Jump to content

tolonbey

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    8.477
  • Katılım

Topluluk Puanı

0 Neutral

tolonbey Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  • Doğum Günü 03-03-1937

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

16.633 profil görüntüleme
  1. tolonbey

    TÜRKLERDE DİN YOK,İNANÇ VAR.(N.K.ZEYBEK

    İşte böyleee, N.K.ZEYBEK bunlarımı seviyormuş.Seviyorsa ya tanımadan sevdigini söylemiştir yada....................................................................................................................................................... TARİKAT SAPIKLIKLARI Sapık tarikatlar ve Cemaatler. Gerçek Tasavvuf, gercektasavvuf.wordpress.com MENÜ VE BİLEŞENLER Mevlevi’lere göre Allah (haşa) Kimya olarak Şems’le oynaşmış! 1 oyla ….bir grup onu aramaya hazırlandıkları sırada Mevlana, Şems’in yanına girdi. Şems, şahane bir çadırda oturmuş, Kimya Hatunla konuşup oynaşıyor ve Kimya Hatun da giydiği elbiselerle orada oturuyordu. Mevlânâ bunu görünce hayrette kaldı. Onu aramağa hazırlanan dostların karıları da henüz gitmemişlerdi. Mevlânâ dışarı çıktı. Bu karı kocanın oynaşmalarına mâni olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı. Sonra Şems “içeri gel” diye bağırdı. Mevlânâ içeri girdiği vakit, Şems’ten başkasını görmedi. Bunun sırrını sordu ve: “Kimya nereye gitti” dedi. Mevlânâ. Şems: “Yüce Tanrı beni o kadar sever ki istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya şeklinde geldi” buyurdu, işte Bayezid’in hali de böyle idi. Tanrı ona daha sakalı bitmemiş bir genç şeklinde göründü. [Şark İslam Klasikleri,Ariflerin Menkibeleri, Ahmet Eflaki,Cilt 2 S. 216]
  2. İşte böyleee, Hatipoğlunun deyişine göre islamın KADINA bakışı. refid:16440655 ilişkili resim dosyası Abone Ol Hürriyet Gazetesi Yazarı Nihat Hatipoğlu, kadın ve kadınla ilgili söylenen uydurma ve yanlış sözleri yazdı ve yorumladı. İşte Hatipoğlu'nun yazısı... İslam elbette kadını yüceltmiştir ÜLKEMİZDEKİ en büyük problemlerden birisi de herkesin her konuda ahkam kesmesi, konuşması ve yazmasıdır. Halbuki uzmanlık gerektiren, hassas olan konularda o işin uzmanları, özel yetişmiş bilim adamları konuşmalı, yazmalılar.� Ben tıp alanında veya teknik bilgi gerektiren bir alanda konuşursam yanlış yapmış olurum ve itibar kaybına uğrarım. Dini konularda asli kaynaklara inemeyen, tarayamayan ve bu konuda da uzmanlığı olmayan bir gazeteci veya spor yazarı veya edebiyatçı ahkam kesmeye başlarsa yanlış yapar ve itibarını yitirir. Doğru ve faydalı bilgi akışına zarar verir. Gülünç duruma düşer. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kadınlarla ilgili olarak söylediği veya söylemediği sözler bu türden insanların istismar ettiği alanların başında gelir. Peki hadislerde kadınları aşağılayan sözler olabilir mi? Bir hadis Hz. Peygamber (s.a.v.)’e dayanıyorsa elbette böyle bir şey olamaz. Ama uydurma hadislerde, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ağzından çıkmamasına rağmen ona mal edilen hurafelerde böylesi sözlere rastlanabilir. Bu tür sözler ya ravi tarafından sonradan hadise katılan idrac- yorumlardır, ya hadisleri zayıf hale getiren an’ane denilen teknikle yapılan rivayetlerdir. Bu tür rivayetlerin tümünde ve ravilerde problem vardır. Bu tür rivayetleri taradığımızda buradaki itibarsız ravilerin mutlaka “Zehebi, İbni Hacer, Ayni, Ebu Zura Razi, Ebu Hatim, Sehavi, Aliyyül Kari, Ebul Ferec Cevzi, Beyruti, Acluni, El-Baci,Zuhri” veya başka bir tenkitçi alimin ağına takıldıklarını görürüz. Hal böyleyken “mal bulmuş Mağribi gibi” bu uydurma veya zayıf rivayetlere yapışıp İslam’a göre kadın işte budur demek ve İslam’a buradan baktırmaya çalışmak ne kadar bilimsel, objektif ve ahlakidir. Takdirini size bırakıyorum. Şimdi hepsi defolu olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından söylenmediği kesin olan bu çirkin ifadelerden bir kısmını ileteyim: - Uğursuzluk üç şeyde var: Kadında, evde ve atta. (Uydurma) - Kadınlar aklen ve dinen eksik yaratıklardır. (Uydurma) - Kadınlar erkeklerin eline, hürriyetlerini terk etmişlerdir. (Uydurma) - Eğer erkek tepeden tırnağa cerahat olsa, kadın da diliyle yalasa yine erkeğin hakkını ödeyemez. (Uydurma) - Kadına itaat pişmanlıktır. (Uydurma) - Kadınlar olmasaydı Allah’a tam itaat edilirdi. (Uydurma) - Döl getiren kadın hayırlıdır. (Uydurma) Bütün bu sözler Buhari, Süyuti, İbn Adiyy, Iraki, Mizzi, Sehavi, Aliyyül Kari gibi alimler tarafından şiddetle reddedilmiş ve uydurma oldukları deklare edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi bir rahmet elçisinin ağzından böylesine alçaltıcı sözlerin çıktığını iddia etmek için kör, sağır ve vicdansız olmak lazımdır. Kadına karşı şiddeti meşru gören, kadını ikinci sınıf sayan, kadını dışlayan, erkeğin kölesi gibi gösteren, uğursuz sayan, erkeği daha faziletli sayan, kadının onurunu zedeleyen bütün rivayetler uydurmadır. Hiçbirinin sağlam bir senedle Hz. Peygamber(s.a.v.)’e ulaştığını göremezsiniz. * * * Bu yazının sonunda Hz. Peygamber (s.a.v.)’den kadınlar hakkında rivayet edilen bazı sahih rivayetleri sunmak istiyorum. Uydurma sözleri hadis gibi takdim eden istismarcılar keşke sağlıklı bilgiyi tahrib edeceklerine, okyanusu bulandırmaya çalışacaklarına bu sözleri görüp nakletseler. Böyle yapsalardı hem olumlu bir şey yapmış olurlardı ve hem de batıl ve hurafeye karşı bariyer oluşturmuş olurlardı. Bizim bu konudaki gayretimize katkıda bulunurlardı. Müslüman halkların hurafeye değil, yön gösterecek olumlu bilgiye ihtiyacı vardır. İşte kadınlarla ilgili sahih hadislerden bir demet: - “Çocuklarınızı eşit tutun. Şayet çocuklar arasında fark koysaydım kız çocuğunu üstün tutardım.” - “Eşine yediğini yedir. Giydiğini giydir. Ona şiddet uygulama. Ona vurma. Onu çirkin sözlerle tanımlama. Hakaret etme.” - “Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Onu Allah’ın emanetiyle aldınız.” - “Kadınlar hakkında size iyi davranmayı vasiyet ediyorum.” - Haklarını almak konusunda zorlanan iki kişi hakkında sizi uyarıyorum. Bunlardan biri kadındır, biri ise yetimdir.” - “İçinizde en iyi mümin, hanımına iyi davrananızdır. - “Eve yeni turfanda-meyve getirdiğinizde meyveyi önce kız çocuğuna tattırın. - “Kadına daralmayın. Kızmayın. Eşinizin beğenmediğiniz bir huyu varsa, elbette çok güzel huyu da vardır. Siz o güzel olan yana bakınız.” - “Allah sizden kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister. Çünkü onlar sizin analarınız, kızlarınız ve teyzelerinizdir.” - “Kadınları üzmeyin. Onlar size Allah’ın emanetidirler.” - “Hanımının kötü huyuna sabreden erkek Hz. Eyüp gibi mükafat alır. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın Hz. Asiye gibi sevap alır.” - “İki kızı olup da onlara iyilik eden -horlamayan- kişi ile ben cennette beraberiz.” - “Kız kardeşinin veya kızının ihtiyacını gideren cennete girer.” Elbette bu konuda yüzlerce rivayet vardır, kadını öven, yücelten, hak ettiği yere koyan, toplumda etkin hale getirmek isteyen. Benim merak ettiğim ise, kadınlarla ilgili uydurma rivayetleri sıralayan istismarcıların bu rivayetleri neden hiç görmedikleridir. KİMLER YALAN SÖYLÜYOR? İslam dünyasının enbüyük 3 aliminden biri olan GAZALİ ki ben ona ÖRDEKALİ adını taktım.Bakın kadınlar için ÖRDEKALİNİN islamı kadına nasıl bakıyor? GAZALİYE(ördekaliye)göre islam kasına şöyle bakıyor. 1-Giyim kuşam hevesinden dolayı kadın MAYMUNA benzer. 2-Yoksul düşmeyi kabul etmediginden KÖPEYE benzer. 3-Kocasına ve diger insanlara kibrinden dolayıysa YILANA 4-Gece gündüz DEDDİKODU yaptığından AKREPE 5-Evden şunu bunu kocasından gizli alıp sattığından FAREYE 6-Erkeklere hile kurduğundan TİLKİYE 7-Kocasına itaat ettiginde KOYUNA benzer. 8- En begenilen kadın KOYUN cinsinden olandır. Birgün peygamber evlatlığı evde yokkan evlatlıgının evine gider.Evlatlığının karısının gözlerine bakınca Allahın resulu şöyle der.KIZ nekadar güzel gözlerinvar ve ve sonrada çıkar gider.Evlatlıh eve gelince karısı derki biraz önce babalığın geldi bana GÖZLERİMİN çok güzel olduğunu söyladı. Muhammet kurana şöyle bir ayat yazmıştı, ALLAH vede PEYDAMBER birşeyi beyendimi o şey üstünde kimse hak iddia edemez.Evlatlıh bu ayatı bildiginden karısına derki benim möhteşem babalığım seni begendi,bu nedenle benim senin üstündeki SAHİPLİGİM ibtal olmuştur.Ben seni boşadım çokmu çok möhterem babalığıma karı olabilirsin.Hatunu sesini çıkarmaz çünkü oda dayısı peygamberle birleşme istegindedir. Uzatmıyalım,evde 11 karısı olan peygamberlerin en böyügü evlatlığının tek karısınıda elınden alır.Muhammet karılarının sayısını 12 çıkarırken evlatlıh GARISIZ kalır.Veeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee çok möhterem Muhammet evlatlığını orduya subay yapar, oda BİZANSLILARLA savaşırkan anlının gabagından bir ok yediginden ŞEHİT olur. Babalıkda yeni karısının kocasından kurtlmuş olur. Şimdi size bir soru DÜNYADA hiçbir ülkede EVLATLIĞIN KARISINI alan bir babalık duydunuzmu? Ben Almanyayı İsviçreyi İtalyayı İspanyayı Fıransayı Hollandaı Belçikayı Avusturyayı Macaristanı Romanyayı Bulgaristanı Sirbistanı ve diger yogoslav ülkelerinin tümünü Yunanistanı gezıp dolandım,TÜRKİYE dahil hiçbir ülkede evlatlıh garısıyla evlenen bir kişi ne GÖRDÜM Ne İŞİTTİM Nede OKUDUM. Neden dersiniz acaba? Möhterem Muhammede hörmettenmi dersiniz? Bu okuduklarınızdan islamın kadına bakışını nasıl buldunuz? Muhammedi karılarından Ömerin kızı HAFSA Ebubekirin kızı AYŞE zehirleyerek öldürdüler. Acaba neden bu işi yaptılar. Kocalarından çok çok fazla İTİBAR gördüklerindenmi dersiniz? KESTENE KEBEB ECELE CUĞAP bekliyorum sevgili okur ve yazar arkadaşlar. İnternet bu konudaki yazılarla TIKA BASA doludur.Bulun ,okuyun bana CUĞAP yazın. GALIN SAĞLICAHLA. Dedeniz
  3. İşte böyleee, Çin, yıllardır işgal ettigi Türk yurdunda katliamları sürdürüyor.Karşılığıda her fırsatta verilmelidir.Haliyle amarika ordaki TÜRKLERİ destekleyecektir.Kendisininde bundan büyük yararı olacaktır.Batılılar göz göre göre nasıl PKK yı ve diger kürt terör guruplarını suriyede dertekliyor.AynınıdaTürkistanda işgal bölgesinde yapar. Talibanı ortaya çıkaran kim,Amarıka. Yıllarca destekleyen kim AMARIKA.Şimdi ne yapıyor amarıka talibanı gördügü yerde defterini dürüyor Onun için sorun yoktur.İsterse defteri dürer,istersede istemediginin dibine sürer.Çünkü kimseye ihtiyacı yoktur. Çünkü nerdeyse dünyanın tümü aMARİKANIN GÖTÜNÜ yalamak zorundadır.Yalamayanın defterini dürüyor vede dibinede sürüyor. Amerika askerlerimizi ırakta kışlalarından aldı başlarına ÇUVAL geçirdi.Götürüp hapsetti.Söyleyin bakıyım siz ne yaptınız? İsreil gemimizi basıp 10 kişimizi öldürdü ,söyleyin siz ne yaptınız. Filistinliler 3 İsreil askerini yakalayıp öldürünce.Filistine kara ve hava harekatı baslattıFilistinin nerdeyse yarısını bombalayıp yıktı.Bu yıkıntıları yapmaya veya yaptırmaya kalksa Filistin.20 yıllık bir zaman gerek.Üstelikte 2,000 filistinliyi öldürdü. Ondan sonra Filistin İsreile karşı bişi yapabildimi? Müslümanların işi gücü SOPA yemek.PALAVRA savurmak. Yalnız müslümanlar birbirlrrini öldürmekte DÜNYA birincisidirler. Haniiiiiii 1 müslüman 20 kafire bedeldi.Kuran öyle diyor. Sonrada arabın ALLAHI kusura bakmayın yanlış söyledim bir müslüman iki gağura bedeldir dedi fellahın allahı.Gene yanlış söyledi.8 milyonluk KAFİR İSREİL 530 milyonluk ortadoğu müslümanlarının agzını,burnunu kırıyor her çatışmada. - Atatürk 17 yılda 46 fabrika kurdu osmanlıysa 620 yılda 4 fabrika yaptı ikisi şarap fabrikasıydı.Bunlarıda YAHUDİLER kurduydular. Dedeniz
  4. İşte böyleee, Hatipoğlunun deyişine göre islamın KADINA bakışı. refid:16440655 ilişkili resim dosyası Abone Ol Hürriyet Gazetesi Yazarı Nihat Hatipoğlu, kadın ve kadınla ilgili söylenen uydurma ve yanlış sözleri yazdı ve yorumladı. İşte Hatipoğlu'nun yazısı... İslam elbette kadını yüceltmiştir ÜLKEMİZDEKİ en büyük problemlerden birisi de herkesin her konuda ahkam kesmesi, konuşması ve yazmasıdır. Halbuki uzmanlık gerektiren, hassas olan konularda o işin uzmanları, özel yetişmiş bilim adamları konuşmalı, yazmalılar.� Ben tıp alanında veya teknik bilgi gerektiren bir alanda konuşursam yanlış yapmış olurum ve itibar kaybına uğrarım. Dini konularda asli kaynaklara inemeyen, tarayamayan ve bu konuda da uzmanlığı olmayan bir gazeteci veya spor yazarı veya edebiyatçı ahkam kesmeye başlarsa yanlış yapar ve itibarını yitirir. Doğru ve faydalı bilgi akışına zarar verir. Gülünç duruma düşer. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kadınlarla ilgili olarak söylediği veya söylemediği sözler bu türden insanların istismar ettiği alanların başında gelir. Peki hadislerde kadınları aşağılayan sözler olabilir mi? Bir hadis Hz. Peygamber (s.a.v.)’e dayanıyorsa elbette böyle bir şey olamaz. Ama uydurma hadislerde, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ağzından çıkmamasına rağmen ona mal edilen hurafelerde böylesi sözlere rastlanabilir. Bu tür sözler ya ravi tarafından sonradan hadise katılan idrac- yorumlardır, ya hadisleri zayıf hale getiren an’ane denilen teknikle yapılan rivayetlerdir. Bu tür rivayetlerin tümünde ve ravilerde problem vardır. Bu tür rivayetleri taradığımızda buradaki itibarsız ravilerin mutlaka “Zehebi, İbni Hacer, Ayni, Ebu Zura Razi, Ebu Hatim, Sehavi, Aliyyül Kari, Ebul Ferec Cevzi, Beyruti, Acluni, El-Baci,Zuhri” veya başka bir tenkitçi alimin ağına takıldıklarını görürüz. Hal böyleyken “mal bulmuş Mağribi gibi” bu uydurma veya zayıf rivayetlere yapışıp İslam’a göre kadın işte budur demek ve İslam’a buradan baktırmaya çalışmak ne kadar bilimsel, objektif ve ahlakidir. Takdirini size bırakıyorum. Şimdi hepsi defolu olan ve Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından söylenmediği kesin olan bu çirkin ifadelerden bir kısmını ileteyim: - Uğursuzluk üç şeyde var: Kadında, evde ve atta. (Uydurma) - Kadınlar aklen ve dinen eksik yaratıklardır. (Uydurma) - Kadınlar erkeklerin eline, hürriyetlerini terk etmişlerdir. (Uydurma) - Eğer erkek tepeden tırnağa cerahat olsa, kadın da diliyle yalasa yine erkeğin hakkını ödeyemez. (Uydurma) - Kadına itaat pişmanlıktır. (Uydurma) - Kadınlar olmasaydı Allah’a tam itaat edilirdi. (Uydurma) - Döl getiren kadın hayırlıdır. (Uydurma) Bütün bu sözler Buhari, Süyuti, İbn Adiyy, Iraki, Mizzi, Sehavi, Aliyyül Kari gibi alimler tarafından şiddetle reddedilmiş ve uydurma oldukları deklare edilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi bir rahmet elçisinin ağzından böylesine alçaltıcı sözlerin çıktığını iddia etmek için kör, sağır ve vicdansız olmak lazımdır. Kadına karşı şiddeti meşru gören, kadını ikinci sınıf sayan, kadını dışlayan, erkeğin kölesi gibi gösteren, uğursuz sayan, erkeği daha faziletli sayan, kadının onurunu zedeleyen bütün rivayetler uydurmadır. Hiçbirinin sağlam bir senedle Hz. Peygamber(s.a.v.)’e ulaştığını göremezsiniz. * * * Bu yazının sonunda Hz. Peygamber (s.a.v.)’den kadınlar hakkında rivayet edilen bazı sahih rivayetleri sunmak istiyorum. Uydurma sözleri hadis gibi takdim eden istismarcılar keşke sağlıklı bilgiyi tahrib edeceklerine, okyanusu bulandırmaya çalışacaklarına bu sözleri görüp nakletseler. Böyle yapsalardı hem olumlu bir şey yapmış olurlardı ve hem de batıl ve hurafeye karşı bariyer oluşturmuş olurlardı. Bizim bu konudaki gayretimize katkıda bulunurlardı. Müslüman halkların hurafeye değil, yön gösterecek olumlu bilgiye ihtiyacı vardır. İşte kadınlarla ilgili sahih hadislerden bir demet: - “Çocuklarınızı eşit tutun. Şayet çocuklar arasında fark koysaydım kız çocuğunu üstün tutardım.” - “Eşine yediğini yedir. Giydiğini giydir. Ona şiddet uygulama. Ona vurma. Onu çirkin sözlerle tanımlama. Hakaret etme.” - “Kadınlar konusunda Allah’tan korkun. Onu Allah’ın emanetiyle aldınız.” - “Kadınlar hakkında size iyi davranmayı vasiyet ediyorum.” - Haklarını almak konusunda zorlanan iki kişi hakkında sizi uyarıyorum. Bunlardan biri kadındır, biri ise yetimdir.” - “İçinizde en iyi mümin, hanımına iyi davrananızdır. - “Eve yeni turfanda-meyve getirdiğinizde meyveyi önce kız çocuğuna tattırın. - “Kadına daralmayın. Kızmayın. Eşinizin beğenmediğiniz bir huyu varsa, elbette çok güzel huyu da vardır. Siz o güzel olan yana bakınız.” - “Allah sizden kadınlara karşı iyi ve hayırlı olmanızı ister. Çünkü onlar sizin analarınız, kızlarınız ve teyzelerinizdir.” - “Kadınları üzmeyin. Onlar size Allah’ın emanetidirler.” - “Hanımının kötü huyuna sabreden erkek Hz. Eyüp gibi mükafat alır. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın Hz. Asiye gibi sevap alır.” - “İki kızı olup da onlara iyilik eden -horlamayan- kişi ile ben cennette beraberiz.” - “Kız kardeşinin veya kızının ihtiyacını gideren cennete girer.” Elbette bu konuda yüzlerce rivayet vardır, kadını öven, yücelten, hak ettiği yere koyan, toplumda etkin hale getirmek isteyen. Benim merak ettiğim ise, kadınlarla ilgili uydurma rivayetleri sıralayan istismarcıların bu rivayetleri neden hiç görmedikleridir. KİMLER YALAN SÖYLÜYOR? İslam dünyasının enbüyük 3 aliminden biri olan GAZALİ ki ben ona ÖRDEKALİ adını taktım.Bakın kadınlar için ÖRDEKALİNİN islamı kadına nasıl bakıyor? GAZALİYE(ördekaliye)göre islam kasına şöyle bakıyor. 1-Giyim kuşam hevesinden dolayı kadın MAYMUNA benzer. 2-Yoksul düşmeyi kabul etmediginden KÖPEYE benzer. 3-Kocasına ve diger insanlara kibrinden dolayıysa YILANA 4-Gece gündüz DEDDİKODU yaptığından AKREPE 5-Evden şunu bunu kocasından gizli alıp sattığından FAREYE 6-Erkeklere hile kurduğundan TİLKİYE 7-Kocasına itaat ettiginde KOYUNA benzer. 8- En begenilen kadın KOYUN cinsinden olandır. Birgün peygamber evlatlığı evde yokkan evlatlıgının evine gider.Evlatlığının karısının gözlerine bakınca Allahın resulu şöyle der.KIZ nekadar güzel gözlerinvar ve ve sonrada çıkar gider.Evlatlıh eve gelince karısı derki biraz önce babalığın geldi bana GÖZLERİMİN çok güzel olduğunu söyladı. Muhammet kurana şöyle bir ayat yazmıştı, ALLAH vede PEYDAMBER birşeyi beyendimi o şey üstünde kimse hak iddia edemez.Evlatlıh bu ayatı bildiginden karısına derki benim möhteşem babalığım seni begendi,bu nedenle benim senin üstündeki SAHİPLİGİM ibtal olmuştur.Ben seni boşadım çokmu çok möhterem babalığıma karı olabilirsin.Hatunu sesini çıkarmaz çünkü oda dayısı peygamberle birleşme istegindedir. Uzatmıyalım,evde 11 karısı olan peygamberlerin en böyügü evlatlığının tek karısınıda elınden alır.Muhammet karılarının sayısını 12 çıkarırken evlatlıh GARISIZ kalır.Veeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee çok möhterem Muhammet evlatlığını orduya subay yapar, oda BİZANSLILARLA savaşırkan anlının gabagından bir ok yediginden ŞEHİT olur. Babalıkda yeni karısının kocasından kurtlmuş olur. Şimdi size bir soru DÜNYADA hiçbir ülkede EVLATLIĞIN KARISINI alan bir babalık duydunuzmu? Ben Almanyayı İsviçreyi İtalyayı İspanyayı Fıransayı Hollandaı Belçikayı Avusturyayı Macaristanı Romanyayı Bulgaristanı Sirbistanı ve diger yogoslav ülkelerinin tümünü Yunanistanı gezıp dolandım,TÜRKİYE dahil hiçbir ülkede evlatlıh garısıyla evlenen bir kişi ne GÖRDÜM Ne İŞİTTİM Nede OKUDUM. Neden dersiniz acaba? Möhterem Muhammede hörmettenmi dersiniz? Bu okuduklarınızdan islamın kadına bakışını nasıl buldunuz? Muhammedi karılarından Ömerin kızı HAFSA Ebubekirin kızı AYŞE zehirleyerek öldürdüler. Acaba neden bu işi yaptılar. Kocalarından çok çok fazla İTİBAR gördüklerindenmi dersiniz? KESTENE KEBEB ECELE CUĞAP bekliyorum sevgili okur ve yazar arkadaşlar. İnternet bu konudaki yazılarla TIKA BASA doludur.Bulun ,okuyun bana CUĞAP yazın. GALIN SAĞLICAHLA. Dedeniz
  5. tolonbey

    TÜRKLERDE DİN YOK,İNANÇ VAR.(N.K.ZEYBEK

    İşte böyleee, Almanyada çalıştığım fabrikada bir genç, bakın TÜRKÜ,ALMANI nasıl tanıttı bize. Türk ordusu Fillerle,atlarla kıçlarında pantolon savaş elbiseleli Almanyaya girdiginde biz Almanların önlerinde,arkalarında birer yaprak elbisesiz ağaçlardan TÜRKLERE ok atmaya çalısıyorduk.Onlar yanı Türkler bizi hiç siklemeyıp Almanya üzeinden Romaya gittiler.Romada papaya eteklerini öptürdüler.Papa yalvardı ne olur ROMAYI yakıp yıkmayyyyyyyyyyyyyyyyyyyın.Papanın yalvarması üstüne Romaya dokunmadılar.Zaten Roma ATİLLAYA yabancı degildi.Gençliginde 7 yıl kalmıştı ROMADA sarayındaTanıdığı sevdigi bir pirensesde vardı.Onuda alıp MAKEDONYAYA doğru yola çıkmıştı deye anlatırdı Türklere Alman genç.Onun için adını ATİLLA koyduydum alman gencin.Bunlar hikeye degil GERÇEKLERDİR. Bütün dünyada ASLAN soy adlı pek çok insan olmasına karşın 50 yılda avrupada köpek soyadlı bir alman öğretmen görebildim 50 yılda. GÜCLÜ ve CESUR her yerde aranır,ÖVÜLÜR,ARZU edilir. KORKAK ve ZAYIFA dönüp bakılmaz bile. Hintli bir general şöyle demiştir 100,000 kişilik bir Hintli ordudansa 10,000 kişilik bir TÜRK ordusunu tercih ederim demiştir. Adam çoban degil general.Neye deger verecegini iyibiliyor. Çünkü TÜRKLER hindistandada bir devlet kurmuşlardı. Dedeniz.
  6. tolonbey

    TÜRKLERDE DİN YOK,İNANÇ VAR.(N.K.ZEYBEK

    İşte böyleee, Size bu yazılar yanıt verecektir. Mevlana ve Şems moğol casusları hakkında yazılanları iyi okuyun , Yazımı düzeltilmiş şu sorgu için sonuçları görüyorsunuz: MİKAİL BAYRAM-mevlana ve ceviz kabuğu Yine de şu sorguyu ara: MİKEİL BAYRAM-mevlana ve ceviz kabuğu mikail bayram'ın ceviz kabuğu proğramındaki konuşması mikailbayram.tr.gg › MİKAİL-BAYRAM... 27.04.2002 Tarihli "Ceviz Kabuğu" programına, konuyla ilgisi dolayısıyla Prof. Dr. Mikail Bayram'da katıldı. Telefon bağlantısı ile yayına katılan ve Mevlana ve ...Mevlana'nın Moğollarla İlişkileri Üzerine - Mikail Bayram www.haksozhaber.net › YAZARLAR › Mikail Bayram Geçtiğimiz ay Hulki Cevizoğlu'nun düzenlediği Ceviz Kabuğu programındaki Mevlana ve çevresi ile ilgili konuşmanızla Türkiye medyasında yer aldınız ve ... Anti-Emperyalist Bir Düşünür: Mikail Bayram - İbrahim Alan www.haksozhaber.net › YAZARLAR › İbrahim Alan Mikail Bayram hocanın Mevlâna ile ilgili yaptığı araştırmalar daha önce de Ceviz Kabuğuprogramıyla gündeme gelmiş, konuyla ilgilenenler için bilindik, ilk kez ... Kitap Eki-METİN CELAL-1.3.2007 Günü 16. Sayfa www.cumhuriyetarsivi.com › katalog › yazar Dr. Mikail Bayram bu düşünceyi ileri sürenlerdenmiş. "Ceviz Kabuğu" programında (27.04.2002) özet olarak "Mevlana o dönemde Moğolların yanında yer alarak ... Video ÖNİZLEME 2:03:44 ANADOLUDA iSLAMLAŞMA HAREKETLERi - MiKAiL ... KARMA ViDEOLAR YouTube - 3 May 2016 ÖNİZLEME 10:29 Prof.Dr. Mikail Bayram Ahi Evren Mevlana Mücadelesi 1/12 Suleymaniyekulliyesi YouTube - 31 Ara 2009 ÖNİZLEME 1:11:08 Tarihten Yansımalar |I Mikail Bayram - Danişmentoğulları'nın ... Kanal 42 YouTube - 5 Ara 2017 ÖNİZLEME 1:24:40 21.01.2015 Prof.Dr. Mikail Bayram ''Abbasiler'' Fıtrat Tv YouTube - 21 Oca 2015 Tümünü görüntüle İRİN KÜPÜ PATLADI Allah'tan gelen... - MEVLANA (!) ve ... tr-tr.facebook.com › MEVLANA.GERCEGI › photos › iri... Facebook'ta MEVLANA (!) ve MESNEVİ gerçeği !?'in daha fazla ... Mikail Bayram'ın ortaya attığı bu görüş Ceviz Kabuğu programıyla güncelleşti. Şimdi bu ... mikail bayram - ekşi sözlük eksisozluk.com › mikail-bayram--598567 mikail bayram. şükela: tümü | ... 2002 yılında cevizkabuğu programına telefonla bağlanarak mevlana ve mevlevilik hakkında sansasyonel sözler söylemiş kişi. MİKAİL BAYRAM-mevlana ve ceviz kabuğu ile ilgili görseller MİKAİL BAYRAM-mevlana ve ceviz kabuğu ile ilgili aramalar Moğollar Anadolu da her yere saldırırken neden Konya ya dokunmadı Mikail Bayram Mevlana Moğollarla işbirliği yaptı mı Mevlana Mikail Bayram Mikail Bayram Mevlana pdf Fihi ma Fîh cengizhan Mevlana hainmi Sayfada Gezinme 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki
  7. İşte böyleee, Osmanlı neden battı? “Türklerde din yok inanç var” Namık Kemal Zeybek, yeni kitabı ‘Türk’ün İnancı’nda bilimin önemine dikkat çekiyor, Türk ve Arap Müslümanlığı arasındaki farkları ortaya koyuyor 03.07.2017 10:38 Namık Kemal Zeybek, yeni kitabı ‘Türk’ün İnancı’nda bilimin önemine dikkat çekiyor, Türk ve Arap Müslümanlığı arasındaki farkları ortaya koyuyor. Osmanlı’nın çöküşünü Türk inancından çıkıp, Arap Müslümanlığına geçmekle açıklıyor. Hürriyet’ten İpek Özbey’e konuşan Namık Kemal Zeybek, iki inanç arasındaki zihniyet farkları ve ‘evrimin müfredattan kaldırılması’nın sonuçlarını anlattı. İşte o röportaj: - - Bir kitap yazdınız, adını ‘Türk’ün İnancı’ koydunuz. ‘Türk inancı’yla ‘Arap Müslümanlığı’nın farklı olduğunu söylüyorsunuz. Ne demek istiyorsunuz? Müslümanlık İslam dininin halka ulaşmış şeklidir. Türk’e ulaştığı zaman başka, Arap’a ulaştığı zaman başka olur. Bu da tabii bir şeydir. - Neden? Çünkü kültürler dinleri etkiler. Dinler de ortaya çıkarken ister istemez geldikleri halkın kültürünü şekillendirirler. Mesela Müslümanlık dini geldiği zaman Arapların bütün âdetlerini yok etmedi. Zaten ayetlerde diyor ki, “Size anlayasınız diye Arapça bir kitap indiriyoruz.” Haccı, namazı kabul ediyor. Namaz zaten var Araplarda. Daha önce, putların önünde eğiliyor. Putları kaldırıyor ama namaz devam ediyor. Araplarda mesela küçük çocuklarla evlenmek, kölelik, cariyelik var. - Bunlar kaldırılmıyor. Ama ne oluyor? Dinin özü olan adalet, şefkat, merhamet, eşitlik gibi kavramlar bu Arap âdetlerinin içine gömülüyor. “Tamam, cariye var diyor ama cariyenize iyi davranın, dövmeyin, zulüm yapmayın” diyor. Yani Arap toplumunun âdetleri dinin içine giriyor. Başka bir millet bunu alırken bunu kendi kültürüne göre alıyor. Bir süre sonra Araplar bile bazı şeyleri bırakıyor. Mesela Kuran’da bir buçuk sayfa haram aylar var. IŞİD bile dinlemiyor, kesiyor, biçiyor. Bu da zamanla olan bir dönüşüm. Dolayısıyla Türk İslam’ı, Arap Müslümanlığı doğru kavramlardır. - - Türk İslamı nedir peki? Türklerin bir inancı var. Türklerde din yok, inanç var diye tespitler vardır. - - Din yok ne demek? Yani teşkilatlanmış din kurumu yok. Halife, ayetullah, papa ya da patrik gibi şeyler yok Türklerde. Hatta din adamı kurumu yok. - - Peki Türkler inançlarını kimden öğreniyorlar? Ailenin en yaşlısından. Bu böyle sürüp gidiyor. Türklerde mabet yani tanrıya ibadet edilen özel bir mekân yok. - - Cami?… Camii, mescit, cemevi yok. Kilise yok. - Ne zaman yok? Dinlere girmeden önce... Türkler mevcut dinlerin hepsine girip çıkmışlardır. Hıristiyan olmuşlardır, Budistler var, Musevi Türkler var. - Şunu anlamak istiyorum. Biz şu anda ‘Türk İslamı’nı mı yaşıyoruz, Arap Müslümanlığı’nı mı? Türklerin inancında Tanrı, dinlerin söylediği tanrı değildir. Yani ne Hıristiyanların ne Musevilerin ne de Arap Müslümanlığının kavrayış olarak anlattığı Allah değildir. Arap Müslümanlığına göre düşünmeye alışmış olan bizlerin kafasında ne var? Varlığın, evrenin dışında bir Allah olduğu. O Allah yoktan var ediyor. “Ol” diyor oluyor. Einstein’ın bir tanımı var, varlığı yaratan Allah ve insanların yarattığı Allah diye.- - Türklerin Allah inancı nasıl? Varlığın dışında bir Tanrı falan yok. O yüzden Türk inancında ‘Tanrı var mıdır, yok mudur’ tartışması da yok. Çünkü Tanrı gök. Gök dediğimiz uzay, kozmos. Bayat ve mengü. Başlangıcı ve sonu olmayan, sınırsız, ne varsa içine alan ama her var olanın da içinde olan. Varlığın kendisi Tanrı yani. Onun için Türk Tengri dendiği zaman gök kastedilir. Allah varlığı kendisinden yaratmıştır. Varlığın kendisi Tanrı’dır. Türk Müslümanlığıyla Arap Müslümanlığını ayıran birinci mesele budur: Tanrı inancı. - - Bugün hangisini yaşıyoruz? Bugün Türk Müslümanlığına inanıp yaşayanlar da var ama Türkler 16. yüzyıldan başlayarak Arap Müslümanlığına girmişlerdir. Ve ocakları batmıştır. Türklerin gerilemesinin nedeni Arap Müslümanlığına girmeleridir. - - Ne değişti o zamandan sonra? Türkler’in eski inancında varlığın kendisi Tanrı olunca, Allah’ı bilmenin yolu da bilimdi. Jeolojiyi, gökbilimini, insanların arasındaki tabiat yasalarını bilirsen Allah’ı bilmiş oluyorsun. Bilimle uğraşan Allah yolunda yürüyor. Düşünmek tapınmanın kendisi. Tapınmak Tanrı’yı bulmak, ona ulaşmak demektir. Türk’ün erdem anlayışı var bir kere. - - Nedir o? Bir insana kötülük yapıyorsan, Tanrı’ya kötülük yapıyorsun. Hayvana, doğaya kıyıyorsan, suyu kirletiyorsan Allah’a kötülük yapıyorsun. Türkler, Türk inancını İslam içinde yoğurarak sürdürdükleri için bilime, felsefeye önem verdiler. Mesela Kâtip Çelebi diyor ki; ulu Osmanlı devletinde başından başlayarak Sultan Süleyman Han Hazretleri’ne kadar felsefe, akıl bilimleri, nakli bilimleri, birlikte ve bağdaştırarak okutulur. Fatih, bunu yasa haline getirdi. Kurduğu medreselerde felsefeyi ve din bilimlerinin birlikte okutulmasını yasa haline getirdi. Fatih’in kendisi büyük bir âlimidir. O bir dâhidir. Türk tarihinde zaten iki adam vardır o boyutta. Biri Fatih diğeri Atatürk. Ama sadece bilim teknikte değil erdemde de öyle. İstanbul’u alıyor, herkesin dini kendine, bir tek Ayasofya’yı cami haline getiriyor. Aleviler için bir tekke yaptırıyor. Onun dışında isteyen istediğine inansın, hiç karışmıyor. Yeter ki devlete zarar gelmesin. - - Sonra ne oluyor? Sultan Süleyman Hazretleri zamanında bazı müftülerin de etkisiyle günah diye felsefe yasaklandı. İşte buyurun Arap Müslümanlığı… Kâtip Çelebi diyor ki, bundan sonra Osmanlı’da ilim hayatına kesat girdi. Böylece Osmanlı çökmeye başladı. Çünkü bilimsiz bir toplumun yaşaması mümkün değildir. - Eğer o gün bu yanlış yapılmamış olsaydı ne olurdu? Dünyayı Türkler yönetir ve Einstein Türk olurdu. Celal Şengör Hoca’nın ‘Newton Neden Türk Değildi’ diye bir kitabı var. Olmaz ki. Burada yaşasa Newton olmasına izin vermezdik. Darwin neden Türk değil? O zaman Darwin’in yaşamasına müsaade etmezdi bu toplum. Ama Fatih döneminde gelseydi, Fatih onu başına taç yapardı. Kanuni ve sonrasında gelseydi asardık, keserdik. - Bilime bu kadar uzak olmamızın nedeni, dini yanlış okumamız mı? Tabii ki. Kuran’dan adalet de çıkarırsınız zulüm de… Nasıl okuduğunuza bağlı. - Neden insanoğlu adalet yerine zulüm çıkarmayı tercih etsin ki? Öyle işine geldiği için. Mesela Kuran’da “O müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün” diyor. IŞİD bunu alıyor, terör yapmak istediği için burada kullanıyor. Onu kabul etmeyenler diyor ki, “Altında üstünde başka ayetler var, onu niye okumuyorsunuz”… İnsanlar aslında bakış açılarına göre dinleri de yeniden oluşturuyorlar. - Size göre, Türkler aslında çok güçlü ama sırf bu yüzden Sanayi Devrimi’ni de kaçırıyor… Çünkü bilimden kopuyor. Kitapta ne yazıyorsa o, araştırma falan bitti. Bilimden koptuktan sonra ancak Kâtip Çelebi gibi adamlar çıktı, o da kendi söyledi kendi dinledi. Rasathane yapıldığı zaman da “Bunlar meleklerin bacaklarını inceliyorlar” dediler. Hiç başka neden aramaya gerek yoktur, Osmanlı’nın, Babürlü’nün Karakoyunlu İran devletinin de çökmesinin nedeni bilimden uzaklaşmak nakliciliğe saplanmaktır. - Müfredattan evrim teorisinin kaldırılması bizi endişelendirmeli mi? Tabii ki, çünkü aynı sonu getirir. Bakın, Atatürk, Osmanlı’nın son döneminde doğan aydınlanmacıların en bilinçlisi olarak, bir istisna olarak geldi. Mesela biz Ahmet Mithat Efendi’yi romancı olarak biliriz. Aslında Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ kitabını çevirip yayımladı. Bu tartışma yarattı ve yasak geldi. Yasak şöyleydi: Bundan sonra Ahmet Mithat Efendi’nin maymunlarından bahsetmek yasak. Zihniyete bak. Bugün müfredattan evrimin çıkarılması doğru değildir. Bu zehirli yemişten bir süre sonra IŞİD kafasıyla nesiller yetişir. - Atatürk’ü bambaşka bir yere koyuyorsunuz… Atatürk dönemi Türkiye’de aydınlanmanın bir 15 yıllık süresidir. Onun şu sözünü bütün duvarlara yazmak lazım: “Bir gün benim görüşlerimle bilimin gerçekleri çatışırsa, beni bırakın bilimin yolundan gidin. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. Bilimden başka mürşit aramak da cehalettir, ahmaklıktır.” Ama neden söyledi bunu? - Neden? Ona “Efendim, sizin görüşlerinizi doktrin haline getirelim, gençlere öğretelim” dediler. “Asla” dedi, “Donar kalırız. Ben hiçbir dogma bırakmıyorum. Benim yolum akıl ve bilim yoludur.” - Peki biz böyle mi yaptık? Hayır, biz tuttuk Atatürk’ün hiç istemediğini yaptık, Atatürk ilke ve inkılapları diye başka bir din icat ettik. Atatürk’ten sonra Türkiye akıl ve bilim yolundan çıkmıştır. Yarım yamalak bir laikliğimiz vardı, o da gitti. Şu anda Türkiye bir din devletidir. Bu iktidar değil, daha önce başladı. Kenan Evren, anayasaya din dersi zorunluluğu koydu. Amerika’da yasak bu. Darwin okutulur. Sen bunu nasıl yok sayarsın. SEN İYİLİK YAPARSAN, DÜNYA DA SANA İYİLİK YAPAR - Kitapta çok sık altını çizdiğiniz bir cümle var: İyilik yap, dünya daha iyi bir yer olsun! Sen iyilik yaparsan, dünya da sana iyilik yapar. Ağaç dikiyor musun, tabiatı güzelleştiriyor musun, hayvanlara yiyecek veriyor musun, yaralı bir hayvanı tedavi ettiriyor musun, insanlara yardımcı oluyor musun, insanların okuması için bir şey yapabiliyor musun? Bütün inançlar bunu söyler. Namaz insanı kötülüklerden men eder, namaz kötülüklerden men etmiyorsa bir şey ifade etmez. Boşuna yatıp kalkma. Dinlerin koyduğu kuralların hepsinin insanı iyileştirme amacı vardır. - Bu kitabı okuyup ikna olan birinin hayatında ne değişir? Birincisi, lüzumsuz kitapları bırakıp bilim kitapları okuyacak. Çocuklarına da bunları okutacak. Yıllarca ben de kof kitaplar okudum. Kenara koydum şimdi. Gençlere “Bunları okumayın” diyorum şimdi. Boş boş laflar. Bu Türk inancı, her dinin içinde yaşanabilir. Hatta deist ise bile yaşayabilir. Çünkü hedef iyi insan olmaktır. İyilik yapmaktır. Ağacı da çiçeği de sevecek. Hepsinin içinde Tanrı var. - Atatürk’ün Yalova’daki evinin temeline zarar veriyor diye yandaki ağacı kesmek isteyenlere engel olduğunu anlattığınız bir bölüm var. Evet tabii. Ağacı kesmektense evinin altına ray döşettirip evi kaydırtmıştır. Çünkü Atatürk, Varlık Birliği bilincindeydi ve ağaçların da bilinçli varlıklar olduğunu biliyordu. Bir kayısının tadında, bir aşk şarkısının inceliklerinde ‘Yaratıcı’yı hatırlayan biriydi Atatürk. Bu yüzden ağaç kesilmesine hep karşı çıkmış ve ağaç diktirmiştir. Ben Atatürk’e evliya dedim, kızdılar. Atatürk evliya değilse, kim evliya yahu? - Hâlâ Türk inancı ile yaşıyor olsaydık, bu kadar çevre katliamı olmaz mıydı yani? Olmazdı tabii. NAMIK KEMAL ZEYBEK KİMDİR? 1944’te Bayburt’ta doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 21 yaşında MHP’den siyasete girdi, Gençlik Kolları Başkanı oldu. 1987’de ANAP’tan milletvekili, 1989’da Kültür Bakanı oldu. Süleyman Demirel’e başdanışmanlık yaptı. 1995’te DYP’den milletvekili seçilip, 1997’ye kadar devlet bakanlığı yaptı. 2011’de Demokrat Parti’nin başına geçti. Bir yıl sonra ayrıldı. Genel başkanlığı bıraktığından bu yana 9 kitap yazdı. Son kitabı ‘Türk’ün İnancı’nda bilimin öneminin altını çizdi. Odatv.com TOLONBEY:Çok doğru söylemişş NAMIKKEMAL ZEYBEK,osmanlı TÜRK INANCINI atıpta fellah dini KAPTIĞINDAN BATMIŞTIR. Dedeniz
  8. tolonbey

    AVRUPAYI TiTRETEN, 500,000 KiSiLiK ORDUSU OLAN TÜRK

    İşte böyleee, UCUZ MALIN vardır bir İLLETİ.PAHALI MALINDA vardır bir HEKMETİ. Sen bunları iyi bilmelisin.Hintli BUDİST general bana 100,000 hintli esker vereceginize 10,000 Türk eskeri verin,çokdaha memnun olurum demiştir. Senin Budistleri iyi tanımış olman gerekirdi. Biz herkesi TÜRK kabul etmiyoruz. Ben türküm deyenleri TÜRK olarak kabul ediyoruz. MACARLAR SAPLARINA kadar TÜRKTÜRLER. Hırıstıyan aleminin bası papaya bile ROMADA ATİLLA ETEK öptürdü. Açın tarihide biraz tarih okuyun. Yarım yabalak yazı yazıp durmayın. Müslüman TÜRKLERİN yazdığı TARiHİ degil ÖTEKİ TÜRKLERİN yazdığı tarıhleri okuyun.Müslüman TÜRKLERİN tarihlerinin doğruluguna kimse inanmamakttadır. Ülkücü ileri gelenlerden biri şöyle demiştir. DĞRUYU YAZMAYAN TARİH UTANSIN.Benim bu ülkücüye yanıtım şöyle olmuştur.TARİH NİYE UTANSINKİ,TARIHA YALANLARI YAZDIRAN ve YAZANLAR UTANSIN. İstersen görmek bu YALANLARI,getirip asarım ATEİST KAFEYE. Zaten onları birkaç dafa asmıştım ateistforma. Mutlaka bunları okumuşundur.. Dedeniz
  9. tolonbey

    AVRUPAYI TiTRETEN, 500,000 KiSiLiK ORDUSU OLAN TÜRK

    İşte böyleee, Sen neyi anlamışsınkı bunu anlayasın.Yunan anlamısda sen içimizde yaşadığın halda anlayamamışsın.Zatan anlamak isteseydiniz bir BALTAYA SAP olabilirdiniz.Olamadıgınıza göre gerçektende anlayamıyorsunuz. İslam öncesi dünyanın enbüyük imparatorluklarını kuranları başında TÜRKLER gelir.Mısır sarayına hızmatcı olarak giren KÖLE Tolonbeyinoğlu sarayda öyle hızla yükselirki Mısırda TOLON devletini kurar.Dünyada sanırım başka bir örnegi yoktur..Osmanlı imparatorluğunu kuranda bir TÜRK AŞİRETİDİR.AŞİRETTEN imparatorluk kurmak her GÖTÜN karı degildir.KAFA ister KAFA. Bu kafadan dolayıdaa ATİLLA birr ucu KOREDE öte ucu avrupanın en batısına uzanan dünyanın en büyük imparatorluğunu kurmuştur.Hala kalkıpda deyebiliyorsunuz.TÜRK deye bir millet yoktur.Kıskançlık sizde ohala sizi ohala getirmişki GERÇEKLERİ görmenizide engelliyor.Eeeeeeeeee böyleleri kafalı millerlerdee yanaşma olarak yaşamak zorunda kalırlar.Yüzyıllar degil binlerce yıllarda geçsede degişen birşey olmaz..Tarih bunu apacık göstermektedir. Meşhur arap seyyah TÜRKİSTANDA semerkantda bir TÜRK çadırına konuk olur.Orda Türkle vede karısıyla sohbete dalarlar.Bir ara TÜRK kadın kıçını kaşır.Arap seyyah basını geri çevirir görmesin deye.Türk sorar,neden başını geri çevirdin?Seyyah derki GÖRMEYEYİM deye.TÜRK derki benim garı kolunu kaşısaydı gene başını çevirirmiydin.Arap SEYYAH derki çevirmezdım.Türk derki peki ikisinin arasında fark ne?Arap derki bizde çok ayıptır birisinin yanında kıçını kaşımak.TÜRK derki peki sana bir soru.KAHİREDE tahminen kaçtane orospu vardır.SEYYAH biraz düşünür ve derki 2000-2500 kadar vardır.Türk derki şuan SEMERKANTTA bilinen tek OROSPU yoktur.Olmasıda mümkün degildir. Bunları anlatanda ülkesine döndügünde arap seyyah.Biraz dünyayı gezin,biraz okuyun ama ŞENER ŞEN gibi ÜFLEMEYİN.Japonlar neden dünyayı hep gezer dolaşırlar?Dünya halklarını tanısınlar,öğrenilmesi gerekenleri ögrensinler deye.Japonlar dünya milletlerin en üstünde bir millettir.Herşeyde birinci kalitededirler.Nedenini ögrenene çok faydası olur. Ya ALLAH Bismillahlah ALLAHU EKBERLE olmuyor bu işler.Bakın 530 milyon ortadoğu müslümanının AĞZINI,BURNUNU kırıyor 8 milyonluk isreil.Hani 1 müslüman 20 kafire bedeldi.Öyle diyor kuranda. Japonlar şeytanlık düşünmeyip gerçekler üstüne azimle araştırma yapan ülkelerin en üstündedir.Bir büyük felekette ekmek kuyruğuna giren hiçbir Japon iki ekmek almaz başkalarınada kalsın deye.Yarın,öbürgün ekmek bulamaya cağını tahmin etse bile.Kalite herşeyde çok önemlidir. Koşularda birinci gelen genelde bir kişi olur. K-A-L-İ-T-E 1960larda sarıkamıışda Silahlı kuvvetlerin düzenledigi kayak yarışlarında TÜRKİYE çapında subaylar arasında ikinci geneldeyse 7 inci geldiydim.Neden birinci gelemedim,tabiki kaliteden dolayı.Kaliteyide yükseltmek kişinin,kişilerin milletlerin beynini,gücünü çalıştırmakla olur. Dedeniz
  10. İşte böyleee, Arabın ALLAHININ canı nasıl isterse onu yapıyor.Kimisine hiç vermiyor.Kiminede istemedigi kadar veriyor.Arabın ALLAHI çok ADALETLİDİR.
  11. tolonbey

    AVRUPAYI TiTRETEN, 500,000 KiSiLiK ORDUSU OLAN TÜRK

    Macarların Türklüğü Macaristan’da 2018 yılı seçimlerinde meclis sandalyelerinin % 22’sini elde eden Turancı Jobbik (daha iyiye) Partisi lideri Gabor Vona anlatıyor: “Biz Türkiye ile yakınlaşmanın Avrupa’nın yararına olduğunu düşünüyoruz. Diğer partilerin Türk ve İslam karşıtı politikalarına katılmıyoruz. Türkiye bize yeni fırsatlar sunuyor… Türklerle Macarların kökeni birdir. Hunlar’dır. Biz Türkler’e karşı çıkarsak kendi kökenimize de karşı çıkıyor oluruz. Türkler bizim kardeşimiz… Yanlışa cesurca karşı gelen ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan Attila’nın torunlarıyız… Biz Macarlar insanları soylarına göre ayırırız, dostluk başka kardeşlik başka. Türkler ister müslüman olsun ister Gagavuzlar gibi Hıristiyan, onlar bizim kardeşlerimiz… Avrupa’yla belki dinimiz bir olabilir ama kimliğimiz kanımız, soyumuz, geçmişimiz bir değil … Macaristan homojen bir topluma sahip bir ülkedir. En çok konulan erkek isimlerinden biri ise Attiladır. Attila, Avrupa Hun imparatorluğu hükümdarı. Batı Roma İmparatorluğunun çöküşüne sebep olan, bir devir açıp bir devir kapatan, Türklerin ve Macarların ortak başbuğudur… Eğer iktidara gelirsek Avrupa birliğinden çıkıp Turan birliğinin kurulması için elimizden geleni yapacağız.” Macarlar, Atilla’nın torunları 16 Ekim 2012 Türkiye Macaristan maçında Macarların açtığı pankart 16 Ekim 2012’de Budapeşte’de oynanan Türkiye ile Macaristan milli takımları arasındaki maçta ev sahibi Macarlar tribüne “Biz de Atilla’nın torunlarıyız” yazılı pankart astılar. Macaristan Jobbik Partisi’nin Genel Başkanı Gabor Vona pankarttaki mesaj hakkında şunları söyledi: “Karşılaşmanın büyük bahsine karşın, Macar taraftarların böylesine dostane bir jest yapmış olmalarını çok anlamlı buluyorum. Bu, günümüzün düşmanlık ve rekabet dolu dünyasında bilhassa anlamlı ve büyük bir olaydır. Minnettarım bunun için. Umarım bu mesaj mümkün olduğundan daha fazla Türk insanına ulaşır. Dilerim bu haber gider kulaklarına. Macaristan’da öyle bir güç var ki, bu ülkenin en büyük ikinci siyasi partisidir ve kendini Atilla’nın torunu sayan her milleti müttefiki olarak görmektedir. Türkleri de aynı şekilde.“ Atilla adı Macaristan’da çok yaygındır Avrupa Hun Devleti 395-453 arasında yaşayan Atilla, günümüz Macaristan’ın da içinde bulunduğu geniş bir coğrafyada hüküm süren Avrupa Hun İmparatorluğu’nun hükümdarıydı. Yönetimleri altında, çeşitli Türk boyları da dahil olmak üzere kırkbeş kavim yaşıyordu. Bunların çoğu, şimdiki Avrupa milletlerinin dedeleridir. Hunlar, önce Doğu, sonra da Batı Gotlarla karşılaştı. Yerlerinden kopan bu kavimler, batıya doğru hızla akarak, Roma İmparatorluğu topraklarını, Kuzey Karadeniz’den İspanya’ya kadar her tarafı alt üst ettiler. Böylece, Avrupa’nın sosyal, kültürel, demografik, yapısını alt üst eden etnik manzarasını değiştiren ve bugünkü yapının temellerini oluşturan tarihte Kavimler Göçü denilen olay meydana geldi. Attila’nın ölümünden sonra tahta çıkan oğulları dönemlerinde, Hun birliği parçalandı. Hun kavimlerinin büyük bir kısmı Doğu’ya yöneldi. Atilla’nın oğlu İrnek idaresindeki Hunlar, önce Güney Rusya düzlüklerinde görülen, sonra Balkanlarda ve Orta Avrupa’da birer devlet kuran Bulgarlarla Macarların oluşumunda büyük rol oynadılar. Macaristan’a nereden gelmişler? Macarların ilk etnogenetik hareketleri ise kısmen Altaylarda ve bugünkü Kazakistan ve Özbekistan’ın belli bölümlerinde geçmiştir. Bu sürece Tarım Havzası (bugünkü Sincan Uygur Bölgesi) ve Pamir Bölgesi’ndeki eski halklar da etkide bulunmuştur. Macar kavimlerinin Orta Asya’dan Batı’ya göç ettikleri ve Aral-Hazar bölgesinde uzun zaman geçirdikleri tahmin edilmektedir. Bu zaman zarfında Avrupa’nın Doğusunda 370 – 469 arasında Avrupa Hunları, 562-852 arası Avarlar, 552’den sonra Hazarlara katılıncaya kadar Batı Göktürkler, 630’dan sonra Avarlara ve Hazarlara katılıncaya kadar Büyük Bulgar Hanlığı, 965’e kadar Hazarlar hüküm sürdüler. Macarlar 896 yılında yurt tutmadan önce bu kavimlerle yaşadılar. Hazarların son dönemlerinde Volga boylarında teşkilatlanan Macarlar, Arpad Hanedanlığını kurdular. Hazar yönetiminden ayrılan Bulgarlar ve Peçeneklerin saldırıları yüzünden bugünkü Macaristan bölgesine yerleştiler. Ondan önce parçalanan Avarlardan bir grup da Doğu Macaristan’a dağılmıştı. Macar tarihinin en önemli evrelerinden biri “Honfoglalás” yani “Yurt Tutma” anlamına gelen 10. Yüzyılda Macarların Karpat Havzası’na göç etmesidir. Hükümdar Arpad, Karpat Havzası’na göçü sağlayan daha sonraki yüzyıllarda da hükmedecek olan Macar krallık hanedanının kurucu atasıdır. Macar Bilimler Akademisi Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi Genel Müdürü, Türk Tarih Kurumu fahri üyesi ünlü Macar Türkolog Pal Fodor anlatıyor: “Macarlar 895 yılında bugünkü yeri olan Orta Avrupa’daki topraklarını yurt edinmeden önce Orta Asya bozkırlarında Türklerle aynı topraklarda beraber yaşamışlar. Macarlar ve Türkler Orta Asya bozkırlarında Şaman dinine mensuplardı. Macarların göç ettikleri döneme baktığımız zaman Türklerle aynı dine ve adetlere sahip olduğumuzu görüyoruz. Türk ve Macar diline baktığımız zaman da bir çok ortak kelimenin varlığı dikkat çekiyor. Örneğin: Sakal, balta, arpa, tepsi, elma… Ayrıca Türklerin İslamiyeti, Macarların da Hıristiyanlığı kabul etmeden önce ortak isimler kullandıklarını biliyoruz”. Macarlar’ın ataları olarak gördükleri Attila’nın kavmi Hunların, Türk kavmi olma ihtimali tezini savunan Macar Türkolog Gyula Németh’e göre Hun İmparatorluğu’nun yönetim kademelerinde konuşulan dil Türkçe’dir ve Attila adı Ata kelimesinden türemiştir. Attila’nın amcasının adının Oibarsios olduğu, günümüz telaffuzunun ve asıl isminin ise Aybars olması Németh’e göre olasıdır. Romalı tarihçi Priskos’un ve Jordanes’in kayıtlarından yola çıkan Németh, Attila’nın 3 oğlunun isimlerinin de Türk kökenli olduğunu savunmaktadır. Ayrıca Türkçe’den Macarca’ya birçok kelime geçmesi de bunu kanıtlamaktadır. Macarlar’ın Türk kökenli olduğunu savunanların başında Macar Türkolojisi’nin babası sayılan Armin Vambery’nin başını çektiği grup gelir. Macarların Fin-Ugor kökenli olduklarını savunan grubun başı ise Josef Budenz’dir. Macar Türkolog Laszlo Rasonyi, Türk-Macar ilişkisini şu cümle ile özetlemektedir: “Macarların babası Türkler, annesi Fin-Ugor’lardır.” Macarların genetiği Günümüz Macarları genetik olarak Orta Avrupalı. Yani günümüz Macarların genomu çevre halkların, Çeklerin, Slavların, Ukraynalıların, Avusturyalıların genlerine çok benziyor. Bin yıldır bu topraklarda yaşamış olmanın, komşu halklarla karışmanın bir sonucu olarak, artık genetik anlamda Asya ile bir ilişkileri yok Macarların. Peki, ama acaba bin yıl önce durum neydi? Göçebe bir halk olan Macarlar bugünkü topraklarına yerleştiklerinde acaba genetik olarak nasıldılar? Daha çok kime benziyorlardı? R1a Haplogrubu _ Avrupa ve Anadolu dağılımı. Kaynak Eupedia İşte bu sorunun yanıtı Macar boylarının Orta Avrupa’ya geldiği yıllarda bu kavmi yöneten ve daha sonra da ülkenin ilk kralı olan Arpad hanedanından III. Bela’nın (1172–1196) kemik örneklerinden alınan DNA’larda arandı. Şubat 2018’de Archaeological and Anthropological Sciences dergisinde yayınlanan araştırmada Bela III’nın DNAsı R1a çıktı. R1a Güney Asya, Orta Doğu Avrupa ve Güney Sibirya’da geniş bir coğrafya içerisindeki erkeklerin % 10’undan fazlasının baba tarafına ait Y haplogrubu. Slav, Hint-İran, Güney Hindistan’da eskiden yaşamış kara derili, Türk ve Fin-Ogur dillilerde sıkça görülmekte. Araştırmanın sonucu o dönem Macarların genlerinin Asya kökenli olduğunu ortaya koydu. R1a Haplogrubu _ Asya ve Anadolu dağılımı. Kaynak Eupedia Aynı araştırma bin yıl önce bu topraklara yerleşen ilk Macar boylarından bir grup insanın yeni bulunan mezarlarındaki kalıntıları üzerinde de yapıldı. Sonuç aynıydı: İlk Macarlar Asya kökenliydi ve hatta genleri % 25-30 oranında Asya Türklerinin genleriyle benzeşiyordu. András Zsolt Bíró adlı Macar antropolog ve beşeri biyolog, aynı zamanda Doğa Bilimleri Müzesi araştırmacısı 2006 yılında Kazakistan’da topladığı verilerin ve genetik (DNS) örneklerin analizi (Y kromozomu analizi) sonucunda Kazakistan sınırları içinde varlığını devam ettiren Madyar kavmi ve Karpat Havzası Macarları arasında sadece isim benzerliği olmadığını aynı zamanda genetik bağlarının da olduğunu kanıtlamıştır. Araştırma sonuçları dünyanın en önemli bilimsel dergilerinden biri olan “American Journal of Pysical Anthropology” de 2009 yılında yayımlanmış olup özeti aşağıda veilmiştir: “Madyarları diğer 37 populasyonlarla karşılaştırmak için haplogrup sıklıkların baz alındığı genetik uzaklıklar kullanılmış ve göstermiştir ki, Madyarlar jeografik komşularından ziyade Macar popülasyonlarına çok yakındır. Her ne kadar bu buluntu şansdan kaynaklanmış olabilecekse de dikkat çekicidir ve Madyarlar ile Macarların ataları arasında genetik bağlantı olabileceğini akla getirmektedir ve böylece modern Macarlar atalarının izini daha önce varsayılmış olan Doğu Ural bölgesi yerine Orta Asya’da sürebilirler. (Bíró ve diğerleri., 2009: 305).“ Siz Fin-Ugorsunuz Habsburglar döneminde Macarlar üzerinde baskıcı tutum güçlü bir asimilasyon politikası izlenmiştir. Bu dönemde Macaristan’a Macarca bilmeyen memurlar atanmış, Macar asilzadelerinin yok edilmesine yönelik girişimler başlatılmış, Macarlara Avusturya ordularında kısıtlayıcı görevler verilmiş, Macar ordusunun komuta dili Almanca yapılmış, Macar sanayisinin gelişmemesi için her türlü yaptırım uygulanmış, dillerini ve kültürlerini unutturmaya yönelik bir politika izlenmiştir. Macarlar çok uzun zaman milliyetlerinden uzak tutulmuşlardır. Macarların eğitim sistemini kuranlar Avusturyalılardı. Okullarda hangi bilgiler verileceğine Avusturyalılar karar vermişti. Macarların bozkırdan Hunlardan geldiği hep gizlendi. 1626-1886 arasında Osmanlılar Macarlara düşman olarak gösterildi. Bu çerçevede, 1526’daki Mohaç Savaşı ile ilgili çok sayıda araştırmalar yapıldı. Mohaç bir felaket olarak empoze edildi. Ancak bütün bu süreçlerde bir hata yapıldı. Bir taraftan önyargılarla Macarları aşağılayanların, küçümseyenlerin, diğer taraftan Macarlara “Siz Türk kökenli değilsiniz Fin-Ugor kökenlisiniz” empozesi Macarlarca kuşku ile karşılandı. Avrupalıların onlara Avrupanın köylüleri anlamında “Batının en doğuluları” demeleri Macarları doğu köken araştırmalarına yönlendirdi. Böylece Türkoloji – Türklük Bilimi araştırmaları hız kazandı. Türkoloji Osmanlı hâkimiyeti döneminden önce, Orta Asya bozkırlarında Macarlarla Türkler arasındaki yakın ilişki ağı, gerek Macar tarihi ve Macar dilinin kökeni, gerekse de Türk halk unsurlarının (Oğuzlar, Peçenekler, Kumanlar, Tatarlar) birbirleriyle olan etkileşimiyle yakından ilgilidir. Macaristan’da Türklere karşı ilginin başlangıcı Osmanlı İmparatorluğu’nun Macaristan’ı büyük oranda ele geçirmesine dayanmaktadır. Böylece çok eski tarihlerde Macaristan’da Türkoloji çalışmaları başlamış oldu. Bu dönemde Türkçe dil kılavuzları hazırlanmış Macar dili ve Türk dili arasındaki benzerlikler ilk defa keşfedilmişti. XIX. yüzyılda Türk runik abidelerinin keşfi ve deşifre edilmesi ile ortaya çıkan bilimsel atmosfer, Macarların kendi köklerine doğru bir seyrüsefere çıkmaları ile sonuçlanmıştı. Macaristan’da Türkoloji çalışmaları geleneksel olarak üç alanda yoğunlaşmıştır: 1) Avrasya bozkırlarında ve özellikle batı bölgelerindeki Orta Çağ Türk halklarının tarihi, 2) XIV-XVIII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu tarihi, 3) Türk-Macar İlişkilerinin izleri Macar dilinde görüldüğünden Macaristan’da Türkoloji çalışmalarının temelini teşkil eden dil tarihi araştırmaları. 1846’da Budapeşte Üniversitesinde Doğu Dilleri Kürsüsü kurulmuştur. Daha sonra Macarların Türkoloji alanındaki en büyük kurumlarından biri olan ve bu alanda yapılan çalışmaların merkezi haline gelen “Budapeşte Loránd Eötvös Üniversitesi Türkoloji Bölümü” açılmıştır. Bütün çalışmalarında ısrarla Türk-Macar akrabalığının savunuculuğunu yapan Budapeşte Loránd Eötvös Üniversitesi Türkoloji Bölümünde Türk grameri üzerine çalışmaları olan János (Yanoş) Repiczky (1817-1855), Üniversitede ilk Türk dili profesörüydü. János Repiczky aynı zamanda Macar Bilimler Akademisi üyesi olup, 1848’den 1851’e kadar da akademide kütüphaneci olarak görev yapmıştır. İlerleyen yıllarda akademide Doğu araştırmaları ile ilgili olarak önemli bir görev üstlenmiş ve akademinin talimatı ile Macaristan tarihi hakkındaki Türk kaynaklarının sistemli olarak toplanmasını ve çevirilerini başlatmıştır. Böylece onun döneminde Türk kaynaklarının araştırılması ve incelenmesi hız kazanmıştır. Ármin Vámbéry Repiczky’nin öğrencisi Türkoloji Profesörü Ármin Vámbéry‘nin Türkoloji alanında sayısız makalesi, 38 kitabı ve birçok broşürü bulunmaktadır. Vámbéry’nin Türk ırkı hakkındaki çalışmalarının yanı sıra Macarlığın kökeni hakkında yazmış olduğu yazıları Macaristan’da Türkoloji sahasına karşı önemli bir ilginin oluşmasına katkı sağlamıştır. Türkoloji alanındaki en önemli eseri “A Török Faj” (Türk ırkı) 1885’de “Das Türkenvolk” başlığı adı altında Almancaya çevrilmiştir. Osmanlıca ve özellikle Çağatayca üzerinde çalışan Vámbéry, “Abuşka” adlı sözlüğü 1862’de yayımlamış, ardından Muhakemetü’l-Lûgateyn’i de Macarcaya çevirmiştir. 1870 yılında Kutadgu Bilig’i yayınlaması ününün bir kat daha artmasını sağlamıştır. Vámbéry, 1882’de etimolojik açıdan fevkalade bir eser olan “A Magyarok Eredete” (Macarların Menşei) adlı çalışmasını neşrettikten sonra, Türk Kaptan-ı Deryası Seydi Ali Reis’in Afganistan ve Hindistan hakkında yazdığı seyahatnamesini (1553-1556) İngilizceye çevirmiş, Özbek şairi Muhammed Salih’in “Şeybaniname” adlı destanını “Die Scheibanide” adı ile 1885’te Almanca olarak neşrederek bu önemli çalışmayı bilim dünyasına sunmuştur. 1891 yılında ise “Altosmanische Sprachstudien” (Eski Osmanlı Dil Çalışmaları) adlı araştırma eseri ise bugün dahi önemini koruyan önemli bir çalışmadır. Vámbéry’ye göre: “Bizans, Arap, İran kaynakları, Macarları “Türk” diye adlandırdığından, etnik kökeninde Türklere has bir takım özellikler gözlemlendiğinden ve dil mukayesesi de bunu doğruladığından Macar halkı Türk’tür. Dili de Türk kökenlidir.” Daha geniş bilgiler için LÜTFEN TIKLAYIN. Armin Vambery’nin öğrencilerinden Josef Thúry’nin lise yıllarında başlayan Türk diline merakı ve ilgisi üniversite yıllarında daha da artmıştır. Birçok tanınmış bilim adamının derslerine girmişse de en çok Vambery’nin etkisinde kalmış ve onun görüşlerini savunan yazılar yazmıştır. Doğu Türk dilleri ve edebiyatları, Osmanlı el yazmaları, Türk dili kalıntıları ve eski Macar tarihi ve dilinin Türklerle olan bağlantısı çalışmaları yapmıştır. Josef Thury, Türkoloji çalışmalarını Çağatayca ve Osmanlıca üzerine yoğunlaştırmış, “Behçetü’l-Lügat, Seng-lâh, Abuşka” sözlükleri üzerinde uğraş vermiştir. Osmanlı Türkçesi üzerine de çalışmaları olan Josef Thury, “İskendernâme” ile ilgilenmiştir. 1903 yılında Macar Bilimler Akademisi tarafından haberleşme üyeliğine seçilmiştir. Ayrıca Osmanlı tarih kitaplarında Macarlar ile ilgili olan bölümler üzerine çalışmalar yapmıştır. 1889 senesinde hazırladığı Macarca -Türkçe sözlük basılmamıştır. 1906 senesinde Armin Vambery’nin emekliğe ayrılmasından sonra Budapeşte Üniversitesi tarafından Doğu Filolojisi Bölümü’ne atamış olmasına rağmen ölümü sonucunda atama gerçekleşmemiştir. Gyula Nemeth 1916’dan itibaren kürsünün yönetimine getirilen Türkolog Profesör Gyula Németh, yarım yüzyılı aşan araştırma ve çalışmalarıyla Macar Türkolojisi’nin ekolü haline gelmiştir. Çalışmalarında Türk dili tarihini, lehçeleri, Macarların eski çağlardaki Türk Kuman, Kıpçak, Peçenek kavimleriyle olan bağlantılarını araştırmıştır. Macar tarihinde çok önemli bir yere sahip olan “Yurt Kuran Macarların Teşekkülü” adlı eserinde Macar kabilelerindeki ve yurt kurma sırasındaki Türk unsurlarını ve bu unsurların etkilerini işlemiştir. Daha geniş bilgiler için LÜTFEN TIKLAYIN. Macar Bilimler Akademisi Ekonomist Grof Szechenyi Istvan tarafından 1825’de kurulan ve “ulus dilinde yaşar” inancına bağlı kalan Macar Bilimler Akademisi de Türkoloji çalışmalarının temel merkezlerinden biri olmuştur. Akademi günümüzde dahi Avrupa’nın en bilinmiş ve önde gelen bilim kuruluşları arasında yer almaktadır. Akademinin dil bilimleri alanında çeşitli dergileri yayınlanmıştır. Bunlardan 1951 yılında yayınlamaya başlanan “Acta Orientalia Hungarica” adlı derginin yönetimi Türkolog Lajos Ligeti’ye verilmiştir. Lajos Ligeti, Macaristan’da Türkoloji’nin daha geniş kapsamlı Altayist ekolünü kuran ve Németh’in öğrencisi olan önemli bir Türkolog’dur. Ligeti, Budapeşte Üniversitesinde klasik filoloji öğrenimi görmüş daha sonra aynı üniversitede Türkçe ve Moğolcaya karşı çok büyük bir ilgi duymaya başlamış, çalışmalarını bu alanda devam ettirmiş ve İç Asya’da yaşayan Türk ve Moğolların tarihi ile ilgili belgeler üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırmıştır. 1928-1932 arasında Macar Bilimler Akademisinin desteğiyle Moğolistan’da bir araştırma gezisine katılmış, Moğol dili ve ağızları üzerinde incelemeler yapmıştır. Aynı araştırmada İç Asya’da yaşayan Moğolların ve Türklerin tarihi ile ilgili eski kaynaklar üzerinde de çalışmalar yürütmüştür. Lajos Ligeti ayrıca Macarca ile Türkçe arasındaki ilişkiler üzerinde de değerli çalışmalar yapmıştır. Macarca’da kullanılan eski Türkçe kalıntılarla ilgilenmekle kalmamış, Türkçe kökenli şahıs adlarını ele alarak bu konuda bilime yeni bilgiler sunmuştur. Bu derginin ardından yayınlanan “Acta Linguistica Hungarica” adlı dergi Gyula Németh tarafından yönetilmiş, dergide adından da anlaşılacağı gibi daha çok dil konusundaki araştırmalara yer verilmiştir. Şark Cemiyeti Macaristan’da “Şark Cemiyeti” Doğu üzerinde çalışma yapan araştırmacılarına her konuda destek sağlamıştır. I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar faaliyetini devam ettiren cemiyetin yerine daha sonra Macar Türkologlar ve Doğu bilimcileri tarafından “Körősi Csoma-Társaság” (Körősi Csoma Derneği) kurulmuştur. Gyula Németh’in, bir süre başkanlığını yaptığı cemiyetin 1921-1941 arasında neşredilen “Körősi Csoma Archivum” dergisi dorudan doğruya Türkoloji yayın organı olarak çıkmış ve dünya Türkoloji’sinin en kaliteli yayın organı haline gelmiştir. Ayrıca bu derginin yazarları arasında Doğu bilimcileri de yer almıştır. Derginin en büyük özelliklerinden biri de Avrupa’da Türkoloji alanında yayınlanan ilk yayın organı olmasıdır. Türklerle akrabalık Taç üzerindeki yazı: ΓΕΩΒΙΤΖΑS ΠΙΣΤΟS ΚΡΑΛΗS ΤΟΥΡΚΙΑS Türklerin ülkesinin sadık kralı 1. Geza’ya Bu iddianın kökenleri çok eskiye uzanıyor ve bu konuda tarihsel kanıtlar da var. Bunların arasında en somutu Bizans kökenli olanı. Macar Krallığı’nın ilan edildiği M.S. 1000 yılında Macar Kralı 1. Geza’ya Bizans tarafından hediye edilen tacın üzerinde: “ΓΕΩΒΙΤΖΑS ΠΙΣΤΟS ΚΡΑΛΗS ΤΟΥΡΚΙΑS (Türklerin ülkesinin sadık kralı 1. Geza’ya) yazılı. Macaristan’ın Kutsal Tacı “Szent Korona” olarak adlandırılan ve Macaristan’da çok değerli ve Macar devletinin en önemli hazinelerinden biri olarak kabul edilen bu tacı 50 den fazla Kral giymiş. Tarihte ilk kez “Türkiya” adı bu taçta görülüyor. kullanılıyor. “İşte bakın, Bizans bizi Türkler olarak görüyordu” diyor Türk köken tezini savunanlar. O zamanlar Bizans’ta Macarlara “Torkiyas – Türkler” Doğu Ortodoks Kilisesine Torkiya Metropolitliği, başındakine de Torkiya Metropoliti denilmekteydi. Macarların Türk soylu topluluklarla teması sonraki asırlarda da devam etmiştir. X. ve XI. yüzyıllarda Karpat bölgesine Peçenek ve Oğuz göçleri olduğunu görmekteyiz. 1237 de başlayan Moğol istilası sırasında Deşt-i Kıpçak topraklarında yaşayan Kumanlardan yaklaşık 40.000 kişilik bir aile bugünkü Macaristan’a gitmiş, Macarların Kunlar dediği etnik grubu oluşturmuş ve Hıristiyan olmuşlardır. Günümüzde Macaristan’da Karsak civarında yaşayan 75.000 civarında bir Kıpçak Türk Hıristiyan grubu bulunmaktadır. Bu olay ilerleyen bölümlerde ayrıntılı olarak açıklanmıştır. XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Macarlar arasında Attila İmparatorluğu’nun varisi olarak benimsenme ülküsü ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu düşünce yani Hunların ve Macarların ortak bir kökene sahip oldukları düşüncesi Batılı kronik yazarlarının eserlerinde yer almıştır. Hun-Macar kavmiyet fikri XIX. yüzyıl sonlarına kadar Macar soyluları arasında da büyük oranda kabul görmüştür. Macarca ve Türkçe Macar’ca ve Türkçe ortak dil ailesinden. Kelimeler farklı olabilir ama dil sistemleri benziyor. Örneğin, her iki dilde de yardımcı sözcük kategorisi var. Bu yardımcı sözcükler: a. yapım ekleri yetersiz kaldığında sözcük yapımında, b. zaman veya kip ekleri gibi, c. aspekt olayını ifade etmek için, d. her iki dilde de yeterlik bildirmek için kullanılırlar. Macarcadaki “van” yardımcı fiilinin geçmiş zaman çekimi ile Türkçedeki “imek” fiilinin geçmiş zaman çekimi karşılaştırıldığında benzerliklerin olduğu görülmektedir. TRT’de yayınlanan Macaristan’daki Kumanlarla ilgili Belgeselde dil benzerliklerini şöyle ifade ediliyor: “Mesela Macaristan’da ‘cebimde çok küçük elma var’ deseniz sizi herkes anlayabilir. Macarcası da şöyle: ‘Jembemben çok kiçi alma van’. Bir Macar’a gecekondu nasıl söylenir diye sordum, ‘kiç kapu’ dedi. Yani ‘küçük kapı’ ” Günümüzde Macaristan’da 1000 kadar Türkçe sözcük kullanılıyor. Türkçe derken Osmanlı öncesi Türkçesi, eski Kıpçak ve Çuvaş Türkçeleri ile beraber birçok Türk lehçelerini de dikkate almak gerekiyor. Belgesel danışmanlarından Kuman Türkolog İmre Baskı‘nın dil benzerlikleriyle ilgili verdiği bazı örnekler ise şöyle: “Çok ilginç ki yemekler ile sözler daha çok sözde kaldı. Yemek kültürü Bosnalılardan çok etkilenmiş, kahve, şerbet vardı, fincan, sarma, halen de kullanılıyor. Cep, elbise, pabuç, aba var. Çavuş, çubuk, divan, hapishane, dükkandan geliyor. İmbik, kayısı, kasap, kefen, fırça, kırbaç, mahmur, pide, sancak, barbunya, tarhana, tencere, sabun v.s” Macarcada, Macar kavim adlarının etimolojisine yönelik zengin literatür incelendiğinde, bu adların çoğunun Türkçe olarak açıklandığı görülür. Kavim adları üzerine tümüyle yeni bir sistem kurmuş olan günümüz Macar Türkolojisinin önde gelen isimlerindenSzeged Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi dekanı ve Altayistik Bölümü başkanı Árpad Berta’ya göre Magyar adı da dahil olmak üzere bütün Macar kavim adları Türkçedir. Bazı Türkçe – Macarca kelimeler akbora – akbura akkuş – akos alacalı- alacs [alaç] (Kumanca: alaç – alacalı) alper, alpar (soyad, erkek adı) – alpar alt sektör – alagaz ana – anya arkan (soyad, erkek adı) – árkány (Kumanca: at koşulmakta kullanılan ilmikli ip) arpat (soyad, erkek ad) – arpad arslan – arszlan ata – atya bahadır – bahatur, bayatur balaban – balaban (çakırdoğan) balta – balta Barak – Barak (Kuman boy adı) batur (cesur) – bator (Tatar lehçesi) baykuş – bagoly ben – en benim – enyem beter – beter (kötü anlamında) bi ber – bors (eski Türkçe: borç) biç (yersiz olarak çıkıp budanması gereken filiz. Azeri – bic) – becs [beç] biş (çiş) (Türk lehçesi) – bis boğa – bika bol – bo Borçoglu – Borcsoglu (Kuman boy adı) boza – boza (bir tür bira) buğday – buza buzağı – borjú [boryū] cep – zseb [ceb] cebimde – zsembemben [cembemben] cici – cici (baştankara anlamında) çadır – satoralma çal – csal [çal] (hile anlamında) çarp – csap [çap], csapas [çapas] çevir – csavar [çavar] çok – sok dalga – dagály damga – támga (Başkurt, Tatar, Özbek, Kırgız, Uygur lehçesi) darı – dara (kırma (buğday, mısır); ebebulguru. Kıpçak dili: tara) daz (anlamı dazlak) – tar (Kazak Türkmen, Özbek, Uygur: taz. Azeri: dazlak) de (ama,fakat) – de dede – ded deve – teve (Kıpçak dili: teve) dür – tür düve – üno elma – alma (Türkiye’nini bazı yöreleri dahil Türk dünyasının tamamına yakınının lehçesi) er – úr erboğa – erbuga erdem – erdem eşmek – es, çapas gök (mavi) – kek (Eski Çuvaşça:kıvak) halk – hala ikiz – iker kalpak – kalpag kapak – kupak kapı – kapu kaplan – kaplany kaplumbağa – teknosbeka (tekno – tekne) karaboğa – karabuka Karakaşlı – Karakas [karakaş] (soyadı) (Kumanca kara kaş -kara kaşlı) Karsak – Karcag [kartsag] (bozkır tilkisi -yer adı) (Kumanca karsak – bozkır tilkisi) kayısı – kajszi [kaysi] keçi – kecke (Tatar lehçesinde: kece) kendir – kender kesek (parça toprak) – keszi (Eski Macarca: keseγ – kavim adı) kılıç – kard kırbaç – korbacs [korbaç] kısa – kurta kız+mak – kis+ál kim – ki kimin – kié koç – kos Konguroğlu – Konguroglu (Kuman boy adı) kök – gyök köpek – kopó köpek – kuçu köşek (deve yavrusu) – kölyök [köyök] (çocuk; hayvan yavrusu) (Eski Çuvaşça: *kölek) Kuman – Kun kurbağa – baka (Tatar: baka, Kazak, Kırgız, Özbek: kurbaka) kurultay – kurultaj [kurultay] küçük – kicsi [kiçi] (Türkmen kiçi. Azeri, Özbek, Uygur: içik) o – o omuz – tamasz öküz – ökör öl – öl (Macarca’da öldürmek anlamında) pabuç – papucs [papuç] pamuk – pamut pide – pide pis – piszkos porsuk – borz sabun – sabun saç – szor sakal – szakal sarı – sarga sayı – szam sek – szök sevgi – semmi sırt ardı – gyarmat (Eski Macarca: gyarmatu [kavim adı], Eski Bulgar Türkleri: jarımatı, jarımardı [geride bulunan anlamında]) süpür – söpör süpürge – seprü sür – suruség (firça) süz – szür tanık – tanú tanıt – tanít (öğretmek anlamında) tarak – taraj tarkan (soyad, erkek adı, ayrıcalıklı, saygın kişi) – tárján (Kumanca: ikinci kral, demirci kral anlamında) tavuk – tyuk (Azeri lehçesi: toyuk, Türkmen-Anadolu lehçesi: tovuk) teke – teke tekeli – tekes tekerlek – kerek (Macarca ve Moğolcada “teker” dönmek anlamına geliyor) töre – törvén tuğrul (çakırdoğan – yırtıcı bir kuş)- turul tümen – tömény uçurum – szirt (Kıpçak dili: sırt) uzun – hosszu var – van yanak – jeneğ (Eski Macarca: kavim adı) yapağı – gyapjú yas – gyasz yel – szel (Çuvaşça śil) yemiş – gyümölcs yer – ter yılan – illancs [ilanç] (Anadolu, Azeri, Özbek: ilan) yoğur – gyur yurt – jurta yüzük, yüksük – gyürü (Eski Çuvaşça: cürüg) Macaristan Türk Konseyine katıldı Macaristan’ın da katıldığı Türk konseyi 2018’de Kırgızistan’ın Çolpan Ata kentinde gerçekleştirilen Türk Devletlerinin devlet başkanları düzeyinde katıldığı “Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi“, “Türk Konseyi” ya da “Türk Keneşi” olarak adlandırılan 6. Türk zirvesine Macaristan da Başbakan düzeyinde ilk kez katıldı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın konseyde yaptığı konuşma: “Sizinle işbirliği yapma fırsatımız olduğu için büyük onur duyuyorum. Sizlerin de bildiği gibi biz Macaristan’da yaşıyoruz. Biz Macarlar Macarca konuşuyoruz. Macar dili kendine özgü, eşsiz Türk diline akraba bir dildir. Biz sizlerin arasında batı ülkeleri arasında yaşayan bir ülkeyiz. Hıristiyan dinini aldık, Hıristiyan Türk eliyiz fakat Kıpçak-Türk ilkeleri üzerinde dik duruyoruz. Bizler Atilla’nın torunları olarak yaşamaktan gurur duyuyoruz. Bizim özümüz Türk kökenlidir ve bu saygı ile anılır. Ve bildiğiniz üzere ülkemde her yıl Türk ülkelerinin katılımıyla gerçekleşen Turan Kurultayı vardır. Türk yurtlarından gelen delegasyonlar, birlikte samimi bir şekilde kurultayı gerçekleştirmektedirler. Bu Kurultaya Türkiye, Kazakistan, Türkmenistan Cumhurbaşkanları da katıldı. Eskiden Avrupalılar sık sık aşağılamak için bize “Batının en doğuluları” derlerdi. Daha önce bizi bu şekilde kırmaya çalıştılar. Ancak bu tür örgütlenmeler ve Türk dili konuşan ülkelerin gelişmesi sayesinde bunun şimdiden övgü olduğuna inanıyoruz.” Macaristan’daki diğer Türk kökenliler Yurt kuran Macarlara IX-X. ve XI. yüzyılda Peçenekler; XII. ve XIII. yüzyılda ise Kumanlar katılmışlar ve onlara birlikte Macarların etnik ve dil özelliği de Türkçe unsurlarla daha fazla karşı karşıya kalmıştır. Deşt-i Kıpçak topraklarında yaşayan Kumanlar, büyük bir güçle Doğu Avrupa’yı ele geçirmek için harekete geçen Moğollar’a karşı Ruslarla birleşik ordu kurdular ancak 1223’te yenilgiye uğradılar. Sonrasında Moğollar, zaferlerinin sağladığı olanaklardan yararlanamayarak iç siyasi nedenler yüzünden Orta Asya’ya geri döndüler. Ancak Kumanlar Cengiz’in büyük oğlu Cuçi’nin egemenliği altına aldı Volga’dan doğuya doğru uzanan bölgeyi kaybetmiş oldular. Kıpçak bozkırlarının büyük bir bölümü üzerindeki egemenlikleri yine de on yıldan fazla sürdü. Daha sonraki Moğol saldırısı 1237’de gerçekleşti. Moğollar bir dizi Rus şehrini işgal ettiler ve sonra Kıpçak bozkırını ele geçirmek için ilerlediler. 1238’de Kumanlar, Moğollara karşı yeni bir yenilgiye uğradılar. Yaklaşık 40.000 çadırlık bir Kuman kafilesi Macar kaynaklarının “Kötöny – Köteń” adıyla andıkları Kuman hakanı komutasında Karpat havzasına geldiler ve Macar Kralı IV. Béla’dan Macaristan’a sığınma istediler. Köten’in hareketi tümüyle mantıklı, başka seçeneği bulunmayan bir davranıştı. IV. Béla yaklaşan Moğol tehlikesine karşı güçbirliğini düşünerek ülkenin sınırına giderek büyük bir törenle Kumanları karşıladı. Bu karşılaşma anı Karcag (Karsak) şehrinde 2001 yılında yapılan Büyük Kuman Milenyum Anıtı’nda ölümsüzleşmiştir. IV. Béla, Kumanları dağınık bir biçimde yerleştirdi. Kuman prenslik ailesini Peşt bölgesine, saraya yakın bir yere, diğerlerini ise ülkenin ortalarına fakat birbirlerine yakın olmayan yerlere yerleştirdi. Macarların Kunlar dediği göçebe Kumanlar yerleşik yaşama uyum sağlamada ve yerel halkla büyük sorunlar yaşadılar. 1241’de kalabalık bir Macar grup Kumanlara karşı ayaklandılar. Bunun üzerine Kumanlar ülkeden ayrıldılar ve Balkanlarda, Aşağı Tuna bölgesine yerleştiler. Moğol istilası ile karşılaşan IV. Béla Kumanları geri çağırdı ve Tuna-Tisza “Tisa” ırmakları arasında, Kőrös “Kȫröş”, Maros “Maroş” ve Temes “Temeş” nehirleri boyunca yerleştirdi. IV. Béla 1246’da Kumanlarla yeni bir anlaşma yaptı ve çağın adetlerine uygun olarak bu anlaşmayı evlilik bağı ile perçinledi. Oğlu tahtın varisi IV. Istvan’ı, Kuman prensinin kızı Erzsébet’le (Erjêbet) evlendirdi. Kumanlar özel bölgelerinde özgür göçebe yaşamlarını sürdürdüler, eski alışkanlıklarını, giyim biçimlerini korudular. Ayrıca keçe çadırlarında da yaşayabildiler. Kumanların bazı boylarının Hıristiyanlığı kabul etmeleri Macar rahipleri sayesinde gerçekleşmiştir. Daha sonra Macar Kralı’nın teşvikiyle Kuman Piskoposluğu kurulmuş ve Macar Kralı’nın unvanları arasına Rex Cumaniae (Kumanistan Kralı) unvanı da eklenmiştir. Kumanlar yazı dilleri olmadığı için, yüz yıl gibi kısa bir süre içinde asimile oldular, dilleri de yok olup gitti. Yine de günümüzde Kuman olduklarını ve atalarının nereden geldiklerini çok iyi bilen Macaristan’da Karsak civarında yaşayan 75.000 civarında bir Kuman Türk Hıristiyan grubu bulunmaktadır. Macaristan’a yerleşen yedi Kuman kabilesinden biri Olaş boyuydu. 1936 yılında derleme yapmak amacıyla Macar müzik adamı Bela Bartok Toros’larda Ulaş soyundan gelen Yörük köylerini gezmiş, pek çok köyde dinlediği türkülerin bir kısmının Macar Halk Türküleriyle şaşırtıcı ölçüde benzediğini farketmiştir. Diğer bilgiler ayrı bir yazımızda açıklanmıştır OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Sekeller, Attila’nın ölümünden sonra Karpat havzasında Csigle denen yere yerleşen 895’te Macarlar gelene kadar orada varlıklarını devam ettiren Hunların doğrudan torunlarıdır. Çoğunluğu günümüzde Romanya sınırları içerisinde kalan Sekelistan’da bir kısmı da Macaristan’da yaşamaktadırlar. Daha geniş bilgiler ayrı bir yazımızda açıklanmıştır OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Macarların Turancılığı Avrupa’da yeni güç dengeleri kurulurken, Avusturya-Macaristan monarşisi güç kaybetmeye başlamışken Panslavizm ve Pangermenizm’in arasında sıkışıp kalan Macar milliyetçileri, Macar ulusal bağımsızlığının kazanımı için yeni müttefik arayışlarına girmiştir. Macar siyasetçilerinin bir kısmının yüzünü Doğu’ya dönmesi ve Batı’ya olan güvensizlik sonucu rotayı Doğu’ya çeviren bir ideolojinin oluşumunda en büyük etkenlerden olmuştur. Turancılık kavramı ise bu kimlik arayışlarının sonucunda doğmuş ve oradan dünyaya yayılmıştır. Slav ve Germen halklarının arasında sıkışan Macarlar, içinde bulundukları ülkenin yalnızlaşması ve uluslaşma sürecinin de etkisiyle geldikleri Turan bölgesinin, Türk asıllı halklarıyla yakınlaşma arayışı içine girmişlerdir. Macarları Turan’a sürükleyen yol, Slav ve Germenlerin, Macarları siyasi ve kültürel anlamda hakimiyet altına alma çabaları olmuştur. Doğu Avrupa’da Panslavizm ve Pangermenizm çekişmesi hız kazanırken Macarlar, yok olmamak için Turancılık ideolojisini bir kurtarıcı olarak görmüşlerdir. Macar Turancılığına göre Ural-Altay, Fin-Ugor ve Uzak Asya halkları Turan halklar ailesini oluşturmaktadır. Buna sebep olarak ise Macarlarla sıkı tarihsel ilişkide bulunan Asya bozkır halkları başta olmak üzere birçok halk dahil edilmeye başlanmıştır. Macarlara göre Turan’ı; Finler, Estonyalılar, Slavlaşmamış Bulgarlar, Türkler, Tatarlar, Türkmenler, Kırgızlar, Özbekler oluşturmaktadır. Bu halkların birliği Macarlara göre daraltılmış Turan’dır. Turan’ın genişletilmesi durumunda bu listeye; Japonlar, Koreliler, Moğollar, Çinliler, Siyamlılar, Tibetliler de dahil edilecektir. Yüzyıl başlarında ülke olarak bakıldığında ise; Turan ülkeleri arasında; Macaristan, Finlandiya, belli bir ölçüde Bulgaristan, Türkiye, Japonya, Çin, Tibet, Nepal ve Siyam bulunmaktaydı. Macaristan’da Turan hareketinin yaratılmasında ve Turan hareketinin siyasi bir hareket olarak ortaya çıkmasında belirleyici isim Pal Teleki’dir. Pal Teleki, 1918 yılında yayınlanan makalesinde düşüncelerini şöyle dile getirir: “Tarihsel geleneklerimiz nedeniyle biz hareketimize Turan adını verdik. Bu ne oranda haklıdır? İran-Turan ayırımı dil ve ırk farklılıklarından kaynaklanmamaktadır. Turan, Orta Asya’nın göçebe halkları için kullanılan ortak bir tanımlamadır. Turan coğrafi bir kavramdır, ama sadece toprak coğrafyası anlamında değil, etnografya coğrafyası anlamında da.” Turan hareketini dil ve ırk temelinden, coğrafya ve kültür temeline çeken bu düşüncenin iki temel nedeni bulunmaktadır: Birinci neden; dünya siyasetindeki var olan düzendir. I. Dünya Savaşı’ndan mağlup ayrılan Macaristan, topraklarının 2/3’ünü, nüfusunun ise 1/3’ünü başka ülkelere bırakmak zorunda kalmıştır. Bu sebepten dolayı yenilgiden çıkış arama yollarına girilmiş, 1918’lerde siyasette solun ağırlığı artmıştır. Sağ ideolojiler ise merkeze doğru kaymaya başlamıştır. Bu yıllarda ise Macar Turancıları radikal siyasetlerini yeniden düzene sokacaklardır. İkinci ve daha etkili olan neden ise; Macaristan’da Turancılığı hem düşünsel hem de siyasal bir hareket olarak geliştiren kadronun yetkin, uzmanlık alanlarında dünyada ses getirecek çalışmalara sahip olan bilim adamlarından oluşmuş olmasıdır. Genel olarak bu bilim adamlarının hedefi Turan halklarının geniş birlikteliğini bilimsel yollardan tanıtmak olmuştur. Bu uğurda Orta Asya’ya birçok araştırmacı gönderilmiştir. Turan Derneği Sonunda 1910 yılında Macar Turancıları, Turan Derneği adı ile bir örgütlenmeye gitmişlerdir. 30 Aralık 1910 tarihinde Bela Erödi’nin başkanlığında Kurucu Genel Kurul seçilmiş, derneğin onursal başkanlığına tanınmış Türkolog Armin Vambery getirilmiştir. Yönetim kurulu, Macar bilim dünyasının sayılı isimlerinden seçilmiştir. Dernek, siyasal gayeler güden bir kuruluş olmamakla birlikte -bu şekilde yansıtılmıştır- bilimsel bir dernek şeklinde yapılanmıştır. Derneğin Macaristan’a biçtiği rol Turan halklarının en batıdaki üyesi olarak gördüğü Macaristan’a Turan halklarının önderliği olmuştur. Derneğin kuruluşunu duyuran bir broşürde ise Turan Derneğinin amaçları yazmaktadır: “Turan Derneğinin amacı; Asya ve bizle akraba Avrupa halklarının bilim, sanat ve ekonomilerini incelemek, onları yurt içinde ve yurt dışında tanıtmak, geliştirmeye yardımcı olmaktır. Yine, bu kardeş halkların çıkarlarını Macaristan’la bütünleştirmeye çalışmak da amaçlarımız arasındadır. Derneğimiz çıkarcı değildir. Siyaset, din ve mezhep sorunlarının ve kişisel problemlerin faaliyet alanımıza girmesine kesinlikle izin verilmeyecektir. Öncelikle bilimsel olan çalışmalarımızda, ticari ilişkilere asla yer yoktur. Derneğimiz amaçlarını Turan kökenli olmayan halklarla işbirliği ve diyalog içinde gerçekleştirmeye özen gösterecektir.” Turan Dergisi Turan dergisi Derneğin bir diğer amacı da çalışmalarını duyuracak yayın organı gereksinimiydi. Bu nedenle 1913 yılından 1921’e kadar kesintiye uğrayarak, 1944 yılına kadar ise sürekli çıkacak olan Turan dergisinin, iki aylık yayınlanması düşünülmüştür. Derginin içeriği birkaç dilde makaleler içermekte ve bilimsel makaleler güçlü bir kadro tarafından yayınlanmaktaydı. Macarca, Türkçe, Almanca ve Fransızca makalelerin yer aldığı Turan dergisinin 1913’de çıkardığı sayı üç ile sınırlı kalabildi. Bir müddet ara verilmesine rağmen, İkinci Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar dergi yayınlanmaya devam etmiştir. Yabancı bilim adamları tarafından dergiye olan ilginin arttırılması hedeflenirken, Macar Turancı fikirlerini uluslararası platformlara çıkarmak gayeler arasında en belirginiydi. Ayrıca Turan kavramına coğrafi, dilsel ve etnik anlamlandırmaların yüklenmiş olması, bunun sonucunda yayını yapılan yazıların incelenmesi sonucunda Turan dergisinin yapısı da ortaya çıkmaktadır. Yüzünü Doğu’ya dön, Turan’ı bulacaksın Macarların tarihsel serüvenine bakıldığında oradan oraya göç ettikleri ve çeşitli halklarla etkileşime geçerek akraba olduklarını görürüz. Bu birliktelik ve akrabalık ilerleyen zamanlarda Macarların, Dünya Savaşını kaybetmesi neticesiyle buhrandan kurtulmak için Turan’a yönelmesine sebep olmuştur. “Yüzünü Doğu’ya dön, Turan’ı bulacaksın.” anlayışı içinde bir coğrafi birliktelik gayesi güden birçok kurum ve kuruluşlar kurarak Türklük bilimini aydınlatmaya çalışmış Macar milliyetçi aydınları, kökenleri ve akrabalıkları münasebetiyle Turan’ı araştırma amacı gütmüşlerdir. Bu hedefler doğrultusunda dergiler yayınlamışlar, Turan kavramını bir coğrafi terim olarak gündeme getirerek bu alanda ilerleme kaydetmişlerdir. Macarların, yönünü Turan’a çevirmesindeki ana etkenlerin başında siyasi sebepler gelmiş ve Orta Avrupa’da sıkışıp kalmamak için hareket ederek Türk halklarının dillerini incelemişlerdir. Macar Bilimler Akademisi ve Turan Cemiyeti fikirlerini uluslararası platformlara taşımışlardır. Nitekim köken meselesi ve kimlik arayışları, Macar milliyetçi aydınlarını Türk diline, coğrafyasına ve tarihine yöneltmiştir. Baskıların devam ettiği Komünist dönemde Turan kelimesinin kullanılması yasaklamıştı. 1989’da komünist dönemin sona ermesiyle Turancılığa ilgi başladı ve artmakta. Hun-Türk Turan Kurultayı Kurultay sözcüğü Altay dillerinde, Türk dillerinin büyük kısmında soy ya da kavim toplantısı anlamına gelir. Bu sözcük kavim sisteminde ve bu sisteme dayalı birliklerde yaşayan bozkır atlı göçebe kültürlerinin hemen hepsinde vardı. Atlı göçebe olan Macar kavimlerinin de böyle toplantılar yaptılarından Bizans ve Arap kaynakları bahseder. Macaristan’da Bács-Kiskun Bölgesindeki Bugac şehir sınırında, 2 yılda bir Hun-Türk Turan kurultayı düzenleniyor. Szeged Üniversitesi’nin Halk Bilimi ve Kültürel antropoloji Bölümü’nden mezun, Altayistik Bölümünde Yüksek Lisans yapan, 2012 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde konuk öğretim üyesi olarak bulunan Macar Türkolog Atilla Mateffy anlatıyor: “Macarlar Türkleri kardeş olarak görüyor. Avusturyalılar bize sürekli ‘Osmanlılar düşmanınız’ dedi. Fakat Türkiye bizim için kardeş ülkedir. Ülkemizde Turan kurultayları yapılıyor ve gençler arasında Turancılık hızla yayılıyor.” 1980’de Romanya’nın Erdel bölgesinde doğan, Tamaş Macaristan’ın Szeged Üniversitesi’nden mezun, Hacettepe Üniversitesinin 3 yıllık Türkoloji Bölümünde doktora yapmış olan Tamaş Csernyei anlatıyor: “Macaristan’da Turancılık fikri çok tarihi bir geçmişi sahip. Avrupa ülkelerinde Pan-Slavizm, Pan-Latinizm, Pan-Germenizm akımları ortaya çıktı. Macarlar, Avrupa’nın ortasında yok olmamak için kendi gelenek ve göreneklerine sahip çıktı. Macar dilini korumak için büyük çaba gösterdiler. Bunda Turancılık fikri de etkili oldu. Turancılık Türkiye ile Macaristan’ı birbirine yakınlaştıracaktır. İlk Turan Kurultayı 2007 yılında Aral Gölü’nün kuzeyindeki Torgay bölgesinde yaşayan Macar soyununun üyeleri arasında yapıldı. Hem Kazakistan’da hem de Özbekistan’da Macarlar yaşıyor. Daha sonra yani 1 yıl sonra 2008 yılında Macaristan’da Bugac Bozkır’ında yapıldı. Daha sonra 2 yıl yapılmaya devam ediyor. Turan kurultaylarında eski gelenekler canlandırılıyor. Eski Macar ve Hun Türk kavimlerini birbirlerine yakınlaştırmak amacıyla 2007’den bu yana düzenlenen Turan Kurultayı’nde renkli görünteler yaşanıyor Okçuluk, ata binme gibi eski Turan gelenekleri Orta Asya ülkelerinden Kazak, Özbek, Türkmen, Moğol, Oset, Başkırt, Tatar halklarının yanı sıra Azerbaycan ve Türkiye’den katılım oluyor. Layoş Kaşşai’nin okçuluk okulu var. Orada okçuluk yapılıyor. Turan ülkelerinden gelen sanatçılar sahne alıyor. Türkiye’den son yılda katılımlar arttı. Kırgızistan’dan, Başkurdistan geliyor. Almanya ve Avusturya’da yaşayan Türkler geliyor. Yakutistan’dan gelenler bile oldu. Turan Kurultayı’na çok geniş coğrafyadan katılım oldu. Türkiye’den de uçak ve otobüslerle gelenler oldu.Daha önce bir duvarın karşısındaydık. Ama yavaş yavaş bu duvarlar yıkılmaya başladı. 2010 yılındaki Kurultaya Macaristan hükümeti çok ciddi kaynak ayırdı. Kurultaya giriş ücreti yok. Herkes ücretsiz gelebilir. Gerçekten destek alırsak çok iyi olur. Ama sembolik destek bazen paradan daha önemli. Komünist dönemde yani 1947-1989 yılları arasında Turan kelimesini kimse söyleyemedi. Bu durum yavaş yavaş değişiyor. Gençler arasında çok fazla Turancı var. Yaşlılar arasında daha az Turancı var.” Kurultayı düzenleyen antropolog Andras Zsolt Biro anlatıyor Ben Macaristan Turan Vakfı Başkanıyım, yani bir “Turan” gönüllüsüyüm. Fakat “Turan”, siyasi bir hedeftir bilimsel alt yapısı yoktur. Böyle uluslar arası bir organizasyonu bilimsel temellere oturtmak zorundayız. Turan sembolik bir kavram. Turan’ın coğrafi sınırlarını tam olarak belirlemek imkansız. Orta Asya’dan İran’ın kuzeyindeki bölgeye kadar yerleşmiş bir göçmen kültürüdür. Bugün Turan denildiğinde bizler ya da sizler için bir anlam ifade edebilir. Ama Moğolistan´a gittiğinizde bu kelimenin bir anlamı yoktur. Bizlerin ne demek istediğini anlamazlar. Fakat tarihte Hun-Türk gerçeği vardır ve bu gerçeği dünyanın en ücra köşesinde yaşayanlar dahi bilir. Bizim düzenlediğimiz kurultayın bilimsel bir altyapısı olmak zorunda. Bizlere bugün kimse siz hayal peşinde koşuyorsunuz diyemez. Bizler gelenek savaşçılarıyız. Macar milleti kültürünü tanımak istiyor. Örneğin bu coğrafyada sabit kalmış bir at kültürü var. Macarlar doğudan geldiği için doğuya her zaman mistik ve özel bir bakışa sahip. ‘Eski yurdumuz’ diye bakılıyor ve Macarlar o yurdu bilmek istiyor. Dolayısıyla, Turan’a her zaman bir merak var. Macarların kökleri Orta Asya’dan başlıyor. Ural Dağlarının güneyinden gelip Kuzey Kafkasya’dan geçip Orta Avrupa’daki Karpat havzasına varmışız. Günümüz antropoloji ve arkeolojisi, Macarların kökleri ve nereden geldiğini böyle anlatıyor. Hatta, Macarlar Avrupa’da köklerini en iyi bilen millet. Köklerimizden gurur duyuyoruz. Unutmadık ki, doğudan gelmişiz. Ben kesinlikle kendimi Orta Asyalı hissediyorum. Macarlar hiçbir zaman Avrupalı olmamıştır, geleneklerine ve kültürüne bağlı bir millettir. Biz Asya kökenli Avrupalılarız. Macarlar Avrupalılığı medeniyet açısından benimsemişlerdir. Daha iyi yaşam, daha iyi eğitim… Irki olarak Orta Asyalı olduğumuzu bilimsel olarak ta kanıtladık. Avrupa’da sadece iki millet var ‘Biz Asyalıyız’ diyen. Macaristan ve Türkiye. Avrupa Birliği içinde Macarlar, her zaman özel bir durumu var. Biz hem mental ve zihniyet olarak hem de kültürel olarak farklıyız. Köklerimizde en eski Macar hanedanı Hunlar ve Atilla var. Göçmen kültüründe kavimlerin ismi sürekli değişir ve yeni isimler ortaya çıkar. Aynı milletin bir sürü ismi olabilir. İlk olarak Hunlar varmış. Bugünkü Macaristan bölgesine gelmişler. Atilla burada doğmuş ve dünya imparatorluğunu buradan yönetiyor. Sonra Asya’da kalan Hun kavimleri, Türk olarak ortaya çıkıyor. Macarlarla Türkler arasında akrabalık var, dedelerimiz akraba. Ama bu coğrafyada önce Hunlar vardı…Hunlar ana gövdedir, Macarlar Hunların içinde yer alan asil bir zümredir. Orta Asya´da birçok “Magyar” isimli yerleşim yerleri mevcut. Burada yaptığımız bilimsel çalışmalar neticesinde bizlere en yakın DNA sonuçları bu kabilelerde yaşayan halklardan çıktı. Kırgızlar, Kazaklar, Özbekler… Onlar da bizlere Macar derler. Karpat havzasına gelen yedi boy var ve en büyüklerinden biri simgesi Kurt olan Türk boyu. Macarlar her zaman kurda saygı duymuş, hâlâ efsaneleri mevcuttur. Avrupa içinde Türkler lehine bir sempati sadece Macaristan’da var. Çünkü Türk dünyasıyla en çok kültürel ortak mirasa Macarlar sahip. Burada köklerimize ve Türklere karşı bir sempati varsa da Türk medyasına ulaşamıyorlar ve bilgi sahibi olamadıkları için etki altında kalıyorlar. Okuyabildikleri iki şey var: Rus ve İsrail propagandası. Macaristan’da da bir sürü web sayfası açtılar. Onlar için Türkleri ve Macarları ayırmak çok önemli. Çünkü Türk dünyasının Orta Asya’dan Orta Avrupa ve Balkanlara kadar ulaşmasını istemiyorlar. Slavlar arasında Macarlar bir ada gibi görünüyor. AB ile de anlaşmazlıklarımız var çünkü Macarlar kendi kültürlerini korumak istiyor, AB buna sıcak bakmıyor. Macaristan’da ve Avrupa’da Türkiye’nin kültürü, tarihi ve rolünü sergileyebilen medyaya ihtiyacı var. Bu medyanın, Orta Asya’daki ortak köklerimize vurgu yapması, Macarları Türkiye’nin yanına çekecektir. Macarlar, bugünkü Türkiye’den daha çok Orta Asyalı, daha Hun bir millet. Macarca ve Türkçe arasında binlerce ortak kelime var. Genetik araştırmalara göre, Türkler ve Macarların yüzde 20’si benzerlik gösteriyor. Macarlar ve Türkler, birbirlerine her zaman saygı göstermiş çünkü her iki millet savaşçı millet. Türkiye’de pek çok Atilla isminin olduğunu görüyoruz. Bu bakışa göre, Macaristan’dan Türkiye’ye gitmişler. 1920’li yıllarda çok sayıda siyasi sözleşme de imzalanmış ama Komünizm sonrası Türk-Macar ilişkileri kesilmiş. Şimdi yeniden bir araya gelmeliyiz. İlginç olan bir şey daha var: Türkler her zaman ‘Biz nasıl akraba olabiliriz’ diye soruyor. Ama genetik araştırmalara göre biz Macarların kanında Türkiye’deki Türkler’den daha fazla Asyalı var. Macarlar, Türklere göre üç kat Asyalı. Biz Hun bilinci taşıyan milletlerden temsilcilerle tanışıyoruz. Sadece Türk dili konuşan değil, 27 ülkeden topluluklarla iletişim halindeyiz. Türk milletlerine ortak köklerini göstermek istiyoruz. Dedelerimizden, akrabalığımızdan gurur duyabiliriz çünkü onlar büyük kahramanlardı. Her millet, böyle bir geçmişle gurur duyar. Orta Asya’da pek çok küçük millet zor durumda ve biz onlara ‘Yalnız değilsiniz’ diyoruz. Kurultayla ilgili ayrı bir yazımızda açıklanan diğer bilgileri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN. Son söz “Biz Türkler, Macarlarla kardeşiz. Ne yazık ki, biz i’la-yi kelimetullah diye İslam aleminin, siz de ruhullah diye Hıristiyanlığın yüzyıllarca öncülüğünü yaparak, boş yere birbirimizin yok olmasına çalıştık. Böyle bir şaşkınlığa düşeceğimize, iki kardeş millet el ele verseydik, insanlığa ne büyük hizmet ederdik.” Atatürk 1932 (Macar bilgini Prof. Zayti Ferenç’e hitaben). Bunları 86 yıl önce Atatürk demiş ve Atatürk’ün önayak olmasıyla Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde, Hungaroloji Anabilim Dalı olarak 1935 yılında kurulmuştur. Biz hala neyi bekliyoruz? Anlamak mümkün değil. Alıntı Okuyunda aslınızı ögrenin. Yalnız MACARLAR degil Avrupada Finlandiyada yarıyarıya Türktür. İsviçrede Finlandıyalı bir hıristiyan Türk kadının otelinde çalıştıztım. Gelecek yazımda kadının TÜRKLERE gösterdigi ilgiyi size anlatacam. DİNİNİ atmış ama milliyetini ATMAYIP ona guvvatla sahip çıkmıştır. Kadın örnek olsun bizdeki milliyetsızlere. Mademaki TÜRK degilsin söylesene NESİN.Eeeeeee milliyetini bile söyleyemeyene vallaaa madalya takmak gerek:-)))
  12. tolonbey

    AVRUPAYI TiTRETEN, 500,000 KiSiLiK ORDUSU OLAN TÜRK

    İşte böyleee,MACARLAR biz TÜRKÜZ diyorlar. Bizdeki bazılarıysa biz TÜRK degiliz deyeceklerde onu dahi söylemekten korkanlar.Haliyle TÜRK olamazlar.TÜRK olmak öyle kolay birşey degildir.TÜRK herhalukarda ben TÜRKÜM deyebilendir. Dedeniz
  13. tolonbey

    Hacamat faydalı mı yoksa uydurma mı?

    İşte böyleee, işte o makine Arama Modları Tümü Alışveriş Görseller Videolar Yaklaşık 1.590 sonuç bulundu (0,44 saniye) Arama Sonuçları Videolar ÖNİZLEME 2:24 Vibro slimming belt Ajkerdeal.com YouTube - 22 May 2016 ÖNİZLEME 4:35 Relax Vibro Shape Çift Motorlu Titreşimli Masaj Kemeri - www ... Kalitelial com YouTube - 15 Oca 2020 ÖNİZLEME 2:01 Vibro Shape Baraka Sports YouTube - 26 Haz 2014 ÖNİZLEME 1:24 Masaj ve Zayıflama Kemeri Vibro Shape toptanciniz .com YouTube - 10 Mar 2015 ÖNİZLEME 2:01 Vibro Shape Belt HomemarkSA YouTube - 24 Haz 2019 0:54 NEEDS - The Online Store - Vibro Shape Professional Slimming Belt Facebook - 22 Eyl 2017 Web sonuçları İgia Vibro Shape Fiyatı, Taksit Seçenekleri ile Satın Al www.hepsiburada.com › igia-vibro-shape-pm-sporsb014 Vibro Shape İncelme Kemeri, Masaj Kemerinden, Kumandadan ve Adaptörden oluşur. Vücudunuzdaki ekstra santimlerden kurtulmak için mükemmel bir alettir. Kullanıcı oyu: 3,9 - ‎414 inceleme Eksik: IGLA ‎| Şunları içermelidir: IGLA
  14. tolonbey

    Hacamat faydalı mı yoksa uydurma mı?

    İşte böyleee, Almanyadan getirdigim bir MASAJ makinem var.Vucudumun herhangi bir yerinde bir AĞRI ve SIZI olunca MASAZ makınesını çalıstırıp oraya tutuyorum.Makina ağrıyan yeri kuvvetlice masaz sonunda en fazla iki üç kerede AĞRI ve sancılar kesilmekte.Bazan kalbime bir sancı giriyor,bu makineyi çalıştırıp oraya tutunca 3-5 dakkada ağrı kesilmekte, bu masaja bir hafta günde bir dafa devam ettigimde.Agrılar kesilmekte aylarca o ağrıdan kurtulmuş oluyorum.Ağrının tekrarında tekrarr MASAJA bas vurmam tekrar agrıları kesmektedir. SIRT BEL GÖYÜS ağrilarında anında ağrıyı kesmektedir. Bu masaz makınası Türkiyedede satılmakta.Bazı ufak masaj makınalarıda var ama onlardan hiçbir fayda göremedim. Bu makınenin adı şöyle IGLA-VIBRO-SHAPE prof essional slimming.Bu makine ağri olan yere tutuldumu orda oldukca şiddetli titreşim yapmakta butitreşim sonunda ağrılar kesilmektedir.Bu makina benim çoğunlukla ilk yardım doktorum. Bu makına doktora koşmanıza % 70 engel olacaktır.Alın deneyin,çok faydasını göreceksiniz.Eski uygulamalar uzun iş pekte faydalı sayılmazlar.Şişe kullanımı benzeri şeyler uzun iş ve pekde yararlı degillerdir. Dedeniz
  15. İşte böyleee, Osmanlı devleti ŞERİATLA idare edilmiyordu.Ama ŞERİATLA idare ediliyor deye SANILIIYORDU va halada öyle sanılıyor.Eeeeeee AKLINI degilde FELLAHIN NAKLINI kullananlar nasıl bilsinlerki. Osmanlıda HUKKUKKUN iki kaynağı vardı. BİRİ,hakan tarafından konanlar,ÖRFİ adetler.Buna ÖRFİİ SULTANI denirdi.Yani Sultanın koyduğuYASALAR ve TÖRELER.İKİNCİSİ,şeriat yasaları,bu yasalarda bir iki konuda geçerliydi.Devletin ilerleme devrinde daha çokk Sultanı ve örfi ve adetler yasaları geçerliydi. Devletin GERİLEME devrinde tek yasa ŞERİAT olması gerektigi söylenmeye baslamıştı.ÇARESİZ kalınarak bir nevi ZORAKİ bu yola giriş göstermiştirki, bu yolla devlet idare edilemeyecek olduğu KISA ZAMANDA ortaya çıkmıştı.Hakan devletin selameti için istedigi zaman şeriat dışına çıkıp istedigi zamanda şeriat içine girdigi görülürdü. Hakan sonsuz yetkili bir YASA koyucudur.Yardımcısıda şeyhulislamdır. Osmanlı toplumunda devletin üstünde hiçbirşey düşünülemezdı.DİN ve PADIŞAH ondan sonra gelirdi.Çünkü devlet olmayınca DİNDE PAADIŞAHDA olamazdı.Bu anlayış islamdan önceki TÜRK anlayışıydı,asla TARTIŞILAMAZDI. Osmanlıdaki VERGİ sistemi SERİAT vergi sistemine hiç benzemezdı.Bazanda tamamen şeriata TAM zıddı. Osmanlı devletini bir ŞERİAT devleti sananlar hiçbir şeyden habarı olmayanlardır. ŞER,İ vergiler 1- Ganimet:Düşmandan alınan degerli şeyler. Bunun 5/4 savaşa katılanlara Bunun 5/1 ide ppadışaha verilir. Hakanlar hep hayırları bu 5/1 den yapmışlardır. CİZYE:Gayri müslimlerden alınırdı.Buna BAŞ veya KELLE vergiside denirdi. Bu vergi Çocuklardan Kadınlardan Fakirlerden Sakatlardan Din adamlarından Hakanın emriyle bir hızmet ksrşılığı muaf tutulanlardan alınazdı.Gerisinden varlığı oranında bu vergiyi öderdi. Hıristiyanlar ESKERE alınmadığı için buna karşı BEDEL adlı vergi ödemişlerdir.Bunlara silah vermek uygun görülmemiştir. HARAÇ:Osmanlı toplumu topragı için devlete ödedigi paradır.Bu vergi devletin enbüyük gelir kaynagıydı. Dirlik vergisi:Bu vergiyi valiler ve kumandanlar alırdı. Osmanlıda eyaletlerin masraflarını devlet degil kendileri öderdi.Artanıda merkeze gönderirdi.MERKEZ aşağı yukarı hanki eyaletin ne gönderecegini bilirdi. Osmanlıda SERİAT sistemi çok az yerlerde kullanılırdı.Genelde SULTANIN koyacagı yasalar, HALKINN TÖRELERİ geçerliydi.Osmanlıda ZİNADAN yalnız bir kadın SALAK bir paşa tarafından taşlattırılarak öldürülmüştür.Sultan paşayı çağırarak paşaya şöyle demiştir.Sen nerde gördün zinadan dolayı kadının taslattırılarak öldürüldügünü.Tekrarı olursa,sende o kadının gittigi yere gidersin demış sultan. İstanbulda zina yapan kadınlar GİRESUNA sürgün edilirdi.Giresunluya nerelisin deye sorarsan hala giresunluyum yanıtını ZOR alırsın.HAKLILAR ama:-))))). Dedeniz
×
×
  • Yeni Oluştur...