Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    390
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

2.235 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    Muhammed'in İddiası

    Bizim teklifimiz belli: İnsan olarak gerçek menzilimize doğru yolculuğun ilk adımı Gaybe (görünmeyene) inanmaktır. Tanrı' nın varlığına ve birliğine Meleklerine İnsanlara rehber olarak sahife ve kitaplar gönderdiğine Peygamberleriyle insanlara örneklik ve yol gösterdiğine Bu dünyada öldükten sonra başka bir varoluşla var olacağımız ahiretin geleceğine Allahın her yarattığı için bir kader tayin ettiğine inanırsak ve bazı pratiklere maddeten ve ruhen temiz bir şekilde devam edersek gün gelir nefsinizin bizi hapsettiği duvarları aşarız, inandığınız şeyleri yaşamaya ve görmeye başlarız, sonra da gökyüzündeki mertebemize ve menzilimize doğru yükseliriz. Miraç peygambere has bir şey değildir, her mümin kendi miracını yaşayıp, göğe yükselebilir ama bunu bunun ilk adımı inanmaktır. Gaybe inanmazsak da beş duyunuzun hapishanesinde kapalı bir halde yaşar ve ölürüz. Bu, bizim teklifimiz ve tarih bunu yakin olarak tecrübe etmiş insanlarla dolu. Sizin insan için iddianız nedir? Varması gereken menzil ve bunu nasıl yapacağı konusunda teklifiniz nedir?
  2. Yeni Üye

    Muhammed'in İddiası

    Peygamberi idrak edemiyorsunuz. Ona inanmayanlar ya da düşman olanlar dahil hiç kimse O'na yalancıydı, zalimdi, gaddardı, bencildi, ahlaksızdı vb. ithamlar yöneltmemiştir. Sonradan fanatik hristiyan ve yahudi din adamlarının kendi menfaatlerini ve taraftarlarını kaybetmemek için uydurduğu ithamları bir kenara bırakırsak... Bugünden bakıp O'nu ve yaptıklarını yargılayamazsınız, hele de iyi niyetten de yoksunsanız. Ama yine de Kur'an dan cevap vereceğim size: Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz, onların yaptıklarından sorguya çekilmezsiniz.
  3. Yeni Üye

    Muhammed'in İddiası

    Herhangi bir vahyin öncelikli muhatabı vahyi alan kişidir, sonra da vahyin kendisine indiği ve tebliğ edildiği topluluktur veya kavimdir. Çünkü ayetlerin hangi olay için indiği, ne kast edildiği ve ne manaya geldiğini en iyi onlar anlar.Kuranın da en önemli muhatabı ve mükellefi, peygamber, onun zamanında onun etrafında yaşamış ailesi, ve kavmidir. Aşağıdaki ayet buna delildir. Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz. Ama bütün vahiylerin ortak yönü olan ve Ku'ran'da zikir olarak geçen ve bütün peygamberlerin bütün kavimlere anlattığı ve hatırlattığı ortak bir konu vardır ki, bunu anlamak için herhangi bir peygamberi görmeye ya da dilini anlamaya gerek yok. Bu çağrı nerede ve nasıl olursak olalım bizim özümüze yabancı bir çağrı değil: De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım; ancak bana tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Rabbine kavuşmayı uman kimse yararlı iş işleşin ve Rabbine kullukta hiç ortak koşmasın. Mesele, Tanrı'nın senin mazeretini kabul edip etmeyeceği değil. Belki de eder. Tanrı'nın ne yapacağını bilmemiz mümkün değil. Ama çok büyük ihtimalle de bizim yapacağını zannettiğimiz şeyi yapmayacaktır zaten. Asıl mesele şu: Sen insan olarak önce yok idin, şimdi geçici bir süre ortalarda görünüyorsun, sonra tekrar gözden kayboluyorsun. Bütün bu yaşananların bir açıklamasının olup olmadığını merak etmiyor musun? Bu açıklama çerçevesinde sana düşen ya da senden beklenen bir şey olabilir mi? Yaptığında var oluşunu taçlandıracak ya da daha ileri aşamalara taşıyacak ama yapmadığında da hikayeni burada yaşadıklarınla bitirecek, dünyadaki var oluşundan daha öte ve ileri bir aşamaya ulaşma fırsatını kaçıracağın bir şeyler olabilir mi? Sebepler var sonuçlar var. Sebepler sonuçları doğurur, meydana çıkarır ama sonuçlar da sebeplerin anlamı ve açıklamasıdır. Esas olan amaç ve sonuçlardır. Sadece sebeplerle ya da mekanizmalarla açıklama olmaz. Bir hipotezin olması şart. Örneğin türler varlığını devam ettirmek amacı taşır demeden adaptasyon ya da evrimin varlığını açıklayamazsın. Bütün şartlar canlılığı ve sonunda da insanı ortaya çıkarmak için bir araya gelmişse, hikayenin sonu(insan) hikayenin de amacıdır. Yani senin var olmanın sebebi belki annen ve baban ama varlığının açıklaması ya da amacı bu forumda bazılarının dediği gibi annenle baban olamaz. Bilakis bu sebep bizzat seni ortaya çıkarmak için var ve varlığının açıklaması bizzat sensin. Senin doğup büyümen, yaşaman, öğrenmen, görmen, olgunlaşman ve sana ait bir sır ya da emanet varsa ona ulaşman ve dünyada bütün bunların tezahür etmesidir. Sonuçta dünyada görünecek bir meziyetin ya da faziletin varsa ortaya çıkacaktır. Bazı sırlar da dünyada ortaya çıkmayacak. Tanrı dediğin de işte dünyasıyla ahiretiyle, sayısız alemleriyle ve mahlukatıyla kevnü mekanı kendine ayna kılmış ve orada senin benim gibi her mahlukta farklı bir yönüyle ve ismiyle görünüp bilinen gizli bir hazine. Ona inanmak sana yük olmaz, bilakis yükünü alır, seni geliştirir, zenginleştirir, kalbini genişletir. Önce Tanrı nın düşmanın değil en yakın ve en candan dostun olduğunu bil, sonra inanıp inanmamaya karar ver.
  4. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Her zamanki gibi kestirme cevapları beğenmiyorsunuz, o zaman akıl yürütmeyi detaylandıralım. Gerçek var ve aslolan O diyelim. Ama bir de bizim bir benliğimiz ve onun kendisini merkeze koyarak olan biteni algılama ve yorumlaması var. Şimdi insanların çoğu egosunu gerçeğe tabi kılmaz. Değiştiremeyeceği şeylerden memnun olmaz, şikayet eder. Değiştirebileceği-düzeltebileceği şeyleri ise bir sürü mazeret öne sürerek değiştirmez. Bu yüzden işi şikayet etme, çatışma ve mazeret üretmedir. Dolayısıyla itiraz eden, razı olmayan ya da çatışan insan(nefis) aslında kendini gerçeğe şirk koştuğu için böyle yapar. Gerçeği, doğal olarak teslim alamaz ama bir türlü teslim de olmaz. O yüzden kavga sürer gider. Ama bir de terbiyeli ego(nefis) vardır ki, O kendisini gerçekte yok eder. Kendini gerçeğe tabi kılar. Gerçeğe teslim olur. Gerçeğe bir ortak olarak değil Onun bir cüzü ve parçası olarak yeniden var olur. Bu durumda da olan bitene karşı ya duygusuzdur ya da her halükarda olan bitenden(gerçekten) memnun ve razıdır. Değiştiremeyeceği şeyleri kabul eder, itiraz etmez. Değiştirebileceği şeyleri ise gerçeğin bir parçası olarak değiştirmeye çalışır. Değiştirse de değiştiremese de sonuca itiraz etmez. Razı olma ya da kalp tatmini(sekine) hali beşeri bir öykünme değil, işte bu mertebenin (nefsini gerçeğe şirk koşmamanın) doğal sonucudur. İtiraz biterse, çatışma sona ererse doğal olarak barış gelir. Bir insan barış ve esenlik içerisindeyse o insan merkeze egosunu ya da kendisini değil gerçeği koyduğu için bu haldedir, zaten.
  5. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Bunu Allah direk yaptı demiyorum ama olayı teşhisiniz isabetli olmuş. Her ne kadar farklı değerlendirilebilecek başka örnekler de varsa da (Allah bazen insana bir şeyh ya da peygamber gibi manevi bir kişilik aracılığıyla da mesaj iletir) ama Allah insana zaten çoğu zaman kendinden konuşur. Vicdan dediğimiz de bu değil mi. Onun ötesinde manevi süluk ve yolculuk yapan kişilerin daha direk tecrübelerinde de Allah aslında çoğu zaman ilgili kişinin önceden de haberdar olduğu belirli manaları insanların kalbine indirir ya da nakşeder. Böylelikle Kuranın edepleri, manaları ya da zikirleri peygamberin kalbine indiği gibi senin kalbine de inmiş olur. Daha bir hakiki, daha bir tadına doyulmaz olur. Yani bir şeyi okumakla yaşamak ve tecrübe etmek arasındaki fark gibi.
  6. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Evreni, insanı ya da insan topluluklarını anlamaya dair bir çabanız varsa bu söylediklerimin zırva olmadığını idrak edebilirsiniz. İnsanoğlu bugün bin yıl önce hayal edemediği şeyleri yapıyor. Hayal etmediği bir sosyal düzende yaşıyor. Bu nasıl oluyor? Geliyor, birisi Allahın kendisine verdiği yeteneklerle, bir çığır açıyor, onun üzerine bir sürü bilgi, teknoloji, gelişme bina ediliyor. Bu birike birike o noktaya geliyor ki artık herkese ve herkesin hayatına mal oluyor. Ya da birisi bir hastalığın tedavisini buluyor, sonra herkes ondan faydalanabiliyor. Peygamberlik te bir nevi böyle. Ey insanlar ben sizden birisini muhatap alıp Ona manevi olarak ikram etmek ve yükseltmekle aslında Onun şahsında hepinizi muhatap alıyorum ve hepinizi yükseltiyorum demektir bu. Peygamber aracılığıyla Allah bir çığı açıyor, Onun açtığı çığırdan ve yoldan hepimiz O oluyoruz, Onun gibi oluyoruz. Aslında Hz. Muhammed'e verilen hepimize veriliyor. Ben Onu seçtim ve benim gözümde bütün insanlığı temsilen muhatap ve mükellef O dur diyor, yükü bizden alıp seçtiği peygambere yüklüyor. Bunda kıskanacak ya da nasıl olur da Onu seçer diye hayıflanacak bir şey yok. Allah, seçerken insanlar gibi zahire bakmaz, kalbe bakar. Bizim hevamıza göre seçim yapmaz. Bak mesela insanların zahirine bakıp çok az miktarlara köle diye pazarda alıp sattığı Hz. Yusufu seçmiş. Ya da peltek bir çoban olan Hz. Musayı seçmiş. Ya da mısırda parya ve köle statüsündeki israiloğullarını vb. Hatta Allah diyor ki benim gözümde sizin değer verdiğiniz dünya o kadar değersiz ki, eğer hepinizin kafir olmasından korkmasam kafirlerin evlerinin kapılarını ve bacalarını altından yapardım. Cehennem de böyle. Düşünsene cehennemle korkutmasa insanların kaç tanesi kendileri için faydalı olan emirlere uyar, zararlı olan şeylerden kaçınırdı? Kaç tanesi düzgün bir hayat yaşardı? İnsanlara yönelik dünyevi ve uhrevi ceza ve tehditler olmasa insan nasıl terbiye olurdu? Senin iyiliğine olan bir şeyi sana yaptırmak, zararlı olan şeylerden seni kaçındırmak ve sana ikram etmek için nefsini korkutuyor. Bunda da gocunacak bir şey yok. Bilakis korku ile ümit arasında olmak, yani kendi nefsimizin başımıza açacağı herzelerden korkup, Allahtan da rahmetini ümit etmek en sağlıklı durumdur. Diğer yandan 1400 yıl önce yaşamış birisinin karılarıyla ya da aile hayatıyla ne alıp veremediğiniz var, doğrusu merak ediyorum. Acaba içten içe "lan biz bir kadın bulamıyoruz, ya da bir kadını idare edemiyoruz, bu adam nasıl bu kadar kadını kendine bağlayıp idare de edebilmiş" falan diye mi düşünüyorsunuz. Geçen gün ugandalı bir hristiyanla tanıştım babası avukat ve galiba yedi eşi ve bir sürü çocuğu varmış. Ne yapacağız, kültürü böyle, şartları böyle. Belki nufüzlu ya da zengin olduğu için çok çocuk sahibi olmak için yapıyor, belki genel bir fakirlik olduğu için kadınlar himaye olmak için onunla evleniyor. Ne yani sosyal güvenlik sistemi ya da dul yetim aylığı çıkalı kaç yüzyıl oldu sanki? Bilemeyiz ama çok evlenmiş diye adamı küçümseyecek ya da taşlayacak mıyız? Yoksa bunlar toplumun, kişinin şartlarıyla alakalı şeyler, insanların kıymetini belirlemez, önemli olan insanlığı, güzel ahlakı, diğer insanları ya da canlılara karşı sevgi ve saygısı vb. mi diyeceğiz.
  7. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Vay teflon bey, uzun zamandır yazmıyordunuz bana. Siz bana cevap yazınca kendimi daha özel hissettim, açıkçası. Dediğiniz doğru ama insanın kalbi gerçeği tanır ve kalbini tatmin eden şey gerçektir.
  8. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Bana davranış ya da düşşüncelerimle ilgili bir kaç kez uyarıda bulunuldu. Bir kaç kez de mesaj verildi. Bir kaç kez de dünyevi olarak çok sıkıntıda olduğum hallerde yaşadığım tecrübelerle ferahlık ve rahatlık buldum. (Bu sonuncusu aslında uykuda herkese oluyor ama bazılarımız bunun farkında oluyor, bazılarımız olmuyor. Düşünsene çok sıkıntılı bir günün sonunda uyuyorsun ve ertesi gün uyandığında kuşlar gibi hafifsin. Eğer sıkıntılar devam etse, birikse insan patlar. Halbuki Tanrı her seher vaktinde dünya semasına tecelli eder ve insanların günahlarını bağışlar, sıkıntılarını hafifletir, ağırlıklarını alır.) Mesele şu ki melekut alemi ya da o aleme ait tecrübeler şahit olduğumuz bu alemden farklı şeyler. Ama o alemden sana gelen mesajlar bu alemde aşina olduğun bazı görüntüler ya da kişilerle gösterilir. O yüzden bir ayağı o alemde, bir ayağı bu alemde olan kişiler (peygambelerler ya da kamil mürşitler) kişinin melekut alemine ve oradan bazı mesajlara ulaşmasında çok önemli ve hayatidir. Yani Tanrı her zaman olduğu gibi mesajını ve işaretlerini aracılarla verir. Uyku ya da yakaza halinde ruhani bir tecrübe yaşıyorsun ve oradan direk- endirek bir ders çıkarıyorsun. Mesela kendisiyle dini konularda çok farklı düşündüğüm bir arkadaşım vardı ve onun şekilci bakış açısı dolayısıyla benim O arkadaşa karşı kalbimde bir eleştiri, bir hoşnutsuzluk vardı. Halbuki benim bu halim, manevi gelişim için önemli olan, kalbinde kimseye karşı kötü bir düşünce ya da zan bulundurmaman, herkesi olduğu gibi kabul etmen ve kendini kimseden daha akıllı ya da üstün görmemem gerekliliğiyle çelişiyordu. Bu bana uyku halindeki manevi bir tecrübeyle bildirildi, hissettirildi, öğretildi mesela. Sonra tevbe ettim bu halden. Bunun gibi başka şeyler de oldu. Bunlar şahsi şeyler ama zaten bizzat Peygamberin her gün yetmiş kere istiğfar etmesi, insanın hiç bir konuda kendi zanlarına, kendi bakış açısına ya da nefsine dayanmaması gerektiğine dair en önemli örneklik değil mi. Hiç bir arif ben Tanrıyı bilirim diyemez, bilakis biz Onu hakkıyla bilip taktir edemeyiz, O bizim zanlarımızın ötesinde ve üstündedir derler.
  9. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    İnsan kendi uydurdukları ile mutlu ve mutmain olabilseydi, herkes keyfine göre bir şeyler uydurur, kendini mutlu ve mutmain kılardı. Ama onca keyif verici maddeye rağmen depresyon çağımızın en yaygın hastalıklarının başında. Benim tecrübe ettiğim kadarıyla, insanın derununda bir ses vardır. İnsan o sesi boğmaz ve gelişip serpilmesine izin verirse yaptığı şeylerin ölçülü- ölçüsüz, doğru- yanlış, faydalı- zararlı olduğunu söyleyebilir. Mesela aşırı içki içmek, zina yapmak, kumar oynamak, aşırı yemek vb. şeylerin bedenimiz, ruhumuz, ailemiz, toplumsal ilişkilerimiz için vb. zararlı olduğu, bunları çokça yapan kişiler tarafından bile içten içe hissedilir. Halbuki bunları yapmanın bizi nefsani olarak tatmin etmesi ya da mutlu etmesi beklenir. Bazen kısa süreli hazlar yaşatsa da sonu huzursuzluk ve pişmanlık olur bunların. Dolayısıyla sahici ve kalıcı mutluluk dünyevi ya da uydurma şeylerden gelemez, gökten iner. Gökten birisinin kalbine sekine, rıza ve kalıcı mutluluk inmişse, bu kişi Allah ın razı olduğu olduğu bir kişidir diyebiliriz. Bir insan ne kadar derinden gülüyorsa Allah a o kadar yakındır.
  10. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Sayın sağduyu, vahiy, ilham ya da benzeri bir tecrübeniz oldu mu hiç? Ya da Tanrı bir konuda birisine hidayet (yol göstermek) murad ederse bunu nasıl yaptığına- yapacağına dair öngörüleriniz var mı? Benim bu konularda basit seviyede tecrübelerim ya da düşüncelerim mevcut. Bunlardan yola çıkarak bir şeyler söylemek istiyorum. Vahyin iki boyutu-kısmı vardır. Birinci boyutu vahiy alandan bağımsız herkese hitap eden kısmı. Diğeri de vahiy ya da iham alanın kendi şahsiyetiyle, kendi insanlığıyla, kendi gündemiyle alakalı boyutu. Bu kısım daha çok vahiy alana özel bir yol gösterme ve kişisel bir hidayettir. Mesela siz ya da ben de o seviyeye ulaştığımızda kalbimize inen şeylerden bir kısmı herkes için geçerli, herkese hitap eden şeyler olur, bir kısmı da kafamızdaki sorulara cevap niteliğinde, gündelik hayatta kafamızı meşgul eden konulara ilişkin hidayet ve yol göstermeler olur. Çünkü vahiy oldukça kişisel bir tecrübedir de aynı zamanda. Şimdi peygamberin meşhur bir hadisi vardır: Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi. Güzel koku ve kadın. Namaz da gözümün nuru kılındı. Hz. Muhammedin kadınları sevdiği, böyle bir gündemi olduğu, eşleriyle arasında geçen konularla ilgili Allah'tan teyid, uyarı, izin vb. umduğu bilinmeyen bir şey değil. O yüzden bu konularda vahiy almış olması çok beklenen bir şey. Biz peygamberin dünyevi ya da tarihsel karakterini inkar etmiyoruz. O insan olması boyutuyla yaşadığı topluma ve zamana ait özellikler taşır ya da kişisel insani bazı özellikleri- öncelikleri- tercihleri mevcuttur. Ama Onun bütün bunları aşan ve onların üzerinde manevi bir vazifesi ve hakikati vardır ki bu hakikat Onu 18.000 alemin seçilmişi ve evrenin en üstünü yapar. Bütün insanlar için bu böyledir. Bütün evliya için de bu böyledir. Yani hepimizin bir tarihsel, toplumsal ya da kişisel koşullarla belirlenmiş bir gerçekliği vardır, bir de bunu aşan ve biz insanları göklerin en müstesna ve ikram edilmiş varlığı yapan manevi mertebe ve hakikatlerimiz vardır.
  11. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Bu yazdıklarınız ateistliğinizin var oluşsal ya da akli herhangi bir temelden yoksun olduğunun göstergesi. Ait olduğunuz ve siyasi, ideolojik, toplumsal, tarihsel bir sürü sebeple şekillenmiş bir kamp, inandığınız bir hikaye var. Onun çerçevesinde Tanrı ya da dine de bir rol biçmişsiniz. Tartıştığınız şey Tanrı ya da din değil, inandığınız hikayedeki din ya da Tanrı. Hikayeniz ise çok yanlış, çok yersiz, çok zamansız bir hikaye. Bu, bir kaç yüz yıl öncesinin hikayesi ve onu uyduranlar bile onu terk etti. Ben de diyorum ki bırakın kendi uydurduğunuz hikayelerle ya da içerisinde bulunduğunuz kişisel, toplumsal şartlarla Tanrı yı yargılamayı. Bunalıma giren ya da babasına kızan ergen dine çatıyor, memleketin siyasetçisine atarlanan Allah'la kavga ediyor, niye eğitimimiz ya da ekonomimiz kötü ya diyen inanca savaş açıyor. Bu denklemlerin hepsi yanlış, hepsi çöp. Gerçeğin bir haysiyeti var ve temelsiz, saçma sapan zanlarla, sırf bir şeyleri red etmeye dayalı bakış açısının kolaycılığıyla değil düzgün bir kişisel ya da toplumsal yapı kurmak, bir adım atmak bile mümkün olamaz. Bu denendi ve anlaşıldı zaten. 20. yüzyıl batı ve diğer açısından modernizmin (akılcılık, bireycilik, evrensellik) iddialarının acı ve kanlı sonuçlarını devşirmekle geçti. Modernizm başlangıç heyecanıyla geleneği, dini, Tanrıyı red edip yerine aklı, bilimi ve insanı koydu güya, ama bir şeyleri red edince insanın içindeki terbiyeye muhtaç kötülükten kurtulunmuyor maalesef. Bu sefer insan, kötülüğünü tarihin hiç bir döneminde olmadığı kadar kustu, hem de akılcılık olarak kustu, bilimcilik olarak kustu, humanizm olarak kustu. Sonra da akılcılık ta yalanmış, bilimcilik te yalanmış, mutlak ve evrensel bir toplumsal anlatı da yalanmış noktasına varıldı. Denenmişi denemeye gerek yok. Tanrıyı ya da dini red etmekle ilerleme olsaydı Kuzey kore ile Amerika nın pozisyonları ters olurdu.
  12. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Yarar nedir ve insanlığa bir yarar derken ne umuyorsun, ne kast ediyorsun? Sen, neden insanlığı düşünüyorsun?
  13. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Sen bunları boşver kavak efendi. İnsanlığın halini ya da geleceğini sen mi dert edeceksin. Ya da belirleyeceksin. Hiç bir şey senin zannına tabi değil, bu yaşında hala bunun farkında değil misin. Sen ruhunun feryadına kulak ver. Müritleri değil kendisi gelsin diyerek Tanrı'dan bir işaret dilendiğinin farkında değiliz sanma. Öncelikle tebrik ederim. Tanrı, dilenenlere kayıtsız kalmaz, ellerini boş çevirmez. Ama bir yandan dilenirken diğer yandan da işaretleri anlamaya ve yorumlamaya da çalış ki olur ya sonra işaret gelir de sen farkında olmazsın.
  14. Yeni Üye

    Hayalindeki tanrının masal olduğunun ispatı

    Tanrının varlığı sence Yahudi ya da Arapların iddialarından mı ibaret? Bir kere bir ateist açısından Tanrı yı konuşurken işin içine peygamberleri ya da dinleri karıştırmak(insana, insan topluluklarına ya da tarihe dair şeyleri) işleri karmaşıklaştırır. Çünkü peygamber ya da din Tanrının kendisine değil Tanrının tarihin her hangi bir döneminde insan ile ya da ilgili insan topluluğu ile ilişkisine dair şeylerdir. Dolayısıyla büyük oranda muhatap aldığı insanlara dair boyutları da olan şeyler. Bizim, bunları yakin olarak bilmemiz mümkün değil, bunlar üzerinden tartışmamız fayda vermez. Tanrı yı konuşacaksak bizde olanla, bizim olanla ve iyi bildiğimiz şeylerle konuşmalıyız. Tanrı var, insan olarak bizim her yönüyle kuşatmamız ve idrak etmemizin mümkün olmadığı bir zat ve hakikat. Bütün bu varlık şenliği ya da görünür- görünmez, bilinir- bilinmez alemler de Onun varlığının en büyük delili. Sen ya da ben de kendimiz olarak Tanrının delillerinden birisiyiz. Her birimiz ya her bir şey Tanrı'nın isim ve sıfatlarından bir başkasına ayna olmuşuz. Hepimize verilmiş ayetler- işaretler farklı. O alemlerin Rabbi ama herkesi terbiye eden ismi ve terbiye ediş biçimi farklı. O yüzden herkes hangi ilahi ismin terbiyesi altında ise Tanrı yı da o ilahi ismin çerçevesinden ve penceresinden görüyor ve biliyor. Ya da göremiyor ve bilemiyor. Kitaplardaki ayetler- işaretler ya da tarihteki örnekler bize çok uzak ya da anlaşılmaz geliyorsa kendi içimizdeki ayetlerle de ona yaklaşmamız mümkün olabilir. Ya da yaşayan örneklerle. Ama bu yol da, kısa yoldan peygamberlere güvenmekten, Onlara hüsnü zan beslemekten ve getirdikleri mesajı vicdanımızla ve güzel ahlak çerçevesinde anlamaktan ve yaşamaktan daha kolay bir yol değildir. Tanrı'yı kendisiyle ve kendisinde bilir İnsan. Başka türlüsü de mümkün olamaz. Yani nasıl maddeyi bilme senin zihninde olanlarla, zihninin işleyiş mekanizmalarıyla oluyorsa (hatta bu yüzden bazıları gerçeklik zihinde oluşur ve zihinseldir diyorsa) Tanrıyı bilmek te bizde olanla (ruhumuzla) olur. Siz ruhunuzun varlığını kabul ediyor musunuz? Değilse Tanrıyı konuşmak ta anlamsız ve faydasız. Çünkü kendini bilip tanımadan Tanrıyı bilmek te nesi. Kendini bilip tanıdıktan sonra da Tanrıyı konuşmaya ne gerek var. İnsan'da olmayan hiç bir şey yoktur. İnsan'ın dışında da hiç bir şey yoktur. O yüzden Tanrı'yı da insanda yani kendinde ararsan bulursun... Bütün bunları yazdım ama bunların hiç birine inanma. O senin kendine inanmanı veya Onu bulmanı isterse ve Onun istediği zaman bulursun. İstemezse de böyle hani nerede lan bu Tanrı diye döner durursun. O yüzden Tanrı yı falan boşver. Sen mutlu musun, hayatından memnun musun, kalbin huzur ve sukunet içerisin de mi ona bak. Mutluysan ve Razıysan Tanrı da senin halinden razıdır ve mutludur. Ama değilse, yani bir yandan Tanrı yalan diyorsan, diğer yandan da sancılar çekiyorsan bu ruhunun varlığına ve bir şeyleri aradığına dair bir işaret olabilir...
  15. Descartes'in yaşadığı şüphecilik krizine ben de zamanında düştüğüm için Onu biraz anlıyorum. Kesin olan bir bilgi var mı? Her türlü bilgiden( akli, tecrübi, kitabi vb.) şüphe edebilirsin. Sonuçta her türlü bilgi edinme aracı ve bilgi eleştiriye açıktır. Hiç biri kusursuz değil. Doğruluğun ve kesinliğin bir kriteri yok. İşte her şeyden, her bilgiden şüphe ettiğinde her şeyden şüphe etmen kesin bir bilgi olur. Şüphe etmen kesin doğru olan bir bilgi ise yani şüphe ediyorsan(düşünüyorsam) sen varsın ve gerçeksin demektir. O yüzden düşünüyorum öyleyse varım demiş. Aksi geçerli değil (düşünmüyorsam yokum). Oradan Tanrıya geçişi biraz hızlı olmuş. Yani ben gerçeksem zihnimdeki mükemmel varlık olarak Tanrı da gerçektir kısmı. Ama ondan sonraki kısım bence de doğru. Yani Tanrı yoksa kendi varlığımdan ve gerçekliğimden emin olsam bile benim dışımdaki şeylerin varlığından ve gerçekliğinden emin olamam. Bu (benim dışımdaki şeylerin var ve gerçek olduğu) dışarıdan yalan söylemeyecek ve güvenilir bir güç tarafından belirlendiğinde ve bana bildirildiğinde doğru ve kesin olur. Üçgen le Tanrı kıyaslaması ilginç olmuş. Üzerinde düşünülmeye değer. Ama mükemmel üçgen dışarıda bir varlığı olmasa bile zihninde var olan bir şey. Hatta o olmasa (zihnindeki mükemmel üçgen) dışarıda var zannettiğin ama mükemmel olmayan hiç bir üçgenin varlığı hakkında da konuşamazsın. Yani mükemmel üçgen gerçek değilse hiç bir şeyin üçgenliği gerçek olamaz. Bu durumda mükemmel geometrik şekiller ya da zihinsel bir kesinlik sağlayan matematik neden ve nasıl var? Ayrıca matematik ya da geometri sadece var değil, maddeye ilişkin bütün bilgilerimin ve açıklamalarımın da temeli. Bu soru iki şekilde cevaplanabilir: İlki Matematik ya da geometri gündelik hayattaki tecrübelerin genellemesi ve soyutlamasıdır. İnsanın tecrübe ede ede sonradan keşfettiği ve geliştirdiği bir soyutlamadır demek. İkincisi de matematik ya da geometrinin zihnimize dışarıdan bir güç tarafından konulmuş idealizmi- kesinliği temsil eden bir bilgi olduğunu iddia etmek. Matematik söz konusu olduğunda, doğal-empirik bilimlerden farklı olarak ikinci şık daha ağır basıyor. O yüzden matematikçiler genelde Tanrı'dan yanadır.
×
×
  • Yeni Oluştur...