Jump to content

gelecek_elbet_gelecek

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    82
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

gelecek_elbet_gelecek Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male
  • Location
    bursa
  1. gelecek_elbet_gelecek

    Melekler neden yaratıldı?

    melekler bilimsel olarak kesinlikle ispatlanamayacaktır bakara-3 ''Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.'' imtihanın sırrı kalmaz yoksa. mesela sen kızılötesi ışınlarına iman ediyor musun sorusu saçmadır. hayır demek zaten deliliktir. o yüzden isteyen inanır isteyen inanmaz. isteyen insanların hayal gücüdür, uydurulmuştur der isteyen ilahi bilgiler old. kabul eder. isteyen yukarıdaki cevaplardan tatmin olur inanmayan yine olmaz.
  2. gelecek_elbet_gelecek

    Melekler neden yaratıldı?

    Melekler insanlar gibi nefis sahibi olmadıkları için nefise ait bir ücret bir lezzet istemezler. ödüllerini bizle kıyaslamak doğru değil. Melekler, Allah'ın kulları olmalarını büyük bir şeref bilirler. Onların mükâfatı Allah’ın emri olan vazifelerinden aldıkları lezzettir, o işleri görmekten alınan lezzet. mesela çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz birinin ricasını karşılıksız zevkle yaparız onun gibi. . Onlara hizmetlerinden aldıkları ulvi lezzet yeterli olup başka mükâfata ihtiyaç duymazlar. onların ödülleri bu nevden. o yüzden sormuş olduğun sosyal hakları var mıdır falan geçerli sorular değil. cinsiyetleri yok. evlenmezler.
  3. gelecek_elbet_gelecek

    Melekler neden yaratıldı?

    Allah'ın meleklere ihtiyacı mı var? • Allah, yarattığı hiçbir şeye muhtaç olmadığı gibi meleklere de muhtaç değildir. “Bir şeyin olmasını murad ettiği zaman, O’nun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” (Yasin, 82) “Allah, Samed’dir (her şey her cihetle O’na muhtaç olduğu halde, O hiçbir şeye muhtaç olmayandır)!” (İhlas, 2) • Melekler Allah’a yardım için değil, Allah’a ibadet için yaratılmışlardır. Onlar, kâinatta Allah’ın kanunlarını uygulayan memurlardır. Diledikleri gibi yönetme yetkileri yoktur. Onlara bu büyük işleri yapabilecek kudreti veren de Allah’tır. Yaptıkları işler, onların Allah’a olan ibadetleridir. • Melekler, Allah’ın mükemmel isim ve sıfatlarını gösteren aynalar hükmündedirler. Allah, kendi sanatı olan meleklerinde, kendisine ait olan bu muhteşem isim ve sıfatları seyretmek ister. • Melekler, Allah’ın muhteşem kanunlarını görüp uyguladıkça Allah’a karşı büyük bir hayranlık duyarlar. Bu kanunları kâinatta işleyerek, Allah’a karşı büyük bir hayranlıkla ibadet etmektedirler. • Melekler, Allah’ın izzet ve azametini gösteren perdelerdir. Allah, her işi bizzat kendisi yaptığı halde izzet ve azametine zarar gelmemesi için sebepleri kendisine perde olarak yaratmıştır. Bir padişah halkına ziyafet vermek istediğinde mutfağa gidip kendisi yemek pişirmez. Bu işi sarayın aşçısına yaptırır ki, basit işlerle meşgul olmakla izzet ve şerefine leke gelmesin. • Kâinattaki her işin faili ve sahibi Allah’tır. Fakat izzet ve azameti ne gölge düşmemesi için meleklerini ve pek çok sebepleri perde olarak yaratmıştır. ……………………………………………….................................................................................. Melekler niçin yaratılmıştır? Melekler, insanlar ve cinler gibi Allah’a (cc)ibadet ve O’nu (cc) tesbih etmek için yaratılmışlardır. Ve aynı zamanda melekler şuur sahibi olduklarından Allah’ın (cc) kâinat kitabındaki isimlerini okuyup tefekkür edip düşünürler. Kâinatın yaratılışındaki amaç “ibadet”tir. Övgü, şükür, minnet duymak kısaca“hamd” etmek ibadetin öz bir şeklidir.“Hamd”in en meşhur manası, Allah’ı (cc) şanına yakışır şekilde anıp, tesbih etmektir. Allah (cc) kâinattaki yaratmış olduğu her şeyle kendini tanıttırmak ve sevdirmek istiyor. Elbette Allah’ın (cc)kendisini tanıttırmak ve sevdirmek istemesine karşılık şuurlu ve bilinçli bir kulluk gerekir. İnsanlar ve cinlerin ise kâinatın her tarafındaki muhteşem eserlerin tamamını görmeye imkânları yeterli gelmez. Fakat melekler kâinatın her yerinde bulunabilirler. Tüm harika eserleri görüp tefekkür edebilir Allah'ın (cc)isimlerini seyredebilirler. Böylece kendilerine has tesbihleri ile Allah’a (cc) ibadet ederler. Gökyüzündeki milyarlarca gezegenden biri olan küçücük dünyaya dikkatle bakıldığında görülüyor ki magma denilen çekirdeğinde ortalama 5000 C sıcaklığı saklıyor. Yüzeyindeki yedi kıtası ve dev okyanuslarıyla muhteşem görünüyor. Kıtaları ise dağlarla, vadilerle, nehirlerle, bahçelerle süslenmiş. O bahçeler insanın yüzüne gülümseyen türlü renklerde, şekillerde ve kokularda olan çiçeklerle donatılmış. Şimdi gözlerimizi gökyüzüne çevirelim. Yıldızlar, gezegenler dünyamızdan çok daha süslü ve muhteşem bir görüntü çiziyor. İnci taneleri gibi dizilmiş bu yıldızları insanlar Hz. Âdem’den (as) beri inceledikleri halde muhteşem donanımlarının ve vazifelerinin acaba kaçta kaçını anlayabilmişlerdir? Denizlerin dibindeki inci ve mercanların kusursuz sanatını şuursuz balıklar anlayamayacakları gibi insanların da tüm bu güzelliklere ulaşabilmesi mümkün değildir. En mükemmel teleskoplarla görülmesi zor olan uzaydaki galaksiler, rengârenk nebulalar, kandil hükmünde olan yıldızlardaki muhteşem sanatlar, Allah'ı (cc)zikredecek şuur sahibi varlıkları gerekli kılar. Tüm bu sanatları görüp anlayıp düşünecek takdir edip hayranlığını dile getirecek şuurlu varlıklar ise meleklerdir. ……………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….. Allah’ın, meleklerini çalışırken izlemesi, sanatındaki kendi kudretini, rahmetini, idare ve egemenliğini izlemesi demektir. Allah (cc), kendi isimlerinin muhteşem faaliyetlerini melekleri üzerinde seyreder. (insana da bu özellik verilmiştir. iyi bir ressam sanatını resim yaparak görmek ister. ayrıca sergi açıp göstermek de arzu eder.) Allah’ın, meleklerini idare edip ihtiyaçlarını temin etmesi ve onlara lütuflarda bulunmasından gelen bu lezzetin eşi ve benzeri kesinlikle yoktur. Bu lezzet Allah’ın kendi yüce zatına layık “mukaddes bir lezzeti” olup insan bunu tabirden ve idrakten acizdir. alıntıdır. www.sorusorcevapbul.com
  4. Bu beyin zamana, mekana mahkum. Zamansızlık, mekansızlık düşünemiyoruz. Burada müşkil bir soru var: Madde hep var mıydı? Eğer böyleyse, evet, ateist arkadaşlar haklısınız O zaman gerçekten yaratıcıya gerek kalmayabilir. Hatta yaratıcının olmadığı ön kabulünü yaparsak bing bangteki bütün bilgiler zaten hep vardı böylece başlamış ve dengeye gelmiştir(güneş sistemi,galaksiler,canlılık vs. herşey). Bu zaten doğal kanundur. Yoksa Tanrı hep vardı da maddeyi mi yarattı? bu da inanan arkadaşların düşüncesi ya da ön kabulü diyelim. İşte buradan sonra herşey felsefi yoruma kalıyor. ateist birisi diyebilir: ''benim aklım ezeli bir varlığı, yaratıcıyı kavrayamıyor, kabul edemem.' ya da ''o zaman tanrı nasıl oldu?'' Fakat diğer yandan, tanrı değilde, maddeyi ezeli kabul edersek, bizim aklımızın tabiri caizse şalterleri yine atmayacak mı? Tanrının ezeliyyetini anlamadaki ya da kabul etmedeki zorluk, maddeyi ezeli kabul etmeyle aynı zorluk değil mi? Söz konusu ezeliyetse... O zaman anlaşılıyor ki inananların tanrısı var. Ateistlerin tanrısı ise maddedir.(maddeyi ezeli kabul edip teslim olma noktasında.) Mantıklı, seviyeli fikir alış verişleri olmasını temenni ediyorum.
  5. Basit şeylere takılma bence. Allah mutlak güç sahibidir. Sınırlı bir varlık olarak mutlak gücü ihata edememen normal. Ama birçok numuneden Allah'ın kudretini bulman mümkün. Sınırlı, birçok şeye hakim olamayan bizlerin ilmiyle bile yüzlerce insan tonlarca ağırlıkla kilometrelerce uzağa bir kaç saatte gidiyor.(uçak) insan neler yapıyor, insana bu özelliği veren, maddeyi yaratıp tanzim eden Allah'ın kudretini düşününüz. Elbette istese yaratmayadabilirdi. Varlık sahasına çıkmaz, ilminde de herşey kalabilirdi. Yaratılmanın hikmetlerine gelirsek(bu hikmet de Allah'tandır. Allah hikmetli yaptığı için bize de hikmetli geliyor) Öncelikle bir mükemmel ressam tablo yapıp sergilemek istiyor. Bu hasse anlayabilelim diye bize de verilmiş. Yaratılmamızın birinci gayesi yüzde doksan dokuz Allah'a bakar. Bütün incelikleri, sanatları, matematiği o biliyor çünkü o yaratmıştır. Yani kendi zatını temaşası. İkinci olarak, kulların (insan, melekler, cin ...) müşahadesi Üçüncü vecih yaratılara ihsan edilerek onların kendilerine bakan lezzetler.(tatlı yediğinde, veya yardım ettiğinde aldığın lezzet) 'Ayırca tanrı hiçbirşey yokken nasıl kendi kendini var etmiş yada var olmuş.' denilmiş. ihlas suresi: De ki: "O Allah tek birdir.2 Allah, o eksiksiz, Samed'dir (Her şey O'na muhtaçtır.)3 Doğurmadı ve doğurulmadı.4 O'na bir küfüv (denk) de olmadı!" Tanrı sonradan oldu diye kendin kabul edip sonra da böyle birşey çok saçma diye yorum yapmışsın İki şıkkın var : Ezeliyyeti ya yaratıcaya vereceksin ve bingbang de ispat edildiği gibi madde zaman mekan yokken ortaya çıkmıştır. yani 'ol' emriyle varlık sahasına çıktı diyeceksin. eğer bunu kabul etmiyorsan o zaman 'neden bing bangteki madde de zaten hep var olmasın?' gibi birşeyi kabul edeceksin ki bu da yaratıcının ezelliyyetini anlayamama konusunda aynı derecededir. öyle değil mi?
  6. gelecek_elbet_gelecek

    Aman Allahm seni göremiyorum!

    mikroskopa, teleskoba bisey demiyorum ki. 'Yine denilebilir ki bunlar beş duyudur ve bahsettiğin şeyler de zaten maddedir' diyerek bunları algilayabilecegimizi söyledim. mikroskop, teleskop bunlara bişey demiyoruz ki. Evrim yoktur demedim farkındaysan. Benim vurgulamak istediğim; bu evrimde bir eviren, çevirenin olduğu.
  7. gelecek_elbet_gelecek

    ölürken yaratıcıya inanmak

    bak koyu düzenledim koyu yazdım iyi gör diye. Mevzu bahis kabir alemidir. Kabrin, mezarın olsun olmasın ne çıkar.
  8. gelecek_elbet_gelecek

    ölürken yaratıcıya inanmak

    aslında imanlıyım diyenin de tehlikesi var ateistim diyenin şüpheleri vardır bi umut olabilr. Allah bilir orasını, nasıl yaşadığınla alakalı aslında. Vicdanını sustura sustura geçirilen bi hayat, en kötü geçirilmiş hayatttır.
  9. gelecek_elbet_gelecek

    ölürken yaratıcıya inanmak

    İstersen aside at kendini. kabir alemi zannettiğin gibi çukurdan, okyanusun dibinden, veya (seni hayvan yedi diyelm) yerse hayvanın midesinden ibaret bi yer değil. Allahm akıl fikir ver...
  10. Yaratıcıyı görememekten şikayetçi gibiyiz. Aslında normal. Çeşitli hastalıklı felsefelere giriftar olmuş şu geçen birkaç asırda insanların akılları gözüne inmiştir veya insanlar hep bu yönde telkin edilmiştir malasef. ‘Görmediğime inanmam, hani nerde, varsa çıkardı ortaya’ gibi sözleri duyabiliyoruz. Halbuki, şu kesindir: ‘Görmemek olmadığının delili değildir.’ Şimdi sizlere burada, ‘işte, kızıl ötesi ışınları da görmüyorsun, yerçekimini de, uzaktaki şeyleri de, mikropları da, atomları da…’ anlatmayacağım. Fakat, bir şeyin varlığını hissetmek veya var olduğuna kanaat getirmek burunla da olur, kulakla da olur, dille de, dokunmakla da olur. Bunu da zaten hepimiz kabul ediyoruz. Gözün kapalıyken, koku alırsın, işitirsin, tadarsın, hissedersin. Yine denilebilir ki bunlar beş duyudur ve bahsettiğin şeyler de zaten maddedir. Hatta bu duyular bize kesin sonuç vermeyebilir, bizleri şaşırta da bilir. Evet kesinlikle öyledir. Zaten, insan olarak şu canlılar arasında bedenimizle övünebilir miyiz? Çok hızlı koşan, çok güzel yüzen, çok uzağı gören, çok hassas duyan,koku alan canlılar zaten mevcut. Fakat bizde evrenin tılsımları çözen öyle bir anahtar var ki... Aklımız. Duymaya çok alışkın olduğumuz bu kelime hakkında biraz düşünelim. Sözlükteki anlamıyla düşünme, anlama ve kavrama gücü. İnsan, bu akıl aletini kullanarak, en sıradan işlerini de yapar, teknikler, teknolojiler de üretir. Şu an kullandığımız bilgisayar bunun en güzel örneklerinden biri. İnsan plastiği, metali elektriği kendi için kullanıp işini yaptırıyor. Bu müthiş bir hadisedir. İşte insan bu müthiş aklıyla görür. Evet, aslında biz hep aklımızla görüyoruz, hüküm veriyoruz. Elimize aldığımız kitabın, bir yazarı veya yazarları olduğunu kesinlik derecesinde anlıyoruz, biliyoruz. Kitabın önüne arkasına bakarak, sayfalarını çevirerek, kitabın içine bakarak hani nerede yazarı? Olsa görürdük diyor muyuz? Biz zaten hep eserden müessiri anlamıyor muyuz? İşte bunun gibi, şu evren şu düzen, intizam bir eserdir. Bizim dünya sahasında yegane amacımız eserden müessire geçmektir. Bu eserler heryerde. Şu an mouse u tuttuğumuz el eser değil midir? Parmakların sayısına muhalefet edebilir miyiz? Veya uzunluklarına şekline? Hem ben de öyle bir başparmağı var ki bilim adamları önemine binaen ‘farklı bir organ o’ diye tartışmışlar. Bütün teknoloji belki de bu baş parmağa bağlıdır ne dersiniz? Bu parmak olmasa yazma eylemi ne kadar kolay olurdu? Elime aldığım çekiçle ne ölçüde vurabilirdim? Söküğümüzü dikebilir miydik? Engelli vatandaşlarımız için bile bu parmak önemli değil mi? İşte bu eli tüm özellikleriyle yapan, insanın neye ihtiyacı olduğunu bilendir. Evet, teknolojiyi de bilen bu elin bana lazım olacağını bilmiştir ve vermiştir. Sizce bunları bilen kimdir?
  11. gelecek_elbet_gelecek

    Kan davasına teşvik! Hatta zorlama!

    sayın unbeliever 1- buradaki cevap nefsi müdafaadır. Hani dedin ya 'haklı yere nasıl adam öldürülebilir?' 'nefsi müdafaa nedir?' diyenler için bir örnek olsun diye söyledim. bak bir örnek daha vereyim bu sefer anlayacağını umuyorum bunu da biryere çekmezsin artık . çocuklardan savunma isterken duyarsın 'o da bana vurdu o yüzden ben de ona vurdum' diye. çocuk hukuk sistemi bilmez, nefsi müdafaa kelimesini belki duymamıştır ama hisseder. Yani nefsi müdafaa diye birşey var . ben burda sana herhangi bir hukuk sistemini de konuşmuyorum öyle algılayan sensin. aslında herşey açıkken, bu 4 satırlık şeyi sırf sen anlamadın diye lüzumsuz yazdığımın da farkındayım .neyse 2- Cevap gayet anlaşılırdır. "Kim kölesini öldürürse, hapsederse, gıdasını keserse onu hapsedin, gıdasını kesin,öldürün'' hasis şerifini de nazara veriyor, 'Köle mecburen diyete razı olacak' yorumunu tamamen kendin çıkardığını belirtiyorum. ''Tüm müslümanlar'' Tabiki öyle de diyebilirdi. Ama açıkladığım gibi o zaman kadına köleye bambaşka statüde bakılıyor düşünülüyor. Ayet vurgulayarak(Kuranın bir icazındandır) bütün herkesin bu kısasa dahil olduğudunu söyler. Bunda neden takılıyoruz? adamın eşi öldürülmüşse o da diğer adamın eşini öldürmüş. böyle birşey duydunuz mu hiç. 3- Bakın zenginlerin para değil de kısas isteyeceğini ne kadar düşünüyorsanız, fakirin de aynı şeyi yapacağını düşünmelisiniz. '%90,95' bunlar tamamen sübjektiftir. Bir film sahnesi vardı. züppe bağdat caddesinde yarışırken çocuğa vuruyor, sakat bırakıyor. Züppenin babası münir özkula 'kusura bakmayın, bunları unutalım' gibisinden çocuğa tedavi parası da olur diye para teklif ediyordu. Münir abimiz almıyordu. Ha ala da bilrdi. Şunu vurguluyorum, almayan almaz. Ama dediğinize şu yönden katılıyorum : fakir adamın 'parayı seçme olasığı' zengine kıyasla fazladır evet. Ama bu bağlayıcı birşey değildir. Çünkü şurayı kaçırıyoruz. Hiçbir zengin 'bunlara para veririz nasıl olsa' diye birkişiyi öldüremez. Diğer taraftan kader konusuyla ilgili sıkıntılarınız olabilir. Herkes zengin olamaz, herkes fakir de olmaz. Herkes Einstein gibi zeki de olacak veya profesyonel futbolcu yeteneğine sahip de olacak değil.
  12. gelecek_elbet_gelecek

    Kan davasına teşvik! Hatta zorlama!

    sayın unbeliever 1- Mesela nefsi müdafaa. Adam canına kastetmişse, sen de korunmak için vurmuşsan, bilir kişi incelemeleri yapar kararı verir. sanırım hukuk sistemimizde hırsız yatak odana kadar girmişse vurabiliyorsun. detaylara hukuk kaynaklarından bakılabilir. Şimdi bu durumda, hırsızın yakınları ne dava edebilir? 2- O dönemde kölelere ve kadınlara insan gibi değer vermeme söz konusu. Onlar sanki insan değil de ayrı statüde olduğu zannı var malasef. Hatta hristiyan din adamları o zamanlar, kadının incile dokunup dokunamayacağını bile tartışıyorlar. Kız çocuğun doğması utanç kaynağı. Onların hakkı var mı yok mu umrunda değil kimsenin Tabiri caizse adamdan sayan yok. Bu durumda ayetin vurguladığı bütün herkesin bu kısasa dahil olduğudur. Hem dikkate değerdir ki; hiçbir zaman birisinin kölesi ölürse o da gitmiş diğerininkini öldürmüş. veya adamın eşi öldürülmüşse o da diğer adamın eşini öldürmüş. Böyle bir hadise olmamıştır. “Hiçbir kimse başkasının suçundan dolayı sorumlu tutulamaz.” Necm, 53/38) ayetinin vurgulaması hem de "Kim kölesini öldürürse, hapseder, gıdasını keserse onu hapsedin, gıdasını kesin,öldürün'' hasis şerifi gösteriyor ki köle de insandır hakkı vardır ve köleye köle mantığı yoktur. 3- 'fakir olan hayatını zengin olan parasını verecek' demişsin. Böyle bir zorunluluğu nereden çıkardın. Haklı ve fakir olan taraf, 'paranız batsın' diyip, kısas isterse ne yapılabilir?
  13. gelecek_elbet_gelecek

    Kan davasına teşvik! Hatta zorlama!

    Heralde siteden aldım. Zaten anlaşılmıyor mu üslubtan. Yalnız papağanlık değil direkt copy paste de değil. Verdiğin link sürekli takıldığım linktir. Burada arkadaşların nerede takıldıkları yer varsa, konu ile ilgili yerleri kısa ve öz olarak burada paylaşmaya çalışırım. Ne yapacaktım oturup kendim mi yazacaktım 2 saat. Bunlar fıkhi mevzulardır. Bu demek değildir ki; düşünmüyoruz, biz aklımızı başkasının cebine koyup düşünüyoruz. O dediğin taassubtur, bağnazlıktır. Ben bu forumdaki geçmiş postlarımı incelemeni tavsiye ederim. Er meydanına da ileti yazdım. Halen cevap gelmedi. Burada da söylüyorum hodri meydanda kendine güvenen babayiğit bir ateisti akli, mantiki sınırlar çerçevesinde tartışmaya davet ediyorum. Bana papağan diyeceğine, açtığım topiclerde yazdığım metinleri incele. Sonra bak bakayım aklımı kullanıyor myum kullanmıyorum muyum. Hem görünüşe bakılırsa, amacın hep üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Bu yazılanlara karşıt birşey yazmaya çalışsana.
  14. gelecek_elbet_gelecek

    Kan davasına teşvik! Hatta zorlama!

    arkadaşlar bu ayetin kan davasıyla hiçbir ilgisi yoktur. Buradaki “hür bir kimsenin hür bir kimseyle kısas olması…” manasına gelen ifadede, rastgele herhangi hür bir kimsenin öldürülen hür bir kimseye karşılık kısas olduğu anlatılmıyor. “Hiçbir kimse başkasının suçundan dolayı sorumlu tutulamaz.” (bk. Necm, 53/38) mealindeki ayette böyle bir şeyin büyük bir zulüm olduğunun altı çizilmiştir. Neden anlamıyorsunuz burada anlatılmak istenen, sosyal hayatın değişik katmanları olan insanların hepsinin birbirlerine kısas olacağı anlatılmaktadır. Buna göre, -ister erkek ister kadın olsun- hür bir kimse hür bir kimseyi öldürürse, bu katil olan hür adam öldürdüğü hür kimseye karşılık kısas olur. Yine bir köle bir köleyi öldürürse o da öldürdüğü kimseye karşılık kısas olur.
  15. gelecek_elbet_gelecek

    Kan davasına teşvik! Hatta zorlama!

    "Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velîsine (hakkını alması için) yetki verdik. Ancak bu velî de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır."(İsra, 17/33) Ayet-i Kerime'de: "Biz, haksız yere öldürülenin velisine bir yetki vermişizdir." buyurulmaktadır. Öldürülenin velisine verilen bu yetki: Katil hakkında kısas istemesi veya onu bağışlaması yahut da kısası diyete çevirmesidir. Ayet-i Kerime'nin sonunda: "Çünkü ona, yeterince yardım olunmuştur." buyurulmaktadır. Burada, kendisine yardım olunan kişi, öldürülenin velisi veya öldürülenin kendisi yahut öldürülenin kanıdır. Veliye yardım olunması, Halifenin katili öldürülmesinde veya affetmekte veliyi serbest bırakmasıdır. Öldürülen kişiye yardım olunması ise, kendisini öldüren kişinin, İslam devleti tarafından cezalandırılmasıdır. "Yetki" diye çe¬virdiğimiz "sultân" kelimesi, bu bağlamda haksız yere öldürülen kişinin velisine, ka¬tile yasal cezanın uygulanmasını talep etme veya affetme şıklarından birini tercih yetkisi olarak açıklanmıştır. Âyet, katile ölüm cezası uygulanması halinde velinin öldürmede aşırılığa gitmemesi istenmek¬tedir. Bu "aşırılık" iki şekilde açıklanmaktadır: a) Sadece ölüm cezası uygulanma¬lı; işkence etme, organlarını kesme gibi zararlar verilmemelidir. ve Katilden baş¬kasına zarar verilmemelidir. Kaynakların bildirdiğine göre Câhiliye Araplarında maktulün yakınları sadece katilin öldürülmesiyle yetinmez, ya ondan daha şerefli birini veya bir kişiye karşı iki ya da daha fazla kişiyi öldürmedikçe adaletin yeri¬ne gelmeyeceğine inanırlardı. Âyet bu haksızlığı yasaklamaktadır. Râzî "Ancak o da kısas yoluyla öldürmede sınırı aşmamalıdır" ifadesini, he¬men ölüm cezası verme yolunu seçmeyip "öncelikle diyet alma veya affetme şık¬larının düşünülmesi daha uygundur" şeklinde açıklamıştır. Yine Râzî, "Bir kimse haksızlıkla öldürülürse ..." ifadesini dikkate alarak, "Öldürülen kişi mazlum olma sıfatını tam olarak taşımazsa konu bu âyetin hükmüne girmez, yani böyle bir olayda ölüm cezası uygulanmaz" görüşündedir. Âyetin sonundaki yardımdan maksat, Allah'ın katile verilecek cezayı takdir etmek suretiyle maktulün yakınına yardım etmiş olmasıdır. Şu halde o kişi katil için tayin edilmiş olan cezanın uygulanmasıyla yetinmeli, aşırılığa sapmamalıdır
×
×
  • Yeni Oluştur...