Jump to content

AteistlereCevabıVerenİSLAM

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    134
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

AteistlereCevabıVerenİSLAM Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

281 profil görüntüleme
  1. Cinlerim var

    Yarın Cevaplayacağım İnşaAllah şuan yorgunum. İyi geceler
  2. Cinlerim var

    Müslüman bir ailede doğmak Müslüman olmak demek değildir Müslüman, Dil ile tasdik edip Kalp ile inanandır. Çocuklarımızı küçükken İslama hazırlarız Namaza vs. Mesala banada aynısı yapıldı. ama buluğ çağına geldik vs. anladık ve tam bir İman ile iman ettik. Mesala Allah korudu, aklım başıma gelince HAŞA, diyebilirdim ben bu islamdan birşey anlamadım sevmedim vs. Yahudi veyahut Ateist veyahut Hristiyanda olabilirdim. Dinde zorlama yoktur. bana eşhedu en la ilahe illAllah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve rasuluhu dedirtiler ben daha ne dediğimi bilmiyodum varlığını sadece tamam diyip geçiyodum şimdi Elhamdulillah çok güzel bir şekilde anlıyoruz. ama tabi o sıra bana Allahı anlatıyolardı Hz.Muhammedi yavaş yavaş geldik yani.
  3. Cinlerim var

    http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=469, Kur'an-ı Kerim'i neden herkes anlayamaz
  4. Cinlerim var

    1. Türkiyede Şeriat yoktur. Mürted, konusuna artık bi son vermek istiyorum. http://www.dinihaberler.com/muslumanin-muslumani-bogazladigi-ortamda-murted-ve-hukmu-makale,4220.html Bu sitede aradığınız mürted cevabını bulursunuz. İyi günler eğer mürted konusunda hata yaptıysam Hepinizden Özür diliyorum başta Allaha. umarım sorunuzu cevaplamışımdır.
  5. Cinlerim var

    Kopyaladığım zaman, okunur hale getiriyorum bu durumda boyle birşey geçerli midir?. İyi Geceler
  6. Cinlerim var

    yazınızı 2 kere alıntı yapmışım.
  7. Cinlerim var

    Ben Namaz kılacağım vakit geldi geçmeden, siz okuyunuz iyi okumalar Nefsi Müdafa'da bir cihadtır düşmanlar ayaklanıp üzerimize geliyor vatanımızı alacaklar bu bir cihadtır. Cihad'ın çeşitleri ? 1) Nefs`e Karşı Cihad Şüphesiz en güç cihad, insanın nefsiyle ve nefsinin arzularına karşı yaptığı cihaddır. Müslüman, gerçek cihadı nefsine karşı verir. Nefsine karşı cihadı kazanamayan, düşmanın karşısına çıkmak için kendisinde güç ve cesaret bulamaz. Hz. Peygamber Tebük seferinden dönüşte ashabına şöyle buyurmuştu: " Küçük cihaddan büyük cihada dönüyoruz" (Aclûnî, Keşfu`l-Hafâ`, I, 425). Bu hadisinde Hz. Peygamber, en kalabalık bir ordu ile katıldığı Tebük seferini "küçük cihad" olarak vasıflandırırken; nefse karşı verilecek mücadeleyi "büyük cihad" olarak nitelendirmektedir. " Hakiki mücahid nefsine karşı cihad açan kimsedir" (Tirmizî, Cihad, 2) hadîsi de aynı manayı ifade etmektedir. Aynı meâlde başka hadis-i şerifler de vardır. Bütün bunlar bize, insanın nefsi ile, nefsinin boş ve mânâsız, hatta gayr-ı meşrû istekleri ile mücadele etmesinin cihad olarak değerlendirildığını göstermektedir. 2) İlim Ile Cihad Cihad`ın başka bir çeşidi de ilim ile yapılan cihaddır. Dünyadaki bütün kötülüklerin sebebi cehalettir. Hakk`a ulaşmak isteyen herkesin cehaletten kurtulması, ondan uzaklaşması gerekir. Bilginin ortaya koyduğu delillerin gönüller üzerinde icra ettiği tesiri silâh gücü ile temin etmek mümkün değildir. Onun için şöyle buyurulmuştur: "Ey Muhammed! Insanları Rabbi`nin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış. Doğrusu Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilir. " (en-Nahl 16/125). Temeli ilim yoluyla tebliğ ve davete dayanan İslâmiyette, bu tebliğ faaliyetinin adı "ilim ile cihad"dır. Bu usûle "Kur`an ile cihad" da denilir. En güzel mücadele şekli Kur`an`ın mücadele şeklidir. Bunun için Cenâb-ı Hak:"Sen kâfirlere uyma, uyanlara karşı Kur`an ile büyük bir cihadla cihad et" (el-Furkan, 25/52) buyurmuştur. Ayet-i kerimede Kur`an ile cihadın "büyük cihad" olarak belirtilmesi, Kur`an`ın ilim ile cihad konusuna ne kadar önem verdiği göstermektedir. Hak ve hakikatı, en tehlikeli zamanda bile, hiç bir şeyden korkmadan ve çekinmeden olduğu gibi söylemek de bir çeşit cihaddır. Rasûlullah (s.a.s.) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Zalim bir hükümdar karşısında hak ve adaleti açıkça söylemek, büyük bir cihaddır. " (Ibn Mâce, Fiten, 4011) 3) Mal Ile Cihad Mal ile cihad, Allah Teâla`nın insana ihsan etmiş bulunduğu mal ve servetin yine Allah (c.c.) yolunda harcanması demektir. Bilindiği gibi dünyada her iş para ile yapılmaktadır. Hakkın korunması ve zafere ulaşılması da yine paraya bağlıdır. Bunun için mal ile cihadın önemi büyüktür. Müslümanların, İslâm`ın yücelmesi hakkın muzaffer olması için her türlü mal, servet ve paralarını bu yolda fedâ etmeleri mal ile cihaddır. Hz. Peygamber`in, mal ile cihad hususundaki teşvik edici sözleri ashabı kiramı harekete geçirmiş ve kendileri yoksulluk içinde sıkıntılı bir hayat geçirirken, mal ile cihad farızasını edâ edebilmek için elde avuçta ne varsa getirip Rasûlullah`a vermişlerdir. Bu konuda Kur`an-ı Kerîm`de de pek çok ayeti kerîme vardır. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Iman edip hicret eden, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden, (mücâhidlere) yer veren ve yardım edenlerin hepsi birbirinin vekilıdır. " (el-Enfal, 8/72). "...Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşın. Bilseniz bu sizin hakkınızda ne kadar hayırlıdır. " (et-Tevbe, 9/41). "Allah, mallarıyla, canlarıyla mücadele edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. " (en-Nisâ, 4/95). 4) Savaşarak Cihad Yapmak Cihad, müslümanlara farzdır. Her müslümanın nefsi ile, ilim ve malı ile sürekli cihad yapması, böylece dinin korunması, Hakk`ın galip kılınması için çalışması gerekir. Bazen "I`lây-ı kelimetullah" yani Allah adının yüceltilmesi dinin korunup yayılması içinde elde silâh düşmanla savaşmak icab edebilir. Bu en büyük cihaddır ve müslümanlara farzdır. Hattâ cihad denildiği zaman ilk akla gelen husus, düşmanla sıcak savaşa girmektir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: "Sizinle savaşanlarla; Allah yolunda siz de savaşın. Fakat haksız yere saldırmayın." (el-Bakara, 2/190) Bu ilâhi emir Allah yolunda, İslâm uğrunda savaşmanın ve İslâm yurdunu düşmana karşı korumanın cihad olduğunu bize ifade etmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.) de bir hadis-i şeriflerinde; ganimet elde etmek, şan ve şöhrete ulaşmak, mevki ve makam elde etmek için yapılan savaşın cihad olmadığını, cihadın, Allah (c.c.)`ın adının yüceltilmesi (I`lây-ı kelimetullah) için yapılan savaş olduğunu haber vermiştir. Çağımızda bir takım gruplar her ne kadar savaşsız bir dünyanın özlemini dile getirmekte ve bunun için açık veya gizli savaş aleyhtarı faaliyetler sürdürmekte iseler de, bu hiç bir zaman, binlerce yıldan beri devam eden gerçeği değiştirmeyecek ve savaşlar sürüp gidecektir. Cenâb-ı Hak bu değişmez gerçeği aşağıdaki ayet-i kerîmede bize haber vermiştir: "Hoşunuza gitmediği halde, savaş size farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen bir Şey, hakkınızda hayırlı olabilir. Hoşunuza giden bir şey de, hakkınızda kötü olabilir. Bunları Allah bilir, siz bilemezsiniz. " (el-Bakara, 2/216). "Savaşan, ancak kendi öz canı için savaşmış olur. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir. " (el-Ankebut, 29/6). İslâm dini müslümanlara şerefli bir hayat yaşatmayı hedef edinmiştir. Bu sebeple bu dinin emrettiği savaş, savunma savaşı, zâlimlerden mazlumları kurtarma savaşı, her yere adalet götürme savaşı ve müslümanların haysiyetini koruma savaşıdır. Kur`an-ı Kerîm`de: "Kendilerine karşı savaş ilân olunduğunda zulme uğrayanlara cihad etmeleri için izin verildi. Hak Teâlâ onlara yardıma hakkıyla Kadirdir." (el-Hac, 22/39) buyurulup meşrû savunma savaşına izin verilirken her an savaşa hazır olmak da emredilmiştir. Savaşın önemini ısrarla belirten İslâm dini ve onun yüce kitabı, barışın da gereğine işaret etmekte, barış teklifi düşmandan geldiği takdirde tavız vermeden teklifin yerine getirilmesini istemektedir: " Eğer onlar barış isterlerse sen de onu kabul et. Allah`a güven ve dayan." "Her şeyi işiten, herşeyi hakkıyla gören O`dur. Onlar seni aldatmak isterlerse, şunu kesin olarak bil ki, Allah sana yeter. Seni,yardımlarıyla ve müminlerle destekleyen O`dur." (el-Enfâl, 8/63) İslâm, müslümanlara yapılan tecavüzlerin hiç birinin karşılıksız bırakılmamasını istemektedir: "O halde, size karşı tecavüz edenlere siz de aynıyla mukabele edin. " (el-Bakara, 2/194). Yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar müslümanların cihada devam etmelerini isteyen İslâm, savaş hukukunu da en güzel şekilde tanzim etmiştir. Allah Teâlâ`nın: " Andlaşma yaptığınızda Allah`ın ahdini (andlaşma hükümlerini) yerine getirin." (en-Nahl, 16/91) "Haddi aşmayın, Allah haddi aşanları sevmez." (el-Bakara, 2/190) buyurması; Peygamber Efendimiz`in cephe gerisinde bulunan kadın, çocuk, ihtiyar ve din adamlarının öldürülmemesini, savaşçılara işkence edilmemesini çapulculuk yapılmamasını istemesi, İslâm savaş hukukunun temel kuralları olmuştur. Dinimizin müslümanlara farz kıldığı cihadın fazileti ve bu emri yerine getirenlerin Allah katında ulaşacakları yücelikler Kur`an-ı Kerim`de şöyle haber verilmektedir: "Allah Teâlâ, Cennet`e karşılık müminlerin canlarını ve mallarını satın aldı. Onlar Allah yolunda savaşırlar. Savaş meydanında şehît ve gazı olurlar. Allah`ın bu öyle bir vâdidir ki, Tevrat`ta da, Incil`de de, Kur`an`da da sabittir. Kim Allah`tan daha çok vadıni yerine getirir? Yaptığınız bu hayırlı alış verişten dolayı sevinin. Işte büyük kurtuluş budur." (et-Tevbe, 9/111) "Ey mü`minler! Sizi çetin bir azabdan kurtaracak bir ticaret yolu göstereyim mi? O da şudur: Allah`a ve Rasûlüne iman eder ve Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla savaşırsınız. Bir bilseniz bu iş sizin için ne kadar hayırlıdır. Bu takdirde Allah sizin günahlarınızı mağfiret eder, altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn Cennetlerindeki hoş konutlara koyar. Işte büyük kurtuluş budur." (es-Saf, 6/10-12). Cihadın fazileti hakkında Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurur: "Rasûlullah`a: "-hangi iş daha hayırlıdır?" diye soruldu. " Allah`a ve Peygamberine iman etmektir. " dedi. "-Sonra hangisi faziletlidir, denildi: Allah yolunda cihaddır" cevabını verdi sonra "hangisidir?" sorusuna karşı da: "-Makbûl olan hac`dır, " buyurdu" (Buhâri, Iman, 18) Abdullah b. Mes`ud şöyle anlatıyor: "Rasûlullah`a: -Yâ Rasûlallah, Allah katında hangi iş daha sevimlidir? diye sordum. -Vaktinde kılınan namazdır, dedi. -Sonra hangisidir? dedim. -Anne ve babana iyilik etmendir, buyurdu. Sonra hangisidir? sorusuna da: -Allah yolunda cihaddır, cevabını verdi." (Buhârî, Cihad, 1) Ebû Zerr (r.a.)`den şöyle rivayet edilmiştir: "-Ya Rasûlallah, hangi amel daha faziletlıdır?" dedim. "Allah`a iman etmek ve onun yolunda savaşmaktır" buyurdu. (Riyâzü`s-Sâlihîn, II, 531). Bir adam Peygamberimiz (s.a.s.)`e geldi ve: "-Insanların hangisi efdaldır?" diye sordu. Rasûlullah: "-Allah yolunda malı ve canı ile cihad eden mümin kişidir" buyurdu (Buhârî, Cihad, 2) Elde silâh, din ve İslâm diyarı uğrunda hudut boylarında nöbet beklemenin asıl bir görev olduğunu ve bunun Allah Teâlâ`yı ziyadeşiyle memnun ettiğini bildiren Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Hudut ve İslâm diyarının muhafazası için bir gün, bir gece nöbet beklemek, bir ay (nafile olarak) gündüz oruç tutup gece namaz kılmaktan daha hayırlıdır." (Müslim, Imâre,163; Tirmizî, Cihad 2) "Iki çeşit gözü, Cehennem ateşi yakmaz: Biri Allah korkusundan ağlayan göz; diğeri Allah yolunda nöbet beklerken uyumayan göz. " (Tirmizî, Fezâilü`l-Cihad, 12)Görüldüğü gibi cihad ilâhi bir emir olup kadın erkek bütün müslümanlara farzdır. Bu farzı yerine getirenler Cenâb-ı Hakk`ın hoşnutluğunu kazanacak ve ahirette yüce mertebelere ulaşacaklardır. Cenâb-ı Hak:"Siz de düşmanlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve (cihad için) başlanıp beslenen atlar hazırlayın" (el-Enfâl, 8/60) buyurarak müslümanlara her zaman cihad için hazırlıklı olmalarını emretmiştir.Işte bütün bu ayet ve hadislerin ışığında cihad, dünya ve dünya malı için olmayan, Kelîme-i Tevhîd`in kabulü ve gönüllere yerleşmesi için gösterilen cehd ile bunun neticesinde kazanılan kardeşliğin adıdır. Cihad; insanları, kula kul olmaktan kurtarıp Allah`a kul etmeğe davet edişin ve bu uğurda çekilen sıkıntıların adıdır. Cihad, insanları, sınıf, zümre, parti ve bütün beşeri hegemonyalardan kurtarıp Allah`ın hâkimiyeti altına gönül rızası ile davet etmenin adıdır. Kinsiz, kansız ve mutlu bir İslâm toplumu oluşturmak için gösterilen ihlaslı hareketin adıdır. Cihad, her ferdin, kendisini günahlardan arındırıp Allah`a istiğfar etmesi, Allah`a yönelmesi, Allah`a yönelen insanlardan oluşan bir dünya kurması ve bu dünyada kendisi ve insanlar için yalnız Allah`ın hâkimiyetini istemesi ve bunun için devamlı hareket halinde olmasıdır. Cihad, eskiden yapılan ve pişmanlık duyulan bütün yanlış işlerin aksini yapma gücüdür. Cihad, zimmete geçirilen bütün hakları geri iade edebilmektir.Cihad, terkedilen hukukullahı telâfi etmektir. Cihad, nefis ve bedendeki her türlü taklıdi terk etmektir.Rasûlullah (s.a.s.)`ın torunu Hz. Hasan der ki: "Adam Allah uğrunda cihad eder. Halbuki bir kılıç vurmamış bulunur. Sonra Allah uğrunda cihadın hakkı da; hak ve ihlâsa yakın bulunması, haksızlıktan ve kötü niyetlerden gücü yettiği oranda kusur ve ilgisızlıkten uzak bulunmasıdır."Cihad, insanları baskı ve zorlamadan korumak ve kurtarmaktır. Zorlama ve baskı olmayan İslâm`a, insanları davet ederek Allah`ın adını yüceltmektir. Cihad, herkesi, mensubu olduğu akîdeden zorla çıkarmaya çalışmayıp, hakkın kabulü ve yayılışına engel olmak isteyen ve gücünün yettiğine baskı yapan hak düşmanlarının kovulması ve her türlü engelin kaldırılması ile, sağlam kalp ve dosdoğru düşünen bir akıl için belirlenmiş en güzel nizamı, yani İslâm`ı hâkim kılmaktır. Cihad, Hz. Peygamber (s.a.s.)`in yaşayıp tebliğ ettiği İslâm`a yapışarak Allah yolunda kendini ve. malını feda etmiş, orta yolu seçmiş, aşırılıktan sakınmış ilâh olarak Allah`ı ve onun hâkimiyetini tanımış, İslâm`ı bütün dinlerin üstünde ve tamamlanmış tek din kabul ederek bu dini müdafaa ve yaşanılır kılmak için çalışmak demektir. Bunun için İslâm`da mutlak surette, öldürme, intikam, din değiştirmeye zorlama yoktur. Düşmanı yenmek, onun kuvvet ve gücünü bertaraf edip, dinde serbest olarak Allah`ın hükmüne tabi tutmaktır ki, işte Allah`ın adını yüceltmek için yapılan cihad şekillerinden birisi de budur.Cihad, ne bir savunma savaşı ne düşmana saldırıda bulunup onu imha etme savaşıdır. Kıtal ve kan dökme değildir. Yahut bir üstünlük ve egemenlik kurarak insanları boyunduruk altına alma savaşı da değildir.Insanlarla mücadele ve insanlar arası savaş ilişkilerini anlatan pek çok kelime varken, İslâm bu kelimeleri cihad kavramı yerine kullanmadı. Meselâ, harp, kıtal, ezâ kelimeleri cihad kelimesinin yerini tutmamaktadır. İslâm niçin eskiden Araplar`ın kullandığı harp vb. gibi kelimeleri almadı da yepyeni bir ifade olan cihad tabirini aldı. Bunun birinci sebebi, harp tabiri şahsi menfaatler, polemik oyunlar için ateşi sönmeyen, yangını çağlar boyu milletlerin, kabilelerin içinden çıkmayan kıtal anlamında kullanılmıştır. Harplerde genellikle, kişisel ve toplumsal kinler hâkim olmuştur. Harplerde fikir endişesi, bir akîdeyi galip kılma çabası göze çarpmaz. Cihad'ın gayesi -amaç,hedef- nedir ? Her milletin ilham kaynağı olan mefkureleri vardır. Bir millet, bunlara ne kadar derinden derine inanırsa, onları gerçekleştirmek gayreti de o kadar büyük olur(1). Bir devlet kurmak, milletlerarası arenada söz sahibi olmak, aynı milletin mensuplarını biraraya toplamak... gibi mefkureler, bunlardan bazılarıdır. Kur-an'ı Kerim, bu noktada ehl-i imanla ehl-i küfür arasında şu net ayırımı yapar: "İman edenler Allah yolunda savaşır. İnkar edenler ise "tağut" yolunda..." (Nisa suresi, 76) "Tağut" ifadesi Allah yerine ikame edilen her şeyi içine alır. (2) Şeytan bir tağuttur. Şeytanın yolunda giden Firavun misali kişiler, birer tağuttur. Terbiye edilmemiş nefisler, birer tağuttur... Kur-an-ı Kerim, "hevasını ilah edineni gördün mü...?" (Furkan suresi, 43 ve Casiye suresi, 23) ayetiyle nefsin kötü arzularının putlaştıranlara işaret eder. İşte inkarcılar böyle tağutların peşinde giderler. Şeytana tabi olur, nefse uyar, kötü kimselerin rehberliğinde mücadele ederler. Onların bu mücadelesi, her türlü ulviyetten mahrum, süfli bir mücadeledir. Bu mücadelenin temelinde "menfaat" duygusu vardır. Kendi hasis menfaatleri için dünyayı ateşe vermekten asla çekinmezler. Nitekim, son ikiyüzyılın savaşlarına bakıldığında, onların bu süfli isteklerini açıkça görmek mümkündür. (3) Bazıları, -Yeryüzünü istila, -Ganimet elde etmek, -Sömürgeler, pazarlar, hammadde kaynakları bulmak, -Bir tabakanın, başka bir tabakaya, bir milletin başka bir millete hakimiyeti... gibi gayeler için savaşırlar. (4) Elindeki inciri komutanlarına gösterip, "bunun yetiştirdiği diyarlar hala bizim değil. Haydi arkadaşlar, oralara sefer düzenleyelim, oraları ele geçirelim" diyen Romalı hükümdarla, dünyanın belli başlı hammadde kaynaklarını ele geçirmeyi hedefleyen sömürgeci devletlerin idarecileri arasında pek fark yoktur. Devletler, şahıslar değişse de, zihniyet aynı zihniyettir. Tarih, bu noktada tekerrür etmektedir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, bu hakikatin ispatıdırlar. Müminler ise, Allah yolunda savaşırlar. Ulvi değerler uğrunda cihad ederler. Rızay-ı İlahi yolunda gayret gösterirler. Müminlerin mücadelesi, bir fazilet mücadelesidir. Kur’an-ı Kerim'de, cihad ve kıtal (savaş) ifadelerinin geçtiği yerlerde, devamlı "fi sebilillah" (Allah yolunda) kaydının bulunması, son derece dikkat çekici bir durumdur. Allah yolunda olmayan bir mücadelenin, bir savaşın, hiçbir kıymeti yoktur. Nisa suresi 141. ayette, mü'minlerin zaferine "fetih", kafirlerin galebesine "nasib" denilmesinde, her iki tarafın savaş gayelerinin farklılığına işaret vardır. Mü'minler fethederler. Kafirler ise; dünyevi, fani şeylerden bir miktar nasiplenirler. (5) Kur-an-ı Kerim, yapılacak mücadelenin hedef ve gayesini şu şekilde belirler: "Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (Enfal suresi, 39) Ayette, ehl-i imana iki hedef gösterilmiştir: 1- Fitnenin kökünü kazımak. 2-Allah'ın dinini hakim kılmak. "Fitne" kelimesi "karışığını almak için altını ateşe koymak" anlamındadır. (6) Bundan, "mihnet ve belaya sokmak" manasında kullanılmıştır. İnsanları inancından dolayı işkenceye tabi tutmak, ibadetine müdahale etmek, inandığı gibi yaşamalarını engellemek, inancından dolayı yurdundan sürüp çıkarmak gibi durumlar hep birer fitnedir. Kur-an-ı Kerim'de, "fitne ölümden beterdir" denilir (Bakara suresi, 191). " Ölümden daha ağır ne vardır ?" dememek gerekir. Zira, ölümü temenni ettiren hal, ölümden daha ağırdır. (7) "Hiçbir fitne kalmayıncaya kadar" ehl-i küfürle savaşmak, genel bir dünya barışını hedef olarak gösterir. Her türlü fitneye son vermek, sulh ve sükuneti sağlamak, müslümanlar için varılması gereken bir hedeftir. Öyle ki, dünyanın uzak bir köşesinde gayr-i müslim bir devlet, bir başka gayr-i müslim devlete zulmetse, müslüman devletler bu fitneye müdahale etmeli, haddi aşanlara, hadlerini bildirmelidir. Cihadın bu ulvi gayesine, şu ayet işaret eder: "Size ne oluyor ki, "Ya Rabbena, bizi halkı zalim olan şu memleketten çıkar. Bize, tarafından bir sahip gönder. Bize katından bir yardımcı yolla !" diyen mazlum erkek-kadın ve çocuklar uğruna Allah yolunda savaşmıyorsunuz ?" (Nisa suresi, 75) "Dinin bütünüyle Allah'ın olması" hedefi ise, beşeri beşere kulluktan kurtarıp, sadece Allah'a kul olmasını temin gayesine yöneliktir. (8) Kur-an-ı Kerim, yahudi ve hristiyanlardan bahsederken, "Onlar, alimlerini ve rahiblerini Allah'tan başka Rab'ler edindiler" der (Tevbe suresi, 31) Şüphesiz, herhangi birini Rab edinmek için, ona "Rab" namını vermiş olmak şart değildir. (9) Üstteki ayeti açıklayan hadiste belirtildiği gibi, alim ve rahiblerin helal kıldığını helal, haram kıldığını da haram kabul etmek, onları Rab edinmek demektir. (10) İslam hür bir ortamda tebliğ edilebilmeli, bu dine girmek isteyenlere engel olunmamalı ve bu dini yaşamak isteyen her fert, serbestçe yaşayabilmeli, kimse dininden dolayı fitneye düşürülmemeli, ezaya maruz kalmamalıdır. İşte cihad, bu hürriyetleri sağlamak ve bu hususta ortaya çıkan engelleri aşmak içindir. Önündeki engeller kaldırıldığında, bütün insanlığın koşarak gireceği tek İlahi din, İslam olacaktır. (11) Şüphesiz, "dinin bütünüyle Allah'ın olması", başka dinlere hayat hakkı tanımamak, o dinlerin mensublarını zorla İslam'a sokmak anlamında değildir. (12) Tatbikatta da böyle olmamıştır. Hz.Peygamber devrinden günümüze kadar, İslam devleti bünyesinde başka din mensupları da rahat bir şekilde yaşamışlardır. Ahmet Özel'in dediği gibi, "İslam'ı tebliğ için girişilen fetih hareketleri, o ülkelerdeki insanları zorla İslam'a sokmak amacıyla değil, ferdi planda tebliğ imkanının bulunmadığı bu ülkeleri, herkesin dilediği inancı serbestçe seçebileceği şekilde tebliğe açmak gayesiyle yapılmıştır." (13) Kur-an'ın, "hiç bir fitne kalmayıncaya ve din bütünüyle Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın" (Enfal suresi, 39) ayeti, İslam'ın hamle gücünü ortaya koyar. Müslümanlara, varmaları gereken nihai hedefi gösterir. Onları, gündelik işlerin telaşından kurtarır, yüce ideallere sevk eder. Bu yüce hedefin yeni nesle kazandırılması, onların ufkunu açacak ve onları ulvi mefkurelere sahip kişiler haline getirecektir.
  8. Cinlerim var

    Enfal Suresi 39. Ayet; Fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse kuşkusuz Allah yaptıklarını görmektedir. Tefsir; Ebu Bekir İbnü’l-Arabî’nin de kaydettiği gibi (Ahkâmü’l-Kur’ân, II, 854) âyetin “fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar...” kısmını iki şekilde anlamak mümkündür: 1. “Dünyada veya bölgede hiçbir müşrik kalmayıncaya ve herkes müslüman oluncaya kadar.” 2. “Din ve vicdan hürriyeti yerleşinceye, herkesin serbestçe dinini yaşaması imkânı doğuncaya ve böylece hak olsun bâtıl olsun din seçimi ve dinî hayat baskıya değil, samimi inanca dayanıncaya kadar.” Biz ikinci anlayışı tercih etmiş bulunuyoruz (ayrıca bk. el-Bakara 2/193; en-Nisâ4/75-76). İslam dininin, Müslümanlarla anlaşma yapan hariçteki kafirlere ve yine bir İslam ülkesinde yaşayıp cizyesini (vergisini) veren gayri müslimlere hayat hakkı tanıması gösteriyor ki, söz konusu ayet-i kerimeyi din hürriyetine bir engelmiş gibi yorumlamak gerçeğe ayıkırdır. İslâm'da, sözünü ettiğimiz bu iki gurup gayri müslim ile sulh içinde yaşamak esastır. Onlarla savaşılmaz, onların hakkı muhafaza altındadır. Bu ayet-i kerime, Müslümanlara iki büyük hedef göstermiştir: 1. Fitnenin (her türlü kaos ve kargaşanın) kökünü kazımak. 2. Allah’ın dinini hakim kılmak. Bunlardan birincisi, evrensel bir barış demektir. Yani, bütün insanların huzur ve emniyet içinde yaşayabileceği bir vasat meydana getirilmelidir. Öyle ki, gayri müslim bir devlet, başkasına zulüm etse, bu fitneyi def için mazlum devlete yardım edilebilmelidir. Nisa Suresi, 75.Ayet bu manayı teyit eder: Size ne oluyor ki, ‘Ey Rabbimiz, bizi halkı zalim olan şu memleketten çıkar. Bize, tarafından bir sahip gönder. Bize katından bir yardımcı gönder.’ diyen erkek-kadın ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?’’ Tarihin hemen her devrinde, dünyanın değişik yerlerinde ayette tasvir edilen manzarayı görmek mümkündür. Bir takım erkekler, kadınlar ve çocuklar zulme uğratılmakta, mağdur edilmektedir. Hayatı işkenceye çevrilen bu insanlar “Ey Rabbimiz, bizi bu zalimlerden kurtar!” diye yalvarmaktadır. İşte, bu insanların kurtarılması için mücadele verecek kimseler çok ulvi bir cihad yapmış olacaklardır. Peygamber Efendimiz kıyamet gününün o dehşetinde, arşın gölgesinde gölgelenecek yedi sınıf insanı bildirirken en önce “adil idarecileri’’ sayar. Bir ülkede adaletin yerini zulüm alırsa, o ülkede fitne, kaos başlar. İşte, bu tür fitneleri sona erdirmek Müslümanların en yüce hedeflerinden biri olarak ayette nazara verilmiştir. Kehf suresinde kıssası anlatılan Zülkarneyn, bu mananın güzel bir örneğidir. Bir dünya fatihi olan bu zat, arzın doğusuna-batısına seferler düzenlemiş, mazlumları zalimlerin baskısından kurtarmıştır. Günümüzde de Zülkarneyn misal dünya cihangirlerine ihtiyaç vardır. "Allah’ın dinini hakim kılmak." hedefinin ise, soruda ifade edildiği şekilde anlaşılmaması gerekir. Zira, bir başka ayette açıkça “Dinde zorlama yoktur.” denilmiştir. (Bakara, 2/256) Dinde tebliğ vardır. Peygamberimiz hiçbir insanı zorla İslama sokmamıştır. Zaten öyle bir şey insan tabiatına aykırıdır. Silah zoruyla din değiştiren birisi gerçekte asıl dinini devam ettirir. Hem Peygamberimiz devrinde hem de sonrasında Müslümanlar diğer dinlerin mensuplarına tam bir din ve inanç hürriyeti tanımışlardır. Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul’da kilise ve havraların günümüze kadar gelmesi, Balkanlarda 400 yıl süren Osmanlı idaresi zamanında Hristiyan halkın dinlerini rahatça yaşaması İslâmdaki din ve inanç hürriyetini açıkça ortaya koyarlar. “Dinin bütünüyle Allah’ın olması”, sadece Allah’a ibadet edilmesi manasını ifade eder. O halde, bütün insanların ancak Allah’a ibadet etmeleri bir Müslümanın en büyük gayesi olmalıdır. Bu ayette, buna engel olan müşriklerle cihat etmek ve tevhit inancı önündeki bütün engelleri kaldırmak Müslümana gaye olarak gösterilmiştir. Tarih boyunca insanlar, kendi cinslerinden olan bazı insanlara veya bazı varlıklara kulluktan kurtulamamışlardır. Halbuki insan, Allah’tan başkasına ibadet edemez. Bununla ilgili olarak Hz. Peygamberin hayatından bir kaç tabloyu sunmak istiyorum Hz. Peygamberin yanına gelen bir elçi onun manevi azameti karşısında titremeye başlar. Hz. Peygamber şu sözleriyle elçiyi yatıştırır: "Sakin ol, ben kral değilim; kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum."(İbn Mace, Et’ime, h.no: 3312; Kenzu’l-Ummal, h. no: 14965) Hz. Peygamberin ashabından olan Muaz bin Cebel, Şam’dan döndüğünde, Hz. Peygamberin önünde secdeye varır. Peygamber, “Ey Muaz, bu ne demek?” diye sorar. Muaz, ‘’Şam’daki insanlar kendi reis ve ruhani liderlerine böyle yapıyorlar. Siz ise, onlardan daha büyüksünüz.” der. Resulullah, Muaz’a bunun doğru olmadığını, secdenin sadece Allah’a yapılması gerektiğini anlatır. Adiy bin Hatem, hıristiyan iken İslama girer. Hz. Peygambere, Kur’an'daki, “Onlar din bilginleri ve ruhbanlarını Allah’ın dışında Rabler edindiler.” (Tevbe, 9/31) ayetinden sorar, “Biz onları Rabler edinmiyorduk, ne demektir?” der. Resulullah şu cevabı verir: “Onların helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kabul ediyor muydunuz?" Adi bin Hatem, “Evet.” deyince Resulullah, “İşte, der, bu onları Rab edinmek demektir.” Bu zaviyeden baktığımızda, ekser insanların Allah’tan başka şeyleri Rab yerine koymaktan kurtulamadıklarını söyleyebiliriz. İşte, soruya esas teşkil eden ayet, bu tür bir kulluktan insanlığı kurtarma gayesine yönelik yüce bir ideali ifade etmektedir.
  9. Cinlerim var

    "Müslüman savaş zamanı dediğinde, aslında söz konusu olan, müslümanların diğerlerini öldürmeye başladıkları süreçtir." müdafa yı bu sözünüzden dolayı söyledim ve hatta sonrada ne dedim gelelim ayete diye farkettiyseniz.
  10. Cinlerim var

    Nefsi müdafa durumu söz konusu olduğunda düşmanla savaşmak zorundayız, yoksa canlarımızı alır, dinimizi ortadan kaldırır, namuslarımıza tecavüz eder, çocuklarımızı öldürebilir ve ülkemizide ele geçirirler. gelelim ayete Tevbe Suresi, 123. Ayet; Ey iman edenler! İnkarcılardan hemen yakınınızda bulunanlarla savaşın. Onlar sizin çetin gücünüzü görsünler. Biliniz ki Allah, buyruğuna karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir. Tefsir; Vedâ haccı öncesinde bütün Arap beldeleri İslâm’ı kabul etmişti; İslâm coğrafyasına en yakın düşman toprakları hıristiyan Araplar’ın oturduğu, Bizans hâkimiyetindeki Suriye bölgesiydi. Buraya yapılan Tebük Seferi’nde savaş cereyan etmemiş, Mûte Savaşı için bir misilleme yapılmamıştı. Dolayısıyla bu bölge, müslümanların varlıklarını koruyabilmeleri ve İslâm’ın başka yerlerdeki insanlara tebliği açısından oldukça stratejik bir önem taşıyordu. Âyetin tarihî şartlar ışığında yorumlanması halinde, bunu o dönemde müslümanların yakın çevrelerini güvence altına alacak bir fetih hareketini sürdürmeleri yönünde bir buyruk olarak anlamak uygun olur. Nitekim Hz. Peygamber vefatından kısa bir süre önce, Mûte Savaşı’na sebebiyet veren Kudüs-Şam arasındaki hıristiyan Araplar’a karşı bir ordu sevketmeye karar vermiş ve Üsâme b. Zeyd’i bu orduya kumandan tayin etmişti. Öte yandan âyetin bütün zamanlar için geçerli olmak üzere müslümanlara yönelttiği buyruk, kendi varlıklarını tehdit eden düşmanlarla savaşmaları ve bu konuda özgüven duygularını daima koruduklarını gösteren bir azim ve kararlılık içinde olmalarıdır. Âyetin “yakınınızda bulunan” diye çevrilen kısmından hareketle düşmanlara karşı savaşma yükümlülüğünde mekân faktörünü öne çıkaran yorumlar yapılmışsa da, düşmanın coğrafî faktör yanında başka yönlerden de yakın tehdit haline gelip gelmemiş olduğunun ölçü alınması gerektiği açıktır. Bu buyruğa Kur’an’ın bütünlüğü içinde bakıldığında, burada müslümanların yakın çevrelerindeki gayri müslimlerle hep savaş içinde olmaları gerektiği gibi bir mânanın bulunmadığı, sadece düşmanlık edenlere karşı ortaya konacak tavırdan söz edildiği kolayca anlaşılır. Bu arada dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, âyette ortaya konması istenen sertlik ve güç, savaş şartlarının câri olduğu durumlarda tâvizsiz ve kararlı davranma anlamındadır; normal şartlarda yürütülen insan ilişkilerinde, meselâ turizm ve ticaret gibi alanlarda müslüman olmayanlara karşı bu buyruğun işletilmesi düşünülemez (Râzî, XVI, 230).
  11. Cinlerim var

    Mürted Haindir öldürülmelidir ancak, Sıkıntıları giderilip Dine geri dönerse veyahut yalan yere tevbe bile ederse Mürtedlikten çıkmış olur çünkü kalbini ancak Allah bilir. Sen eğer Mürted koşulsuz oldürülür dersen hadisi ole anlarsan, Allah'ın Bağışlayıcıdır,Affedicidir,Rahmeti bolduru devre dışı bırakırsın!. Her günahın tevbesi vardır Şirk dahil, fakat şirkli olen Affedilmez dünyada Tevbesini edecek. başka türlü kurtulamaz, Şeytan bile tevbe umuduyla yaşıyor. Konuşmalarınız çok terbiyesizce. Kur'an meal ile anlaşılmaz, Tefsir ile anlaşılır.
  12. Cinlerim var

    derken, Allah Resûlü'nün tebliğ adına çektiği ızdırabı ve bu ızdıraptan doğan ruh hâlini resmeder. Esasen ızdırabının keyfiyet ve durumuna göre bu ruh hâli, her tebliğ insanında vardır ve olması da gerekir. İrtidat dinden dönme demektir. Buna göre mürted ise, daha önce inandığı bütün mukaddesâtı inkâr eden insandır. Ve bu insan bir bakıma Müslümanlara ihanet etmiştir. Bir kere ihanet eden, her zaman ihanet edebilir. Onun için de bazılarına göre "mürtedin hayat hakkı yoktur." Ancak fıkıh âlimlerinin sistematize ettiği şekle göre, mürted hangi meseleden dolayı irtidat ettiyse, evvelâ ona o mesele en ince teferruatına kadar anlatılıp izah edilecektir. Belli bir süre takibe alınarak, takıldığı hususlarda iknaya çalışılacaktır. Bütün bunların fayda vermediği zaman da artık o insan İslâm bünyesinde bir ur ve çıban başı olduğu tebeyyün edince de ona göre muamele yapılacaktır. (1) ve bu Murtedin o konuyla alakasıda yoktur.
  13. Cinlerim var

    Bu Ayet Cihadla alakalıdır.
  14. Cinlerim var

    Sakın ha sakın mürted olduğunuzu bilip, İslama dönemeyeceğinizi düşünüp Allah'a düşman Müslümanlara düşman olmayınız. İslam'ın kapıları açıktır.
  15. Cinlerim var

    derken, Allah Resûlü'nün tebliğ adına çektiği ızdırabı ve bu ızdıraptan doğan ruh hâlini resmeder. Esasen ızdırabının keyfiyet ve durumuna göre bu ruh hâli, her tebliğ insanında vardır ve olması da gerekir. İrtidat dinden dönme demektir. Buna göre mürted ise, daha önce inandığı bütün mukaddesâtı inkâr eden insandır. Ve bu insan bir bakıma Müslümanlara ihanet etmiştir. Bir kere ihanet eden, her zaman ihanet edebilir. Onun için de bazılarına göre "mürtedin hayat hakkı yoktur." Ancak fıkıh âlimlerinin sistematize ettiği şekle göre, mürted hangi meseleden dolayı irtidat ettiyse, evvelâ ona o mesele en ince teferruatına kadar anlatılıp izah edilecektir. Belli bir süre takibe alınarak, takıldığı hususlarda iknaya çalışılacaktır. Bütün bunların fayda vermediği zaman da artık o insan İslâm bünyesinde bir ur ve çıban başı olduğu tebeyyün edince de ona göre muamele yapılacaktır. (1) Tevbe Kapıları sonuna kadar açıktır. Dinden dönen hain olarak kabul edilir, ama bu şu demek değildir Tevbe edemez. Nerede sorun yaşadı da dinden çıktı. o dinden çıkış sebebi giderildikten sonra tevbe etmesi ve sonucunda Hak dine tekrar giriş yapması gerekir. bir mürted yalan dahi tevbe etse dıştan bizler tevbe ettiğine şahit oluruz ama iç mana da Allah bilir. İslam'da bir günahı 100 kere de teklarlasan 1000 kerede 10000 kerede 100000 kerede ...... Allah'tan ümit kesilmez Allah yinede affeder bu onun Afediciliğinin ne kadar büyük olduğunu gösterir. Sizlerden isteğim neden Ateist oldunuz İslamda neyi yanlış gördünüz bunu bir konuda Ateist olma Hikayenizi yazmanızı çok isterim. Şuan mesala, aranızda dinden donenler mevcuttur değil mi gelin tevbe edin Allah afeder.
×