Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    262
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

1.503 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    Kendimi nasıl tanıyabilirim/anlayabilirim?

    Kardeş, inanacağımız şeyi biz seçeriz ama seçtikten sonra bu sefer amacımız ve inancımız bizi inşa eder. Her halükarda bir sistemin amacı sisteme kendi içinden değil dışından gelir, sonra sistem o amaca göre dizayn edilir ve işler. Kendini ne olarak görürsen o olarak bilirsin. Kişi zannedilen aksine gördüğüne inanmaz, inandığını görür. Şimdi, kendimi tanımak istiyorum diyen birisinin de hangi sonuca ulaşacağı hangi ön kabullerle yola çıktığıyla çok alakalıdır. Naparsın, hiç bir şey inanmadan ve teslim olmadan olmuyor işte. Kişinin kendini tanıması için kendinden geçmesi lazımdır. Çünkü kişinin kendisi, kendisini tanıması için önündeki en büyük perdedir. Arzularım, korkularım, benim sandığım ya da vaz geçemediğim her şey benimle gerçek kimliğim arasında perdedir. Onları aralamadan gerçeğe ulaşamam. Onları geride koymanın ve gerçeğe ulaşmanın iki yolu var. Birinci yol ağır çileler, riyazetlerle, aç kalarak, mal, makam vb. nefsin vazgeçilmez sandığı şeylerden vaz geçerek "ben" dediğim şeyin aslında bir illüzyon olduğu bilincine ulaşmaktır. Aslında her insan hayatı boyunca zorluk ve çile çeker. Çoğu sıkıntının kaynağı da kendi nefsinin bitmez bilmeyen arzuları ve tercihleridir. İşte bu, ders alsın, olgunlaşsın, pişsin, hamlığı gitsin diyedir. Ama o pişmemekte direnir. İkinci yol da kalbi meditasyonla, zikirle ve iyiliğin ve iyilerin sevgisiyle besleyerek yine benliğin illüzyonundan kurtulmaktır. Bu yol daha kolaydır, daha tatlıdır, daha geniştir. Sonuçta nereye ulaşılır peki. Sonuçta "benim" olmadığım anlaşılır. Benden bakan, benden gören, benden bilen O. Gerçeğin kendisi. Ben ne kadar O gerçeğe teslim olmakta direnç gösterir ve ben de varım, ben de bilirim, ben de arzu ederim diye inat edersem, o kadar mutsuz olur, o kadar üzülürüm. Ben dediğim için mutsuz olurum. Ne zaman, ben yokum, O var, ben de Ona teslim oldum dersem, o zaman Onun nurları, feyizleri ve marifetleri kalbime akar. Bitimsiz bir sevgi, mutluluk ve huzur kaynağı içimde kaynamaya başlar. Hiç bir fani arzu, korku ya da dünyalık dert beni teslim alamaz. Ben demediğim zaman mutlu olurum.
  2. Yeni Üye

    Kendimi nasıl tanıyabilirim/anlayabilirim?

    Burada kimse kendini tanıdığını iddia edemez. İnsanın kendini arayışı ömür boyu sürer ve bütün marifetlerin en büyüğü kendini tanıyıp kendine söz geçirebilmektir. Sözde değil gerçekten irade sahibi olabilmektir. Hayat baş rolünü bizim oynadığımız bir film. Gözümüzün gördüğü her şey ya da hayatımıza giren ve dahil olan herkes bizim kendimizi tanımamız için bir ayna aslında. doğadaki elementler, canlılar, evrendeki her şey bizim için birer ayna olduğu gibi annemiz, babamız, kardeşimiz, eşimiz, çocuğumuz, arkadaşımız vb. her insan da yine bize ayna tutar. Kendimizle ve Bunlarla münabetlerimiz üzerine derin düşüncelerle kendimizi biraz anlayabilir ve tanıyabiliriz. Ama gerçek ayna kamil insan ve onun sohbetidir. Kamil ve olgun insan kendini bilmenin öğretmenidir. Bu konuda çok şey söylenebilir ama her şey Neşet babanın aşağıdaki videonun 3. dakikası ile 6. dakikası arasında söylediklerine inanmakla başlar.
  3. Yeni Üye

    Kur'an Tebliğ Edilmeden Önce!

    Sallama, 630 larda yazılmış hristiyan bir kaynakta Hz. Muhammed ten bahsediliyor. https://en.wikipedia.org/wiki/Teaching_of_Jacob Bu forum neden misyoner kaynıyor, merak ediyorum. O kadar mı aciz bu misyonerler müslümanları devşirme konusunda. Önce bir ateist olsunlar diye mi hesabınız, yani...
  4. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Sizinki sıfatsız mı? parçacıkların ya da maddenin onlarca fiziksel, kimyasal özelliği (sıfatı) ne oluyor bu durumda? kütle, yük, spin, bozunma süresi vb. İşin daha garip olanı sadece bu özelliklerle tanımladığınız bilinçsiz parçacıkların bir de bilinç, hayat, ilim, irade, zeka, vicdanı vb. bilinçsiz bir şekilde oluşturduğuna inanmak. Kaçışınız yok. Ya akıldan bahsetmeyin ya da bu akla en uzak inancı terk edin. Bilime göre Tanrının mümkünsüz olduğu iddianızı bilimsel açıdan da başka açıdan da ciddiye almıyorum. O yüzden o konuda yazmıyorum.
  5. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Nasıl bir delil istiyorsun kardeş? Zaten başka bir seçeneğimiz yok. Ya bir yaratıcı yaptı diyeceğiz ya da atom seviyesinden galaksiye, oradan da daha büyüğüne kadar sürüsüne bereket parçacık, kuvvet ve kanun her biri ezeli ve ebedi olarak kendi zatıyla kaim ve varlar ve her şeyi onlar yaptı diyeceğiz. Yani 40 temel parçacığın her biri bir tanrı, 4 temel kuvvetin her biri bir tanrı, yüzlerce fizik, kimya, biyoloji yasasının ve olgusunun her biri bir tanrı. Yani deniz tanrısı, dağ tanrısı, nehir tanrısı vb. diyen eski putperestler gibi her şeyin tanrısı başka diyeceğiz. Ya Bir yaratıcı var ve her şeyi O yaptı ya da sayısız yaratıcı var her şeyi Onlar yaptı. Senin bildiğin başka bir iddia varsa onu dile getir.
  6. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Hedef kitlem, açık kapı bırakanlar.
  7. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Bu tartışma nereden madde üstünde, dışında bir şey var mıdır konusuna geldi bilmiyorum ama konu Tanrıydı. Madde ile iç içe olan zaman, mekan, kuvvetler, irade, duygu, inanç, hayat vb. şeylerin maddenin zatının ve kendi tanımının bir parçası mı olduğu, ona giydirilmiş bir sır mı olduğu sizinle tartışmamızda benim açımdan çok ta önemli değil. Ya da çok saçma bulsam da, @teflon un dediği gibi bunların maddenin dizilimi ve bir araya gelmesiyle oluştuğu ve ortaya çıktığı fikrine de bir şey demiyorum. Legolar birleşince helikopter yapıyor ya, madde de birleşince yukarıdaki acaib şeyleri ortaya çıkarmış. Bu konuda haklı ya da haksız olmak benim için önemli değil. Haksız da olabilirim. Ama bu tartışma lafzi bir tartışma sonuçta. Siz de ben de bu duyguların var olduğunu kabul ediyoruz. Size göre madde ve fizik, bunları var etmeye ve açıklamaya kifayet eder. Bana göre etmez. Ama asıl tartışmamız olan Tanrı tartışması açısından güzel bir örnek vermişsin. Bilgisayara yüklenen ve tanımlanan bir şey olmadan onun bilgiyi işler hale gelmesi mümkün mü? İnsan beynini taklit edebilecek bir bilgisayar ise yok. Dolayısıyla yapılabilecek olsa bile iyice bir planlama gerektiren bir iş. Benim açımdan asıl can alıcı soru ise şu: Size göre doğal süreçler ve fizik kuralları her şeyi oluşturmaya ve açıklamaya yeter. Olan bitenin arkasında bir üst irade, plan ya da bilinç olması gerekli değil, dahası mümkün değil. Peki öyleyse neden bu doğal süreçler ve fizik kuralları bir bilgisayar oluşturmamış ta, bir insan oluşturmuş. Ya da bir gemi yapmamış ta, bir insan yapmış. Bir geminin yapılması için gerekli şartlar bir insanın yapılmasına göre çok daha ilkel ve basit. milyarlarca yıllık süreçte daha zoru yapılmışsa daha kolayı hayli hayli yapılmış olmalı değil miydi?
  8. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Aşk nereden geldi peki? İrade? güzellik? İman? ahlak? vicdan? Maddede bunlar yoksa, maddeden başka da bir şey yoksa, bunlar nereden çıktı?
  9. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Hocam çok uzun yazıyorsun kusura bakma. Orada olan bir şey yok. Enerjinin kozmolojik boyutta korunduğuna dair herhangi bir veri yok. Enerjinin korunumu evrensel değil. Lokal bir şey. Bilakis genel görelilikte enerjinin korunmadığına dair şeyler okumuştum ben. Sonra korunsa ne olacak. Tanrının yokluğuna inanmak için buna mı muhtaçsın yani. O kadar mı acizsin. Bilim, kendi yaptığın bir put. Putun mu emredecek sana ne yapman gerektiğini. Madde nasıl olmuş ta böylesine şizofren bir canlı var edebilmiş merak ettim doğrusu. İnsan bir yandan bilimi yapmış. Mükemmel bir şey. Diğer yandan da veba ve kanserin kendisi olan dini... Doğrusu, benim hedef kitleme girmiyorsunuz. İstediğinize inanmakta hürsünüz. Olay çok basit aslında varlığı kendinden olan Tanrı'dır. Size göre bu, madde. Ben ise gördüğüm maddenin ezeli, ebedi, var edilmemiş, kendi zatıyla var olmuş bir hakikat olduğuna ve bütün bu güzellikleri, sevgiyi, acıyı, iradeyi, her şeyiyle evreni kendi başına var ettiğine inanacak kadar olamadım henüz. Ayrıca ben öyle şeyler gördüm ve yaşadım ki, belki siz inanmazsanız, yeteri kadar ikna edici işaretler görmediğiniz konusunda samimi iseniz affedilebilirsiniz ama benim için inanmamak ateşin diğer adı. Mantıklı olan siz olun. Mantıksız olan ben olayım. Herkes kendisinden mes'ul, samimiyetinin ve inandığının hesabı varsa da kendine ait.
  10. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Diyelim ki öyle, bu neyi gösterir. Maddenin içine her şeyi doldurup, kattıktan sonra ne söylemiş oluyorsunuz ki. Kendiniz tanımlıyor, kendiniz oynuyorsunuz. Önce madde derken ne kast ediyorsunuz bir tanımlayın. irade de maddenin içinde, hayat ta, elektrik te, kuvvet te, enerji de, o da, bu da. Maalesef öyle bir madde tanımı yok. Bir şeyi anlamak zor olmasa gerek. Bize etki edecek, bizimle irtibata geçecek bir şeyin elbette bizim fizik bedenimiz üzerinde bir etkisi, yansıması olacak. Bu böyle diye, fizik bedenimizin ötesinde ya da üstünde bir şey yoktur diyemeyiz. Hz. Peygamber dahi vahiy alırken bir sürü fizyolojik değişim yaşıyor. Kızarıyor, terliyor, titriyor vb. Önemli olan şu, bizim bilincimizin üstünde bir bilinç var ve bu bizimle irtibata geçiyor. Elbette bu bizim seviyemizdeki araçlarla oluyor. Hiç bir şeyi beğenmiyorsunuz. Algılayamadığınız bir Tanrıdan bahsetsek beğenmiyorsunuz. Bu bizi bağlamaz diyorsunuz. Algınıza inen bir Tanrıdan bahsetsek, iyi de bu bizim algı seviyemizde, biz bunu biliyoruz, bu bizimle alakalı diyorsunuz. İnanmaya niyetiniz olunca inanır, gerekçesini bize anlatırsınız ama şimdilik yok gibi. Açıkçası benim de inandırmaya niyetim yok.
  11. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    Kusura bakmayın ama öznel olan siz ve sizin yorumlarınız. Ben, kafamdan uydurmuyorum. Binlerce yıl önce peygamberin gösterdiği, ondan binlerce yıl önce ve binlerce yıl sonra diğer hakikat ehlinin bizzat deneyimlediği hakikat ve hikmetleri sözle ifade etmeye çalışıyorum. Yaşayarak görmek isteyen için de yol hala açık. Sizin madde ile başlayan ve bilim maskesinin ardına sığınan cümleleriniz ise algılanışı ve ne olduğu zamanla değişmiş ve hala değişen bir kavram üzerine kurulu. Maddenin ne olduğunu anlayabilmiş değilsiniz ki onu, sürekli benim önüme getirip duruyorsunuz. Peki ben size şöyle söylüyorum. Madde her şeyin üzerine yükseldiği kurulduğu bir temel değildir. Bilakis üst bir gerçekliğin aşağıya (üç boyuta) düşmüş halidir. Yani aşağıdan yukarı her şeyi var eden değil, yukarıdan aşağıya düşen bir gölge. Bütün evren de gölgelerden oluşur. Madde denilen ve fizik bedenimizin materyali olan en kesif, en kaba görüntü bile aslında sırlarla dolu iken, onun da üzerine giydirilmiş daha bir sürü sır vardır. Tayyi mekan, bastı zaman. Yani mekanın değişmesi, zamanın genişlemesi hikaye değildir. Peygamberin ya da evliyanın miracı(göğe yükselmesi) efsane değildir. Maddemizin tahammül edemeyeceği şeye manamız tahammül edebilir. Zamanın ve mekanın kayıtlarından kurtulabilir. Göklerde seyran eyleyebilir. Yeter ki reddetme yolunu değil, inanma yolunu tutalım. Aslına bakarsınız ariflerin binlerce yıldır söylediği bu tür şeyleri bilim adamları da kenarından, köşesinden artık teorilendirmeye başladığına göre bu, aslında zamanla bilim ile irfan ve hikmetin buluşacağını gösterir. Yeter ki yüzyıllar öncesinden karşıtlıklar ve demode algılarda devam etme ısrarı gösterilmesin. Maalesef, bilim bazı ateistler için, ideolojilerinin ve temelsiz inançlarının üzerine giyilmiş bir maske haline dönüşmüş.
  12. Yeni Üye

    Tanrının Olanaksızlığı

    “Sizlerden biri dehr’e (zaman) sövmesin. Çünkü dehr (zaman) Allah’tır.” Zaman, Allah'ın sıfatlarından birisidir. Allah zamandan münezzehtir demek yerine zaman ve mekan onun zatını kuşatıp sınırlayamaz demek daha doğru olur. Zamanın üstündedir ya da dışındadır gibi bir şey yani. Sizin de fark ettiğiniz gibi fiilleri için böyle değil tabi. Fiilleri bizim algımızın ve zamanımızın içindedir. Ona tenezzül eder. Aslında zatının zamanın dışında olması anlaşılabilir bir şey. Çünkü insanın benliği, zatı ve kendini bilmesi de zamanın dışındadır. Hiç kimse ben kendimi şu gün, şu saatten itibaren biliyorum şeklinde kendiliğinin bilgisini bir zamanla başlatamaz. Ben dediğimde duyumsadığım ve kast ettiğim" zat" zamanın dışındadır. Zaman, Tanrı olsun, insan olsun oluşların ve fiillerin ard ardalığıyla meydana gelen bir algı. Mutlak bir ölçü birimi değil. Farklı durumlarda farklı zaman algıları olabilir ama benliğimiz hepsinde var olmaya devam eder. Benliğimizin zaman üstü olduğunu rüyalarımızdan da anlayabiliriz. Rüya, dışarıdaki zaman ölçüsüyle bir kaç saniye sürer. İçindeyken benliğimizde çok uzun bir zaman geçtiği algısı oluşabilir. Daha önce yazmıştım, bir rüyamda sabahtan akşama kadar bir yerde beklediğimi hissettim ama rüyamda saate baktığımda bir kaç saat geçmiş olduğunu fark ettim. Bu rüyayı da toplam bir kaç saniyede gördüm. Üç farklı zaman ve üç farklı algı ama hepsini dikey olarak kesen bir benlik ve farkındalık. İşte bu yüzden benliğimiz "zamandan münezzehtir" ya da zamanın dışında ve üstündedir. Diğer yandan yalnızdı, canı sıkıldı, bir şeyler yarattı, diye bir şey yok. Onun yaratmadığı bir zaman veya an geçmişte de yok, gelecekte de olmayacak.
  13. Yeni Üye

    Allah'ın yapamayacağı şeyler!

    Zannedersem Tevbe suresinin başından bahsediyorsunuz. Ama müslüman olmasanız da teraziyi adil tutun, bi zahmet. ayetler o kadar spesifik olaylardan bahsediyor ki. Kime hitap ettiği belli(kimin savaşacağı), kiminle savaşılacağı belli, neden savaşılacağı belli. Her şeyden önce bu ayet peygamberi, arkadaşlarını ve mekke müşriklerini ilgilendiren tarihsel bir hadiseye dayalı hükümler içeriyor. Bir ahit var, ahdi bozan bir grup var, bozmayan bir grup var. Bozanlara dört ay mühlet veriliyor, bozmayanlara ahit bitene kadar ahde sadakat devam ediyor. Aman dileyene aman ver diyor, seni dinler ama inanmazsa gideceği yere güvenlik içinde gitsin diyor. Allah tevhidin merkezi olacak harem bölgesini ve mescidi haramı putlardan ve müşriklerin pagan ibadetlerinden arındırmak istiyor.ve 13. ayette neden savaş emredildiği ifade ediliyor. Yeminlerini bozdular, sizi yurdunuzdan çıkartmak istediler ve ilk tecavüzü onlar yaptılar. 1 - Allah'dan ve Resulü'nden bir ültimatomdur bu, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere: 2 - Bundan böyle yeryüzünde dört ay daha istediğiniz gibi gezip dolaşın. Şunu da bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah kâfirleri mutlaka perişan edecektir. 3 - Ayrıca büyük hac günü Allah ve Rasulü tarafından insanlara bir ilandır ki, Allah da Resulü de müşriklerle yapılan antlaşmalara artık bağlı değildir. Eğer hemen tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Yok yine tevbeden yüz çevirirseniz biliniz ki, Allah'ı yıldıracak değilsiniz. Kâfirleri acı bir azap ile müjdele. 4 - Ancak kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size olan ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiçbir kimseye yardımda bulunmamış olanlar bunun dışındadır. Siz de onlarla olan antlaşmanızın hükümlerine antlaşma süresinin sonuna kadar uyunuz. Muhakkak ki, Allah müttakileri sever. 5 - Şu haram aylar bir çıktı mı artık o müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun. Eğer tevbe ederler ve namaz kılıp zekatı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 6 - Eğer müşriklerden biri aman dilerse, ona aman ver. Ta ki, Allah'ın kelâmını dinlesin. Sonra onu güvenlik içinde olduğu yere kadar gönder. Çünkü bunlar gerçekten de bilgisiz bir kavimdirler. 7 - O müşriklerin Allah katında ve Resulü katında herhangi bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız var ki, bunlar size karşı doğru durdukça siz de onlara doğru olun. Allah (hainlikten) sakınanları elbette sever. 8 - Onlarla nasıl sözleşme olabilir ki, sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler, ne de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, fakat kalbleri o kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fasıktırlar. 9 - Allah'ın âyetlerini az bir çıkara değiştirdiler de Allah yolundan engellediler. Gerçekten de bunlar ne fena şeyler yapageldiler. 10 - Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir. 11 - Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar. Biz âyetleri, bilen bir kavme açıklarız. 12 - Eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Ola ki, vazgeçerler. 13 - Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya azmeden ve üstelik ilk önce size saldırmaya başlayanlara karşı savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz her şeyden önce Allah'dan korkmalısınız. 14 - Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onların cezasını versin ve ... onları rezil ve rüsvay etsin, yardımıyla sizi onlara muzaffer kılsın. Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın. 15 - Ve onların kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğine tevbeyi nasib eder. Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir.
  14. Yeni Üye

    Allah'ın yapamayacağı şeyler!

    Ben inanmamaktan bahsetmedim, düşmanlıktan bahsettim. Söylediklerimin hepsinin Kuranda ve sünnette delili var. Gerekirse yazarız. Ben inanmıyor diye insan yakılmalı diyen bir zihniyete inanmıyorum. Kitabımda müşrik, inançsız, kötü kişilerin sonunun(ahiretinin) iyi olmayacağından bahsediliyor ve ben buna inanıyorum. Terazi koyan ben değilim, yargılayan ben değilim. Ama bunları yapacak olanın merhametine ve kimseye zulmetmeyeceğine güvenim tam. Kitaba inanan biziz, müslümanlar ya da müminler, siz değilsiniz. Benim inanmadığım bir kitapta benim inanmadığım bir Tanrının ben öldükten sonra (ahirette) beni ateşe atacağı yazsa, kendi halimle ilgili kalbim mutmainse, bu beni pek te enterese etmez. Keyfime bakarım, nasılsa öldükten sonra vaad edilen bu şeyin olmayacağından eminim. Forumlar kurup bu kitapla ya da bu Tanrıyla uğraşmam. Burada sürekli Tanrıyla uğraşanlarla ilgili gerçek şu ki, kendilerinin de kalbi hallerinden memnun değil. Samimi olsalar, bunu kendilerine ve bize itiraf ederler. Kalplerini mutmain kılacak şeyi ararlar. Ben bir konuda gece gündüz cedelleşsem, sürekli bir şeyi kötülemekle ve çürütmekle uğraşsam, o şeyin beni bu kadar istila etmesi konusunda kendimden şüphe ederim. Olmayan bir şey niye benim hayatımı zehir ediyor? Neden beni kendine bu kadar bağımlı kılıyor? Neden beni rahat bırakmıyor? Yoksa olmadığına bir türlü gerçekten inanamıyorum mu. Evet, inanamıyorsunuz. Yakacağına inandığınız kadar olmadığına inanamıyorsunuz. Ne diyelim, Allah yardımcınız olsun.
  15. Yeni Üye

    Allah'ın yapamayacağı şeyler!

    Bir gün lafızlardan ve lafızlarla kavga etmekten beriye geçip mana şehrine uğramaya karar veririz inşallah. Yanlış anlama ben, yazdıklarımı ateistler için değil, öncelikle kendim için yazıyorum. Sonra da inanan ya da inanmaya meyilli, niyetli insanlar için. Tanrı inananların imanından, da küfredenlerin küfründen beridir. İnanmak bizim açımızdan yol açacağı sonuçlar için ve bizim için önemli. Gaybe dair inanılan bir şey söz konusu olduğunda inanılan şeyin ne olduğundan ziyade ona inanmanın bizi ne kılacağı önemli. Benim altı yaşındaki kızımın kafasındaki cennet çikolata şelalerinden ve dondurmadan oluşuyor. 7. yüzyıl arapları için de altından ırmaklar akan bahçeler, gölgelikler ve şarap şelaleleri olarak tasvir edilmiş. Batı avrupada güneşe hasret biri için gölgelik yerine güneş, plaj ve kum daha makbul olur herhalde. Cehennem de yakıcı bir ateş. Çöl sıcağında yaşayan birinin korkulu rüyası. Ne yani, şimdi cennette gölgeliklerde şarap içeceğine inanmak mı doğru, çikolata şelalesinden çikolata yiyeceğine inanmak mı? Hem o doğru, hem öbürü, ya da ne o doğru ne öbürü. İman diye bunu mu konuşacağız şimdi? Gelecekte olacak bir şey için ne olacağını konuşmanın ya da tartışmanın ne önemi var ki? Bir sonrasına geçmedikten sonra abes bir şey. Bir sonrası ne peki, tüm zamanların ve göklerin dini olan hakiki müminliğe ermek. Bildiğin iyilik ve iyi insan olmak. Rüşde, olgunluğa ve kemale ermek. Nefsinin bencilliğinden kurtulup, hakikatin kapsayıcılığına ve kuşatıcılığına ulaşmak. Kul olmak. Ermiş olmak, Aziz olmak, Saint, Santa, Veli, evliya olmak. Muhammed (s.a.v) kuru ekmek yiyen bir kadının yetimidir, İsa (a.s) kendini Allaha adamış bir bakirenin babasız çocuğudur, Musa(a.s) kekeme bir çobandır. Binlerce yıl önce, iletişim, sosyal medya, forumlar yokken, tek başlarına bir davete başlamışlar. Kavimleri ya da aşiretleri onlara destek olmamış, bilakis düşmanlık yapmış. Bugün 5 milyara yakın insan bu davetçilerin davetine eyvallah demiş, sahiplenmiş. Onlara düşmanlık yapanları da sahiplenen yok yeryüzünde. Bunlar ne ki ya da kim ki ya da ne getirdi ki 5 milyara yakın insan bu kişileri sözde de olsa seviyor, övüyor, örnek alıyor? Bunlar insana kimliğini ve şerefini getirdi. Ne olur, bunlara düşman olma, bunlara düşman olan ya akılsızdır ya da kötüdür. Üçüncü bir ihtimal yok.
×