Jump to content

haci

IPBA Mod
  • İçerik sayısı

    33.829
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

haci Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  • Doğum Günü 06-11-1950

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

43.198 profil görüntüleme
  1. haci

    Gelecek var mıdır?

    İlginç bir mezhep... Hristiyanlıkta da benzeri bir mezhep var. Tanrı'nın aczinden bahseder. Cehmilik Allah'ın iradesini sınırladığı için diğer mezheplerle çelişki içindedir.
  2. haci

    Gelecek var mıdır?

    Zaman geçmişten geleceğe doğru akar ama, geleceğin geleceğinin garantisi yoktur. Şimdiki zaman da yoktur. Çünkü şimdiki zaman hızla geçmiş zaman olmaktadır. Bir an için zamanın durduğunu farzedelim. Geride kalan zaman yalnız geçmiş zaman olacaktır. Biz yaşamımızı gelmemesi olası bir geleceğe göre tasarımlarız. Her türlü insansal etkinliklerde kullanılan zaman gelecek zamandır. Buna rağmen bir hayal aleminde yaşadığımızı kabul etmeyiz. Bütün bunların özgür irade ile ne alakası olabilir?
  3. haci

    YAŞAMIN ANLAMI

    Senden çıktığı halde muhtemelen bunun güzel bir soru olduğunun farkında değilsin. Bu soru bir insana sorulacak soruların güzelleri arasında yer alıyor. Niçin yaşadığımı bilimsel olarak açıklayabilirim. O zaman uydurma olmaz. Bilimsel olur. Bilimsel olunca da bu yaşamın anlamı bana özgü olmaz. İnsanlığa özgü olur. Uydurma değildir belki ama, dinlerin yaşama verdiği anlamdan çok farklı da değildir, yeterli de değildir. Çünkü bilimsel düzeyde her canlı için yaşamın anlamı aynıdır. Hepsi aynı mekanizma ile doğmuşlardır. Ateistler olarak biz yaşamda diğer ateistlerle paylaştığımız bir anlam aramıyoruz. Ateist yaşamda öyle bir anlam yok zaten. Biz her ateist için spesifik bir anlam arıyoruz. Bu öyle bir anlam olmalı ki bir benzeri ya da aynısı olmasın. Bir doktorla bir çoban aynı anlamı paylaşmasın. Hatta iki çoban aynı anlamı paylaşmasın. Ben yalnız kendi hesabıma yaşama bir anlam verebilirim. Sen de o anlamı kendi hesabın için vermelisin. Benim yaşama vereceğim anlam, senin yaşama vereceğin anlamla bağdaşmayabilir. İnsanlar arasındaki ilişkiler onların yaşamına çeşitli anlamlar kazandıracaktır. Bu ilişkilerin ne kadar karmaşık oldukları anımsanırsa, yaşama verilen anlamların da o kadar karmaşık ve çeşitli oldukları anlaşılır. Önce uzun uzun düşün ve yaşama verdiğin anlamı belleğindeki dehlizlerden bul, çıkar. Ondan sonra yukardaki soruyu kendine bir kere daha sor. Buna ne gerek mi var? Sen kendi yaşamının bir anlamı olmadığını sanıyorsun. Yanılıyorsun. Sen niçin yaşadığını şimdiye kadar hiç düşünmemişe benziyorsun. Biraz düşünürsen o yaşamda daha önce farketmediğin bir takım anlamların olduğunu göreceksin. Uydurma mı onlar? Sen nesin? Gerçek misin, değil misin?
  4. haci

    YAŞAMIN ANLAMI

    Herkesteki anlamı saçma değil. Sende olduğu gibi bazıları dinlerin dikte ettiği saçmalıklardır.
  5. haci

    Devridaim ve termodinamik hakkında ne biliyorsunuz?

    https://info.inventhelp.com/patent-b/?keyword=%2Bapply %2Bpatent&utm_source=bing&utm_medium=cpc&utm_campaign=B-DMA-NB&campaignid=355842538&adgroupid=1233652227967656&campaignname=&adgroupname=&creative={creative}&msclkid=71924ce2dd77189bf6f5112b78ceb8d1 Bu adrese başvurabilirsin.
  6. haci

    YAŞAMIN ANLAMI

    Yaşamın herkes tarafından kabul edilen evrensel bir anlamı yok. Ama kişilerin kendi yaşamlarına verdiği anlamlar için yok diyemezsin. Sende olmayabilir o anlam. Ama ateistlerin çoğunda olduğundan eminim.
  7. haci

    YAŞAMIN ANLAMI

    İnanırlardan her konuda farklı olduğunu mu sanıyorsun?
  8. haci

    Ötenazi ve intihar demokratik bir hak mı yoksa cinayet mi?

    ÖTENAZİ Ölümün belli bir standardı yoktur. Hep aynı ölünmez. Herkes için ayrı bir ölüm vardır. Aynı kazada da ölseler, aynı koşullarda da, ölüm herkes için az çok farklıdır. İnsanlar doğal olarak yaşamlarını kaybedebilirler veya çeşitli nedenlerden dolayı ölebilirler. Kimileri isteyerek ölüme koşarken, bazılarının canı zorla alınır. Birçok insan için ise ölüm, son çaredir. Çünkü artık umut yoktur. Yaşamın bir anlamı kalmamıştır. Ya da öyle hisseder insan kendini. İzlenimi öyledir. Umutsuzluğun pençesine düşmüştür. Geleceği düşünemez, planlayamaz. Düştüğü çaresizliğin yaşamının sonuna kadar sürecek karanlık günleri olduğuna inanmıştır. O andan sonraki her anının daha aydınlık olmaya başlayabileceğini düşünemez. Ölüm elbette bir şölen değildir. Ama yine de bir tür veda törenine tabi tutulabilir. Ölüm döşeğinde ölümle tanışıldığı sanılır. Nedir ölüm döşeğinde tanışılan? Döşekte yatanın ve döşeği kuşatanların karşılaşacaklarını umdukları olgu ölümdür belki ama, nedir algılanan? Ölüm müdür? Hayır.. Ölüm olamaz güçlü bir his olarak algılanan, ürperten ve korkutan şey.. Bu garip his yaşamla ilgili olmalıdır.. O ana kadar kimse yaşamı bu şekilde bir duygu olarak algılamamıştır. Bu, ölümün tehdidi karşısında yepyeni bir kılığa bürünüp aczini anlayarak, kendini her türlü mutlu ve neşeli duygulardan arındıran mütevazi bir yaşamdır. İleriye, geleceğe dönük değildir.... Mutluluk, sevinç, neşe, sevgi ve aşk, geçmişte yaşanmıştır. Gelecek yoktur. Yalnız geçmiş vardır. Ölümle karşı karşıya kalan herkes tarafından algılanan bu olgu yaşam değil, ölüm olmalıdır. Ölüm ağrılı bir sonla geliyorsa bir kurtuluştur. Ölen tarafından arzu ediliyorsa özgürlüktür. Evet.. Arada bir rahatlıktır, huzurdur, kurtuluştur ölüm. Kurtulan için şölen değildir. İstenen bir sondur. Şölen yalnız yaşayanlar içindir. Ölen için bir şölen bile olsa ölüm, yaşayanlar tarafindan kutlanmak zorundadır. Yaşayan için ölüm bir şölen olamaz... Onu kimle ve nasıl kutlayacaktır? Ne ölen için bir şölendir ölüm, ne de yaşayan. Ölüm kimse için bir şölen değildir. Ama olmalıdır! Arada bir insanlar yaşamın zulmünden kurtulmak, ölmek, yok olmak isterler. Mahkum edildikleri korkunç cezanın sona ermesini beklerler. En büyük son arzu ve umutları ölerek özgürlüğe kavuşmaktır. Kendilerini özgürlüğe kavuşturacak bir kurtarıcı ararlar. Bu koşullarda kurtarıcı bulmak olanaksızdır. Kimse kurtarıcı olmak istemez. Çünkü kimse ölümün sevincini paylaşmak istemez. Hem zaten ölüm bir şölen değildir ki! Ne başaracıktır kurtarıcı? Bu şöleni kimle kutlayacaktır? Zulümden kurtaracağı yaşamayacaktır ki. Ölüm şölen değildir. Herşeye rağmen bu ölüm gerçekleştirilmeli ve kutlanmalıdır. Çünkü bu ölüm rastgele bir ölüm değildir. Bu ölüm ötenazidir. İki türlü ötenazi vardır. Biri aktif ötenazi olarak bilinir. Diğeri ise pasif ötenazidir. Bunlar arasındaki farkı çoğumuz bilmeyiz. Çünkü insanların hepsi sonunda mutlaka ölecekleri halde, bu tür sorunlarla ilgilenmek istemezler. Bu iki ötenazi arasında yapay bir ayrım vardır. İnançların, dinlerin, geleneklerin çizdiği bir sınırdır bu ayrım. Bu aynı zamanda insan vicdanının da çizdiği bir sınırdır. Bu sınırın bir tarafında kabul edilir, günah olmayan ötenazi vardır ve hemen her zaman ve her yerde pratik edilir. Sınırın öte tarafında ise, uygulaması hem günah olan, hem de yasal olmayan ötenazi yer alır. Kanunların yasakladığı ötenazi hem çok daha insancıldır, hem de sofistike ve çağdaş.... Ötenazi, kendi isteği üzerine bir insanın yaşamına, çekmekte olduğu tahammül edilmez ızdırabına son vermek amacı ile yapılan, öldürücü (letal) bir müdahaledir. Moral açıdan bir insanı öldürmek değildir. Cinayet değildir, yani. Ama din ve yasalar önünde nerdeyse cinayetle özdeş, büyük bir günah ve suçtur. Kur’an’da intihar gibi yeri ve tanımı yoktur. İslam’da canı veren ve alanın yalnız Allah olduğu kabul edildiğinden, intihar etme Allah’a eş koşma olarak değerlendirilir. Bu nedenden dolayı bağışlanmayan bir günahdır. Birisinin kendisini öldürmesine yardım etmek olan ötenazinin de, Allah’a eş koşma olarak kabul edileceğinden, intihar kadar günah olduğu ileri sürülebilir. Hem dinler, hem bir iki istisnası dışında bütün ülkelerdeki yasalar, hem de insan toplumlarının çoğu tarafından yasaklanan bu ötenazi türü için “aktif ötenazi” terimi kullanılır. Hastanın isteği üzerine ölüm önceden planlanır ve zamanı gelince hastanın bu isteği ona acı çektirmeden gerçekleştirilir. Aktif ötenazi merhamet öldürmesidir. Bir insanın yaşamını, kendi isteği üzerine, hasta henüz aklını ve bilincini yitirmemişken, insanca sonlandırmaktır. Umutsuz bir hastalığı olan ve büyük acılar ve sıkıntılar içinde ölmekte olan hastaya rahat, ağrısız ve huzur içinde ölmesi için son müdahaleyi yapmaktır. Bazı durumlara, eğer hastanın elinden geliyorsa, ağrısız ölümün nasıl yapılacağını hastaya tarif etmek ve intiharını kolaylaştırmak mümkündür. Bu konuda yazılan kitaplar bile vardır. Final Exit gibi.. Bir de pasif ötenazi vardır.. Ülkemizde bu en çok pratik edilen ötenazi şeklidir. Bu ötenazi din ve yasalara göre günah ve suç değildir ama, ahlak olarak oldukça şüpheli bir ötenazi türüdür. Pasif ötenazi ölmekte olan bir insana müdahale etmemek ve ölmesine izin vermektir. Yayınladığım bir öyküde Hilmi Bey boğaz kanserinden yakınıyordu. Kanser ilerlemiş, kafa tasına, beyne doğru sinirleri izleyerek tırmanıyordu. Hilmi Bey müthiş ve dayanılmaz ağrılar içinde kıvranıyordu. Kız kardeşi ve ailesi dinsel nedenlerden dolayı kendisine morfin verilmemesinde ısrar ediyorlardı. Hilmi Bey yaşamının son günlerine geldiğini anlamış ve doktordan kendisini öldürmesini istemişti. Korkunç ağrılara tahammül edemiyordu artık, Hilmi Bey. Mevcut yasalar ve hastanın ailesinin tutumu karşısında doktor nasıl bir tutum izleyebilirdi? Damarına kuvvetli bir zehir veya yüksek doz sedatif enjekte ederek, onu hızla ve daha fazla acı çekmeden öldürebilirdi. Böyle mi yapmalıydı? Yoksa bütün tedavisini ve yapay beslenmesini durdurup, daha uzun bir sürede ve yavaş bir şekilde ölmesine mi izin vermeliydi? Hastaya hiç müdahale etmemesi ve daha çabuk ölümüne izin vermesi, hastanın acılarını gidermeyecek ve hatta belki de hastanın ölümünü yeterince kolaylaştırmayacaktı. Sadece ölümün uzun bir agoni şeklinde gerçekleşmesine neden olacaktı. Hastanın ölümü zaten kesindi. Bu durumda doktor ne yapabilirdi? Halbuki damarına morfin enjekte ederek onun hızla ve acı çekmeden ölmesine yardım etmesi mümkündü.. Bu çok daha insancıl bir atılım değil miydi? Hastanın bir hafta daha acı ve ızdırap çekmesini önleyebilirdi. Ama buna teşebbüs edemeyeceğini biliyordu doktor. Hem kanunlar, hem de din ve hastanın ailesi önünde suçlu ve sorumlu bir duruma düşmek istemiyordu. Aksini yaparsa mesleğini tehlikeye atmış olacaktı. İlaçları, suyu ve gıdası kesilen hastanın başında onun ölümünü beklemekten başka yapacağı fazla bir şey yoktu doktorun. Bu gibi durumlarda, kanunlara ve hastanın dinine rağmen, hastanın isteği yerine getirilmeli midir? Hangi yaklaşımın uygulanması gerektiği konusunda yorumda bulunabilir misiniz?
  9. haci

    Devridaim ve termodinamik hakkında ne biliyorsunuz?

    Bence de ABD patenti almalısın. Uçus süresini 3 kat artırmak müthiş bir keşif. Üstelik maliyeti de düşüyor.
  10. haci

    ÖLÜMÜN ANLAMI

    Ölmekte olan bir insana sorulması gereken güzel bir soru.... İyi hissetmemem gerektiğini düşünebilirsiniz ama ilginç olarak kendimi gayet iyi hissediyorum. Nedeni ölümü düşünmemek olmalı. O konuda sizden farkım yok. İnsanın kendi sonuna üzülmesini bencillik kabul ediyorum ve etik bulmuyorum. Nasıl olsa ölünecek. Onu gururla ve onurla karşılamak en iyisi değil mi? Bunun cesaretle alakası yok. Gerçekci olmakla var.
  11. haci

    YAŞAMIN ANLAMI

    Zaten başka ne olabilir ? Yaşamdan ne bekliyorsunuz? Yaşama katkınız olmuşsa verdiğiniz anlam da odur.
  12. haci

    ÖLÜMÜN ANLAMI

    Yaşamın sürekliliğinden (ölümsüzlüğünden) bahsediyorum.
  13. haci

    Defne yaprağı kansere iyi gelir mi?

    Bilimsel olmayan bir konu.. Tavanarasına taşınıyor.
  14. haci

    ÖLÜMÜN ANLAMI

    İnsanların çoğu ölümden korkarlar. İnsanlar bilmedikleri herşeyden korkarlar. Ölümün ne olduğunu bilseler korkmaya devam ederler mi dersiniz? Diğer canlılar da korkarlar mı ölümden? Bir arslana yavrusunu kaptıran ceylan ölümden korkar mı? Yavrusunun öldüğünü bilir mi? Ölümün anlamı nedir, o ceylan için? Diğer hayvanlar için? İnsanlar için? Yaşama anlam vermede zorluk çeken insan, ölüme anlam verebilir mi? Ölümden korkmanın nedenini anlayabilir mi? Korkulan ölümün kendisi midir, yoksa sonu ölümle bitecek ağrılı hastalıklar ve doğal süreçler dizisi mi? Bütün yaşam bu doğal süreçler dizisinin kapsamına girmez mi? O halde yaşamın kendisi ölüme hazırlık değil midir? Yaşamayan varlık ölmez! Yaşam ölümün en önemli nedeni olduğuna göre, yaşamın anlamı ne ise, ölümün de anlamı o olabilir mi? Yaşam ölüme hazırlık olduğundan, ölümün de birşeylere hazırlık olması mümkün müdür? Ölümün, yaşamın son bulduğu bir durum olduğu düşünülürse, ölümün de son bulduğu başka bir aşama var mıdır? Yoksa ölüm son ve nihai aşama mıdır? Bundan nasıl emin olabiliriz? Ölüm bizi neye hazırlar? Kendi yokluğumuzu kabul edebilir miyiz? Kendi ölümümüzü gözlerimizde canlandırabilir miyiz? Kendi ölümümüz için gözyaşı dökebilir miyiz? Doğmadan önce var olmadığımıza göre, öldükten sonra yok olmayı ve doğmadan önceye dönmeyi neden kabul edemiyoruz ve anlamada zorluk çekiyoruz? Bir kere var olduk diye, neden sonsuzlukta hak iddia ediyoruz? Yoksa bu son varlığımız bundan önceki yaşam ve ölüm döngülerinin devamından başka bir şey değil mi? Daha önce ne idik acaba? Vahşi bir etobur dinozor mu, yoksa uzun bir yaşamdan sonra ayakta ölen ulu bir çınar mı? Çok önceleri ne olduğumuzu bilmek mümkün değil ama, onun şimdiki ölümle değil, şimdiki yaşamla ilgili olduğunu biliyoruz. Vücudumuz bizden milyonlarlarca yıl önce yaşamış canlıları oluşturan atom ve moleküllerden ibaret değil mi? Ölümümüzün ne gibi bir amacı olabilir? Ölerek kimlere veya nelere hizmet edeceğiz? Bu soruların yanıtını ancak ölüm öncesi dönemine dönerek verebiliriz. Doğaya geri dönecek atomlarımız daha önce mutlaka diğer canlıların yapısına da katılmışlardır.... Kimbilir vücudumuz kimlerin ve nelerin milyarlarca yıl sahip olduğu atomları barındırmaktadır? Bizden önceki varlıkların bir devamı olduğumuza göre, ölümümüzden sonra bizlerin de canlı-cansız, diğer varlıkların yapısına katılacağımızı düşünmek mantıklı değil midir? Öyle ise, ölerek yok olmayacağımızı iddia edebilir miyiz? Belki de sonunda ölerek ölümsüzlüğe kavusacağız... Aslımıza döneceğiz. Yıldız tozuna........ Peki bütün bunlar bizleri neden teselli etmemektedir. Evet.... Artık gerçekleri görebiliriz. Yaşam ölümle sonlanan süreçler dizisidir. Yaşamlar vardır ama, ölüm yoktur. Çünkü ölüm sonu yaşam vardır. Ölümden önce yaşam olduğu gibi, ölümden sonra da yaşam vardır. Farklı bir yaşamdır o belki ama, yine de bir tür yaşamdır... Ölüm bir son değildir. Farklı olmasına rağmen, çoğu kere kutlanması ihmal edilen, hatta nedense arkasından ağlanılan, korkulan ve istenmeyen yeni bir başlangıçtır. Evet..... Ölümden sonra yaşam vardır... Canlılar ölümlüdür ama, yaşam ölümsüzdür...... Yaşamı nasıl ölümden ayırmaya olanak yoksa, ölümü de yaşamdan soyutlamak mümkün değildir. Yaşam gibi, ölüm de kişiye özel ve subjektif kavramlar dizisindan başka birşey değildir. Birbirleri ile taban tabana zıt iki kavramın aynı anlama gelmesi, doğanın ilginç cilvelerinden biridir......
  15. haci

    YAŞAMIN ANLAMI

    Yaşamda anlam arayan tek canlı türü, doğal olarak, yalnız insanlardır. İnsanların yaşamda anlam araması, yaşamda bir anlamın olmasını gerektirmezse de, aranan anlamların, arayanların bir çoğu tarafından bulunması, böyle bir anlam olmasa bile, en azından olmasının istendiğine işaret etmektedir. Ama yine de bir ateist olarak düşünüyorum ki, yaşamın belli bir anlamı olamaz ve olmamalıdır. Çünkü yaşam çoğunlukla istem dışı süreçler dizisidir. Bu tür süreçlerde anlam aranmamalıdır. Ayın, yıldızların ve güneşin anlamı ne ise, yaşamın anlamı da o dur. Doğada yaşam, bir amaca hizmet etmek üzere kasten yaratılmamıştır. Fizik yasalarını tatmin etmek üzere bir araya gelen bazı cansız atom ve moleküller, ilk canlı hücrenin ortaya çıkması ile sonlanan olağanüstü bir süreçin başlangıcından sorumludurlar. Yaşam, Allah, ya da başka bir yaratıcı tarafından, bilerek, düşünülerek ve planlanarak tasarımlanmamıştır. Dolayısıyla yaşam, spesifik bir anlamdan veya anlamlardan yoksun olmalıdır. Canlılar dahil, evrende gözlemlenen her varlığın Allah tarafından yaratıldığını öne süren dinler, evrene ve yaşama bir amaç vererek, yaşamda anlamı aramakta ve her seferinde bulmaktadırlar. Tanrı'nın emirlerini insanlara ileten, onların yaşamına kendilerine göre bir düzen getiren dinlerin görevlerinden biri, insan yaşamına anlam vermektir. İnsanların dine olan bağlılığı dinler tarafından mükafatlandırılır ve yaşamları anlamlandırılır. İnsanların ruhsallığını sömüren dinler, onlara ölümsüzlük vadeder belki ama, karşılığında da sadakat bekler. İç dünyasının zenginleştiğine inanan kişi için yaşam, sonu yok olmakla bitmeyeceği gibi, belli bir anlam da kazanır. Ama nedir bu anlam? Tanımlanabilir mi? Herkes için aynı anlam mı söz konusudur? Yoksa, farklı anlamları mı vardır, yaşamın? Aynı anlam farklı insanlar tarafından değişik şekillerde algılanabilir mi? Ateistler için yasamın farklı bir anlamı olabilir mi? Doğa için yaşamın tek bir anlamı varsa, o; "Canlıların ölümlülüğü, yaşamın ise, ölümsüzlüğüdür". Dünyada yaşayan her canlı ölecek, ancak yaşam, ne pahasına olursa olsun, sürecektir. Dinlere göre ise; "Yaşam ölümlü, insan yasamı ise ölümsüzdür". Bu dünyada her türlü canlı için yaşam bitecek ama, insanların ölümsüzlüğü sonsuza dek sürecektir. Bu iki anlam arasında çelişki vardır. İkisi birden doğru olamaz. Doğrunun ya ikisinin de dışında olması, ya da bunlardan yalniz birinin gerçeği temsil ediyor olması gerekmektedir. Ne ve hangisi? İslam'a ve Hristiyanlığa göre yaşam, sonsuza kadar sürecektir. Ölerek İslam'dan ve Hristiyanlık'tan kurtulmaya olanak yoktur. Allah bizlere sonsuza kadar eziyet çekmekle tehdit eden dinlere inanmaktan ve onların emirlerini harfiyen yerine getirmekten başka seçenek vermemistir. Bana göre, yaşamin herkes tarafından kabul edilebilir evrensel bir anlamı olamaz. Çünkü insanlık ona spesifik anlamlar verecek ortak değerlerden yoksundur. Temel inanış felsefeleri tümüyle farklı olan dinlerin yaşama verdikleri anlam farklıdır. Aslında dinler yaşamdan çok ölüme anlam vermeye çalışan kurumlardır.Öte dünyadaki yaşamı simgeleyen Cennet ve Cehennem kavramları, bütün dinlerin paylaştiği bir ortak değerdir. Evet, yaşamın bir anlamı yoktur. Ama sadece başlangıcının... Başka bir deyişle yaşam, belli bir anlamla birlikte gelmemektedir. Yaşam eğer böyle bir anlamla birlikte geliyor olsaydı, ona o anlamı verenler bizler olmayacaktık.. Bizim yerimize dinler ve Tanrı gibi dış güçler olacaktı. Dinlerin yaşamın anlamını ne kadar farklı bir şekilde yorumladığı anımsanırsa, evrensel insan yasamının böyle güçler tarafından yeterince anlamlandırılamayacağı, daha doğrusu, anlamlandırılmaması gerektiği gerçeği, ortaya çıkmaktadır. Bu durumda görüldügü üzere, yaşamın başlangıcının, doğanın verdiği anlam dışında, hiç bir anlamı olmamalıdır. Doğa yaşama yalnız bir anlam verdiği ve o, "canlılar ölümlü, yaşam ise ölümsüz" olduğu için, yaşamin "başlangıcının" insanlar için hiç bir anlamı olmamasi gerektiği sonucuna varabiliriz. Peki öyleyse; "başlangıçtan ölüme kadar süren bölümünün ve sonunun" da mı bir anlamı yoktur, yaşamın? Herşeyden önce, yaşamın anlamsız bir başlangıcının olması, onun bütün esprisi ve gerçek anlamıdır. Başlangıçta bir anlamla gelmiş olsaydı yaşam, ona biz istediğimiz anlamı veremeyebilirdik. Yaşamı boş bir kaset teyp olarak düşünebiliriz. Belli bir erişgin yaşa ulaşmayı başaran hemen herkes, birlikte doğduğu boş kaseti istediği ve sevdiği müzikle doldurabilir. Bu yaşama kendine göre bir anlam vermek demektir. Herhangi birinin bu firsatları kullanamaması, yaşamın onun için tümüyle anlamsız kalması ile sonlanacaktır. Dinler o kaseti dine ve Tanr'ya inananlar adına doldurmakta ve inananların yaşamına kendilerine göre bir anlam vermektedirler. Din ve Tanrı’ya inanmayan ve o kaseti diledikleri müzikle doldurmak olanağını zamanın’da kullanamayan ateistler için ise, artık yaşamın değil, ölümün anlamı söz konusudur. Yaşamı anlamlandıramayan bu gafillerden, ölümü anlamlandırmaları beklenmemelidir. Aslında zaten onlara göre, yaşamın olmadığı gibi, ölümün de bir anlamı yoktur. Ateistlerin arkasından dua eden inanırlar, bu çabalarının nafile olduğunu bilmeden, onların yaşamlarına olduğu kadar, ölümlerine de bir anlam vermeye çalışırlar. Ama bilmezler ki, anlamı olmayan bir yaşam başlangıcının, sonunun da bir anlamı olmamalıdır. Bütün anlam, ikisi arasinda yaşanan kısa dönemde, varlığı anlaşılmadan geldiği gibi hızla geçip giden bir kavramdır. Bu durumda yaşamın her insan için bir düş kırıklığından başka ne gibi bir anlamı olabilir ki? Yaşama anlam vermek, “onu tüm insansal yetileri kullanarak özgür, kaygısız ve dolu dolu yaşamak” demektir. Bu da ancak, bir dogmaya ömür adayarak değil, ateizmle sağlanır. EK: Yaşamın ne olduğunu araştırırsanız, anlamının da tümüyle materyelistik olması gerektiğini görürsünüz. Ama en katı ateist bile kendi yaşamının bir taşın yaşamından farklı olmaması durumunu kabul edemez. Her insan yaşamda bir anlam arar ve aradıklarını bulur... Canlı yaratıklar madde ve enerjinin devinimi sırasında açığa çıkmışlarıdr. Canlıların evrim denen devinimleri, insan denen akıllı hayvanın bilince kavuşması ile sonlanmıştır. Ve o insan Allah'ı keşfetmiştir.. Allah insanın kendi yaşamına verdiği anlamı üstlenen bir güçtür. İnsan kendi yaşamına bir anlam verebilmek için önce böyle bir gücü yaratmıştır. Aslında keşfedilen insanın da bir parçası olduğu, başlangıcı ve sonu olmayan ve tarif edilemeyecek kadar ekzotik, keşfedilen Allah kavramından çok daha görkemli, sürekli olarak şekilden şekle girebilen sonsuz bir enerjidir. Yaşamın anlamı işte o enerjide saklıdır. O enerji bilgi şeklinde birikmiş ve sonunda canlıların ortaya çıkacağı bir sofistikasyon kazanmıştır. Bilgiye dönüştükten sonra onu okuyabilen ve kullanabilen her yaratık için yaşamın anlamı o enerjide saklıdır.. Bu demektir ki insan için yaşamın anlamı ne ise, bir arı ve karınca için de odur... Yaşayan her canlı aynı enerjinin bilgiye dönüşmesinden ortaya çıkmıştır. Her canlı için yaşamın kendine göre bir anlamı vardır.. O anlam canlının genlerine bilgi olarak işlenmiştir.. Bir taş ile bir insan ve diğer canlılar arasındaki fark bilgi olarak biriken enerjinin gizeminde saklıdır...
×
×
  • Yeni Oluştur...