Jump to content

HATEM

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    128
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

HATEM Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

324 profil görüntüleme
  1. HATEM

    Bilinç

    Atma behçet atma... Bilmediğin konuda ne çok savuruyorsun. Öncelikle, Ben, konu hakkında net ve kesin bir bilgiye sâhibim. Önermeler güzel... Beyin bilincin kaynağı değil, mazharı... Bilinci algılayan bir yapı demek te doğru... Fakat bir anten gibi sınırlı bir işlev görerek değil... Bilim şu ânda Bir bakteride canlılığın nasıl oluştuğunu çözmüş bile değil, can vermeye muktedir değil... Bilim bu seviyedeyken, Bilincin tâmm bir fiziksel olgu olduğunu söylemek, yine desteksiz bir sallamadır. Tesbîtlerin çoğu çok doğru... Hârika soru. Bir araya gelmenin, Birliğin avantajı nedir? Bir araya gelmeyen notalar ve çalgı âletlerinin vurguları, tek tek bir anlam ifâde etmez. Fakat binlerce nota ve çalgı âletlerinin vurguları,, bir düzen, âhenk ve bir matematik eşliğinde birleştiğinde bir melodi oluşturur. Âdetâ, cansız olan binlerce nota,, melodi oluşumuyla can bulmuştur. Birlikten kaynaklanan bir sırr vardır. Ancak bu sırr ile Allah'ın rûhlarına mazhar olunur. Her canlının rûhu, ihâtâ ettiği varlıklar ile orantılıdır. Bilincimizin Kaynağı Genel anlamda bütün kâinâttır. Çünkü insân, Kâinâtın bir kopyası olarak yaratıldı. Bilincimizin kaynağı daha ön planda bir ülkedir. Her insân, muhtelif bir ülkenin kopyası ve özeti olarak yaratıldı. Bütün duygu ve düşüncelerimiz o ülkenin yapısına bağımlıdır.
  2. HATEM

    Maneviyatsız Ateistler

    Hayvândan aşağı olanların da aşağısı varmış: Münâfıklar... Fakat bu müddei,, "akl-i muvâzeneyi kaybetmişler" kategorisine de girebilir. Emin değilim...
  3. HATEM

    Maneviyatsız Ateistler

    Sayın hazretleri, "Onlar Hayvanlar gibidirler" "Kördürler sağırdırlar" "Hayvândan aşağıdırlar" Ayet-i kerîmelerine karşı gelerek, nasıl anlatıcan? Elbette bişey anlatamıycan. Hem onlar, yukardaki vasıfları sebebiyle anlamaya müsâit olmadıkları için anlatamıycan. Hem de irfân ehli olmadığın için bir müddei olduğun için anlatamıycan. Allah'ın hidâyet etmediği insânlara hidâyet edemiyeceğini bilmen lâzım. Bir konu hakkında özel güzel bilgilerin olduğunu düşünüyorsan. İstediğin İ'tirâzı seç bir başlık aç ve cevapla. Doğru bilgiler verirsen. Bu bahçedekiler anlamayacak olsa bile Google ziyâretçileri istifâde edebilir.
  4. Sana cevap bile verilmez de, âkil olmaman vesîlesiyle yaptığın i'tirâzlardan bizde yeni ilimler tecellî ediyor. O kadar ilkel bir beyne sâhipsin ki, Ya da nâmertçe tartışmak kanında var. Yaptığın alıntı,, (büyük harf değil) büyük boyutlarla sergilenmeyi hakediyor. Ama sen paragrafın yarısını kopyalıyorsun. Kâbe'yi inkâr etmenin akılsızlığı ve senin akılsızlığın, sansürlediğin cümlede gizli. "Çünkü Araplar her seyden önce soylarina önem verirler idi. Bir kabilenin en çok övündügü sey nesebi yani soyuydu." İYİ BAK ADNAN'ın iki oğlu olmuştur. Onlar: MAAD ve Âk'tır. MAAD’ın dört oğlu vardır: NİZAR, Kudâa, Kunus ve İyâd. NİZAR’ın da üç oğlu olmuştur. İsimleri: MUDAR, Rabia ve Enmâr'dır. MUDAR'ın iki oğlu vardır. Bunlar: İLYAS ve Aylân'dır. İLYAS’ın üç oğlu dünyaya gelmiştir. İsimleri: MÜDRİKE, Tabîha ve Kamaa'dır. MÜDRİKE’nin iki oğiu olmuştur. Adları: HUZEYME ve Hüzeyl'dir. HÜZEYME’NİN de dört oğlu olmuştur: Onlar: KİNANE, Esed, Esede ve Hûn'dur. KİNANE isimli dedesinin dört oğlu vardır: NADR, Mâlik, Abdi Menâf ve Milkân. NADR'ın iki oğlu olmuştur. İsimleri: MÂLİK ve Yahlud'tur. MÂLİK’in tek oğlu vardır. O da FİHR'dir. Bu zâtın dört oğlu dünyaya gelmiştir. İsimleri: GÂLİB, Muhârib, Hâris ve Esed'tir. GÂLİB'in iki oğlu olmuştur. Onlar: LÜEYY ve Teym'dir. LÜEYY’in dört oğlu bulunmaktadır. Adları: KA'B, Âmir, Sâme ve Avf'tır. KA'B’ın da üç oğlu dünyaya gelmiştir. Onlar: MÜRRE, Adiy, Husayn'dır. MÜRRE'nin üç oğlu bulunmaktadır. İsimleri: KİLÂB, Teym ve Yakaza'dır. KİLÂB’ın da iki oğlu vardır: KUSAY, Zühre: KUSAY’ın dört oğlu iki kızı vardır. İsimleri: ABDİ MENÂF, Abdüddâr, Abdüluzzâ, Abdi Kusay. Kızları: Tahmür, Berre'dir. ABDİ MENÂF'ın'dört oğlu dünyaya gelmiştir. Adları: HÂŞİM, Abdüşşems, Muttalib ve Nevfel'dir. HÂŞİM'in dört oğlu ve beş tane kızı vardır. İsimleri: ABDÜLMUTTALİB (ŞEYBE), Esed, Ebû Sayfî. Kızları: Şifâ, Hâlide, Zaife, Rukayye ve Hayye'dir. Peygamberimizin dedesi Abdül-Muttalib'in on oğlu ve altı kızı bulunmaktadır. Bu çocukların hepsi bir anneden olmadığı için onları annelerine göre sıralandırmak istiyoruz: ABDULLAH, Ebû Tâlib, Zübeyr; Ümmü Hakim Beyzâ, Atika, Ervâ, Berre. Bunların anneleri Fâtıma'dır. Abbâs, Dırâr. Bu iki oğlunun annesi Nüteyle'dir. Hamza, Mukavvim, Hacı adlı oğulları ile Safiyye adındaki kızlarının annesi ise Hâle'dir. Hâris adındaki oğlunun annesi Semrâ'dır. Ebû Leheb (Abdüluzza). Bunun annesi Lübni'dir. Hz. Âmine'nin annesi Berre, onun annesi ise Ümmü Habib'tiba tarafına gelince, Hz. Âmine'nin babası Vehb, onun babası Abdi Menâf, onun babası da Zühre'dir. Hz. Abdullah'ın baba şeceresi açıklanmış bulunmaktadır. Annesi Fâtıma, onun vâlidesi Sahre, onun annesi Tahmür'dür. Her ikisinin soyu KİLAB'da birleşmektedir. BU İNSÂNLARIN KÂBESİNİN GERÇEKLİĞİNİ SORGULAYAN KİM VARSA HEPSİ RÛH HASTASIDIR. Sen Dedenin Dedesinin ismini bile bilmezsin. Adını yaz desem, buraya kendi adını bile yazamazssın.
  5. Verdiğin cevap senin vicdânını tatmîn ediyorsa Ya'nî, verdiğin cevâbın doğru ve yeterli olduğuna kendin inanıyorsan,, @HATEM diyerek değil,, benim yazdıklarımı alıntılayıp onun altına cevap vermen gerekir. Böylece herkes, verdiğin cevâbın yeterliliğini kendine göre test etme imkânı bulur. Sen/siz neden böyle yapmıyorsunuz? Sorusunun cevâbını vereyim: 1- Yazdığın cevabı kendinde yeterli görmüyor, inanmıyorsun. 2- "HATEM'i yakında sayfadan attırırız, yazılarını da uçururuz, Gerçeklerin üstünü bu yöntemle örteriz. Gargaralarımıza devâm ederiz" diye düşünüyorsunuz.
  6. Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ',, Ulu'l-aziym peygamberlerden olsa da Şerîat kurucu büyük peygamberlerden olsalar da, Dînleri cihân şumûl bir dîn değildir. Ya'nî, önceki peygamberlerin kitaplarında Kâbe'den bahsedilmesi, Kâbe'yi ziyâretin bir ibâdet kılınması gerekmiyor. Salâtam âfiyet olsun. Sindirebildiğine sevindim... Sindiremediğin Diodorus konusuna gelelim, buyrun sodayla ve bamya çorbasıyla servis ediyorum. Âfiyet olsun... Tarihte Ka'be ve Mekke Edward Gibbon kitabinda Hristiyanlik’tan önce Ka'be ve varligi hakkinda sunlari yazar; ..... barbarlarin kör mitlerinde-yerel ilahlarin, yildizlarin, hava ve topragin, cinsiyet ve ya ünvanlarinin, onlarin vasiflarinin ve ya baglarinin bulundugu yillarda. Her kabile, her aile, hatta bagimsiz her savasçi,kendi fantastik inançlarini yaratip degistiriyordu;ama biri hariç, her çagda,dinine oldugu kadar diline de sadik olan,Araplar. Ka’be’nin tarihi Hristiyanligin dogusundan çok öncelere dayanir: Kizildeniz’in kiyisini tarif ederken Yunanli tarihçi Diodorus bildirir ki, “Thamudi’lerin(Semudlular) ve Sebeli’lerin arasinda, üstün kutsalligi tüm Arabistanlilarca kabul edilen meshur bir tapinak bulunur. Ipek kumasli, Türk Hanlarinca belirli araliklarla onarimi yapilan, ilk defa Hz. Muhammed’den 700 yil önce tarihçi Homerce bahsedilmistir. [1] Diodorus Sisulus(Sicilyali Diodorus),M.Ö.1.y.y.’da Bibliotheca Historica (Tarih Kitabi) adli kesfedilmis dünyanin farkli yerlerini tarif eden kitabi yazmistir. Iste bunlar Gibbon’un Ingilzce çevrisinden alintidir. “Ve orada bir tapinak var ki tüm Araplarca çok kutsal sayilip saygi görür.” [2] Iskenderiyeli Klaudius Batlamyus , matematikçiye bir astronom oldugu halde eski Arap sehirlerini tarihçi Pliny’den bir asir sonra haritaya dökmüstür.M.Ö.500 lü yillardan Teyma ,Dumaetha, Hicr, Medayin Salih adli sehirler bunlardan bazilaridar. [3] Bunlardan en önemlisi Makoraba (Mekke) ‘de haritada kayitlidir. G.E. von Grunebaum der ki: "Mekke Batlamyus tarafindan saptanmis ve ona verdigi Makoraba ismiyle oranin bir tapinagin etrafinda kurulu oldugu anlasiliyor. [4] Kutsal Metinlerde Mekke Kur’an-i Kerîm: Âl-i Imran ,96-97 96. Süphesiz ki âlemlere bereket ve hidayet kaynagi olarak insanlar için kurulan ilk ev (mâbet), Bekke'deki (Kâbe)dir. 97. Orada apaçik nisâneler, (ayrica) Ibrahim'in makami vardir. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'in insanlar üzerinde bir hakkidir. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstagnîdir. Mezmurlar, (Eski Ahit’in içindeki Zebur Kitabi) 84’üncü Bapta (Incil’in Yeni Çeviri versiyonu, NIV) da Hacc’dan Ibranice "Higga" diye ; Mekke’den de Kur’andaki gibi Bek’a (Bekke) diye bahsedilir.Yaratilis 28, 12-19'da bahsi geçen Hz.Ibrahim'in torunu Hz.Yakub'un Padon-Aram'a giderken rüyasinda bir merdiven gördügü ve üzerinde yattigi tasi yagla kutsayip adini Beyt-el koydugu ayrica kayin pederi Laban ile Gal'ead adi verilen ve Yaradilis'taki adiyla Misfa (üzerinde tas bulunan yer, Hacer'ül-Esvet'in özdesi) denen tas yiginlari üzerine bir anit dikilmis oldugu ve önemli toplantilarin burada yapildigi (Hakimler XX,XXI; 1Samuel, X) ilgi çekicidir. Ayrica Israil'de bulunan iki tepe, Sion ve Moria Mekke'deki Sefa ve Merve tepelerinin hem anlamca hem görevce ikizleridir. Mezmurlar 84 1 .Senin evin ne yücedir Ey Kadir Rabb’im! 2 .Ruhum özlem duyar,bayilir, Rabb’in Saraylari için; kalbim ve bedenim Hayy olan Tanri için haykirir. 3 .Serçe bile kendine ev, kirlangiç bile yavrulari ve kendi için bir yuva buldu-kurban tasinin yaninda, Ey Kadir Rab, Kral’im,Tanrim! 4 .Mukaddes olan senin evinde ikamet edendir; onlar hep seni anarlar. 5. Mukaddes olanlar kalplerini hacca vermis ,gücünü senden alanlardir. 6.Bekke Vadisinden geçerken ,orayi pinarlarla doldururlar;Güz yagmurlari da havuzlari doldurur. 7 .Onlar Sion’daki Tanri’nin önünde yer almadan güçten güce sahip olurlar. 8 .Duami isit , Ey yüce Kadir Tanrim;Beni dinle Yakup’un Tanrisi. 9 .Zirhimiza bak Ey Yüce Tanrim; seçtigin kisiye iyilikle bak. 10. Senin saraylarinda bir gün digerleri gibi binlerden iyi; Ey Allah’im senin evinde kapici olsam günahkarlarin çadirinda ikamet etmekten iyidir 11. Çünkü Rab bir günes, bir zirhtir; Rab iyilik ve onur ihsan eder; hiçbir iyi seyi o masumlardan esirgemez. 12 .Ey Kadir Rab, sana dayanan kisi mukaddestir. Eski Ahit; Isaya 60 ,6-18: 6. Medyen ve Efah’in kervanlari, çok sayida deve sana gelecektir; Tüm Sebeliler gelecektir: Altin ve tütsü getirecekler; ve onlar iste böyle Rabb’i övecekler. 7.Kedar’in taslari senin için toplanacak, Nebaioth’un sahmerdanlari seni yönetecek:onlar sana biat edip ana mabede gelecekler ve Ben izzetimin evini yüceltecegim. 10. Ve yabancilar duvarlarini yükseltecek ve krallari sana sahip olacak: öfkemde gazap ve iyiligimde sana merhamet etttim. 11. Böylece kapilarin sürekli açik olacak;gündüz ve ya gece kapanmayacak; ki insanlar sana Yahudî olamayanlarin güçlerini getirsin, onlarin krallari getirilsin. 12. Sana hizmet etmeyen ulus ve krallik harab olur; evet, o uluslar tamamen helak olur. 18 .Ne vahset, ne talan ne de yikim artik sinirlarinda duyulmayacak; Ancak sen duvarlarini magfiret , kapilarini hamd diye çagiracaksin. Bekke’nin ,The Jewish Encylopedia(Yahudî Ansiklopedisi)’ne göre anlami Arapçadaki “Baka'a” yani kurak yerdir. Buna kanit, (Tevrat, Sayilar XIV:14) da bahsedilen kurak yerlerde yetisen Balsam agaci türü bir agaçtir. Bu bitki çok kurak yerlerde yasar. [5] Kuraklik ise Zem Zem’in çikis sebebidir. (Tevrat’a göre) Jewish Encyclopedia ‘da yine kelime açiklanirken [Ibranice 'emeq habakka'], Zebur’da bahsedildigi üzere derin hüzünden geçerken” ifadesinden yararlanilir. Yunanca çeviride de “Aglama vadisi” diye çevrilmistir. Bir hadis her iki anlami da açiklamistir.Ibn-i Abbâs'dan söyle rivâyet olunmustur: "Ibrâhim Hâcer'le evlenip Ismâil dogduktan sonra emzirmekte oldugu bu ogliyle berâber (Sâre'nin taarruzundan korunmak için Sam'dan çikip Mekke'ye) geldi. Nihâyet Hâcer'le Ismâil'i Mescid-i Harâm'in (bugün bulundugu) yerin, ve Mescidin yüksek bir mahallindeki Zemzem kuyusunun yukarisinda büyük bir agacin yanina birakti. O târihte Mekke'den hiç bir kimse yoktu. Hattâ içecek su da yoktu. Iste Ibrâhîm bu ana ve ogulu buraya birakti. Yanlarina içi hurma dolu (mesin) bir dagarcik, içi su dolu bir kirba birakti. Sonra Ibrâhîm kendi (Sam'a) gitmek üzere döndü. Artik Ismâil'in anasi, oglu Ismâil'i emziriyor ve (kendisi) kirbadaki sudan içiyordu. Nihâyet kirbadaki su bitince hem Hâcer, hem de çocugu susadi. Hâcer çocugun susuzluktan toprak üstünde sizlanarak yuvarlandigina bakmaga basladi. Fakat çocugun bu elîm hâline bakmaktan fenâlasarak onun yanindan kalkip biraz öteye gitti. Ve o mintakada Kâ'be'ye en yakin dag olarak Safâ tepesini buldu. Ve bunun üstüne çikti. Sonra vâdîye karsi durup bir kimse görebilir miyim? diye bakmaga basladi. Fakat hiçbir kimse göremiyordu. Bu defa Safâ tepesinden indi. Vâdîye varinca (ayagina dokunmamak için) entârisinin etegini topladi. Sonra müskül bir isle karsilasan bir insan azmiyle kostu. Nihâyet vâdîyi geçti. Sonra Merve mevkiine geldi. Orada da biraz durdu. Ve bir kimse görebilir miyim? diye bakti. Fakat hiçbir kimse göremedi. Hâcer bu sûretle (Safâ ile Merve arasinda) yedi def'a gitti, geldi. Nebî : bunun için nâs (hacilar) Safâ ile Merve arasinda sa'yederler, buyurmustur. Son def'a Merve üzerine çiktiginda bir ses isitti. Ve kendisi nefsine hitâb ederek: sus, iyice dinle! dedi. Sonra dikkatle dinledi. Bu sesi evvelki gibi bir daha isitti. Bunun üzerine Hâcer: ey ses sâhibi, sesini duyurdun!. Eger sen bize yardim etmek kudretine mâlik isen, bize yardim et! dedi. Ve böyle der demez hemen Zemzem kuyusunun yerinde bir melek göründü. O Melek ayaginin topugiyle, yâhut kanadiyle yeri kaziyordu. Nihâyet su göründü." Hindu Kutsal Metinleri'nde Atharva Veda (10-28) "Ister yüksekçe insaa edilmis olsun ister olmasin,ister duvarlari güçlü olsun ister olmasin ister duvarlari düzgün olsun ister olmasin , Tanri onun her kösesinden görülür.Tanri'nin evini bilen,Tanri'yi bilir çünkü O evinde anilir." Kabe asiri güzel ve estetik degildir.Küp bile degildir.Ama Allah orada anilir. Atharva Veda (10-2-31) "Bu melek yurdunun 8 dolasim mekani ve 9 kapisi vardir.Orasi isgal edilemez.. Orada ebedî isik ve ebedî hayat vardir. Kabe'nin 8 dolasim mekani ve 9 kapisi vardir.Orasi isgal edilemez çünkü Allah tarafindan korunmaktadir.Habes krali Ebrehe'nin girisimi Allah tarafindan engellenistir. (Bkz.Fîl Suresi.) Atharva Veda (10-2-33) "Brahma (Hz.Ibrahim) ilahî isikla aydinlatilan ve ilahî mukaddesatla örtülü bu mekanda oturdu.Burasi insanliga ruhî yasam verir.Asla isgal edilemez. Hindu kutsal metinlerinde geçen isimlerin karsiliklari ise sunlardir: Brahma = Hz.Ibrahim Saraswati = Hz.Ibrahim'in karisi Sara (Sâre) Hanuh (Tufan peygamberi ve yari tanri) = Hz.Nuh (as) Earnst Rennan'a göre tarihte büyük insanlarin tanrilastirilmasi sikça görülür. Saygi görülen kisilerin bir süre sonra tanrilastirilmasina örnek Hz. Yunus (as), Hz. Isa (as), Buda, Nuh (as) vs.. Ayni görüsleri Fahruddin Razi ve Ibn-i Kesir de paylasir. Referanslar: [1] Edward Gibbon (Christopher Dawson tarafindan tanitm), Gibbon’un Düsüsü ve Latin imparatorlugunun yikilisi: cilt V, Everyman's Library, London, pp. 223-224. [2] C H Oldfather tarafindan çeviridir, Diodorus Of Sicily: cilt II, William Heinemann Ltd., London & Harvard University Press, Cambridge, Massachusetts, MCMXXXV, pp. 217. [3] D G Hogarth,Arabistan’a Giris: Alston Rivers Limited, London, 1905, pp. 18. [4] G E Von Grunebaum, Klasi Islam: A History 600-1258: George Allen & Unwin Limited, 1970, pp. 19. [5] The Jewish Encylopedia: cilt II, Funk & Wagnalls Company, MDCCCCII, pp. 415. [6] David Noel Freedman (Editor-in-Chief), The Anchor Bible Dictionary: cilt I, Doubleday, pp. 566. Kabe Hz.Ibrahim tarafindan dikilmistir. 1-) Her seyden önce bir milletin tarihinden habersiz olmasi beklenemez. Böylece Arap’larin da tarih bilgileri kesinlikle güvenilirdir. Çünkü Araplar her seyden önce soylarina önem verirler idi. Bir kabilenin en çok övündügü sey nesebi yani soyuydu. 2-) Hz.Ibrahim ile soy akrabaligi’ni Tevrat da tasdik eder. Örnegin;Tevrat’in Yaradilis kisminda (Yaradilis,21;17-21) Hz.Ismail’in annesi Hacer’le Faran (Mekke) Çölünde birakilisi ayrintili bir biçimde anlatilir. Dahasi yine (Yaradilis, 25;12’nci ayetten 15’nci ayete dek) bize verilen Hz.Ismail’in soy zinciri bizlere çok güzel ipuçlari verir. Hz.Ismail’in ilk oglu Nebayot, sonrakiler, Kedar, Adbîl, Mibsam, Misma, Dumah, Messa, Hazar, Tema, Yetur, Nefis, ve Kedemah’dir ki bunlar dagildiklari çevrelere kendi isimlerini vermislerdir. Su an Ibranice’de aktif bir sekilde Mekke civarindaki sehirleri belirtmek için kullanilirlar. 3-)Yine Tevrat'in Yaradilis kisminda Hz.Yakup'un tastan bir mabet insaa ettirip burada Hagag denen ibadeti gerçeklestirdigini biliyoruz. Hz. Davut' a atfedilen Hac ilahileri de meshurdur. (Bkz. Mezmurlar) Hz.Ibrahim’in ülke ülke dolasip ilahî mesaji insanlara bildirdigini Tevrat söylüyor. Iste böyle bir gezide Hz.Ibrahim Kabe’yi ogluyla insaa etmistir.
  7. Çok fecî ortalar yapıyorsun fakat kendi kalene doğru,, gol atmaktan da bıktım. Sorunlarınızla uğraşmaktan Cevaplara bir türlü geçemiyoruz. Buradaki ateistlere sürekli bunu tekrârlıyorum; "Benimle tartışırken ezberlerinizle gelmeyin, ezberlerinizi bozarım. Banttan yayınlarla olmaz, canlı canlı düşünmeniz gerekiyor. Yazdıklarımı anlamıyorsan benimle tartışma, ben senin yazdıklarını anlıyorum ve seninle zevkle tartışıyorum. Bak son hakkın, dördüncü kez yazmayacağım. Bu üç oluyor. Ben hristiyânların tevâtürle elde ettikleri haberleri yalanlayacak kadar akılsız değilim. İncîllerde anlatılan bütün hâdiselerin genel anlamda doğruluğuna inanıyorum. (İncîllerden gâvur-hristiyânların çıkarttıkları yorumların çoğu saçma sapandır, tartışmalıdır, tartışırım) Çarmıh öncesi sorgulama, eziyet, çarmıh, Çarmıh sonrası oyuk mezardan "gayb" olma... Bunların hepsi doğrudur. Daha nasıl anlatayım önceki iki sefer de bunu anlatmıştım. Askerlerin Çarmıh öncesinde Hz. îsâ'yı tutuklamaya geldiklerinde, "göğe yükseltilmesi" iddiâsının ise uydurma olduğunu söylüyorum. Detaylı anlattığım zamân anlamadığın için daha fazla detâya girmeyeyim. Fakat şunu bir daha söyleyeyim. Hristiyânların Çarmıh sonrası yükselme inancı tevâtür olduğu için inanıyorum. Birkısım müslümânların bir iddiâsı olarak,, Hz. Îsâ'nın Sorgu ve Çarmıh öncesi göğe yükselmesi, tevâtür olmadığı için, ahad hadis bile olmadığı için tâmm bir uydurma olduğu için kabûl etmiyorum, inanmıyorum. Sana burda, Göğe yükselme vesîlesiyle, tevâtürün ()mütevâtir bilginin) önemini anlatmaya çalışıyorum. Peygamberliğin ilk yıllarında en başlarda inmiş bir sûreden bahsediyoruz. Peygamberliğin altıncı yılında hz. Ömer Müslümân oldu. Altı yılda toplam 40 müslümân îmân etti. Ey akılcı kişi, müslümânların en zayıf olduğu yıllarda, Fil sûresinde anlatılanlarda en ufak bir yanlış olsa, Peygambere 40 kişi değil 4 kişi bile inanmazdı. Sana daha önce işâret ettim. Bizim hadîs ilmimiz eşsizdir. Târih ilmiyle uğraşanların verdiği bilgilerden çok daha sıhatli ve detaylı bilgilere sâhibiz. Akılcı olma, akıllı ol. Kâfirlerde ateistlerde akıl olmaz. Akıl, kalpte olan bir nûrdur. Doğru ile yanlışı ayırır, İbret alır, geleceği düşünür. Sizde ve bizde müşterek olan akıl değil zekâdır. Bu, Dünyevî işleri görmeye yarar. Kalpte bir nûr olan, ve sâdece mü'minlerde bulunan ve insânların birbirlerine göre üstünlüğünü belirleyen en önemli ölçüt olan akıl (ışık),, mahşer gününde, kiminin ayak ucunda bir nokta kadar kimininde güneş kadar olacak. Gerçek bir ışık olan bu akıl bile, Allah yolunda bir müddet sonra yol kesici olur. Cebrâil âleyhisselâm, En yüce aklın somutlaşmış şeklidir. En yüce akıl bile, Mi'râcta Peygamberimize eşlik edememiş, ancak Sidreyi müntehâya kadar refâkat edebilmiş. İnsânların ihtilâflarının kaynağı hep akıldır. Duyu organlarında (hissetme, işitme, görme, tad alma, koklama) ihtilâf olmaz ittifâk vardır her zamân. Fakat bu verileri işleyen ve farklı tecrübelere sâhip olan akıllar çoğunlukla ihtilâf ederler.
  8. Sağol, Yanlışım varsa, kalbini kırdıysam kusura bakma. Dinlemende ve anlamaya çalışmanda fayda var.
  9. Benim sana hiç bir sözüm yok senin ateist kalman daha iyi olur. Ateistleri çok güzel temsîl ediyorsun. Hep böyle kal... "Tut tut olum tut" formatıyla güdülenmişsin. Burası fikir platformu, fikrin yoksa git başka mecrâlarda deşarj ol. Bütün sorulara açığım ve cevap vermek için burdayım. Köpüklü ağzından kimseye fayda yok. Sabrın sonuna geldin.
  10. "Ashâb-ı Fil" Tamlamasındaki “Fîl” sözcüğünü,, hekesin bildiği, hortumlular takımından karada yaşayan memelilerin en irisi olan hayvanın adı olarak ele alırsak, “Ashab-ı fil” tamlamasının sözcük anlamı “fil arkadaşları”dır. “Fîl” sözcüğünün öz anlamı olan “kıt görüş, feraseti (öngörüşü) zayıf, ahmak, geri zekalı” anlamını ele alırsak, “ashab-ı fil” tamlamasının anlamı, “ahmaklar, geri zekalılar, duyarsızlar güruhu” demek olur. (Fil, mükemmel hafızası olmasına rağmen, bazı aletleri kullanmasını becerebilmesine rağmen, yetilerinin hakkını vermediğinden Araplar bu hayvanı “Fil” diye isimlendirmiş olmalılar.) -(Lisanü’l Arab, Tacü’l Arus; “fyl” mad.) Kanıtı sana Ateist arkadaşın, hristiyan forum sitesinden alıntılayarak vermiş. Buyur: Miladdan önce 60 senesinin İslâm öncesi anlamına geldiğini de inkâr etmezsin inşAllah. Kabe'den ilk olarak M.Ö. 60 senesinde Roma’lı tarihçi Diodorus bahsediyor. Sen şimdi Roma'lı târihçi Diodorus'a inanmıyor musun? Senin bu soruların mantıklı sorularsa, Görmediğimiz herşeyden şüphe duymak mantıklı olsaydı, Babanın kim olduğundan da şüphe duyman gerekir. Damları, çatıları asfalt ve toprağı ıslak olan bir yerden geçen mantık sâhibi bir insân, "Haa burada yağmur yağmış" der. "Yağmurun yağdığını ben görmedim bana belge getirin" demez. Kanıt olmadığı için biliyorum. Senin İ'tirâz edildiğine dâir nasıl bir kanıtın var acâba?
  11. Sûre'de Hitâb doğrudan Peygamber Efendimiz'edir. Görmediniz mi değil? Görmedin mi? Buyrulmuştur. Bu iki hitâb şekli arasında bir fark vardır. Bu farkı farketmek gerekir. Elbette o anlamda söyleniyor. Ama sen çok şeyi kaçırdığın gibi "Görmediniz mi" ile "Görmedin mi" arasındaki farkı bilmeden yorum yaptığın için daha doğrusu bilmeyenleri kopye ettiğin için gerçekleri kaçırıyorsun. Kureyşliler yaklaşık 40 sene önceki hâdiseyi Yaşı müsâit olanlardan dinledikleri için biliyorlar. Farklı ağızlardan aynı hâdiseyi değişik vecihlerle dinledikleri için "Görür gibi biliyorlar" Hitab, doğrudan Peygamber Efendimize hemde "Görmedin mi" biçiminde geldiği için, Genel anlamda "Görür gibi bilenler" arasında bilme noktasında Peygâmber Efendimizde bir farklılık ve üstünlük olduğunu basîretli kişinin anlaması gerekir. En kuvvetli görüş, Hâdisenin gerçekleştiği saatte Peygamber Efendimizin Anne karnında olduğudur. Peygamberimiz (s.a.v.) Annesiyle birlikte, öldürülme riski içinde, Yüksek bir korku eşiğinde hâdiseyi bizzat yaşamıştır. Allah-u a'lem, Korkuyla en yüksek derecede hâdiseye şâhit olduğu için "Görmedin mi" Hitâbina mazhar olmuştur. "Gözlerinle görmedin ama Hislerinle şâhid oldun, hislerinle gördün" anlamına gelmektedir. Korku duyguların efendisidir. Âyet-i kerîmede "En çok âlimler Allah'tan korkar" Buyrulmuştur. Bu âyet-i kerîmeyi ârifler şöyle de anlar. "En çok korkutulanlar, âlim ve ârif olur, Allah'ı en çok, korkanlar bilirler" İnsân ba'zı halleri yaşadığında Cildindeki tüyler diken diken olur. Cild, hissetme duyusunun mazharı olduğu halde. Hissetmenin içinde Görme duyusu da gizlidir. Bir insânın huşû içinde Tüylerinin diken diken olması, Cildin Allah'a şâhid olması ve Cildin Allah'ı görmesi sebebiyledir. Herşeyde Bir şey, Bir şeyde herşey gizlidir. Ma'denler ve bitkiler de kendi mertebesinden görürler. Akılsız atom,, kendine akılsız şuursuz dersin. Fakat bu gerçeği kabûl etmezsin. Bir başkası sana akılsız şuursuz dese, Enâniyetinlzle ne kadar akıllı ve şuurlu olduğunuzu anlatmaya çalışırsınız. Çünkü tevâzu sizin dilinizdedir, kalbinizde değil. Kalbinizde ise bütün Fetöcülerde ve nurs cularda olduğu gibi anlamsız ve haksız bir büyüklenme hırsı taşıyorsunuz. Sen ve seningiller burada ateistlere doğru cevaplar verecek yeterlilikte değilsiniz. Fakat yeterlilik içinde olduğunuzu düşünme hastalığı içindesiniz. Siz nurs cular En büyük kötülüğü burada ateistlere yapıyorsunuz. Sınırlı bir islâm ve Allah anlayışınızla,, Onların îmân etme ihtimâllerine sabotaj yapıyorsunuz. Hangi insân, kendinden daha câhil ve anlayışı kıt bir insânın yoluna girer ki? Ricâ ediyorum benim yazılarıma bulaşma ve gölge etme... Bak aşağıya bir sayfa paste ediyorum. İlminiz irfânınız daha önemlisi haysiyetiniz varsa o sayfada said-i nurs'a ve fetö'ye yapılan i'tirâzlara cevap verin. Özellikle kader risâlesine bakın. Adam,, Dışı tevâzu içi ucb dolu olan said nurs un her cümlesinde yanlış bulurum demiş ve bunu göstermiş. Haysiyetiniz varsa üstâdınızı savunun. Komple cemâat birleşseniz yine de o sayfadaki i'tirâzlara düzgün bir cevap veremezsiniz. Üstâdınızı koruyamıyor olmanız sizin İslâm adına konuşmaya yetkin olmadığınızı gösterir. https://www.facebook.com/BediuzzamanMiBediussamanMi/?epa=SEARCH_BOX
  12. Biz ince ince anlatıyoruz ama sen anlatılanı doğru anlamadıktan sonra boşuna konuşmuş oluyoruz. Yukarıda yazdıklarımı dikkatli oku. İslâm'da Hz. Îsâ'nın Göğe yükselmesi denince, Çarmıhtan mübârek bedeni indirildikten sonra mezarda "Gayb" olduğu hâdise kastedilmez. İslâm'da Hz. Îsâ'nın Göğe yükselmesi denince, Çarmıh hâdisesinden önce, Pontius Platus'un sorgulamasının öncesinde, Askerlerin tutuklamasından önceki "Bedeniyle göğe yükseltilmesi" anlaşılır. Askerlerin tutuklama öncesi, Hz. Îsâ'nın göğe yükseltilmesi, hiçbir dayanağı olmayan bir iddiâdır. Senaryodur, kurgudur. "Onu (Îsâ'yı) Salbetmediler (Çarmıha germediler)" (NÎsâ 157) âyet-i kerîmesini doğrulamak maksadıyla ve bir çıkış yolu olarak, çâresizce uydurulmuş bir teoridir. Çünkü Bu teoriyi doğrulayacak, hiçbir merfû ve ahad hadîs yoktur. Hazretin çarmıha gerilmesi ve Çarmıhtan indirildikten sonra, Kaya mezardan Göğe yükselme (daha doğrusu buharlaşma) hâdisesi ise bir tevâtürdür. Hâdisenin böyle gerçekleştiği kesindir. Bize ulaşan bu bilgiler, Târihî kayıtlardan çok daha sahîh çok daha güvenilir bilgilerdir. Senin anlattıklarını anlamakta hiç bir zorluk yok. Basit bilgileri tekrâr tekrâr yazmana da gerek yok. Sen tevâtürün anlamını hiç anlamamışsın. Tevâtürün anlamını anlasan, "Bir kaynak kendi kendini doğrulayamaz" diye üç kere yazmazsın. Zâten,, Bir kaynağın kendi kendini doğrulaması, gerçeğin tesbîtinde yeterli olmadığı için Mütevâtir bilginin kesinlik arzettiği sana anlatılmaya çalışılıyor. Yaptıgın düşünce hatası, Yüzlerce kişiyi ve farklı kayıtları tek bir kaynak yerine koyman ve Tek merkezden organize edildiğini sanmandır. Bu mümkün değildir. Sana Hıristiyân bir devletin ve târihçilerinin,, nasıl madara olduklarını kayda geçirmemelerinin ne kadar mâkul olduğunu da anlattım. Müsâde ederseniz Soruların cevaplarına başlayalım.
  13. Mütevâtir haber, Kat'i ve kesin bilgidir. Birçok kişi aynı hâdiseyi görmüş ve farklı kanallardan aktarılmış, anlatılmışsa bu kişilerin "aynı yalanı" hepbirlikte ağızbirliği ederek uydurabilmeleri aklen mümkün değildir. Ya'nî 100 kişinin uydurulan bir senaryoda ittifâk edebilmesi aklen mümkün değildir. İttifâk bir yalan üzerinde gerçekleşemez. İttifak ancak doğru haberde olabilir. Fil Vak'ası, mütevâtir bir haberdir. Hz. Îsâ'nın göğe yükselmesi, onlarca kişinin ittifâk ettiği mütevâtir haber olmak şöyle dursun ahâd haber bile değildir. Hz. Îsâ'nın göğe yükselmesini Tek bir kişi bile merfû hadîs olarak rivâyet edememiştir. Hazret-i İsâ zamânında havârîlerden ve kadınlardan hiçbirisi böyle bir bilgi vermemiştir. (Çarmıhta vefâtinden sonra oyuk mağara mezardan buharlaşması ise tevâtür bilgidir ve doğrudur) Hz. Îsâ'nın göğe yükselmesi ile alâkalı çok değişik senaryolar, kurgular tefsîr kitaplarında mevcûddur. Dikkat edilirse bu kurgular ve senaryolar çok çeşitlidir ve birbirini tutmaz. Bu rivâyetlerin hiçbiri ahâd hadîs seviyesinde bile olmadığından ilmî bir değeri ve müslümânı bağlayıcı bir özelliği yoktur. Konuyu niye buraya getirdim? Çünkü Mütevâtir olmayan haberlerde ihtilâf vardır. Çünkü Yalan üzerinde ittifâk olmaz. Mütevatir bilgide ise ittifak vardır. Meselâ İstanbul'um fethi, Mütevâtir bir bilgidir. Ağrı Dağı'nın Ağrı'da olması mütevâtir bir bilgidir. Mütevâtir habere Kanıt aranmaz. Kanıt arayanın aklı eksiktir. Ya da çâresizlikten kurnazlıktan kanıt arar. Mütevâtir bilginin gerçekliğini sorgulayan kişinin akılsızlığını îzâh ederken, mütevâtir olmayan bilgilerin yanlış olduğunu söylemek de ayrı bir akılsızlık türüdür. Bir hâdiseye,, bir gerçeğe,, tek kişi şâhit olmuşsa bu gerçeğin tevâtür ile bize ulaşması elbette mümkün olmaz. Ama bu durum, o hâdisenin gerçekliğini değiştirmez. Târih yazarlarının en güvenilir bilgileri Mütevâtir haberlere dayanır. Târih yazarının kendi akılcıklarına dayanan çoğu yorumları gerçek dışıdır. O yüzden târih kitaplarının hepsi birbirini tutmaz. Târih ilmine göre kanıt olarak takdîm edilen bir çok belge ve kayıt, gerçeği yansıtmaya da bilir. Senin mütevâtir hâberin mâhiyetini, kadrini kıymetini bilmeden akılcı kanıt arayışın tâmm bir şapşallıktır. Bunu sana isbât edeyim. Sen akılcı kanıtların ile bana cevap ver şimdi... Bu bilimsel ve akılcı kafan ile, babanın gerçek baban olduğuna nasıl emîn olabiliyorsun. Hastahânede seni karıştırmadılarsa, annen gerçek annendir. Peki babanın gerçek baban olduğunu bana kanıtlayabilir misin? Ancak Dna testiyle bunu bana kanıtlayabilirsin (Binde bir hatâ payı ile) Peki her evli çifte bu soruyu sormak ve her evli çiftin çocuklarına dna testi yaptırıp bunu çerçeveletip kanıt diye duvara asmaları sana mantıklı geliyor mu? Çiftlerin evlilikleri alenî olduğu için, evlilikleri mütevatir bir bilgi olduğu için (Cinsel birleşme ânına şâhitlik eden kimse olmasa da) aklı başında olan hiç kimse, evlilik yoluyla doğan çocuklara baban kim diye kanıt aramaz. Hadi diyelim dna testiyle günümüzde bilimsel bilgi ile bunu kanıtlama imkânın var. Yüz yıl ve bin yıl önce bunu kanıtlama imkânı yokken,, Ortada bir evlilik olduğu halde (mütevâtir bilgi varken) Bana kanıt getirin, bana bilimsel bilgi getirin demenin akıl ile akılcılıkla bir ilgisi olabilir mi? Mütevâtir bilgiye karşı akılcı deneysel bilgi isteyen ya aptaldır, Ya da yukarıda belirttiğimiz gibi kendisinin görmediği bir mu'cîzeyi kâbul etmesinin ateistliğiyle bağdaşmamasının çâresizliğiyle bu soruyu sormaktadır. Bilimsel Kanıt şöyle dursun, ap-açık mu'cizelere gözleriyle ve kulaklarıyla şâhit olacak olsa da, birçok ateist,, Yine de îmân etmez. Çünkü varlık düzeyi buna müsâde etmez. Varlık seviyesi i'tibâriyle, hayvândan aşağı mertebedeki mevcûd algı ve düşünce dünyâsı ile Îmân edemez. Varlıktaki konumu buna izin vermez. Bu konu hakkında Kanıt isteme akılsızlığını gösteren kişiye fil vak'asının gerçeği rü'yâ televizyonunda izletilse bile mevcûd anlayış ve vizyonu ile yine inanamaz. Fil vak'ası gibi muhteşem bir hâdiseye, bir ordunun çekirdek gibi çitlenmesine, Ordudan dağlara ve tepelere kaçan yüzlerce kişi gözleri ve kulaklarıyla şâhit olmuştur. Gördükleri bu hâdiseden o kadar etkilenmişlerdir ki, 10 sene kadar putlara ibâdeti bırakıp tek Allah'a yönelmişlerdir. Bu hâdiseyi takvîmlerinde bir dönüm ve başlangıç yapmışlardır. Senin bu hâdiseden şüphen varsa nesebinden daha çok şüphe duyman lâzım. Çünkü Fil vak'asını yüzlerce kişi görmüş ve anlatmıştır. Benden akıllarınca kanıt isteyenler şunları da düşünsün: Ebrehe'nin ordusunda bir târihçi bulundurma ihtimâli zayıf. Olsa bile muhtemelen telef olmuştur. Ordudan berbât bir vâziyette geriye kalanlar Ve Sa'nâya ulaşmayı başaranlar, memleketlerindeki târihçilere durumu nasıl îzâh edebilecekler? Bir düşünün... Diyelim nasıl madara olduklarını anlattılar. Hristiyân devletin resmî târihçileri oturacakta Ebrehe ordusu Kâbe'ye giremeden çekirdek gibi çitlendi, per perişan oldular çoğu da telef oldu diye mi yazacaklar. "Kim bu hâle soktu bu orduyu" "Kimle savaştı bizim ordumuz?" diye soranlara Târihçiler; "bunu "Kuşlar" yaptı" diye mi kayda geçirecek. (Belki bombardımanın şiddetinden ve Sa'na ya ulaşan yaralıların azlığından ortada kuşları ta'rif edebilecek asker bile yoktu...) Allah'ın gönderdiği kuşların savaşı kazandığını yazdırabilecek bir devletin veyâ târihçinin mu'cîzeyi anlamış olması ve Hristiyânlıktan da istifâ etmesi gerekiyor. Ya'nî akıl üstü olan bu gerçekleri yazması için Kelleyi koltuğa alması gerekiyor. Aklın sınırlarını zorlayan bu gerçekleri nasıl kayda geçirecekler? Bunu bir düşünün... Bunlar mümkün olmayacağına ve olmadığına göre ve "Acâyip şekilde madara olduk" gibi bir kayıt ta düşemeyeceklerine göre, "Hicaz'a gittik savaştık, başarısız olduk geldik. OLdu bitti bu kadar târihi kayıt kâfidir" dediler ve defteri kapattılar. Fakat İslâm târihçileri en doğru bir biçimde hâdiseyi naklettiler. Allah da Fil sûresinde hâdiseyi Te'yîd etti... Ve kısacık sûrede Hâdise hakkında muhteşem, özetler verdi. Bakalım İlâhî kelâm soruları cevaplamış mı?
  14. Bak yine "FİL" gibi yorumlara başladın. (Not: "Fil" kelîmesinin anlamına bakınız.) Benden niçin cevap bekliyorsun ki, Kâbe'nin varlığını inkâr ettikten sonra, sorular boşlukta kalıyor, hükmünü yitiror... Olmadığını iddiâ ettiğin hâdise hakkında neyin cevâbını bekliyorsun? Hâdise mütevâtir olduğu için, Yüzlerce kişinin gözleri önünde gerçekleştiği için, inkâr edilmesi mümkün olmadığı için,, Sûre,, "Görür gibi bildiğin bir gerçektir" anlamında, "Görmedin mi?" (gördün) buyrularak başlamıştır. Bütün Dünyâ âlemin bildiği Mütevâtir bir gerçeğe kanıt mı istiyorsun? Al sana kanıt. poiuz 0 Allah'ın irâdesi ve emriyle, kuşların bir asker gibi kullanılmasını kabûl ettikten sonra,, Fil vâkıası hakkında ortaya çıkan sorulara cevap verilmesinin de pek önemi kalmıyor değil mi? Poiuz'a Şöyle demelesin: "La kuşlar koca orduyu çekirdek gibi çitlemişler, Biz bunu kâbul edersek, konu hakkındaki cevapların ne anlamı var. La olum biz ateist değil miyiz? Allah koca orduyu nasıl kuşlara çitletir? Biz neyi tartışıyoz? Kendine gel poiuz demelisin. Bak senin demogoji dediğin cevâbımda, mütevâtir bir haberin inkâr edilmesinin delilik olduğunu söylemiştim. Böylece bu deliliğinin kaynağının çâresizlik kaynaklı kurnâzlık olduğu da ortaya çıktı. Hadi iyisin deli değil mişsin. Bu sûrenin indirildiği, Peygamberimiz (s.a.v.) zamânında senin kadar kurnâz bi gâvur yok muymuş da, "Sen hangi olmayan vak'adan bahsediyorsun?" Diye bir i'tirâz eden olmamış!!!? Bak sindire sindire gidiyoruz, Çok lezzetli bir konu...
  15. “Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır. Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.” (Hicr,15/4-5). “Her milletin belli bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler” (Araf,7/34) “Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır” (Münafıkun, 63/11). Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret mükafatını isterse, ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız" buyurulmaktadır. (Al-i İmran 3/145) “Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz”(Araf,7/182). Allah'ın putçuları, kâfirleri, münâfıklarıi Bu Dünyâda -ale'l-acele- yok etmesi diye bir kural yok. Bilakis Âdetullah, Dünyâda onların özgürce potansiyel kâbiliyetlerini açığa çıkarmasından yana... Nûh'un kavminde olduğu gibi 900 sene sabır ve tahammül var. Bu sabır ve tahammül, her insânın potansiyel kâbiliyetlerinin ve Allah'ın da en güzel vasıfların sâhibi olduğu açığa çıksın diyedir. Her şeyin yaratılmasından maksat zâten bu isimlerin açığa çıkmasıdır. Dünyâdaki imtihân düzeni,, Allah'a zulmeden,, Kâfir, münâfık, putçu, ateist bilimum aşağılık mahlûklara fazlasıyla hayât hakkı verîr. Hattâ koruyucuları bile vardır. Ölüm vakti geldiğinde koruyucular çekilir. Allah'a değil, mahlûkâtına zulüm yapanlara ise Dünyâ vatanında fazla tahammül edilmez. Cezâlarını vermekte acele edilebilir. Şirk koşmak, gerçekleri örtmek Allah'a zulmetmektir. Vahdâniyet mertebesine yapılan bir eziyettir, haksızlıktır. Allah'a yapılan zulüm, cezâsız kalmayacaktır fakat kullara (İnsân, hayvan) yapılan zulmün cezâsını vermek Allah için daha önceliklidir. Çünkü Allah çok sabırlıdır.
×