Jump to content

Kindi

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    71
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

Kindi Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Contact Methods

  • MSN
    kindi@mynet.com
  • Website URL
    www.dunyadinleri.com

Profile Information

  • Location
    kindi@mynet.com

Güncel Profil Ziyaretleri

329 profil görüntüleme
  1. İslam dini geldiği toplumda büyük bir ıslahat yapmıştır. Sosyal alanda var olan birçok geleneği ya tamamen kaldırmıştır yada eksik veya yanlış taraflarını ıslah ederek, tamir ederek düzenlemiştir. Kaldırılan uygulamalardan biride Cahiliye döneminde yaygın olan nikah türleridir şimdi bu nikah türlerini başlıklar altında inceleyelim. 1-Üvey anneyle evlenmek(Nikah-ı Makt): Cahiliye devrinde üvey annelerle evlenmek yasak sayılmazdı. Cahiliye döneminde evli bir adam öldüğünde onun erkek yakınları başka eşinden olan oğlu veya kardeşi dul kalan karısını mirastan sayar diledikleri takdirde o kadınla kendileri evlenir veyahutta başkasıyla mehir karşılığından evlendirir veya evlenmesine mani olur. Uygulama şu şekilde oluyordu kocası öldükten sonra kim kadının üstüne elbisesini diğerlerinden önce atarsa kadının üzerinde o kişi hak sahibi olur. Kadın üzerine elbise atılmadan önce babasının evine girerse özgürlüğüne kavuşur. Bu nikah şekli şu ayetlerle yasaklanarak ortadan kaldırılmıştır. Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları sıkıştırmayın. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.(Nisa suresi 19.ayet) Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin. Çünkü bu bir hayâsızlık, öfke ve nefret gerektiren bir iştir. Bu, ne kötü bir yoldur.(Nisa suresi 22.ayet) 2-Şigar nikahı: İki kadının mehir verilmeksizin birbirleriyle karşılıklı evlendirilmesi anlamına gelmektedir. Bu durum cahiliyede şu şekilde uygulanıyordu. Bir erkek mehir vermeksizin bir erkeğin kız kardeşini yada kızını alıyor karşılığında da kendi kız kardeşini yada kızını veriyordu.Kadınların cinselliğinden istifade mehir yerine geçiyordu. Şiğar nikahı kadının mehir hakkını gasp ediyordu. Aynı zamanda kadınlardan birisinin evliliğinde yaşayacağı sorunlar diğerini de etkiliyordu. Hz.Muhammed ''İslam şiğar nikahını yasaklamıştır.''(Ebu Davut,''Nikah'') hadisiyle kaldırmıştır. Başka hadislerde de İslamda şiğarın yeri yoktur denmiştir. 3- İki kız kardeşle aynı zamanda evlilik: Cahiliye döneminde bir erkek aynı anda iki kız kardeşle evlenebiliyor ve bunlar birbirlerinin kuması olabiliyordu. Bu evlilik şekli ; iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz size haram kılındı.(Nİsa 23) ayetiyle kaldırıldı. Kişinin eşi vefat ettikten sonra eski baldızıyla evlenmesi yasaklanmamıştır. Ancak bunun genel ahlaki kurallara aykırı olmaması gerekir Hz.muhammed:'' Bir kadın kendisi evlenmek için kız kardeşini boşamasını istemesin. Çünkü kendisi için takdir edilen ne ise o oluyor.''(Malik, ''Kader'') 4- Kadınların hala ve teyzeleriyle aynı anda nikahta bulundurulma kaldırılmıştır: İslam, kadınların halalarıyla ya da teyzeleriyle aynı anda nikah altında tutulmasını yasaklamıştır. Allah Resulu, ''Kadın halasının ve teyzesinin üzerine nikahlanamaz.''(Müslim,''Nikah'',37- İbn Mace,''Nikah'',31;Nesai,''Nikah'',47.) buyurmuştur. 5-İstibda nikahı: Buharinin naklettiği Hz.Aişe hadisindeki ifadelere göre cahiliye döneminde bir erkek temizlik dönemindeki karısına ''Filan kişiyle cinsel ilişkiye gir ve o adamdan hamile kal.'' derdi. Kadın o kişiden hamile kalıncaya değin karısına yaklaşmazdı. Erkeğin böyle bir talepte bulunması damarlarında asil kan taşıyan çocuğa sahip olma arzusundan kaynaklanırdı bu ilişki ile dünyaya gelen çocuk bu adamın gayri meşru çocuğu olarak anılırdı. Bu nikah türüde İslamla b,rlikte ortadan kaldırıldı. 6-Berdel nikahı: Cahiliye döneminde yaygın olan nikah türlerinden biriydi. Karısını kıskanmayan bunun içinde o toplumda deyyus diye anılan erkeklerin yaptığı bir nikah türüydü. İki erkek karşılık eşlerini değiştirerek nikah kurarlardı . Bu nikah türüde İslamiyetle birlikte kaldırılmıştır. 7-Hıdn nikahı: Cahiliye devrinde dost hayatı yaşamak şeklinde bir nikah türü vardı. Bir sadece belli bir kişiyle dost hayatı yaşaması hıdn kavramıyla ifade ediliyordu. Bir kadının dilediği erkekle yasak ilişki kurması ise zina olarak anılıyordu. Cahiliye dönemindeki Araplar ilkini zina olarak kabul etmiyorlardı. Hür kadınlar zina fiilini göze alamaz gizli dost edinme yöntemine başvururlardı. Sizden kimin, hür mü'min kadınlarla evlenmeye gücü yetmezse sahip olduğunuz mü'min genç kızlarınızdan (cariyelerinizden) alsın. Allah, sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları hâlinde, sahiplerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa, onlara hür kadınların cezasının yarısı uygulanır. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden günaha düşmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha hayırlıdır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.(Nisa 25.ayet) bu ayetle bu nikah türü de kaldırılmıştır. 8- Çok sayıda erkekle birliktelik: Cahiliye döneminde bazı kadınlar kendileriyle beraber olmak isteyen erkekleri kapılarına diktikleri bir bayrakla kabul ediyorlardı. Erkeklerin birisinden hamile kaldıkları zaman bir kaif çağırarak çocuğun babasını tespit etmesini istiyorlardı, kaifin vereceği karara göre çocuğun nesebi tespit ediliyordu. 9-On kişiden az sayıda Erkeğin bir kadınla beraberliği: Cahiliye döneminde ondan az kişi bir kadınla birlikte beraber olurlardı. Kadın hamile kalıp çocuğu doğurduktan sonra beraber olduğu adamlara haber göndererek onları çağırır ve çocuğu o kişilerden birisine nispet ederdi. Böylece o kişi o çocuğun babası olurdu. 10-Muta nikahı: Cahiliye döneminde en yaygın olan nikah türlerinden biridir diyebiliriz. Özellikle savaş ve yolculuk gibi sebeplerden dolayı ailesinden ayrı kalan erkekler gittikleri yerde tanıştıkları kadınlarla anlaşıp onlarla para karşılığında anlaşır ve o bölgede kaldıkları sürece o kadınlarla bir ev içinde yaşardı . Erkek bu süre zarfından kadının kadınlığından yararlanır , kadında erkeğin yemek ve çamaşır gibi ev işlerini görür . Erkek o bölgede işi bittikten sonra kadına parasını ödeyerek boşanır ve ayrılır . İslamiyet gelince bu nikah türünü de kaldırmıştır. Fakat Şİİ dünyasında halen varlığını sürdürmektedir. Kaldırılan en zor nikah türüdür. Mekkenin Fethinde kaldırılmış daha öncesinde Hayberden sonra kaldırılmış olmasına rağmen insanlar alışganlıklarını hemen değiştiremediklerinden devam etmişlerdir. Tebük kaldırılmış ve en son veda hutbesinde peygamber kaldırdığını söylemiştir. Peygamber öldükten sonra az da olsa devam etmiştir. Hz.Ömer Muta nikahı yapanları recmedeceğini söylemiştir. Bütün bunların dışında İslamiyet süt kardeşle evliliği yasaklamıştır. Cahiliyede gelenek olan ama İslamiyet gelince ortadan kaldırdığı evlatlıkları kendi evlatlarıymış gibi görüp onların hanımlarıyla evlenmeme yasağı Ahzap suresindeki zeyd-zeynep evliliğinin boşanması bitmesi üzerine peygamber evlatlığının eşiyle evlenerek bu adeti ortadan kaldırmıştır. Bu evlilik sonucu bu arap adeti ortadan kalkmıştır. Bu konu zeyd-zeynep meselesi sosyal ayrıntılarıyla birlikte başka bir başlıkta incelenecektir.
  2. Sonuç: Bir yerine iki kadın istenmesinin sebebi o zaman ki arap toplumunda kadınların ticari konulara aşina olmaması ve ticarette etkin olmamalarıdır. Biri unutursa diğeri ona hatırlatsın ifadesi de bunu doğrulamaktadır.Ayrıca ayetteki ifadeye bakılırsa ayet şahitlik müessesesini düzenlemek için inmemiş bir hakkın kaybını önleme adına tavsiyelerde bulunmuştur.Eğer şahitlikte bir erkek iki kadın eşitliği olmuş olsaydı Kurandaki şahitlikle ilgili bütün ayetleri incelediğimizde bu ifadeyi açıkça görmemiz gerekirdir ama ayetlere bütüncül açıdan baktığımızda böyle bir ifadeye rastlamıyoruz. Örnek; Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin (Nisa 15) Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, "Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz" diye yemin ederler.(Maide 106) Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca, onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın. İşte bununla Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.(Talak 2),, Namuslu kadınlara zina isnat edip sonra da dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun. Artık onların şahitliğini asla kabul etmeyin. İşte bunlar fâsık kimselerdir.(Nur suresi-4) Bu ayetlere bakıldığında şahitlikte erkek veya kadın diye bir ayırım belirtmemektedir. Eğer iki kadının şahitliği bir erkek şahitliğine eşit olsa bunu bu ayetlerde belirtirdi.Ayetlerdeki hüküm genelleyicidir. Buda kadının şahitliğinin erkeğinkine denk olduğunu gösterir. Ama en önemli ve can alıcı nokta ise şu ayette gizlidir. Bu ayette açıkça erkeğin şahitliğinin kadına eşit olduğunu ve hatta kadının şahitliğinin geçerli olduğunu görmekteyiz. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah'ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır(Nur Suresi 6-9) Erkeğin dört defa şahitlik etmesi iftira suçu olduğundandır. Eğer kadının şahitliği erkeğin kinin yarısı kadar olsaydı Allah kadından dört defa değil sekiz defa yemin etmesi istenirdi. Yada olaya tanıklık etmiş ikinci bir kadının şahitlik etmesini isterdi.
  3. KURANDA KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ Borçların yazılmasının emredildiği ayette borçların yazılmasında iki adil şahidin bulunması emredilmiştir. ’İçinizden iki erkeği şahit tutun. İki erkek bulunmazsa o zaman doğruluklarından emin olduğunuz bir erkek ile , biri unutur veya yanılırsa diğeri hatırlatabilir ümidiyle iki kadının şahitliğini alın. Şahitler çağrıldığında, şahitlikten kaçınmasınlar.’(Bakara suresi 282.ayet) Ayette yer alan ‘İki erkek bulunmazsa o zaman doğruluklarından emin olduğunuz bir erkek ile, biri unutur veya yanılırsa diğeri hatırlatabilir ümidiyle iki kadının şahitliğini alın.’ Cümlesi;’iki kadın şahitin bir erkek yerine kabul edildiği ‘ durumu kadına haksızlık olarak düşünüldüğü için bazı çevreler tarafından yanlış anlaşılmakta ve bu ifadesinden yola çıkarak Kuranın hükümlerinin tarihsel olduğu ve belli bir dönem için geçerli hükümler bildirdiği sonucuna varılmaktadır. 1-Öncelikle ayette işaret edilen bu düzenleme kadınlar için bir kolaylaştırma ve yüklerini hafifletme amacıyla onlar için sağlanmış bir ruhsattır. Çünkü şahitlik insanı meşgul eden ve birçok durumda işlerinden alıkoyan ağır bir sorumluluktur. Oysa kadının çocukları , eşi ve diğer yakınları gibi ilgilenmesi gereken çok daha ağır sorumlulukları vardır. Her şahitlik için çağrıldığında kadının mahkemeye gitmesi gerekecektir. İşte bu kadını böyle bir işten koruma amacıyla bir erkek bulunamadığında bir kadın değil de iki kadın bulunması gerektiği istenmiş, bunu sağlamak borçlu ve alacaklılar için daha zor olduğu için iki kadın bulup arama yerine ikinci başka bir erkek şahitin bulunması çaresine dolaylı bir yönlendirme yapılmıştır. Ayette kadınların borçlarla ilgili şahitliklerinde bu şekilde şahit tutulmasının iki gerekçesine dikkat çekilir. Birincisi: Bir kadın şahit yanıldığında ikincisinin hatırlatarak düzeltmesi(Ayette belirtildiği üzere) İkincisi: Şahitlerin her çağrıldığında gelmekten kaçınmamaları ve hazır bulunmaları. Birinci gerekçede uzmanlık gerektiren ticari hayatta kadınların fazlaca meşgul olmaması sebebiyle bu konuda yanıldığı ve unuttuğu zaman ikinci kadının hatırlatması sağlanmıştır. Bu kadınların hafızalarının zayıf olduğu anlamına gelmeyip sadece ticari hayat ve borçlar hukuku gibi kadınların daha az bulunduğu bu sahada onlar için bir destektir. İkinci gerekçe olarak ise : Şahitlerin her çağrıldıklarında hazır bulunmaları gerektiğidir. Çünkü şahitlik hakkaniyetin gözetilmesi ve her çağrıldığında gidilmesi gereken ağır bir sorumluluktur. Oysa kadın için her çağrıldığında mahkemelerde hazır bulunması onun için bir zorluktur. Ayrıca kadın şahitlik için gittiğinde erkeklerin kalabalık bulunduğu yerde mahremiyetin sağlanması için yanında ona destek olabilecek ikinci kadının psikolojik durumu için daha uygundur. Çünkü ticarette ve borçlarla ilgili anlaşmazlıkların bulunduğu yerler daha çok erkeklerin bulunduğu mekanlardır. Bir kadının tek başına buralarda bulunması yerine psikolojik yönden ona destek olabilecek ikinci bir kadının bulunması sağlanmıştır. 2- Şahitlik konusunda ayette gözetilen şartlar, şahidin erkek veya kadın olması özelliğine değil, şahitlerin şahitliğinin kabul edilmesi konusunda her dönemde gözetilmesi gereken şu şartlara dayanır: Birincisi: Şahidin güvenilir ve tarafsız olması aleyhinde şahitlik yapılan kişiyle şahit arasında bir husumetin bulunmaması, ayrıca taraf tutmasını gerektirebilecek bir akrabalığında bulunmamasıdır. Bu durumda eğer kişi güvenilir değilse veya şahitlik yaptığı konuda yeterli ehliyete sahip değilse erkek de olsa onun erkeliğine bakılmaz ve şahitliği kabul edilmez. Ceza hukukunda bile eğer erkek aşırı heyecanlı ve duygularını kontrol edemeyecek kadar aşırı şefkat gösteren birisi ise, bu adamın şahitliği de kabul edilmez. İkincisi: Şahit ile, şahitlik yaptığı olay arasında , onun bu olay konusunda şahitlik yapabilecek bilgi seviyesine ve ehliyetine sahip olmasıdır.. Mesela çocuğun annesinin tespitinde kadın ebenin şahitliği tek başına kabul edilir. Süt emzirme , çocuğun bakımıyla ilgili konularda da kadının şahitliği tek başına kabul eidlir. Kadınların çoğunlukta bulunduğu hamam,yurt,barınma yerleri ve benzeri gibi yerlerdeki cinai ve hukuki olaylarda kadınların şahitliği tek başına şahit olarak geçerlidir. Bu noktadan hareketle kadınların şahitliğinin dışında başka bir erkeğin şahitliğinin kabul edilmediği yerlerin bulunması ihtimal dahilindedir. Bundan dolayı ilgili olayların durumuna göre şahitlerin sayısı ve özellikleri içtihada bağlı konu olarak değişiklik gösterebilmektedir.Ebu Hanife, Ahmed Bin Hanbel , İbni Abbas, Hz.Osman, Hz.Ali, Abdullah Bin Ömer ve Hasan Basriye göre genellikle sadece kadınların bilgi sahibi olduğu konularda adil ve güvenilir tek kadının şahitliği yeterlidir. (El Cevziyye, İbn Kayyım , Şemsuddin Muhammed Bin Ebi Bekr,Et Turukul Hukmiyye s.116. Bu eserde tek kadın şahidin şahitliğinin kabul edildiği yerler konusunda birçok örnekler verilmiştir.Netice olarak ilgili olayın durumuna göre şahitlerle ilgili şartlar ve durumların değişmesinin içtihata bağlı olarak kabul edildiği anlaşlmaktadır.) Kuranın kaynaklık ettiği İslam Hukukunda kadının tek başına şahit olarak kabul edildiği hatta erkeklerin şahitliğinin kabul edilmediği yerlerinde bulunması ,İslamın hukuki tasarruflarda kadına verdiği değeri göstermektedir. 3- Burada karıştırılan şu hususa dikkat edilmesi gerekir. İslam hukukunda kadın hukuki ve ticari bütün tasarruflarını tek başına yapabilir imzasını atabilir. Mesela bir ev , araba aldığında tek başına tasarrufta bulunabilir , yaptığı akitlerde tek başına hukuki kişiliğe sahiptir. Büyük şirketlere tak başına sahip olabilir ve bunların idaresinde tek başına hukuki tasarruflarda bulunabilir. Kuran bunlara hiçbir sınırlama getirmemekte hatta kadınlara ayrı hitap ederek özellikle zekat ve sadakayı emrederek onların da erkeklerden ayrı olarak zengin olmalarını tavsiye etmektedir. (kadınlara hitap ederek) namaz kılın ve zekat veriniz, Allah ve elçisine itaat ediniz(Ahzap Suresi 33) ‘Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, ……………(Ahzap suresi 35) Gibi birçok ayette kadınların özellikle kendi mallarından zekat ve sadaka vermeleri emredilmiştir. Zekat ve sadaka vermek ise özellikle belli bir mali güce sahip olmayı gerektirir. Bu durumda zekat konusundaki bu emirle, aslında kadınların da mali yönden zengin olmaları konusunda bir teşvik olduğu anlaşılmaktadır. Kuranın bu ayette şahitlikle ilgili bildirdiği bu düzenleme, kadınların tek başlarına yaptıkları hukuki tasarruflarındaki kişilik temsiliyeti haklarıyla ilgili değil, borçlarla ilgili şahit gösterildiğinde ikinci bir kadın şahit tarafından desteklenmesiyle ve onun üzerindeki yüklerin hafifletilmesiyle ilgilidir. Konuyu daha iyi anlamak için Kadın ve erkeğin şahitliğinin eşit olduğunu anlatan hatta kadının şahitliğinin geçerli olduğunu anlatan Nur suresi 6-9. ayetlere bakmakta fayda var Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah'ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır. (Nur suresi 6-9), bu ayette geçen hükme göre eğer bir erkek karısının zina ettiğini iddia ediyorsa dört defa doğru söylediğine dair yemin etmesi istenir. Aynı şey kadından istenir. Kadının da zina etmediğine dair dört defa yemin etmesi istenir iki tarafta yemin ettikten sonra sonunda eğer yalan söyledilerse Allahın lanetinin kendilerinin üzerine olacağını söylerler. Bu olay sonucunda ayette de görüldüğü üzere kadının şahitliği esas alınır ve ceza kadından kaldırılarak kadına had cezası uygulanmadığı gibi kadına zina etmiş damgası da vurulamaz eşler bu yeminleşmeden sonra boşanır. Dikkat edilirse burada da bir kadının şahitliği bir erkeğin şahitliğine eşittir. Hatta kadının şahitliği doğru kabul edilir. Ayrıca Kuran getirdiği bu hükümle yıllar boyunca olacak namus kavgalarını ve kadın öldürme olaylarını böyle tarih üstü bir yöntemle önlemiş olmaktadır. Kuranda yalancı tanıklık konusunda da insanlar uyarılmakta hatta onlara had cezası uygulanarak şahitlikleri ömür boyu dikkate alınmamaktadır. Yalancı tanıklık ayetine de baktığımızda erkek ve kadın ayrımı yapılmamıştır. Ayet genele yöneliktir. Eğer şahitliklerde erkeğin tanıklığı ön planda olsaydı bu ayette de kadın erkek ayrımı yapılırdı. Kuran bir kişiye zina yapma isnadı yapıldığında bu isnadı yapana dört şahit getirmesi gerektiğini söyler. Fakat bu şahitlerin ne kadarının erkek ne kadarının kadın olduğunu belirtmez. Ayet geneldir. Eğer erkek üstünlüğü olsa erkeğin şahitliği tam kadının şahitliği yarım olsaydı burada bunu belirtirdi şu kadar erkek şahit getirin şu kadar kadar kadın şahit olsun derdi. Halbuki ayete baktığımızda böyle bir ifade görülmemektedir. Ayette hem kadınlara hemde erkeklere hitap etmektedir. İstediği cinsten dört şahiti getirebilir, 2 erkek 2 kadın şahitte getirebilir.
  4. Kindi

    İSLAMDA BOŞANMA

    İSLAMDA BOŞANMA Boşanma, Dünyanın her yeri ve bölgesinde yaşanması mümkün olan bir gerçektir. Boşanma, bazı durumlarda insan yaratılışının gerektirdiğin bir çıkış yoludur. Çünkü birbirleriyle geçinmeleri mümkün olmayan kadın ve kocanın birbirleriyle beraber yaşanmaya zorlanması insanın psikolojik ihtiyaçlarına tamamen aykırı bir uygulamadır. Kurandan önceki cahiliye döneminde boşama yetkisi tamamen kocanın elindeydi. Koca hanımını dilediği sebeple boşar, kadının yeni bir evlilik yapmak için gerekli iddet süresini beklemeden geri dönebilirdi. Kadının bu boşamaya itiraz hakkı olmadığı gibi kocanın kendisine geri dönmesine engel olması da mümkün değildi. Bazı erkekler hanımına eziyet etmek için boşuyor, iddeti bitmeden tekrar geri dönüp onun başkasıyla evlenmesine engel oluyordu . Kuran getirdiği hükümlerle erkeğin boşama veya boşamama yoluyla eşine zarar vermesinin tamamen önüne geçiyordu. Kuran Bunun dışında Kadına da belli durumlarda boşanma yetkisi veriyor. Bazı çevrelerce dile getirilen Kuranda boşanma erkeğe aittir erkeğin hiçbir hakkı yoktur ifadesi ise tamamen cahilane veya maksatlı bir ifadedir. Yanlıştır. Bu konuyu aşağıda detaylıca ele alınınca görülecektir ki bu idda tamamen uydurma ve yanlıştır. CAHİLİYE DÖNEMİNDEKİ BOŞANMA TÜRLERİ ve KURANIN GETİRDİĞİ YENİLEYİCİ HÜKÜMLERİ 1-GELENEKSEL TALAK-HULLE: Bu boşanma türüne göre cahiliye döneminde erkeğin karısını boşama sayısı hususunda kabileler arasında farklı uygulamalar olduğu anlaşılmaktadır. Bazı kabilelerde sınırlama mevcut olmayıp erkek eşini dilediği sayıda boşayabilir; sonra iddeti içinde geri alabilirdi. Bu uygulama Kuranla kaldırılmış olup iki defa döndükten sonra üçüncü boşama mutlak ayrılma (talak-ı bain) kabul edilmiştir: (Dönüş yapılabilecek) boşama iki defadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek, ya da güzellikle bırakmaktır. (Evlilikte) tarafların Allah'ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah'ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir. Eğer erkek karısını (üçüncü defa) boşarsa, kadın, onun dışında bir başka kocayla nikâhlanmadıkça ona helâl olmaz. (Bu koca da) onu boşadığı takdirde, onlar (kadın ile ilk kocası) Allah'ın koyduğu ölçüleri gözetebileceklerine inanıyorlarsa tekrar birbirlerine dönüp evlenmelerinde bir günah yoktur. İşte bunlar Allah'ın, anlayan bir toplum için açıkladığı ölçüleridir.(Bakara 229-230) Kesin boşama gerçekleştikten sonra kişinin eski karısıyla tekrar evlenebilmesi için kadının başka bir erkekle evlilik yapıp ondan normal şekilde boşanması ya da dul kalması gerekir. Cahiliye döneminde bunun için bir yol bulunmuştu. Hulle yapmak suretiyle kadın eski kocasına dönüyordu. Hulle karı koca boşandıktan sonra tekrar birlikte olmak isterlerse kadın başka biriyle anlaşmalı gösterişli bir evlilik yapıyor.Bu evlilik hileli muvazalı bir evlilikti. Yeni kocası eşini boşuyor ve kadın tekrar eski eşine dönebiliyordu. İslam bu Hulle uygulamasını kaldırmıştır. Hz.Muhammed kendisi için Hulle yapılan kişinin Allahın lanetine uğrayan insanlar olduğu ilan edilmiştir.(Ebu Davud,Nikah,15;Tirmizi,Nikah,28;Nesai,Talak,13) İslam cahiliye örfündeki boşama ile ilgili büyük ölçüde ibka etmiştir. Gerçekleştirdiği en büyük hüküm İddet süresini getirmek olmuştur. Yani koca karısını 3 kez art arda boşayamamaktadır. Kişi eşini 3 kere boşayabilmesi için her ay kadınların özel dönemi olan dönemi beklemelidir. Her özel dönemi sonrası için bir kere boşayabilmektedir(Ahsen Talak hadislerde geçmektedir).3. özel halinden sonra boşayınca boşanma gerçekleşmiş olmaktadır. Böylece boşanma 3 ay sonra gerçekleşmiş olmaktadır. İslamın bu hükmü ibka yolunda getirdiği diğer bir düzenleme ise bayanların özel dönemi olan aybaşı hali sırasında boşamamasıdır. Özel dönem bitip kadın temizlendikten sonra boşayabilir. Ey peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetlerini dikkate alarak (temizlik hâlinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'a karşı gelmekten sakının. Apaçık bir hayâsızlık yapmaları dışında onları (bekleme süresince) evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, sonra yeni bir durum ortaya çıkarır(Talak-1). Mukatil b.Süleyman nın naklettiğine göre bu ayet Abdullah b.ömer,Ukbe b. Amr,Tufeyl b.haris,Amr b. Said gibi bazı muhacirlerin iddete riayet etmeden karılarını boşamalrı ve şahitsiz olarak onlara tekrar geri dönmeleri sebebiyle olmuştur. Ayrıca meşhur bir hadisteki bilgiye göre İbn Ömer karısını hayızlı iken boşamış fakat Hz.Peygamber bu boşamayı meşru saymamış ve hanımına dönmesi ve onu temizlik dönemi içinde boşaması gerektiğini bildirmiştir(Taberi,camiul beyan 122,123) Sonuç olarak; 1-Sınırsız olan boşama şekli üçe indirilmiştir. 2- Üç Özel dönem içinde 1 defa olmak üzere boşama olacak 3-Hayızlı iken boşamayacaktır, İslamın ibka yoluyla bu boşamaya getirdiği sistem bu şekilde. Peki İslam bu sistemi getirmekle neyi amaçlamıştır? Erkek bu boşama sistemi ile acele karar verememiş oluyor erkeğin düşünmesine fırsat tanıyor. Gerçekleşen 3 boşama dönemi 3 ayda tekrar eşine gelebiliyor. Hayız halinde iken boşama gerçekleştirmemesi de hayız halinde kişinin hanımına karısına isteksiz olması bu haldeyken psikolojik olarak boşamaya daha çabuk karar vermesinin önüne geçiliyor. Bu boşama sisteminde hemen akla ilk gelen itiraz erkeğe tek taraflı boşama hakkı vermektir. Yalnız bu aceleci bir karardır ilerleyen bölümlerde de görüleceği gibi kadınların da belli durumlarda boşanma durumu vardır. Biz konu başlığı olarak bu boşama çeşidini ele alacak olursak. Aile kurumunun oluşması, devamı veya boşanma durumunda bütün mali sorumluluklar (mehir,nafaka,mesken,boşadığında kadın ve çocukların ihtiyaçlarını karşılama, iddet süresi içinde bütün masrafları karşılama gibi) erkeğe yüklendiği için kocaya böyle bir hak verilmiştir. Kadın ise ne evlenince ne de ayrılınca karşı tarafa bir nafaka sorumluluğu bulunmamaktadır. Hukukta sorumluluklar ile haklar paralel olarak tanzim edilir kaidesi vardır. Evlilik kurumunu kurmak için bütün mali yükler erkeğin sırtındadır. Eğer kadın hiçbir gerekçe göstermeksizin kocasını tek taraflı boşarsa erkek mali yönden büyük bir zarara uğrayacaktır. 2-ZIHAR YOLUYLA BOŞAMA: Cahiliye dönemindeki boşanma şekillerinden biride zıhardır. Zıhar; cahiliye döneminde kocanın,karısına kızdığında ona zarar vermek için ‘’Senin sırtın annemin sırtı gibidir.’’ Gibi sözlerle ona yaklaşmayacağını bildirmesidir. Bu adet cahiliye döneminde yaygın boşanma yöntemlerinden biridir. Bu durumda kadın artık süresiz olarak kocaya haram olduğu kabul ediliyor ve başka bir adamla da evlenemiyordu. Kuran zıharı bir boşama şekli olarak kabul etmemiştir. Kötü bir davranış ve yemin olarak kabul ederek bu kötü davranışa kefalet cezası getirmiştir. Böylece zıhar boşama şekli olmaktan çıkarıldı. Ensardan Evs. B.Samit karısı Havle/Huveyle bint Salebeye ‘’Sen bana annemin sırtı gibisin.’’ Havla bu olaydan sonra Hz.Peygambere gelerek durumu anlattı. Gençliğini kocası uğruna harcadığını, fakat yaşlanınca itilip kakıldığını söyledi. Hz. Peygamber bu konuda ilahi bir emir almadığını söyledi. Kadın ısrarla sıkıntısını Peygambere iletse de beklediği cevabı alamadı. Bunun üzerine Allaha dua etti kadın ve şu ayetler indi. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. İçinizden kadınlarına zıhar yapanlar bilsinler ki, o kadınlar onların anaları değildir. Onların anaları ancak, kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz onlar (zıhar yaparlarken) hoş karşılanmayan ve yalan bir söz söylüyorlar. Şüphesiz Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır. Kadınlarından zıhar yaparak ayrılıp sonra da söylediklerinden dönecek olanlar, eşleriyle birbirlerine dokunmadan önce, bir köle azat etmelidirler. İşte bu hüküm ile size öğüt veriliyor. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Kim (köle azat etme imkânı) bulamazsa, eşine dokunmadan önce ard arda iki ay oruç tutmalıdır. Kimin de buna gücü yetmezse altmış fakiri doyurmalıdır. Bunlar, Allah'a ve Resûlüne hakkıyla iman edesiniz, diyedir. İşte bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kâfirler için elem dolu bir azap vardır.(Mücadile suresi 1-4. Ayetler) Allah, hiçbir adamın içinde iki kalb yaratmamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız eşlerinizi anneleriniz kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da öz oğullarınız kılmamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz mânasız sözlerden ibarettir. Allah gerçeği söyler ve doğru yola iletir.(Ahzap 4) Kuran zıhar yemini yoluyla kadına zarar verilmesini yasaklarken, diğer tarih ve bölgelerde benzer sebeplerle kocaların kadınlardan uzak durarak onlara zarar vermesini yasaklamış olmaktadır. 3-İLA YÖNTEMİYLE BOŞAMA: Cahiliye döneminde başka bir boşama türü de ila yolu ile boşamadır. Bu boşama yöntemine göre erkek karısına kızdığında onu bir süre terk etmek üzere yemin eder; belli bir süre boyunca yaklaşmayacağına dair yemin ederdi, bu süre bazen bir sene veya daha fazla olabilir, ömür boyu da olabilirdi bildirdiği süre dolunca bunu uzatırdı böylece kocalık görevini yapmayarak eziyet eder ve kadının başkasıyla da evlenmesine engel olurdu, bu süre zarfında aralarında evlilik ilişkisi olmazdı. Kuran bu adeti kaldırmak ve kadını böyle bir sıkıntıdan kurtarmak için kocasının karısı hakkında böyle bir yaklaşmama yemini yapması durumunda bu süreyi dört ayla sınırlandırmıştır. Dört ay sonunda koca hanımına dönmezse karısının boşanma hakkını kullanabileceği hükmünü getirmiştir. Eşlerine yaklaşmamağa yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Eğer (yemin edenler yeminlerinden dönmeyip kadınlarını) boşamaya karar verirlerse (ayrılırlar). Biliniz ki, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.(Bakara suresi 226-227) 4-LİAN YOLUYLA BOŞANMA: Cahiliye döneminde uygulaması olmayan bir boşanma türüdür. O dönemde Yahudilerde bulunan mevcut bir boşanma türüydü. Sad B.Ubade Hz. Peygambere gelerek ‘’ Ey Allahın elçisi bizden biri hanımını zina ederken görse sonra dört şahit bulamasa , bu durumu söylese zina iftirası cezası görecek mi?’’ diye sorduğunda lian ile ilgili ayetler inmiştir(Razi,Fahruddin,Mefatihul Gayb). Lian Yahudilerde vardı fakat onlar sadece kadına yemin ettiriyordu ve lanetli su gibi şeyler kullanmaktaydı. Bir koca karısının zina ettiğini iddia ediyorsa ondan dört şahit getirmesi beklenemez. Çünkü karısı hakkında zina iftirası atması onun şerefine zarar vereceği için böyle bir iftira yoluna gidemez. Bu durumda mahkeme huzurunda karşılıklı olarak yeminleşeceklerdir. Koca dört şahit yerinedört defa doğru söylediğine dair Allahı şahit tutarak yemin eder. Beşincide eğer yalan söylüyorsa Allahın lanetinin üzerine olmasını ister. Kadın da dört yemine karşı kocasının yalan söylediğine dairdört defa Allahı şahit tutarak yemin eder. Beşincide eğer kocası doğru söylüyorsa Allahın gazabının üzerine olmasını ister. Böylelikle hakim onları ayırır. Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah'ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah'ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı, hâliniz nice olurdu? (Nur Suresi 6-10) Bir kadına yapılan zina isnadı çok ağır bir ithamdır. Kocanın böyle bir isnadda bulunması hem koca hem de kadın için çok zor bir durumdur. Ama her dönem ve bölgede böyle bir problemin olması imkan dahilindedir. Kadının masum olması durumunda böyle bir iddianın tersini ispat etmek çoğu zaman imkansız gibidir. İşin daha da kötüsü töhmet altında yaşayacaktır. İşte Kuran kadını böyle bir itham yükünden kurtaracak kendisinin haklı olduğunu ispat edebilecek bir çare sunmuştur. Dünyanın birçok toplumunda özellikle doğu toplumlarında kadın böyle bir zina isnadı altında kaldığı zaman koca zina ettiğini düşündüğü veya gördüğü karısını ve adamı öldürmeye kalkar. İşte Kuran böyle bir meseleyi ahirete bırakarak bu meseleyi daha kötü olmadan önlemiştir çözmüştür. Bu uygulama ilk defa Hilal b.Ümeyye nin karşılaştığı bir durum üzerine ortaya çıktığı nakledilir. Buna göre Hilal bir akşam tarlasından evine döndüğünde karısı Havle b. Asımı Şerik b. Selam ile zina yaparken gördü. Durumu Hz.Peygambere bildirince ‘’ Ya bunu ispat edersin ya da sırtına had vurulacaktır.’’ Dedi. Bunun üzerine Hilal ‘’ Ey Allahın elçisi bir adam karsını başka bir adamla üst üste gördüğü zaman da mı delil gerekiyor?’’ diye sordu. Resulullah ‘’ Evet, ya delil ya da sırtına sopa!’’ deyince Hilal ‘’ Seni hak ile gönderene yemin olsun ki ben doğruyum ve Allah mutlaka sırtımı sopa cezasından kurtaracak ayeti indirecektir.’’ Diye karşılık verdi. Bunun üzerine Nur süresinin 6-9 ayetleri nazil oldu.(Buhari,Talak,28;Ebu Davud.Talak,27) 5-HUL(MUHALEA) YOLUYLA BOŞANMA: İslam da kocanın geçimsizlik yapması veya kadına eziyet etmesi durumunda eğer kadın boşanmak isterse hakime başvurarak tefrik davası açarak boşanma gerçekleştirebiliyor. Bu şu şekilde gerçekleşiyor. Kadın kocasından boşanmak istediğinde eğer kocası onu boşamak istemiyorsa bu durumda kadın mahkemeye başvurarak kocasına belli bir miktar tazminat ödedikten sonra boşanabilir. Bu hükmün uygulanması Hz. Peygamber döneminde şu şekilde olmuştur. Cemile isminde kadın eşi Sabit b.Kays tan ayrılmak istiyordu. Hz.Peygambere gelip ‘’Vallahi onun dini ve ahlakı hakkında bir kusur göremiyorum.’’ Demiş . Fakat buna rağmen boşamak istediğini söylemiş. Cemile kocasının kendisine mehir olarak verdiği bahçeyi geri vererek boşanır(Buhari,Talak,11) Kuranda böyle bir tazminat bedeli konulmasının sebebi kadın tarafından erkeğin zarara uğratılmasının önüne geçmek olmaktadır. Çünkü koca evlenmesi karşılığında kadına bir miktar mehir ödemiştir. Ayrıca evlenmek için düğün,nişan,nafaka ve benzeri birçok harcamalrda bulunmuştur. Bu kadar çok harcamada bulunduktan sonra kadın istediği zaman kocasını boşarsa bu durumda bu kadar masraf boşa gitmiş olacak ve böylelikle erkek büyük bir zarara uğratılacak. (Evlilikte) tarafların Allah'ın belirlediği ölçüleri koruyamama endişeleri dışında kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şeyi geri almanız, sizin için helâl olmaz. Eğer onlar Allah'ın belirlediği ölçüleri gözetmeyecekler diye endişe ederseniz, o zaman kadının (boşanmak için) bedel vermesinde ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.(Bakara Suresi 229) Kuran bu hükmüyle hanımıyla geçimsizlik yapmayan ve ona eziyet vermeyen bir kocanın mağdur durumuna düşmesini engellemiştir. Fakat geçimsizlik erkekten kaynaklanıyor ise bu durumda Kuran yine tarih üstü bir düzenleme getirmektedir. Koca kendisi geçimsizlik çıkarmasına rağmen hanımının kendisine tazminat vererek onu boşamaya zorlaması şu ayetin hükmüyle haram kılınmıştır. Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Açık bir hayâsızlık yapmış olmaları dışında, kendilerine verdiklerinizin bir kısmını onlardan geri almak için onları zorluğa düşürmeyin. Onlarla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmadıysanız, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda pek çok hayır yaratmış olur.(Nisa Suresi 19) Böyle bir durumda kadın hakime başvurarak boşanma davası açabilecek ve hakim onu tazminata hükmetmeden , aldığı mehri geri ödemeden boşayacaktır. Kadının vereceği muhalea bedelinin mehirden üstün olmaması da hadislerde belirtilmiştir. Özet olarak erkekte bir problem yok eğer kadın ayrılmak istiyorsa , tazminat bedelini ödeyerek erkekten boşanıyor. Eğer sorun erkekten kaynaklanıyorsa tazminat ödemeden hakime başvurarak boşanabiliyor. İslam kadının boşanması durumunda karşılacağı sıkıntıları atlatması için de bazı tedbirler almıştır. 1-Kadının evlilik sırasında aldığı mehirin yanı sıra muaccel mehir(boşanma durumunda ödenmesi gereken mehir, borç mehir) tale etme hakkı vermiştir. 2-Kadın boşanma durumunda karşılacağı sıkıntıları hesaba katarak müeccel mehri fazla isteyebilir. Böylece hem kocasının onu boşama konusunda daha dikkatli olmasını sağlar hem de karşılaşabileceği ekonomik sıkıntıları giderir., 3-Hamile kadın boşanmışsa çocuğun babası doğum gerçekleşene kadar ona bakmak zorundadır. 4-Ayrıca kadın çocuk doğduktan sonra onu emzirirse erkek, kadının geçimini sağlamaya katkıda bulunacak ,üzerinde anlaştıkları belli bir ücreti ödeyecektir. (Bakara 233)
  5. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    Kuranda Hurufu mukatta vardır. Yani Elif-Lam-Mim şeklinde başlayan ayetlerdir. Bu ayetlere baktığımızda bu ayetlerinde arasında sayı açısından ilginç münasebet vardır. Meselâ, Kur’an’da sadece iki yerde mukattaa harfi olarak “ٓق” vardır. “ٓق” harfi ile başlayan Kaf suresi ve Şura suresindeki “ٓق”tır. Her iki sûrede 57’şer tane “ق” vardır. Bunların toplamı 114 eder. Bu rakam, Kuran-ı Kerim surelerinin yekün adedidir. Demek ki her iki suredeki “ق” sayısı, remzen Kur’un surelerinin sayısını i şaretlemektedir. Zaten her iki surenin mana ve muhtevası da Kur’an’la çok alakalıdır. Ra’d suresinin başında ٰٓٓا harfleri vardır. Bu harfler, gösterildiği şekilde tertip edilmiştir. Yani birinci sırada “ا”, ikincide “ل”, üçüncüde “م” ve dördüncü sırada da “ر” vardır. Enteresandır ki, surede geçen bu harfler sayı bakımından da aynı şekilde sıraya tabi tutulmuşlardır. Şöyle ki: Ra’d sûresinde 625 “ا”, 479 “ل”, 260 “م”, 127 tane de “ر” vardır. , Bakara suresinin mukattaa harfleri olan ٓٓ ا’de sure içinde aynı esasa göre tekrar edilmiştir. Bu surede 4592 “ا”, 3204 “ل”, 2195 tane de “م” vardır Mukattaa ile başlayan bir başka sure de “Al-i İmran”dır. Aynı ilmi program ve tayin bu surede de söz konusudur. Surenin mukattaa harfleri ٓٓا’dir. Harf sayısı da yine bu sıraya göre tanzim edilmiştir. Surede 2578 “ا”, 1885 “ل”, 1251 “م” mevcuttur. Görüldüğü gibi sıra yine korunmuştur. Harfleri sayılacak olsa, Ankebut ve Rum surelerinde de aynı durum görülecektir.
  6. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    her şeye bir demogoji uyduruyorsunuz Mekke fethine de bir şey bulsaydın peki aşağıda yazacaklarıma da bir tevil uydur bakalım 1- O topluluk yakında (Bedir'de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.(Kamer suresi 45) bu ayet bedir savaşından önce iniyor. 2-Sabret! Çünkü Allah'ın vâdi gerçektir. Biz onlara vâd ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, yahut senin ruhunu yanımıza alsak da, onlar mutlaka sonunda dönüp huzurumuza geleceklerdir.(Mümin-77), ayet Hudeybiye barış anlaşmasında iniyor. Hudeybiyeyi yenilgi olarak gören sahabelere cevap niteliğinde oluyor ve 2 yıl sonra Mekke Fethi gerçekleşiyor 3-“Ve O, korkularının ardından onları (tam) bir güvene erdirecektir.” Habbab b. Eret anlatıyor: Müslümanlar Mekke ’de sığınacak bir yer bulamıyorlardı ve Medine-i Tâhire ’ye hicret etmek zorunda kalmışlardı. Hicret ettiler ama, uzun zaman orada da hep aynı endişeleri yaşadılar.. evet çevredeki kefere ve fecerenin ve içerideki münafıkların endişesi orada da onları sürekli tedirgin ediyordu.. ve herkes âdeta kılıcı belinde yaşıyordu. Baskı ve tedhiş tahammül eşiğini aşınca, bir gün sahabe, huzur-u Risaletpenahi’ye gelerek “Yâ Resûlallah! Bu korkunun bir sonu yok mu?” dediler. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara hitaben: “Sabredin, Allah korkuyu giderecek ve gönüllere emniyet bahşedecektir. Öyle ki Hadramut ’tan Şam ’a kadar, tek başına bir kadın hevdecinde, hem de hiçbir endişe duymadan ve yanında kimse olmadan seyahat edebilecektir.”( Buhârî, menâkıb 25, menâkıbü’l-ensâr 29, ikrâh 1; Ebû Dâvûd, cihâd 97. ) 4-Ebû Leheb ve Ümmü Cemil’le alâkalı sûre de “O, alevli bir ateşte yanacak. Odun taşıyıcı olarak ve boynunda hurma lifinden bükülmüş bir ip olduğu hâlde karısı da (ateşe girecek) Tebbet suresi Ebu Lehep karısının iman etmeyeceğini biliyor ve aynen gerçekleşiyor. Halbuki Ebu Lehep yapmacıktan iman etmiş gibi olsaydı bütün sihiri bozacaktı ve insanları Kurandan soğutabilecekti.
  7. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    Bu Kuran ilginç bir kitap Mesela Yevm:Gün demek kuranda 365 defa geçmektedir. ŞEHR kelimesi yani ay : 12 defa geçer Ceza kelimesi 117 defa geçerken mağfiret yani affedilme kelimesi tam iki katı yani 234 defa geçer Dünya ve Ahiret kelimeleri 115 er defa geçer Şeytan ve Melek kelimeler 88 defa Cennet ve Cehennem kelimeleri 77 şer defa tekrarlanmıştır. Kara kelimesi 13 defa geçerken Deniz kelimesi 32 defa geçer 13+32:45 45/13: 0,28 45/32:0,71 bu oran kara denizlerin birbirine oranını vermektedir. Kara ve denizlerin oranını bilen bir kişi tarafından gönderildi demek ki kelimelerde en ufak değişiklik olsa bu denge ve ahenk bozulurdu
  8. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    kardeşim yazıya geçirilmiş yukarıda anlattık ya vahiy katiplerine yazdırılıyor ve aynı zamanda ezberleniyordu Osman zamanında kitaplaştırılmamış bu bilgini de düzelt yanlış biliyorsun yukarıda anlattığım gibi
  9. Kindi

    Peygamberin evliliklerini yeniden okuyalım

    Burada teklif kısmı rivayet edilmemiş diye sadece bu hadise bakarak öyle bir teklif yok hükmü mü çıkarılıyor . Bu hadiste yoksa benim sana verdiğim kaynaklardaki hadiste var sana şimdi hadis usulü mü anlatayım sayfalarca kendinize göre işinize geldiği gibi anlam çıkartıyorsunuz.
  10. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    Bu sahte peygamber çok ilginç bir peygamber ki uydurduğu kendi yazdığı kitapta kendisine teheccüt namazını farz kılıyor. Ve kendisi teheccüt namazı kılıyor. Teheccüt namazı nefse en zor gelen namazdır. Gece uykunun en tatlı yerinde kalkarsın sabah namaazı vakti girmede önce kılınır. Bu sahte peygamber rahatlığı keyfi için kitap yazacak olsa neden bu namazı kendisine farz kılar ki yada yazdığı kitapta savaşta bile namaz kılınacağı söylenir , ben sahte bir peygamber olsam savaşta neden böyle bir ayet yazayım ki , sonuçta ölüm kalım mücadelesi var ????
  11. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    her şeye bir şeyler uydurma noktasında süpersiniz. o dediklerinden haberim var senden daha fazla ama sen yanlış biliyorsun, olayın aslı şöyle; peygamber zamanında kitap haline getirmeye gerek yoktu . Çünkü peygamber hayattaydı o yaşayan kurandı. Zaten Kuran hafızlık yoluyla ezberleniyordu. Aynı zamanda deri parçalarına,kemik ve taşlara yazılıyordu peygamberin vahiy katipleri vardı. Hem hafızlık hem de yazma suretiyle kontrolü sağlanıyordu. Kuranın korunmasının en büyük özelliği hafızlık sistemiydi başka yöntemlerde vardı. İlk kitap haline getirilmesi Hz.Ebubekir döneminde Hz.Ömerin teklifi ile oldu . Ebubekir döneminde Ridde savaşları oldu bir sürü Hafız şehit oldu bunun üzerine Ömer teklif etti . İlk başta Ebu Bekir karşı çıktı. Yukarıdaki verdiğin bilgi yanlış. Osman zamanında Ebubekir döneminde kitaplaştırılan Kuran çoğaltıldı ve bir heyet oluşturulup kıraat sistemleri kontrol edildi ve harekeleme yapıldı. Kuran farklı coğrafyalardı farklı kıraatlarda okunuyor anlamlarında kaymalar oluyor diye. Aynı zamanda harekelemeler bugün üstün ötre ve esre denilen harekelemeler yapıldı Kuranı başka coğrafyadaki insanlar daha kolay okusun diye Peygamber zamanında vahiy ile gelen ayetler derilere kemiklere, bez parçalarına yazılmıştı. Aynı zamanda yaşan hafızlar vardı. Zeyd önderliğinde hafızlardan bir heyet kuruldu Ebu bekir zamanında oldu bunlar. Tüm hafızlar toplandı ve sahabelerin elinde ne kadar deri,kemik,kaya parçası varsa ayet yazılan getirilmesi istendi. Zeyd önderliğinde kurulan bu heyet önünde oldu bunlar. Hem yazı hem de ezber yöntemiyle ikili surette kontrol edildi Zümer Suresi 6 O, sizi bir tek nefisten yarattı. Sonra ondan eşini var etti. Sizin için hayvanlardan (erkek ve dişi olarak) sekiz eş yarattı. Sizi annelerinizin karnında bir yaratılıştan öbürüne geçirerek üç (kat) karanlık içinde oluşturuyor. İşte Rabbiniz olan Allah budur. Mülk (mutlak hâkimiyet) yalnız O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde, nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz? senin iddiana göre bu Kurana ekleme yapanlar bebeğin anne rahmindeki 3 halini de eklemiş bu adamlar süpermiş bak kardeşim Kurana hiçbir ekleme yapamassın. Kuranda ayetlerin dizilişi ve anlamları arasında bile uyum vardır. Birini çıkarıp ekleme yaptığın da anlam ve okuyuştaki ahenk bozulur. Okurken aynı zamanda yalar ve hissedersin. Basit bir örnek Nass suresindeki vesvese ayetinde okurken aynı zamanda dilinde vesves şeklide çıkan ses uyumu bunun göstergesidir. Bu sadece basit bir örnek. Harflerin bile diziminde uyum vardır. Ekleme çıkarmalar olduğunda bunu sağlayamassın ekleme yaptığın hemen ortyaya çıkar Peygamber her sene ramazan ayında Cebraille görüşür Kuranı Cebraile okurdu. Kuranda Mukabele geleneğinin çıkışı da budur. Ve 12 Kıraat çeşidi Peygamberin zamanında onun okuduğu gibi ortaya çıkmıştır. Bütün bunların hepsi hafızlar tarafından biliniyordu. Kimse Kurana ekleme veya çıkarma yapamaz. Kuranın korunmasının diğer bir çeşidi de kendisine ait kıraatının olmasıdır. Bunun Kuranın değiştirilmediğinin bir diğer delili de; Bugün İslamiyette ortaya çıkan fırkalar, farklılıklarını Kuran ayetlerinin yorumuna dayandırmaktadır. Metnin hiçbir değişikliğe uğramadığını Şia,Havaric, Mutezile gibi bu fırkalar Kuranda metin olarak bizim elimizde bak bu metinlerde var diyemiyorlar. İslam dünyasında herkesin mutabık olduğu metin üzerinde tevil yapıyorlar. Yani onlarda metin üzerinde mutabık. Aynı metin üzerinden islamı yorumluyorlar. Ama bugün hristiyan dünyasında fırkalar arasında başka başka inciller mevcuttur. sonuç olarak senin iddia ettiğin eklemeyi yapamazlar
  12. Kindi

    Peygamberin evliliklerini yeniden okuyalım

    oku https://islamansiklopedisi.org.tr/safiyye http://www.sonpeygamber.info/muminlerin-annesi-hz-safiyye-ranha
  13. Kindi

    Peygamberin evliliklerini yeniden okuyalım

    Konu başlığı bu değil ki , konu nereden nerelere gelmiş erken yaşta evlilik konusu ayrı bir başlık konusu ama birkaç cümle sarfetmek gerekirse adet görmemişler konusu bu videoda anlatılıyor Nisa Suresi 6 Yetimleri deneyin. Evlenme çağına (buluğa) erdiklerinde, eğer reşid olduklarını görürseniz, mallarını kendilerine verin. Büyüyecekler (ve mallarını geri alacaklar) diye israf ederek ve aceleye getirerek mallarını yemeyin. (Velilerden) kim zengin ise (yetim malından yemeğe) tenezzül etmesin. Kim de fakir ise, aklın ve dinin gereklerine uygun bir biçimde (hizmetinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine geri verdiğiniz zaman da yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. Ayette Evlenme çağından bahsediliyor. Demek ki o dönemde bir evlenme çağı var. Ayrıca evlenme çağı yeterli değil Rüşt (Reşit olma halinden bahsediyor) yani karı-zararı ayırabilme, doğruyu yanlışı seçebilme halidir. Ayette yetimlerden bahsetse de zaten yetimler aynı zamanda çocuktur. Mallarını verme konusunda evlenme çağı ve reşit olmayı ifade eden din evlenme konusunda hiç ergen olmayan bir zamanda evlenmeyi emreder mi ???? ayrıca Ahzap Suresinde 49 : Ey müminler! Mümin kadınlarla nikâh akdi yapıp da onlara dokunmadan kendilerini boşayacak olursanız, onların iddet beklemelerini isteme hakkınız yoktur. Bu durumda onlara müt'alarını vererek güzel bir şekilde boşayın Talak suresi evlenmeyle ilgili değil, boşanmayla ilgilidir. İddet bekleme sürelerini anlatır. İddet süresi boşanan bir kadının başka bir erkekle evlilik yapması için bekleme süresidir. Bir kadının iddet beklemesi için kendisiyle cinsel ilişkiye girilmesi gerekir. Eğer girilmediyse zaten Ahzap suresi 49 da iddet bekleme süresi yoktur diyor. Demek ki Talak 4 bahsedilen kendisiyle evlenilen ilişkiye girilen ve boşanan kadından bahsediyor. Onunda kim olduğu videoda anlatılıyor. Tıbbi bir durum
  14. Kindi

    Peygamberin evliliklerini yeniden okuyalım

    Kansız sen ve senin gibiler Safiyye kimlerin suratına tükürdü sana anlatayım Babası Medine de Beni Nadirin Reisi olarak bir sözleşme imzalamıştı , barış sözleşmesi ama kalleşlik etti ve sözleşmeyi bozdu Ama buna rağmen bu insanlar Haybere gönderildi canlarına dokunulmadı Fakat orada da rahat durmadı Beni Kureyzayı ve Mekkelileri kışkırtıp Hendek savaşına sebep oldu. İnsanlar canlarını zor kurtardı. Daha da yetmedi Safiyyenin kocası ve babası Mekke müşriklerini yeniden savaş için kışkırtıyorlardı ve gatafanlıları da yanlarına almak istediler hatta hurmalıklarından pay vermek istediler gatafanlıların savaşa katılmaları için onların bu hareketleri Hayberin sebebini oluşturdu bugünün tabiriyle kendileri kaşındı bu insanlar bütün bunları yaparken kaybetmeyi ve sonunda çocuklarının eşlerinin birilerine köle olmasını göze almıştı bu ahmaklar Kalleş bir baba ve kocanın suratına tükürdü Safiyye sen merak etme Bütün bunlara rağmen insanlar köleleştirilmeyip hatta ellerindeki hurmalıklara bile dokunulmadı zımni statüsünde Hayberde yaşadı bu insanlar öldürülmemiş, esir edilip hapsedilmemiş özgür olmuş ve serbest bırakılmış ama kadın hz.peygamberi seçmiş oku: https://islamansiklopedisi.org.tr/safiyye (sağduyu isimli zevata da cevap olsun ) zaten sonra ki hayatına da bakıldığında hiçte zorla evlendirilmiş bir insan hayatı yoktu mesut ve bahtiyardı o siz olayları okuyamıyorsanız bu Hz.Safiyye nin suçu değil
  15. Kindi

    Muhammed Medine’de neden sapıttı?

    çok ilginç bir peygamber , mesela bir kitap yazıyor yazdığı kitapta sözüm ona başka kitaplardan kopyalamalar yapıyor ama en ilginç şu ki peygamberlik iddiasında bulunan bir sahte peygamber gelecekten haber veriyor ve verdiği haberler doğru çıkıyor, eğer ben sahte bir peygamber olsam gelecekten haber verip kendimi neden riske atıyım ki , çünkü verdiğim haberler doğru çıkmassa peygamberlik iddiam çökecek Rum suresi ; 2-3-4 Rumlar, yakın bir yerde yenilgiye uğratıldılar. Onlar yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir. Önce de, sonra da emir Allah'ındır. O gün Allah'ın (Rumlara) zafer vermesiyle mü'minler sevinecektir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir. ve aynen denildiği gibi de olmuş. Rumlarla Persler arasında bir savaş var ve Rumlar bu savaşı kaybediyor. Birkaç yıl sonrada Rumlar persleri yeniyor Fetih Suresi 27.ayet Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi. Aynen gerçekleiyor Hudeybiye sonrası Mekke fethi gerçekleiyor Mescidi Harama girilerek umre yapılıyor Bu peygamber Kuranı kendisi yazmış olsa gelecekten kesinlikle haber vermezdi.
×
×
  • Yeni Oluştur...