Jump to content

haci

IPBA Mod
  • İçerik sayısı

    33.795
  • Katılım

  • Son ziyaret

haci kullanıcısının paylaşımları

  1. haci

    Akp savaş baltasını neden tekrar çıkardı?

    Günümüzde Batı'nın hemen hiç tolere etmediği askeri hareket, nedeni ne olursa olsun, bir ülkenin diğer bir ülkeyi işgal etmesidir. Türkiye'nin bunu yapabilmesi için savını çok iyi savunması ve çoğunluğun kendisini desteklemesi gerekir. Türkiye ne savını savunmasını bilmiştir, ne de birkaç istisnası dışında diğer ülkeler tarafından desteklenmiştir. Askeri hareketlerle ilgili durumlarda haklı haksız, doğru yanlış aranmaz. Türkiye'nin haklı olması hemen hiçbirşey ifade etmez. Savaş veya askeri bir hareket başlar başlamaz onun ne kadar iğrenç ve vahşi bir insansal davranış olduğu anlaşılır. Ama artık geri dönmek mümkün değildir. Önemli olan o hareketi başlatmamaktır.
  2. haci

    Akp savaş baltasını neden tekrar çıkardı?

    Tayyip itinin durdurmaya çalıştığı terörizm nedir? Politik çıkar sağlamak için halklara, hükümetlere veya kişilerer karşı yönelik, sistematik, ani, umulmadık ve beklenmedik korkutma ve sindirme amacı güden her türlü insansal etkinliktir. Terörizm, çeşitli politik organizasyonlar, milliyetçi ve etnik örgütler, devrimci gruplar, hükümetlere, gizli polis ve ordular tarafından yaygın bir şekilde uygulanan bir yaklaşımdır. Terörizmin ilk tanımını eski Yunanlı bir tarihçi olan ve MÖ 430-349 yılları arasında yaşayan Xenophon yapmıştır. Xenophon’a göre terörizm, düşmana karşı çok etkili bir psikolojik savaştır. Bazı Roma imparatorları kendilerine karşı gelmeyi önlemek için terörü kullanmışlardır. İspanyo engizisyonu, Hristiyanlığa karşı yapıldığı iddia edilen hayali ayaklanmalara teşebbüs edenleri işkence ve idamla cezalandırmıştır. Fransız devriminde bile terör bir değer olarak kabul edilmiş ve yaygın bir şekilde pratik uygulamaya konulmuştur. Devrimin ünlü savunucularından Robespierre terörü devrim adına kullanmış ve 1793-1794 yılları arasında bir terör devrinin (terör saltanatının) yaşanmasına katkıda bulunmuştur. Amerika iç harbini (1861-1865) izleyen dönemde, Güney eyaletlerinde siyahlara, Yahudi ve Müslüman’lara, hatta Türk’lere karşı, KKK(Ku Klax Klan) denen terörist bir örgüt kurulmuştur. 19’nucu yüzyılın sonlarına doğru terörizm, Batı Avrupa’da, Rusya’da ve Amerika’da anarşizme inananlar arasında kabul görmüştür. Bu anarşistler, liderlere karşı suikastler düzenleyerek, sosyal ve politik arenada hızla değişiklik yapmanın mümkün olduğuna inanıyorlardı. Nitekim, 1865-1905 yılları arasında, krallar, başkanlar, başkan yardımcıları ve diğer üst kademe hükümet ilgilileri anarşistler tarafından asasine edilmişlerdir. Terörizm 20’nci yüzyılda zamana uyarak değişmiş ve bir tür çağdaşlaşmıştır. Teknolojik gelişmelere paralel şekilde gelişen terörizm, yeni ve ileri taktikler uygulamaya ve bunlar giderek daha öldürücü olmaya başlamışlardır. Aşırı sağdan, aşırı sola geniş bir spektrum oluşturan politik görüşler terörizme baş vurmuşlardır. Bu gerçeklere rağman terörizm, kişilerin ve küçük grup ve örgütlerin baş vurduğu bir etkinliktir. Amaç coğu kere mevcut politik rejimleri, kurumları, destabilize etmek ve düşürmektir. Yine de terörist örgütlerin büyük çoğunluğu politik amaçlarına ulaşamazlar. Terörizme baş vuran ülkelerin hemen tümünde rejim zamanla değişmiştir. Bu gözlemlerden açıkca görüldüğü üzere terörizm, başarıya götüren bir yaklaşım değildir. Buna rağmen terörizmi yok etmede, durdurmada, hatta yavaşlatmakta başarılı olunamamaktadır.
  3. haci

    Akp savaş baltasını neden tekrar çıkardı?

    Tayyip nasıl Fetö yalanları ile varlığına yasallık kazandırdı ise, askeri bir hareketle kendisine itibar ve ölümsüzlük kazandırma peşinde. Hepiniz onun sapkınlıktan başka bir şey olmayan dümen suyunda ilerleyen aptallarsınız. Türkiye'nin her hangi bir kazancı olabilmesi için önce Tayyip itinden kurtulması gerektiğini hala anlamadınız. Zavallılar...
  4. haci

    Yerçekimi Fenomeni!

    Onlar her an etkili.
  5. haci

    BİG BANG'İN FİZİĞİ

    Sanmıyorum. O benzetme bana ait bir spekülasyon.
  6. haci

    Ne olabilir...

    Olamaz. Olması için bir nedenin olması lazım. Evrenin hangi özelliği süper bir güçün varlığını zorunlu kılıyor?
  7. haci

    Yerçekimi Fenomeni!

    Atomaltı düzeyde başka kuvvetler devreye giriyor. https://en.wikipedia.org/wiki/Intramolecular_force
  8. haci

    Yerçekimi Fenomeni!

    Yer çekimi olmayan ortam yoktur. Ayrıca yer çekimi de gravitational friction denen bir sürtünmedir.
  9. haci

    Evrim ve sanat

    Pek doğru değil. Bazı hayvanlarda sanatın üremede yeri ve önemi vardır. Sanat yalnız insanlara özgü değildir.
  10. haci

    Yerçekimi Fenomeni!

    ÇEKIM NEDEN NEGATİF BİR KUVVETTİR. Çekim kuvvetinin negatif olması, genişleme ile birlikte evrenin, vakümün kuantum dalgalanması sonucu ortaya çıkmasından sorumludur. Çekim kuvveti negatif olmasaydı, evren bildiğimiz şekilde oluşamazdı. Çekim kuvvetinin negatif enerji depolaması niteliğini nasıl açıklayabiliriz? Bir obje ki herşey olabilir-herhangi bir çekim alanında yere düşerse, bir enerji açığa çıkar. Potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşür. Bu enerjinin kaynağı çekim alanıdır. Bir çağlayan düşünelim. O Niagara çaglayanı olsun. Amerika’nın kuzeyindeki büyük göllerden Ontario gölüne doğru bir akıntı vardır. Niagara çağlayanı bu göller arasındadır. Büyük göllerdeki potansiyel enerji, Ontario gölündekinden daha fazladır. Bu enerji farkı suyun hareketinden sorumludur. Ancak enerji farkının nerede ölçüldügü bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Normalde iki obje arasındaki çekim kuvveti, aralarındaki mesafenin karesi ile oranlıdır. Bu kuvvetin sıfır olması için iki obje arasındaki mesafenin sonsuz olması gerekmektedir. Ancak bir obje aşağı doğru inip, çekim alanına yaklaşırsa, o alandan enerji çalacak ve bu enerjiyi hareket enerjisine çevirecektir. Suyun Ontario gölüne doğru hareketinin nedeni budur. Su Ontario gölündeki çekim alanından kendi hareketi için gerekli enerjiyi sağlamaktadır. Bu enerji direkt olarak çekim alanından gelmektedir. Normalde çekim alanının enerjisi yukarda da değindiğimiz gibi sıfırdır. Sıfırdan başlayan bu enerji kendisine yaklaşmakta olan suyun enerjisini sağladığına göre, geride negatif enerji kalmış olmalıdır. Bu durumda diyebiliriz ki çekim kuvveti negatiftir veya çekim kuvveetinde negatif enerji depolanır. Bu son derece önemli bir kavramdır. Big Bang’in fiziği bölümünde değindiğimiz gibi, negatif çekim enerjisinin, bir limiti yoktur. Bu enerji gerektiği kadar var olabilir ve bu durum bilinen fizik yasalarını yanlışlamaz. Onlarla mükemmel bir uyum içindedir. John Gribbin, The Origin of the Future, Yale University Press, New Haven, 2006.
  11. haci

    Yerçekimi Fenomeni!

    Ben bu iletiyi 2001 yılında yazmıştım. Doğası hala iyi bilinmeyen çekim kuvvetini daha iyi anlamada gerekli değişik bir boyut getirmesi için yeniden yayınladım.
  12. haci

    Yerçekimi Fenomeni!

    EINSTEIN'A GORE UZAY VE CEKIM NEDIR? September 10 2001 at 5:17 PM HACI (no login) from IP address 64.12.103.38 Einsterin’a gore, uzay, zaman, isik hizi ve çekim birbirleri ile ilgili olgulardır.. Bu iletimde onlara uzay ve çekim uzerinde yogunlasarak deginmek istiyorum.. Einstein’a gore uzay ve çekim nedir? Einstein genel gorelilik kuramini yayinladigi zaman quantum mekanigi bebeklik donemini yasiyordu. Newton kanunlari gecerliliklerini surduruyorlardi ve cok farkli bir uzay konsepti vardi.. Uzayin degismezligine ve ether denen bir madde ile dolu olduguna inaniliyordu.. Ether guclerin bir yerden diger yerlere giderken icinden gecmek zorunda oldugu ortamdi.. Einsterin bu kavrami temellerinden sarsti.. Gucler kayboldu, ether kayboldu ve uzay etken ve dinamik bir nitelik kazandi.. Uzay artik kati bir konsept degildi..Daraliyordu, geriliyordu.. Ama genişlemiyordu. Genel gorelilik kurami her ne kadar uzayin genisleyebilecegini telkin etti ise de, Einstein hesaplamalarda ona bir kofaktor ekleyerek, genislemesini durdurdu.. Sonra da bunu hayatinin en buyuk hatasi olarak kabul etti.. Einstein uzayi Newton’un kati ve degismez konseptlerinden kurtarinca, uzay birden buzulebilen, gerilebilen, deforme edilebilen, egrilebilen, bugrulebilen ve sekil degistirebilen bir doku niteligi kazandi.. Uzay, çekim ve elektromanyetik radyasyon gibi, icinden gecmekte olan kuvvetlere boyun egen, onlar icin autobahnlar hazirlayan bir mekandi artik.. Uzay bir doku idi!.. Einstein bu konsepte, kara delikleri, Big Bang’i, quantum mekanigini, uzayin genisledigini, radyoaktiviteyi ve uzaya hukmeden gucleri bilmeden ulasmisti.. Uzayi bir doku olarak dusunelim.. Nasil bir doku olabilir isisi yalniz 3 Kelvin olan bir bosluk! Nerdeyse mukemmel bir vakum ve her metre kupunde yalniz bir hidrojen atomunun bulundugu bir mekan.. Bu boslugun dokusu, yapisi olabilir mi? Bu dusunce kabul edilebilir mi? Ether’i reddeden Einstein, ondan daha da absurd bir kuramla aciklamaya calismaktadir uzayi. Bu kuramda en ufak bir mantik olabilir mi? Einstein’a gore, uzayin sekli, icinden gecen isigin ve icindeki cisimlerin durumlarini saptamaktadir. Buyuk cisimler birbirleri ile karsilikli etkilesmekte ve isik bu etkilesme sirasinda uzayda ortaya cikan katlanma ve deformasyonlarin olusturdugu yollarda seyehat etmektedir. Buyuk cisimlerin, ornegin gunesin yakinindan gecmekte olan isik, direncin daha az oldugu bu deformasyonlari izlemek uzere gunese dogru donmekte ve kirilmaktadir.. Her ne kadar kütlesi olmayan fotonlarin cekime maruz kalmamalari gerekmekte ise de, gunesin cekimine girince ona dogru kirilmaktadirlar.. Einstein cekim uzerinde uzun yillar calismis ve cekimin gercek bir guc olmadigi sonucuna varmistir.. Uzaydokusunun dogasi ne olabilir? Bu konuda Einstein her hangi bir aciklama yapmamistir.. Butun bunlar Einstein’in kuraminin zayif taraflaridir.. Isigi olusturan fotonlarin gunesin cekimine tabii olmasi Einstein'in unlu E=MC^2 formulune gore mumkundur. Isik fotonlarla tasinan bir tur enerjidir ve bu enerjinin kütle olarak bir karsiligi vardir.. Bu kütle karsitliginin da cekime tabi olmasi dogaldir.. Einstein uzayi kendine gore tanimladiktan sonra, onun genislemesi veya kontrakte olmasi durumunu açıklamak zorunluğu ile karsi karsiya kalmistir.. Cunku bu kadar dinamik ve esnek bir doku, oldugu gibi kalamaz.. Sabit olamaz.. Nefes almadan, hareket etmeden duramaz. Bu nedenden dolayi, Einstein daha sonra, kuramina antigravite gucunu eklemistir.. Bu guc uzayin sabit kalmasi icin gereklidir. 1929’da Hubble uzayin genisledigini buluncaya kadar, butun evrenin sabit olduguna inaniliyordu.. Einstein’in absurd kurami ise onun genislemesi, bükülmesi, katlanması, büzülmesi gerektigini telkin ediyordu.. Bu nedende Einstein bu faktoru kuramina elkemis ve sonra, buyuk bir pismanlik icinde, "hayatimin en buyuk hatasini yaptim" demistir. Einstein uzayin genisledigini bilemezdi.. Elinde hic bir delil yoktu. Kendi kurami bunu telkin ediyordu ama, ona yeterince guvenmiyordu.... Einstein’in baska hatalari da vardir.. Quantum mekanigine inanmamasi, onlardan biridir.. Yukarda degindigim cekimi uzayzaman dokusundaki deformasyonlara baglamasi da hatalarindan biri olarak dusunulebilir mi? Bu sorunun yaniti hem evettir, hem de hayir.. Cunku uzayzaman dokusu asagida aciklayacagim uzere, gercekten vardir.. Ama onun dogasini Einstein bilemezdi.. Yine de varligini bilmistir. Bu muthis bir gozlemdir.. Einstein cekimi neden yapay bir kuvvet olarak gormektedir? Bunun en buyuk nedeni, cekim ile üç farkli kuvvetin ayni olmasidir.. Ilki giderek hizlanmadir(ivme) (acceleration), ikincisi atalet dir (inertia) ve ucuncusu ise merkez kac gucudur.. Bunlari asagidaki linkde genis olarak aciklamaya calistim.. http://network54.com/Hide/Forum/thread?forumid=114218&messageid=992191532 Bunların üçü de yapay kuvvetlerdir.. İvme ile cekim arasindaki farksizligi belirtmek icin Einstein esitlik ilkesini (equivalance principle) oluşturmuştur.. Cekim bu guclere esit olduguna gore, cekim de yapaydir.. Buyuk cisimlerin uzayzaman dokusunu deforme etmesi yapay olarak, cekim kuvvetinin ortaya cikmasina neden olmaktadir.. Ornegin gunes, icinde bulundugu uzay dokusunu o sekilde bukmekte ve deforme etmektedir ki, dunya icin fazla bir secenek yoktur.. Bu deformasyon sirasinda olusacak yollardan birini secmeye mecburdur ve o eliptik yorunge içinde gunes etrafinda donmektedir.. Ayni sey diger gezegenler icin de soz konusudur.. Yoksa cisimler birbirlerini çekim denen bir kuvvetle cekmemektedirler. Çekim yapay bir kuvvettir. Bugun çekimin graviton denen agirliksiz bir parçacık araciligi ile etrafa yayildigina inanilmaktadir.. Foton gibi bir seydir graviton. Agirligi yoktur.. Son derece zayif bir guc oldugu icin,simdiye kadar kanitlanamamistir. Ama butun fizik alimlerine gore vardir.. Çekim dalgalari evreni bir uctan diger uca, isik hizi ile hareket ederek katetmekte ve evrene sahip oldugu dengeyi,simetriyi, düzeni saglamaktadirlar. Iste uzayzaman dokusu budur.. Evren icinde sessizce, isik hizi ile hareket eden cekim dalgalaridir.. 2018 yılında bu dalgalar gösterilmiştir. Diger kuvvetler de uzayzaman dokusunun olusmasina katkida bulunuyor olabilirler.. Bazilari bilinmekte, digerleri bilinmemektedir.. Elektromanyetik radyason uzayzaman dokusunun ogelerinden biridir. Bu doku icinde ayrica dogasi henuz bilinmeyen ama, Big Bang sirasinda aciga cikmis olan kuvvetler de bulunabilir.. Uzayla ilgili bir özelliğe daha kisaca deginmek istiyorum.. Uzay her zaman mevcut degildi.. Uzay Big Bang oncesinde yoktu.. Hicbirseylik ve sonsuz boşluk uzay demek degildir.. Big Bang’i izleyen ilk 300 bin yil icinde uzay henüz oluşmamıştı. Isi cok yuksek oldugundan, evrenin sogumasi gerekmis ve aradan 300 bin yil gecmisti. Bu sure sonunda isi atomun olusmasina izin verecek bir duzeye inmis ve madde olusmus, kuvvetler birbirlerinden ayrilmis, cekim maddenin obek obek bir araya gelmesini saglamis ve ilerde galaksilere donusecek bu madde birikintileri arasinda, Einstein’in dinamik uzayi olusmustur..
  13. haci

    Sizce ateizmde estetik var mıdır?

    Güncelleyelim.
  14. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Sende okuduğunu anlama eksikliği veya yokluğu var. Burada adam yerine konularak tartışmak istiyorsan iletileri biraz daha dikkatli okumalı ve eleştirilerini biraz daha dikkatli yapmalısın.
  15. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Sen ne yazdığının farkında mısın? Sunduğun öneri sahte, yalan, yanlış... Çünkü beni kimse bir Tanrı'nın varlığına ikna edebilmiş değil. Ve ayrıca benim bir Tanrı'nın varlığına inananları ortaya koymama da gerek yok. Onlar her yerde. Sen bize aptalca bir soru sorduktan sonra bizi bir Tanrı'ya inananlar arasında sanıyor ve soruyu ona göre soruyorsun. Sen sorunu anlamayan bir meczupsun. Sorunu hem anlamıyorsun hem de çarpıtıyorsun. Bundan zarar görecek olan sensin. Kendine gel..
  16. haci

    ATEİZM İÇİ BOŞ BİR KAVRAMDIR.

    https://haci-haci.typepad.com/hacinin_yeri/atezm/ Bu adresde NEDEN ATEİSTİM başlığına bir göz atın... Ondan sonra ateizmin boş mu dolu mu olduğuna karar verirsiniz.
  17. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Böyle aptalca, ilkel, basit, hakaretamiz ve ucuz bir sonuca ulaşmadan önce kendimize şu soruyu soralım.... Tanrı neden var? Bu sorunun cevabı sizin ateizm konusunda tutumunuzu ortaya koyacaktır. Ve bu cevap sanıldığından çok daha sofistike olmak durumundadır. Yalnız her birey için değil, her felsefi ekol için Tanrı'nın varlığı farklı nedenlere bağlıdır. Tanrı yokluğu ilkesine bağlı ateizmde bile olmayan bir Tanrı'nın varlık nedeni önce tartışılır, sonra reddedilir. Tanrı neden göstermeden, yakından ve bilimsel olarak incelenmeden, fevri bir davranışla yok edilmez. Edilemez. Önce Tanrı'nın neden var olması gerektiği kurgulanır. Ardından o neden çürütülür. Aramızda bu konuyu doğru dürüst ve iyi niyetle tartışmaktan aciz olanlar varsa bu başlık onları ortaya çıkaracaktır. Birini yukarda ben ifşa ediyorum.
  18. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Tanrı inancı olan her insanda kendine göre farklı bir Tanrı imgesi var. Senin anlamadığın bu.
  19. haci

    ÇAĞDAŞ BİR TOPLUMDA DİNLERİN YERİ

    YALANLARIN EN BÜYÜGÜ. DİN YALANI…. İnsan evrende gözlemlediği muhteşem güzellik ve görkem karşisında duyduğu şaşkınlığı gizlememelidir. Çünkü o zaman merakını, üstün zekasını ve entellektüalitesini de baskı altına alıyor demektir. İnsanın o güne kadar karşılaşmadığı ilginç ve olağanüstü olgular karşısında duyduğu şaşkınlık, üstün akılsal yeteneklerinin en kesin delili, ögrenmek güdüsünün ilk ve en önemli gereksinimidir. İlginç gözlemler karşısında duyulan “şaşkınlık” onların doğasını araştırmayı stimüle eden bir duygudur. Ögrenerek o duygunun tatmin edilmesine çalışılır ama, çoğu kere bu mümkün değildir. Çünkü insan ögrenmek istediği hemen hiç bir şeyle ilgili sırları kelimenin tam anlmı ile çözebilmiş değildir. İnsanda merakı tatmin ettiği ileri sürülen ve evrendeki gizemi çözmüs görünen her iddia, entellektüaliteye kaba bir müdahaleden başka bir şey değildir. Bu yaklaşımlar gerçekleri yansıtmaz. Hiç bir şey tam olarak ögrenilememistir. Bu düş kırıcı gerçeklere rağmen ilerleme ve keşifler yapılır. Yaşamın kalitesi artırılır. İnsan aklı çesitli şekillerde düşünür ve değişik yöntemler kullanarak içinde yaşadığı çevreyi tanımaya çalışır. Herşeyden önce çok iyi gelişmiş bir zekası vardır. Mantık ve felsefeyi kullanır. Analitik (ayıcırı) ve sentetik (birleştirici), deductive (tümdengelimli) ve inductive (tümevarımsal) yöntemlere baş vurur. Kendi deneyimlerinden yararlanır. İnsan aklı tatmin olmaz. Ögrendikleri ile yetinmez. Ögrendiklerinden kuşkulanır. Daha çok ögrenmek, mükemmelliğe erişmek ister. Amacı nihai gerçeğe faik olmaktır. İste bu son değindiğim nitelik insanın en zayıf tarafıdır. Çünkü aradığı gerçeğe faik olduğu an, merakını yitirecektir. Aradığını bulduğu an, entellektüalitesinin sonuna da ulaşmış olacaktır. Artık daha fazla aramak ve ögrenmek istemeyecek, ögrendikleri ile yetinecektir. Oysa tek bir gerçek yoktur. Gerçekler vardır. Faik olmak bir tür illüzyondur. Yanılsamadır. İnsan hiç bir zaman doğaya üstün olamayacak, ona hükmedemeyecektir. İnsan evrende mevcut tek gerçeği bile çözebilecek niteliklere sahip bir yaratık değildir. Dinler insanların merakını tatmin eden ve onlara nihai gerçeği ögrendikleri duygusunu aşılayan, daha doğrusu telkin eden, sezgi yolu ile ögrenilen (intuitive), insan beyninde mevcut maneviyatla ilgili yöreleri işgal eden, parazitik sosyal kurumlardır. İnsan beyninin ürettiği soruların yanıtlarını tam olarak vermeye olanak yoktur. Bilim bu konuda henüz başarılı olamamıştır. İnsan beyni gözlemlediklerini anlamada ve doğru olarak değerlendirmede büyük güçlükler çekmektedir. Kanıt nedir? Her kanıtın kabul etmek zorunda olduğu bir başlangıç noktası vardır. Bu başlangıç noktasının doğru olduğunu nasıl bilebiliriz? Ayrıca bunlara dayanan çıkarsamaların doğru olduğundan nasıl emin olabiliriz? Her çıkarsama için bir delil istediğimiz an, sonsuz geçmişe gerilememiz gerekecektir. İlerde kazanacağımız bilgileri üstüne yükleyeceğimiz başlangıç noktası ya kesin olarak doğru olmalıdır, ya da doğru olduğu kesin olarak bilinmiyorsa, başka türlü nitelendirilmesi mümkün olmamalıdır. Allah işte böyle bir başlangıç noktasıdır. Dinler bu bağlamda çok farklı bir önem ve nitelik kazanmaktadırlar. Dinlerde muhakeme deductive (tümdengelimli)dir.. Faik olan Allah gerçeğidir. Oysa bilimde muhakeme (inductive) tümevarımsaldır. Dinler kendilerini, bilim gibi, tekrar tekrar sorgulamazlar. Temel olanları dışında, her dinsel teoremin kendine göre bir kanıtı vardır ve sorun orada bitmiştir. Dinler tekrar o teoremlere geri dönmez ve onları yeniden kanıtlamaya teşebbüs etmezler. Dinler, bilimden farklı olarak, ilgilendikleri konuları idealize ederler ve soyutlaştırırlar. Dinler sözde doğal olguları anlamaya yardım ederler ama, şimdiye dek bilimsel olarak da kabul edilebilr tek bir sorunu bile çözememislerdir. Dinler insan merakını ve ögrenmek güdüsünü tatmin ediyor görünerek insanları robotlaştıran sosyal kurumladır. Müslüman’ların ilginç ve olağanüstü doğal fenomenler karşısında fazla şaşırmamalarının ve bazı fantazilere kolaylıkla inanmalarının nedeni budur. Çünkü onlar her şeyi Allah aracılığı ile bilmekte, tanımakta ve ögrenmektedirler. Onların bilmesi gerek tek şey Allah’dır. Gerisinin önemi yoktur. Herşey mümkündür. Rüyalar ve hayaller gerçektir. Onlar herşeyi yaratan ve bilen Allah’ın aracılığı ile doğaya faik halifelerdir…
  20. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Hayır...
  21. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    VAROLUŞCULARA GÖRE TANRI TANRI KAVRAMI ANA TEMASI ÜZERİNE KURULAN VARYASYONLAR veya TANRI’NIN VARLIĞI ÜZERİNE YAPILAN VAROLUŞÇU POLEMİKLER Varız! İnsan olarak, canlı olarak, Dünya olarak, Güneş sistemi olarak, Samanyolu galaksisi olarak, Evren olarak…….. Yoktan yaratıldık. Bugün evrende varlığını gözlemlediğimiz herşey, Big Bang öncesinde yoktu. Vücudumuzu oluşturan atomların bir kısmı Big Bang sırasında, diğerleri ise, yıldızların merkezindeki sıcak fırınlarda sentez edildi ve Süpernovalarla evrene saçıldı. Bu arada ağır elementler oluştu. Bazı atomlar ve organik maddeler Dünyada buluştu ve ilk canlı hücre oluştu. Yalnız birkac tür elementten oluşan ilk canlı hücre, dört buçuk milyar yıl süren bir evrim sonunda, insan oldu, iki ayağı üzerine dikilerek başını gökyüzüne kaldırdı ve orada kendisini yaratan yüce varlığı aradı. Gördüğü muhteşem manzara karşısında hayranlığını gizleyemiyordu. İnsan sonunda aradığı Tanrı’sına kavuşmuştu. Evren, insanların gözü aracılığı ile kendisine baktığını bilmiyordu. Gördüklerini Tanrı ilan etti…….. Evren, yarattığı insanda bilince kavuşmuş, var olduğunu öğrenmişti. Hem vardı, hem de güzel ve güçlü idi. Kendisine hayran kaldı. Gözlerini kendinden ayıramıyordu. İnsan olarak yarattığı kulu kendisine hürmet etmeliydi. Ondan yararlanıp, kendisi hakkında bilgi sahibi olmalı, kendisini yakından tanımalıydı. Kimdi, neydi, öğrenmeliydi. Bütün evreni yaratan kendisi değil miydi? Ne kadar görkemli bir yaratıcı idi? Ne kadar muhteşem! İnsan gözü ile baktığı ve varlığını gözlemlediği kendisi mi idi, yoksa yarattıkları mı? Gördükleri kendi eseri miydi, yoksa kendisi mi? Bilmiyordu! Emin değildi! Bilmesi mümkün müydü? Belki değildi! İnsanı yaratmadan önce de vardı ama, varlığının farkında değildi. Ancak insan aklında bilince kavuşmuştu. Kendisine onun aracılığı ile bakıyor ve hayranlık duymaktan kendini alamıyordu. Bütün evren kendisi olsa idi bile, sorun yoktu. Ama bu evren ya kendisi değil de, yarattıkları ise? Kendisi nerde idi? Ne idi? Evreni yoktan nasıl var etmişti? Bu soruların yanıtını bilmiyordu ama, öğrenmeliydi. Kutsal kitaplarda yazılanlar bilimsel gözlemlerle bağdaşmıyordu. Onlar belki de insanların imajinasyonlarının ürünü idi. Dünyayı altı günde, insanları ise çamurdan yarattığını hatırlamıyordu. Var mıydı? İnsan gözü ile görülenler, insan aklı ile ulaşılmaya çalışılanlar kendisi mi idi? Yoksa bütün bunlar insan aklının hayal ürünü mü? Yok muydu yoksa? Çok üzülürdü, yok idi ise! Bu muhteşem evreni yaratmış olmayı çok isterdi. Bu muhteşem evrenin kendisi olmak da fena bir şey değildi ya! Kendisini düşünen ve yoktan var olduğunu bilen insanlar haklı olmalıydı. Peki öyleyse, kendisini nasıl yaratmıştı? Evreni ben yarattı isem, hala bana ait mi, diye düşündü! Benim tarafımdan yaratıldıktan sonra, belki de benim otoritemin dışına çıkmıştır, artık bana ait değildir, diye hayıflandı… Üzüldü! Evren bazı ilginç yasaları izlemek üzere yaratılmıştı. Bu yasalardan biri belirsizlik kuralı idi. Hiçbir şey kesin değildi. Belki de kendi varlığı bile! Evreni kendisi yarattı ise, neden böyle bir kural seçmişti acaba? Bu durumda evreni kendi denetimi altında tutamazdı. Evren belki de yaratılış amacının dışına çıkmıştı. Öyle ise evreni O yaratmamıştı! Ne kötü, dedi…. Ne kötü! Peki O da evrenle birlikte yaratılmış olabilir miydi? Evrenin dışında var olabilir miydi? Belki de yoktu! İnsan aklında yaşıyordu…….. Kendi kendini yaratmış olabilir miydi? Eğer kendini yarattı ise, kendi dışında var olmalıydı. Bu durumda kendi varlığına kendisinin gereksinim duymuş olması gerekmez miydi? Yani kendisi olmadan kendisini yaratamazdı! Demek ki kendisi, kendi varlığından dolayı vardı! Tanrı’nın bir koşula bağlı olması da ne demekti? Tanrı hiç bazı koşullara bağlı olur muydu? Öyleyse O yoktu! Yoksa bazı koşullara bağımlı falan değil miydi? Belki de varlığı hiçbir koşula bağlı değildi.. Ama, hiç bir koşula bağlı olmadan var olunabilir miydi? Var olan herşey bir koşula bağlı değil miydi? Öyleyse O yine yoktu… Olmadığına karar verdi… Ancak böyle bir karar verebilmesi için, var olması gerekmez miydi? Vardı o zaman! Hem kendine inananların gönlünde, hem de kendisini inkar edenlerin aklında…….. Yoktu belki ama, olmalıydı. Ne acı! Dedi……. Ne acı! Olmadığı halde olan tek şey idi, evrende…… Hem yaratılmıştı, hem de yaratmış….. Hem vardı…. Hem de yok………
  22. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Soruyu biraz daha aç...
  23. ÇAGDAS BİR TOPLUMDA DİNLERE YER OLMAMALIDIR. Amerika'da herkesin bir dini olması gerektiği şeklinde yerleşmiş bir inanç vardır. O dinin ne olduğu önemli değildir. Önemli olan bütün insanların bir dine inanması ve dindar olmasıdır. Ateistlere empati duyulmamasının ve her fırsatta onların aşağılanmasının nedeni budur. İlginç olarak bu inancın temeli ABD Anayasasıdır. Bütün inançların kutsal ve saygın olduğu ve özgür olarak pratik edilecekleri, bir yasa olarak anayasaya girmiştir. Meclis dinsel inançları yasaklayacak, değiştirecek, modifiye edecek yasalar çıkaramaz. İnanç özgürlügü sonsuzdur. Ülkemizde de inançlar Anayasamız tarafından korunmuştur. İsteyen istediği dinsel inanca sahip olabilir. Tabii o inanç İslam olduğu süre sorun yoktur. Sorun TC vatandaşları geleneksel İslam'dan farklı bir inanca sahip olunca, ya da inançsız olunca, ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde de herkesin bir dini olması gerektiği konusunda bir fikir birliği vardır. Hatta biz daha da ileri giderek, o dinin İslam olduğunu bile kabul etmişizdir. TC hükümetinin onayladığı din sayısı üçtür. Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam. Resmi olarak başka dinler ve ateizm yoktur. Budizm ve ateizm din ve dinsel alternatifler olarak kabul edilmezler. Diğer dinlerin adı bile geçmez. Herkesin bir dininin olması gereksinimi neden vardır? Neden dinsiz insan olamasın? Ülkemizde yalnız üç dini yasal ilan edip, diğerlerini ve ateizmi reddetmek Anayasamızla da bağdaşmamaktadır. Tabii bu genel eğilim, eylem düzeyine çıkmadığı süre, Anayasanın ihlal edilmesi soyut bir kavram olmaktan öteye gidemez ve söz konusu olamaz. Yine de ülkede esen hava açıkca dinci insanlar olduğumuzu göstermektedir. İslam hemen her sosyal kurumumuza penetre olmuştur. Devletimiz de dincidir, üniversitelerimiz de. Halkımız da dincidir, aydınlarımız ve profesörlerimiz de. Çogumuza göre genel olarak din, bizim örnekte ise İslam, hava ve su kadar gerekli, fizik yasaları kadar zorunlu, insan yaşamına anlam veren en büyük olgu ve nihai gerçeklerdir. Dünyanın bazı ülkelerinde dinsiz yaşanır belki ama, ülkemizde dinsiz ve İslam'sız yaşanmaz. Peki dünyada yaşayan milyarlarca dinsiz ve gayri müslim için ne düşünüyoruz? Onlar nasıl insanlardır? Çok mu değersizdirler? İnsanların dinsiz olmaya hakları yok mudur? Gösteriş için bile olsa herkesin mutlaka bir dini mi olmalıdır? Kimse dinle yaşayanların yüzde kaçının dini değil, din inancına sahip olma ilkesini yaşattıklarını sorgulamaz. Oysa bu eğilim sorgulanmalıdır. Bu sorgulanmadığı süre dinlerin insan yaşamına yaptığı müdahalelerden kurtulmak ve insan onur ve gururunu kaybetmeden yaşamak mümkün olmayabilir. Aslında bu sorunu yakından incelerseniz görürsünüz ki 7 milyar insanın büyük çoğunluğu için dinin yaşamlarında önemli diyebileceğimiz bir yeri yoktur. Buna rağmen dinsizlik hoş görülmez, tolere edilmez, kabul edilmez. Dinlerini bile bilmeyen ve kendi yaşamlarına uygulamayan sözde dindarlar için ateizm bir tür ahlaksızlık olması sadece aptalca bir ironiden başka birşey değildir. Din hipokrasisinden daha büyük bir hipokrasi biliyor musunuz? Ben bilmiyorum. Çagdas toplumlarda dinlere yer olmamalıdır. Ama dinler hala toplumlara yön vermeye devam etmektedirler. Ne kadar ileri bir uygarlığa ulaşırlarsa ulaşsınlar çagdas toplumlar hala din denen ilkellikten kendilerini henüz kurtaramamışlardır. Bunun mantıklı bir açıklaması olmalıdır. Bütün bunları isyanla haykırdıktan sonra hepinize soruyorum...... Ateistlerin çogunlukta olduğu ülkeler dinsiz midirler? Dinsiz insan toplumu olur mu? Dinsiz, biri kadın biri erkek, iki insan bir araya gelip bir aile kurabilir mi? Ateistler dinsiz midirler? Din nedir? Dini yalnız Allah'ın veya Tanrı'nın veya Yahova'nın emirleri olarak düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.... Evet, onlar da dindirler ama, şamanizm de dindir, putperestlik de dindir, ataya tapmak da dindir... Dini, bireylerin bazı değerlerini ödün vermeden savunduğu ve inandığı ortak bir payda olarak kabul edersek, ateistlerin de dindar sayılmaması için bir neden olmamalıdır. Toplumun paylaştığı bazı ilkeler zamanla somutlaşıp, ritüellerle zenginleştirildikten sonra dinleşirler. Bazı kabileler yakın zamanlara kadar ölülerini ritüelistik bir törenle yerlerdi. Bu da bir dindir. Bir inançlar silsilesi olan din, toplumun paylaştığı diğer değerlerden Tanrı kavramına sahip olması ile ayrılır. Çinliler ateist ama dindar bir toplum oluştururlar. Bunda bir çeliski var gibi duruyor ama, çeliski yoktur. Çinlilerin dini, gelenekleridir. Ayrıca son derece batıl itikatlıdır Çinliler ve bazıları atalarına tapar. Budistleri de aynı kategoride inceleyebiliriz. Dindar ateistlerdir Budistler... Bu durumda ateist insan toplumları vardır ama, dinsiz insan toplumları yoktur diyebiliriz. Bu tümceden de ateist de olsalar bütün insanların bir dini olduğu sonuçu çıkmaktadır. Ateizm de bir din midir? Değildir, çünkü ateizm belli ilkeleri paylaşarak kurumlaştırılan bir değerler silsilesi değildir. Reddedilen Tanrı inancı ritüelistik törenlerle kutlanmaz. Ama ateistler dindar olabilir. Bunun için bütün yapacakları toplumun kabul ettiği belli bazı değerleri paylaşmaktır. Batı'da Hristiyan kökenli ateistler dindar mıdırlar? Elbette. Bunu birçok kereler kanıtlamışlardır. İnsanlar Hristiyan ateist de olabilirler, Müslüman ve Yahudi ateist de... Normalde bu ilginç eğilim kendini manifest etmez. Varlığı anlaşılmaz. Ama biri Hristiyan, diğeri Müslüman iki toplum arasında anlaşmazılık çıkar, savaş başlarsa, bu durum kendini açıkca belli edebilir. İnsanların büyük çogunlugu dinlerini harfiyen uygulamazlar.. Çoğu kere uygulanan dinlerden yansıyıp, günlük yaşama taşan yalnız bir takım ritüeller, gelenek ve görenekler, sözler ve sözcüklerdir. Yüzde 85'i ateist olan İsveçlilerin dini nedir? İsveçlileri bir arada tutan değerler ne ise, onların da dini odur. Gelenek ve görenekleri, Hristiyanlıktan kalan tören ve ritüelleri, aralarında kurdukları sosyal ilişkilerdir. Bu arada dilleri de onları birleştiren önemli ortak paydalardan biridir. Mevcut dinlerin hepsi başka dinlerden evrimleşmişlerdir. Onlar da başka dinlere evrileceklerdir.. Bu süreç aksamadan sürüp gidecektir.. Tabii bu arada din kavramı tümüyle değişebilecek ve yeni sosyal kurumlara farklılaşabilecektir. Batı'da bu süreç çoktan başlamıştır. İslam ülkelerinde bu konuda henüz bir değişikliğin başladığına dair işaretler pek yoktur. Bu devinimlerde ateistlerin yeri, rolü ve önemi nedir?
  24. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Yalnız evren var olduğu için değil, evrende insan var olduğu için Tanrı var. Evrende insan olmasaydı Tanrı da olmazdı...
  25. haci

    BİZLER TANRIYIZ....

    Madde antimadde ile karşılaşınca ortaya çok parlak bir ışık çıkmakta ve her ikisi de saf enerjiye dönüşerek yok olmaktadırlar. Yok olan madde ve onun karşıtı olan antimaddedir. Enerji hala vardır. Enerji yok olmamaktadır. İncil ve Tevrat'a göre Sodom ve Gomore'nin tahribi sırasında bir ışık ortalığı aydınlatmış ve oradan kaçarken geriye dönüp bakanları yakarak yok etmiştir. Ayrıca Tanrı let there be light demiş ve evren ortaya çıkmıştır. İslam'a göre ise evrenin oluşması için Allah'ın ol demesi yetmiştir. Tanrı evreni neden yaratmıştır? Amacı nedir? Tanrı neden Big Bang gibi muhteşem bir başlangıcı yeğlemiştir? Herşey neden müthiş bir şölenle başlamıştır? Aslında Big Bang görkemli ve sesli bir patlama ve genişlemedir. Evren ol demeye bile zaman kalmadan bir anda yeni doğan bir bebek gibi ağlayarak doğmuştur. Evren yaratıldığı andan bugüne kadar enerji maddeye dönüşürken sayısız devinimlere, süpernovalara, sahne olmuştur. Yaşamın ortaya çıkması ile bu devinimler farklı bir boyutta devam etmeye başlamışlardır. Biri dışında biz canlıları oluşturan atomların hepsi yıldızların merkezindeki fırınlarda sentez edilmiş ve süpernovalarla evrene dağıtılmışlardır. Tek istisna hidrojen atomudur ki o, Big Bang sırasında sentez edilmiştir. Çok sonraları dünyada bir araya gelen ve yıldız tozundan başka bir şey olmayan bu gizemli elementler biz canlıları oluşturmuş, ortaya çıktığımızdan uzunca bir zaman sonra bize can veren aynı atom ve moleküller, bilinçli olmamızı da sağlayarak bizi gökyüzüne bakmaya zorlamıştır. İşte o bakış evrenle ve bizle ilgili hemen herşeyi değiştirmiştir. Bizde bilince kavuşan nedir? Bizi bilince kavuşturan ne ise, bizde bilince kavuşan da odur. Evren midir bizde bilince kavuşan? Panteistlerin tanrısı mıdır? Tanrı mıdır? İnsan mıdır bilince sahip olan? Yoksa bilinç midir insanda ortaya çıkıp ona sahip olan? Tanrı varsa eğer insanda bilinci neden yaratmıştır? Yoksa evren insanı ve insanda bilinci onun aracılığı ile kendini görmek,tanımak, anlamak, görkemini algılamak için mi yaratmıştır? Ben başka bir neden düşünemiyorum. Bizler belki de evrenin yıldız tozundan, kendini tanıma, anlama ve görme merakı ile yarattığı, onun hayalinden oluşan varlıklarız. Bizlerde yarattığı bilinç ve akıl ile kendini tanımaya çalışan evren aslında bizden başka birşey değildir. Bizi yaratan bir Tanrı olan evren belki de kendisini bize sorarak tanımak, ne olduğunu, neden ve nasıl var olduğunu anlamak ve ögrenmek istemektedir. Evren bize kim ve ne olduğunu sormakta, bizler de onu yanıtlamaya çalışmaktayız. Bunu bizden başka hiçbir canlı yapamaz. Çünkü bizler evrenin yarattığı en akıllı varlıklarız. Onun en mükemmel eseriyiz. Tanrı var mı? Elbette var! Kendisi ile birlikte bizi yaratan O değil mi? Nasıl olur da O olmaz? Biz varsak, O da var. Kendimizi nasıl reddedebiliriz? Bizler O'yuz. O'nun bir parçası ve manifestasyonuyuz. O'nun en mükemmel eseriyiz. O da var olduğu için varız. Doğa varsa dünya var olduğu için var. Dünya varsa evren var olduğu için var. Evren varsa Tanrı var olduğu için var. Bu doğal bir sonuç... Diğer bir doğal sonuç da Tanrı'nın biz olduğudur. Biz doğanın bir parçasıyız, doğa dünyanın, dünya evrenin, evren tanrının..... O halde bizler de, kendisi değilsek bile, Tanrı'nın bir parçasıyız. Bizler birer yıldız tozuyuz. Doğanın en değerli birikimi, milylarlarca yıllık çabasi sonucu yaratılan ve bir araya getirilen atomlardan oluşan değerli ve görkemli bir varlığız. Bizler yıldız topluluğuyuz... Galaksileriz. Bizler kayan, sönen yıldızlarız. Bizler süpernovalarız. Bizler bitkiyiz, hayvanız.. canlıyız.. Bizler insanız, evreniz.. Bizler Tanrıyız...
×
×
  • Yeni Oluştur...