Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    231
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

1.189 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Tanrıyla ilgili beklentilerinizi gerçekten takdir ediyorum. Bunlar aşağı yukarı doğru şeyler. Ama meseleyi yaşadığınız gerçekliği fazlasıyla mutlaklaştırarak değerlendirdiğinizi düşünüyorum. Bir rüyanın etkisinde en fazla ne kadar kalırsınız? Ya da rüyada uğradığınız haksızlıklar uyanınca sizi ne kadar ilgilendirir? Bu dünya bitince bir rüyadan uyanmış olacağız. Aynı bir rüya gibi geçici bir oyun eğlence olduğunu göreceğiz. Sevinci de hüznü de bitecek. Ondan sonrası gayb. Yani deneyimlenmeden bilinemeyecek, algılanamayacak bir şey. Böyle bir şeyi insanlara bilebilecekleri, algılayabilecekleri, aşina oldukları olgularla, kelimelerle ve sembollerle anlatıyor Kitap. Kitabın gaybe dair anlatımlarını da mecazı hesaba katarak anlamak lazım. Hesabın bireyselliği ve sorumluluk dinin sadece bir yönü. Ama dinin tamamını buna indirgememek lazım. Bu öte tarafta göreceğimiz muamelenin bahanelerinden birisi. Daha bir sürü bahane var. Samimi dostun dostuna faydası olur, anne babanın çocuklarına faydası olur, peygamberlerinin ümmetine faydası olur. Dahası son peygamberin bütün insanlara faydası olur. Vesile var, şefaat var, makam-ı mahmud var. Kimseye kaldıramayacağı yük te yüklenemeyeceğine göre endişeye, korkuya mahal yok. Bu, iyiler için tabi. Kötülerin korkması gerekir.
  2. Yeni Üye

    Marula meyvesi (içki haramdır )

    Musa kanunu getirdi. Yani şeriatı. Görünüş ve zahir ehli tevrat alimleri her şeyi forma ve şekle indirgeyince, İsa öze ve ruha vurgu yapan bir mesajla geldi. Merhamet ve sevgiyi bayraklaştırdı. Ama Hristiyan din adamları pagan inanışların etkisiyle mesajın en özünü, yani Birliği tahrif etti. Muhammed peygamber de bu ikisini birleştirdi. Bunların aralarında fark yoktur. Senin mizacın ve karakterin birisinin mesajına daha yakın olabilir. Onunla mutluysan ve razıysan, kimse sana bir şey diyemez. Ama diğerlerine düşman olmak ya da kabul etmemek olmaz. Müslüman olup, hristiyanlar kadar, hatta daha fazla sevgiye, merhamete, hoşgörüye, iyiliğe vurgu yapan bir sürü aziz ve veli var tarihte.
  3. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Artı ve eksi büyüklüğün toplamının sıfır olması ya da bir şeylerin dengede olması, bunların var olması için bir güce ihtiyaç duyulmadığını ya da kendiliğinden olabileceğini göstermez. Bilakis hem artının hem eksinin varlığının açıklanması, yani iki kat bir açıklama gerekir. Tanrının varlığı zaruri. Ama sizinle bu konuyu doğal olan, yani doğada olan biten şeyler üzerinden konuşamıyoruz. Çünkü size göre doğal olan, kendiliğinden, bana göre kendiliğinden olması imkansız. Aslında insan bilgisi genişledikçe ve ufku açıldıkça bu konu daha aydınlığa kavuşacak. Şimdilik bildiğimiz kadarıyla genetik kod ya da yazılım olgusu bunu anlamamıza yardımcı olabilecek iki örnek. Varlığın bilgisi, varlığa eşlik etmezse,ya da varlığı öncelemezse varlık mümkün olamaz. Bunu hayat için kabul ediyorsunuz. Hangi yaşamsal faaliyetlerin ve tepkimelerin gerçekleştirileceği genlerimizde kodlanmamış olsa, hayat ve onu sürdürmek mümkün olmaz. Aynı şekilde bir yazılım olmadan herhangi bir işlevi otomatik olarak gerçekleştirebilecek bir makine de yapılamaz. Belki ilerde, quark, atom vb. varlığın en küçük birimlerinin de bir tür yazılım ya da kod içerdiği teorize edilecek ya da keşfedilecek. Aslında şimdi bile temel parçacıklara bir çok içsel özellik atfediliyor. Kütle, yük, spin vb. Bu da bir tür kodlama sayılabilir. Bir ağaç, nasıl bir tohumda gizli ise, bir robot, nasıl bir kodda gizli ise, evren de başlangıcında ona eşlik eden, onun bilgisi ve kaderinde gizlidir. O bilgi olmadan yaprak dahi kımıldayamaz.
  4. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Her birinde olması lazım demedim ki, potansiyel olarak bu özelliklerin ezeli olanda var olması lazım dedim. Var olan ezeli olan ise, yok olan da olmayacak olan ise, var olan her şey ezeli olanda potansiyel olarak vardır. Yani ismini koyduğumuz her şey,(hayat, ilim, irade vb.) ezeli olanın sıfatlarıdır. Bir kere, en azından şunu düşünebilmeniz lazım. Bu evren, bu hayat, varlığın bizim şahit olduğumuz kesimi ve kısmı, ezeli olanın ortaya çıkardığı tek evren olamaz. Çünkü evrenin bir başı var, muhtemelen bir sonu da var. Dolayısıyla hayat, ilim, irade, vb. sıfatlar bizden önce ve bizim bilmediğimiz yerlerde sonsuz kere ortaya çıkmış, yok olmuş, hala ortaya çıkıyor olması lazım. Dolayısıyla bizim şahit olduğumuz hayatın ve diğer sıfatların biricik olması, bir kaç milyar yıllık bir geçmişinin olması mümkün değil. Yani madde belirli bir şekilde dizilince, hayat ortaya çıktı, ezeli olan da o zaman hayat sahibi olabildi demek kısır bir öngörü. Hayat bundan önce sonsuz kere ortaya çıktı. Bundan sonra da sonsuz kere çıkacak demeniz lazım. Bir kere bilimin ve istatistiğin kendisi bile biricik olanda ulaştığın sonucun genelleştirilmesine izin vermez. Diğer yandan bir sonuç ancak belirli bir sebeple ortaya çıkıyorsa, yani böyle bir ilişki varsa, o sebep var olmuş ve o sonuç ortaya çıkmışsa, bu bile ezeli bir yazgının ve planın işaretidir. Yani hayat, sadece maddenin belirli bir kompozisyonda dizilimiyle ortaya çıkabilen ve kimyasal bir denkleme indirgenebilecek bir bileşik olsa bile, öncelikle bunun böyle olması, sonra da bu dizilimin gerçekleşmiş olması ve hayatın var olmuş olması bir plana, bir tasarıma, bir yazgıya işaret eder. Sizin iddianızın ciddiye alınabilmesi için (Var olan, bir tasarım gerektirmez), hayatı ya da insanı sadece bir kez var etmeyi başarmanız bile yeterli değildir. Sizin hayatı olduğundan farklı madde ve malzeme içeriklerinde defalarca var edebilmeniz lazım. İnsanı defalarca ve her biri şimdi olduğundan farklı bir şekilde oluşturabilmeniz lazım. Yani araba örneğinden gidecek olursa ben arabanın ne olduğunu, nasıl hareket ettiğini, neyden ve nasıl yapıldığını biliyorum diyen birisi, onu farklı malzemelerle, milyarlarca farklı biçimde ve tasarımla üretebilir. Yoksa bu işin tek bir yolunu biliyoruz, o da olmuş olan, ama biz bilimi kullanarak bunun nasıl olduğunu anlayabiliyoruz dolayısıyla bilinçli bir tasarım da yok, demek absürt. Bilinç ve tasarım yoksa bu işin bir sürü yolu olmalı, var olan o yollardan sadece birisi olmalı ve siz tasarlayabilen bir canlı olarak, bu işi defalarca, çok daha kısa ve farklı yollardan yapabilmelisiniz.
  5. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Allah hakkında bir şey söylemedim. Alemden bahsediyoruz biz. Bu söylediklerim Müslüman ariflerin ve büyüklerin kitaplarında zikredilen şeyler. Çok basit düzeyde de olsa benim de bazı tecellilere şahit olmuşluğum var. Biraz da bilimsel bulgu ya da teorilerle destekleme ve ikisini tevil etme de var ama İslamın dışında bir şey söylemiyoruz. Allah ı bilemeyiz ama alemi bilmek için bilimi de kullanırız, dini de kullanırız, felsefeyi de kullanırız, mistik ve metafizik tecrübeleri de kullanırız. Bundan da gocunmayız. Hikmet, müminin yitiğidir.
  6. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    “İki Müslüman birbirine kılıç çekerse, öldüren de öldürülen de cehenneme gider." (Ebu Bekre der ki:) ‘Ey Allah’ın Resulü! Kâtili anladık da, ya maktul niçin cehenneme gider?’ dedim. “Çünkü, o da -bütün gücüyle- arkadaşını öldürmek için çaba gösteriyordu.” diye buyurdu.” (Buharî, İman, 22; Rikak, 31; Fiten, 10; Müslim; Fiten, 14). "Eğer mü'minlerden iki zümre vuruşacak olurlarsa, aralarını düzeltin, barışı sağlayın. Buna rağmen onlardan biri diğerine tecâvüz ederse, mütecaviz tarafla Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Dönerlerse, o takdirde aralarını adaletle düzeltin ve hep âdil davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever." hucurat 9
  7. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Allah'ın Cebraille muhatap olduğunuzu nereden çıkardınız. Miraç olayında Peygamberle Cebrail Sidretül Münteha (Sonda bulunan ağaç) denilen bir yere kadar gelir ve Cebrail, orada der ki, ben burada ileri geçemem, sen yalnız gideceksin. Bunun zahiri manası açıktır. Cebrail sadece Allah'ın Zatıyla muhatap olmuyor. Kendisine bir yerden tevdi edilen vahyi Peygambere ulaştırıyor. Tanrının Zatı bilinemez ama herkes bilgisi, sevgisi, edebi ve kapasitesi oranınca Onu bilmeye yaklaşır. Kimisi der ki Cebrail ya da Ruhul kudüs aklı temsil eder. Allah'a yaklaşma ve Onu bilme konusunda akıl bir sınıra kadar gelir, oradan ileri geçemez. Kuran mahluk mu tartışması bence gereksiz. Kuran Alllah'ın Peygamberin seviyesine, yaşaması ve insanlara anlatması için indirdiği vahyidir. 23 senede peyderpey inmiştir. Senin de kelamın var. Seninle kelamın arasındaki ilişki ne? Sen muradını kelamınla ifade ediyorsun. Muradın kelamının aynısı değil. Onun harflere kelimelere inmiş hali. Kuran da, öyle, manası Allahın muradı. Lafzı ise sonradan var olmuş bir dil içerisinde onun harfleri ve kelimeleriyle okunuyor. Kuranın birinci muhatabı peygamberdir. Sonra Onun çağdaşlarıdır. Peygamber Kuranın muradını ve mamasını en kamil manada anlamıştır. Yaşamıştır. Ayet indiği anda orada olanlar, ayetin işaret ettiği olaya şahit olanlar da yine şahit oldukları kısmı kadarıyla ve seviyeleri miktarınca anlamışlardır. Onun dışında olanlar için Kuranın içinde bulunduğu kendi durumu için hangi manaya delalet ettiği kati değildir. Yani oradan bir şey okuyup, bu budur ya da ben bunu böyle yapacağım demek yanlıştır, usulsüzlüktür. Ashap nasıl peygamberin örnekliğinde anladı ve yaşadıysa biz de zamanın örnekleri, salihleri ve iyilikle bilinen kişilerine danışarak ve onlara benzeyerek anlayabilir ve yaşayabiliriz. Kitaptan okuyarak değil. Kitap okuyarak kimse adam olmaz. Adam, adamın gölgesinde yetişir. Kuran ya da Allah katındaki din bizim ondan anladığımız değildir. Bizim anladığımız bizim anladığımızdır. Yani güneşi yansıtan bir sürü ayna olabilir, hepsi kendi kapasitesince ve özelliklerine göre güneşi daha parlak ya da daha az parlak yansıtabilir ama hiç birinin yansıttığı güneşin kendisi değildir. İyi, akıllı, edepli, iyi niyetli, makul, alet ilimlerine(dil, mantık vb.) ve zamanın ilimlerine vakıf, dünyayı tanıyan ve şartları yorumlayabilen kişinin anladığı doğruya yakındır. Yani aslında Kuranı doğru anlayabilmek için bile ön şart iyi bir insan olmaktır.
  8. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Kuran insanlara hitap eder. İnsanları bağlar, Allahı bağlamaz. Sadece inananlara ya da inanmaya niyeti olanlara doğruyu gösterir. İnanmayan birisinin Onu okumasına gerek yoktur. İnanınca okur. İnanan birisi küfrü, Allah yolundan alıkoymayı, ahirete inanmamayı ateşe girmek gibi bir şey olarak görmedikçe, gerçekten inanmış olmaz. Yani inanıp, kendini terbiye etmek, kamil imana erişmek isteyen ortalama bir insanın terbiyesi ödül vaadi ve ceza tehdidiyle olur. Onun dışında ahirette gerçekten kime nasıl bir muamele yapılacağı Allah'a kalmıştır. Bizim temennimiz, duamız ve ümidimiz odur ki Allah kullarını kısıtlı bir imtihanın sonucunda ebedi olarak cezalandırmak için yaratmamıştır. Rahmeti gazabına baskın çıkacaktır. Diğer yandan Allahın gerçekten sevdiği ve değer verdiği salih kullar da birileri yanı başlarında sürekli ceza çekerken cennette mutlu olamazlar. Cennet ve cehennem tasvirleri bu dünyada gerçektir ve ortalama insan hitap eder, ama öte dünyada ne olur Allah bilir. Bu dünyada bu tasvirler inananların duygularına hitap eder, Onları coşturur, kendi eksikliğini ve acizliğini, kendine çeki düzen vermesi gerektiği hissi uyandırır vb. Yoksa samimi bir inananın kadın ve şarap için kulluk yaptığını düşünmüyorsunuzdur umarım. Büyüklerden birisi gerçek cennette kadın ve şarap yoktur, bunlar gölge ve imitasyon cennetlerdedir demiştir. Gerçek cennet, Zatın cennetitir ve orada Onun huzuru vardır. Onun huzuru ve yakınlığının olduğu yerde kim kafasını çevirip başka bir şeye bakar ki. Kuranı bu şekilde anlamak gerektiğine dair delilimiz Hz. Yusuf kıssasında geçen bir olaydır. Hz Yusuf sultanın su kabını, kardeşi Bünyaminin çuvalına koyar. Sonbra onu hırsızlıktan suçlu bulur. Bunu kardeşini kendi yanında alıkoyabilmek için yapar. Ayetin sonunda der ki: İşte biz Yûsuf’a böyle bir plan öğrettik. Yoksa kralın kanunlarına göre kardeşini alıkoyamazdı. Ancak Allah’ın dilemesi başka. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. Yani inanan bir insanın kendini tanıması, bulması ve kamil imana ulaşabilmesi için Allah en yüksek ilmiyle bizi sorumlu tuttuğunu, ödül ve ceza vereceğini vb. ifade ediyor. İşin hakikatinin ne olduğunu ise ancak kendisi bilir. Biz bu arada bu delili düşünerek bulmadık. Allaha dua ettik, o da bizim kapasitemize göre bu meseli bize işaret etti. Ama her ilim sahibinin üstünde bir ilim sahibi vardır. Bir müslümanın yapacağı en büyük yanlış Kuran benim anladığım manadan ibarettir demektir. Kuranın her bir harfi ve kelimesinin binlerce manası, işareti vardır, hepsi kendi seviyesinde doğrudur. Bizim açımızdan önemli olan şu, cüzi irademiz var. Evet her şey oldu, bitti ve yazılı ama biz, yazılanın ne olduğunu bilmiyoruz. Ayrıca yazılanın da değişebilen kısmı var. Eğer levhi mahfuzu görsek ve orada inançsız yazıldığımızı öğrensek, sonra da inançsız bir hayat yaşasak, Allah'a beni sen imansız yazdın, ben de öyle oldum diyebiliriz. Ama bilmiyoruz, ne yazdığını. İşte cüzi iradenin sorumluluğu burada devreye giriyor. Elimizden geldiğince doğruyu bulmaya, kalbimizin, vicdanımızın ve fıtratımızın sesini dinlemeye çalışacağız. Nefsimizi ve benliğimizin bulanıklığından kurtulabildiğimiz kadar kurtulup, aklımızla, vicdanımızla, tercihte bulunacağız. Sonra da yine bunların ışığında iyi bir insan olmaya çalışacağız. İyileri seveceğiz, onlara bakıp, onlara benzemeye çalışacağız. Ondan sonra Allah bize kaldıramayacağımız yük yüklemez. Bilmiyorum. Bu konu akla ait bir konu değildir. Zevkle ve ilhamla yaşanan hallerde tecrübe edilir. Ama o da kesin değildir. Şeyhül Ekber İbni Arabi hazretleri şöyle demiş: "Bu âleme isterseniz Hak deyiniz, isterseniz mahlûk deyiniz. İsterseniz, bir bakımdan Hak deyiniz ve başka bir bakımdan, mahlûk deyiniz. İsterseniz, ikisi arasını ayıramıyarak şaşkına döndüğünüzü söyleyiniz!"
  9. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Sana teist Tanrıdan bahsedeceğim. Yoktan var etme bir çeviri Yoktan bir şey var olmaz. Vardan var olur. Ezeli ve ebedi var olandan. Hatta var da olmaz. Varmış gibi olur. Evrenin toplam enerjisinin sıfır olduğu söyleniyor. Maddenin en alt parçalarına inince de sıfıra ulaşıyorsun. Nokta vari parçacıklar. Nokta ne? tanımı yok. Sıfırdan başlayan, sıfır olan, sıfırlanacak olan, gölgelerden ibaret bir evrende yaşıyoruz. Gördüğümüz rüya vari bir şey.
  10. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Ben, size Kitabi bir Tanrı anlatmayacağım. O yüzden gördüğümüzden ve bildiğimizden yola çıkarak ezeli olanın ve ondan meydana gelen şeylerin özelliklerini anlamaya çalışacağım. Ona şimdilik O diyeceğim. Evet O öldürür ve O zarar da verir. Ama sadece bunu söylemek eksik ve tek taraflı olur. O aynı zamanda yaşatır ve fayda da verir. Peki hangisi ekseriyettedir? Tabi ki hayat vermesi ve fayda vermesi. Delili çok basittir. Şimdilik öncesi ve sonrasını hesaba katmadan 70 yıllık ortalama bir ömrü düşünelim. O 70 yılın her bir anı hayat verir ama sadece son anında ölüm verir. Fayda zarar konusunda da istatistiki olarak böyledir. Değilse, zarar faydadan fazla olsa, ahirete inanmayanların yarısından fazlasının intihar etmesine şahit olurduk. Ayrıca Onun adaleti insanın vicdanı ise, zarar verdiğinde bile ardından pişman olur, zararı oranınca cezaya razı olur, zarar görenin zararını telafi etmeye, zararın izlerini silmeye çalışır. Ancak burada bir sorun ortaya çıkar, sadece bildiklerimiz ve gördüklerimiz içerisinde mükemmel adaletin bu dünyada tecellisi mevcut değil. Bazı suçlular cezasız kalır, bazıları gereğinden fazla ceza görür, zarar görende onarılamayan yaralar açılır vb. Olan bu olduğu halde insanda bunları kabul edemeyen, mükemmel bir adalet bekleyen bir vicdan var. Bu da işte öte dünyanın mümkün, makul, hatta gerekli olduğunun bizdeki delilidir.
  11. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Ben de onu söylüyorum baştan beri. Hayatı, bilgiyi, iradeyi, güzelliği inkar etmeden yani kısaca insanı ve kendini inkar etmeden, Tanrıyı inkar edemezsin. Gel, sen kendini inkar etme. Her şey göreceli, ona bir itirazım yok ama sonuçta kendimizin gerçekliğini inkar etmeyeceksek bilme ve anlama araçlarımızı da kendimizi merkeze koyarak kullanacağız. İlla her şeyin merkezi insandır demiyorum. Bizim görebildiğimiz kadarıyla kainatta mutlak bilgi yoktur. Öyle diye de dükkanı kapatmıyoruz ama. Kendi anlayışımız oranında kendimizi ve kendi dışımızdakileri anlamaya çalışıyoruz. Mesele var olan her şeyi kapsayacak, her şeye yol açabilecek, her şeyi ortaya çıkarabilecek bir şeyin tanımlanması. Buna taş da dahil, hayvan da, insan da. Ama biz taş olmanın ne demek olduğunu bilemeyeceğimiz için insan olmak üzerinden konuşuyoruz. Bağımsız görmüyorum ki. Eğer madde ezelden, bilicidir, hayat sahibidir, kudret sahibidir, irade sahibidir diyorsan seninle anlaşıyoruz işte. Tanrıya inanıyorsun, sadece ismine madde diyorsun. Bir de sıfatlarında ihtilafa düşüyorsun. Yani Müslümanla Hristiyanın ihtilafı gibi bir şey bu. Bir kere sütlü kasenin pozisyonuyla senin pozisyonun oldukça farklı. Hemen sahiplenme. O sana göre daha skeptik, daha agnostik. Sen ise gayet pozitivistsin. Benimle olan ihtilafın onunla olan ihtilafından daha az değil yani. Bu başlıkta yazdıklarına itiraz edecek pek bir şey görmüyorum. Yalnız ben boşluklara falan sığınmıyorum. Bilemiyoruz öyleyse Tanrıdır demedim hiç. Sadece durum tespiti yapıyorum. Burada benim de bakışım benzer. Varlık tek, benlik tek. Ama O rahmetiyle vasıfları ve sıfatlarının her birine ve bunların farklı kompozisyonlarına alemlerde geçici bir süre için müstakil bir varlık ve benlik hissi veriyor. Yani bir olmayı, eşi ve benzeri olmamayı bizlere de yaşatıyor. Kimisi kudreti, kimisi görmeyi, kimisi işitmeyi, kimisi bilmeyi iyi yapıyor. Kompozisyon farklı sadece. Mesele şu bu tek, ezeli ve ebedi olan şey benlik, bilinç, kudret, ilim vb. sahibi mi değil mi? O bunlara sahip olmasa ondan doğan nasıl sahip olacak ki. Yani bir sürü maddeyi bir araya toplasan hareket edebilen ya da hareket ettirebilen bir motora dönüşür mü? Görüntüye ya da sese tepki veren bir robota dönüşür mü? Hayat, sahibi, ilim sahibi, irade sahibi vb. bir insan dönüşür mü? Şartlar sağlanırsa evet olur diyorsanız, maddenin buna dönüşmeden önce de hareket edebilen, görebilen, işitebilen bir vasıfta olduğunu da kabul etmelisiniz. İsim önemli değil. Yani ezelden ebede sadece madde varsa, bu vasıflara sahip olmalıdır ki, biz de bu vasıflara sahip olmuşuz. Yoksa bu vasıflar sonradan maddede ortaya çıkmış olamaz. Olursa bu sefer Tek tanrımız madde olmaktan çıkar, Madde ve Değişim şeklinde iki Tanrılı bir inanca düşmüş oluruz. Yani sadece madde var demeye çalışırken, buna zamanı ve değişimi de eklersek kendi ayağımıza kurşun sıkmış oluruz. Bunları yazdıktan sonra kendi görüşümü ve inancımı yazacağım ama bunu sadece not düşmek için yazıyorum. Yani yine boşluklara sığınıp, kendi inancını yazıyor demeyin. Her şey bir anda oldu ve bitti. Geriye olup biten şeyin yaşanması ve yavaş yavaş açığa çıkması kaldı. Son, aslında başlangıçta saklı ama hikmet gereği bize açılması zamanla oluyor. Evren sona erdiğinde onun başlangıcını da seyredebiliyor olacağız. İşte o zaman başlangıçla son birleşmiş olacak. Big bangin ilk saniyesi bittiğinde evren sona erdiğinde var olan her şeyi mümkün ve mecbur kılan her şey olup bitmişti. Ol dedi ve Oldu. Gerisi lafı güzaf.
  12. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    İyi de bütün canlı organizmaların kendini bilmesi, diğer şeylerden farklı olduğunu bilmesi ve görmesi sabittir ve hakikattir. Herkes mi yanıldı. Şahsiyet ve benlik insan özgü şeyler değildir. Her canlı kendi için faydalı olana koşar, zararlı olandan kaçar. Kendisiyle kendi dışı arasını tefrik edebildiği için bunu yapar. Hepsi bir tür benlik ve şahsiyet sahibidir. Diğer yandan işin ilginç tarafı şudur ki, her şey atomlardan oluşur ama atomları yöneten kurallarla büyük ölçekte evreni yöneten kurallar farklı ve birbiriyle telif edilemiyor. Kuantumla genel göreliliği birleştiremiyoruz. Atom altı fizikle atom üstü fiziğimiz farklı. Diğer yandan hepimiz hücreler ve genlerden oluşuruz. Hücre de kendi için faydalı olanı seçer ve sever. Ama biz bütün hücrelerin tek tek kendisi için faydalı olanı sevmesinden öte, bir bütünlük arz ediyor ve onların üstünde bir bilinç olarak kendimizi biliyor, seviyor ve kendimiz için faydalı olanı seçiyor ya da seçmiyoruz. Sadece onlar olsa, biz bir yanılgı olsak, neden zararlı olanı seçebilelim.
  13. Yeni Üye

    Tanrı ve Varlığı

    Herkese selam. Sadece bildiklerimizden ve gördüklerimizden yola çıkarak Tanrıdan bahsetmek ve kendimce bir tür ispat yapmak istiyorum. Öncelikle yola kendimizle ve kendi varlığımızla çıkıyoruz. Çünkü bu, insanın gerçek manada bilebileceği tek şeydir. Kendimiz ve kendi varlığımız gerçektir. "Ben" derken hissettiğimiz şey ,bu tartışma düzeyinde, bir gerçektir yani. Ben derken bir gerçeği hissettiğimiz ve bildiğimiz kadar kendi dışımızdaki şeylerden de farklı olduğumuzu da biliriz. Kendimizi bir bütün olarak algılarız, gördüğümüz taşı da, kediyi de, gezegeni de, yıldızı da vb. Canlı ya da cansız her şeye bir şahsiyet, bir bütünlük atfederiz. Her şey kendi olduğu gibi aynı zamanda başka bir bütünün(şeyin) parçası da olabilir. Zihnimizde bir bütünlük kavramı ya da şahsiyet kavramı her halükarda vardır. Mantıkta özdeşlik ve çelişmezlik olarak ifade edilen temel ilkeler yani. Her şey kendinin aynı, kendi olmayanın gayrıdır. Zat ya da şahsiyet denilen şeyin varlığını ve gerçekliğini de aslında kendimizden biliriz. Şimdi varlığımız gerçek ve şahsiyet oluşumuz sabitse, şuradan devam ediyoruz. Yok var olamaz, var da yok olmaz. Yani biz varsak ezelden beri var olan ve ebediyen var olacak olan en az bir şey var olmalı ki, biz de var olabiliyoruz. O şey ister Tanrı olsun, ister Madde ya da Enerji, ezeli ve ebedi olmalıdır. Yani, bir şey var, ezeli ve ebedi. Ezeli ve ebedi olan bir şeyin sıfatları ya da özellikleri de ezeli ve ebedi olmalıdır. Çünkü o şey var ve onun dışında bir şey yok. Ona bir şeyin sonradan eklenmesi mümkün değil, çünkü olmayan bir şey yoktur ve var olamaz. O şey varlığına şahit olduğumuz her şeye yol açmış, her şeyi var etmiş bir şey. Peki nelere şahitiz? Sadece kendimizden yola çıkarak şu özelliklere sahip olduğumuzu görebiliriz. Hayat, İlim, İrade, Kudret, Konuşmak ve Yaratmak. Yani o şey bütün bunlara ezelden sahibi olmalı ki, biz bunlara sahip olabilelim. Sonuçta var olmayan hiç var olamaz. Bu şeyin kendisi ezeli ve ebedi olduğu gibi özellikleri de öyle olmalı. Burada önümüze iki yol çıkıyor. Sizin yolunuz, o Şey maddedir demek yolu. Ya da o şey enerjidir demek yolu. Bu mantıksız, çünkü bir kere madde ve onun içindeki atom ve onu oluşturan protonlar ve nötronlar bugünkü bilimsel kabulde daha küçük temel parçacıklardan oluşuyor ve sonradan oluşmuş şeyler. Aslına bakarsanız, kütle de sonradan oluşmuş, hacim de. mekan da. Enerji de müstakil olarak bulunabilen bir şey değil. Bir şeye bağlı olarak var olan bir şey. Soyut bir enerji yok yani. Enerji bir sonuç. O şeye madde ya da enerji deseniz bile maddenin ezelden hayat sahibi, ilim sahibi, irade sahibi olduğunu kabul etmeniz gerekir. Eğer ezeli ve ebedi bir şey var, O şey hayat, ilim, irade, kudret vb. sahibi diyorsanız, sizinle ihtilafımız sözde bir ihtilaf. Aslında aynı şeyden bahsediyoruz. Ama o şeye ait hayat, ilim, irade vb. sıfatları ısrarla inkar ediyor, sadece kütlesi ve hacmi var diyorsanız, ben de size "madem sadece kütlesi ve hacmi olan bir madde var, siz de taş kafasınız derim." Çünkü kendi varlığınızı taşların varlığıyla aynı görmekte ısrar etmiş olursunuz. Hayvanların bile kabul etmeyeceği bir seviyeye kendinizi layık görmüş olursunuz.
  14. Yeni Üye

    ATEİST SORASA BÖYLE GÜZEL SORU SORAR.

    Emeğinize ve bilginize saygı duyuyorum. Haklı olduğunuz bir çok nokta var. Katılmadığım noktalar da var. Hristiyan dünyasında Bilim- din ilişkisinin ya da dindar- dinsiz karşıtlığının tarihsel gelişiminde ve olmuş olanda hayır vardır. Hiç kimsenin, hiç bir şeyin, hiç bir olayın varlığı ve öyle olmuş olması hikmetten ve ibretten uzak değil. O yüzden olanı anlamaya çalışırım. Tartışmayı da daha fazla uzatmak niyetinde değilim. Zannedersem iki taraf ta kendini ifade edebildi.
  15. Yeni Üye

    ATEİST SORASA BÖYLE GÜZEL SORU SORAR.

    Kardeş, ben kimsenin sonunu ne olacağını ya da Allah katındaki durumunu bilemem. Benim açımdan durum basit. Dünyada var olmama, önceme, sonrama dair bir açıklama sağlayıp, şahsi olarak beni yükselmeye ve kemale teşvik eden, diğer insanlara karşı da adalet ve iyilikle davranmamı bildiren ve ilahi kaynaklı olduğuna inandığım bir mesajainanıyorum. Dünyada milyarlarca insan da sizin o insan uydurması, bedevi vb. tabirlerle beğenmediğiniz kişilerin(isa, musa, muhammed a.s) ilahi bir mesaja aracılık ettiğine inanıyor. Madem uydurmalarla farklı renklerden, farklı milletlerden, farklı coğrafyalardan kişilerin kalbine girmek ve davranışlarına şekil vermek mümkün, hadi orta çağda ve öncesinde yaşamış bu kişilerin şimdiye kadar ve hala günden güne yaptıklarını sizden birisi de yapsın ve başarsın. Bu kişilerdeki cezbeyi, manevi çekimi ve ilahi yardımı da görmüyorsunuz. Gerçi itiraz etmiyorum, göstermeyenin vardır bir bildiği. Bak şu ateist matematik profesörü de zamanı gelince görmüş. http://www.namazzamani.net/turkce/profesorun_ilk_namazi.htm Ben, herkesin mutlu olmasını isterim. İnançsız halinden memnunsa ve öyle mutluysa, öyle kalsın. Ama benim kastım bugün mutluyum, yarın mutsuz ve şikayetçi şeklinde bir hal değildi. Sürekli huzur, sürekli rıza, sürekli tatmin hali kastım. Ben öyleyim diyene itirazım olmaz. Çünkü bana göre vicdan içimizdeki ilahi sestir. O tatminse ve rahatsa kendi yolumuzdayız demektir. Sonu ne olursa olsun, kendi yolumuzu yürümek bizim için hayırlı olacaktır inşallah.
×