Jump to content

Genel Araştırma

'ölüm' etiketi için arama sonuçları.

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • FORUM YÖNETİMİ
  • FORUMLAR
    • ATEİSTFORUM
    • ATEİSTCAFE
    • BİLİM FORUMU
    • HODRİ MEYDAN FORUMU
    • KURALLAR ve DUYURULAR
    • TAVANARASI
  • ATEİSTFORUM ARŞİVLERİ
    • FORUM ARŞİVLERİ

Find results in...

Find results that contain...


Oluşturma Tarihi

  • Start

    End


Son Güncelleme

  • Start

    End


Filter by number of...

Katılım

  • Start

    End


Üye Grubu


AIM


MSN


Website URL


ICQ


Yahoo


Jabber


Skype


Location


Interests

Araştırmada 6 sonuç bulundu

  1. Dünya Düzenini kökten değiştiren dinlerin var olma sebebi insanın yarattığı totemler ve tanrılardır. Bunları yaratırken en büyük etken ölüm korkusu olmuştur. Ölüm ise insanın düşünsel ve bedensel yok olmasıdır. Yada biyolojik evrenin tamamlanmasıdır. Peki ölüm olgusunu insanların favori fobisi haline getiren hisler nedir. Bunların başında yaşama egosu olabilir. Ama Bu egonun zihnimizdeki tetikleyicisi nedir. ? İnsanın kontrol etmekte zorlandığı bu fenomen hissin temelinde genetik olay nedir.? Niçin bu kontrol edemediğimiz ölüm duygusunu sık sık yaşarız. bu bencillik nereden gelmektedir.?
  2. Arkadaşlar Bir insanın dinsel yaşamdan ateizme geçişi ile bu sürecin insanda neyi değiştirdiğini kendimden örneklerle anlatmaya çalışacağım. Öncesinde nasıl idim Şimdi nasıl oldum. Sizlere bunu tüm samimiyetimle anlatacağım. Bu arada Ateist düşüncelerime ışık tutan başta bu forumdaki siz değerli ateist dostlarım ve dünyada bu düşüncenin gelişiminde katkısı bulunan tüm bilim adamlarına teşekkür ediyorum. Ben bu ülkenin önemli dergahlarında (bu dergahların isimlerini vermeyeceğim) dinsel faaliyetlere katıldım ve zikir ettim. En muazzam camilerinde namaz kılıp en kutsal mekanlarında ibadet ettim. Gençliğin verdiği enerji ile cihadı ve allah yoluna şehit olmayı hedefledim. o kadar çok sohbete katıldım ki sayısını bile hatırlamıyorum. Kur-anı öğrenmeyi farz, hadisi öğrenmeyi sünnet bildim. Zaman zaman sakal bıraktım. Zaman zaman cübbe giydim. Amacım bu yolda hakka yürümekti. Bu idealist kafa ile ilerlerken artık yaşım 30 lara gelmişti. Artık hangi cemaatin nasıl bir dini ritüeli ve davranışı var. öğrenmiştim. Kimi zaman dergahlarda allah rızası için çalışır vazife yapardık. Kadınların ve çocukların nasıl istismar edildiğini gözlerimle gördüm. Kadınların kendisi var, adı ise yok idi. Uçkur sevdalısı imamlar, oğlancı müezzinler gördüm. Takiye nedir bilmez idim. Takiyenin tillahını gördüm. Cemaatin ekonomik açıdan nasıl istismar edildiğini gördüm. En ulu din alimlerinden kızların adet görmeye başlamasıyla cinsel münasebetine Cevaz verildiğini duydum. Cemaatin kuralına uygun davrandığı ibadet ve zikirlerde otoritenin esrar ile coştuğuna tanık oldum. gördüklerimi anlatmakla bitiremem. 1990 lı yıllarda din, iman, allah diyen bu inanışın aslında itibar, para ve zevki sefa içinde oynaştığını gördüm. Yaşadığım yeri terk ederek başka bir kente yerleştim. Çevremdeki arkadaşlarım değişmişti. Etrafımda Takiye ve gıybet yapmayan yalan söylemenin ayıp olduğu çağdaş ve demokrat insanlar olmuştu. eşime karşı düşüncelerim değişmiş ve onu da kendim gibi birey olarak görmeye başlamıştım. Çocuklarıma sevginin yanında saygı göstermeyi ve onları dinlemeyi öğrenmiştim. Bir özel okulda öğretmenlik yapmaya başlamıştım. Aslında öğrencilerime ben bir şeyler öğretmeli iken öğrenciler bana öğretmişti. İnsanı sevmeyi, doğayı sevmeyi evreni tanımayı öğrenmiştim. Gülmenin ayıp sayıldığı bir dünyadan kahkaha atmanın insan için iyi birşey olduğu bir dünyaya gelmiştim. İşte o zaman bir şeylerin ters gittiğini fark etmeye başladım. Kafamda dinlerin ve tanrının bedenimde zihnimi nasıl hapsettiğini ve beni tutsak aldığını düşünmeye başladım. O güne kadar yaşamımın her safhasında tanrı korkusu vardı. Bu korkunun ardında aynı zamanda kafirlerin katledilmesi barbarlığı da vardı. Çünkü allah adına yapılan her şey doğruydu. Günlük yaşamımda günahlar ve sevaplar adeta kafamda uçuşuyordu. Güzel kıza bakmak günah, Yerdeki ekmeği öpüp başına koymak sevap idi. Misvak ile dişini fırçalamak sünnet, top oynamak haram idi. vs vs vs Bir yerlerde bir yanlışlık vardı. Bir kere ben ben değildim. kurgulanmış yada kurgulanmaya zorlanmış bir makina gibiydim. Bu durum beni rahatsız ediyordu. Böylelikle artık derin temelli konuları sorgulamaya başlamıştım. İslamiyet, ve kuran suç ve ceza mekanizması gibi insanların korkularından güç alan bir kavram olduğunu düşünmeye başladım. Korkunun insanları uçuruma doğru nasıl yönlendirdiğini düşünmeye başladım. Bir gün madem tanrı her şeyin yaratıcısı neden bilim ve teknolojiden uzak kavimler yaratmıştı. Yada dinlerin temelinde neden bilimsellik yoktu. Başım ağrıdığında Asprin kullanıyordum ama Asprinin mucidinin bir kafir olduğu aklımdan çıkmıyordu. Yahudilerin katledilmesinin vacip olduğuna inanan biz müslümanlar bir çok tükettiğimiz ürününün yahudi tasarımı olduğunu sorgulamıyorduk. En önemlisi bildiğimiz halde dinin yanlışlarını sorgulamıyorduk. Çünkü bu günah idi. O zamanlarda islam yenilenmeli diyen bir cumhurbaşkanı da yoktu. namaz kıldığım Cemaatin sadece sevap kazanmak için ibadet yaptığı gün gibi aşikardı. çoğunu elinde ya tesbih ya zikirmatik var idi. Aynı zamanda büyük bir çoğunluğu da kuranı anlamıyor ve anlamını bilmiyordu. 8 yaşındayken hocadan arapça alfabeyi öğreneyim derken az dayak yemedim. Anneme dert yandığım da "hocanın vurduğu yerde gül açar" demişti. Sırtıma aynada baktığımda hakikaten gül değil ama uzun sopa nedeniyle zambak açmıştı. Ben artık değişiyor bilimsel kitaplar okuyordum. Dünyanın ve evrenin nasıl oluştuğunu , galaksileri, uzay, zaman, görelelik kanunu her şeyi okuyor ve zihnimdeki tanrının varlığı sorusuna cevap arıyordum. Oysa düne kadar inanmaktan ne kaybederim derken, aslında inancın bendeki ruhsal bedensel çöküntüye neden olduğunun farkına varmaya başlamıştım. Turan Dursun hayatını ve yazılarını tesadüfen okudum. Eski yaşamında bir din adamı olan bu zatı kendimle mukayese ettim. O da benim gibi dinin saçma sapan kurallarının sonucunda varlığını sorgulamış ve din ve yaşamı sentezlemişti. Amacım sadece gerçekler idi . Bir aydın abimizle allah korkusu hakkında sohbet ederken, hiç unutmam bana şöyle demişti. "Korku insanın arkasındaki gölge gibidir. yüzünü ona dönene kadar arkanda durur" demişti. Biz korkumuza yıllarca yüzümüzü dönemedik. Önceki dönemimde Her şeyimizi allahtan istiyor, allahtan bekliyorduk. Allahım rızk ver, allahım sabır ver. allahım ekmek ve su ver sağlık ver kötülere bela iyilere mutluluk ver. Allah adeta bizim menejerimiz gibiydi. Utanmasak Wc de allahtan peklik isteyecektik. İnsanlarda eksik olan her şeyi istiyorduk Peki allah nerede yanlış yapmıştı. Ol deyince yaratan tanrı, insanın kaderini tayin ettiyse , Bu günah bu sevap niye? Ol deyince yaratan tanrı, uy demesi ile tüm insanları uyumlu bir insana döndürmesi gerekirken. Bu sorgu niye bu ceza niye ? Sev deyince yaradandan ötürü sevmemiz gereken insanı kafir diye cezalandırmak ötelemek niye? Oku deyince yaradan aşkı ile okumayı emreden tanrı arapça, ibranice, latince dinler ile kategorize etmek niye Yeri göğü yaradan tanrı bir dünyayı tapınmaya mahkum etmişken milyarlarca galaksiyi yaratıp trilyonlarca boş gezegen yapmak niye ? Ademden bu güne gelen insandan önce 300 milyon yıl dinazor neslini bu dünyada koşturmak niye. Hak adalet bende diyen tanrı, milyarlarca insanı şu dünyada açlık ve safelatle sınamak niye? Peygamberin halvetine ayet gönderen tanrı, kadının iffetine onun rızasına ve seçimine yasak niye? Oğlum dediğin isayı göğe çeken tanrı Muhammed ile diğer dinleri dışlamak niye ? Hani senin her yaptığın doğruydu. müslümanı müslümana kırdıran bu kan bu savaş niye? Bunlara aldığım hiç bir cevap yetmedi, beni tatmin etmedi. Bir yerde yanlış vardı. Ya medeniyet yanlıştı ya islam. Ya evrim yanlıştı ya dinler. Kendi kendime şunu sordum. Dindar bir yahudi olsaydım. İslama geçermiydim.? Bu sorunun cevabı soruda saklı Cevap ; Dindar bir müslüman iken asla düşünmezdim. Her şey beşeriyatlar coğrafyasının bir ürününden başka bir şey değildi. Niçin müslüman oldum. Bu coğrafyada yaşadığım ve doğduğum dan beri bana dayatıldığı için. Yıl 2005 Artık işte o gün geldi. Korkularımla yüzleşeceğim. Bu korkuya yüzümü dönüp işte buradayım. Diye haykıracağım gün geldi. yüzümü döndüğümde parlayan bir güneş gördüm. yakarcasına Ama korkak gölgem arkama geçmişti. Ve ben biliyordum onun gerçekleri görünce kaçtığını. Ertesi sabah hayatımda ilk defa huzur içinde kalkmış ve kimseye ihtiyacım olmadığını anlamıştım. Çünkü artık biliyordum ve güçlüydüm. Beni BEN yapan kimliğimi bulmuştum. İçimden söküp attığım din ütopyasının insanlığı nasıl zehirlediğini daha net görüyordum. Dünyaya bakışım, insana bakışım kurda kuşa bakışım, gayri müslüme bakışım. ağaca kuşa böceğe bakışım değişmişti. Kafes teki kanaryam sanki bana aramıza hoş geldin diyordu. İlk işim avcılıktan kalan tüfekten kurtulmak oldu. Çünkü her canlıyı kendim gibi hissediyordum. İlk defa eşime arkadaşlarıma çocuklarıma kendim gibi baktım. Gökyüzüne , yağan yağmura, rüzgara kendim gibi baktım. Yıldızlara ve kainata.. Sanki gözlerim açılmıştı. korkunun bastonlarından kurtulmuştum. Çünkü önümde Sorgulayan ve cezalandıran bir tanrı yok olmuş, sergileyen ve sunan bir evren ve yaşam gelmişti. Bu gün koskoca bir korku imparatorluğunun karşısında kendinden emin 4 ateist düşünce var. Ben eşim ve çocuklarım. Bu gün acaba diyen zihinlere ateist düşünceyle ışık tutuyoruz. YAŞASIN ZAFERİMİZ.
  3. Türkiye den bir arkadaş ileri seviyede hasta.. Geçenlerde artık fazla yaşam süresinin kalmadığını anlattı. Aslında çoktan ölmesi gerekiyordu. Ancak bundan çok önce kendisine ateist olduğumu dinsel inancımın olmadığını, Şu anda aklımdaki soruları sildiğim ve ne olduğumu bildiğim için huzurlu olduğumu anlatmıştım. Ailesinden daha önce 2 yakını aynı hastalıktan hayatını kaybetmişler ve bir seneden fazla yaşamamışlardı. Kendisi ise Allah tan ümit kesilmez demekle yetiniyordu. Bende kendisine Allah ve din yerine , hücrenin temelinden başlayarak mutasyona kadar her şeyi hergün anlattım. Evreni, galaksileri, dinlerin doğuşunu a dan Z ye kadar her şeyi anlattım. 2013 ortasında hastalığa yakalanan arkadaşımla her gün sohbet ederek ilk bir yılı tamamladık. Türkiye ye geldiğimde onunla yemek yedik. Kendisine iç huzuru yakala herşeyi bil ve sorgula kendinden emin ol dedim. bu güne kadar çok çok sohbet ettik. Seneye yine gelince aynı yerde yemek yiyeceğiz dedim. Bana Abi bu hastalık 1 yılda götürüyor. ben fazla bile yaşadım dedi. Güçlü olmasını ve acabalı sorulardan kurtulmasını önerdim. Dinlerin yanlışlarını ve insan korkularını nasıl kullandığını anlattım. Arkadaşım şu anda ılımlı bir ateist oldu. bu yıl 4.senesi artık hastalığının son aşamasında olduğunu duydum. Ama bu güne kadar yaşaması ise mucize idi. Bana senden bir şey rica edicem dedi ben ölürsem dini kurallara göre gömülmek istemiyorum. Aziz Nesin gibi bulmaca bir mezarımda olsun istemiyorum. Beni Anadolu da bir çınar ağacının altına gömsünler istiyorum ama bu seferde bu sapkın dinciler benim mezarımı Allahsız diye talan ederler. Benlik bir sorun yok ama ailem bu durumda çok kederlenir. dedi. Kibarca sözünü kestim. Ben ölürsem yakılmayı istedim dedim Bana abi iyi fikir Türkiye de var mı dedi Bende bilmiyorum dedim. Şimdi soruyorum bu arkadaşa akla yatkın bir fikri olan varmı ? . Sapkın dincilerin cevap vermesini istemiyorum.
  4. Ben henüz hiç ölümle burun buruna gelmedim ama ölüme yaklaşan kişilerden muhakkak bir sürü yanıt gelecektir nasıl bir duygu deprem , trafik kazası falan ne yaşadıysanız biraz anlatır mısınız insanın aklına ne geliyor niye daha çok sevişmemişim türü şeyler mi düşünüyor insan?
  5. kavak

    Yolun sonu ...

    Uzun yıllar önceydi. Dünmüş gibi hatırlıyorum. Bir sabah, evin ahalisi uyandığında, o hălă yatağında uzanmış bir vaziyette duruyordu. Halbuki kendisi hergün evin en erken yatağından kalkan bireyi idi. Önce uyuduğunu zannettiler, ancak çok geçmeden, bize haber vermeden, bu dünyaya veda ettiği anlaşıldı. Önceleri üzülmüştüm, ancak ilerleyen yıllarda ise, onun adına hem sevindim hemde onu kıskandım. Dedem ilerlemiş yaşına rağmen, gayet sağlıklı bir kişiydi. Kendisi ölümüne kadar, hemen hemen hiçbir büyük hastalığa yakalanmamıştı. Hatta son gününde bile, herhangi bir sıkıntısı yoktu. Umarım benim de sonum, onunki gibi hızlı ve güzel olur. Evet, uyurken veda etmek isterdim. Uzun yaşamak gibi bir derdim yok, lakin bu diyardan gideceksem, hızlı bir şekilde gitmek isterim. Başkasına muhtaç yada yük olmak istemem. Hastane odalarında, ilaç zoruyla, ömrümün uzatılmasını da istemem. Şayet ölümcül tedavisi olmayan bir hastalığım varsa, bu diyarda hiç durmak istemem. Sayın forumdaşlar, sizin de kendi ölümünüz hakkında kafa patlattığınız oluyor mu ? Sizinde öcü gibi korktuğunuz hastalıklar var mı ? Varsa hangileri ? Akşam akşam ne konu ama!. Keyfiniz kaçtı ise, bu konuyu ben açmadım.
  6. Acikcasi ben eşi öldükten sonra evlenen insanı asla anlayamayacagim. Ben bin kez dünyaya da gelsem esimle, hayatımin askiyla evlenirim. Umarim o günleri görmem ama ben yarimden başkasına eşim diyemem.
×
×
  • Yeni Oluştur...