kuvantum parçacıkları, ölçüm aleti ve gözlemci, tek ve bölünmez bir kuvantum sistemi olarak ele alınıyor. Anılan sistem bir bütün olarak Avusturalyalı Schrödinger?in daha önce anlattığımız dalga denklemine uymaktadır. Neumann bununla insan vucudu boyutlarındaki bir sistem de olsa ve dalga boyunun küçüklüğü yüzünden gözlenemese bile, dalga girişiminin etkilerini araştırmak istiyordu. Von Neumann?ın vardığı sonuçlar bizi kaygılandırmıştır: Gözlemcinin dalga özellikleri; nicelik (miktar ve güç) açısından kuşkusuz çok küçük değerler taşımakla birlikte, temel bir rol oynamaktadır. Eğer gözlemcinin sonuçlarını doğrulukla belirleyeceksek, bunları görmezlikten gelemeyiz. Bir çok fizikçiler büyük sistemlere dalga özellikleri tanınmasından rahatsız olmaktadır. Bunun nedeni şudur: Hayattaki çok değişik durumları karşılayan iki değişik dalga biçimi düşünülebilir. Bu dalga biçimleri birbirleriyle kesişip birbirlerini etkileyebilirler. Bu olanaklar konusunda bir örneği, bizzat dalga denklemlerinin kurucusu Schrödinger vermiştir. Bu, bir sandık ya da kutu içinde bulunduğu varsayılan bir kediyle yapılan ?düşünce yürütme? deneyidir. Kutuda kediyle birlikte bir potasyum siyanür şişesi ve vurmaya hazır bir çekiç bulunmaktadır. Kutuda ayrıca bir parça radyoaktif madde yer almakta olup, hiç kimse bu maddenin ne zaman alfa parçacıkları yayınlayacağını kesinlikle bilmemektedir. Parçacıklar yayınlandığı zaman çekiç şişeye vuracak, şişe parçalanacak ve çıkan gaz kediyi öldürecektir. Düşüncemizde yürüttüğümüz bu deneyi, çok insanlık dışı olmakla birlikte, buraya kadar hayatta da gerçekleştirebiliriz. Şimdi işin içine dalgalar girerse, bir çelişki ile karşılaşırız: Belirli bir anda, alfa parçacığına ilişkin dalganın bir bölümünün ?tünel? açarak atom çekirdeğinden ayrılmış olduğunu, bir bölümünün de hala çekirdekte bulunduğunu düşünebiliriz. Eğer kediyi dalga olarak ele alırsak, o taktirde dalga motifi kısmen canlı bir kediye, kısmende ölü bir kediye ait birer dalgadan oluşacaktır. Her iki dalga girişim yapacak ve hayali zorlayan bu geçiş safhasında kedi ne ölü, ne de canlı olacaktır. Bilimsel tartışmalarda henüz böyle çelişkili durumların uzlaştırılması sağlanamamıştır. Bazı fizikçilere göre durum şu şekilde yorumlanmalıdır: Evren, birbiriyle yan yana varolan iki gerçekliğe bölünmektedir. Bunlardan birinde canlı kedi, ötekisinde ise ölü kedi bulunuyor. Başka fizikçiler ise şöyle bir çıkış yolu teklif etmişlerdir: Kuvantum dalgaları bir kedi ya da insanın vucuduna uygulanabilir ama, ruh konusunda geçersizdirler. Üçüncü bir düşünceye göre dalgalar, tek başına alfa parçacıkları ve kediler hakkında değil, olsa olsa özdeş sistem dizileri hakkında bilgi verebilirler. Bu yüzden kedi bazı hallerde canlı, bazı hallerde ölü olabilir. Sorunun doğru cevabı ne olursa olsun, açıkca görülen şudur: Maddenin dalga özelliği bir gerçektir ve büyük cisimlerin, özellikle akıl sahibi gözlemcilerin dalga özelliklerini dikkate alırsak; gerçeğin ne olduğu ve gözlemciyle dış dünya arasındaki bağlantı konusunda zor proplemlerle karşılaşırız. Elbette kediyle yaptığımız düşünce yürütme deneyi, madde dalgalarının çelişkili yönlerini göstermek üzere öncelikle böyle düzenlenmiştir. Ancak bir atom çekirdeği bir alfa parçacığını açığa çıkardığı zaman, her defasında tam bunun gibi bir olay meydana gelmektedir. ......................... Bilim ve Teknik dergisi / Ağustos 1987-Çeviri: Dr. Ergin KORUR
  22. Neyse şuan beni anlamıyorsun daha sonra anlayacağımızı umuyorum senin verdiğin ,kanıt diye sunduğun deneyde de bir etki tepki söz konusı ama tabi bunu kabul etmek sana zor geliyor o başka. Bunları çok eskiden zaten konuştuk eski postlar köşelerde duruyor. Ben sana fizik yasaları gereği özgür olmadığını söylüyorum .sana diyorum ki her hareketin etki tepki yasasının bir sebebi beni anliyormusun?
  23. İster buna gecikmiş secim deneyi de ,ister çift yarık deneyi yada aspect deneyi bir dalga fonksiyonunun boyu ve genişliğini etki olmaksızın bilemezsin.
  24. Etki tepki yasasına uymayan bir durum senin için var olamaz.
  25. Zamanında çok tartıştık rica etsem eskilerden bir kaçına bakarmisin ayni şeyleri yazmak usandiriyor insani