tolonbey

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    7.482
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

tolonbey Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  • Doğum Günü 03-03-1937

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

11.097 profil görüntüleme
  1. İşte böyleee, Senin aylen ATATÜRKÜN soyuna saygı gösterdimi?.Güney doğunun %70 Türkmendi noldu bunlar?.KUYUCU MURAT(sırp asıllı)155,000 Türkmeni CANLI CANLI KUYULARA doldurup üstlerini toprakla kapatmıştı.Yavuz doğuzu 100,000 yakın Türkmeni kaletti,Türkmen karılarınıda ESKERLERE dağıttı GAĞURANALI,GAĞUR GARILI.Ama Atatürk yalnız siktir etti sizinkileri.Türkmenlerin intikamınıda alabilirdi Atatürk ama yapmadı. SİK , AM , GÖTTEN başka seninkiler ne düşündülerki? Okuma oranı %4 ,değil köylere şehirler arası bile yollar yoktu.O % 4 de araplaşmiş, arap için çılgına dönmştü.Arap eskere alınmaz.Arabı çöle yerleştirilen Osmanlı ordusu korurdu. Atatürke iki yıl yaverlik yapan emekli bir subayla arkadaşın önerisiyle tanıştık.Bu adam arkadaşın komşusu.Bu adama Amarıkadan HAYAT mecmuasından bir mektup gelir.Ama çevirisini yapacak birini bulamaz.Arkadaşa sorar,sizin tugayda bu mektubun çevirisini yapan kimse varmı?Arkadaşda diyürki benim İngilizce öğrenmeye çalışan bir arkadaşım var istersen çağırıyımda bir baksın mektuba.Oda kabul eder birgün arkadaşla adama gidip mektubuna baktım.Zaten iki üç satırdan ibaret mektup.Çevirisini yaptık bize müsaade deyecektikki olmazzzz lütfen oturun,sizede anlatacaklarım var dedi. Kahvelerimiz geldi,adam başladı Anlatmaya. Osmanlı batmaya başlar başlamaz,ARAPLAR , batılılarla KARI KOCA oldular.Osmanlı durumu FARK etti ama batılıların karşısında yapacak birşeyi yoktu.Ne SILAH üretebiliyür,ne CEPHANA nede ELET EDEVET.Eskisi gibi SOYGUNADA gidemiyür.Heriflerin kendilerinin ürettikleri sılahların namlularını sokardılar OS..............nın kıçına.OsMANLI AĞIR KANSERE YAKALANMIŞTI ölümü çok yakındı. Osmanlı İstihbarat bir gece Şamdaki Fıransız konsolosluğuna çatıdan girer.Gizli evrekleri bir okurlarki.Araplar Avrupalıların desteğinde 15 gün sonra ayaklanacaklar OSMANLIYA karşı.Sabahlayın konsolosluk elemanları gelir bakarlarki,ortalık karma karışık.Durum Osmanlıdaki bütün aRAPgörevli elemanlara,millet vekili,valisi,velisine bildirilir.Onlarda ortadan kaybolurlar. görevlerini bırakıp isyanı başlatırlar. Osmanlıda ne bilim,ne teknik var.Paralarıda HURİLERLE,PARLAK OĞLANLARLA yemiş bitirmişler,yani OSMANLI ZÜGÜRT bir HIYARA dönmüş.Yapabilecek pek birşeyidee yok,askerleri ölüme sürmekten başka. İngiliz ajanı Fellahları kandırıyor.Kışlalara saldırın,kışlalarda sandiklar altındolu.Araplar kışlalara saldırıp ele geçirirlerki sandıklar bomboş.İngiliz casuslarına sorarlar hani altınlar,sandiklar bomboş.O zaman ajanlar derki Osmanlı arkerlerine altınları yutturmuşlardır.Yakaladığınız Eskerlerin karnini yarın bakın midesinde varmı,yoksa altınlar barsaklarına geçmiştir.Alın şu kancaları götlerine sokun,barsaklarını dışarı çekin bakın altınlar barsaklarındamı?Tabiki ne midede altın çıktı nede barsaklarında.---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------Ama bu şekilde binlerce Osmanlı arkerini canlı canlı parçalayıp öldürmüşlerdir.-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------İngilizler mısırdaki esir kamplarında Osmanlı askerlerini yıkanmaya mecbur tutarlar.Suyada zehir korlar20,000 yakın Osmanlı askerinin gözleri kör olur.Kör olarak dönebilen evlerine dönerler. Araplar TÜRK düşmanlığında dünyada ilk sıradadır.Daha çok şeyler anlattıda yazmaya zaman yok.Arabin ne DİNİNDE , ne İMANLARINDA nede kendilerinde HAYIR yoktur.SÜPER CAHALDAN KİME HAYIR OLUR.KENDİLERİNE BİLE HAYIRLARI YOKTUR.Baksaniza SALAKLIKLARINDAN, kaç arap ülkesi yerle bir oldu. Dedeniz
  2. İşte böyleee, · Benimde Paris .!
  3. İşte böyleee, Lenin ne demişti? Dinler AFYONDUR.İnsanın beynini uyuşturur uyuşan beynin sahabına herşey YAPABİLİR ,YAPTIRABİLİRSİN. Bursada izinsiz açılan 3 yıllık bir tarikat evini polis basıyor.Şeyh kadını oturtmuş kucağına hoplatıp dururkan polis içeri dalıyor.Kıpırdamayın öyle durun diyür.Alıp götürüyürler sorguya.Sorgulamada polis soruyor.Neden sikiyorsun buraya gelen kadınları.Adam yanıtlıyor.Polis efendi bana sikilmeye KARIKOCA dahi geliyürler demezmı?Ben yapmazsam gidip başkalarına siktirecekler kendilerini. Düşünebiliyormusunuz? Şimdi gelelim bu Aczimendi DÜMBÜGÜ Müslüm Gündüze.Bu hıyar üniversite ikinci sinifi okuyan yeşil gözlü Fadimeyi sikerken polis basar anadan doğma battaniyelere sarıp karakola göttürürler.Durumu basından öğrenen başbakan çiller,cıbıldik karakola götürüldüklerinden tepki gösterir. Bu Fadime Televizyonda Gündüz için bakın ne diyür?Gündüz masada otururken yere TÜKÜRDÜGÜNDE biz kadınlar Tükürügünü yalamak için birbirimizi EZERDİK.. Bu adamın peşinde hala onbinlerce adam ve kadın ondan medet ummaktalar.Hala milleti KAKALAMAYA devam ediyürler.İnsanın en ZAYIF tarafı ınançtır.Onu kavrayan AZGINLAR ondan istediğince YARARLANIYORLAR. aczimendi tarikatı sonuçları dahildir. Yalnızca Adzimendi tarikatı sonuçlarını göster. Önizleme kullanılamıyor Aczimendi Tarikat Show Vidivodo.com · 01:05 · 1.000+ izleme · 14.02.2009 · sezginsokmen Dedeniz
  4. İşte böyleee, Önce kuranı düşünerek,eccikte KAŞINARAK oku.Böyle bir KITABI, MUAZZAM evrenleri var ettiği sanılan güç gerçekten İNDİRMİŞ olabilirmi? 5-Kuran Allah Kelamı mı? → 6-Kuran’ı Hz.Muhammed mi Yazdı? için 4 cevap cemcan dedi ki: Haziran 29, 2016, 10:52 pm kuranı kerimi alışıla gelmiş ön yargılarla degil merak ederek korkmadan elime alıp okumaya başladım iki üç sayfa okudum ve bunu bir yaratıcı yazmış olamaz dedim ve bir daha da elime almadım sanki bu dünyada muhhammet cennet hayatı yaşasın diye yazılmış gibiydi.ödül cennet ,korkutarak biat edilmesi için cehhennem bütün bunlar insansı düşüncelerin ürünü.Evrenin herşeyin yaratıcısının dünyevi hayatı sadece muhhammetin zevk ve isteklerine göre yaşaması için bunun da delili olarak kuran kitabını gönderdiginin düşünülmesi çok yanlış ve yaratıcıyı hafife almaktır. Cevapla Murat dedi ki: Ağustos 11, 2016, 11:18 pm CemCan tamam her şey hoş güzel de bir tek şu konuya aklım ermiyor : vahiy katipleri yani o dönemin okumuş bilgin insanları neden muhammed gibi bir cahilin peşinden gider ki ? bayraktr dedi ki: Ağustos 12, 2016, 1:36 am Cevap zaten bu devirde yaşanıyor. Feto denen ilkokul mezunu bir cahil imamın peşinden koskoca ordu komutanları anaysa profları, birsürü hakim savcı vb okumuş kişiler neden gidiyorsa. Muhammed denen cahil bedevinin peşinden aynı nedenlerle gittiler. Cevap; para, çıkar ve inanç. Cem Can dedi ki: Ağustos 12, 2016, 9:51 am FETULLAH GÜLEN ÖRNEGİ TAM YERİNDE OLMUŞ.İNSANOGLU SÜREKLİ BİR BİÇİMDE HAYATIN GÖRÜNEN YÖNÜNDE KENDİNİ NE KADAR GELİŞTİRSEDE MANEVİ DÜNYASINDA NE KADAR BOŞ VE KULLANILMAYA ELVERİŞLİ OLDUGUNU GÖSTERMİŞ OLDU.HEMDE BU ZAMANDA İNANILIR GİBİ DEGİL BU NE İLK NEDE SON İNSANLIK VAR OLDUGU SÜRECE BİRİLERİ KENDİNİ ALLAH TARAFINDAN İNSANLARA YOL GÖSTERİCİ DİYE KANDIRMAYA DEVAM EDECEKTİR.
  5. İşte böyleee, Hakdinislam diyürki,Allah kelamına ne güzel saygı duyuyoruz degilmi? Sen arabın kıtabına TANRI buyruğu deyebiliyorsan, sen PUTPERESTTEN çok daha putperestsin. İşte kuranın gerçekleri. 6-Kuran’ı Hz.Muhammed mi Yazdı? | İSLAMIN GERÇEKLERİ https://islamingercekleri.wordpress.com/2013/05/27/6-kurani-hz... Kuran’ı Muhammed peygamber yazdı, ... Kimi kimsesi olmayan İbni Hatal’dan farklı olarak, bu kişi Osman’ın süt kardeşidir. Bu kuvvetli torpil Abdullah b.
  6. İşte böyleee, Meritokrat,620 yıl boyunca GAVURLARLA EVLENEN BİR SOYDA TÜRKLÜK KALIRMI?Zatan Türklükten ESER yoktu onlarda.Onlarda kadının değeri bir çöp kadar yoktu.İslam önceki TÜRKLERDE KADIN ENYÜKSEK deyerdeydi. Türk HAKAN yabancı ülkelerle bir anlaşma imzaladımı,sol yanında oturan karısına evraki uzatırmiş imzalasın deye.Hakanın karısı belgeyi imzalamazsa o belge GEÇERLİ olmazmış. Dedeniz
  7. İşte böyleee, Muhammedilerin İlkelliklerinden bir kaçını yazıyım. Hz.İbrehim KABEYİ yaptı, GOCAMAN bir yalan. Kabenin yapılışıysa İrbamın hayatı arasında 1000 yıllık bir zaman var. Sonra İrbam aRAP YARIM ADASINA hiç gitmiş değil. Bu üçkâğıtçı baba tarafından kızkardesiyle evlidir.Bu nedenle yaşadığı yer olan HARRANI tek etmiştir. Çok güzel olan karısını Firavuna vererek büyük malmülk almıştır Fravundan.Mısır Fravununu dollandırdığı gibi daha orta doğuda iki devlet başınıda dolandirmiştir. Bunlar Tarihi belgelerle ispatlıdır. Ama Müslümanlar çok yalan söyleyip YEMİN ettiklerinden hiçbir doğruya ınanmazlar. İsbatlıyalım:HAKKA suresi 40:Bu kitap(kuran) çok muhterem bir elçinin SÖZÜDÜR. HAKKA suresi 43:Bu kitabın(kuranın)sözleri Allah tarafından indirilmiştir. Allah yalan söylermi? Söylemez. Peki bu yalanı söyleyen kim? Kendini Allahın yerine koyuup ONA İFTİRA EDEN ARAPTIR. Buna benzer sayısız ayat vardır. Burda yazı yazan arkadaşların bazıları bunları bilirler. Hele arkadaşımız ZAVALLI bizden çok daha fazla bilgiye sahaptır. Kuranı pek tanımayan arkadaşlara ÖNERİM,Kuranın TÜRKCESİNİ alın ayatların anlamını düşünerek,tartarak,NİYE,NAIL,NİÇİN sorularını sorarak okuyun.Bir müddet sonra şöyle deyeceksiniz? Böyle TANRI kıtabı olmaz. Böyle bir kıtabı normal bir ınsan bile yazmaz Okuyun önemli gördüğünüz ayatları İŞERETLEYİNKİ TEKRER gerektiğinde kolay bulasınız. İyi gecelerDedeniz. Dayım hacca gider.Elindeki radyoyu açar kuran dinlesin deye.Tesadüfya arapca şarkı çalan bir istasyon çıkar.Bir arap kadın şarki söylemektedir.Dayım karısına döner Eeeee EMİNE,HAPU ARAP KARISI NE KUZEL KURAN OKİYİ DER.Karısıda derki,Ola atam sen telimisun o kari kuran okumayur TÜRKİ SOYLEYUE deyince SAFTİRİK dayım OYLEMİ der.Doğu karadeniz şivesiyle..Oy TALAYİM size karatenizliler.
  8. İşte böyleee, İLK TÜRK PARALARI. AY ve YILDIZ FELLAHLARDAN önce TÜRKLERDE vardı.İşte belgesi mamişgolar. Ara Ana menü Skip to primary content Skip to secondary content Anasayfa ÖNDERLER TURAN FİLM | BELGESEL TARİH MÜZİK Category Archives: türk parası Göktürk(Ök-Ük) Parası Posted on 29 Temmuz 2012 by Turan Ülküsü Cevapla i Rate This Arkeologlar tarafından Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’da yapılan kazılarda ortaya çıkarılan ve 576-600 yıllarına ait toplam 104 madeni para, Kırgızistan’da yapılan uluslararası bir kongreden dönen Dr. Yavuz Daloğlu‘nca ilk kez Bilim ve Ütopya dergisi’nde kamuoyuna duyurulmuştur. Sikkelerden birinde ortada kağan kabartması, kenarlarda ise üç ay-yıldız bulunmaktadır. Paralarda ay-yıldız motifleri bulunması ayyıldız simgesinin İslam öncesinde de Türk toplulukları tarafından kullanıldığı görüşünü ispatlamıştır. Göktürk parası üzerinde bulunan Orhun Alfabesi’ne ait bir yazı görmekteyiz. Bu yazı Orhun Alfabesine uygun olarak sağdan sola doğru okunduğunda “Emre Besen İlle Serib” olarak okunur. Bu cümlenin anlamı da “Emredilip basıldı ve kullanıma girdi.”dir. 9 Eylül Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Daloğlu şunları söyledi: “Bunlar Türk tarihi açısından ilk paralar ve bu paraların bizim tarihimiz açısından çok önemli bir özelliği olduğu gibi bizim uygarlık tarihimiz açısından çok önemli özellikleri var. Nedeni de Türkler’in gelişmiş bir uygarlıkları olduğunu, Türkler’in devletlerinin her türlü gereklerini yerine getiren unsurları içerdiğini görüyoruz. altay, öntürkler, göktürk, göktürkler, hun, hunlar, orta asya, türk, türk parası, türk tarihi, turan içinde yayınlandı | Tagged altay, göktürk, göktürkparası, hun, orhun, orta asya, sikke, türkistan, turan | Leave a reply Göktürkler dönemine ait sikkeler Posted on 21 Ağustos 2011 by Turan Ülküsü Cevapla i Rate This 6.ve 7.yy’da basıldığı tahmin edilen ay yıldız motifli sikkeler Türklere ait en eski paralar olarak tarihe geçti. Türklerin ilk anayurdu olarak kabul edilen Orta Asya coğrafyasında (Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan ) yapılan arkeolojik kazılarda Göktürkler dönemine ait sikkeler bulundu. m.ö. 6.ve 7.yy’da basıldığı tahmin edilen ay yıldız motifli sikkeler Türklere ait en eski paralar olarak tarihe geçti. Göktürk paralarının Türk tarihinin yazımını da değiştirebileceği ve Orhun yazıtları kadar değerli olduğu yorumları yapılıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Dr.Yavuz Daloğlu Özbek tarihçi Gaybullah Dr.Babayarın eski Türk devletleri paraları üzerinde yaptığı çalışmada Göktürk paralarıyla karşılaşmış. Dr.Babayarın yaptığı çalışma ilk Türk parasının Türgişler döneminden önce basıldığı ortaya koyuyor. Toplam 104 tane sikkeden oluşan çalışmadaki sikkelerden birinde ortada kağan kabartması ve kenarlarda üç tane ay-yıldız olduğunu söyleyen Daloğlu, bu sikkenin Türk uygarlığı açısından çok büyük önemi olduğunu belirtiyor. Daloğlu, “Göktürklerden sonra 8′inci yüzyılda Türgişlere ait paralar bulunmuştu. Ancak Göktürklere ait paralar onlardan 150-200 sene daha önceye, 576-600 yıllarına ait. En önemlisi, bu sikkelerin Türk toplumuna dayatılan ‘Türkler barbardı, Türklerin uygarlığı yoktu, göçerlerdi’ gibi Avrupa merkezli anlayışı çürütmesi. Göktürk sikkelerinin bulunuşu, Orhun Yazıtları’nın bulunuşu kadar önemlidir.” diyerek İslam öncesi Türk tarihi ile ilgili bildiklerimizi tekrar gözden geçirmemiz gerektiğin ifade ediyor. göktürk, göktürkler, orta asya, türk, türk parası, türk tarihi, turan içinde yayınlandı | Tagged göktürk, göktürkler, orta asya, sikke, türk, türk parası, türk tarihi, turan | Leave a reply
  9. İşte böyleee, 1-Osmanlı TÜRK değildi.Ermeniside Osmanlıydı,Rumuda Osmanlıyydı,Arabıyda,Sırbıda Osmanlıydı. 2-Aşağılık Osmanlı TÜRKÜ hep aşağılamıştır.Asmıştır,kesmiştir,ben Türküm deyenleri. 3-Sözlükler ne derse desin,Eskeri anlamda İŞGAL geçici olarak ele geçirmek FETİHSE sahaplanmaktır. 4-Fatih Istanbulu almasındaki nedenlerin başında YUNAN medeniyetine hayranlığı yatmaktaydı.Bu nedenle BİZANSLILARA büyük bir KONUKSEVERLİK göstermiştir.Aslında kendide Müslüman değildi.Padışahların nerdeyse %99 u YALANCI Müslümandılar.Çünkü hepsinin anaları vede karıları GAVURDU.Hiçbir padışah hacca gitmemiştir. 5-Evet Fatih 3 üncü Roma imparatorudur
  10. İşte böyleee, Hani Erdoğanla Putin tekrar dost olmuşlardı.Bu nasıl dostluk? YPG flamalı Rus askerleri | Al Jazeera Turk - Ortadoğu ... www.aljazeera.com.tr/haber/ypg-flamali-rus-askerleri Rus askerleri Salı günü Halep'te yapılan Nevruz kutlamalarına katılarak, PKK'nın Suriye kolu YPG/PYD'nin flamalarıyla ile objektiflere poz verdi. YPG/YPJ flamalı Rus askerleri fotoğrafları yayımlandı milligazete.com.tr › Dünya Rus askerleri Salı günü Halep'te yapılan Nevruz kutlamalarına katılarak, PKK'nın Suriye kolu YPG/PYD'nin flamalarıyla ile objektiflere poz verdi. Bölgedeki ... Dedeniz
  11. İşte böyleee, Batılılar ,Erdoğanın ikili oynamasından ondan beklediklerini alamayınca DESTEGİ ÇEKİP KÖSTEGE başladılar.Bu gidişle Erdoğan için ,tek yol kalıyor benzerlerinin baş vurduğu yol. erhan sandıkçı.bılok sıpot.com:Tayyip’in Ölümü, Amerika, Fetullah ve Diğerleri… Bu yazıyı yazarken amacım AKP hükûmeti ile Amerika Birleşik Devletleri’nin son dönemde gerilen ilişkilerini, bu gerilimin nedenlerini, yaşanan ve yaşanması beklenen sonuçlarını incelemekti. - Ancak son dönemde RTE ve onun uçuk yandaşları tarafından AKP’nin anti-emperyalist, ABD’nin oyunlarını bozan, bağımsızlıkçı, “istiklâl mücadelesi veren” bir şekilde resmedilmesi kepazeliğine de bir yanıt verilmesi gerektiğinden dolayı AKP-ABD ilişkilerini başlangıcından başlayarak ele almaya karar verdik. Yazı üç bölüm hâlindedir. 1. RTE-ABD İLİŞKİLERİNİN BAŞLANGICI AKP, ABD tarafından Türkiye’yi Batı merkezli küresel sermaye ve onun etrafında şekillenen küresel çetenin çıkarlarına göre dönüştürmesi, şekillendirmesi ve Türkiye’nin yıkımıyla sonuçlanacak süreci uygulaması için desteklenip iktidara getirilen bir projeydi. - Çeşitli ülkelerde Batıcı siyasi güçlerin iktidara gelmesi, 2005’te Ukrayna’da Batıcı Viktor Yuşçenko’nun Cumhurbaşkanı olmasıyla sonuçlanan süreçten esinlenilerek “turuncu devrim” diye adlandırılır. - Türkiye’nin turuncu devrimi de, 3 Kasım 2002 tarihinde yaşanmıştır. AKP, iktidara gelmeden önce ve iktidara geldiği günden itibaren ABD’nin tasarladığı plânları, programları, projeleri uygulamış, RTE ve arkadaşları, ABD’nin kendilerine verdiği görevleri yerine getirmeye çalışmıştır. Daha 3 Kasım 2002’den 6 yıl önce, 20 Ekim 1996’da Aydınlık dergisindeki haberde, ABD’deki sözde “düşünce kuruluşu”, özde “özel istihbarat kuruluşu” RAND’ın hazırladığı rapora göre ABD’nin Türkiye’de Amerikan çıkarlarını korumak için –o gün Refah Partili İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan- Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığa gelmesinin gerekli olduğunun belirtildiği yazıyordu. - Derginin iddiasına göre eski ABD Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz, 15 Ekim 1996’da RTE’yi makamında ziyaret etmiş ve siyasî geleceği için teşvik etmişti. Kapaktaki yazı kehanet değil öngörüydü: “Abramowitz, Tayyip’i Erbakan’ın yerine hazırlıyor” - Ağustos 2001’de AKP’yi kuran, hiçbir resmi görevi bulunmayan RTE, AKP’yi kurduktan 5 ay sonra, 2002 yılı Ocak ayında New York’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu’na davet ediliyor ve bu sıra dışı davetle gittiği ABD’de basına yansımayan bazı görüşmelerde bulunuyordu. - Partisini, görüşlerini, vizyonunu ABD üst düzey yetkililerine anlatarak onların desteğini sağlamlaştırmaya çalışıyordu. Basına yansımayan bu gizli görüşmeleri 10 yıl boyunca Milliyet’in Washington temsilciliğini yapmış deneyimli gazeteci Turan Yavuz ortaya çıkarmıştı. - Turan Yavuz’un aktardığına göre RTE, ABD’de Graham Fuller (eski CIA görevlisi ve RAND üyesi), Morton Abramowitz, Henri Barkey (eski CIA görevlisi ve akademisyen), Richard Perle (eski ABD Savunma Bakanı, WINEP, JINSA gibi ABD merkezli “özel istihbara kuruluşları”nda çalışmış uzman) gibi kişiler ve RAND Corporation, - Amerikan Yahudi Kongresi (American Jewish Congress) gibi kuruluşlarla görüşme yapmıştı. ABD’deki bir diğer Siyonist kuruluş ADL’nin başkanı (Anti-Defamation League) Abraham Foxman ise daha AKP kurulmadan önce yalnızca RTE ile görüşmek için İstanbul’a gelmişti.1 - Dünya Ekonomik Forumu’ndan 8 ay sonra RTE, ABD Başkanı Bush’a yazdığı, birinci yıl dönümünde 11 Eylül’ü kınayan mektubunda AKP’den “Türkiye’yi yönetmeye aday parti” olarak bahsetmesi sıra dışı, ama anlamlıydı. Her fırsatta ABD’ye “lütfen kukla olarak beni seçin, emirlerinize uyacağım” mesajı veriliyo - 2002 seçimleri öncesi ABD ziyaretinin devamı seçimden sonra gelmiş, yasaklı olduğu için seçime katılamayan parti başkanı RTE, Bush’un davetiyle 10 Aralık 2002’de Washington’a gitmişti. Burada ABD politikalarına yön veren kuruluşlardan CSIS toplantısına katılmış, - toplantı sonrasında döndüğü otelde Marc Grossman (eski ABD Ankara Büyükelçisi) ve Paul Wolfowitz’le (dönemin ABD Savunma Bakan Yardımcısı ve akademisyen) görüşmüştü. Dönemin Türkiye Büyükelçisi Faruk Loğoğlu ise diplomatik geleneklere uygun bir şekilde bu görüşmelere katılmak için otele gitmişse de bu “özel” görüşmeye alınmamış, lobide bekleyip otelden ayrılmıştı.2 Sadece bir parti genel başkanı olan ve başka hiçbir sıfatı bulunmayan RTE, bu kadar üst düzey görüşmenin üzerine 11 Aralık 2002 günü önce Pentagon’da ABD’li yetkililerle, ardından dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ve nihayet Bush’la özel bir görüşme yapabilmişti.3 - Artık RTE’nin ABD ile olan ilişkileri “ABD’nin Türkiye’de başbakan olarak görmek istediği kuklası olma” başarısına erişmesini sağlayacak düzeyde sağlamlaştırılmıştı. Neticede siyaset yasağı olan RTE, Siirt’teki seçimlerin YSK tarafından iptal edilip tekrarlanması, siyaset yasağını kaldıran teklifin dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet N. Sezer tarafından önce veto edilip sonra onaylanması gibi olaylarla başbakan olabilmişti. - Bugün oyunu aldığı insanların önemli bir kısmı tarafından “dindar olduğu, namaz kıldığı, İslâm’ı savunduğu” gibi gerekçelerle desteklenen RTE, yukarda adı söylenen iki Siyonist Yahudi kuruluşundan ödül almıştı. - Birincisi 27 Ocak 2004’te AJC4 (Siyonizmin kurucusu Theodor Herzl tarafından kurulmuştur), ikincisi 10 Haziran 2005’te ADL5 tarafından verilen ö - RTE’nin sömürgeci Batı ve Siyonistler tarafından gördüğü itibar bununla sınırlı kalmıyordu. Son yıllardaki araştırmaların ve yayınların artmasıyla adını çok kişiye duyuran CFR, yani Dış İlişkiler Konseyi, RTE’nin New York ziyaretlerinde bulunmuş gazeteci Sedat Ergin’in anlattığına göre 2004 ve 2005’te RTE’yi “kırmızı halı protokolüyle” karşılıyordu.6 CFR, ABD’nin ve onun önderlik ettiği Batı ülkelerinin politikalarına yön veren sözde bir “düşünce kuruluşu”, özde “dünyayı yöneten örgüt”tür. Batılı sermayedarların ve Siyonistlerin yönetiminde olduğu bir kuruluştur. RTE, CFR'de. 2007. RTE’ye bu ödüller verilmişti, ABD AKP hükûmetini destekliyordu, Siyonistler RTE’yi destekliyordu. Çünkü ABD, 1946’dan bu yana Türkiye’nin yönetimine gelen Batıcı iktidarlar arasında en kukla, en itaatkâr, en boyun eğici, en Amerikancısıyla birlikteydi. - AKP, ABD’nin Irak operasyonuna destek veriyor, milyonu aşan sayıda Iraklının ölümüyle sonuçlanan bu işgâlde Amerikan askerine yardımcı olmak istiyor (AKP 1 Mart tezkeresini meclise getirmiş ancak tezkere yeterli onayı alamamıştı), - sapına kadar neo-liberal politikalar uygulayıp ülkenin varını yoğunu özelleştirip yabancı sermayeye satıyor, yabancılara toprak satışını kolaylaştıran yasalar çıkarıyor, ulusal devletin parçalanmasına yol açacak her türlü ödünü veriyordu. - 1 Mart tezkeresi, yani Irak’ı vuracak 62 bin Amerikan askerinin Türkiye topraklarına konuşlanması, Türk hava sahasının ABD silahlı kuvvetlerince kullanılması ve Türk askerlerinin Irak’ın kuzeyine gönderilmesi teklifi mecliste gerekli oy sayısını 4 farkla yakalayamayınca ABD ile olan ilişkilerde geçici bir gerginlik yaşandı. - ABD, bu başarısızlığın intikamını 4 Temmuz 2003’te Irak Süleymaniye’de bulunan Türk Özel Kuvvetleri’nden almış, 11 Türk askeri sözde “Kerkük Valisi’ne suikast düzenleyecekleri ihbarı” üzerine Amerikan işgâl güçleri tarafından kafalarına çuval geçirilerek gözaltına alınmış ve 60 saat boyunca gözaltında tutulmuştu. - Bu alçak hakaretten sonra muhalefet, ABD’ye nota verilmesi gerektiğini söylemiş, RTE ise “Ne notası veriyorsun sen, müzik notası mı?” diyerek böyle bir küstahlığa karşı dahi efendilerinden çekinerek gerekli tepkiyi gösterememişti.7 RTE, defalarca ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesi’nin Eşbaşkanı olduğunu itiraf etmişti. BOP veya sonraki adıyla GOKAP (Geniş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi), Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde sözde “anti-demokratik rejimleri yıkıp demokratik rejimler kurma” özde ise “ABD karşıtı hükûmetleri yıkma, ulusal devletleri parçalayıp küçük kukla devletçikler oluşturma” projesiydi ve RTE pek çok kez bu projede kendisine görev verildiğini söylemişti. - Bugün kimilerince “bağımsız Türkiye’yi inşa eden bir kahraman” gibi süslenen RTE, o kadar kukladır ki, tarihi ödünler vermesine rağmen yine de ABD’nin kendisini gözden çıkarmasından korkmuştur. 7 Nisan 2006’da American Enterprise Institute’te gerçekleşen konferansa katılan RTE’nin danışmanı Cüneyd Zapsu, - bu konferansta katılan ABD’li yetkililere şöyle seslenmişti: “Bu adam dürüst bir adam. Lütfen şunu yapmaya çalışın. ‘Sömürmek’ kötü bir sözcük ama ‘kullanmak’… Bu adamdan yararlanın. Bence onu devirmek, delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanın. Burada ve Avrupa’da bundan yararlanmalısınız.”8 - ABD sömürgeci bir ülkedir ve zengin enerji kaynaklarını elinde bulundurmak, dış politikasının temel amaçlarından biridir. Enerji kaynaklarını denetimsiz bir şekilde kullanmak, boru hattı projeleri ve deniz taşımacılığıyla enerji kaynaklarının ticaretini gerçekleştirmek, - siyasî ve askerî açıdan stratejik bölgelerde güvenliğe dayalı egemenlik alanları oluşturmak, İsrail’in çıkarlarını en iyi şekilde korumak ve Siyonist plânları gerçekleştirmek, ABD’nin içinde bulunduğumuz Orta Doğu’ya yönelik yaklaşımında 100 yıldır değişmeyen unsurlardır. - Bu çerçevede, ABD Orta Doğu’da tıpkı İsrail gibi, siyasî konuların yüzde 100’e yakınında fikir birliği içinde olduğu, hemen her politikasını ona kabûl ettirebildiği bir kukla ülke daha kurma peşindedir. Plânlanan bu yeni devlet; zengin petrol yatakları üzerinde kurulu, Rusya, İran gibi ABD’nin rekabet hâlinde olduğu ülkelerin ortasında, Hazar Denizi’nin hemen yanında, bir yandan da Lazkiye-İskenderun hattı üzerinden Akdeniz’e açılan kukla “Kürdistan”dır. - Eski ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, Büyük Orta Doğu Projesi’nin amacının “Dinî ve ulusal azınlıkların kendi kaderini tayin hakkını sağlama” olduğunu söylemişti.9 Bunun anlamı, ABD’nin parçalamak istediği bir ülkeyi, o ülkede yaşayan “dinî ve ulusal azınlıklar”ın “kendi kaderini tayin edememesi” gerekçesini öne sürerek yıkıma uğratmayı amaç edinmiş olmasıdır. - Nitekim buna benzer kavramlar, çeşitli uluslararası kuruluş ve sözleşmelerde de kullanılmış, ABD gayrimeşru ve yıkıcı eylemlerini meşru, kabûl edilebilir bir duruma getirmesi için bu kavramları uluslararası ilişkilere yerleştirmiştir. - “Birleşmiş Milletler İkiz Sözleşmeleri” diye anılan, BM’nin 1966’da kabûl ettiği, TBMM’de 4 Haziran 2003’te imzalanan yasalarla taraf olduğumuz sözleşmelerde de “halkların kendi kaderini tayin hakkı”nda bahsedilir. - Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2006 yılında alınan 1674 sayılı kararla kabûl edilen Koruma Sorumluluğu (Responsibility to Protect – R2P) yasasına göre, dünyanın herhangi bir yerinde sivil halk bir çatışmaya maruz kalıyorsa, Birleşmiş Milletler bu halkı korumak için o bölgeye askerî müdahalede bulunabilir. - (Bu karar henüz dünya ülkelerinin meclislerinde onaylanıp bağlayıcı bir duruma gelmemiş olsa da 2011’de bu karara dayanılarak Batı askerî güçleri Libya'yı işgâl etti.) Kısacası, ABD, bir ülkeyi etnik ve dinî ayrılıklarını kullanarak ve dünyaya yapay gerekçeler uydurarak, doğrudan saldırma yöntemiyle bölüp parçalayabilir. (Tabiî rekabet ettiği diğer büyük güçler de buna izin verdiği sürece.) Gelelim Türkiye’ye… Batı; Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın parçalarından oluşturmayı amaçladığı kukla Kürt devletini kurmak için, Türkiye’nin bu plâna uygun bir duruma gelmesi için uzun zamandan beri her türlü yöntemi uyguluyor. - Bunun için Türk gençlerini Batı’da eğitip veya çeşitli “program”lardan geçirip yeni nesillerdeki millî birlik bilincini silmeye çalışıyor, görevli “aydın”larına kendi plânlarına uygun fikirleri aşılayıp bu ayrıştırıcı düşünceleri “aydın”lar aracılığıyla Türk toplumuna geçirmeye çalışıyor, bölücü siyasî topluluklara yardım ediyor, hattâ bölücü terör örgütünün güçlenmesi için elinden geleni yapıyor. - AKP’nin iktidara gelişi, uzun yıllardır Türkiye’nin bütünlüğünü bozma yolunda ilerleyen sürecin daha hızlı devam etmesini isteyen ABD için önemli bir fırsat oldu. RTE, iktidarda kalabilmek uğruna her türlü ulusal ödünü verebilecek türde biriydi ve geçmişinde de PKK sorununa ayrılıkçı hareketlere hoşgörü gösteren bir tavır vardı. 1993 yılında yayınlanan “2. Cumhuriyet Tartışmaları” kitabında (Başak Yayınevi) yayınlanan RTE röportajı bugün yaşananların habercisi: “Soru: Millî bütünlüğün korunmasından söz ettiniz. Bu değişim süreci içerisinde eğer, ülke içinde yaşayan bazı gurup insanlar millî yapı içerisinde kalmak istemezlerse ne olacak? RTE: Onun kararını yine halk verecek. S: Örneğin Kürtler biz ayrı yaşamak istiyoruz diyebilirler. RTE: Bu durumda belki Osmanlı eyaletler sistemi benzeri bir şey yapılabilir. S: Bağımsızlık isterlerse, tamamen ayrılmak isterlerse. RTE: Bu toprak üzerinde böyle bir bağımsız yapıyı kurma kudreti varsa kurar. Ama kudreti yoksa S: Buna hakkı var mıdır? Kudreti olmayabilir. RTE: Bu hakkı kimden isteyeceği önemlidir. S: Hak istenmez. O hak meşrudur ya da değildir. Burada sorulan o; meşru mudur? RTE: Coğrafî bütünlük içerisinde evet, ama coğrafî ayrılık içerisinde hayır. S: Coğrafi bütünlükten kastınız Misak-ı Millî sınırları mı? RTE: Ona orda hudut tayin edemem. S: O zaman bu hak da meşru değildir diyorsunuz. RTE: Eyaletler tarzı bir sistem içinde olabilir diyorum.” - Zâtın 2000 yılında Avustralya’da yayın yapan SBS radyosunda yapılan bir programa bağlanarak yaptığı konuşmada terörist başına iki kez –yani “dil sürçmesi” diye gerekçelendirilemeyecek bir şekilde- “Sayın Öcalan” diye bahsettiğini zaten biliyoruz. Biliyoruz ama unutuyoruz. - Evet. RTE’nin görüşleri bu yöndeydi. Türkiye’nin bölünmez bütünlüğü konusunda bir duyarlılığı yoktu. Böylesine uyumlu bir “başbakan”, ABD’nin bölücü plânlarını hayata geçirmek için altın değerindeydi. - 2. MEMURLUKTAN KUKLALIĞA: PKK AÇILIMI VE YENİ OSMANLI - 15 Ekim 2007’de ABD Dışişlerinde çalışmış stratejist David Phillips, Amerika Dış Politika Ulusal Komitesi’ne (NCAFP) “PKK’nın Silahsızlandırılması, Tasfiyesi ve Yeniden Bütünleşmesi” adlı bir rapor sundu. - Raporda PKK sorununun silâhla çözülemeyeceği, PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyonların yapılmaması gerektiği, PKK’ya yönelik operasyonların Türk-Amerikan ilişkilerine zarar vereceği, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyindeki Barzani yönetimiyle iyi ilişkiler kurması gerektiği gibi öneri ve değerlendirmeler yer alıyordu. - Dikkat çekici olan bir cümle vardı: “PKK sorununun çözümü için demokratikleşme süreci gereklidir”. Bu rapordan 2 yıl sonra, 2009 başında bu kez Henri Barkey, üyesi olduğu Carneige Vakfı’nda “Kürdistan’da Çatışmayı Önleme” başlıklı bir rapor yayınladı ve bu raporu ABD Başkanı Obama’ya sundu. - D. Philips’in raporuna yakın görüşlerin dile getirildiği bu raporda ABD’nin Türkiye ile Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi arasında işbirliğini sağlaması, PKK’lı teröristlerin silâh bırakması karşılığında Türkiye’de af yasası çıkması, yine ABD’nin Türkiye’ye “siyasal reform ve demokratik özgürlüklerin ilerletilmesi” konularında baskı yapması gerektiği sıralanıyordu.10 - Aslında bu raporlar, SSCB’nin yıkılışından sonra 90’lı yıllarda Graham Fuller, Samuel Huntington, Paul Henze gibi ABD ve onun merkezi istihbarat örgütü CIA yetkililerinin söyleyegeldiği “Kemâlizmi silin, ulusal devleti yıkın, - yerel yönetimleri güçlendirin, Osmanlı’daki gibi eyalet sistemine geçin, Kürtleri bağımsızlığa teşvik edecek ayrıştırıcı adımlar atın” gibi sözlerin ayrıntılandırılmış, güncellenmiş, ilerletilmiş hâlinden başka bir şey değildi. - 6 Nisan 2009’da TBMM’ye gelen yeni ABD Başkanı Obama yaptığı konuşmada Kürtçe televizyon yayınının hayata geçmesini övdü ve “güçlü azınlık hakları, bütün yurttaşlardan gelecek katkıların tamamından toplumun bütününün yararlanmasını sağlar” dedi. - Oysa Kürtler azınlık değildi. Ne Lozan’da ne de mevcut T.C. Anayasası’nda Kürtleri veya diğer Müslüman çoğunluklu etnik kökenlere sahip yurttaşları azınlık sayan bir hüküm yoktu. ABD Başkanı, Türkiye’yi ayrıştırma küstahlığını TBMM’de yapıyor ve alkışlanıyordu. - “BOP Eşbaşkanı” olmakla övünen RTE, ABD’den yükselen bu seslere kulak verdi ve 2009’da “Kürt açılımı” başlatıldı. “Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek” diye parlatılan şey, Türkiye’nin ulusal birlik ve toprak bütünlüğünün zayıflatılması ve toplumu tek ulus=tek devlet anlayışından vazgeçirmeye yönelik bir süreçten başka bir şey değildi - David Phillips’in önerdiği (siz “emrettiği” anlayın) gibi “demokratikleşme süreci” yani “demokratik açılım süreci/Kürt açılımı” RTE ve yol arkadaşı Abdullah Gül tarafından başlatılmış, Barzani ile sıkı ilişkiler kuruldu, hükûmetin yarattığı siyasî iklim adalet kurumlarından basına ve iş dünyasına kadar her yere yansıdı ve terör örgütü PKK’yı övmek, - açıkça bölücü propaganda yapmak serbest, cezasız, basın-yayın organlarında sık rastlanır bir durum oldu. Dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay “Açılım Koordinatörü” olmuş, binlerce insanımızı öldüren terör örgütünün elebaşı Öcalan’dan “yol haritası” alınıp hükûmete sunulmasını “koordine” ediyordu. - Millî onurumuzu ayaklar altına alan süreç en aşağılık noktaya kadar inmiş, 19 Ekim 2009’da 34 PKK’lı terörist, Habur sınır kapısından Türkiye’ye DTP otobüsü üzerinde davullar, zurnalar, halaylar eşliğinde âdeta birer “millî kahraman” gibi giriş yapmış, o-luşturulan seyyar mahkemede teröristler “pişman değiliz, Önder Apo’nun çağrısıyla geldik” demelerine rağmen AKP’nin düzenlediği yasa maddesiyle “etkin pişmanlık”tan yaralanmış ve serbest bırakılmıştı. Bu görüntüler, çuval olayından sonra onurumuzun ayaklar altına alındığı başka büyük bir felâkete aitti... - Olaydan bir gün sonra AKP Meclis Grubunda konuşan RTE, “Dün Habur sınır kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Türkiye’de iyi şeyler oluyor, güzel şeyler oluyor, umut verici gelişmeler oluyor” demişti.11 - Tüm bunlar yaşanırken 2007’de başlayan Ergenekon operasyonunda Türk ordusunda hizmet vermiş komutanlar, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler hapse tıkılmış, TSK her gün aşağılanıyor, ordunun PKK’ya karşı mücadelede moral gücü sıfıra indiriliyordu. - TSK’yi soğuk savaştan kalma Atlantikçilikten uzaklaştıran milliyetçi ve Avrasyacı emekli askerler Ergenekon düzmecesiyle cezalandırılırken özellikle Deniz Kuvvetleri’nde görev yapan muvazzaf subaylarının Balyoz adlı başka bir iftira davasıyla hapse atılmalarına, - ardından sahte ve değiştirilmiş belgelere dayanan diğer soruşturmaların başlamasına ve TSK’de büyük çaplı tasfiyelerin gerçekleştirilmesine birkaç ay kalmıştı. - Terör örgütü PKK ululanıp Türk ordusu TSK aşağılanırken bir başka önemli gelişme daha yaşandı. RTE’ye Abdullah Gül’e danışmanlık yapan Prof. Ahmet Davutoğlu, 2009 yılında Dışişleri Bakanlığına getirildi. Bu, AKP’nin dış politikasında bir dönüm noktasıydı. - AKP, hükûmeti paylaştığı Fetullah Gülen cemaati ile birlikte 2007 ve 2008’de Türk ordusuna yönelik operasyonu gerçekleştirip PKK terörü konusunda ABD’nin emrettiği “açılım”ları uygulayınca, Büyük Abi’den “Yeni Osmanlı” ödülünü kazanmayı hak etmişti. - AKP iktidarının yönetime gelmesinden bu yana tartışılan “model ülke Türkiye” tezi, artık güçlü bir şekilde desteklenecek, Orta Doğu’da ABD’nin desteğiyle parlatılan AKP bölge ülkelerini Amerikancı bir çizgiye çekmeye çalışacaktı. - ABD’nin özel istihbarat kuruluşlarından Stratfor Araştırma Merkezi’nin Başkanı George Friedman 2009 yılında “Gelecek 100 Yıl” adında bir kitap yazdı. Kitapta pek çok ülkenin gelecek on yıllar içinde yaşayacakları siyasî süreçler öngörülmeye çalışılıyordu. - G. Firedman’ın kitabı kısa sürede çok büyük satış sayılarına ulaştı. Tüm dünyada büyük yankı uyandırdı. Türkiye’de AKP’nin TSK’ye yönelik operasyonu ve PKK’ya yönelik açılımı başlattığı dönemde çıkan bu kitapta Türkiye’ye yönelik, yayılmayı teşvik edici, - aşırı özgüven aşılayıcı, Osmanlı’yı özendirici değerlendirmelerde bulunuluyordu. Friedman’a göre Türkiye, ilerideki birkaç on yılda daha güçlü ve daha iddialı olarak ortaya çıkacak üç ülkeden biri olacaktır. - Türkiye karışıklık içine düşecek olan İslâm Dünyasını bir arada tutacak ve İslâm Dünyasını egemenliği altına alacak güç olacaktır. Laik Türkiye, “dine karşı daha esnek” bir yaklaşım içinde olacak, hattâ bir İslâm süper gücü olacaktır! - Türkiye daha sonra Kafkasya’ya doğru ilerleyecek, Karadeniz’i bir Türk iç denizi hâline getirecek, -o kadar gitmişken- Balkanlar’a da uzanıp Müslümanların yaşadığı toprakları ilhak edecek, hızını alamayan Türkiye Mısır’daki krizi çözmek için Mısır’a girecek ve Süveyş Kanalı’nı denetim altına aldıktan sonra doğruca Kuzey Afrika’ya ilerleyecek… - Görevi başarıp ödülü kazanan AKP’yi cesaretlendiren George Friedman, tahmin veya öngörülerini anlattığı kitaplarıyla ilgili röportajlarda Türkiye’yi Yeni Osmanlıcılığa teşvik eden başka sözler de söylüyordu: “Türkiye bölgede ne görmek istiyorsa o yönde karar almak zorunda ve açıkçası bunu da yapabilecek tek güç. (...) - Türkiye’nin karmaşadan uzak durması değil, karmaşanın parçası olması gerekiyor. (...)Türkiye’nin bu denklemi çözmesi için ellerini kirletmesi gerekiyor. (...) Türkiye İslami bir bölgede bulunuyor, tarihsel olarak da İslam dünyasının lideri olma geleneğine sahip. - Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden 100 yıl sonra Türkiye yeni bir realite ile karşı karşıya. Bu belki birçok Türk’ü tedirgin ediyor. Belki birçoğu da Türkiye’nin daha iddialı olmasını istiyor. Ama şu anda Türkiye çevresindeki sorunlarla baş etmek için yapması gerekenleri yapıyor.”12 - ABD görevlisi Friedman, AKP’nin güçlü bir Türkiye yarattığını, ilerde büyük yayılmaları gerçekleştirebilecek bir ülkeyi yönettiğini, eski Osmanlı topraklarındaki ülkeleri –elbette “görev verici” ABD’nin çıkarları doğrultusunda- yönlendirmesi gerektiğini anlatırken bir yandan da AKP’yi sanki kendi özgün politikalarını uygulayacakmış, - ABD eliyle gerçekleşecek bu “Orta Doğu liderliği” sanki AKP’nin kendi strateji ve kararlarıyla gerçekleşecekmiş gibi, AKP’ye “daha bağımsız olacakları” yönünde cesaret vermeyi de ihmâl etmiyor: “Türkiye şu anda da bölgesinde lider zaten. - (...) Türkiye’nin bölgesindeki en önemli güç olduğunu düşünüyorum, sadece Türkiye henüz bunu tam anlamıyla fark etmiş değil. (...) Türkiye’nin Akdeniz’de hızla güçlenmesi Amerika’yı rahatsız edecektir. - Eninde sonunda karşı karşıya gelecekler. (...) Türkiye son 50 yılını Amerikan ittifak sisteminin bir parçası olarak geçirdi. Şimdi bu ittifak sistemi Türkiye’ye küçük geliyor. (...) Türkiye bundan sonra artık eskisi gibi Amerika’yla hep aynı safta olmayacak.”13 “Amerikalı politikacılar, ‘ılımlı İslam’a destek veriyormuş’ şeklindeki komplo teorilerini beslememek için temkinli davranıyor” – Brookings Enstitüsü Uzmanı Ömer Taşpınar, 20.2.2013 - AKP, İslâm ülkelerini ABD’nin çıkarlarına uygun bir şekilde değişime, dönüşüme yönlendirmek üzere ABD tarafından görevlendirilmişti ve ABD, AKP’nin bu görevi şevkle ve daha başarılı bir şekilde becerebilmesi için RTE’ye bir anlamda “gaz vermiş”, onu cesaretlendirmiş, Osmanlı hayâlleriyle kandırmıştı. - İşte bu projeye uygun bir biçimde Dışişleri Bakanlığına RTE’nin ve Abdullah Gül’ün danışmanı, Malezya’da akademisyenlik yapmış, Mısır’da doktora çalışmasını gerçekleştirmiş, İslâm ülkeleriyle ilgili araştırmalarda bulunmuş Ahmet Davutoğlu getirildi. - Davutoğlu, RTE’ye dış politika danışmanlığı yaptığı dönemde ABD’yi ziyaret etmiş ve 2008 seçimindeki başkan adaylarının danışmanlarına “Türkiye'yle o kadar kapsamlı küresel ve bölgesel stratejik işbirliği alanı mevcut ki, kimse kamuoyuna yönelik bu tür sınırlı hamlelerle bu potansiyeli tehlikeye atmamalı” demişti. - 14 Bakanlığından bir buçuk ay önceki ABD ziyaretinde ise Batılı dostlarına “Türkiye'nin küresel düzene çevresinde alt bölgesel düzenleri yeniden kurarak katkıda bulunacağını ve bunun soğuk savaşın ardından yeni dünya düzeni olacağını” söylüyordu.15 - 2009’da Ahmet Davutoğlu’nun “Hâriciye Nâzırı” olmasından sonra onun Yeni Osmanlıcılık çerçevesindeki politikalarına yabancı basından övgüler yağmaya başlamıştı. İngiliz The Economist dergisi, 3,5 ay önce hâriciye nâzırı olmuş Davutoğlu’nu öven bir yazı yayınlamıştı. - Türkiye’nin eski Osmanlı toprakları üzerinde etkisini artıracak politikalar izlediğini belirten yazının başlığı “Dreams From Their Fathers”, Türkçesiyle “Atalarının (yani Osmanlı’nın) rüyası”ydı.16 Amerikan Newsweek ise hem kişisel ve siyasî yönlerini överek “Adını daha fazla duymaya hazır olun” diyordu.17 - 2009 yılında dış politikada yaşananlar hatırlayın. RTE, Davos’ta İsrail’e diklendiğinde pek çok kişi bunun iç politikaya yönelik bir hamle olduğunu söylemişti. Aslında bu olay, evet iç politikaya da yönelik, ama daha çok dış politikaya yönelik bir hamleydi. - AKP’nin (dışarıdan algılanan hâliyle Türkiye’nin) İslâm ülkelerinin lideri olmasını, İslâm ülkelerinin Türkiye’yi lider, öncü, baş olarak görmesini kolaylaştıracak bir olaydı. Nitekim “İslâm ülkelerinin başı Türkiye” propagandaları sonuçlarını vermeye başlamıştı. - RTE, ziyaret ettiği kimi Arap ülkelerinde sevgi gösterileriyle karşılanırken Lübnan’da yayınlanan bir gazete yazısında “Osmanlı geri gelsin, Erdoğan’ı Halife seçelim” deniyordu.18 - İçeride de durum böyleydi: - Mart 2009, İstanbul, metrobüs açılışı - RTE, Gül ve Davutoğlu çok sık bir şekilde İslâm ülkelerini ziyaret ediyor, onlarla ilişkileri yakınlaştırıyordu. Bütün bunlar, Türkiye’nin kendi başına ve bölge ülkelerinin çıkarlarını korumak için gerçekleştirdiği şeyler değildi. - Batı kapitalist sermayenin ve onun denetimindeki ABD’nin Orta Doğu’daki çıkarları için bu bölgenin şekillendirilmesi, ABD çıkarlarına göre dönüştürülmesi için Türkiye (AKP) eliyle gerçekleştirilen bir projeydi. - Yeni Osmanlıcılık, CIA uzmanları tarafından hazırlanan raporlar dikkate alınarak hazırlanan ve Türkiye’yi ulusal devlet ve üniter (tek merkezli) devlet olmaktan çıkarmaya yarayacak adımların açılım süreciyle birlikte atılmaya başlanmasından sonra AKP’ye ABD’nin ödül olarak verdiği bir elbiseydi ve sonuç olarak yine ABD kazanacaktı. -============================================= Hâriciye Nâzırı Davudoğlu Ahmet göreve başladıktan sonra Türkiye; - 1- Siyonist İsrail’in OECD’ye üyeliği oylamasında evet oyu verdi - 2- AB ve Ermeni soykırımı iddiaları konusunda Türkiye’nin karşısında yer alan Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına girişine evet oyu verdi 3- Muhammed Peygamber’e hakaret eden eski Danimarka Başbakanı A. Rasmussen’in NATO Genel Sekreteri olmasına onay verdi 4- Karabağ’ı işgâl eden ve soykırım iddialarıyla Türkiye’den büyük haklar talep eden Ermenistan’la siyasî ve diplomatik ilişkiler kurulmasına ilişkin protokoll imzalandı. 5- Malatya/Kürecik’e NATO’nun füze radarlarının yerleştirilmesine izin verdi. 6- Egemen olduğu topraklarda PKK’nın varlığını sürdürmesine engel olmayan, teröristleri koruyup kollayan Barzani’yle yakın ilişkiler geliştirdi. =============================================== Yani görünürde bağımsız, yönünü Orta Doğu’ya çevirmiş, İslâm ülkelerine öncülük eden Türkiye (AKP), aslında Batılı efendilerinin sözünden çıkmıyordu, aksine, onların işlerini kolaylaştırıyordu. Özü Amerikancı olan ve sürekli ödün veren bu dış politika devam ederken RTE, “ABD kadim dostumuzdur” diyordu. ---------------------------------------------------------------------------------- İşin sırrı buradaydı. Bir yandan ABD, AB ve İsrail’in çıkarlarına ters düşecek işlerden kaçınıp her alanda onlarla uyuşuyor, Batı kaynaklı yabancı sermaye özelleştirmeler, toprak satışları yoluyla Türkiye’de nüfuz alan açıyorduk. Bir yandan da Hâriciye Nâzırımız, hayâlinde “Osmanlı Milletler Topluluğu” olduğunu söylüyor, “Cihan devlet 2023’te kurulacak” diyordu. Milliyet, 7.12.2010 Radikal, 25.4.2011 Osmanlı, çağının özelliklerini üzerinde taşıyan, bir ulus devlet değil bir imparatorluktu ya, elbette Yeni Osmanlıcılıkla görevlendirilen RTE ve yol arkadaşları da millî devletten yana olmayacaklar. - RTE’nin açılım politikalarından da önce, hattâ Refah Partisi döneminde dahi ulusal devlete, “Türk milleti” ifadesine karşı olduğunu biliyoruz. - RTE, aynı şekilde üniter (tek merkezli) devlete karşı eyalet-federasyon yanlısıdır. Çünkü Türkiye’nin birliği ve bütünlüğü ancak bu yolla bozulabilir. - Hem ekonomik olarak Batılı şirketlerin nüfuz sahibi olması ve Türk milletini sömürmesi, hem de ABD’nin tam denetiminde bir uydusu durumundaki bir kukla devletin Türkiye’nin doğusuna yerleştirilmesi; ulusal ve üniter devletin tasfiyesi ile olanaklıdır. - AKP’nin de iktidara geldiği günden beri, özellikle de Ergenekon süreci ve PKK açılımıyla birlikte yaptığı işler de, yurttaşlığa dayalı Türklük bilincini yıkmak üzerine olmuştur. - RTE her yerde “Türk, Kürt, Laz, Çerkes, Abaza, Gürcü, Manav, Arap...” diye toplumu ayrıştırıyor. - Gördük, görüyoruz. - AKP 2001 yılındaki kuruluş programında “Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimlere Özerklik Şartı’na uygun olarak, Anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dâhil edilebilmesi sağlanacaktır” deniliyor ve merkezî yönetimin yetkilerinin yerel yönetimlere devredileceğine yönelik sözler veriliyordu. - 19 2006’da Bölgesel Kalkınma Ajansları kuruldu. Bunlar yerel yönetimlerde sermaye-yerel iktidar-kitle örgütü ilişkisini kurarak “yönetişim”i sağlamak, yerel yönetimleri güçlendirmek için kuruldu. (Neyse ki BKA’ların işleyişi çok verimsiz ilerledi de bu dayatma sistem merkezî yapıya fazla zarar veremedi.) - AKP döneminde yerel yönetimlerle ilgili pek çok yasa yenilendi. Parti programında ve seçim bildirgelerinde yazdığı üzere merkeziyetçi yapı yavaş yavaş kırılarak adem-i merkeziyetçi yapı için zemin hazırlandı. - Saymakla bitmez ama, AKP döneminde iktidar vekilleri ve RTE’ye bağlı diğer elemanların, Türklüğü ve tek merkezliliği, ortak vatan bilincini ve kurucu felsefe olan Kemâlizmi ne kadar çok hedefe koyduğuna, yıkmaya çalıştığına hepimiz tanık oluyoruz. - Devletin resmi kurumlarından T.C. ibaresinin kaldırılması, - Atatürk dönemine sürekli iftiralar atılması, -- - Davutoğlu’nun “ulusçulukla hesaplaşıyoruz” itirafı, - “Biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına almış bir iktidarız”, - RTE’nin emirleriyle hareket eden gazete-TV’lerde son 4-5 yılda büyük oranda bölücü, PKK yandaşı, ayrılıkçı kişilere yer verilmesi, - yine RTE’nin emirleriyle hareket eden bir gazetenin logosundaki Türk bayrağını kaldırması, - RTE’nin “Balkonlarımıza bayraklarımızı asıyoruz. Ama bizim bayrağımızda herhangi bir işaret olmayacak. Bayrak yasasındaki bayrak budur. Bunun dışındaki bayraklar Bayrak Yasası’na uygun değildir” diyerek kalpaklı Atatürk resimli Türk bayrağını dışlaması, - Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının yasaklanması, - başbakan olduğu iddia edilen ama benim –topluma açık yerlerde- sadece RTE ya da Tayyip dediğim herifin “BDP de bölücü başının heykelini dikmekten bahsediyor. - İşte şimdi tam CHP oldunuz” diyerek bebek katiliyle Atatürk’ü birbirine benzetme ihanetine, hadsizliğine kapılması, - bunun gibi onlarca, yüzlerce olay arşivlerde duruyor. - Etnik milliyetçiliği, eyaletçiliği, federasyonculuğu, Türklük düşmanlığını, Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlığını yaygınlaştıran AKP’nin buradaki misyonu da Yeni Osmanlıcılık çerçevesinde, Türkiye’yi birbirine bağlayan bağları çözme ve başta Barzanistan olmak üzere bölge ülkeleriyle ümmetçiliğe dayalı bir birliktelik peşinde koşma politikasının içeriye yansımasıydı. 3. SİYASÎ İSLÂM’IN ÇÖKÜŞÜ VE USTALIK FAŞİZMİ, RTE’Yİ AFOROZ ETTİRİYOR Tayyip gerçekten hastalıklı bir kişi. Ruhsal bir hastalık bu. Beyoğlu Belediye Başkanlığını 450 oy farkla kaybedince seçim kurulunu basmış, sandık başkanı hâkime hakaret etmiş, 6 ay hapis cezası yemişti. 14 yaşındaki bir çocuk “Allah cezanı verecek” dedi diye zorla yanına getirtip boğazını kocaman izler bırakacak şekilde sıkan da oydu. - 20’li yaşlardaki insanları sırf kendine muhalif diye öldüresiye müdahaleye maruz bırakan, bazılarını öldüren, ölümlerinin üzerine bir kez bile “Allah rahmet eylesin” demeyen de o bildiğiniz gibi. - Tenis sahasında bakanı yuhalayanlara “terörist” demişti, - ODTÜ yoluna karşı çıkanlara “bunlar ateist, bunlar terörist” - , şehit cenazesi görmek istemediğini söyleyen anneye “askerlik yan gelip yatma yeri değildir”, - ağaçların kesilmesini istemeyenlere “üç beş çapulcu”, - gazetecilere “tasmalılar, - köpekler” demişti. - Futbol kulüplerinden üniversite rektörlerine kadar yasal yetkisi olsun-olmasın her şeye karışıyor, her şeyi belirlemeye kalkıyor. - “İyi biliriz,” diyor. “...biz biliriz biz!... ...sizden öğrenecek değiliz!” - Kendisine karşı muhalefet eden her tür grubun eylemine (PKK’lılar hâriç) sert polis müdahalesiyle engel olmaya çalışıyor, - bu müdahaleler çok ağır yaralanmalara, ölümlere neden oluyor. Bana karşı hiç kimseden (PKK’lılar hâriç) hiçbir ses çıkmasın istiyor. - Batılı efendilerinin iyi hesaplayamadığı tek şey belki de buydu. - Bu kadar ruhsal rahatsızlıkları olan, dünyaya gelirken faşistliği ve diktatörlüğü beraberinde getiren bu hastalıklı kişiye “Orta Doğu’nun lideri”, “Yeni Osmanlı” diye unvanlar verdiklerinde bu hasta kişinin elindeki bu gücün büyüklüğüne kapılıp kendi hırslarına yenik düşeceğini akıl edemediler. - Bu kadar pohpohlanmanın, gaz verilmenin onu nasıl bir diktatöre dönüştüreceğini bilemedi sömürgeciler. - RTE'nin hem iç politikada, hem dış politikada 21.yy koşullarının, yani öldürmenin ve işgâlin 1930’lara göre biraz daha gayri insani olduğu bir dönemin Hitler’i gibi davranacağını belki de beklemiyorlardı. - 2011 Genel Seçimlerinde –açıklanan oranlar doğruysa- yüzde 49,8 oy alması, onun otoriterliğini ve baskıcılığını kat be kat artırdı. - Bu seçimden bir yıl önceki Anayasa referandumundan galip çıkıp devlet kurumlarını dönüştürme olanağını yakalamasının etkisi de vardı bu ustalık faşizminde. Silivri’de Ergenekon davasını protesto mu edecekler? - Gaz, su, cop... Sendikalar eğitim yasasına karşı mı yürüyecek? - Kan akana kadar vurun! - Hünkârımız bir şehre mi gidecek? Muhalif siyasî örgütlerin şubelerine önceden baskın düzenleyin. - Yeni MİT Yasasında MİT’e “her türlü faaliyeti gerçekleştirme” yetkisi veriliyor. “Her türlü faaliyet”in içinde öldürmek de var mı? - Türkiye böyle bir yer oldu. - “Ey Esad, defol git!.. - Ey Nobel, sen nasıl ödüller veriyorsun?!.. - Ey Robot Lobisi!..” İşte dünya da böyle bir yer oldu. Aşırı özgüvenin getirdiği ustalık faşizmi, AKP’ye desteğini esirgemeyen liboşların eleştirilerine neden olurken (aralarına faşizme boyun eğen liboşlar da oldu) AKP’ye oy veren apolitik kesimi de uzaklaştırdı. - -Ülkede adam akıllı demokrasi falan yoktu da, olanını da kırıp budadı AKP. Ama ABD, Türkiye’de günümüz koşullarında bu kadar otoriter bir iktidarın istikrarını koruyamayacağını, ABD’nin sadık bir “müttefik”i olan Türkiye’nin huzursuzluk ve istikrarsızlık dolu bir siyasî hava içinde ABD çıkarlarını sağlıklı ve yeterli bir şekilde koruyamayacağını bildiğinden dolayı AKP’nin bu otoriterliğinden rahatsız. - Elbette Ergenekon-Balyoz gibi davalar da RTE’nin otoriterliğini gösteren uygulamalardı ama ABD için bu operasyonlar TSK’nin direncinin kırılması ve Atlantikçi bir çizgiye çekilmesi açısından çok önemliydi. - Bu yüzden Ergenekon, Balyoz gibi davalarda AKP’yi eleştirmeyen ABD, RTE’nin otoriterliğini her alana yayması ve demokratik değerlerin giderek yozlaştırılmasıyla AKP’ye olan eleştirilerini, uyarılarını attırdı. - Bunlar elbette dış gelişmelerden bağımsız değildi. Göreceğiz... RTE artık bir yandan da Fetullah Gülen’e verdiği destekten, onun devlet kurumlarında her türlü görüşten insanı hallaç pamuğu gibi kenara atıp kendi görevlilerini buralara yerleştirmesine yardımcı olmaktan dolayı pişman olmaya başladı. - PKK ile Oslo’da yürütülen müzakerelerde terör örgütünün Güney Doğu bölgesinde Fetullahçıların tasfiye edilmesi talebini kabûl eden AKP-MİT, bundan sonra yaşanacak 7 Şubat 2012 (cemaat savcısı tarafından MİT’çi Hakan Fidan, Emre Taner ve Afet Güneş’e soruşturma açılması), - Dersanelerin kapatılması, - 17 Aralık 2013 (yolsuzluk ve rüşvet soruşturması) gibi olaylar sonucunda Fetullah Gülen cemaatinin desteğini de kaybedecekti. - Bu açıkça bir paylaşım kavgasıdır. - Fetullah on yıllardır devleti ele geçirmek için uğraşırken RTE de ölene kadar iktidarda kalmak istemektedir ve devlet kurumlarında kadrolaşma rekabetinden kaynaklanan çatışma bugün tahmin edilemeyecek bir gerginliğe varmış durumdad İç politikada böyle buhranlı dönemler yaşanırken dış politikada ne oldu? - Batılı efendilerinin iyi hesaplayamadıkları şey buydu dedik ya, RTE’deki ezik diktatör psikolojisi... - Efendilerinin verdiği görevi, biçtiği kaftanı, dayattığı stratejiyi kendi aklının ürünü zannederek Orta Doğu’da giderek büyüyen bir hırsla “başıbozuk” davranmaya başladı. - CFR’de, RAND’da, WINEP’te, JINSA’da, küresel sermayeye bağlı pek çok Siyonist “düşünce kuruluşu”nda Amerikan sömürgeciliğinin stratejistleri ABD çıkarlarına göre en uygun plânları hazırlarken AKP “Yeni Osmanlı, lider ülke” özgüveniyle kontrolden çıkmaya başladı. - Örnek mi? Mısır’da Batı destekli İhvan iktidarı çökmeye yüz tutunca, Mısır halkı gerçek bir devrim gerçekleştirmeye koyulunca ordu devreye girip yönetime el koydu. - Mısır bir NATO üyesi olmasa da Mısır Ordusu Pentagon’la yakın ilişkiler içindedir, - ABD Mısır’a her yıl 1,3 milyar dolar civarında askerî yardım yapar. - Mısırlı generaller, Mursi’nin sert dinci rejimine karşı ayaklanan halk iktidarı ele geçirip kontrolden çıkan bir yönetim oluşturmasın diye Pentagon’dan gelen emir üzerine iktidara el koyup İhvan rejimine son vermişti. - AKP’nin buna tepkisi bildiğiniz gibi büyük oldu. - Askerî yönetimin lideri Sisi’ye çok sert mesajlar verdi. - Çünkü dinci İhvan rejimi, dinci AKP’nin ideolojik ortağıydı ve bölgedeki sıkı bir müttefikiydi. - ABD’nin çıkarları Pentagon talimatıyla yönetime el koyan generallerin desteklenmesini gerektirirken AKP, efendilerini kızdırmak pahasına Mısır’ın yeni yönetimini gayrimeşru gördü ve sert ifadelerle eleştirdi. - ABD, Mısır örneğinden şu sonucu çıkardı: - Hem Mısır’da hem Türkiye’de Sünni eksenli ılımlı İslâm politikası başarısız olmuştu. Bir başka örnek: Suriye... Suriye’de Rusya ve İran’ın desteğiyle ayakta kalan rejimi terörist gruplarla yıkamayan Batı, zorunlu olarak diyalog yollarına başvurdu ancak “Orta Doğu’nun Sultanı, İslâm Halifesi” RTE, isyanın başından beri Beşar Esad’ı çok ağır sözlerle hedef aldı ve diyalog yöntemlerine yanaşmayarak Suriye’ye karşı sert tavrını sürdürdü. - Bu Batı için acemice ve işe yaramayacak bir tutumdu. - Dış politikada ABD ile AKP arasında gerginliğe neden olan sorunlardan biri de Barzani ile sıkı ilişkiler kuran AKP’nin merkezî Irak hükûmetini aradan çıkararak doğrudan Barzani yönetimi ile petrol taşıma anlaşması yapması. - Obama yönetimi pek çok kez Bağdat’ın onayı olmadan böyle bir anlaşmanın geçerli olamayacağını dile getirdi. Yukarıda vermiştik, önceden ABD Türkiye’ye sürekli Barzanisan’la yakınlaşmayı öğütlüyordu. - Öyleyse neden Türkiye ile Barzanistan’ın yakınlaşmasına tepki göstermeye başladı? - Çünkü Irak işgalinden sonra Bağdat’ta kurulan Maliki yönetimi giderek İran’a, Suriye’ye yakın bir politika izlemeye başladı ve Irak’ın kuzeyindeki Kürt özerk yönetimi Bağdat’tan uzaklaşırsa Şii Maliki İran’la daha fazla yakınlaşacak. Ki öyle oluyor da. - Suriye krizinde Bağdat’ın Beşar Esad’ı destekleme eğilimi gün geçtikçe artıyor. AKP ile Barzani arasındaki bu petrol boru hattı anlaşması da ABD’nin AKP hakkındaki tutumunu gözden geçirmesine neden olan etkenlerden biriydi. “On yıl önce bu ilişkileri samimi bir şekilde teşvik eden Washington, şimdi bu sıcak bağların Bağdat’daki merkezi yönetim pahasına yürütülüyor olmasından, Irak’ı bölecek bir aşamaya gelmesinden ve Maliki hükümetini yalnızlaştırarak İran eksenine itmesinden kaygılanıyor.” – Henri Barkey, 27.6.2013 WikiLeaks belgelerinden öğreniyoruz ki ABD “Yeni Osmanlı” gömleğini AKP’ye giydirirken Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, ABD Dışişleri Bakanlığına gönderdiği yazıda AKP’nin Yeni Osmanlıcılık politikasını değerlendirirken “Bölgedeki ağır topların yükümüzü paylaşması çok uzun zamandır istediğimiz bir şeydi ancak bu ciddi anlamda kontrol kaybını da beraberinde getiriyor” diyor. Evet, AKP, ABD sömürgeciliğinin dayattığı “Yeni Osmanlı” rolüyle ABD’nin “yükünü paylaşıyor”du ve Jeffrey’in tereddüt ettiği gibi AKP “kontrol kaybı”na uğradı, kontrolden çıktı. AKP’nin hem içeride hem dışarıda mezhepçi, baskıcı, başına buyruk, sert üslûplu politikası her geçen gün ABD’yi biraz daha rahatsız etmeye başladı. (Bu anlatılanlardan AKP’nin ABD kontrolünden çıkıp Türkiye’nin millî çıkarlarını savunmaya başladığı anlaşılmasın. - RTE ve çetesi sadece ve sadece kendi çıkarlarını düşünür, ülkesinin değil. - Bu hiç değişmedi.) AKP, füze radarını Kürecik’e, Patriot füzelerini Kahramanmaraş’a konuşlandırsa da, Libya’nın yıkımına destek verse de RTE’nin tehlikeli kişiliğini sezen sömürgecilere bunlar yetmedi. - Aradaki gerilimde RTE de Türkiye’nin Şangay İşbirliği Örgütü’ne girebileceğini ima eden ve çok tartışılan sözleriyle, NATO üyesi bir ülkenin –güya- Başbakanı olmasına rağmen Çin’den uzun menzilli füze almaya kalkmasıyla, iç politikada kimi olayların kaynağı olarak Batı’yı göstermesiyle ABD’ye karşılık vermeye çalıştı. - Aradaki gerilim, Türkiye’de yolsuzlukların ve her türlü ihanetin ortaya dökülmesini ve insanların haberdar olmasını engellemek için diktatörün Twittter ve YouTube’u yasaklaması, Obama’yla yaptığı telefon görüşmesinin Fetullah’la olan kısmını yalan bir şekilde basına yansıtması gibi nedenlerle güncelliğini koruyor. - CIA uzmanları Türkiye hakkında bundan dört beş yıl önce söylediklerinin tam tersini söyler oldular. 2010’da “Türk politikasını izlemek heyecan verici. Türkiye her krizi olgunlukla aşıyor” diyen Graham Fuller, - 2012’de “Türkiye’nin kesinlikle daha İslami olmasını önermiyorum. Benim kişisel hissiyatım Türkiye’de daha çok sol hareket görmek isterdim”diyordu.20 Henri Barkey ise farklı zamanlarda yaptığı yorumlarda “Amerika Türkiye’yi daha sık eleştirecek... ABD Başbakan’ın söylemlerinden rahatsız... ABD-Türkiye ilişkilerinin gerilmesinde bu daha başlangıç... - Türkiye’de demokrasi 2012’den bu yana yerinde sayıyor... Başbakan ve tek parti gereğinden fazla güçlendi... Artık Erdoğan’ı ciddiye almak zor...” ifadelerini kullanarak AKP’ye eleştirilerini yöneltiyor.21 “Türkiye yararlı bir model sunamadı ve hala da sunamıyor. Açıkçası Türkiye’nin Ortadoğu politikası büyük bir başarısızlık oldu” – Morton Abramowitz, 14.11.2013 - Öte yandan, Morton Abramowitz ve Eric Edelman son dönemde Türkiye hakkında raporlar hazırlayıp Türk demokrasisisin durumunu tartışıyorlar. - AKP’nin giderek otoriterleşmesinden rahatsızlıklarını dile getiriyorlar. Gezi Parkı eylemleri ve 17 Aralık soruşturmasından sonra bu olayları zaman zaman ABD’nin plânladığını ima eden RTE’ye karşı bu iki eski büyükelçi önce ortak bir yazı yazıp Obama’ya “Erdoğan’a karşı tavrını daha açık bir şekilde belli et” çağrısında bulundular. - Daha sonra 82 başka ABD’li uzman ve yetkiliyle birlikte Obama’ya ortak bir açık mektup yazıp Tayyip Erdoğan’ın otokrat hareketleri ve demagojisinin Türk-Amerikan ilişkilerine zarar verdiğini, - Obama’nın hem kamuoyu önünde hem özel görüşmelerde daha net bir tavır takınması gerektiğini ifade ettiler.22 “Amerika’nın Türkiye’ye Arap dünyasının ortasında demokratik ve liberal bir güç ve model olarak bakması hatalı bir politika. Amerika’nın artık politikasını sertleştirmesi gerekiyor” – CFR Türkiye uzmanı Steven A. Cook, 7.2.2014 Henry Barkey, Graham Fuller, James Jeffrey, Morton Abramowitz, Eric Edelman... Bazılarının adını ilk bölümlerde yazdım. Hepsi AKP’nin iktidara gelişinde, ABD ile ilişkiler kuruşunda önemli rollerdeydiler. - AKP, ABD’nin desteğini alarak Türkiye’nin yönetimine geçerken bu kişilere “bağlılığını” bildirmişti. Ne var ki iç ve dış gelişmeler “Yeni Osmanlı” rüyalarını bitirdi. - En kritik müttefiki Fetullah Gülen’le birbirine girdikten sonra en gizli sırları, en saklı pislikleri meydana döküldü. Ses kayıtları, medyaya müdahale belgeleri, paraları sıfırlamalar, “sit alanı” denilen korunması zorunlu olan yerleri aileye-yandaşlara peşkeş çekmeler, seks kasetlerini piyasaya sürme kayıtları... Her türlü ahlâksızlık ve yozlaşmışlık inkâr edilemeyecek düzeyde ortaya çıktı. - AKP her anlamda çürüdü. RTE artık çöken iktidarını korumak için üç yolu kullanıyor. Herkesi baskı altına almak, muhaliflerini ötekileştirerek destekçilerini yanında tutmak ve çok fazla yalan söylemek. - ABD ile olan ilişkileri ve kesinlikle buna paralel olarak Fetullah’la olan ilişkileri bozulan AKP, geriye kalan tek –hassas- ortağı PKK’nın da -“the süreç”in bitmesi pahasına- ona yüz çevirmesiyle dayanak noktası kalmayacağından yok olacaktır. “Kuklacılığın en önemli taktiklerinden biri de kukla değiştirmektir” diyor Oktay Sinanoğlu. Kuklacı kuklasını değiştirdi. AKP, Cumhuriyet tarihinin en Amerikancı, en Batıcı, en ödüncü, en bölücü, en çıkarcı iktidarıydı. - Türk tarihinin bunlardan daha ikiyüzlü, daha yalancı, daha utanmaz, daha tavizkâr yöneticiler gördüğünü zannetmiyorum. - Teknoloji gelişti, eğer bir uçak veya helikopterle kaçmasını becerebilirse onun için ne âlâ; ama kaçamazsa Tayyip’in sonu çok fena ve ibret verici olacak. Her şeyin canına lânet; olan Türkiye’ye oldu. - Neo-liberal Özal dönemi, Gümrük Birliği’ne giriş ve Kemâl Derviş yasalarından sonra gelen AKP döneminde Türk ekonomisi büyük ölçüde yabancı sermayenin egemenliğine girdi. - Üretimi ve ihracatı çok düşük, tüketimi ve ithalatı kat be kat artan bir ülkeyiz, “TOKİ ev yaptı, yol yaptık, hastane yaptık” diyenlere bakmayın. - Dış ve iç borçlar tavan yaptı, - fabrikalar ya kapandı ya satıldı, - devlet kurumları, limanlar özelleştirildi, 140 milyon metrekare toprak satıldı, “IMF’ye borcumuz bitti” diyenlere bakmayın. - Ordu ve polis başta olmak üzere devlet kurumlarındaki kişiler, hukukun, Anayasa’nın gereğini değil Fetullah’ın emirlerini veya Tayyip’in emirlerini uyguluyor. - Etnik kimlik siyaseti meşrulaştırıldı. Eskiden sen Kürt müsün sen Çerkes misin diye kimse birbirine sormazdı. - Terör meşru hâle getirildi. Kıravatlı gömlekli PKK’lılar her yerde! Eğitim yap-boza döndü. İmam-Hatipleştirme politikası ilk-orta öğrenimi mahvetti. - İşsizlik, yaşam standartları, yoksulluk sorunları çözülmüş değil. Siyasî ahlâksızlıklar topluma yansıdı, tecavüz vakaları17 kat arttı, pedofili, ensest, doktor dövme olayları hiç azalmamacasına artıyor.Sayfalar dolusu kimi zaman ayrıntılı kimi zaman mahalle ağızlı kimi zaman sıkıcı yazının özü: ABD’nin yol göstericiliğinde AKP-Fetullah koalisyonu ve işbirlikçileri terör örgütü PKK eliyle Türkiye 2014 Mart’ına rezil bir hâlde getirildi. - Bu arada kuklacının yeni kuklasının kim olduğunu öğrenmek zor olmasa gerek. AKP baş aşağı gitmeye başladıktan sonra - Türkiye'de ABD ile, AB ile, Fetullah'la, küresel sermaye ile, küresel sermayenin işbirlikçisi büyük yerel sermayeyle, bölücülerle, sermaye basınıyla, TESEV'le arasını iyi tutmak için en çok çalışan iki kişi kim? - Bunlardan biri geçen aylarda ABD'ye gittiğinde tıpkı RTE'nin ilk zamanları gibi Morton Abramowitz'le görüştü mü? Kuklacının yeni kuklası belli de, yeni kuklanın "başkanlık"ını yaptığı milyonlarca vatansever-Kemâlist bu kukla oyununu izlemeyi ne zaman bırakacak belli değil! DİPNOTLAR: - 1 Turan YAVUZ, Çuvallayan İttifak, Destek Yay., 1. baskı, aktaran; Merdan YANARDAĞ, Bir ABD Projesi Olarak AKP, Siyah Beyaz Yay., 1. baskı, 2007 - 2 Yılmaz POLAT, Washington’da Sıfatsız Bir Siyasetçi, Yurt, 17.9.2013 - 3 A.g.y - 4 27.1.2004, Zaman; Taha KIVANÇ, JINSA ve AJC Üzerine..., Yeni Şafak, 5.2.2004 - 5 ADL resmi sitesi: http://archive.adl.org/presrele/asint_13/4730_13.html (Erişim: 29.3.2014) - 6 Sedat ERGİN, ABD’li İki Otoriteden Erdoğan’a Uyarılar, Hürriyet, 10.11.2009 - 7 Hürriyet, 8.7.2003 - 8 Milliyet, 12.4.2006 - 9 Kemal EVCİOĞLU, Büyük Ortadoğu Projesi, Umay Kitabevi, 2005 - 10 Söz konusu iki raporla ilgili özet bilgiler için bkz. Gürbüz EVREN, “Kürt Açılımının ABD’deki Adı Ne?”, Odatv.com, 29.6.2010 ve G. EVREN, “İşte ‘PKK’nın Silâhsızlandırılması’ Raporu”, Odatv.com, 5.7.2010 - 11 Hürriyet, 20.10.2009; ilgili video: http://webtv.hurriyet.com.tr/…/basbakan-son-durumu-acikladi… (Erişim: 29.3.2014) - 12 Söz konusu röportajlar için bkz. amerikaninsesi.com, 3.3.2009 ve amerikaninsesi.com, 16.2.2011 - 13 A.g.y. - 14 amerikaninsesi.com, 29.10.2008 - 15 Zaman, 21.3.2009 - 16 cnnturk.com, 24.7.2009 - 17 Sabah, 30.11.2009 -- 18 Hürriyet, 4.2.2009 19 AKP, Kalkınma ve Demokratikleşme Programı, s.63 vd. - 20 Radikal, 6.4.2012 - 21 amerikaninsesi.com, 7.11.2012, 20.12.2013, 12.1.2014 ve 15.3.2014 - 22 amerikaninsesi.com, 21.2.2014 BlogThis! Twitter'da Paylaş,Facebook'ta Paylaş,Pinterest'te Paylaş Dedeniz
  12. İşte böyleee, Ana tarafı Gürcü Yahudisi,baba tarafıysa Urum, KAFFAYA bakıyorum , kafa 1500 yıl önceki arap kafası.Deyelimki Avrupadaki Müslümanlar 5 değil 10 çocuk yapıyorlar Kafa 1500 yıl önceki kafa olunca ne değişir Hacım.Türkiyeyle birlikte arapların yekunu 530 milyon,İsreilse yalnız 8 milyon,50 yıllık tarihi olan İsreil bu zaman içinde her dafasında Müslümanların AĞZINI BURNUNU kırdı.Hiçbiri Türkiye dahil karşılık verebildimi?Veremedi. AKP arapcılığı Türkiyede işletmeye sokmaya çalışmaktadır.Bu İLKELLİGE karşı çıkmakta avrupayı çok haklı buluyorum. Bir elekrikli bisiklet bile yapamayan ınanca FAZLA YÜZ VERMEK kendini tehlikeye atmak demektir. İsreil 50 yıllık bir tarihi var.İnsansız uçağı 1500 yıldır Müslüman olan Türkler Yahhudilerden alıyor UCAĞI,tanklarını Yahudilere moderinleştiriyür. Avrupalı biliyürki Türkiyeye arap kafasına göre yönetilirse,Türkiyede TERÖRİST yuvasına dönecek ve ondan dolayıda büyük zarar görecekler.Avrupalı Müslümanlar gibi ABTAL değil.Müslümanlar kendi menfaatlarının bile ne olduğundan habarı yoktur.50 yılım isviçrede , Almanyada geçti.Hiç kimse incilden bana FETVA vermedi. Ama diyenetin din adamları camılarda hırıstyiyanlara ver yansın ediyürler.Bir gün cuma namazına gittim,imam başladı vaaza.Hırıstiyanlara verdi veriştirdi.Dışarı çıktığımda başkana dedimki sende duydun.Bu mikropun hırıstıyanları kötülemeye,aşağılamaya kesin sonversin yoksa tekrarında soluğu Türkiyede alır.Başkan evet dedi öyle konuşmalara hakkıyok UYARACAM. Heriflerin ülkesinde ımamlık yapıyor,Bol bol yeyip içiyor götünün pohuyla kalkıp utanmadan birde dedigodularını yapıyor.Begenmiyorsan siktir git arabistana.Ne işin var Alamanyada. EVET oyu kazanırsa Türkiyede neler olacağını çok iyi biliyor Avrupa.Bundanda büyük zarara girecek Avrupa. Dedeniz
  13. İşte böyleee, Evvettttttt,Avrupa Erdoğanı UYARIYOR. Dur durduğun yerdee yoksa çok KÖTÜ olacak diyür. 15.03.17, 16:46 #1 Mustafa Akten Abdülmelik Hankendi Üyelik Tarihi: Jan 2013 Yaş: 73 Konular: 505 Mesajlar: 2,637 Ettiği Teşekkür: 20552 Aldığı Teşekkür: 10691 Rep Derecesi : Ruh Halim: Isviçre'den Demokrasi Dersi İSVİÇRE'DEN DEMOKRASİ DERSİ Hani birileri son günlerde yine höykürerek eyyyy Almanya, eyyyy Hollanda, eyyy, eyyy diye höykürme nidaları varya! İşte aşağıda okuyacağınız İsviçre'nin önemli bir gazetesi hem ülkelerinde yaşayan insanlara ve dolasıyla Türk'lere demokrasi dersi veriyor.. Hemde diyor ki; eğer ülkemizde yaşıyorsanız imkanlarımızdan istifade ediyorsanız, bizim yaşam tarzımıza,inanç ve itikat biçimimize saygı duyacaksınız. Memleketinizdeki diktatoryal istem ve kurulmaya çalışılan faşizan idare sistemi bizim ülkemizde kabul görmez, siz kabul ediyorsanız buyrun gidin ülkenizde yaşayın diyor.. İleri demokrasi diyenler aşağıda ki anonim paylaşımdan ders almalıdır. İsviçrenin Blick gazetesinin bugünkü 1.Sayfası iki dilli çıktı. Bizim demokrasi standartlarımızı kullanıp, anti demokratik uygulamalara evet diyorsanız çekip gidin memleketinizde yaşayın" gibi bir şey! İsviçre'de yaşayan sevgili Türkler 16 Nisan'da Cumhurbaşkanınız Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi ülkenizde yetkilerini diktatöryal bir seviyeye çıkarabilecek referandum için sandık başına gideceksiniz. Yurtdışında yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk Vatandaşı ile beraber bu reformda sizler de karar alacaksınız. Bundan dolayı İsviçre'de de yoğun bir seçim yarışı yaşanıyor. İsviçre dünyadaki en özgür ülkedir. Burada herkes, sonradan dezavantajlı bir durumla karşılaşmadan, kimse işini kaybetmeden, ya da kesinlikle gözaltına alınıp işkence yapılmadan, kendi düşüncesini söyleyebilir, hükümeti eleştirebilir, politika ile ilgilenebilir ve istediği gibi yaşayabilir. Ve tabii ki kadınlar ve erkekler, Hristiyanlar ve Hristiyan olmayanlar, hükümet yanlıları ve muhalefet yanlıları eşittir. İsviçre'nin temelinde yatan bu değerler bizim için kutsaldırlar. Kendi değerlerimizi kimseye dayatmıyoruz. Dünyaya nasıl işleyeceğini söylemiyoruz. Ama İsviçre'de bizimle yaşamak isteyen insanlardan da beklentilerimiz var, ve tabii ki sizlerden de İsviçre'de yaşayan sevgili Türkler. Burada yaşayan herkes değerlerimize saygı göstermeli, yararlandığı özgürlükler için bir duruş sergilemelidir. Herkes için eşit haklar, düşünce özgürlüğü ve kuvvetler ayrılığı. Yukarıda saydığımız tüm özgürlükler bu yasa ile ülkenizde yok edilecektir. Bunları isteyip istememek gerçekten Türkiye'de yaşayan insanların kararına bağlıdır. Biz İsviçreliler için kabul edilemez olan; buradaki özgürlük ve hukuk devletinden faydalanıp, bunların kendi ülkesinde kaldırılmasını istemektir. Bu kabul edilemez. Her kim ki kendi ülkesinde diktatöryal bir yapı istiyorsa, buyursun yapsın. Ama kendi ülkesinde o diktatöryal yapıyla yaşamak şartıyla. İşte bu yüzden BLICK İsviçre'de yaşayan bütün Türkleri referandumda HAYIR oyu kullanmaya davet ediyor ve böylelikle Türkiye'deki otoriter bir sisteme de HAYIR. BLICK 15.03.2017 Mustafa AKTEN
  14. İşte böyleee, Müslümanlar Yürekle otomobil yapmak istiyürler.Yürek otomobil yapmaz o işi beyin yapar. Yürak yalnız kanı pompalar.Bu arapların Allahı yarattığı ınsanın uzuvlarındanda habarı yok sanırım.Beynin Tüm görevlerini Kalbe yüklemiş.Bence bu sanıya Allah değil Arap sahip. Yürekle motor yapmaya kalkanın ınsansız uçağı ilk dememe uçuşunda gitti o gidiş bir daha geri dönmedi.Tabiki dönmeyince Padışahi ZÜLCELEL 50 yıllık tarıhı olandan aldi ınsansız uçağı. Dedeniz
  15. İşte böyleee, Arkadaşlar ammada adamını bulmuşunuz. Benim ikinci vatanım Almanyanın Münih kentindfe bir gece CÜBCÜBLÜ Türk işçilerine vaaz veriyür.Bakın ne diyüe.Eyyyyyyyyyyyy camaat,MUhammedin SİDİGİ her derde DEVADIR.Ahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh Aaaaaaaahhhh.Olsada doya doya içsekte Tüm hastalıklarımızdan kurtülsak BOKUYSA mis gibi kokardı,olsada DOYA DOYA koklayıp içimize çeksek.Hürriyet gazatası.Inanmayan gazataya telefon edip sorsun. Devenin sidiği DERMAN olursa,Muhammedinki hayda hayda olur.Aminnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnndedenüz