Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    365
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

2.091 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    Muhammed gerçekten son peygamber mi?

    Uzun uzun yazmışsınız. Kuranın Nasara'ya mesajı basit. Bu mesaj ne yahudilere ne de hristiyanlara yabancı. Aklını kullanan ve temiz fıtratını takip eden herhangi bir insana da yabancı değil. Bu mesajı kabul ediyorsanız başka bir konuyu tartışmaya gerek yok. Bu mesajı kabul etmiyorsanız da başka bir şeyi tartışmanın faydası yok. Tanrı üçtür demeyin, Tanrı çocuk edindi demeyin, Tanrı üçün üçüncüsüdür demeyin. Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırılık etmeyin, Allah hakkında sadece gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, yalnızca Allah’ın elçisidir; Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Öyle ise Allah’a ve elçilerine inanıp güvenin. “Tanrı üçtür” demeyin; bundan vazgeçin; bu sizin hayrınıza olur. Allah tek ilahtır, başkası da yoktur. O’nun çocuğa ne ihtiyacı olur! Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nundur. Size Allah’ın desteği yeter.
  2. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Parmak bir şeyi işaret ettiğinde parmağa değil, işaret ettiği şeye bakılır. Sözümü dinlemezsen seni cezalandırırım diyen bir otoriteye, hele de bu otorite hiç bir şeye muhtaç olmayan ve her şeyden gani olan Tanrı ise, " beni sevsen beni korkutmazsın" ya da " sen nasıl beni tehdit edersin, olamaz öyle şey", demek en basit ifadeyle absürt bir tavırdır. Çocuk bile yapmaz böyle bir şeyi. Çünkü çocuk bile anne ve babasına güvenir ve söylediği şeyin kendi faydasına olduğunu bilir. Ama siz bu tavırda ısrar ediyorsunuz. Sizin tercihiniz.
  3. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Ben bu konuda daha önce yazdım. Belki bir gün derli toplu tekrar yazarım ama ben dediğiniz gibi bir şeye inanmıyor ya da onu savunmuyorum. Basit bir soru soruyorum: Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse, onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zâlimleri sevmez. diyen Tanrı değil mi? Onun rahmeti her şeyi kuşatıyor değil mi? Öyle ise neden birilerini sonsuza dek cezalandıracağı meselesini zahiri manasıyla okuyalım. Bunlar, özellikle de basit anlayış seviyesindeki insanları korkutmak için bir tehdit ve uyarı. Zaten kendisi de bunu bir ayette söylüyor: Onlar için üst taraflarında ateşten tabakalar ve alt taraflarında da tabakalar vardır. İşte bu, Allah kullarını bununla korkutur... Bir kere kendisine inanmamak diye bir şey yok. Tanrıyı rab olarak kabul etmek herkese işin başında peşinen verilmiş. Ayet açık: Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da, “Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi... Tanrı, haşa verdiğini geri alacak ya da verdiğini verdiğinin burnundan getirecek değil. İman tohumu herkesin kalbinde var ama ilahi hikmet gereği herkesin imanı bu dünyada yeşermiyor. İnanan da inanamayan da Onun nasip etmesi, vermesi, izni ve iradesiyle bunu yapabiliyor. Bir yandan her şey nasip işi diğer yandan da Tanrı insanın niyetini, çabasını ve tercihlerini onun kaderinin bir parçası yapmış. İki seçenek var: Birisi kendine peşin olarak işin başında verilen büyük ganimeti israf etmek ve sonrasında pişman olmak. Sermayeyi tüketmek. Diğeri de kendine verilenle daha fazlasını elde etmek. Sermayeyi katlamak. Sonra, İman nedir, biliyor musun? Kitaptan okuduğun, atandan duyduğun bir şeyleri sorgusuz sualsiz tekrarlamak değildir iman. İman iyiliklerin toplamı ve bütününü ifade eden bir kelimedir. İmanın şubeleri vardır ve bu şubelerin bir kısmından nasibi olsa da insanın imandan nasibi vardır. Rasûlullah (asm) şöyle buyurdu "İman yetmiş küsur bölümdür; en üstte 'Allah'tan başka ilâh yoktur' sözünü kabul etmek ve en altta 'insanlara sıkıntı veren bir nesneyi yoldan çekmek/kaldırmak' bulunmaktadır, haya da imanın bir parçasıdır." (Buharı, îmân, 3)
  4. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Yaşamak bir ömür sürer, ölmek bir an. Ortalama 70 yıllık bir ömürde sonsuz yaşam anı var ama tek bir ölüm anı var. Merak etme o hayvanlar senin gibi "lan ölüm var, lanet olsun" diyerek hayatı kendilerine zehir etmiyorlar. Emir geldiği anda ölüyorlar ve ölümü sadece o an tadıyorlar. Nereden bakarsan bak rahmet gazaba galebe çalıyor. Merhamet azaptan daha üstün.
  5. Yeni Üye

    insan olmak anlamsız , tanrı olmak mantıklı.

    Senin varlığın ya da bütün bunları yapabilmen Onun varlığı ile oluyor. Varlığa gelmen kendinden olmadığı gibi varlıkta durman da kendinden değil. Senin gözünden dünyayı gören de sen değilsin. Senin Ondan bağımsız ya da müstakil bir şeyin olamaz. Sadece egon var sana ait olan. O da gerçek değil zaten. Boş bir kuruntu.
  6. Yeni Üye

    insan olmak anlamsız , tanrı olmak mantıklı.

    Çünkü Tanrı mevcutlardan bir mevcut değildir. Sen, Ben, O gibi bir şey değil. Niye ben değil de O Tanrı oldu denilecek bir şahıs ya da Varlık değil. Tanrı İsa (a.s.) da değil, Muhammed (a.s) de, Buda da. O senin ya da benim tahayyüllerimizle sınırlandırabileceğimiz ya da tanımlayabileceğimiz bir şey değil. Ne ki aklına geliyor, Tanrı Onun gayrıdır. Ezelden ebede bütün mevcudatı ve oluşları doğuran ve doğuracak bir potansiyel. Gizli bir hazine. Her şeye kaynaklık eden hakiki ve zorunlu Varlık. Sonradan var olmuş bir şey Tanrı olamaz. Sadece Tanrıya delil olabilir, ya da O'na yakın olabilir. Senin ihtiyacın Tanrı olmak değil Tanrıya yakın olmak. İsteyeceksen bunu iste. Şu sorduğun soru bile neden Tanrı olamayacağının ispatı. Aciz bir kul olduğunun delili. O yüzden Tanrı olmak istiyorum demek yerine doğru dürüst aciz bir kul olmak istiyorum, nasıl olabilirim diye sormam daha anlamlı.
  7. Yeni Üye

    insan olmak anlamsız , tanrı olmak mantıklı.

    Tanrı'dan geldiğin için Tanrı olmayı istemen(Tanrıya dönmeyi istemen) normal. Ama Tanrı olmanın yolu benliğini büyütmek değil küçültmek ve nihayet O'nda yok etmektir. Çünkü O varsa, Sen, Ben ya da çokluk olamaz. O vardı ve Onunla beraber hiç bir şey yoktu. Bu ezelde böyle olduğu gibi şimdi de böyledir. Var olan Birdir. Kalan her şey ise sıfırdır. Sıfır birin solunda olursa solda sıfır olur. Ama birin sağında olursa büyür. 10 olur, 100 olur, 1000 olur. Ziyade olur. İrade tektir, Kudret tektir... Bir sürü irade, bir sürü kudret yoktur. Çokluk bir illüzyondur. Nefes almamız, ya da gözümüzü açıp kapayabilmemiz bile O'nunladır. Hal böyleyken, zaten Onsuz bir zerremiz ya da anımız yok. Sen kendi iradenle mi doğdun, kendini kendin mi belirledin ya da sipariş verdin? Öleceğin zamanı kendin mi belirliyorsun? Peki bütün bunları belirleyen ve hiç biri diğerine galebe çalamayan sonsuz sebep ya da Tanrı mı var? Yoksa her şeyimiz Tek olan ve Bir Olandan mı? Elbette ki sonuncusu. O zaman Ona Teslim olmaktan korkmak niye? Zaten teslim olmuşuz, bunu itiraf ve ikrar etmekten kaçmak niye? Halbuki itiraf ve ikrar ettiğimiz andan itibaren O bizim velimiz olacak. Sonra gün gelecek mutlak bir karanlık, yokluk ve sıfır olan egomuz dan sıyrılıp hakiki varlık, aydınlık ve birlikle yani Onunla yeniden ve ebedi olarak var olacağız.
  8. Yeni Üye

    İnsanın serüveni

    İnsan gizli bir birlik okyanusundaydı. İnsan bir okyanustu. Sonra okyanustan çıkarıldı, ayrılık ve uzaklık vadisine(dünya) bir damla olarak düştü. Egosu bir damla olmayı sevdi. "Ben" demeyi sevdi. Ayrı olma ve farklı olma illüzyonuna kapılmayı sevdi. Geçici lezzetlere bağlanmayı sevdi. Egosu ben dedikçe ruhu sıkıldı. Bunaldı. İçine düştüğü uzaklık ve karanlık çukurunda daraldı. İçindeki nefha ise hep içinden çıktığı okyanusu özledi. Birliğe geri dönmek ve ayrıldıktan sonra tekrar vasıl olmak, kavuşmak istedi. İnsanı o birliğe ulaştıracak ve kavuşturacak şey içindeki bu ilahi nefestir. Onu takip etmek gerektir. Ben dememek gerektir. İnsan ne kadar ben derse kendine o kadar yabancı ve uzak düşer. Halbuki var olan her zerreyi, her canlıyı her insanı ne kadar kendi bilirse kendine o kadar aşina ve yakın olur. İnsan olmanın sırrı benlik illüzyonundan kurtulunca herkes için tecelli edecektir. O zaman beklediğimize, sıkıntı çektiğimize değdiğini göreceğiz. Belki de sıkıntılarımızı da kendimizin yarattığını görüp dünyadaki halimize ve kendimize de güleceğiz. O yüzden kavga etmeye gerek yok, korkmaya da, sıkılmaya da... Gelecek bugünden çok daha güzel olacak. Ama bunu görmek için önce bugünün güzelliğini görmek olgunluğuna ermek lazım. Bu dünyada kendi karanlığımızdan çıkabilmek lazım. İçinde bulunduğumuz dar ve karanlık kuyuya uzatılmış yardım elini tutmak lazım. İyi insanlara ve iyiliğe inanmak ve güvenmek lazım. Sevmek lazım. Şükretmek lazım...
  9. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Asıl yaşamı putlaştıran ve mutlaklaştıran sona erdiği için ondan nefret edendir. Olgunluk ise her şeyi olduğu gibi ve bulunduğu yerde kabul edip sevmektedir. Bu örnekler pek bir şey ifade etmiyor. Her alem farklı tecellilere mazhar. Gerçeğin farklı boyutlarının farklı görüntüleri. Cansızlar başka, bitkiler başka, hayvanlar başka, insanlar başka. Bilmediğimiz alemlerden tekil örneklerle nasıl bir sonuca ulaşacağız? Ben de sana hamile olduğunu anlayınca avını bırakan bir vahşi hayvan gösteririm, kör dövüşü sürer gider. Sonra vahşi hayvan vahşi hayvandır. Onun yaptığını sen ne hakla iyi ya da kötü kategorisine sokabilirsin. Ya da vahşi hayvanları varlığa getirmiş bir Tanrı varsa onu nasıl bir bilgi ve bakış açısıyla yargılayabilirsin? Sana vahşi hayvan ol demiyor ya Tanrı, İnsan ol diyor. Madden onlarla aynı maddeden, tabiatında onlarla ortak yönlerin var ama sende çok daha fazlası da var. O fazlalık seni Hazreti İnsan yapacak. Dünya hayatı adı üzerinde bir alçalıştır. Bir eksik kalmışlıktır. Bir geçiciliktir. Faydadır ama geçici ve eksik bir faydadır. Ona bakarak Tanrı'nın katı ya da mükemmellik imkansızdır diyemezsin. Mükemmellik mümkündür, hatta zorunludur. Bunun en büyük delili de içimizdeki mükemmellik arayışıdır. Önemli olan bu arayışı doğru terbiye etmek, yönlendirmek.
  10. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Sen diyorsun ki hayat ta işkencedir, ölüm de işkence. Ben de diyorum ki hayat ta güzellik ve rahmettir, ölüm de. Hayatta sadece iki şey yapıyoruz. Yaşıyoruz ve ölüyoruz. Hal böyleyken hayatı bütünüyle işkence görmek mi daha iyidir, yoksa rahmet parantezinde görmek mi? Bu fotoğrafta da rahmet var. Şu öldürmede rahmet ve estetik gizli. İhtiyaç duyduğu için ve ihtiyaç duyduğu kadar yemek için, belki çocuklarını beslemek için, en az acı verecek şekilde, ustaca ve bilgece bir öldürme. Rahmet var dediysek, şiddet yok demedik. Hayat ve ölüm beraber işler, böylece yeni nesiller varlığa gelir, yeni şahsiyetler ortaya çıkar. Ortaya çıkan her şey kapalı bir kutu gibidir. Hayat sürdükçe bu kutu açılır, değişimler, gelişmeler, ilerlemeler yaşanır. Sonunda her şey bu dünyadaki menziline ve nihai haline kavuşur ve ölür. Hiç bir şey, hiç bir hal baki değildir. Baki olan sadece O'dur. Meydan O'nundur. Sahne O'nun. Biz yokuz, O var. O istediği ve lütfettiği için geçici bir sürü var olmayı tecrübe ediyoruz sadece. Şımarmaya gerek yok. Kendini naza çekmeye ya da bir şey sanmaya da. İnsanın nefsinin mazereti ve isteği bilmez. Ebedi hayat var desen, birisi çıkıp der ki "ebedi hayat mı? ayy, çok sıkıcı!". Çözüm iplerimizi nefsimizden elinden almak. Onu rabblik iddiasından kulluk iddiasına indirmek.
  11. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Benim şeytana karşıtlığım onu yok etmeye yönelik bir karşıtlık değil. Ya da varlığını gereksiz görmeye bir karşıtlık değil. Bilakis Şeytan bana lazım. Çünkü benim yükselmem ve olgunlaşmamın sırrı onda gizlenmiş. Şeytan ilahi huzurdan kovulmuştur. Bu ne demektir? Tanrı'nın katında şeytanın temsil ettiği değerlerin yeri yoktur. Kibir, bencillik, kötülük vb. İnsan da Tanrı katına ancak bu duygular ve olgulardan arınarak ulaşabilir. Bunlardan arınmak için de bunları tatmam, tanımam, onların kendim için kötü ve zararlı olduğunu tecrübe etmem lazım. Dolayısıyla Şeytan ve onun temsil ettiği değerler benim için elzem olan şeyler. Gündüzü bilmek için geceyi de bilmek lazım. İyilikle kötülük arasındaki gerilimi kullanarak yükselir insan. Yanılarak ve hata ederek, sonra pişman olarak ve tevbe ederek öğrenir ve yükselir. Ama her şeyin başında ve her şeyden önce Tanrıya inanarak ve güvenerek yükselir.
  12. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    Yaşam iyi mi kötü mü şimdi? Eğer kötüyse, yaşamın bitmesi ve sona ermesi iyidir. Ama sen yaşam sona erdiği için ya da daha fazla acı meydana getirdiği için ona kızıyor ve itham ediyorsun. Yani yaşam kötüyse onu sonlandıran şey, acı ya da ölüm iyi olmalı. Ama onu da beğenmiyorsun. Aslında yaşamı beğeniyor ama onun içindeki acı ve ölümü beğenmiyorsun. O zaman yaşam iyi ama acılar ve ölüm kötü demelisin. Peki acılardan, ızdıraptan ve ölümden kurtulmanın bir yolu yok mudur acaba? Bence vardır. Ben sana kitaptan ya da Tanrıdan bahsetmiyorum. En yakınına bak. Mesela anne ya da annelik dediğin şey aslında çok büyük, çok yüce bir şey. Anne rahmetin, anne fedakarlığın, anne bir başkası için kendi nefsinden vazgeçmenin adıdır. Anne Rahmanın rahmet, sevgi ve şefkat elidir. Ama sen daha bu eli bile tutmayı kabul etmiyorsun. Sürekli anneyi suçluyorsun. Nasıl olacak şimdi? Rahmeti reddederek, sevgiyi reddederek mi iyiliğe ya da mutluluğa ulaşacağız?
  13. Yeni Üye

    Hayat Anlamsız Ve İğrenç Bir Yerdir

    İyiyi de kötüyü de bildiğin için ızdırap çekiyorsun. İyiyi tanımasan kendini onunla kıyaslayıp halinden ıstırap duymazsın. Bilakis olan biteni hiç sorgulamazsın. Memnun olursun. O zaman iyinin varlığı ve hakikati kesin. Sen de iyilik var ama varoluş saf kötülüktür diyorsun. Varoluş saf kötülük olsaydı, iyilik, ya da arayıp bulamadığın şey nasıl ortaya çıkacaktı? Aslında olan şu: inandığın şeyi duyumsuyor, görüyor ve yaşıyorsun. Yani neye inanıyorsan o oluyorsun. O halde neden sevgiye, güzelliğe, iyiliğe ve rahmete ve bunların gücüne inanmayı denemiyorsun?
  14. Yeni Üye

    Dinin İknası

    Benim için Tanrının varlığı bedihi(apaçık). Tanrının varlığı denince nasıl bir delil nasıl bir bilgi bekliyor ve umuyorsunuz bilemiyorum ama arayan için Tanrıya giden yollar ve deliller sınırsızdır. Yaratılmışların nefesleri adedince Ona giden yol vardır. O yarattığı şeylere uzak değil ki, Onu uzaklarda ya da dışarıda kitaplarda, birilerinin sözünde arayıp bulayım. Senden, benden, yarattığı her şeyden Ona giden bir yol elbette vardır. Herkes için bu yol farklıdır. Benim yolum senin yolunun aynı değil ki, bende böyle olacak diye sende de öyle olsun. Mesele bu yolu usulünce aramak, kapıyı edep dairesinde tıklamak. Ben Tanrı var mıdır, delili nedir sorusunu sormadım. Şüphe duymadım ki delil sorayım. Benim için abes olan: İlim var, Rahmet var, Gerçek var, Kudret var, Hayat var, İrade var, İyilik var, Kötülük var, İçimdeki terazi var, her şey var ama Tanrı yok demek. Bana göre belki ben yokum, belki ilüzyonum, simülasyonum, evrendeki herşey de öyle ama Tanrı muhakkak var. Kendi varlığımdan emin olduğumdan daha fazla Onun varlığından eminim. Sen soruyorsun. Sorabilirsin. Hakkındır. Sen peşin red ve inkar mantığıyla yaklaşmıyorsan Tanrı sana cevabını vermelidir. Bu da Onun üstüne düşen ve Onun bileceği bir şey. Ben sana kendi hikayemden bir an paylaşayım. Dedim ki Allah'ım peygamberin varlığı benim için bir rivayetten ibaret. Halbuki iman öyle bir şey değil. Kesinlik ister. Böyle bir insan yaşadı mı? Yaşadıysa bu insanın iyi ve doğru sözlü olduğunu nasıl bileceğim? O sabah bir perde gerisinde bir silüet, bir karikatür gibi beliren bir ruhaniyet olarak peygamber rüyamı teşrif etti. O tecrübe, duygu yoğunluğu, huzur içerisinde bütün sorular da anlamını yitirdi. İman bütün soruları cevaplandırdığın an değildir. Bütün soruların anlamını yitirdiği andır. Tekrar ediyorum İman aklın işi değildir. İman bütün varlığın ve kalbin işidir. Aklın işi olsa zaten kesin olamaz. Hangi akli bilgi var ki kesin olsun? Atom kesin mi? değil, fizik kesin mi? Değil. Hiç bir bilimsel bilgi kesin değil. Kesin olan bir tek bilgi senin varlığının bilgisi. Onu da akli ve lafzi kalıplara dökemezsin. Sadece sen bilirsin. Yani sağduyu olmak nedir anlat desem anlatılmaz. Anlatılsa da gerçeğinin yerini tutmaz. İman böyledir işte. Bilmek için olmak lazım. Birisi Muhammed yalancıdır dese olur. Peygamberi tanıyanların ve davete direk muhatap olanların bunu demesiyle bugün yaşayan birinin bunu demesi farklıdır. Peygamberi tanıyanlar onun doğru söylediğini biliyordu. Ama kibirleri ve inatları yüzünden kabul etmiyorlardı. Ebu cehil ne diyordu biliyor musun? ZENCİ BİR KÖLEYLE BENİ BİR TUTAN DİN OLMAZ OLSUN diyordu. Böyle bir adamın inkarı ile yaşadığı çevre, kültür, şartlar, muhatap kaldığı propoganda ya da üzerinden zaman geçtiği ve gerçekliğine ulaşamadığı için Muhammed peygamberi kabul etmeyen birinin durumu elbette farklıdır. Senin yalancı demen bir şeyi değiştirmez. O geldi ve isteyenler için en yüksek mertebelere ulaştıracak imanı, bilgiyi ve hikmeti getirdi. Ulaşabilene mübarek olsun. Ulaşamayan da ulaşanların hatırına affolunur inşallah.
  15. Yeni Üye

    Dinin İknası

    Bu ayetler bana beni anlatıyor. Kafir de benim içimde, münafık ta, mümin de, muhsin de. Öyle olmasa, kendilerine hitap etmese neden müslümanlar bu ayetleri okurken hüngür hüngür ağlasınlar? Yargı sadece O'na aittir. Benden ısrarla kutsal kitabı bir başkası hesabına pay çıkarmam için okumamı istiyorsunuz. Ben de size diyorum ki ben bir inanan olarak Kutsal kitabı kendi hesabıma ve payıma okurum. Hem Tanrı ya inanıyorum deyip, hem de onun adına onun yarattığını yargılamak için kitabını okumak nasıl bir iman olabilir ki? Ayrıca, Tanrı'nın senin hakkında kabul etmeyeceğin ya da kabul edilebilir bulmayacağın bir hüküm vereceğini düşünme. Bilakis O gün kişiye kendi nefsi hesap görücü olarak yetecek. Kendi hesabımızı kendimiz görüp, kendi notumuzu kendimiz vereceğiz. Ayıplayan Tanrı'nın hükmünü değil kendi nefsini ayıplayacak. O ne olacak, bu ne olacak diye teorik sorularla kendimizi yormaya gerek yok.
×
×
  • Yeni Oluştur...