Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    281
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

1.660 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    İslam öncesi islamın varlığına dair kanıt arıyorum.

    Kuranda geçen peygamberlerin akraba olmasından elbette bir şeyler anlıyoruz. Şüphesiz Allah, Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini (soyunu) ve İmran ailesini (soyunu) birbirinden gelmiş birer nesil olarak seçip âlemlere üstün kıldı. Allah, her şeyi hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. Tanrının yöntemi insanlar içinden insanları seçmek, toplumlar içinden toplumları seçmek ve seçilmiş bu kişiler ya da zümrelere diğerlerine mesajını ulaştırmak ya da örnek olmak sorumluluğunu yüklemek. Bu sorumluluğu yerine getirirlerse tebrik etmek ve nimetini sürdürmek, getirmezlerse yeni birilerini seçmek. Bu yöntem sadece bu konuda geçerli değil ki her konuda geçerli. Herkeste ve her millette tecelli eden hususiyet ve karakter farklı. Kimisi cömert, kimisi çalışkan, kimisi disiplinli, kimisi yiğit vb. Sanat olsun, bilim olsun, felsefe olsun hep insanlar içinden çıkan kişiler ya da zümreler aracılığıyla sıçramış, ilerlemiş falan. Bunda şaşacak bir şey yok. Sence bugün dünyada şu iki sorun mevcut mu ki Tanrı peygamber göndersin? - Tanrının birliği ve ölümden sonra bu dünyadaki iyilik ve kötülüklerimize göre bir hayat yaşayacağımız mesajı orjinal bir şekilde mevcut değil. - İnsanlığın selamete erişmesi için hangi ahlaki ilkelere uyacağı belli değil. Bilakis bu ikisiyle alakalı da bir eksiklik ya da sorun yok. Mesele insanların neye talip olduğuyla alakalı. Bunlara talip olan Allahın izniyle bunları arar bulur ve erişir. Ama mesele bunlara talip olan insanların azlığı. Şeytan inananları bile o kadar aldatmış ki kimse gözünü bir adım öteye ya da gerçek kimliğini keşfetmeye dikmiyor. Varsa yoksa benlik, bencillik, dünyayı biriktirmek, insanlara tahakküm etmek, yemek, içmek zevklenmek. O zaman eksiğimiz peygamber değil, insan.
  2. Yeni Üye

    İslam öncesi islamın varlığına dair kanıt arıyorum.

    Christmas ya da yılbaşının İsa peygamberle ne kadar alakası varsa budizmin de budayla o kadar alakası vardır. Nasıl İbrahimi ya da İsa yı en doğru bir müslüman anlayabilir ise Budayı da en doğru bir müslüman anlayabilir çünkü Buda büyük ihtimalle Kur'anda ismi Zülkifl olarak geçen peygamber ya da hikmet sahibi kişiydi. Buna dair iddialar ve deliller mantıklı ve makul. eski budist sonra hristiyan sonra müslüman olan şu çinli de ben budayı müslüman olduktan sonra budist olduğum zamandan daha iyi anladım diyor. tabi ingilizce söylüyor.
  3. Yeni Üye

    İslam öncesi islamın varlığına dair kanıt arıyorum.

    Tabii ki var. Yahudilerde de hristiyanlarda da namaz var. diğer ibadetler de mevcut. Bulamazsan ben bulur paylaşırım.
  4. Yeni Üye

    İslam öncesi islamın varlığına dair kanıt arıyorum.

    Eski kitaplarda peygamberimiz Hz. Muhammede (a.s.m) işaretler var mıdır? Kur'an'ın dışındaki mukaddes kitaplara, zamanla insan elinin karıştığı halde Peygamber Efendimizin (asm.) bu mukaddes kitapların değişik nüshalarında yer alan isim ve sıfatlarında, büyük bir benzerlik mevcuttur. Kur'an-ı Kerim, Cenab-ı Hakk'ın zaman zaman tebliğciler veya peygamberler gönderdiğini ve onlara vahiy suretiyle kanunlar, emirler veya kitaplar indirdiğini bildirir. Kur'an, bu ifadeye bağlı olarak Hz. İbrahim (as)' in sahifelerinden, Hz. Musa (as)'a gönderilen Tevrat'tan, Hz. Davut (as)'a indirilen Zebur'dan ve nihayet Hz. İsa (as)a gönderilen İncil'den bahseder. Kur'an'da beyan edilen “zuhurul-evvelin”, yani “eskilerin kitapları” şeklindeki ifade ise, Zerdüştler veya Brahmanların bazı kitaplarına (kesin olmasa bile) işaret eder denilebilir. Eski İran mukaddes metinlerindeki işaretler: İran dini, Hindu dininden sonra dünyanın en eski diniydi. Mukaddes yazıları, desatir ve zend-avesta adını taşıyan iki kaynakta toplanıyordu. Bunlardan Desatir numara 14'de, İslam dinine ait bazı prensipler dile getiriliyor ve Efendimizin (asm.) geleceğine dair şu ifadeler yer alıyordu: Yukarıdaki satırlardan açıkça anlaşıldığı gibi, asırlar sonra doğacak İslam güneşi ve onun yüce Peygamberi (asv), son derece net bir şekilde tarif edilmiştir. Ve bu Peygamberin ( a.s.m), “ziyadesiyle övülmüş”, “Ahmet” ve “alemlere rahmet” unvanlarıyla, putları kaldıracak birinin olduğu yazılıdır. Bu kitabın hâlen mevcut olan kısımlarından Yasht 13 ün 129. bölümünde, aynı hakikatler bir daha dile getirilir ve putları kıracak olan zattan, “herkese ve âlemlere rahmet” ismiyle bahsedilir. Bilindiği gibi efendimizin bir ismi de, rahmeten-lil-alemin (alemlere rahmet olan) şeklindedir. Hind mukaddes metinlerindeki işaretler: Paru 8, Khand 8, Adhya 8 ve Shalok 5-8 gibi hind mukaddes metinlerinde, Efendimizden (a.s.m) şöyle bahsedilmektedir: Yukarıdaki ifadede Efendimizin (asm.) has isminin aynen belirtilmiş olması, son derece dikkat çekicidir. Aynı satırlarda geçen “beşeriyetin iftiharı” kelimeleri ise, Peygamberimiz (asv)'in "fahr-i âlem" şeklindeki ismiyle aynı manadadır. Buda (gautama buddha) kendisinin ölümünden sonra dünyayı şereflendirecek olan bir yüce kişiden bahseder. Palice lisanında adı “matteya”, sanskritçede “maitreya”, burmacada ise “armidia” olarak geçen bu kişi müşfik ve iyi kalpli olup, insanları doğru yola çağıracaktır. Budanın çok önceden vermiş olduğu bu haberde geçen isimlerin manası da, ”rahmet” demektir. Bilindiği gibi peygamberimiz için, Kur'an'da Enbiya Suresi'nin 107. Ayetinde, “Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.” buyurulmaktadır. Bu yazmalardan birinde, şu ifade geçer: Pali ve sanskrit yazılı metinlerinde, ileride gelecek olan o yüce kişinin isimleri Maho, Maha ve Metta olarak geçer. Bu isimlerden ilk ikisi, “yüce aydınlatıcı” sonuncusu ise “inayetli” manasına gelir ki, bunlardan her ikisi de peygamberimizin sıfatlarıdır. Zaten dikkat edilecek olursa, başka kutsi metinlerde geçen Efendimiz (asv)'in has ismini gösteren Mohamet veya Mahamet adının, Maha ve Moha kelimelerinden teşekkül ettiği açıkça görülecektir. Araştırmamızı, şimdi de Tevrat, İncil ve Zebur üzerinde sürdürelim. Bu konuda yapılan en detaylı inceleme Hüseyin-i Cisri'ye aittir. Hicri 1261-1327 yılları arasında yaşayan ve anne ile babası ehlibeyit'ten olan bu Suriye'li alim, söz konusu mukaddes kitaplardan Efendimizl'e (s.a.v.) alakalı 114 işaret çıkartmış ve bunları Türkçe'ye de çevrilen Risale-i Hamidiyye'sinde neşretmiştir. Eski mukaddes metinler arasında en çok tahrif edilmiş olma özelliğini taşıyan Tevrat'ta bile, Peygamberimize (asm.) ait şu işaretler vardır: Burada peygamber İşaya tarafından bildirilen iki biniciden merkep üzerinde olanı Hz. İsa dır (a.s.). Çünkü İsa peygamber, Kudüs'e bir merkep üzerinde girmiştir. Deve üzerinde olan kişiyle de, Peygamber Efendimize (s.a.v.) İşaret edildiği açıktır. Efendimiz (asv) Medine'ye girişte devesinin üstündeydi. Yeri gelmişken şunu da belirtelim ki, İncil tercümelerinde faraklit veya paraklit (perikletos) kelimeleri aynen muhafaza edilirken, yakın zamanlarda basılmış olan İncil tercümelerinde bu kelime değiştirilerek Arapça tercümelerinde “muazzi”, Türkçe tercümelerinde ise “teselli edici” şeklinde verilmiştir. Hazreti Şuayb (asv)'ın suhufunda, Efendimiz (asv)'in ismi Müşeffeh şeklinde geçer ki, kelime olarak tam karşılığı “Muhammed”dir. Tevrat'ta geçen Münhemenna isminin karşılığı da, yine Muhammed'dir. (Bilindiği gibi Muhammed kelimesinin lügat karşılığı da, “tekrar tekrar methedilmiş” şeklindedir.) Bunların dışında, Efendimizin (s.a.v.) İsmi, Tevrat'ta çoklukla “Ahyed”, İncil'de ise, ”Ahmet” olarak geçmektedir. Konumuzu, bir hadis-i şerifle noktalıyoruz. Bilgi için bk. Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed (Zerdüşt, Hindu, Budist), A. H. Vidyarthi; Çeviren: Kemal Karataş, İnsan Yayınları; İstanbul, 1997.
  5. Yeni Üye

    İslam öncesi islamın varlığına dair kanıt arıyorum.

    "Mesih şöyle dedi: Artık ben sizinle çok söyleşmem. Çünkü bu alemin reisi geliyor.Bende asla onun nesnesi yoktur..." Yuhanna İncili bab:14 ayet 30 "Eğer beni seviyorsaniz emirlerimi tutarsınız. Ben Rabbe yalvaracağım ve o size başka bir tesellici, hakikat ruhunu verecektir; ta ki daima sizinle beraber olsun..." Yuhanna bab:14 ayet:15-16: "Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır. Çünkü ben gitmezsem Faraklit size gelmez..." yuhanna bab:16 ayet:7: "Faraklit geldiğinde benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz..." yuhanna bab:15 ayet:26-27 "Faraklit geldiğinde cümle alemin hatalarını kınar" (Yuhanna Bab 16, Ayet 😎 ""Bununla beraber ben size hakikati söylüyorum; benim gitmem sizin için hayırlıdır, çünkü, gitmezsem, Tesellici size gelmez; fakat gidersem, onu size gönderirim. Ve o geldiği zaman, günah için, salâh için, ve hüküm için dünyayı ilzam edecektir. Günah için; çünkü bana iman etmezler. Salah için; çünkü Babama gidiyorum, ve artık beni göremezsiniz. Ve hüküm için; çünkü bu dünyanın reisinde hükmedilmiştir. Size söyleyecek daha çok şeylerim var; fakat şimdi dayanamazsınız. Fakat o, hakikat Ruhu, gelince, size her hakikate yol gösterecek; zira kendiliğinden söylemeyecektir; fakat her ne işitirse söyleyecek; ve gelecek şeyleri size bildirecektir."(Yuhanna, 16/7-13 ) Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz.(O’nun söyledikleri), sadece O’na vahyolunan vahiydir.(NECM 3-4) "Bir vakit Meryem oğlu İsâ şöyle dedi: 'Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın Resulüyüm, önümdeki Tevratın doğrulayıcısı ve benden sonra gelecek bir Resulün müjdecisi olarak geldim ki onun ismi Ahmed'dir'. Sonra o onlara açık delillerle gelince 'Bu apaçık bir sihir.' dediler."(Saff, 61/6)
  6. Yeni Üye

    İslam öncesi islamın varlığına dair kanıt arıyorum.

    Dünyada Tanrı'nın birliğine ve ölümden sonraki hayata inanan insan sayısı bunun için yeterince güçlü bir delil değil mi? Ahlaksızlık ve zulümleri dolayısıyla helak olmuş topluluklar, milletler ya da kavimler? İnsanların hürmet ettiği, mübarek bildiği, örnek aldığı, adı Musa olsun, İsa olsun, Muhammed (selam onlara olsun) olsun, Buda olsun bu kadar elçi, aziz, evliyadan da mı haberdar değilsiniz. Daha ne delili istiyorsunuz. İslam Tanrının birliğine ve ahiret gününe inanmanın son ve en güncel tebliğinden başka bir şey değil ki. "Kur'an, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içinde olan bir kavmi uyarman için mutlak güç sahibi, çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir. "
  7. Yeni Üye

    Yaratılış Masalı

    Eyvallah. "ve fevka kulli zî ilmin alîm" Her bilenin üstünde bir bilgi seviyesi ve bilen vardır.
  8. Yeni Üye

    Yaratılış Masalı

    Siz de boşu boşuna "Şeytan haklı. Aferin lan sana şeytan" havalarına girmeyin. İnanmadığınızı iddia etseniz de ademoğlu olmaktan başka tercihiniz yok. Günün sonunda şeytanın değil, atanız Ademin tıynetini ve özelliklerini taşıyorsunuz. Şeytana ne kadar özenirseniz özenin şeytan olmazsınız. Neydi Ademin özelliği? Koskaca yedi gökte ve uçsuz bucaksız cennetlerde, her şeyi yap ama şunu yapma denen şeyi gidip yapmaktı. Sonra da başına iş açtığını fark edince pişman olmak, kendi nefsini kötülemek ve hatasını itiraf etmek, af dilemekti. İşte belki de meleklerin bilmeyip, Allah'ın bildiği de bu huyunuz ve özelliğinizdi ve belki de sizi bunu için halifesi yaptı.
  9. Yeni Üye

    Yaratılış Masalı

    Burada benim de dikkatimi çeken bir kaç husus var. Belki bu söyleyeceklerim külli irade, cüz-i irade karşıtlığı ve ikisinin nasıl olup beraber var olabileceğine yönelik bir çelişkiyi de anlamaya yardımcı olabilir. Her şeyden münezzeh olan Allah'ın mülkünde kendisini temsilen bir halife yaratacağını olaydaki bütün aktörler biliyor. Bu halifenin bir yüzü yaratılmışlara bakıyor, bir yüzü yaratana bakıyor. Maddesiyle yaratılmışlardan, ruhuyla Yaratandan. Herkes bu şerefin ve devletin kendisine verileceğini ümit ediyor. Hele şeytan, yerde ve gökte secde etmediği bir karış yer kalmamış mübarek bir zat olarak bu işe en çok kendini layık görüyor. Ama O(c.c) hikmetiyle bu iş için insanı seçiyor. Böylece insanı şeytana bir ayna ve bir imtihan yapıyor. Şeytan insan aynasında kendini görüyor. Yani bütün o ibadetlerinin, kulluğunun ve hizmetinin ona hiç bir şey kazandırmadığı, başka bir mahluka verileni kıskanmaktan ve kendini üstün görmekten onu alıkoyamadığı ortaya çıkıyor. Burada şeytan olmaya en yakın kişilerin kendisini en imanlı, en zahit gören kişiler olduğu da anlaşılıyor. Bunlar işin bilinen kısımları ama aklıma gelen asıl konu şuydu. Şeytan nasıl oldu da, Tanrının emrine karşı gelebildi? Nasıl oldu da her şeyin sahibi ve yöneticisi olan Tanrı'nın iradesine rağmen kendi iradesini öne sürebildi? Bu resme nereden baktığımızla alakalı bir konu. Resme bizim seviyemizden bakarsak, şeytan bir tercihte bulundu ve Tanrıya karşı geldi. Bunda da inat etti. Resme yukarıdan bakınca ise başka bir şey görüyoruz. Tanrının muradı ve sözü elbette havada kalmadı. Neydi Tanrı'nın muradı? Bu halifeye bütün meleklerin ve cinlerin secde(hizmet) etmesiydi. Peki şeytan isyan ederek, kıskançlık göstererek ve kibirlenerek bu iradenin dışına mı çıkmış oldu? Tabii ki Hayır. Şeytan insana hizmetini onun düşmanı olarak yapmayı seçmiş oldu. Ama secdesi(himzeti) yine insanadır. İnsanın kemal bulabilmesi için çalışmaktadır ve hizmet etmektedir. Şeytan olmasa insan kendi hakikatine erişemez. Kendi makamına ve rütbesine yetişemez. Benliğimiz de böyledir. Önce kötülüğü emreden ve kötülüğümüze çalışan içerden bir düşmanken, onu terbiye edip iplerini elimize alabildiğimizde bizi göklerin melekutuna taşıyan bir Burak haline geliverir.
  10. Yeni Üye

    Ayık Yaşamak

    Maşallah. Benim de kanaatim, inşallah, siz bu mücadeleyi başarabilirsiniz. Acizane terapist değilim. Fizyolojik bir bağımlılığım da olmadı ama bu konuda bazı örnekler gördüm. Kendi hayatımdaki kötü alışkanlıklarımla da aramı az çok açabilmiş birisi olarak bazı düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Kabul edip etmemek size kalmış. Burada kritik iki unsur var. Birincisi kötünün kötülüğünün farkında olmak ve ondan nefret etmek. Ondan kurtulmayı ve uzak kalmayı teoride bile olsa istemek. Siz bu unsura sahipsiniz, elhamdülillah. Bir hata yapıp tevbe eden, pişman olan, sonra o hataya tekrar düşüp tekrar pişman olan vb. döngüde devam eden insan bir süre sonra bu döngünün kendisi ve gerçek varlığı için tahrip edici ve zararlı olduğunu gerçekten ve bütün varlığıyla kabul eder. Nefsini kötüler, kendine kızar, iki yüzlülüğünü itiraf eder. Samimiyeti arar ve o hatayı işlemediği zamanlardaki kalp huzurunu ve mutluluğunu bütün benliğiyle sever. Yani çelişkilerinin farkına vararak ve kötü yanlarını sürekli itham ederek nefsini zayıflatır, mazeretlerini çürütür. İkinci kritik unsur ise iyi taraflarımızı ve maneviyatımızı geliştirmektir. Bunun için de her gün iyilik yapmak(birisine tebessüm edip güzel bir söz söylemek bile bir iyiliktir) önemli. Bir de her gün kısa süreli de olsa, zikir ya da namaz ya da Tanrıya yönelip dua ettiğimiz bir ritüeli hayatımıza sokabilmek. Bunlar da yavaş yavaş bizim maneviyatımızı besler ve kuvvetlendirir. Kötülüğe koşan tarafımızı zayıflatarak, iyiliğin kaynağına dua edip zikrederek ve iyiliği isteyen tarafımızı kuvvetlendirerek bir gün gelir hayatımızdan o kötülüğü sürekli çıkarırız, inşallah.
  11. Yeni Üye

    EVREN CANLI MIDIR?

    Haşa ben kimim ki Allah vardır diyeyim. Hem sonra bilim forumunda Tanrıdan bahsetmek günah. Ama bir yerde bir gölge görüyorsan düşünmen gereken ilk şey gölgenin varlığı değil, gölge sahibinin varlığı olur. Evren ya da bizim yaşadığımız gerçeklik bir simülasyonsa kendinin varlığından önce simülatörün varlığını gösterir. Ya da yaşadığımız şey 10-11 ya da 26 boyutlu bir gerçekliğin üç boyuta düşmüş bir yansımasıysa yansımadan daha önce yansıyana işarettir. Rüya kendinin gerçekliğine delil olamaz ama rüyayı görenin varlığına delil olabilir. Benim kızdığım insanların bildiklerini gerçeğin tamamı sanma şımarıklığına düşüp "herşey" üzerine konuşma hakkını kendilerinde görmesi. Onlar bol keseden ahkam kesince ben de tepkisel olarak temellerinin ya da tanımlarının zayıflığını vurgulama ihtiyacı hissediyorum. El insaf, Göğümüzün genişlediğini henüz 1929 yılında keşfettik. Göğümüzün dışında ne var bilemiyoruz. Göğü bırak güneş sisteminin dışına ulaşamıyoruz ama kibre ve inkara gelince kimse eteklerimize yetişemiyor.
  12. Yeni Üye

    Allah’ın oğlu olamaz mı?

    Bir şey yok, ama "Tanrımızı işkenceyle öldürdük" inancını bir dine soksa soksa şeytan sokar. Böylece Tanrıyı oğlunu koruyamayacak bir aciz pozisyonuna düşürür.
  13. Yeni Üye

    Teistlerin tanrı inancı dünyevidir

    Bilakis ben tersine inanıyorum. Allah huriyi ve şarabı kafirlere verecek. Çünkü Allah katında huri ya da şarap kafir de olsa insandan daha değerli ya da kıymetli değildir. Ama kafirlere bir kere dönüp bakmazsa, hitap etmezse ya da kulum demezse onlar huriler ve şarap içinde pişmanlık ateşine yanacaklar. Müminlere ise yakınlığını ve rızasını verecek. Akıllı bir çocuk için en büyük ceza annesinin ya da babasının ona bakmaması ya da onunla muhatap olmamasıdır. Ama çocuk bu akıl ve idrak seviyesine ulaşana kadar annesi ya da babası onu dövmekle de tehdit eder. Çocuk ta akıllanmak yerine sen nasıl beni dövmekle tehdit edersin diye söylenip durursa, akılsızdan öte akılsız olduğunu göstermiş olur.
  14. Yeni Üye

    Teistlerin tanrı inancı dünyevidir

    Neymiş bu mübarek ateistlerin bu dünyadaki varlığımızın yeri ve anlamıyla ilgili ulaştıkları yüksek idrak seviyesi, çok merak ettim. Bomboş bir ekrandan başka ne var ellerinde? Biraz yaşınız genç galiba. Olayı henüz futbol taraftarlığı seviyesinde algılıyorsunuz. Dünya nimetlerine dair elinizde kalmış azıcık zevk ve mutluluğun da elinizden alınmaması için Tanrıyla barışmaya bakın bence. Bu ateist güzellemelerine de gerek yok. Zavallı ateistlerin ilacı olsa başlarına sürerler. Adamlar, şu masmavi ve aydınlık göğün altında, şırıl şırıl akan serin suların içinde, rengarenk çiçekli bahçelerde cehennemi yaşıyorlar ya... Bir çocuk kendisi için neyin doğru ve faydalı olduğu konusunda terbiye edilmez ya da nasihat kabul etmezse kendisi için neyin faydalı neyin zararlı olduğunu ancak çok acı tecrübelerden sonra öğrenir. Nefsimizin en ham haliyle hepimiz öyleyiz. Rehberliği ve nasihatı kabul edip terbiye edilmezsek, kısa süreli ve geçici hazların peşinden koşarak mutlu olacağımızı sanarken kendi ellerimizle kendi cehennemimizi yaratırız. İman edip iyi işler yapmak ve dünyadan nasibini açgözlülükle değil tevazu ve rıza ile almak dünyamızı cehenneme çevirmez, bilakis tersini yaptığımızda, yani dünyanın tek dünya olduğuna inanıp her şeyimizi ondan daha fazla elde etmeye odakladığımızda dünya bize cehennem olur.
  15. Yeni Üye

    EVREN CANLI MIDIR?

    Evren diye bir şey yoktur. O bir tanımdan ve soyutlamadan ibarettir. Neymiş evren, varolan madde ve mekanın bütünü. Her şey gibi bir şey yani. Ne olduğu, sınırlarının nerede başlayıp nerede bitiğini, dışarıda nasıl bir hakikate tekabül ettiğini kimsenin bilmediği muğlak bir ifade. Gelelim canlılığa. Var olan, varlığa çıkan her şey canlıdır. Canlı olmanın bizim açımızdan var olmaktan başka bir kriteri olamaz. Varlıkların bir kısmına canlı bir kısmına cansız diyemeyiz.
×