Jump to content

Ebu Kafir

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    336
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Ebu Kafir Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

808 profil görüntüleme
  1. Ebu Kafir

    En büyük sır henüz çözülmedi

    Objektif bakış açısı ve özgür düşünce felsefi düşüncenin olmazsa olmazıdır. Taslamana bakıyoruz, adam felsefe yaptığını iddia ederken yola belli ön kabullerle ve taraflı bakış açısıyla çıkıyor. amacı düşünerek bir senteze ulaşmak değil tam tersine her şeyi kafasındaki sabit düşünceye uydurmaya çalışıyor. Bu uğurda üç kuruşluk amatörce bilgisiyle fizik profesörüne fizik öğretiyor, baktı işler sarpa sarıyor ezilecek, anında çirkefleşip karşısındaki insanı konuşturmuyor, vs. taktik bol.. Velhasıl kelam, bu kafayla felsefe profesörü değil ancak hurafe ve bağnazlık profesörü olunabilir. Zaten kendi adnan hoca’nın müridi dir, bilime savaş açmış bir oluşumun neferi. Kafa aynı kafa Adnan dini para ve kadın elde etmek için kullanıyordu, tahminimce taslaman da mevki ve şöhret peşinde.
  2. Ebu Kafir

    Kutsal Kitap Kuran piyasadaki sahte Tevrat'ın bir hatasını daha düzeltiyor

    Kitabın iddiası çok büyük olduğu için en küçük fark bile değiştirilemeyeceği iddiasını silip atmaya yeter. Üstelik günümüzde bile değiştiriliyorsa geçmişte neler neler olmuştur siz tahmin edin..
  3. Ebu Kafir

    RUM SURESİ MUCİZESİ VE KANITLAR

    Heisenberg belirsizlik ilkesi gereği “hiçlik” imkansızdır, boş uzay bile hiçlik değildir. Boş uzayda her an quantum mekaniksel alan dalgalanmaları Heisenberg belirsizlik ilkesi neticesinde ortaya çıkıp kaybolmaktadır, bu durum laboratuvarda gözlemlenebilir (casimir effect) belirsizlik ilkesi yanlış olması durumunda çelişki üreten ifadelerdendir. Yani belirsizlik ilkesi mantıksal bir zorunluluk olduğundan "hiçlik" durumu mümkünsüzdür. Ve evet boş uzayın da bir enerjisi vardır, bu enerji kuantum alan dalgalanmaları sonucu oluşur, 1m3 uzay da yaklaşık 1 atom'a karşılık gelen bir enerji vardır.
  4. Ebu Kafir

    Kutsal Kitap Kuran piyasadaki sahte Tevrat'ın bir hatasını daha düzeltiyor

    Boş beleş atıp tutmayalım ve delillere bakalım ozaman; En eski kuran buluntularından sana'a kuranına bakalım mesela; https://en.wikipedia.org/wiki/Sana'a_manuscript#cite_note-4 o da ne!! günümüz kuranıyla arasında bir çok farklılıklar mevcut!? yani kuran değiştirilmiş.. Peki, günümüzde mevcut ve satın alınabilen arapça kuran versiyonlarına bakıyoruz; Standard bir müslüm olarak size belletildiği üzere tüm dünyada tek bir kuran versiyonu olduğunu sanıyorsunuz ama yanılgı içerisindesiniz. https://answering-islam.org/Green/seven.htm Linkte toplamda 7 ayrı versiyondan bahsedilmiş ama bunlardan daha az popüler olan başka versiyonların mevcut olduğunu da eklemişler. 2 farklı versiyonu ele alıp kritiği yapılmış bunlar Türkiye'de bulunan 1924 Mısır standard "imam hafs" versiyonu ve genellikle kuzey afrika, cezair, tunus, sudan ve batı afrika topraklarında yaygın kullanılan "imam warsh" versiyonu kuranlar karşılaştırma yaparken ana hatlarıyla 4 farklı kategoride uyuşmazlıklar tesbit edilmiş, bunlar; -temel harf / grafiksel farklılıklar -vurgu farklılıkları -sesli harf farklılıkları -besmele farkları Ve kuran'ın değişmediği efsanesi yine çuvallıyor. Şimdi kutsal uyuşturucunuza tutunabilmek için bunları görmezden gelip yüzsüz yüzsüz kuran değişmedi demeye devam edebilirsiniz. Not: Bahsedilen birbirinden farklı versiyon kuranları satın alabilirsiniz, buyrun satın almak için linkler; http://www.easyquranstore.com/tajweed-quran-in-other-narrations-rewayat/ http://www.neelwafurat.com/itempage.aspx?id=lbb136244-96455&search=books http://www.iqrashop.com/Le_Saint_Coran_pack_de_2_masahifs_avec_les_2_lectures_de_Albazi_et_de_Qonbol_d_apres_Ibn_Kathir--Livre_livres-Saint_Coran-8099-.html http://audio.islamweb.net/audio/index.php?page=rewayat&rewaya=2 https://tr.scribd.com/document/10883768/01b-ورش-جزائر
  5. Ebu Kafir

    RUM SURESİ MUCİZESİ VE KANITLAR

    Ömer, osman kuranı vs. diye birşey yok, bu kişilerin yaşayıp yaşamamış oldukları bile çok şüpheli, arkalarında hiçbir kanıt bırakmamışlar, her şey kulaktan kulağa anlatılan efsanelerden ibaret. Emeviler zamanında dahi ortada tam bir kuran mevcut değil, eldeki kanıtlar ışığında kuran'ın 1200 'lü yıllara kadar yazılmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. Bunu biz anlatmaktan bıktık ama siz ezberlerinizi papağan gibi tekrarlamaktan bıkmıyorsunuz.. En eski tam kuran 10. yüzyıl dan sonra ortaya çıkıyor. Bundan önce tarihlenen kuran buluntuları sadece küçük bir kısmına ait parçalar, üstelik bu antik kuran ayetleri ile günümüz kuranı arasında farklar mevcut! Aşağıda sana'a kuranı ve günümüz kuranı arasında bulunan bu bariz farklar listelenmiş; https://en.wikipedia.org/wiki/Sana'a_manuscript#cite_note-4
  6. Ebu Kafir

    RUM SURESİ MUCİZESİ VE KANITLAR

    Aklınıza gelen her konu için başlık açmanıza gerek yok, bu konular zaten defalarca tartışıldı forumda, önce zahmet edip eski başlıkları bir inceleyin, bu arada rum suresi diğer sözde mucizeler gibi zorlama bir mucizedir;
  7. Ebu Kafir

    Allah neden kendisine tapmamız için yarattı?

    Düşünmeniz çok mantıksız ama aynı zamanda da çok normal, çünkü doğar doğmaz aileniz ve çevre tarafından beyin yıkama süreciniz başlatıldı. Belki doğar doğmaz dakika bir gol bir kulağınıza ezan okuyarak başladılar, sürekli ağızlarda sakız bir allah, bismillah.. Çevre, okul, tv, her yerden 7/24 din pompalandı, dini söylemlerin mutlak gerçek olduğu sürekli beyninize bombardıman edildi. Küçüklükte yaşanan travmalar insanın kişiliğine kazınır, misal köpek ısırır veya korkutur, tüm hayatınız boyunca bu korku artık sizinledir, pırasa vb. yemekten tiksinirsiniz, tüm hayatınız boyunca bu yemekten nefret edersiniz, vs. Bir çocuğun beyni ıslak kil gibidir, maruz kalınan etkilerle şekillendirilir. Büyüdükçe beyne işlenmiş bilgiler katılaşmaya başlar, kök salar. Artık silip atmak çok güçleşir. Bu sebeple henüz gerçeklik algısı oturmamış küçük beyinlere din pompalamak çocuk istismarıdır. Tanrı fikrinden ve dinlerden kurtulmak bu yüzden zordur. Dinler kesinlikle insan uydurmasıdır, buna en ufak bir şüphe bile yok. Hadi diyelim ki yaratıcı bir güç veya gelişmiş medeniyet & ırk var. (ki bu ırkın kökeni sorusunu doğurur.) desek bile yaratıcı ve tanrı kavramları birbirinden bağımsızdır. Dinlerin anlattığı şekilde bir tanrı, kendisine tapması için aciz varlıklar yaratmaz, yaptığı adalet vaadi dahi sadece intikam almaktan ibaret. Böyle insanlığın çocukluk çağından kalma saçma sapan bir anlayış ancak ilkel ve cahil ilk çağ insanlarının aklından çıkabilir. Dışarıdan objektif bir gözle bakabilen insan için her şey okadar berrak ki, dinlerin yalan olduğu kabak gibi ortada, fakat insanlar bunu için için bilse de yukarıda bahsettiğim sebeplerden dolayı kendine itiraf etmek ve görmek istemiyor.
  8. Ebu Kafir

    En büyük sır henüz çözülmedi

    Evreni ve canlılığı fiziksel yasalarla açıklayabilirken yine de açıklamanın içine bir yere tanrı sokuşturma ısrarcılığı? hımm; Occam’ı duymuşsundur, kendisi gereksiz fazlalıkları usturasıyla kesmekle tanınır (fenni sünnetçi değil) Misal cumaya gidip apdes alırken cekedini çıkarsa ve cekedi geri giydiğinde cüzdanı bulamasa, olası ihtimaller içinde cüzdanın uzaylılar tarafından kaçırıldığı ihtimaline pek prim vermez (bu düşüncenin façasını usturasıyla alır) Senin bu her taşın altında tanrı arama ısrarını görse ne yapardı artık bilemiyorum, belki usturasıyla gömleğine “O” çizerdi (maskeli kahraman zorro misali?) Şimdi bu ısrarına cevap vermek için fizik değil ama belki psikoloji bilimine başvurulabilir. Rahat bir deri koltuğa uzanıp çocukluğuna inilirse orada bu ısrarı tetikleyen fikirlerin aile ve çevre tarafından nasıl empoze edildiği, körpe bir beyne küçük yaşta uğranan istismarlar yüzünden yerleşen takıntılar.. Hepsine ulaşılacağını tahmin ediyorum. Açıklama için tanrıya ihtiyaç yokken yine de tanrı monte etmeye çalışmayı böyle izah edebilirim.
  9. Ebu Kafir

    En büyük sır henüz çözülmedi

    Ne acıdır ki buraya gelip müslüm olduğunu açıktan söyleyemeyen bazı aklı evveller inandığı dinde mevcut olan ilkelliklerin, sadist, psikopat, ırkçı, vahşet içeren şizofrenik söylemlerin altında ezileceğinin farkındalar. Şahsen merak ediyorum bu insanların kendilerine zerre kadar saygısı yokmu? Utandıkları, mensubu olduğunu söylemeye çekindikleri bir dini robot gibi savunmaya devam edebiliyorlar? Bu nasıl bir zavallılık ve acizliktir? Bu din sizde hiçmi insanlık onuru bırakmadı? İpleri 1400 yıl önceki arapların elinde beyinsiz birer kuklaya döndüğünüzün farkında değil misiniz? Anlamak gerçekten güç..
  10. Ebu Kafir

    En büyük sır henüz çözülmedi

    Resmen dalga geçmişler
  11. Ebu Kafir

    En büyük sır henüz çözülmedi

    Bilinç beyin fonksiyonlarının bir yan ürünüdür. Beyin, fonksiyonlarını yerine getirirken herhangi bir doğa üstü, fizik ötesi olay ne yaşanır ne de buna ihtiyaç vardır. Beynin farklı bölgeleri farklı denetim fonksiyonlarını ve prosesleri üstlenir. Bazı bölgeler cerrahi operasyonla çıkartıldığında hastanın bilinci etkilenmezken bazı Bölgelere küçük bir müdahale direkt bilinci bozar. Hastada yüzleri tanıyamama vb. semptomlar baş gösterir. Beynin belli kısımlarında hasar veya tümör oluşan vakalarda dramatik kişilik değişimleri sıklıkla görülmektedir, bu değişim bazen hasta’nın bambaşka bir kişiliğe Bürünmesine, pedofil vb. uç eğilimler sergilemesine neden olabilecek derecededir. Bu gözlemler madde’nin bilinci oluşturduğunun bariz kanıtıdır. Maddenin ve maddeye şekil veren evrim’in bilinç oluşturmak (veya benzeri) gibi bir hedefi tabiki yoktur. Beyindeki kimyasal süreçlerin ve nöronların elektrik sinyalleriyle ateşlenip iletişime geçmesi bilinç üretmeyi hedeflemez. akıl&bilinç dediğimiz fenomen bu sürecin yani maddenin bir yan ürünüdür. Bu durumu jet uçağından örnekleyebiliriz, jet uçağının motorundan çıkan gök gürültüsü misali yüksek ses uçağın yapılma amaçlarından birisi değildir, Ama uçağın bileşenleri bir araya geldiğinde bu hedeflenmeyen gümbür gümbür yan ürün açığa çıkıyor, tıpkı beynin asıl hayati fonksiyonları yerine getirilirken Bilinç ve aklın bir yan ürün (epifenomen) olarak ortaya çıktığı gibi. Fizik yasaları ve bu yasalar tarafından tetiklenen kimyasal tepkimeler, atom ve molekül seviyesinde (bu yasaların tatbikinden ibaret) düşük seviyeli bir nevi bilinç açığa çıkarırlar. Bu süreç tepkimeye giren madde çoğaldıkça seviyesini bir üst kademeye taşır ve karmaşıklaşır. Örneğin fizik yasaları, bir hidrojen ve 2 oksijen atomu bir araya geldiğinde Birleşip H2O oluşmasını mecbur kılar, diğer H2O bileşikleriyle bir araya gelip suyu oluşturduğunda başka fiziksel özellikler ve etkileşim, sular bir araya gelip su birikintileri, göl, deniz, okyanus fazlarına geçtikçe bambaşka fiziksel özellikler ve çevreyle etkileşime neden olurlar. Yani madde bir araya toplandıkça adeta farklı bilinç seviyelerini kademe kademe sergilemeye başlar. Evrende bildiğimiz en karmaşık nesne olan beyin bu sürecin dışında değildir. Beyni basit olan hayvanlarda alt kademe bilinçli davranışlar sergilenirken memeliler gibi beyin yapısı daha gelişmiş olan hayvanlarda bilinç seviyesi kademe kademe yükselir ve beyin yapısı en karmaşık olan insanda bilinç seviyesi en üst mertebeye ulaşır..
  12. Ebu Kafir

    KURAN DEĞİŞTİRİLİMİŞ SONRADAN İLAVELER YAPILMIŞTIR

    İkra (اقْرَأْ) arapça - ingilizce sözlüklerde "read" olarak görünüyor, gerçek manası ve kökü için detay verbilir misiniz?
  13. Ebu Kafir

    Evrimin dediği ve komikliği

    Önce şuraya bak, her aklına gelen konu için cahil cahil başlık açıp kendini rezil etme. https://arsiv.ozgurdusuncehareketi.org/ https://evrimagaci.org/#0 baktın ama yine aynı zırvalalıkları sormadan edemiyormusun? https://bilimfili.com/dindarlik-dusuk-zeka-ile-iliskilendirildi/
  14. y.n.: Deizmi savunuyorum, deizm insanlığın kurtuluşu olacaktır.. Tabi tepkilerden korunmak için ben deistim sözünü ağzına alamıyor normal olarak, mecburiyetten kulağını tersten gösteriyor, yinede durum gayet ortada..
  15. Boşa kürek çekiyorsunuz, ne kadar zorlasanız da islam yama tutmaz, reforme edilemez. Kendinizce haklısınız tabi, bu antik din hamurabi kanunlarından bozma haliyle çağımızın şartlarına asla uymuyor. Lakin bu düşünceyle yola çıkıp islam’ı 1400 yıllık pratiğinden ve tarihinden koparamazsınız. Yaşar nuri ve edip yüksel dışında ayeti bu anlama çeken kimse yok, kaldı ki yaşar nuri zaten ölmeden deist olduğunu açıklamıştı. " vadrıbû-hunne " terimin tam anlamıyla "onlara vurun/onları dövün" anlamını taşıdığı konusunda islam alimleri arasında fikir birliği mevcut. ana dili arapça olanlar için herhangi bir çözümleme yapmak bile gerekli değildir, adam okur ve anlar o kadar! aynı bizim "ışık yüzüne vurdu" cümlesindeki "vurmak" fiilini rahatlıkla ve hiç bir yoruma ihtiyaç duymadan anlamamız gibi. yani bunlar bütün tefsircilerin bugüne kadar üzerinde bir tartışmaya girmedikleri ayetlerdir aslında ve bugünde bunun farklı anlamda yani (uzaklaştırma) anlamında kullanıldığını söyleyen bir tek y.nuri öztürk bir de edip yüksel vardır. bunların haricinde kimse, hiç bir islam "alimi" özellikle de s.arabistan, mısır, katar vb ülkelerin alimleri bunu savunmaz. işte arap mealicilerin ingilizce çevirilerinden bir kaç örnek: muhammed asad :<<and as for those woolen whose ill-will" you have reason to fear, admonish them [first]; then leave them alone in bed; then "beat" them>> mahmud y. zayid :<<and as for those woolen whose ill-will" you have reason to fear, admonish them [first]; then leave them alone in bed; then "beat" them>> ahmet raza khan <<...the women from whom you fear disobedience, (at first) advise them and (then) do not cohabit with them, and (lastly) "beat" them>> görüleceği gibi yalnızca bizimkiler değil dünyanın dört bir yanında müslüman mealciler de "onları dövün" diyerek çeviriyorlar bu ayeti. peki yaşar hoca kırk yıllık “vadrıbûhunne” fiilini darbetmek manasından çıkarıp, uzaklaştırma manasına nasıl soktu. ona göre: <<ayette geçen “vadrıbûhunne” darbetmek manasına gelip , da-ra-be kökünden gelir. bu kavram kök olarak vurmak . dövmek manasına geldiği gibi , bırakmak ve ayrılmak manalarınada gelir.mesela aynı kökten gelen tedarub : dövüşmek , vuruşmak anlamına geldiği gibi yine aynı kökten gelen idrab : işten ayrılmak manalarında kullanılır. kur’anda, da-ra-be fiilinin ayrılmak olarak geçtiği birçok yer vardır.>> (bknz: nisa 4-101 ; taha 20:77)" oysa "darabe" fiili kuran'da aşağıda verdiğim örnek ayetlerde görüleceği gibi çoğunlukla (darp etme, vurma, dövme) anlamlarında kullanılıyor: yüze ve sırta vurmak (enfal 50, muhammed 24), elle vurmak (saffat 93), bir aletle vurmak (bakara 60, araf 160, şuara 63, sad 44), boyun ve parmaklara vurup uçurmak (enfal 12), vurmak, (enfal 50, muhammed 27, nur 31) tabii her fiili gibi onun da bir çok anlamı var ama hangi anlamda kullanıldığı tamamıyla cümlelerin bağlamı ile ilgilidir. yoksa şu ayette "uzaklaştırmak" anlamında kullanılmıştır o halde burada da kastedilen "uzaklaştırmak"tır diyemezsiniz. böyle bir mantık olsa olsa şark kurnazlığı sınıfına girer. kaldı ki hoca'nın mevzubahis ettiği "darabe" fiilin mastar halidir. cümle içinde kullanılışı açısından ingilizce kaynağa bakarsanız: nisa 34'de geçen terimin "idribuhunna" olduğunu ve sadece ve sadece "beat them" onları dövün anlamına gelebildiğini. arabe fiilinin "onları terkedin" anlamına gelmesi için "adriba anhunna" şeklinde yazılması gerektiğini de göreceksiniz: belli ki yaşar hoca'nın kalbi kadının şiddet görmesine razı değil, ama kitap da ortada. ne yapsın? hiç olmazsa sokaklara atılıp mağdur edilmesini öneriyor kendince. ama bu doğru bir çeviri mi? gerçi yaşar hocam bundan kendisi de uzun süre emin değilmiş anlaşılan. ayette "dövmek" manasının kesinlikle bulunmadığını sonradan kavramış görünüyor. kendisinin 1994 hürriyet ofset baskısı kuran-ı kerim meali (türkçe çeviri) kitabında bu ayetin tercümesi şöyle : <<erkekler, kadınları gözetip kollayıcıdırlar. şundan ki allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. iyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar. allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. sadakatsizlik ve iffetsizlikleinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin/onları dövün. bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka söz aramayın. allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.>> hocamız, yeni boyut, istanbul 1999 baskısı kuran-ı kerim meali (türkçe çeviri)'de "onları dövün" ifadesini aniden çeviriden kaldırıyor: <<erkekler; kadınları gözetip kollayıcıdırlar. şundan ki, allah, insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler mallarından bol bol harcamışlardır. iyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar; allah'ın kendilerini koruduğu gibi, gizliliği gereken şeyi korurlar. sadakatsızlık ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin! bunun üzerine size saygılı davranırlarsa artık onlar aleyhine başka bir yol aramayın. allah çok yücedir, sınırsızca büyüktür.>> hoca, ilk çeviride dövmek ve uzaklaştırmak anlamlarının her ikisini birden kullanmış olmasa, fikrini tamamen değiştirdiğini düşünebilirdik. oysa önce bu her iki anlamı da zikredip, sonraki çeviride "dövmek"le ilgili olanın çıkarmış. buysa somut yeni bilgilerin varlığı ile ortaya çıkmış bir fikir değişikliğine değil, olsa olsa değişen bir şeylerin (belki siyasi konjonktürün) hocanın şahsi tercihinde bir değişiklik yapmasına sebep olduğuna işaret ediyor. (yoksa hoca, onca yy.'dır irdelene irdelene gizlisi kalmamış br ayet konusunda, 1994'den 1999'a böylesi kati bir fikir değişikliği yaratacak eski bildiklerinden öte ne öğrenmiş olabilir ki?) y. nuri öztürk hocamızdan bir alıntı daha yapalım : <<yani nisa 34. ayette kadının dövülmesi vardır desek bile bu, kocanın karısını dövmesi ilkelliğine gerekçe yapılamaz. kadın, din emri (!) olarak dövülecekse bunu ilgili kamu görevlileri yapacaktır>> (islam nasıl yozlaştırıldı s.343). ilginçtir ama kitabın ilk sayfasına da <<cumhuriyetin 77. yılına armağan>> diye yazmış hocamız... kafası hala karışık görünüyor. - bu kitap evrenseldi ve her nesle hitap ediyordu da kadın haklarının gerçek gündemini bulduğu 21nci asır türkiye'sine gelene kadar bu "da-ra-be" fiilini darb etmek değil de yolları ayırmak gibi anlayabilen niye çıkmadı? - diliyle "apaçık arapca" olduğunu ilan eden bu kitap, neden kavram kargaşası yaratabilecek ikili (dual) anlamlı bir kelime kullandı? - yoksa böyle birşey olmadı kullanılan geçerli anlamıyla "da-ra-be", en başından beri darb etmek anlamına geliyordu da yaşar hocam, 1999'un siyasi ve sosyal yapısından etkilenip şahsi yorumunu mu yaptı?
×