Jump to content

Kindi

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    43
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

Kindi Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Contact Methods

  • MSN
    kindi@mynet.com
  • Website URL
    www.dunyadinleri.com

Profile Information

  • Location
    kindi@mynet.com

Güncel Profil Ziyaretleri

215 profil görüntüleme
  1. Kindi

    Bilinç

    Bilinçliyiz ve bilinçli olduğumuzun bilincindeyiz. Bunu kimse inkar edemez. Sinir hücrelerinin yapısını incelediğinizde sorun içinden çıkılmaz bir hal alır. Sinir hücreleri bilinçli bir yaşam tarzımızla hiçbir benzerlik göstermemektedir. Sinir hücrelerinin fiziksel özelliklerin bilinci yaratacakları ve yaratabileceklerine inanmamız için bize hiçbir gerekçe sunmamaktadır. Bilinç beynin belirli bölgeleriyle ilişkilidir. Fakat beyin sapında aynı sinir hücreleri sistemleri bulunduğunda 'bilinç üretimi' diye birşey asla olmaz. Fizikçi Gerald Scroeder'in belirttiği gibi bir kum yığınının temel fiziksel bileşenleriyle bir dahinin beynininkiler arasında fark yoktur. Maddenin bazı parçalarının maddeye hiç benzemeyen yeni bir gerçeklik yaratabileceğine inanmak. Kör ve temelsiz bir inançtır. Fiziksel bir sistem olarak incelendiğinde beyin hakkında hiçbir şeyin onun her birimizin kendi yaşantılarımızda bilinç olarak tecrübe ettiğimiz o tuhaf iç boyutu taşıyan şey olduğunu gösterememektedir.
  2. Kindi

    Tanrıya İnanmanın Faydaları

    Voltaire, 200 yıl önce şöyle demişti: “Allah olmasaydı bile, onu icat etmek gerekirdi...” Doğru... - Allah olmasaydı, yaşadığımız bunca güzellik için kime şükredecektik - Allah olmasaydı, onun ödüllendirici cenneti olmasaydı, bunca yoksulluğu, açlığı, eşitsizliği, bunca kötülüğü neyle izah edebilirdik, nasıl katlanabilirdik. - Bizi bağışlaması için sığınabileceğimiz bir Rabbimiz olmasaydı, kendi yaptığımız kötülükleri, haksızlıkları nasıl unutabilecektik... - Allah olmasaydı ve bize Hallac-ı Mansur’un o olağanüstü “Enel Hak” duygusunu bahşetmeseydi, başbakanlar, krallar, imparatorlar olup, “İrili ufaklı bütün dağları ben yarattım” kudretinin hazzını nasıl yaşayabilecektik? - “Allah ben’im” duygusunun kudreti olmasaydı, köşe yazarı olup, “Şundan sıkıldım, bundan sıkıldım” afra tafralarını nasıl atabilecek, kendimizi, sadece kendimizi dürüst, renkli, yaratıcı, farklı hissedip, geriye kalan herkesi snobe edebilecektik... - Dünyada bunca kötülük, bunca haksızlık varken, onlara bakıp, “Ya bir de Allah olmasaydı” sorusuna verecek naçizane bir cevabımız olabilecek miydi... * * * Uzak, yakın ölümlerle, linç kampanyalarıyla, şahsi bozgunlarla, kaybetmişliklerle, geriye hiç dönmeyecek yok oluşlarla geçen bir haftadan sonra, dün sabah içime yerleşen duygu şudur: Allah, çok iyi bir fikirdir.... Hem de çok çok iyi...
  3. Kindi

    İSLAMDA ÇOK EVLİLİK

    İSLAMDA ÇOK EVLİLİK Çok evlilik İslamdan önce vardı . İslam çok evliliği dünya kültürüne kazandırmadığı gibi düzenlemeler yaparak belirli şartlara bağlı kıldı. İslam da çok eşliliğe Nisa suresindeki ayet müsade etmiştir.’’ Eğer yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız hoşunuza giden kadınlardan ikişer,üçer,dörder alın. Eğer adaleti gözetememekten korkuyorsanız o zaman bir tane ile yetinin veya elinizin altındakiyle yetinin. Doğruluktan ayrılmamanız için bu daha elverişlidir’’.(Nisa Suresi 4/3) Bu ayette yetimler hakkında adaletin yerine getirilememesinden bahsedilmektedir. Buna dair Hz.Aişe şu izahatı vermektedir.’’ Yetim kız velisinin himayesinde bulunur da velisi malına ve güzelliğine heves ederek pek basit bir mehir karşılığında onunla evlenmek ister. İşte bunun gibiler yetim kızlarla evlenmekten men edildiler’’. İbni Cerir gibi alimlerde bu ayetle ilgili şöyle demektedirler: Nasıl yetimler hakkında adalet yapamamaktan korkuyorsanız kadınlar hakkındada onlarla zina etmekten korkun zina etmeyin sizin için helal olan kadınlardan nikah edinin. Burada dikkat çeken husus çok evlilik yerine getirilmesi gerekli olan farz vacib kabilinden bir emir değil zinadan kaçınma zaruretine bağlı bir müsadedir. Ayrıca ayette tek evliliğin asıl olması , tek evlilğin en doğru olduğu vurgulanmış, belirtilmiştir. Özet olarak 1-Sınırlama getirilmiştir. 2- Adalet şartı koşulmuştur. 3- Adalet yerine getirilmeyecekse bir tane ile yetinilmeyi emretmiştir. Tekrar edelim ki Çok evlilik İslamda farz , vacib gibi yerine getirilmesi mecburi bir emir olmayıp ancak bazı zaruretler karşısında kabul edilen bir çözüm şeklidir. İslam alimleri çok eşliliği zaruri kılabilecek bazı sebepleri şöyle sıralamaktadır. 1-Kadınlık görevine engel bir hastalığın bulunması 2-Kadının çocuk yapamaması Bu haller kadının boşamak iyi bir çözüm şekli değildir. Daha çok zarar ve felaket getirir. Bu talihsizliklere uğrayan kadın boşandığı takdirde başkası ile evlenemeyecek perişan olacaktır. 3- Başta harp olmak üzere ortaya çıkan büyük felaketlerde erkeklerin azalması yönünde meydana gelebilecek olan erkek kadın dengesizliği. Bunun en büyük örneği ikinci Dünya savaşından sonra Almanyadır. O yıllarda Alman kadınlarının düştükleri acıklı haller ibretlijktir İslamdaki çok evliliğe ağır hücumlarda bulunan materyalist felsefe yukarıdaki saydığımız zaruretleri tek bir şeyle halletmek istedi:’’zinaya göz yummak’’. Zina ,fahişe kadın, piç çocuk: meşru nikaha ,eşe,meşru evlada tercih edildi. Avrupada kadın erkek sayısındaki dengesizlik metreslerin erkek hayatında ve malında getirdiği tahribat ile, evlad-ı zinanın çoğalması , çocuk düşürmeler ve cinayetleri beraberinde getirmiştir. Westermarck der ki :Çok evlilik Batıda yasak edildikten sonra tatbikattan kalkmış değildir. Çok evlilikte ilk eş kocasının başka bir kadınla evlenmiş bulunmasından kıskançlık ve üzüntü duyacak izzeti nefsi kırılacaktır. Fakat buna mukabil gayri meşru ilişkilerde yani zina eden erkeğin ve kadının iffetlerinin yok olması yani kocanın eşinin iffetsiz erkeğin eşi olmasından göreceği zarar ve kocasından intikam almak için onunda zina yoluna düşme ihtimalini doğuracaktır. Diğer taraftan zina eden kocanın meşgul olduğu kadın evli ise onun kocasından uğrayacağı hıyanet hatta zina eden kocadan intikam alacak olan eşin meşgul olacağı erkeğin eşinin göreceği zarar. … Bütün bu birleşmelerden meydana gelecek çocuk cinayetleri , zührevi hastalıkların bulaşması,insanlar arasında belirecek düşmanlıklar, kavgalar,ölümler….bütün bu felaketler arka arkaya gelecektir.
  4. Kindi

    allahı kim yarattı...

    Tanrı bizi yarattıysa Tanrıyı kim yarattı ? Su yeri ıslattıysa suyu kim islattı ? :)))))))))))))))))))))))
  5. Kindi

    En büyük Kuran mucizesi

    Kur'an en büyük mucizesi ortaya çıktığı zamandan bu zamana kadar en çok okunan kitap olması En çok ezberlenen kitap olması Okunduğunda insanlara huzur vermesi bir şiir ,müzik şarkı kitap ne kadar güzel olursa olsun belli bir şeyden sonra bıktırır ama kuranı dinleyende onu okuyanda bıkmaz , Kur'an usanç vermez Ortaya çıktığı dönemde haydi bir benzerini getirin diye insanlara meydan okuyor belagatin fesahatin ve şiirin gelişmiş olduğu toplumda ama onun benzerini yapamıyorlar ,Kur'an tekrar meydan okuyor hadi bir sure getirin o zaman diyorlar gene bir benzerini yapamıyorlar bir benzerlerini yapsalar olay bitecek ama bir benzerini yapmak yerine savaşa kalkışıyorlar kılıçla mücadele ediyorlar Kur'ana karşı. Kur'an asırlar geçmesine rağmen hala bir benzeri yapılmış değildir ne şiirdir ne nesir kendine özgü bir üslubu vardır. zaten o dönem dinleyenler şiire benzemiyor ,nesire benzemiyor, kahin sözüne de benzemiyor diyerek bunu itiraf ediyorlar o dönemde okuma yazma bilmeyen biri çıkıyor şiiirin edebiyatın geliştiği dönemde meydan okuyor herkese ve söz ustası olarak tanınan kişiler kabe duvarlarından eserlerini kaldırıyor biz buna karşı muareze edemeyiz diyor susuyorlar Kur'an geçmişten haber vermesiyle en büyük bir mucize Kur'an gelecekten haber vermesiyle en büyük bir mucize Kur'an kelime dizilişi anlam ve söz ahengi ile tüm edebi anlatım sanatlarının üzerinde birleştiği ve bugüne kadar bir benzerinin yapılamadığı en büyük bir kitaptır. devam edecek ...
  6. mesela düşünsene karpuz yaz aylarında oluyor , mandalina kış aylarında birisi su deposu öbürü c vitamini yaz ayında insan en çok suya ihtiyaç duyuyor kış ayında c vitaminine bu nasıl kendi kendine oluyor birde şöyle düşün İnsanda ayak var spermden oluşan insanda ama oluşumu insanınkinden çok farklı olan kuşları düşün kartalları ördekleri güvercinleri , yumurta sarısının içinden çıkıyor ama onlarda da ayak var bu iki canlı türünde aynı şeyleri olduran bir kanun var yumurta sarısından çıkan kuştaki ayak olması kanunu ile insandaki ayak olması kanunu neden !!!!
  7. Kindi

    Kainatta allahın varlığına deliller

    Konu gerçek hayatta yaşanmış bir hikaye değil. Mana aleminde yaşanmış bir hikaye İslamda İlm-i Ledün denilen bir ilim vardır . Ledün ilmi dünyadaki yaşanan bazı olayların görünen tarafının yanında görünmeyen hikmetli yanlarının olduğunu anlatır. Kuranda geçen Hayır bildiğiniz şeylerde şer, Şer bildiğiniz şeylerde hayır vardır kaideside bunu destekler Bu hikayede çocuk öldürmek mübah görülmemektedir. Hikayede anlatılanlar sebeplere riayet edildikten sonra Allaha teslim olmayı ve ona tevekkül etmeyi başa gelen musibet ve sıkıntı gibi durumların ilerisinde daha güzel sonuçların elde edileceği ve başa gelen hastalık sıkıntı ve musibetin hikmetinin asıl anlamının o zaman anlaşılacağı fikri vardır.Veyahutta musibet ve sıkıntının insanın istediği halden daha iyi olduğu Mesela bak bunu biraz daha somutlaştırmak için sana şu hikayeyi örnek veriyim Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı” dermiş hep.Bir sabah kalkmışlar ki, at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiya, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Kral’a satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. İhtiyar köylü ise, “Karar vermek için acele etmeyin” demiş.”Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”Köylüler ihtiyar köylüye kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyar köylüden özür dilemişler. “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var..” demişler. “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç .Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?”Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu ihtiyar gerçekten bir ilginç” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara.”Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.”O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru? Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.”Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…” “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu bilmiyoruz.”
  8. Kindi

    Kainatta allahın varlığına deliller

    sağduyu sen bunu okuduğunda küçük bir çocuğun öldürülmesinin uygun olduğu görüşüne mi vardın ? Bu hikayeyi baştan okusan iyi olur
  9. Tarihte dinsel ve mezhepsel bazı savaş ve anlaşmazlıkların yaşanmış olduğu bir gerçek olmakla birlikte esasen insanlık tarihindeki pek çok savaşın dinsel içerikli ya da mezhepsel anlaşmazlıklardan kaynaklandığının iddia edilmesi gerçeği yansıtmamaktadır. Pek çok savaşın dinden ziyade toplumların çoğalıp yayılmaları, yeni yerler keşfedip zenginleşmeleri ve sömürgecilik gibi nedenlerden kaynaklandığı görülür. Makedonyalı İskender’in ordusuyla Hindistan’a kadar gitmesi de, Roma İmparatorluğu’nun geniş bir coğrafyada hâkimiyet kurması da, Cengiz Han ve oğullarının Avrupa’ya kadar dayanarak karşısına çıkan her yeri yıkıp yağmalaması da, dinsel nedenlerden kaynaklanmamıştır. Hattâ Haçlı Seferleri olarak bilinen ve Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında gerçekleşen çeşitli savaşların da dinsel nedenlerden çok, siyasî ve ekonomik nedenlere dayandığı bilinmektedir. Tarihte pek çok medeniyetin savaşlar sonucu yıkıldığı ve yine savaşlar sonucu kurulduğu görülebilir. Dünya tarihindeki en kanlı olayların yaşandığı ve en fazla insanın hayatını kaybettiği I. ve II. Dünya savaşları da tamamen siyasî sebeplerden kaynaklanmıştı. I.ve II. Dünya Savaşlarıyla ilgili bazı verileri incelediğinizde örneğin 1914’te Britanya ordusunda görevli olan 25 yaşın altındaki Oxford ve Cambridge öğrencilerinin dörtte birinin öldüğünü görebilirsiniz. Yine sadece Batı Cephesinde Fransızlar 1.6 milyon, İngilizler 800.000, Almanlar 1.8 milyon, Amerikalılar 116.000 kayıp vermişlerdi. Bununla birlikte savaş yöntemleri de son derece acımasızdı. İki savaşta da zehirli gazlar kullanıldı. I. Dünya Savaşında Almanlar bu yönteme başvurmuşlardı. İtalyanlar da II. Dünya Savaşında sömürgelerine karşı bu barbar silahı kullandılar. İkinci dünya savaşında birincisinin aksine üniformalı askerler kadar siviller de öldürüldü. Almanya’daki 5.7 milyon Rus savaş tutsağının 3.3 milyonu öldü. 1959’a gelindiğinde bile Rusya’da her 4 erkeğe karşılık 35 ile 50 yaş arasında 7 kadın vardı. Charles Phillips ve Alan Axelrod tarafından hazırlanan Encyclopedia of Wars (Savaşların Ansiklopedisi) isimli kapsamlı çalışmada 1763 savaş listelenmiştir. Araştırmacıların ulaştıkları sonuç neticesinde söz konusu 1763 savaştansadece 123 tanesinin dini sebeplerle ilgili olarak sınıflandırılabileceği ortaya çıkmıştır. Dini sebeplere dayalı olarak sınıflandırılabilecek 123 savaşın, listelenen 1763 savaşın %7’den azına söz konusu savaşlarda öldürülen insan sayısının ise savaşlarda öldürülen insan sayısının %2’sinden azına karşılık geldiği görülmüştür. Örneğin Haçlı Savaşları’nda 1 ila 3 milyon civarı insanın trajik bir şekilde can verdiği, yaklaşık 3000 kişinin Engizisyon mahkemelerince ölüm cezasına çarptırıldıkları yerde sadece 1. Dünya Savaşı’nda yaklaşık 35 milyon asker ve sivilin anlamsız ve din dışı sebeplerle can verdiği görülmüştür. Bununla birlikte örneğin Napolyon’un Seferleri, Amerikan ve Fransız Devrimleri, Amerikan İç Savaşı, 1.Dünya Savaşı, Rus Devrimi, 2. Dünya Savaşı ve KoreVietnam Çatışması gibi pek çok modern savaşın da dini sebeplere dayanmadıkları tespit edilmiştir. Yine yalnız 20. yüzyılda 160 milyon sivil soykırıma uğramış, yaklaşık 100 milyon civarı insan da komünist Rusya ve Çin yönetimleri tarafından öldürülmüştür. Bazı araştırmacıların da dikkat çektiği gibi esasen I. Dünya Savaşı ile birlikte milyonlarca insan daha önce hiç bu kadar farkına varmadıkları ölçüde insan davranışlarının akıl dışı yönlerinin farkına varmışlar, aynı zamanda dinî ve ahlâkî hassasiyetin gözetilmemesi durumunda insanın ne denli yıkıcı ve yok edici olabildiği gerçeğine tanık olmuşlardır. Bu yüzden her ne kadar bazı kişiler geleneksel dinleri savaşların asıl nedeni olarak göstermeye çalışarak dini hakikatleri görmezden gelmeye ve dini yükümlülükten kurtulmaya çalışsalar da bunun gerçeği yansıtmaktan çok uzak olduğu rahatlıkla görülebilir. Üstelik bu savaşların ironik bir şekilde insanların “dini bir kenara bırakıp aydınlandıkları” bir dönemde gerçekleşmiş olmasının da dikkatten kaçırılmaması gerekir.
  10. Kindi

    Tanrı ve Varlığı

  11. Kindi

    Tanrıya İnanmak Ne İşe Yarar?

    bak düşün Avrupa ve Amerikayı ekonomik refah, demokrasi,eğitim,hukuk her şey güzel ama insanlar mutsuz sence neden intihar olayları çok yüksek bu ülkelerde ???????
  12. Kindi

    Tanrıya İnanmak Ne İşe Yarar?

    İnsan tıbbi açıdan etten, kemikten ibaret maddi bir varlık gibi gözükse de herkes bilir ki insanı insan yapan ne eti ne de kemiğidir. İnsan, ruhu ya da başka bir ifadeyle manevi yönüyle insandır. Yine insan onu hayata kuvvetle bağlayan bir yönüyle hem yaşama hem de dünya nimetlerine karşı sınırsız istek ve ihtiyaç duyar. Oysa tabiatı itibariyle sınırlı ve ölümlüdür. İster erken ister geç olsun her insan hayatının bir evresinde mutlaka öldükten sonra kendisine ne olacağını düşünmek ile yüz yüze gelir. Ölümü düşünmeden yaşamaya çalışsa da zihninin bir kenarında bir gün öleceği düşüncesi tetikte bekler. Başına gelen bir kaza ya da son anda kurtulduğu bir olay belki de ölebilirdim dedirtir insana. Bu gerçek ise bir şekilde insanın din ile arasındaki bağı sağlar. İnsan bir anlamda bu gerçek ile yüzleşmek ve bu gerçeği dikkate alarak yaşamak için dine ihtiyaç duyar. Dini buyruklar insanın hem kendisini hem de yaratıcısını tanıyıp hayatı anlamlandırması noktasında farkındalık yaratır. İnsan dinin yönlendirmesi sayesinde hayatının merkezine Allah’ı koymanın ve tüm yaşamını Allah’ın buyruklarına göre ayarlamanın rasyonel temellerini inşa eder. Din, insanın varlık amacının kapısını açan ve bu kapının ardındaki gerçeklerden hareketle hayatı anlamlandıran bir anahtar gibidir. Öyle ki din olmadan tüm kapılar kapalı kalmaya mahkûmdur.
  13. Kindi

    allahı kim yarattı...

    teflon sen cevap vermiyorsun sadece demogoji yapıyorsun buradan hakaret etmek kolay eminim karşında olsam bu hakaretleri yapacak kadar yüreğin yok zaten hakaretlerin acizliğini ortaya koyuyor istersen adres ver geleyim yüzüme o hakaretleri et eğer adres vermeyeceksen ben adresimi veriyim
×
×
  • Yeni Oluştur...