Jump to content

Yeni Üye

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    462
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

Yeni Üye Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

2.728 profil görüntüleme
  1. Yeni Üye

    UYKU NEDEN VARDIR?

    Seher vakti uyaniyorsun. Bu fıtrata uygun ve güzel bir durum. Doğumundan itibaren neredeyse herkes gecenin son üçte birinde bir şekilde uyanır ama hayat tarzı vb. etkenlerle bunu devam ettiremez, kalkıp uyanık kalamaz vb. O vakit günün en muhteşem, en mübarek vaktidir. Tanrı, o vakitte dünya semasına inermiş. Uyanık kaldığın o sürede fiziken ve ruhen temiz bir şekilde (banyo yapıp ya da abdest alıp, istiğfar ettikten sonra) kıbleye doğru 5- 10 dakika oturur, meditasyon yaparsan yavaş yavaş Tanrının varlığının seni kuşattığını hissetmeye başlarsın. Nefes alırken hangi sesleri çıkardığına odaklan. Nefes alıp vermekle terennüm ettiğin şey tanrının en özel ismidir. YHWH. "Yahve", ya da "YaHu", ya da "EY O" ya da "Oh He" bu seslerin hepsi ağız açıkken göğüsten çıkan seslerdir. Nefes alıp verirken doğal olarak çıkarılan sesler. ilk ikisini nefes alırken diğer ikisini nefes verirken çıkarmaya çalış. Böylece aslında bütün nefes alıp verenlerin Tanrının ismiyle yaşadığını fark etmeye çalış.
  2. Yeni Üye

    Hristiyanların çarmıh konusunda müslamanlara cevabı

    Kur'an bu ayetlerde hakikat bilgisinden bir haber veriyor. Bazı şeyler size öyle görünür ama hakikatte öyle olmaz. Siz öyle zannedersiniz. Size benzetilir. İşin hakikati ise öyle değildir.
  3. Yeni Üye

    Hristiyanların çarmıh konusunda müslamanlara cevabı

    Ben de hristiyanlara şunu sormak isterim. İsa Tanrının oğlu ve Tanrıdır ve Tanrı insanların günahlarının kefareti olarak için biricik oğlunu çarmıhta kurban veriyor diyorsunuz. Madem İsa nın misyonu bütün insanlığı kurtarmak neden çarmıhta Tanrıya "Tanrım Tanrım neden beni terk ettin? " diye nida ediyor. Yoksa kendisi kendinin misyonundan ya da daha sonra Hristiyanlığın temeli olan bu inançtan haberdar değil mi?
  4. Yeni Üye

    Mekanin Sahibi Coronavirus

    Pişkinliğin bu kadarı olur. Hatırlatırım, virüs dinsiz, imansız Çin de başladı. Şimdi de merkezi Avrupa. Senin bilim dediğin şeyin nabzını oluşturan topraklar... Noldu medeniyet ya da bilim Tanrınıza? Medeniyet ya da bilim diye aslında kendinize tapıyorsunuz ama boyanızı dökmeye küçücük bir virüs yetti. Evet kendisine benzemeye çalıştığınız, övmekle bitiremediğiniz küfrün boyası dökülüyor, farkında değil misiniz. Bizim gibi ülkelere de oralardan geliyor bu illet. Hala mı ibret almayacak hala mı Allah ı hatırlamayacaksınız. Batılın kibrini ve onun dünyevi gücüne olan güvenini yerle bir edenin kim olduğunu hala mı itiraf etmeyeceksiniz. Bikakis hedef şaşırtıp tertemiz İslam dinine saldırarak, zulme ortak olacak, yalana devam mı edeceksiniz. Böyle yaparsanız İsrailoğulları na zulmedip türlü musibet ve belalardan sonra da akılllanmayan Firavun dan ne farkınız kalacak?
  5. Yeni Üye

    İslam bu dünyanın kanseridir

    Bir gözlük takmışsın. Her şeyi çok kötü gösteren bir gözlük. Sanki ne varsa senin karşında, ne varsa sana işbirliği yapmış. Evren yanlış, hayat yanlış, anne baba yanlış, toplumsal düzen yanlış vs. Doğru ve haklı olan bir tek sensin. Senin yorumun. Sence de bu durum biraz olağandışı, biraz garip değil mi? Ben de diyorum ki, aslında her şey yerli yerinde her şey olması gerektiği gibi. Ama biz nefsimizin( egomuzun ) penceresinden ve onun gözlüğüyle baktığımız için sadece kendimizi temize çıkarıyoruz. Kendimiz dışında her şeyi yanlış görüyoruz. Yapmamız gereken ise basit. Nefsin her şeyi bozuk ve çarpık gösteren gözlüğünü çıkarıp atmak. Kendimizin de ait olduğu gerçeğe olduğu şekliyle teslim olmak. O zaman gerçeğin bize daha önce görünmeyen ve zannettiğimizin tam zıddı olan güzellikteki yüzü görünecektir. Kısacası hepimiz kendimizi görüyoruz, kendimizi yaşıyoruz. Gördüğümüzü beğenmiyoruz. Çünkü nefsimizin gerçekten beğenilecek bir tarafı yok. Ama ne kadar Tanrı ya benzer, ne kadar ona yaklaşırsak yaşadığımız gerçek de o kadar Tanrı nın gerçeği olur ve o kadar güzelleşir. Biz değişmeden hiç bir şey güzelleşmeyecek.
  6. Yeni Üye

    İslam bu dünyanın kanseridir

    Bu yorumların arka planında asıl yaşamı yücelten bizzat sensin. Dahası sonrasını görmeden yaşamın yaralanmasını ve sona ermesini mutlak bir kötülük olarak nitelendiriyorsun. Bu kıyaslamayı yapacak kadar bilgin ve tecrüben henüz yok. Yaşam sona ermemesi gerekecek kadar yüce mi değil mi? Yüce ise yüceltilmesini eleştirme, Yüce değilse sona ermesinden dolayı bu düzeni ve onu kuranı yargılama. Karşı tarafı tutarsızlıkla suçluyorsun, bari kendin tutarlı ol. Tutarlı olmak için duygularını bir kenara bırakıp doğru yaklaşım şu olabilir. yaşam da var ölüm de var ve bunları var eden açısından (evren açısından) bunlar birbirine eşit. Biri diğerinden daha üstün ya da yüce değil. Dahası insani duyguları ve yargıları evrenin yaptıklarını yargılamak için kullanamayız. Evrene itiraz edemeyiz. Biz onun bir parçasıyız ama o bizi ve bizim ölçülerimizi aşan bir şey. Kızsak ta itiraz etsek te sadece kendimize yapmış oluruz. Tavşan dağa küsse dağın haberi olur mu? Dolayısıyla yaşamın başlaması da , devam etmesi de bitmesi de kötü değil. İyi de değil. Öyle işte. Bunları yapan Tanrı ise en azından yakasına yapısacağın, kendisinden hesap soracağın biri var demektir. Yok, zaten idare edeni olmayan bir evren varsa kimseden hesap ta soramayacaksın.
  7. Yeni Üye

    Ateistlerin de Kabul Edebileceği Bir Tanrı Modeli

    Her şeye kadir olma konusu yanlış anlaşılıyor. Ya da herkes kafasına göre anlıyor. O yüzden hristiyanlar mesela saçma bir şekilde diyor ki Müslümanların Tanrısı insan olarak yer yüzüne inmeye kadir değil. Bizim tanrımız ise buna da kadir. Yani Tanrı her şeye kadirdir sözündeki "şey" iyi anlaşılmalıdır ve tanımlanmalıdır. Değilse kafa karışıklığı ya da çelişki oluyor. Tanrı her şeyi yapabilir demektense her istediğini yapabilir demek daha doğru olur. İstediği şeyi yapma konusunda bir acze düşmez ama neyi isteyeceğini de tanrısallığı içinde belirler.
  8. Yeni Üye

    Tanrının olmadığının net kanıtı!

    Bu kolay olan sorunun, yani Tanrının varlığının aklî bir delili var mı? sorusunun benim açımdan açıklamasıydı. Zor soru ise şu. Peki ben Tanrının varlığını aklen olmamasına göre daha muhtemel gördükten sonra varlığı ile ilgili içimde şüpheye yer kalmayacak şekilde yakin bir bilgiye ya da marifete nasıl ulaşabilirim? Gerçek ve kesin imanı nasıl elde edebilirim? sorusu. Bu sorunun cevabına da sözle değil nasiple, doğru niyetle ve doğru amellerle ulaşabiliriz zaten. Allah hepimize nasip etsin.
  9. Yeni Üye

    Tanrının olmadığının net kanıtı!

    Her zaman samimi olmak daha faydalıdır. Ama acizane biri basit biri daha karmaşık olan iki soru ve iki cevaptan bahsedebilirim. Tanrının varlığının aklî bir delili var mı? Sorusunun bence basit bir cevabı var. Bir şeyin ezeli olması zorunludur. Bu ezeli olana ister Tanrı de, ister madde de, ister enerji de. Bu ezeli olanı tanımlanması ve indirgemeci bakış açısıyla anlaması imkansızdır. Çünkü gerçek oldukça karmaşık ve zıtlıklar barındıran bir halde karşımızdadır. Ama mesela inananlar ezeli olanın bir şahsiyetinin olduğunu ve varlığıyla kaim bazı sıfatları olduğuna (hayat, irade, ilim, görme, işitme, kudret, kelam, yaratma vb.) inanır. Yaratılmışlarda da gördüğümüz bu sıfatlar sonradan olma değildir. Bunlar da ezeli olanda mündemiç, onun ile beraber ezelidir. İnanmayanlar ise ezeli olanın bir şahsiyetinin olmadığını, yukarıda saydığımız canlılık, irade, bilme, işitme, görme, konuşma gibi gördüğümüz şeylerin ezeli olanla beraber ezeli olmadığı sonradan olduğunu söylüyor. Bana ezeli olmayan bir şeyin evrende sonradan ortaya çıkması, görünmesi imkansız geliyor. Muhakkak gördüğümüz ve adını koyduğumuz her şey ezeli olanda potansiyel olarak da olsa var olmalıdır. Zaten ezelden bahsettiğimiz için potansiyel olan muhakkak başka bir evrende ya da alemde de olsa fiiliyatta da vardır. Yani hiç bir şey sonradan ortaya çıkmaz, yoktan var olmaz ise adını koyduğumuz bu sıfatların ya da hallerin de ezeli olmaması imkansız. (Hiç bir şey sonradan olmaz ise biz neyiz derseniz yaratılmışlar olarak biz de yaratanla birlikte, onun bilgisinde ezeliyiz. Sadece bu dünyada görünmemiz ve kaybolmamız üç boyut ve bir zaman içerisinde gerçekleşiyor derim. Kalu bela ya da elest bezmi denilen şey ezelde olmuştur.) Şimdi ezeli olan olmadan her hangi bir şeyin var olması mümkün değilse ezeli olan maddedir, yani kütlesi ve hacmi olandır demek mi daha mantıklı, yoksa ezeli olan sonsuz esmasi ve sıfatları ile Tanrıdır demek mi daha mantıklı?
  10. Yeni Üye

    Tanrının olmadığının net kanıtı!

    Dünya düzdür diyende bilimdi biliyorsun değil mi? Bilim paradigma değiştirdi ya da ölçüm araçları gelişti diye eski bilimi bilim kategorisinde saymayacak mıyız? Bundan 40- 50 yıl önceye kadar evrenin ezeli ve statik olduğunu söyleyen de bilimdi. Bugün bir başlangıcı olduğunu söyleyen de bilim. Daha karışık olan ise bilimde hakim görüş evrenin ezeli ve statik olduğu zaman da bilimin sınırları içinde evrenin ezeli olmadığını savunanlar vardı, bugün hakim görüş big bang iken de bilimin içinde big bang in yanlış olduğunu savunanlar var. Kısacası bilim senin olduğunu zannettiğin şey(doğrunun ölçüsü) değil.
  11. Yeni Üye

    Tanrının olmadığının net kanıtı!

    Benim bu konudaki düşüncem şudur; İnsan gerçek anlamda sadece ve sadece kendisini tanıyabilir, bilebilir, duyumsayabilir, yaşayabilir. Tanrının varlığı da, Onu bilmek de (marifet), bu konunun kafamızı meşgul ediyor olması da başka hiç bir şeyle değil, sadece ve sadece kendimizle alakalı. Kendimizi tanımak, kendimize bir anlam aramak, bir bakış açısı kazandırmak, hedef koymak vs. ile ilişkili. Yoksa düşünsene Tanrı gerçekten var ise ve sen buna inanmazsan Tanrı açısından ne değişir ki? Peki senin açından ne değişir? Tanrı var mı sorusunun cevabından çok bir sonraki sorunun cevabı iki bakış açısı arasında kıyas yapmak için daha anlamlı. Tanrı var diyene, peki sonra? dediğinde sana ne diyebilir? Tanrı var ve O senden Ona inanmanı ve iyi, faydalı işler yapmanı bekliyor/ istiyor diyebilir. Evrendeki her zerreye hükmeden, seni senden daha çok bilen, seven ve düşünen, güvenebileceğin, her şeyinle teslim olabileceğin bir Tanrı var, dolayısıyla sahipsiz ya da başıboş değilsin. Hiç bir şeyden korkmana, ümitsizliğe düşmene, olan hiç bir şeyi kötüye yormana gerek yok. Her şey onun kontrolünde diyebilir. Daha bir çok şey diyebilir. Bu yol(inanç yolu) yavaş yavaş seni geliştirecek, olgunlaştıracak, seni daha ileriye taşıyacak, sonsuz potansiyel barındıran bir yoldur. Peki Tanrı yok diyene aynı soruyu soralım. Tanrı yok, peki sonra? Ne sonrası, sonrası yok işte. Bundan sonra söylenebilecek hiç bir faydalı ve anlamlı bir şey yok. Ona benzemen gereken bir Tanrı yok. Sonrası nasıl olsun? Saygı ne? Edep ne? İyilik ne? Kemal ne? Güzellik ne? Şükür ne? Bunlardan öğrenebileceğim ne? Bu yol(inançsızlık), insanı bir adım bile ileriye götüremez. Öyle bir amacı da yoktur zaten. İnsana zayıflık, korku, ümitsizlik ve bunalımdan başka hiç bir şey vaad etmez.
  12. Yeni Üye

    Sonsuzluğun sonsuzluğu!

    Matematiksel sonsuzluk dışında bir sonsuzluk olduğunu zannetmiyorum. Evren zaman olarak ta mekansal genişlik olarak ta sonsuz değil sonlu.
  13. Yeni Üye

    İLAHİYAT OKUYORUM İNANCIM KALMADI

    Kavak, senin mutlu ateizmini rahatsız etmek istemem." Hak" ya da seni aşkın bir gerçek olduğunu kabul etmeden de hayatını sağlam temellere oturtabilmen senin açından bir şans. Dışarıdan bakınca anlamlı bir temel gibi görünmüyor, uydurulmuş, yapay, heran yıkılmaya namzet bir temele benziyor, ama olsun. Şimdilik seni idare ediyorsa sorun yok. Gün gelir daha sağlam temelleri keşfedersin inşallah. Yalnız şu ağzına sakız ettiğin maassailere baktım da, bildiğin tek tanrıcıymış bunlar. Geleneksel bir çok afrika inancı gibi. "The Maasai belief system is monotheistic. The deity is called Engai and has a dual nature—both benevolent and vengeful." Celal ve cemal sahibi bir Tanrıya inanıyorlar. Adının Tanrı olması, God olması, Allah olması, Engai olması fark eder mi? Sonsuz ismi olsa da tek müsemma var. O işte...
  14. Yeni Üye

    İLAHİYAT OKUYORUM İNANCIM KALMADI

    Cümlenin Halikı Birdir, Niçin bazısı kafirdir, Bu ne hikmet, bu ne sırdır, Bilen gelsin bu meydane...
  15. Yeni Üye

    İLAHİYAT OKUYORUM İNANCIM KALMADI

    Özgür olmak falan... Bunlar büyük iddialar genç adam. Özgürlük bağlarından kurtulmaktır. En büyük bağ ise bizzat benliğimizdir. Egosundan(nefis) dan kurtulan gerçek anlamda özgür olabilir. Bunu yapabildiysen ne mutlu sana. Kendimize söz geçirebiliyor muyuz? Şehvetimize, gazabımiza , egomuza hakimiyet kurabiliyor muyuz? Sinirlenmemeyi, strese girmemeyi, kavga etmemeyi, büyüklenmemeyi, kendimizi ya da çevremizdekileri birileriyle karşılaştırmamayı, yarıştırmamayı başarabiliyor muyuz? Neden başaramıyoruz ki? Yoksa kendimize söz geçiremiyor muyuz? Günümüzün çoğunda bize en büyük zararları veren egomuzun kontrolü altında iken, nasıl özgür olduğumuzu söyleyebiliriz?
×
×
  • Yeni Oluştur...