Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    419
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

2.366 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Benim peşine takıldığım kişi, tüm zamanların en büyüğü. Bu, benim değil, düşmanlarının ya da onun ümmetinden olmayan kişilerin şahitliğiyle böyledir. Yabancının şehadeti(şahitliği) en kuvvetli şahitliktir. Tarihteki en etkili 100 ismi belirli kriterlere göre seçen ve bunun kitabını yazan bir batılı hristiyanın ilk onuna bir bak istersen. Muhammad (570 – 632 AD) Prophet of Islam. Isaac Newton (1642 – 1727) – British mathematician and scientist. Jesus Christ (c.5BC – 30 AD) Spiritual teacher and central figure of Christianity. Buddha (c 563 – 483 BC) Spiritual Teacher and founder of Buddhism. Confucius (551 – 479 BC) – Chinese philosopher. St. Paul (5 – AD 67) – Christian missionary and one of the main writers of the New Testament. Ts’ai Lun (AD 50 – 121) Inventor of paper. Johann Gutenberg (1395 – 1468) – Inventor of the printing press. Christopher Columbus (1451 – 1506) – Italian explorer landed in America. Albert Einstein (1879 – 1955) German/ US scientist discovered Theory of Relativity. Ya da Times dergisinin dünyanın en büyük liderlerini incelediği 1974 tarihli sayısında bu konuda konuşan Amerikan Psikayatri Birliğinin de başkanlığını yapmış meşhur bir gayri müslim psikayatristin objektif kriterlere göre yaptığı analizini oku Lider üç fonksiyonu yerine getirmelidir. 1) Liderlik ettiği kişilerin refahını ve iyileşmesine katkı sağlamak,2)İnsanlara güvende hissedecekleri bir sosyal yapı kurmak, 3) İnsanlara belirli inançlar benimsetmek. Pastör ya da Salk gibi liderler ilk anlamıyla liderdir. Diğer yandan Alexander, Sezar ya da Hitler ikinci anlamda biraz da üçüncü anlamda liderdir. İsa ve Buda üçüncü kategoriye aittir. Belki de tüm tarihin en büyük lideri ise üç fonksiyonu da birleştiren Muhammed'dir. Musa da Onun yaptıklarının küçük bir ölçekte yapmıştır. Benim peşinden gittiğim kişi O(a.s) işte. Babası doğmadan ölmüş, annesi ve dedesi bebekken. Kavminin güveniliri. Okuma yazma bilmez. Sonra ne olmuş? Tek başına 360 putu olan bir kavme millete tevhidi anlatmış. Sarhoş bir milleti ayıktırmış. Domuz yiyen bir millete domuzu yasaklamış. Faizle, kan davasıyla, zinayla iç içe yaşayan bir kavmi değiştirmiş. Sonra da yakın milletler, Roma, Pers, Bizans, Afrika, Hindistan derken davetini bilinen tüm dünyaya yayacak bir yolu açmış. Geçn yıllarda Harvard'ın kütüphensine şu ayet asılıyor: “Ey iman edenler! Haktan yana olup var gücünüzle ve bütün işlerinizde adaleti gerçekleştirin. Allah için şahitlik eden insanlar olun. Bu hükmünüz ve şahitliğiniz isterse bizzat kendiniz, anneniz, babanız ve yakın akrabalarınız aleyhinde olsun. İsterse onlar zengin veya fakir bulunsun; çünkü Allah her ikisine de sizden daha yakındır. Onun için, sakın nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip bükerek gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün şahitlikten kaçarsanız, iyi bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.” Şimdi sana bir soru, bu ayeti uyduran adam biraz da olsa hikmet ehlidir değil mi? Kuranda bunu gibi binlerce hikmet ve yol gösterme mevcut. Bu adam aynı zamanda "...Allah’ü Teâlâ’nın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim.." demiş. Hikmetli sözler etmiş, aleyhinize bile olsa doğruluktan ayrılmayın demiş, yalancıya lanet etmiş vb. Bu adam bana vahyediliyor dediğinde inanmamak için ne sebebin var? Çok kadınla evlenmiş olması mı? Kadınlar arasında popüler ve cool bir adam olması mı? Bence bu, inanmamak için bir sebepten çok, bir kıskançlık belirtisi. Kıskanma. İstediğin kadınsa öte tarafta istediğin kadar kadına sen de ulaşabilirsin.
  2. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Aynen, şu an üçüncü çocuğumu bekliyorum. Sen de yeryüzüne sürülmekten, tuzağa düşmekten bu kadar şikayet etme ve korkma bence. Tadını çıkarmaya bak. Filmin sonunu gördüğünde belki çektiğin tüm ıstırapların kendi kendine ürettiğin gereksiz şeyler olduğunu fark edeceksin?
  3. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Teşekkürler. Size de iyi şanslar. Bir yere yükselemiyorum ama yükselmenin imkanına inanıyorum ve ümit ediyorum. Hepimiz yükselmeyi ümit etmiyor muyuz zaten? Bu dünya hepimizde "daha fazlası olmalı, daha fazla ne var acaba?" hissi oluşturmuyor mu? Bu bedenin içinde kafesteki bir kuş gibi hissetmiyor muyuz? Mümkün olmadığı halde Evrenin derinliklerine ulaşmak, Işık hızını geçmek, tanımak, bilmek, bilgeliğe ermek istemiyor muyuz? İşte bizi bilgeliğe eriştirecek, gerçeği görmemizi sağlayacak şey, başka gezegenlere ya da galaksilere gitmek değil. Kendimizi tanımak. İçimizdeki evrende yükselmek. Bunun için de en büyük engel bizzat kendimiz. Kendimiz(egomuz) kendimize(gerçek varlığımıza) perdeyiz. Bizim bu dünyadaki görevimiz ise bu perdeyi aralayıp Tanrı'nın marifetine erişmek.
  4. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Şeytan ve şeytanilik ego ve bencillikten öte ve farklı bir şey. Ego şehvet ve gazap kuvvelerinin şekillendirdiği bir şey. Ego belki kendisini mutlu edemez ama normalde bu iki kuvvenin peşindeyken mutsuz da olmamamız gerekir. Halbuki dışarıdan gelen etkiler sayesinde(şeytan) insan bir yandan şehvetinin peşinde gidip, tehlikeden kaçar diğer yandan da buna rağmen bir şekilde mutluluğu ve dengeyi yakalayamaz. Şeytan zaten senin hata yapmandan ziyade senin kendini ve başkalarını hep hatalı ve suçlu hissetmeni sağlayan şey. Hatanın affedilmez olduğunu düşünmeni sağlayan şey. Yeniden başlamanın, düzelmenin mümkün olmadığını sana dışarıdan telkin eden şey.
  5. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Olabilir. Belki Şeytan sadece benim bir yönüm, ama önemli olan şu : Ben bu yönümü düşman belliyorum. Beni düşüren, aşağılık yapan, melekuta yükselmemi engelleyen ne varsa, benden de olsa Onu karşıma alıyorum. Beni ilgilendiren kısmı burası. Böylelikle bir yandan da gelişiyorum, olgunlaşıyorum, kemale ve rüşde yaklaşıyorum.
  6. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Sana YEŞEYA 42 ile cevap veriyorum Rab’bin Kulu “İşte kendisine destek olduğum, Gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum’u onun üzerine koydum. Adaleti uluslara ulaştıracak. 2 Bağırıp çağırmayacak, Sokakta sesini yükseltmeyecek. 3 Ezilmiş kamışı kırmayacak, Tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak. 4 Yeryüzünde adaleti sağlayana dek Umudunu, cesaretini yitirmeyecek. Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.” 5 Gökleri yaratıp geren, Yeryüzünü ve ürününü seren, Dünyadaki insanlara soluk, Orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki, 6 “Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım, Elinden tutacak, Seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, Uluslara ışık yapacağım. 7 Öyle ki, kör gözleri açasın, Zindandaki tutsakları, Cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın. 8 “Ben RAB’bim, adım budur. Onurumu bir başkasına, Övgülerimi putlara bırakmam. Övgü İlahisi 9 Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum; Bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.” 10 Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, Kıyılar ve kıyı halkları, RAB’be yeni bir ilahi söyleyin, Dünyanın dört bucağından O’nu ezgilerle övün. 11 Bozkır ve bozkırdaki kentler, Kedar köylerinde yaşayan halk Sesini yükseltsin. (Arabistan civarı) Sela’da(Medinede bir dağ) oturanlar sevinçle haykırsın, Bağırsın dağların doruklarından. 12 Hepsi RAB’bi onurlandırsın, Kıyı halkları O’nu övsün. Rab’bin Yardım Sözü 13 Yiğit gibi çıkagelecek RAB, Savaşçı gibi gayrete gelecek. Bağırıp savaş çığlığı atacak, Düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek. 14 “Uzun zamandır ses çıkarmadım, Sustum, kendimi tuttum. Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi, Nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım. 15 Harap edeceğim dağları, tepeleri, Bütün yeşilliklerini kurutacağım. Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım. 16 Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim, Onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda, Karanlığı önlerinde ışığa, Engebeleri düzlüğe çevireceğim. Yerine getireceğim sözler bunlardır. Onlardan geri dönmem.
  7. Yeni Üye

    EVREN CANLI MIDIR?

    Zaten muğlak olan kavramları daha muğlak kavramlarla açıklamaya çalışınca açıklamış olmuyoruz. "Zaten her şey madde" ya da "Bilinç, canlılığın bir fonksiyonu işte" gibi açıklamalar oldukça basit ve genelleştirici kalıyor bu konuda. Bir kere bilinç söz konusu olduğunda canlılığın herhangi bir bileşeninden değil bir tür farkındalıktan bahsediyoruz. Tepki verme, tercih etme, yapma ya da düşünme değil, bütün bunları yaptığının farkında olma. Yaşamak değil, "yaşıyorum ben ya" ya da "niye yaşıyorum ben ya" demek bilinç. Bir şey yapmak değil, yaptığını sorgulamak ve bütün bunların üzerine derin derin düşünmek. Bildiğimiz kadarıyla bu anlamıyla bilinç insandan başka bir canlıda yok. Şimdi, bunu neyle ve nasıl açıklıyoruz? Ortada var olan soruyu inkar etmek, küçümsemek ya da açıklamaya ihtiyaç duymamak bilimsel bir metot değil. Açıklayamıyoruz demek daha dürüstçe. Her şeyi açıklamak zorunda değilsiniz sonuçta.
  8. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    “Hani İbrahim: “Ey Rabbim!” demişti. Bu Mekke şehrini güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara tapmaktan ebediyyen uzak tut. Rabbim, şüphe yok ki onlar, insanların çoğunu doğru yoldan saptırdılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir ve bana isyan edene gelince: Şüphe yok ki sen, suçları örtersin, rahimsin."
  9. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Yargılama konusunda neden bu kadar dikkatli ve hassas olduğumla alakalı incil den bir alıntı ile başlamak istiyorum. “Başkasını yargılamayın ki, siz de yargılanmayasınız. Çünkü nasıl yargılarsanız öyle yargılanacaksınız. Hangi ölçekle verirseniz, aynı ölçekle alacaksınız. Sen neden kardeşinin gözündeki çöpü görürsün de kendi gözündeki merteği farketmezsin? Kendi gözünde mertek varken kardeşine nasıl, ‘İzin ver, gözündeki çöpü çıkarayım’ dersin? Seni ikiyüzlü! Önce kendi gözündeki merteği çıkar, o zaman kardeşinin gözündeki çöpü çıkarmak için daha iyi görürsün." Allah katındaki bilgi ile alakalı meşhur Hızır Musa kıssası mevcut bildiğimiz gibi. Orada Allah katından bilgi verilmiş bir kişi olan Hızır belirli hikmetleri ve sonuçları elde etmek için Hz. Musa katındaki şeriat bilgisiyle çatışan işler yapıyor, Allah'ın izni ve emriyle. Aslında bu kıssadaki mana net, bana göre. Kıssada geçen Allah katındaki bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla, O işlerinde bazı hikmetler gözeterek bazı tedbirler alır. Biz işin sonucunu görmeden ya da bu hikmete vakıf olmadan bu işler ve tedbirler bize anlaşılmaz ya da ağır gelebilir. Halbuki O alemlerin idare edicisi ve Rabbidir, elbette bizim kısa görüşümüzden ötesine sahiptir ve bizim dünya hayatını düzgün yaşamamız için bize emrettiği şeyler, Onun bilgisini ve fiillerini bağlamaz ve kısıtlamaz. Diğer bir Kur'an kıssası olan Yusuf kıssasında geçen bir anektod ta bu konuda oldukça ufuk açıcıdır. Yusuf, kardeşi Bünyamini kendi yanında alıkoymak için çuvalına kralın tasını koyuyor ve onun hırsızlık yaptığını, bu yüzden alıkonacağını belirtiyor. Bu bağlamda şu ayet oldukça önemlidir. Bunun üzerine (Yûsuf aramaya başlarken) kardeşinin eşyasından önce onların (baba bir kardeşlerinin) eşyalarından başladı. Nihayet su tasını kardeşinin (ana-baba bir kardeşi Bünyamin'in) eşyasından çıkaradı. İşte biz Yûsuf'a (kardeşini geri almak için) böyle bir tedbir öğrettik, yoksa hükümdarın dinine (kanunlarına) göre kardeşini alıkoymasına çare yoktu. Ancak Allah'ın dilemesi bundan müstesnadır. Biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin üstünde bir alîm vardır. Bu ayetten anlaşılan da Hızır kıssasında benzerlik arz eder. İnsanların her birinin bilgi, anlayış, idrak seviyesi farklıdır ama her bilgi sahibinin üstünde başka bir bilgi sahibi vardır. Hepsinin üstünde de Alim olan Allah vardır. Onun işleri ve tedbirleri ve tecellileri bizim seviyemizi çok aşar. Bazı şeyler belki bize ağır gelir, belki kabul edilemez gelir ama Ona inanıp güvenip dayanırsak başında da sonununda da kazanırız. Yoksa elbette dünya hayatının ve imtihanın herkes için aynı şekilde tecelli etmediği, insanların çok farklı koşullarda ve çoğunlukla aileleri ya da çevrelerinden gördüğü şekilde inandığı ve yaşadığı, çoğu insanın günlük hayatın zorlukları ve koşuşturmacası içinde büyük ve önemli soruları pek sormadığı hepimizin malumu. Anne ve babaların ya da yetişkinlerin günahları ve hataları çocuklarının hayatını şekillendirdiği ve alt üst ettiği çok oluyor. Hal böyleyken ben kimse için cehennemdedir, şudur budur diyemem. Herkes için hidayet ve bağışlanma isterim ama ilkesel olarak kötülerin iyilere yaptığı kötülüklerin, ve iyilerin de herkese yaptığı iyiliklerin karşılıksız kalmasını da kabullenemem.
  10. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Dinde kesin ve net bir şey yoktur da diyemeyiz tabi. Burada sorulan soru cennet cehennemle alakalı. Yani söz konusu olan Tanrı'nın hükmü ve Tanrı katındaki bir bilgi olduğu için bu konu bizim açımızdan kesin değildir. Bunu delillendirmek için bir sonraki iletide Tanrı katındaki bilgi ile alakalı Kurandan bir kaç örnek vereceğim. İnsan açısından referans noktası kendisi olan bilgiler kesin olabilir. Örneğin şeytan benim düşmanım, bu benim için kesin. Çünkü Şeytan beni mutsuz ediyor. Güzellikleri görmemi engelliyor. Vesvese ve Evhamlar veriyor. Allah'ın rahmetinin büyüklüğünü gölgelemeye kalkıyor vb. Bunların benim için kötü olduğunu bizzat tecrübe ettiğim için Şeytanın benim düşmanım olmasıyla alakalı bir şüphem yok. Şeytanın bakış açısından ve referansından ben de şeytanın düşmanıyım. Çünkü o Tanrı ya çok yakın bir kişiyken, yerde ve gökte Tanrı'yı zikretmediği tek bir yer kalmamışken, Tanrıya en yakın olması gerektiğini düşünürken İnsan geldi ve Tanrı ile arasına girdi. Tanrı ya sevgisi bir anda insanı kıskanmaya tebdil oldu. O yüzden ben de Onun düşmanıyım. (Allah) buyurdu ki: “(Şeytana uyduğunuz için) buradan (şeytan ve siz) birbirinize düşman olarak inin bakalım! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır.” Şeytanla karşılıklı olarak düşmanlığımız şüpheye yer bırakacak bir konu değil ama sonuçta şeytan da insan da Allah ın yarattığı ve kendisine farklı yollar çizdiği iki yaratık. Bizim birbirimize düşman olmamız, herhangi birimizin Tanrı ile ilişkisiyle alakalı bir şey değil. Birbirimizle olan ilişkimizle alakalı. Anne babası bir olan iki düşman kardeşiz. Biz birbirimize düşmanız ama hiç birimiz anne babamıza düşman değiliz.
  11. Yeni Üye

    Müslümanlara Bir Soru

    Sen müslümanlığı ne zannediyorsun? Eline terazi alıp herkesin gideceği yeri belirlemek falan mı? Ya da sorularına cevap veremeyince ezilmemiz falan mı gerekiyor? Ne müslümanlık jandarmalıktır, ne de Kur'an herkesin yerini haber vermek için gönderilmiş bir kitap. Tanrı katının bilgisini, ya da Tanrının ne yapacağının bilgisini soruyorsun ama burada bu bilgiye sahip birisi yok. Zaten özellikle hesap-kitap ve hüküm konusunda kesin sonucu hiç kimse bilemez. Bakarsın şeytan bile affedilir, bakarsın peygamberler bile ceza görür. Zaten bu işin esprisi de bu. Bir yandan yaptıklarını beğenmemek, amellerine güvenmemek, akıbetinden emin olmamak, diğer yandan da kendinin ya da başkalarının harap haline bakıp Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek... "De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. " Sen öte tarafı boşver şimdi. Bu dünyada ceza var mı, yok mu? Görünen o ki var. İyi ameller çoğunlukla iyi sonuçlara yol açıyor, kötü işler de kötü sonuçlanıyor. Çoğunlukla da insan tekleri ya da toplulukları kendi yaptıklarının meyvelerini topluyor. İnsanlar başka insanlarla, ya da hoşlarına gitmeyen şeylerin başlarına gelmesiyle cezalandırılıyor. Öyleyse Tanrı'nın ceza vermesiyle ya da ceza veren bir Tanrı fikri ile barışmak gerekiyor. Nasıl ki alkolik birisi bununla ilgili bir hastalığa uğrarsa ya da eşi tarafından boşanırsa vicdanında bu olanların sorumlusunun kendi olduğunu itiraf ederse öte tarafta da Tanrı hükmünü verdiğinde kimsenin en ufak bir haksızlık duygusu hissetmeyeceğinden emin olabilirsin. Allah korusun eğer kötü bir akıbete uğramışsak bunu hak ettiğimizden ya da bunun kendi yaptıklarımız dolayısıyla olduğundan zerre şüphemiz olmayacak. O zaman vicdanımızın ve içimizdeki hakikatin sesini öldürmemek ve dinlemek önemli. İnkar etmek sanıldığının aksine gaflette olmak ya da inanamamak, samimi bir şekilde inanmak için yeterli delil bulamamak değildir. İnkar etmek bir şeyin doğruluğunu bile bile gururuna ya da kibirine yediremediğinden reddetmektir. Nefis kendinin Tanrı olmadığını bile bile gerçeği bir türlü kabullenemez ve her daim Tanrılık iddiasında bulunur. Yanlış olduğunu bildiği halde bu iddiasından vazgeçmez. Mızıkçı bir çocuk gibi haksızlığını bile bile ısrar eder. Gerçeği bilmemek başka, gerçeği bile bile kabullenmemek, reddetmek, bu gerçeği dillendirenlere ve kabullenenlere karşı düşmanlık beslemek, onları yok etmeye çalışmak başkadır. Bu böyleyken en büyük düşmanımız olan Şeytanı da tanımak gerekir. Şeytan en büyük suçlara giden yolları bile masum görünen şekillerde başlatır ve gerçek niyetini örtüler arasına gizler. Onu tanımazsak ve tuzaklarına karşı uyanık olmazsak hataya düşmemiz ve sonradan, ben böyle bir şeyi nasıl yaptım ya diyeceğimiz şeyleri yapmamız kolay olur.
  12. Yeni Üye

    Ödül...

    Siz kendi adınıza konuşun. Başkasının acısını, ızdırabını istismar etmeyin. Siz en son ne zaman acı çektiniz? Ben söyleyeyim. Akşam, geç saatte ağır ve fazla yemek yediniz ve sıkıntı yaşadınız. Ya da fazla alkol alıp sonradan utanacağınız işler yaptınız. Ya da birisine sinirlenip kavga ettiniz, kırıcı oldunuz, canınız sıkıldı. Bir kızın sırf güzelliği ya da çekiciliği için peşine düştün, sonra başın ağrıdı vb. Hep egonuzun başına açtığı işler. Tanrı da diyor ki sen bu seviyede bir hayat yaşarsan burnun pislikten kurtulmaz. Sonra Tanrım neden işlerim yolunda gitmiyor, neden hep mutsuzum diye beni suçlama. Ben acı ya da ıstırap yok demiyorum. Bunlar var. Tanrının düzeninin bir parçası. Çoğu zaman kendi yaptıklarımızın karşılığı olarak, bazen kirlerimizden arınmak için, bazen manevi mertebe kazanmak için zorlukla, acıyla, ıstırapla karşı karşıya geliriz. Zorluğu kolaylaştıracak şey iman, tevbe ve teslimiyettir. Zorluğu daha da büyütecek olan ise Hak'tan yüz çevirmekte inat etmektir. Nasıl olur da Tanrı benim yaptıklarımın karşılığını bana tattırır demektir. Nasıl tattırdığını anlamadıysak yaptıklarımızın acı meyvelerini tatmaya devam edelim. Belki bir gün anlarız.
  13. Yeni Üye

    Ödül...

    Bunun bir ödül ya da ceza olması gerekmiyor. Onun iradesi bu. Onun iradesinin senin için en doğrusu ve en uygunu olduğuna inanmak ta imanın bir parçası. Sen, senden çok Ona aitsin. Dünyadaki her şey ve herkes de öyle. Senin çocuğun, senin eşin, ya da benim dediğin ne varsa senden önce Ona ait. Senin(benim) bunlara olan sevgin riyakarca ve tamamen menfaatlerinle alakalı. Miras söz konusu oldu mu gözün kardeş falan görmez. Mesela başka bir adamı sevdiğinde ya da onun yatağına girdiğinde sevgili, eş falan unutursun. Sadece intikam almak istersin. Yaşlanıp hastalanınca, sana biraz yük olunca anne, baba falan görmez gözün. Çünkü sen(ben), benliğini ve dünyayı merkeze koyup kriter geliştiriyorsun, her şeyi hevesine uydurmaya çalışıyorsun. Birini kaybettiğinde üzülmen bile riyakarca. Sadece kendin için üzülüyorsun. Sen(ben) Tanrıya değil benliğine kul olmuşsun. Tanrıya kul olsaydın, Onun sözüne kulak verirdin. Ne diyor O? Benim size olan sevgim koşulsuzdur. İnancınızla, kalıbınızla, güzelliğinizle, gücünüzle, sağlığınızla vb. alakalı değildir. Bütün bunları veren de, vermeyen de, ya da verip alan da benim zaten. Ve ben diyorum ki: Dünya geçici bir menfaattir. Bir tür oyalanmacadır. Gerçek hayat ve varılacak yer ondan sonra ve benim katımdadır. Dünyadan sonraki mutluluk hem daha büyük hem daha devamlıdır. Dünyadan sonraki hüsran ve azap ta dünyada olduğundan daha derin ve uzun sürelidir. Madem dünyayı seviyorsunuz, uzun yaşamak istiyorsunuz. Ondaki tatlar ve menfaat hoşuna gidiyor demektir. Ondan daha büyüğü, daha güzeli, daha kalıcısı elbette daha çok hoşuna gidecektir. O zaman dünyada sonsuza kadar yaşamayı istemek te neyin nesi? Sizin dünyada kalmayı istemeniz bir bebeğin anne rahminden çıkmak istememesi gibi bir şey. Halbuki Allah ın iradesi o bebeği o karanlık, o dar yerden çıkarıp hayatı, ayakları üstünde durmayı öğretmek, Ona dünyanın hallerini renklerini, göstermek ve öğretmek. O zaman bu bebek için en doğru tercih Allah ın emrine ve iradesine teslim olmak değil midir. Doğmak istemeyi istemem demekte ısrar etmek ne ki?
  14. Yeni Üye

    Ödül...

    Her şeye hayatın içinden bakıyorsun. Öncesini, sonrasını, ötesini berisini görmeden yargı oluşturmamak lazım bence. Ölen hiç bir inançlı dünyaya dönmek istemez derler. Bu doğru mu bilemiyoruz ama ölüme yakın deneyim yaşamış insanların bir çoğu o anda hayatları boyunca yaşamadıkları bir huzur, bir Tanrı ile buluşma ve bir olma deneyimi yaşadığını söylüyor. Çoğunluğun böyle bir deneyimden sonra hayatın sıkıntılarına geri dönmek istemeyeceğini düşünüyor. Hayattaki en büyük illüzyon ayrılık illüzyonu. Yani Tanrıyı senden uzak zannetme illüzyonu. Buna bir de maddi olanın ya da dünyevi olanın ağırlığı eklenince ruhumuz asıl vatanı olan göklere yükselemiyor. Halbuki insan ölünce damla okyanusa kavuşuyor ve ayrılık son buluyor. Ruh sahibiyle buluşuyor. O yüzden ölmek, ölen açısından kötü değildir. Geride kalan açısından kötü gibi görünüyor ama olaya şu açıdan bakalım: Bir yahudi din bilgininden dinlemiştim, 19 yaşında çocuğunu kaybetmiş bir anne ağır bir bunalıma giriyor ve bu adamdan kadını teselli etmesi isteniyor. Adam kadına diyor ki Tanrı sana başlangıçta sorsa idi: Eğer istersen sana bir çocuk vereceğim. Ama bir şartım var: bu çocuğu doğuracaksın, onun annesi olacaksın. Anneliği tadacak ve yaşayacaksın. Ona sevgini, şefkatini, özverini vereceksin. O da bir şahsiyet olarak var olacak, yaşayacak, öğrenecek. Senin çok sevdiğin bir ciğerparen, yavrun olacak. Ama ondokuz yaşına gelince Onu kendi katıma alacağım. Tanrının sana bu çocuğu verme teklifini kabul eder miydin? Şimdi sana sorayım Allah sana sorsa, dese ki sana bir eş vereceğim. Çok güzel, çok zeki, çok saygıdeğer bir eş. Seninle on yıl boyunca yaşayacak. Bu on yıl içerisinde sana dünyadaki cenneti ve mutluluğu tattıracak. Gürbüz evlatlar verecek. Hayattaki en büyük sığınağın ve destekçin olacak. Ama on yıl sonra onu kendi katıma alacağım. Kabul eder misin? Hayata hayatın içinden değil, öncesinden ya da sonrasından bakınca Onun kıymetini daha iyi taktir ederiz ya da kıyaslayabiliriz.
  15. Yeni Üye

    Hem Ateistlere Hem Dincilere Sorum Var

    Muhtaçlık derken? Nereden baktığına bağlı. Sen, insanı bağımsız bir aktör gibi düşünüyorsun. Tanrı ile insanı aynı seviyede iki aktör gibi görüp, insana mı muhtaç olmuş diyorsun ama insan da Tanrı' nın icadı sonuçta. İcad ediyor, seçiyor, kullanıyor. Sen bir alet yapıyorsun. O aleti kullanarak bir iş yapıyorsun. Sen, o alete muhtaç mısın? Bir yandan evet. Diğer yandan hayır. Evet muhtaçsın, çünkü O işi irade ettiysen, o aleti kullanmalısın. Hayır muhtaç değilsin, çünkü o işi irade etmek senin elinde. Diğer yandan kullanacağın aleti seçmek de senin elinde. Tanrı seçer, seçmek zorundadır(zaten seçmemek ya da yaratmamak dahi onun için bir seçimdir) ama seçeceği şey konusunda herhangi bir şeye ihtiyacı yoktur. Dilediğini yaratır, seçer ve kullanır. Müslümana bir soru soruyorsanız Kurandan pasajlara hazır olmalısınız. Kafamdan konuşacak olsam, müslüman değil, ateist olurdum.
×
×
  • Yeni Oluştur...