Jump to content

Mare

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    485
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

Mare Hakkında

  • Derece
    Advanced Member
  • Doğum Günü 27-06-1979

Profile Information

  • Gender
    Female
  • Location
    İstanbul

Güncel Profil Ziyaretleri

928 profil görüntüleme
  1. zaten birazda amacım bu idi... Bilimsel iki kurumun çıkarttığı araştırmanın sonucunu görebilmemiz... (((
  2. aynısını bende düşünmüştüm ama araştırma Marmara Üniveristesi İlahiyat Fakültesi tarafından yapılmış bir araştırma, yapanların adını yazmışım ama kurumu yazmamışım çok özür dilerim.... Aslında beni ilgilendiren durum ne halkı olursa olsun duaları için araya aracı koyması vb. gibi durumlar olarak görmem türbe ziyaretlerini ve bunuda bir araştırmanın kanıtlaması idi..
  3. Marmara Üniversitesinde Tübitak destekli bir araştırma ... Elime araştırmanın tüm bilgileri yeni geçti bir kaç önemli satır başı bilgiyi sizinle paylaşmak istedim.. Sevgiler.. Araştırma şu sorulara cevap aramaktadır: (1) Ziyaretçilerin sosyo-demografik özellikleri. (2) Ziyaret nedenleri ve motivasyonları. (3) Ziyaret ritüelleri. (4) Dini bilgi ve pratik düzeyleri. Araştırma ayrıca, kutsal kabul edilen mekanları ziyaret etmenin, buralarda dilekte bulunup dua etmenin ruh sağlığıyla ilişkisini, hastalıklarla ve hayatın getirdiği problemlerle başa çıkmadaki etkisini survey metoduyla ele almaktadır. Türkiye’nin gerek kırsal gerekse kentsel bölgelerinde popüler dindarlığın bu unsurlarını görmek her zaman mümkün olmuştur. 2000 yılında yapılan bir araştırmaya göre Türk halkının %52’si türbe ziyareti yaptığını belirtmiştir (Toprak-Çarkoğlu 2000: 47). Popüler dini kültürün kendisini açığa vurduğu bu mekânlar zaman zaman camilerden daha fazla kutsallaştırılmıştır.Nitekim türbelere yönelik inanç ve ritüeller Diyanet İşleri Başkanlığı’nın engelleme çabalarına rağmen varlığını sürdürmektedir. Bu mekânlarda kitâbî din ile halk dininin birliktelik içerisinde eşzamanlı olarak yaşadığını görmek mümkündür. Örneğin İslam dininin kabir ziyareti konusundaki öğütleri, halk dininin kültürel öğeleriyle de harmanlanarak kabirlerin tavaf edildiği, öpüldüğü, dilek tutulduğu bir kabir ziyareti formu haline dönüşebilmektedir. Türbe fenomeni aslında, ölüm olgusunun çeşitli zihinsel ve toplumsal süreçlerden geçirilerek “somut gerçeklik” haline getirilmesidir. Böylece düşünsel anlamda var olan şey fiziksel alana aktarılmaktadır. Soyut şey, yani ölüm olgusu türbe ile nesneleştirilmektedir. Halk inancına göre türbe, Allah’ın sevgili kullarının, velilerin canlılıklarını devam ettirdikleri, ses verdikleri yerdir. Yani ölümden sonra hayat olduğunun, ruhun varlığını devam ettirdiğinin, insanların bilinçlerine somut bir nesne aracılığı ile kazındığı yerdir.Türbenin mekânsal varlığı, ölüm ötesini algılamayı, ölümü kabullenmeyi kolaylaştırır. Ölen birisinin ruhunun var olmaya devam ettiğinin en önemli delilidir. Türbenin varlığı sayesinde kişi, aynı zamanda kendi yakınlarının da ruhlarının var olmaya devam ettiğini hisseder. Böylece, farkında olmadan psikolojik bir rahatlama yaşar. Türbe, yaşamla ölümün iç içeliğini, ölümün hayatı tamamlayan bir unsur olduğunu hissettiren mekândır. Türk insanının günlük ilişkilerden çıkardığı bir “sosyal temsil” vardır: İstekler üst mercilere aracılar vasıtasıyla ulaştırılır. Üst mercilere doğrudan ulaşılamaz. Bu algı neredeyse bir sosyal ilkedir. “Adamını bulmak” tabiri, bu sosyal gerçekliği açık bir şekilde ifade eder. Türbe ziyaretlerinde de bu durumun bir yansıması görülmektedir. Bu psiko-sosyal yapı, türbelerin aracı olarak kullanılabileceği fikrinin kolayca benimsenmesini sağlamaktadır. Allah’ın huzuruna “hatırı sayılır” bir aracı ile çıkma duygusunun tatmini söz konusudur. Dilekler Allah’a yakın olduğu düşünülen “yüce kişiler” aracılığıyla Allah’a iletilir. Türbelerde buna dair pek çok örnek gözlenmiştir. Mesela, Diyarbakır’daki Hz. Süleyman türbesine eşinin rahatsızlığı için gelen 30 yaşlarında bir kadın şöyle diyor: “Burada yatanlar insanlar ile Allah arasında aracıdır. Biz onlara iletiriz, onlar da Allah’a iletir.” Hangi durumlarda türbeleri ziyaret ettikleri sorulduğunda ; Sıkıntılı zamanlarımda 24,5 Mutlu/huzurlu zamanlarda 7,2 şeklinde cevaplamıştır. bu istatisliklerden sonra en çok yüzdeyi kaplayan bölüm ise tıbbi çaresizlik algısından sonra şeklindedir. Ziyaretçiler arasında çeşitli rahatsızlıklara çare arayanlar bulunmaktadır. Kısırlık, romatizma, saç dökülmesi, arpacık, otizm, down sendromu, sara gibi doğrudan biyolojik rahatsızlıkların yanı sıra; depresyon, iç sıkıntısı veya çocukların altını ıslatmaları gibi daha çok psikolojik problemler için de türbeler ziyaret edilmektedir. Ziyaretçilerin bu konudaki ifadeleri genelde “doktora gittim ama sonuç alamadım” şeklindedir Ziyaretçilerin önemli bir kısmı “hastalık veya sıkıntılara çare bulmak” için, çoğunlukla da tıbbî çaresizlik duygusuyla türbelere rağbet etmektedir. İnsanlar hayatın olumsuzluklarını aşmak veya gelecek kaygısını yenmek için maddi çabanın yanı sıra manevi çaba da göstermek isterler. Türbe ziyareti bu tür bir manevi çaba olarak değerlendirilebilir. Böyle bir çaba ile aslında insan başına gelenleri, yani kaderini kutsal bir atıfla anlamlandırır. Türbeye giderek dilekte bulunmak kişileri rahatlamaktadır. Çünkü herhangi bir dilekte bulunarak kişi, istediği şeyin gerçekleşmesi için kendisine biraz daha süre tanır ve ümitsizlik duygusunu engellemiş olur; kendini ifade etme, derdini anlatma, hatta iletişim kurma duygusu yaşar. Belki kimselere anlatamadığı dert ve isteklerini birisine anlatabildiğini düşünerek rahatlar. Kendisine bir tür “Güzin Abla” bulduğunu hisseder.
  4. Aynı sorulara muhammet olarak cevap verelim..... Tolkien yazar, şair, dilbilimci ve üniversite profesörü , muhammet tüccar...... El emin mi bilmem ne mi kimse bilemez öyle deniyor işte....... Kendi yazdığı 1 yıllık bile bir kitabı yok , gibi gibi gibi gibi... Gandalf a inanmak için bile daha çok sebeb var düşündüğümüzde )))
  5. Mare

    Evrim üzerine düşünceler...

    Evrimi okuduğun zaman cahillikten yırtmış olmazsın, kabul edip red ettiğnde de yırtmış olmazsın, sadece evrim teorisinin ne olduğunu bilen bir insan olursun... Tabii ki herkes burda bilima adamı değil ama burasıda insanlar birşeyleri araştırıp, yorumlayıp öğrenip geliyorlar yani emek veriyorlar, ama bu emeğe karşılık sen eğer okuduğun iki kelime ile gelip birde çok bilmişlik yapıp üstünede "evrim ile ilgili kertenkele yumurtasından kuş çıkmaz gibi" saçma bir lafla bilimsel bir yazı yazdığını iddia ediyorsan ve evrime bakışın bu ise kusura bakmayın ama bu cahillik değil DİĞERLERİNİN EMEĞİNE SAYGISIZLIKLIK.
  6. Mare

    Evrim üzerine düşünceler...

    islam mitelojisine göre tanrı insanı sıfırdan mı var etti? Hiçbir şey kullanmadan? Hadi yaptı diyelim aynı üründen iki tane yapamıyor mu Adem'in kaburgası olmadan Havva üretemiyor mu? Tanrı Adem'i topraltan yaptı insan demirden treni ))
  7. Tolkien tarafından yüzüğün Mordor Dağında yakılmaması halinde insanoğlunu sonsuz acıların ve karanlığın beklediği haber verildi. Bu haber elbette doğrudur. Buna inanmak ve Galdalf’ın insan ırkına yardım edeceğini bilmek onun peşinden gitmek lazımdır. Sonsuz acılar ne demektir.. Sauron'un Kara Şövalyeleri tarafından sonsuza kadar işgence görmek demektir. Bu sonsuz felaketten kurtulmanın çaresini aramak lazımdır.. Bu ise çok kolaydır, “ Froda ve tüm hobitlerin peşinden giderek onların Mordor’a ulaşabilecek cesareti olduğuna ve yüzüğü yakabileceğine inanamak , onun bir hobitten ziyade bir kahraman olduğuna inanmak insanoğlunu bu snsuz felaketten kurtalaracaktır. Bir kimse ben bir yüzükle hayatımın kararacağınan inanmıyorum derse, bunun için böyle bir felâketten korkmuyorum, bu felâketten kurtulma çârelerini aramıyorum, derse, buna deriz ki: "İnanmamak için elinde senedin, vesîkan var mı? Hangi ilim, hangi fen hangi elf şarkıları inanmana mâni oluyor?" Elbet vesîka gösteremeyecektir. Senedi, vesîkası olmayan söze ilim, fen denir mi? Buna zan ve ihtimâl denir. Milyonda, milyarda bir ihtimâli olsa da, "Kara şövalyelerden" sakınmak lâzım olmaz mı? Azıcık aklı olan kimse bile böyle felâketten sakınmaz mı? Sauron’un ordusuna katılmaktan kurtulmak çâresini aramaz mı?
  8. Artık geleneksel hale gelen Metis ajandası çıktı. Metis ajandasının bu yılki teması "inanmama hakkı"". Bu ajandayı hazırlayan bizler, inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı, inanmama hakkına duyduğumuzu da belirtmemiz gerek. İnanmanın bir kez daha tartışılmaz bir şekilde insan varoluşunun temellerinden sayılmaya başladığı günümüz dünyasında, (ülkesine ve mekânına bağlı olarak) inanma hakkı örgütlü dinlerle, devlet bütçeleriyle, polis ya da asker kuvvetleriyle koruma altına alınmış durumda; buna karşılık, varoluşlarını inanma temelinde tanımlamak istemeyenler genellikle tekil, münferit ve örgütsüzler. Doğduğumuzda dinsel bir kimlik edindiğimiz varsayılıyor ve dünya karşısındaki duruşumuzu nasıl tanımladığımız sorulmadan bu kimlikler atfediliyor bize; üstelik yirminci yüzyılın sonlarında başlayan bu yeniden dinselleşme eğilimi siyasi, tarihsel bir gelişme değil de doğal bir oluşummuşçasına kabullenmemiz bekleniyor. Vicdana, adalet ilkelerine, ortak hukuk arayışına dayalı mutabakatlar oluşturmak yerine kendi seçimimiz olmayan kimliklerin sözcülüğünü yapmamız bekleniyor. Dolayısıyla, saygı duyup haklarının tanınmasını istediğimiz inanan kesimlerin bizlerin inanmama hakkını bertaraf edeceği kaygısından kurtulamıyoruz, ki gerek dünyanın gerekse ülkemizin tarihine şöyle bir göz atıldığında pek de yersiz olmadığı görülen bir kaygı bu. Dinsel, etnik, cinsel vb. kimliğiyle yaşamak isteyenin bu haklarına sahip olması demokratik bir toplumun esasıdır kuşkusuz; ancak kendisini bu tür verili kimliklerle tanımlamak istemeyenlerin vatandaşlık haklarının da aynı tavizsizlikle savunulması, eşit ölçüde meşru bir haktır bizce. İnanmama hakkının da bir insan hakkı olarak tavizsiz uygulanacağı bir dünya ve ülke umuduyla, bu ajandayı kendisine dinsel kimlik dayatılmasından illallah diyenlere sunuyoruz... - Metis Editörleri Takvim (2010/2011) Yıllık Plan METİNLER Çok dindar bir inançsızım ben Böyle Buyurdu Zerdüşt Uçan Spagetti Canavarı Peki ya sen yanılıyorsan? Cevabı zor değil Bana şükürler olsun ki Şeyh ve Arzu ...ve puf diye kaybolur Karikatür: Yiğit Özgür Karamazov Kardeşler Cehaletin sığınağı Ateizmin Zorunluluğu Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı Sürgün Zorunlu Din Dersi Hak İhlalidir: Kaldırın Son Nefesim Yaşama Uğraşı Düşünüyoruz... Feministler diyor ki... Şiirler Hayal Et Bunu biliyor muydunuz? Peynir ve Kurtlar Karikatür: Bahadır Baruter Kaynakça Önemli Telefonlar Hastaneler Telefon kodları Büyükelçilikler Konsolosluklar Saat farklılıkları Telefon Defteri Notlar OKUMA PARÇASI Uçan Spagetti Canavarı, s. 38-39. Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi, ABD'de Kansas Eyaleti Eğitim Kurulu'nun, okullarda evrim teorisine alternatif olarak evrenin "akıllı bir tasarımcı" tarafından yaratıldığı argümanının da öğretilmesi yolundaki kararını protesto etmek amacıyla kurulmuş bir parodi-dindir. Karar üzerine Bobby Henderson, Kurul'a bir mektup yazarak, evreni Uçan Spagetti Canavarı'nın yarattığına ilişkin kendi teorisinin de "akıllı tasarım" argümanı kadar geçerli olduğunu, dolayısıyla okullarda öğretilmesi gerektiğini belirtmiştir. Henderson'ın gerek kendi mektubunu gerekse kurulun cevabını şahsi internet sitesinde yayımlaması üzerine Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi hızla popülerlik kazanıp tüm dünyada pek çok müride kavuşmuştur. Bu eğlenceli din için bir kutsal kitap yazmayı da ihmal etmeyen Henderson, Uçan Spagetti Canavarı'nın Kutsal Kitabı'nda Kitabı Mukaddes'e açık göndermeler yapmıştır. 224 sayfa, 2. hamur, ISBN: 9789753427531; Boyut: 11 x 15 cm; Baskı Tarihi: Kasım 2009 Özgün Dili: Türkçe Fiyat: 4,00 TL
  9. Mare

    Nedir Allah ile alıp veremediğiniz?

    ütopyalardan bahsediyorsun ah keşke demekten baska birsey gelemiyor elimizden ama kimseyi egitim ozgur irade ile karar vermesini istemezler bunu islam degil hiçbir din yapmaz... Aslında ne kadar da kendilerine güvenmiyorlar ....
  10. Mare

    Hangi metot ateistleri İslam'a yaklaştırır?

    gölge etmeyin baska insan istemeyiz .....
  11. Mare

    Bende o Donanım Yok!

    sadece google a göçmen kuşlar nasıl yolunu bulur diye yazarsan sana tonla cevap çıkar.. Wikipedia der ki : Sonbaharda güneye göçeden bir kuş yakalanarak bir kafese konursa, ilginç bir olay gözlenir. Kafes ne tarafa çevrilirse çevrilsin, kuş daima göç istikameti olan güneye döner. Alman kuş bilgini Gustav Kramer yapmış olduğu gözlem ve deneyleriyle kuşların yönlerini güneşe göre kestirdiklerini ilk bulanlardandır. Ekim aylarında yakaladığı Avrupa sığırcıklarını altı şeffaf olan yuvarlak boş kafeslere koydu. Kafesin şeffaf kısmında davranışlarını gözledi. Bunların kafeslerinde rahat durmadıklarını, durunca bile kafesin bir köşesinde güney istikametine devamlı döndüklerini gördü. Güney bu kuşların normal göç istikametiydi. Kafes döndürülünce kuşlar da buna uyarak tekrar dönüyorlardı. İlkbahar aylarında kuşlarda yine göç huzursuzluğu başlıyordu. Bu sefer de tam aksi istikamete, yani kuzeye dönüyorlardı. Güneş ışığından başka bir şey görmeyen sığırcıklar, hep doğru istikamete dönüyorlardı. Kramer kafese gelen güneş ışığının istikametini değiştirmeye karar verdi. Döner aynalar kullanarak ışığın kafese giriş istikametini 90 derece değiştirdi. Kuşlar da buna bağlı olarak yönlerini 90 derece değiştirdiler. Demek ki, güneşe göre, yönlerini ayarlıyorlardı. ya da . Amerikalı araştırıcılardan Walcott ilk olarak bazı deneyler yaptılar ve güvercinlere küçük mıknatıslar takınca kuşların yönlerini tamamen şaşırdığını gördüler. Araştırmalar neticesinde göçmen kuşların boyun kısımlarında ferromanyetik taneciklerin bulunduğu ve arzın manyetik alanına göre hassasiyet gösterdikleri keşfedildi. Şimdiye kadar tetkik edilebilen göçmen kuşların kafa yapısında bulunan taneciklerin demir açısından zengin bir mineral olan manyetit (Fe3O4) olduğu anlaşıldı. Bu tabii pusulalarından göç esnasında azami derecede istifade ederler. Dünyanın manyetik alanının kuvvet çizgilerine göre kendi durumlarını tesbit ederek doğru yönü bulurlar. Kafalarının içindeki bu pusulaları sayesinde kapalı havalarda da yollarını bulurlar. Bulutlu bir günde bile yönlerini şaşırmazlar. Fakat başlarına kuvvetli bir mıknatıs bağlanınca bulutlu günde güvercinler yollarını tamamen kaybederler. Çünkü takılan mıknatısın oluşturduğu suni alan, tabii manyetik alanı değiştirir. Onlara evlerini bulduracak hiçbir ipucu bırakmaz. ya da, Posta güvercinleri doğru rota bulmaya yarayan bir koku alma organına sahiptirler; koku alma organlarını yuvalarına dönüşte kullanmakta ve atmosferde her tarafa dağılmış zerreler halindeki maddecikler, güvercinlerin koku alma koordinat şebekesinin muhtemelen temelini teşkil etmektedir. Max Planck Enstitüsünün Seewiesen'deki davranış psikolojisi bilginleri bunu böyle tahmin etmektedir. Koku alma duyusu asgari 700 km'ye kadar olan mesafelerde yön bulma için vazgeçilmez bir vasıtadır. Kuşlar herhalde havadaki zerrecikleri algılamakta, bunlar yardımıyla yabancı bölgelerde mevki tayini yapmaktadırlar. Bunun için hangi maddelerin sözkonusu olduğu şu ana kadar tesbit edilememiştir. Daha 30 sene önce, posta güvercinlerinin de diğer göçmen kuşlar gibi güneşi pusula olarak kullanabildikleri ispatlanmıştı. Daha sonra yerin manyetik alanının da aynı şekilde kendilerine yön belirleyici olarak hizmet ettiği tesbit edilmişti. Bununla beraber koku alma koordinat şebekesinin varlığı anlaşılmadan önce, posta güvercinlerinin yüzlerce kilometre uzaklıktaki yuvalarını nasıl bulabildikleri ikna edici bir şekilde izah edilememekteydi. Pusula kullanmak isteyenin haritaya da ihtiyaç duyacağı ilim adamlarının tebliğinde yer almaktadır. Bu haritanın güvercinlerin koku alma organı ile bağlantılı olması gerektiğine Pizalı araştırıcılar dikkat çekmişlerdi. Çünkü, koku alma duyuları ortadan kaldırılmış güvercinler yuvalarını artık bulamamaktaydı. Kuşlar çok iyi hava tahmincileridir. Havadaki çok hafif barometrik basınç değişimini fark edebilirler. Fırtına çıkacağını önceden keşfederler. Keskin bir görme gücüne sahiptirler. Deneyler güvercinlerin polarize ve ultraviole ışınları da gördüklerini ortaya çıkardı. Bu ışıklardan denizlerden uçarken faydalanırlar. Ayrıca, frekansı çok düşük uzun dalga alt sesleri de duyarlar. İnsan kulağı saniyede 10-20 titreşimin altındaki sesleri duyamaz. Kuşlar ise çok daha düşük sesleri işitebilirler. Bunun sayesinde göç eden bir kuş kendisinden çok uzakta patlayan bir fırtınayı veya 1000 km uzaktaki gök gürültüsünü işitebilmektedir. Binlerce kilometre ötedeki atmosfer basıncı değişikliklerinin meydana getirdiği çok düşük frekanslı elektromanyetik dalgaları fark edebilmektedir. Kuşlar insanlardan çok daha geniş bir dünyayı görür, duyar ve hissederler.
  12. Benim için en önemli söz Gothe nin Faust eserinde geçen Mepisto nun bir sözüdür : "neden bu amaçsızca yaratılış yok olacaksa birgün tüm insanlık..." Bunun dışında ise : *Dogmanın yanıtları vardır, soruları yoktur. Bilimin ise soruları vardır, yanıtları yoktur, onları insanlar arayıp bulacaklardır. Erdal Atabek *Bilmez ki sorsun/ Sormaz ki bilsin/ Bilse sorardı/ Sorsa bilirdi. ? Keşifler ihtiyaçlarla ortaya çıkar. Friedrich Engels *Elle tutup gözle göremediğimiz şeylere inanmak, elle tutup gözle görebildiğimiz sorunlara yol açıyor. Harzem Özger *İnanç , gerçeği bilmek istememektir. ~ Nietzsche *İnanç aklın yok edilmesinden başka bir şey olamaz.İnanç kesinlikle kavranamacak olan şeylere karşı sessizce tapınmadır.Bu nedenle inanç insanın kendisini inanmazlığa teslim etmesidir ~ Voltarie *Biz Tanrı’yı oynamazsak, kim oynayacak? ~ James Watson *Deniz fenerleri kiliselerden daha yardımcıdır. ~ Benjamin Franklin *Bir ateistin tanrının olmadığına ilişkin bir kanıt aramasına gerek yoktur. Yalnızca tanrının olup olmadığı sorusunun kurtadamın olup olmadığı sorusu ile hemen hemen aynı seviyede olduğuna inanmaktır. ~ John McCarthy
  13. bilim , şimdiye kadar ortaya çıkan tüm dinlerde ki yaratılış olayını koca bir yalan olduğunu , evrenin ve insanın yaratılışının hiç de tanrının kitaplarında yazdığı gibi olmadığını kanıtlamış durumda... Bilim tanrının varlığı ve yokluğunu kanıtlayabilir mi bilemem ama tanrı nın koca bir yalancı olduğunu kanıtlamış durumda ))
  14. Mare

    Neden inanma numarası yaptılar?

    hmm demek insanlar bunun için islam a geçmek istemedi.. tembel, hazıryiyici oldukları için... bu nedenle eski istanbulda azınlıklar ticaret ile uğraşır didinirlerdi hani onu geçtim istersen Gümüşhane bölgesinde yaşayan Kromnilileri bir incele... O garipler zaten madenci idi bir köyde yaşıyordu.. madencilik yapılardı ne tembelliği adamlar zaten fakirdi ne hazıryiyiciliği... Kromnilileri ve gizli din taşıyanları bir araştır canım sonra konuşalım...
×
×
  • Yeni Oluştur...