Jump to content

HATEM

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    531
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

1 Takipçi

HATEM Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Güncel Profil Ziyaretleri

867 profil görüntüleme
  1. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Önceki cevâbımda sigara örneğini verdim, heralde anlaşılmaması mümkün değil. Her sigara içildiğinde ânlık olarak verilen fakat farkedilmeyen cezâ, biriktiğinde kanser ve ölümle netîce veriyor. Zevk konusuna takılmıştın, Evet, sigara örneğinde olduğu gibi içen kişi zevk alıyor ve aynı anda cezâ veriliyor. Hem Dünyâda hem de âhirette eziyet ile aynı ânda rahat verilmesi gibi... Eziyet ve acılar rahâta zemîn hazırlıyor. Bu anlattıklarımı normal olan her insân anlayabilir... Bu durum Kahvenin uzun müddet pişmesi sonrasında âniden taşmasına da benzer. Cezvenin Taşmadan önce alttan ısıtılıyor olduğunu idrak etmek için illâ taşmasını görmek gerekmez. "Allttan ısıtıldığını anlamam için illâ taşmasını (köpürmesini) görmem gerekir" Demeye devâm ediyorsun. Yukarıda bunların hepsi anlatıldı. Ben senin sorunu açayım, Senaslında şunu sormak istiyorsun veyâ sormalısın. Şerîatın,, uyulmaması hâlinde zarârları Mantık ile anlaşılamayacak emirleri var. Örfî ve ictimâi kanunların yasaklamadığı fakat şerîatın koyduğu yasaklar (harâmlar) var. Meselâ Bekâr iki bireyin cinsel ilişkiye girmesi, Bu eylem, şerîata göre yasaktır. Çoğu toplumda normal karşılanır. Veyâ Allah'ı inkâr etmek. Veyâ namaz kılmamak,, Diyebilirsin ki, tamâm anladık, kötü alışkanlıkların Dünyâ dada karşılığını görüyoruz. Fakat, "Bekâr İki bireyin cinsel ilişkiye girmesinin sonrasında veyâ Allah'ı inkâr sonrasında veyâ Namaz kılmayan müslümânın namaz kılmadığı için Bir cezâ ile karşılaştığını görmedim" diye sorabilirsin. Bunların kafasına piyano düşmesi türünden bir cezâ beklediğin kesin. Ama "Sigaranın içkinin uyuşturucunun görünen kötü sonuçları gibi bir fecî sonuç da gözükmüyor" demek istiyorsun. Aynı düşünceleri tekrârladığın için bununcevâbını aşağıda vereceğim. Allah kendi nefsi için intikâm almaz. Mazlûm kullarının intikâmını alır. Savunmanı, "Hadîsler uydurmadır" gerekçesine bağlamayı düşünüyorsan, yaptığım açıklamalara niye cevap verme ihtiyâcı hissediyorsun. Sahîh hadîslerin uydurma olduğunu düşünüyorsan, Kur'ândan hangi mantık ile çelişki üretiyorsun? Âyetler tabletler hâlinde gökten indirilmedi ki sahîh hadîsler kolaylıkla inkâr edilebilsin. Kur'ân âyetleri ile sahîh hadisler farklı şekilde bize ulaşmamış ki,, Sahîh hadîsleri inkâr edenin Kur'ânı da inkâr etmesi gerekir. Sen Zâten ikisini de inkâr ettiğini söylesen bile Ateistlik adına senin görevin, uydurma olduğunu iddiâ ettiğin metinler üzerindeki çelişkiyi göstermektir. İnkâr yoluyla çelişki değil çelişki olmadığını göstermiş oluyorsunuz ama farkında değilsiniz. Şu ândaki teorik tartışmalara Ebû Hureyre'nin cevap hazırlayıp uydurduğuna İNANMAN Siz de çok acayip Bağnaz bir kafa yapısı olduğunu gösteriyor. Açık mu'cîzelere inanmazsınız Ama Ebû Hureyre'nin, şu ânda yaptığımız teorik tartışmalara cevap olsun diye hadîs uydurduğuna inanırsınız. Valla yobazlığınıza inançlar üretmekte üstünüze yok. Şeytânın hesâbına ürettiğiniz inançlarla beyninizi devre dışı bırakmışsınız, Size Lâf anlatılamıyor, aynen ışidçilere, vahâbîlere ve Haşhâşilere anlatılamadığı gibi... Zâten gerçekte ateizm yoktur. Tanrı tanımaz yoktur. Her insân bir şekilde bir tanrının (Allah'ın bir isminin) kuludur. O ma'budun dîndarıdır. O yizden "Senin dînin sana benim dînim bana" buyrulmuştur. Eğer Ateizm gerçek olsaydı ki değildir, Ateistlerin çok açık görüşlü ve Herdoğruyu absorbe eden düşünce düzeylerinin olması gerekirdi. Meselâ sürekli acı çekmenin alışkanlık ve adaptasyon getireceğini, sonuçtada zevke dönüşeceğini, Normal olan her insân anlar. Sürekli zevk ve hazz peşinde koşanların kötü sonuçlar üreteceğini Normal olan her insân yine anlayabilir. Konu hakkında onlarca delîl getirilebilir. Bu konuyu kimler anlamaz? Bir, İslâm Dîninin yobazları anlamaz bir de Kendisine ateist demesine rağmen şeytân dîninin mensûbu yobazlar anlamaz. Âyet-i kerîme, Toplum içinde yapılan kötülüklere uygun olarak denk cezâlar uygulanmasını müslümânlara tavsiye ediyor. Evet bu denklik, Çoğunlukla kulun lehine olarak Allah için de geçerlidir. Ya'nî Allah da günâhlarımızın bir kısmını bağışlamasına rağmen Günâhlara denk cezâlar uygulamaktadır. Her ân bu cezâ sistemini uyguladığı için bize de tavsiye ediyor. Bir kişiyi tokatladığın zamân bunun dengi olan cezâ hakkında, kötülüğe karşılık kötülük, tokatlamaya karşılık tokatlama yapılmalı diyebilirsin. Ama öyle suçlar var ki meselâ; Bir Bekâr kız ile bir bekâr oğlan Evlilik dışı Cinsel ilişkiye girse, Bu bir kötülük müdür? Sana göre kötülük değildir. Ve cezâsı da yoktur... İlâhî Dînlere göre ise kötülüktür. Neden kötülüktür, Çünkü şerîatın tesbît ettiği, işlenen her kötülükte bir zulüm ve haksızlık vardır. Bu eylemin, zulüm ve haksızlık neresindedir diye sorulursa? Bu mâsum birliktelikte nasıl bir haksızlık, zulüm olabilir diye i'tirâz edilirse... "Şerîatın tesbît ettiği her günâh, Kişinin mikro kozmozunda aslında kendisine zulmetmesidir." Deriz. Şirk ise En büyük zulümdür. Çünkü kişinin kendi rûhuna haksızlık etmesidir... Zevk ve Lezzet alınan bu ilişkide düz mantık, bunu bir kötülük olarak göremediği için bir cezâ uygulamayı düşünmez. Fakat herşeyi bilen Allah'a göre bu bir günâhtır. İlişki esnâsında alınan zevk esnâsında dikkat edin aynı ânda yapılan zulüm ve öldürmeler netîcesinde zevk alınmaktadır. Burada Vücûd memleketinden (Ben ülkesinden) bahsediyorum. Allah'ın (c.c.), benim en büyük sırrım diye bahsettiği insânın, mikro açılımından bahsediyorum. Bu konuda detaya girmemek için anlayabileceğiniz şu örnekle konuyu açıklayayım. Bizim nefsânî yollardan aldığımız hazz, Bir kuzuyu kesip öldürmenin, kebap yediğimiz ânda lezzete dönüşmesi gibidir. Hazzımızı oluşturan, Kuzunun acısıdır. Kuzu ölüyor ve bize zevk veriyor. Günâh işlerken nefsimizin aldığı hazzlar da bu zulme dayanıyor. Fakat biz bilmesek de aslında kendimize zulmetmiş oluyoruz. Çünkü Kendi mikro kozmozumuzdaki insânlara, ki bizim tafsîlâtımızdır,, kötülük yapmış oluyoruz. Ve Günâh işlerken alınan zevk, o ölüm acılarının kendisinden kaynaklanıyor. Böylece her iyilikte ve her kötülükte cezâ aslında ânında verilmiş oluyor. Fakat farkında değiliz. Ânında cezâ verildiğini farketmesi imkânsız olan Ateist, Gökten kafasına piyano düşmesini bekliyor, Gökten kafama piyano düşerse inanırım diyor. Değil Göktan kafasına piyano düşmesi, Kuş tüyü düşmesinden daha sessizce Allah o kişiye cezâyı kesiyor. Zevk içinde olan kişi, cezâ içinde olduğunu nerden anlasın. Allah, kendisiyle Alay edenlerle alay ediyor, Tuzak kuranlara tuzak kuruyor. Kendilerine bol bol verdiğimiz mal ve evlatlarla onların iyiliğine koştuğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar farkına varmıyorlar! Müminûn 55 Tahminime göre en büyük cezâ Şirke verilen cezâdır. Tahmînimi göre Şirk için Ortada ne bir Günâh var ne de bir cezâ... Allah bir nûr olduğuna göre Şirkin karşılığı (ki karşılık demek bile doğru olmaz neyse ince mes'ele) karanlık olmuş oluyor. Allah'ı inkâr ve Şirk bir günâh değil ki, afva konu olan bir suç yok ortada. Ortada mahrûmiyetle sonuçlanan bir durum var. Dünyâ vatanı bir rü'yâ olduğu için, rü'yâlar da ta'bir istediği için çoğunlukla nefsin aldığı hazzlar acının bir yansıması, nefsin çektiği sıkıntılar da rahat ve huzûrun bir yansımasıdır. Hz. İbrâhim, Rü'yâsında Oğlunu boğazından kestiğini gördü. Halbuki o gerçekte (Dünyâda) Koç'u kesti. O hâlde Rü'yâda gördüğü oğlu, Koçun bir temsîlinden (Yansımasından) başka değildi. Oğlu, koçu sembolize ediyordu... Dünyâ'da nefsin hoşuna giden çoğu şey ve şerîatın onay vermediği bütün hazzlar aslında acının kendisi olmakla ânınnda verilen bir cezâdır. O yüzden Kâfirleri cehennem el'ân (Dünyâ da) kuşatmıştır Yine, Mü'minlere Cennet, Ayakkabılarının bağından daha yakındır. Burada, nefsin hoşuna giden çoğu şey dedim. Çünkü nefsin hazzlarının bir kısmı helâl ve mübâh dâiresindedir. Meselâ evlilik yoluyla alınan hazzı nasıl îzâh edeceksin diye sorulursa Ben seninle Toplumlardaki cezâ sistemini konuşmuyorum. Konu başlığındaki mevzûyla ilgili Allah'ın Şirke nasıl ve ânında cezâ verdiğini, afvetmediğini anlatıyorum. Ayrıca Dünyânın neresinde olursa olsun başa gelen bir müsîbet, görünüşte hangi kânun çerçevesinde olursa olsun, Muhakkak Allah'ın fâil olmasıyla gerçekleşir. Fakat bu konuları idrâk edemezssiniz, konu yeterince dallandı zâten. Hakk kulundan intikamını yine kul ile alır, Bilmeyen ilm-i ledünnü ânı kul yaptı sanır. Şirk iki çeşittir. Birincisi Allah'ın Zât'ına talluk eden şirktir. Bu büyük şirk olarak bilinir. İkincisi ise Doğrudan Allah'ın Zât'ına taalluk etmez. Birinci Şirkte Kişi muvahhîd değildir. İkincisinde ise Kişi muvahhîddir fakat kendisinde gizli şirk hâlleri olabilir. Nisbeten paraya, kadına mevkîye v.s. Tapma derecesinde önem vermek gizli şirktir. Aşağıda seçtiğim âyet ve hadîsler bu anlamdadır: "Ümmetim için en çok korktuğum şey, Allah'a şirk koşmaktır. Ama dikkat edin; Ay'a, Güneş'e veya puta tapacaklar, demiyorum. Fakat, Allah'ın rızasının dışındaki gayeler için harekette bulunacaklar ve gizli şehvet, yani riyâ ve gösteriş duygularını taşıyacaklar (demek istiyorum)." (İbn Mâce, Zühd, 21). "Kim Rabb'ine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibâdette hiç kimseyi şerik kılmasın (ortak tutmasın)." (Kehf, 18/110). "Sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirktir." Hazır bulunanlar: Ya Rasûlüllah! Küçük şirk nedir?" diye sordukları zaman, Rasûlüllah (asm) şöyle devam etmiştir: "Küçük şirk, riya yani gösteriştir. Ahiret gününde insanlara amellerinin karşılığı verildiği zaman, Allah diyecek ki: "Dünya hayatında iken, kendileri görsün diye riya ve gösteriş yaptığınız kişilerin yanına gidin, bakın, onların yanında herhangi bir karşılık bulacak mısınız?" (Ahmed b. Hanbel, V/428, 429). Büyük Şirk Bir Günâh sayılmaz afvında konusu olamaz. Fakat küçük şirk afvın konusudur. Bu suçun sâhibi afvedilebilir (Tevbesi değerlendirilir). Çünkü o kişi, Son Peygamberin açıkladığı Tanrının kimliğini doğru olarak bilmektedir. Bakara 54- Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Gelin yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha iyidir. Böylece Allah da onların tövbesini kabul etti. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir, çok merhametlidir.” Dikkat edilirse burada, Yukarıda anlattığım gibi Zât'î bir şirk değil, günâh olarak nitelendirilebilecek sıfâtî bir şirk var. Hadîslerde küçük şirk olarak bahsedilir. Hz. Mûsâ'nın ümmetinin ileri gelenlerinden olan Sâmirî, Cebrâil âleyhisselâm'ın Allah'ın emrinden bir rûh olduğunu biliyordu. Rûh'un ise hayât kaynağı olduğu ma'lumdur. CebRâil âleyhisselâm, insân kılığına girerek Hz. Mûsâ'ya vahiy getiriyordu. Bir seferinde At üstünde bir süvârî kılığında gelmişti. Sâmirî bunu farketti. Cebrâil at üstünde oradan ayrılınca, Atının nallarının değdiği izlerdeki yeşerenToprağı topladı. Kavminden Altın ve gümüş topladı bunları eritti ve bir buzağı heykelciği yaptı. Buzağının ağzının içinden bu toprakları serpti veyâ eriyik ma'den aşamasında toprağı serpti. Ve buzağı canlılık alâmeti göstererek böğürmeye başladı. Bütün bunlar özetle, yahûdî kavminin Altına ve mala,, putlaştırma derecesinde düşkünlüğünü isbatlıyor. Ayrıca bu vâkıada baş aktör Samirî afvedilmiyor. Aslında hiç bir eylemin karşılıksız kalması mümkün değildir. Çünkü İnsân, zerre miktar hayır da işlese şerr de işlese varlığına yazdığı o yazının sonuçlarını görecektir. Belki afv bu görme veyâ anlamadan sonra sözkonusu olabilir. Bakın, sonuçta benim başta yaptığım tesbîte uygun olarak onların cezâları baştan kesilmiş durumdadır. “Buzağıyı tanrı edinenler var ya, işte onlara mutlakâ Rabblerinden bir gazap ve dünyâ hayâtında bir alçaklık erişecektir. Biz iftirâcıları böyle cezâlandırırız.” (el-A’râf, 152) Muvahhîd olduğu halde, şirke bulaşanların ikinci kertede afvedilmelerinin sebebi, geçmişi kurtarmak değil geleceği kurtarmak içindir. Asıl îzâha muhtâc konu, Furkan sûresi 70. âyet-i kerîmede belirtilen, Kâfirlerin îmân ettikten sonra Önceki kötülüklerinin iyiliklere çevrilmesi mes'elesidir. Bu âyet-i kerîmeye göre îmân eden firavun bile olsa, Günâhları silinmek bir yana sevâba dönüşüyor. Firavunun günâhı da olmaz o yüzden kötülükleri diyor âyet... İlginç, çok ilginç. Her fiilin cezâsının ânında verilmesi gerçeği ile asıl bu âyet-i kerîmeyi îzâh etmem gerekiyor. Salyasız soru sorabilecek zekâlar olsa da Allah'ın izniyle anlatsak...
  2. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Konu başlığında yapılan i'tirâz mantıklıdır. O yüzden bu konu izâha muhtaçtır. Abdül ün son mesajındaki i'tirazları da tutarlıdır. Ve cevap verilmesi gerekiyor. Son bir cevap yazıp betonu döküp konuyu keni açımdan kapatmayı düşünüyorum. Fakat senin verdiğin cevap cevap sayılmaz çünkü Allah şirki aslâ afvetmem buyuruyor. Senin açıklamalarında Şirk işleyen kişinin tevbe ederse afvedileceği varsa Hz. Ömer önceden şirk koşarken afvedilmeyecek olan nedir? Mâdem senin mantığına göre Hz. Ömer afvedildi. Şirk suçunun Diğer günâhlardan ayrılıp afvedilmez olması niye belirtilmiş? Hz. Ömer Elbette Tevbe etti Aslında ıstılâhî bir anlam olarakTevbe, müslümânlar içindir. Kâfirler Tevbe etmez. Kâfirlerin Tevbesinden maksat, 180 derece dönme anlamındaki tevbedir. Hz. Ömer yönünü değiştirdi,, burada afvedilecek bir durum yok, Bir Dönme, yön değiştirme var. İşin sırrı da zâten burda gizli Neyse... Benim amacım sâdece i'tirâzı buharlaştırıcı cevaplar vermek, konuyu daha fazla zorlaştırmak değil. Senin verdiğin cevap ile mâlesef i'tirâz buharlaşmıyor. Durum senin zannettiğin gibi olsa, Hz. Ömer'in önceki suçları yanına kâr kalmış olurdu. Çünkü afvedildiğini söylüyorsun. Halbuki Allah aslâ afvetmem buyuruyor. Burada çok incelikler vâr. Sana Tavsiyem yazdıklarımı biraz daha dikkatli oku. Tefsîrlerden ve zâhir âlimlerin bilgilerinden istifâde etmek güzeldir fakat bir dereceye kadar kifâyet eder.
  3. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    İki satır kopyalayıp yapıştırdı diye ego tribine girmeyen bir tane normal müslüman görmek istiyorum şu forumda. Allah, Jesus, Buddha, hepsine eşit uzaklıktayım diyen adamın anında kafasına piyano düşmesinin gerekliliklerini islamiyete göre anlatınca buradaki herkes aydınlanıp sana hayret mi edecekler? Sen de ayrı bi çeşitsin, o kadar yazıyı okudun da bu alıntıyı mı çıkardın. "Bu ilmin sâhibi" derken Ben kendimi kasdetmiyorum, Kâinâttaki mu'cizelerin sâhibini kastediyorum. Ey kendini bilmez Sen ateist olarak Allah'a karşı dikleniyorsun kibirleniyorsun, Benim de kibirlendiğimi düşünerek bana akıl vermeye çalışıyorsun. Müslümânlar senin uşağın mı Allah'a göstermediğin saygıyı müslümândan mı bekliyorsun. Ben kibirlenmiyorum, zâten çoğunu yanlış anlıyorsun. Birisi size gerçekleri açıklayınca şu açığa çıkıyor ki, "Ateistler hayvandan aşağı mahlûklardır" Kur'ândaki bu gerçeği açığa çıkarmamı, ya'nî bozuk bir düşünceye sâhip olduğunuzu göstermemi sen kibir olarak algılıyorsun. Sizden bu algıyı bertâraf ederek mâlesef "Belhûm adal" gerçeğini izhâr edemem, öyle bir kudretim yok. Yazılanları ya hiç okumamışsın ya da hiç anlamamışsın. Günâh ve inkâr içinde olan veyâ nötr düşünen ve müslümân olmayan bir adamın blâkis kafasına piyano düşmeden Dünyâda rahatlıkla İnkârcılığını sergileyebileceğini ya'nî senin anladığının tâmm tersini anlatmaya çalışıyorum, anlattım da... Anlasanız hayret edebileceksiniz ama ya ben anlatamıyorum ya da siz anlamıyorsunuz.
  4. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Bunlar özel bilgiler, Cehennem azâbının zevke dönüşeceği, Firavun'un imânının sahîh oluşu, Hz. îsâ'nın Çarmıha gerilişinin gerçekliği gibi bilgiler Herkesin bilmesi istenmeyen bilgilerdir. Bir devletin Bütün bilgilerine halkın hepsinin muttalî olması gerekmez. O devletin İstihbârat teşkilâtının bilmesi yeterlidir. Sana nutuk çekme diyorum. İddiânla gel i'tirâzınla gel De,, kimin şebek olduğunu her zamânki gibi aklı başında olanlara göstereyim. Ben sizden mantıklı gibi gözüken bir i'tirâz duyduğuğumda heyecanlanıyorum, seviniyorum. Heyecanlanıyorum çünkü, vesîlenizle bir Kur'ân mu'cîzesini daha açığa çıkartmanın sevincini yaşıyorum. Size gelince, Sizinle de lastik topla oynar gibi oynuyorum. Geleneksel İslâm da böyle bir anlayış yok diyerek veyâ Müslümânların geneli bunları bilmiyor diyerek, Ateist tezlerin için nasıl bir fayda gördüğünü anlamak mümkün değil... Sen Ateist misin? Yoksa Müslümânlara düşmânlığı görev hâline getiren bir Şeytân mısın? Ben Fikirlerimi âyet ve hadîslere dayandırıyorum, Ve âyet ve hadîslerin aynı paralelde olduğunu da âyet ve hadîslerden örneklerle gösteriyorum. Şimdi sen,, geçtik normal insânı, normal bir ateist olsan âyet ve hadîslerde anlatılan ile benim görüşlerim arasında paralellik olmadığını, benim verdiğim âyet ve hadîsleri yorumlayarak veyâ başka âyet ve hadîsler göstererek isbatlamaya çalışırsın. Ya da Hâdisler hepsi uydurmadır dersin tartışmayı kökten kendi mantığınla bitirirsin. Müslümânların genelinin düşüncesinden medet umma âcizliğine düştüğünü bunun da bir şebeklik olduğunu farketmiyor musun? Benimle tartışırken çâresizlikten Işid kafasıyla, vahabi kafasıyla âyetleri moloz gibi anlamam gerektiğini sürekli dikte etmeniz de nedir? Şeytânlık yapacam diye ateistliğin de nâmusuna zarâr verdiğini idrâk edemiyor musun? Ben Modernist meâlci bir müslümân değilim ki, Bütün âyet ve hadîsleri olduğu gibi kabûl ediyorum. Ne Köleliği inkâr ediyorum, Ne kadının yarım şâhitliğini... Benimle tartışırken,, "Ama müslümânların geneli böyle düşünmüyor" diye dansöz gibi kıvırmanın, bir ateist olarak ne anlamı var? Bir Ateist olarak sen, Kur'ânın Allah kelâmı olamayacağını savunmakla mı mükellefsin yoksa Müslümânların genelinin yüzeysel bilgilerinin doğru olduğunu savunmakla mı mükellefsin? Düştükleri hallere, Âcizliğe bakın lütfen... Velev ki benim açıklamalarım size mantıklı geldi, Ve açıklamalarımın hem müslümânların genel inancına hem de Kur'âna ters olduğunu düşünüyorsunuz. Bu durumda benim açıklamalarıma niye karşı çıkıyorsunuz o zamân? Cevâbı ben vereyim, siz domuz gibi benim savunduğumun Allah kelâmını olduğunu görüyorsunuz. Şeytânın yellenmesi için Belki sindirim sistemine ve maddî varlığa ihtiyâcı yoktur, Belki de sizin yellenmeniz şeytânın yellenmesi anlamına geliyor olabilir. Elbette her varlık,,, bu şeytân dahî olsa Allah'ın izni dâiresinde bir gücü ve kuvveti ve hattâ bir yaratma potansiyeli vardır. Allah'ın Zât'i meşiyeti, Evvelen sayısız esmâsını açığa çıkartmayı dilemiş oldunca,, bu esmânın levâzımı ve iktizâsı olan şeyleri yaratmayı kabûl etmemek olmaz. Allah'ın şâfi özelliğinin açığa çıkması için elbette bir hasta gerek. Allah'ın âlim isminin açığa çıkması için elbette bir câhil ve talebe gerek. Allah'ın Hâdi isminin açığa çıkması için elbette bir Şeytân gerek. Ve Şeytânın kendi çapında kuvvetleri olması gerek. Güç Allah'ın bir vasfıysa ki öyledir, Senin de bir gücün var ki Kâfirlik yapabiliyorsun,, Şeytânın niye olmasın? Niye olduğunu da belirttim yukarda. İslâm,, İlâhlarda (Tanrılarda) veyâ varlıklarda gözüken reel güçleri inkâr etmez. Bu reel Güçleri, Güç sâhiplerini inkâr ederek Allah kendisini isbatlamaz. Bütün Güçlerin aslında Tek bir Gücün yansıması olduğunu fakat sizin bunu anlamadığınızı ilân eder. Öldürmeye kadar Güç verilmiş olan Tanrıların (ilahların) da aslında Tek bir Tanrı olduğunu anlamamız için "Lâ ilâhe illallah" buyrulur. İlâhlar yoktur demez, Tasavvurunuzdaki Güç sâhiplerinin Allah'tan başkası olmadığını belirtir. Nasıl ya'nî? Allah'ın gücünün ve ilahlığının açığa çıktığı bütün varlıklar, Allah'ın muhtelif isimlerinin bir tecellîsi olmak ile her bir isimde Zât gizli olduğu için, Bütün varlıklar, Allah'tan bağımsız ilahlar değildir. Gerçekte Allah'tan başka ilah ve Allah tan başka öldüren ve dirilten yoktur. Çelişki, senin mes'eleleri anlamamandan kaynaklanıyor. Bozukluk sizde. Ateist olmaktan daha ahmakça bir şey tasavvur edilebilir mi? Şeytân bile ateist değildir.
  5. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    O kadar aşağılık bir mahlûksun ki, Normal insânlar, normal bilginler, yeni bir şey öğrendiklerinde hayret ederler... Bu ilmin sâhibine karşı hadlerini bilir, aczlerini idrâke mecbûr kalırlar. Her hayret verici bilgi o bilginin karesi kadar da bilmediklerini ortaya çıkardığı için, insân olanların, gerçek bilginlerin,, yeni öğrendikleri yeni bilgilerle tevâzûları artar. Fakat sendeki süreç tâmm tersine işliyor... Konuyu sabote etmeyin diyorum, Konu başlığındaki i'tirâzınızda şebekliğinizi size göstermiş olmalıyım ki konu dışına sapmakta ısrâr ediyorsunuz. Olsun, Allah'ın izniyle her konudu sizin anlayış seviyenizi, şebekliğinizi gösteririm. Şebeklik domuzluk solucanlık gibi ta'bîrleri kullandığımda, Gerçekleri ifâde edebilme endîşe ve sâikiyle bu ifâdeleri mecbûren kullanıyorum. Genel olarak varlık düzeyinizi Düşünce bozukluğunuzu ifâde etmek için... Her seferinde de içim cızz ediyor o mâsum hayvânlara solucan ve böceklere haksızlık yaptığımı bildiğim için... En yetkili ağızdan öğrendim ki, hayvânlar ile sizin aranızda muhteşem bir fark varmış Meselâ Domuz, Size nisbetle Evliyâ mesâbesinde imiş... Seni Fikren Döverken Ortalık berbât oluyor, ellerim kirleniyor, Kokunda bir felâket... Bu iğrençliğin sebebiyle tercîh edilen bir rakip olmasan da Düşünce bozukluğunu herkese göstermek için tartışmaya devâm edeceğim. Senin karşındaki kişi Her varlığın yaratıcısı olarak Allah'ı gören Klasik müslümânlardan olsaydı, sana cevap verme ihtiyâcı hissetmezdi. Kötülüğü Çirkinliği Allah'ın nasıl yarattığını basit bir şekilde tenzîh yoluyla anlatabilirdi. Aslında klasik bir müslümân, Senin gibi kötü ve çirkin birisi ile hiç muhatab olmaz ve senden uzak durarak bir şekilde bunu sana (Hal diliyle) anlatmış olurdu. Ya'nî sana bulaşmazdı... Fkat Senin karşındaki kişi Her varlığın yaratıcısı olarak Allah'ı gören Klasik müslümânlardan değil... Kâinâtın bir mahlûk olduğunu kabûl etmek ile Klasik müslümânlar ile aynı inançta olsakta Biz Varlığı (Mutlak varlığı) Hakk'ın Kendisi olarak görürüz. O yüzden senin Gâvurlukta dip yaptığın soru, Benim görmezden gelebileceğim bir soru olamaz. Ben bu kadar açıklamayı Taşa yapsam, Oduna yapsam senden daha iyi anlardı. Bütün için Kötülük olmaz Parça için kötülük veyâ çirkinlik sözkonusudur diyorum. Bütün Mutlak olan için kötülük yoktur diyorum Parça için bir konum ve tabiat ile mukayyed olan için kötülük sözkonusudur diyorum, Ve ilâveten Kuzey güney açıklaması yapıyorum. Kuzey Güney,, Dünyâdaki bir konum için geçerlidir diyorum. Dünyâ için düşündüğünde Dünyânın kuzeyi Güneyi olur mu? Yine anlamıyorsan ne demek istiyorsun diye sor? Biraz daha açıklayalım. Kafam basmıyor biraz daha açıklar mısın diye soracağına "Kafanız basmıyor" diyosun. Kötülüğün çirkinliğin nerden geldiğine bizim mi kafamız basmıyor? Mahlukların mukayyed olmasından, sınırlı olmasından, belirli ve farklı tabiatlarının olmasından kaynaklanıyor diyorum anlamıyorsun. İnsân dışkısı Bize göre kötüdür çünkü kötü kokar, zararlıdır, yersen hasta olursun, çirkindir yastığının altına koyup yatamassın. İnsân dışkısının durumu insân için böyledir. İnsân dışkısından beslenen böcekler ve bakteriler ve bir kısım bileşikler için ise Bu insân dışkısı çok faydalı çok güzel, çok iyidir. Aynı şey, İyi veya kötü olarak değerlendiriliyor görüldüğü gibi... Bu Çirkinlik Kötülük nerden kaynaklanıyor anladın mı? Sınırlı Mukayyed varlıkların muhtelif tabîatlarından kaynaklanan göreceli bir durum bu... Kâinâtta Mutlak ve her yönden kötü, çirkin, zarârlı tek bir nesne yoktur. Gelmişsin 21. yüzyıla daha bunları idrâk edememişsin. Böcek kadar gururun yok mu niye kendini sürekli ezdiriyorsun? Dilinle Hastir çekmekle hasmına karşı gâlip gelemessin. Ben sürekli hepinize gerçek hastir i çekiyorum. Bak yukarıda anlattıklarım, Varlık (Hayâlî varlıklar) içindeki olumsuzlukların, Mahlûklara nisbet edilebileceği fakat Allah'a nisbet edilemeyeceğini biraz olsun anlaman içindi... Bir de durumu Mutlak varlık olan Hakk Teâlâ için açıklayayım. Kötülük, Çirkinlik, şerr, zarar bunların hiç birisi varlık değildir. Varlığın (Mutlak varlığın) olmamasından ortaya çıkan fakat varlıkta (mukayyed varlıklarda) gözüken ârızalardır. Meselâ câhillik bir varlık değildir İlmin Olmamasıdır. Karanlık bir varlık değildir Aydınlığın olmamasıdır. Çirkinlik bir varlık değildir Güzellikten (düzen, matematik, denge) yoksunluktur. Cahillik, Karanlık, Çirkinlik için Mutlak yokluğun Olmayan sıfatları diyebiliriz. Mutlak varlık olan Hakk Teâlâ ise Sırf Cemal, Sırf hayır, Sırf Faydadır. Çünkü sırf varlıktır. Sırf Güzellik olan varlıktan nasıl çirkinlik çıkıyor? Şimdi anladın mı? Her şey O'ndan zuhur ediyor ama Sırf Güzellik olan varlığa çirkinlik isnâd edilemez. Sen Bütünüyle Allah'ın bir mahluğusun. Fakat sen Câhil ve Ateist ve ahlâksız olduğun için kendi şahsına nisbetle çirkin bir mahlûksun. Ama Allah'ın Zât'ına nisbetle Çok güzel, çok hikmeti, çok faydalı bir işleve sâhipsin. Senin kendi zât'ın bakımından çirkinliğinin sebebi; Mutlak yokluk ile olan yakınlığındır. Mutlak varlığı inkâr ederek Mutlak yokluğun sıfatlarını iktisâb etmeyi seçmişsin. Sendeki bu çirkinkik ve kötülüklerin kaynağı mutlak yokluktur. Çünkü mutlak yokluğa daha yakın ve lâyıksın... Sendeki kötülüklerin kaynağı Allah değildir, Çünkü Allah (c.c.) Mutlak fayda Mutlak cemâl ve Mutlak iyiliktir. İnşâllah anlattıklarımı yine anlamazssın da senin hakkında yukarıda yazdıklarım yine doğrulanmış olur. Sizi dövmekten ellerim nasırlaştı.
  6. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    İnanmadığın Allah hakkında soru sormak yerine kendi akıbetin hakkında ne düşündüğümüzü sorsaydın, Kendi "sırât-ı müstâkiminde" hızla ilerlediğini,, Ölüm sonrası dumanlı dumanlı osurmanın, Dünyâdaki îcâbını yerine getirdiğini söyleyebilirdim. Devâm et, Cehennemde mutlaka birileri yanacaksa bu sen ol, Çünkü bunu hakediyorsun. Bak sana Allah belânı versin demiyorum, Allah belânı zâten vermiş. Fakat sen bu belâyı hissen müşâhede etmeden anlayabilecek bir kapasiteye sâhip değilsin. Şeytân bir Mahlûktur, Sen de kendi Zât'ın yönünden şeytâna benzer âdi bir mahlûksun. Mahlûklar mukayyed varlıklardır. Allah ise Zât'ı i'tibâriyle mutlak varlıktır. İyilik, Kötülük Güzellik çirkinlik Fayda ve zarâr, mukayyed varlıkların tabiâtları için geçerlidir. Mutlak varlık için şerr, çirkinlik, zarâr gibi sınırlı tabiatların hükümleri geçersizdir. Şerr, çirkinlik zarâr ve noksânlıklar "parça" varlıklar ve "parça" tabiatlar için sözkonusudur. "Bütün"e şerr, noksânlık, çirkinlik, düşüklük isnâd edilemez. Mutlak varlık, sırf hayır, sırf güzellik sırf faydadır. Kuzey Güney Doğu batı gibi yönler, ancak mukayyed bir varlık ile konumlanmış olanlar içindir. Mutlak varlığın sağı solu önü arkası yukarısı aşağısı olmaz. Ancak isimleri cihetinden olur ki İsimleri muhtelif ve nâ mütenâhîdir. Allah, Zât'ı i'tibâriyle âlemlerden münezzehtir. Lâkin isimlerinin hükümleri i'tibârından âlemlerde mütecellîdir. Müsâde edin konu hakkında, ortada kalan sorulara son cevâbımı vereyim de Konu başlığındaki Bu çelişki iddiânızda da eşekliğinizi bir kez daha tebârüz ettirmiş olayım.
  7. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Nediyon sen şimdi Binlerce hadis içinden bir tane seçmeyim de Bin tane mi seçeyim. Benim açıklamalarımda İslâm a ters olan nedir? Nutuk çekme, Açıklamalarımda tenâkuz varsa buyur göster. Şimdiye kadar İslâm ile tenâkuza düştüğümü bir kere gösterin bir kere,, ama her seferinde ben sizin şebekliğinizi gösteriyorum. Nediyon sen şimdi, Şeytân Zart diye Osuramaz mı diyosun? Sen Osuruyorsan Şeytân niye osuramasın. Biz Şeytânın Peygamberler ve veliylerin kılığına giremediğini biliyoruz. Senin kılığına rahatlıkla girebilen bir varlığın Senin gibi osuramayacağını nereden çıkarıyorsun? Evet soru soruyorum Bilmediğin veyâ kabûl etmediğin bir varlık hakkında neye dayanarak hüküm veriyorsun? Bence senin Bu tartışmaya dengesiz tesbîtlerle zort diye dalman, şeytânın zort diye osurmasına benziyor. Belki de bu olsa gerek. Bi uzaklaşta tartışmadaki son iddiâlara cevap vereyim.
  8. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Müsâde et de konuya cevap yazayım.. Araya dengesiz fikirler sokuşturma. Kütüb-ü Sitte den sahîh hadîsler paylaşan bir adamı Gelenekçi OLMAMAKLA suçluyorsun. Kafayı mı üşüttün sen? Hadîsleri görmezden gelerek Kendime göre teorik çıkarımlarımı gördüğünde eleştir,, ki "Gelenekçi olmamakla" suçlamanda bir tutarlılığın olsun. Cehennemin zevk veren bir yer olduğu mes'elesini ayrıca anlatırım. Ben yukarıda doğrudan bu konuya girmediğim hâlde Cehennemin başlangıçta acı vermesi ve sonunda zevk vermesi doğrudur ve Anlatmaya çalıştıklarımla aynı bağlamdadır. Siz de öyle acayip bir kafa var ki, Açık mu'cîzelere inanmazsınız Ama Ebû Hureyre'nin, şu ânda yaptığımız teorik tartışmalara cevap olsun diye hadîs uydurduğuna inanırsınız. Valla yobazlığınıza inançlar üretmekte üstünüze yok. Şeytânın hesâbına ürettiğiniz inançlarla beyninizi devre dışı bırakmışsınız, lâf anlamaz haldesiniz. Meselâ sürekli acı çekmenin alışkanlık ve adaptasyon getireceğini, sonuçtada zevke dönüşeceğini, Normal olan her insân anlar. Konu hakkında onlarca delîl getirilebilir. Bu konuyu kimler anlamaz? Bir, İslâm Dîninin yobazları anlamaz bir de Kendisine ateist demesine rağmen şeytân dîninin mensûbu, sizin gibi yobazları anlamaz. Bozuk inançlar ile kafayı bozmuşsunuz, olmuşsunuz bir haşhâşî, bildiğin akılsız bir sarhôş... Anlayın sizin bu durumunuz kafa işi değill, Eğer Kafa işi olsa, saçma sapan ürettiğiniz inançlara değil, Normal insânlar gibi normal dînlere İnanmanız gerekir. Sizin Durumunuz Allah'ın takdîri... Allah (c.c.) sizin inanmanızı istemiyor. Sizi Güzelliklerinden uzak tutuyor. Neden acaba? Siz de Allah'ı inkâr ettiğinizi zannediyorsunuz.
  9. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Allah’ın böyle bir çalışma prensibi yok, düşündüğün gibi sofistike değil, cezayı, bildiğimiz anlamda somut olarak düşünüyor veriyor veya vermeyi planlıyor. Kurandaki çıkarımlar öyle.  Öyle işkembeden sallayarak bi sonuç alamazsın. Bak bakalım,, Kudsî hadîste Allah ne buyurmuş... Ebu Hureyre radiyallahu anh anlatiyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri cenneti yarattığı zaman Cebrâil aleyhisselam'a: "Git ona bir bak!" buyurdular. O da gidip cennete baktı ve: " Cebrâil cennetin güzelliklerini görünce) (Ey Rabbim!) Senin izzetine yemin olsun, onu işitip de ona girmeyen kalmayacak, herkes ona girecek!" dedi. (Allah Teala Hazretleri) cennetin etrafini mekruhlarla (kötülüklerle, zorluklarla) cevirdi. Sonra: "Hele git ona bir daha bak!" buyurdu. Cebrail gidip ona bir daha bakti. Sonra da: "Korkarım, ona hic kimse girmeyecek!" dedi. Cehennemi yaratınca, Cebrail'e: "Git, bir de suna bak!" buyurdu. O da gidip ona baktı ve: (Cehennemin kötülüğünü görünce) "Izzetine yemin olsun, işitenlerden kimse ona girmeyecektir!" dedi. Allah Teala hazretleri de onun etrafını sehvetlerle kuşattı. Sonra da: "Git ona bir kere daha bak!" dedi. O da gidip ona baktı. (Çekiciliğini güzelliğini görüp) Döndüğü zaman: "Izzetine yemin olsun, tek kisi kalmayıp herkesin ona gireceğinden korkuyorum!" dedi." Ebu Davud, Sunnet 25, (4744); Tirmizi, Cennet 21, (2563); Nesai, Eyman 3, (7, 3). Yine anlamamış olabilirsin, Yukarıda buyruluyorki sizin Dünyâda Cennet olarak gördüğünüz Cehennem, Cehennem olarak gördüğünüz Cennet tir. Yine anlamadıysan şunu diyor. Şehvet ve Nefsinin hükmüyle güzel ve iyi zannettiklerin çirkin ve kötü,, Şehvet ve nefsinin gözüyle Çirkin ve kötü zannettiklerin İyi ve güzeldir diyor. Çünkü Dünyâ vatanı bir hayâldir ve bir rü'yâdır. Rü'yâda görülenler den gerçeğe ulaşmak, ta'bîr ister. Yine Anlamadıysan bir de buna bak; Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cehennem, nefse hoş gelen şeylerle kuşatılmış; cennet ise, nefsin istemediği şeylerle çepeçevre sarılmıştır.” Buhârî, Rikak 28; Müslim, Cennet 1. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 22; Tirmizî, Cennet 21; Nesâî, Eymân 3 İyi Anlamak için buna da bak; “Dünya mü'minin zindanı, kâfirin ise cennetidir.” Müslim, Cennet, 1. Dünyâ vatanının bir amacı vardır. Burası İnsânlar için İmtihân vatanıdır. Ve Dünyâ vatanını Ontolojik bir düzeyi vardır. Burası Hayâl vatınıdır. Ahiret vatanı gibi gerçek değildir. Bu Dünyâ vatanındaki hâdiselerden gerçeklere ulaşabilmek ta'bir (Öbür' tarafa geçmek) ve te'vîl (Yorumlama) gücüne muhtâçtır. Allah'ı ve Âhiret vatanını inkâr edenin, mes'elenin mantığını anlaması zor... Karanlıklar, alçaklıklar, düşüncesizlikler içindeyken mes'elenin mantığını çözmen değil çözememen gerekiyor,, Ve kendini mü'minlerden akıllı, mü'minlerden daha aydın ve mü'minlerden daha üstün zannetmen gerekiyor ki, Dünyâ vatanının imtihân düzeni bozulmasın. Allah'ın Dünyâ ve âhiret düzeni çok mantıklı... Allah (c.c.) Dünyâdaki her insânı Cennete ulaştırmak istemiyor ki Her Günâha karşılık senin anladığın, daha doğrusu hayvânî hiss anlamında ânında bir cezâ verilmek istensin. Dünyâ vatanı,, ânında hissî cezâlarla insânların baskı altına alındığı ve özgür tercîhlerini uygulayamadıkları bir vatan olamaz. Dünyâ vatanı, sayısız farklılıkların ve zıdlıkların mesâfeyi açabileceği bir vatan olmalıdır. Âhiret gibi gerçek bir vatanın, yansıması (hayâli) olabilmesi için Dünyânın böyle olması gerekiyor. Sende bu durumu anlayacak mantık var mı? Sırf Dünyâ perspektifinden birşeyleri burda çözmeye çalışman çok yersiz. Senin konu başlığındaki Soruların, Müslümânları çelişkiye düşürmek anlamında, Kur'ânda Tenâkuz iddiâsı noktasında anlamlı bir i'tirâz idi... Fakat ben mes'elenin sizin tevehhüm ettiğiniz gibi olmadığını Şirk suçuna cezâ'nın ânında verilmiş olduğunu ve kötü sonuçlarının bünyeye sirâyet etmiş olduğunu anlattım. Nitekim Verdiğin Âyet-i Kerîmede, Bakara 54- Mûsâ, kavmine dedi ki: “Ey kavmim! Sizler, buzağıyı ilâh edinmekle kendinize yazık ettiniz. Buyruluyor. Ve Bundan sonra yapılacak Tevbe, Geçmiş için değil Geleceği aydınlatmak ve imâr etmek içindir. Ya'nî senin zannettiğin gibi geçmişte işlenen şirk suçu afvedilmiş falan değildir. Bu suçtan hâsıl olan zarârın silinmesi de söz konusu değildir. Velâkin Tevbe ile Tevhîd yoluna girilirse Tevhîdden doğan kazançların ağır basmasıyla göreceli bir silinme sözkonusudur o yüzden âyetin devâmında Şirk koşanlar Tevbeye da'vet ediliyor. Burada siz ateistler için çok dehşetli Kur'ânî bir bilgi paylaşayım. Müşrîkler dindâr kişilerdir. Tanrı tanımaz ateistler müşrîklerden değildir. Yukarıda bahsettiğim Şirkin zarârı, Telâfî edilemez zarârı, Ateistler için heralde geçerli değildir. Ateistler imân ettikleri vakit, önceden yapmış oldukları zulümler ve dînî anlamdaki günâhlar,, silinmiyor Bilâkis ne kadar zâlimse ve ne kadar harâmî ise o derece sevâba çevriliyor. Ya'nî kötülükleri iyiliklere çevriliyor. Bu durum Ateistler için geçerli olduğu gibi, İslâm dîni hâricindeki diğer dîn mensûbu müşrîkler için de geçerli olabilir. Lâkin İslâm dîni içindeki müşriklerin tevbesi veyâ âyet-i kerîmedeki Mûsâ kavmi içinde şirke düşmüş olanlar için (ki devrin muvahhidleri onlardı) geçerli değildir. Bunların Şirk cezâları afvedilmez. Bu suçlarının sevâba çevrilmesi ise hiç mümkün değildir. Kaldığım yerden devâm edeyim, Ve tekrâr edeyim bağlamdan kopmayın,, Sırf Dünyâ perspektifinden birşeyleri burda çözmeye çalışman çok yersiz. Senin konu başlığındaki Soruların, Müslümânları çelişkiye düşürmek anlamında, Kur'ânda Tenâkuz iddiâsı noktasında anlamlı bir i'tirâz idi... Fakat ben mes'elenin sizin tevehhüm ettiğiniz gibi olmadığını kendi mantığımız kendi inancımız çerçevesinde isbât ettim ve senin i'tirâzını buharlaştırdım veyâ i'tirâzını enkaza dönüştürdüm üzerine de betonu döktüm, konu (i'tirâz) kapanmış ve bitmiştir. İsteyen kişi attığım su basmanın üzerine yapıyı inşâ edebilir. Konu başlığı, "Allah şirk koşmayı kesinlikle afvetmez mi? Konu bu... Bu konunun cevâbını verdim. "Allah Şirk koşmayı afvetmez" Senin son paragrafta yazdığın yazıların, Dünyâdaki cezâ olgusunun ve cezâ sisteminin, insânların günâh işlerken utanıp utanmamalarının, Konumuz açısından bir önemi yok, bu yazdıklarına yorum yapmama da gerek yok.
  10. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Verdiğin cevap ile Benim anlattıklarımı anlamadığın anlaşılıyor. Anlaşılması da kolay değil çok özet bilgiler bunlar... Yukarıda belirttiğimiz cezâ, bir azâp olabileceği gibi bir ödül de olabilir demiştik buraya dikkat etmemişsin. Cezâ ârapçada karşılık anlamındadır. Her ân her insâna bir cezâ ya'nî karşılık veriliyor. Çünkü her ân bir gün (yevm), hem de bir dîn günü, Mâliki de Allah (c.c.)... Her insânın her hâline her ân karşılık (cezâ) veriliyor (yaratılıyor). Tercîhlerine fiillerine uygun bir karşılık veriliyor. Kötü bir eylem içinde olan kişiye cezâ verildiğinde o kişi zevk içinde oluyor. İyi bir eylem içinde olan kişiye cezâ verildiğinde ya'nî ödül verildiğinde (takdîr edildiğinde) o kişi eziyet içinde oluyor... Genel olarak durum böyle... Zinâ yaptığı esnâda (Orgazm esnâsında) kişi zevk içinde, halbuki aynı ânda onun cezâsı kesiliyor. (azâbı hazırlanmış ve bitmiş oluyor). (Cehennem onu kuşatmış oluyor) Bir zorluk veyâ bir belâ içinde olan veyâ hapse atılan bir başka kişi de aynı ânda ödülleri iktisâb etmekte... (Cennet onu kuşatmış oluyor) Çünkü Allah'ın irâdesi, mustazafları, ezilmişleri yükseltmeyi takdîr etmiştir. Biraz daha derine inerek açıklama yapalım, hattâ dehşetli derinliklere inelim. Kişi zinâ ettiğinde, farkında olmasa da mikro âleminde insânları öldürmekte ve zulmetmektedir. Bu zulüm, kendisinde zevk olarak açığa çıkar. İslâm şerîatına aykırı yapılan her iş,, kişinin kendi mikro kozmozunda bir zulümdür. Kişi harâm yollardan bir zevk aldığında (nefsine uyduğunda) farkında olmasa da kendi kendisine zulm etmektedir, kendi kendisine yazık etmektedir. Ya'nî mazlumların acısı kendisinde aynı ânda zevk olarak tecellî eder (Dünyâ da). Fakat aslında cehennemin içindedir. Ve bunu bilmemektedir. Her neyse sonuç olarak, Her fiilin karşılığı ânında verilir. Şirkin de karşılığı ânında veriliyor. Bu karşılığın duyularla algılanan fecî sonuçları sonradan hissedilecektir. Sonradan kastımız âhirettir ama Şerîata muhalefetin kötü sonuçları Dünyâ da da sonradan gözükür. Meselâ Sigara içen kişi, 20 sene sonra akciğer kanserinden ölür. Ama onu öldüren, 20 sene sonra içtiği sigara değil, ilk içtiği sigarayla birlikte bütün sigaralardır. Şirk koşma esnâsında aslında Allah (c.c.) hesâbı aynı ânda kesmiş oluyor. Bütün Günâhlar ve sevapların karşılıkları da ânında iktisâb edildikleri halde, Şirkin afvedilemez oluşu onun telâfisi mümkün olmayan zarârlara yol açması sebebiyledir. Diğer günâhların telâfisinin mümkün olması, Şirkin Telâfîsinin mümkün olmaması ve kalıcı birikimlere (hasarlara) sebeb olmasının sebebi, Kategorik bir farktır. Diğer günâhlar, sıfâtî bir eylemdir, Şirk, Zât'i bir eylemdir. Allah'ın Rahmeti Kâinât kadar geniş (sonsuz) olduğu için Bütün Günâhları örtebilir, bağışlayabilir. Fakat Şirk koşan, Zât'i bir suç işlemektedir. Kendi Zât'ı ile Allah'ın Zât'ın örtmektedir. Bütün günâhlar sıfâtî bir iştir. Şirk koşmak veyâ İnkâr etmek ise Zât'î bir Suçtur.
  11. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Özel olarak şirk "zulmüne" nasıl bir cezâ kesildiğini öğrenebilmek için. Genel anlamda he "ÂN" ımızın bir dîn günü olduğunu, Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın, Her ânımız için bizi cezâlandırdığını, (cezâ; karşılık anlamına gelir, Cennet de bir cezâ'dır) bilmemiz gerekir. "Senden, azabın, çabucak gelmesini isterler ve şüphe yok cehennem elbette kafirleri kuşatmıştır zaten." Ankebut 54 Tembel bir öğrenci, Sınava girinceye kadar, tembel olmasının karşılığını, sınava girmeden önce üzerinde taşımaktadır. Sınavlara girdikten sonra ve hayâtının sonraki aşamalarında Tembelliğinin acısını çok çekecektir. Tembelliğinin acısını hissettiği ânda ona cezâ kesilmiş değildir. Tembellik ettiği, öğrencilik ânlarında ona cezâ verilmekteydi fakat farkında değildi. Âhirette yaşanacak hâdiseler bir açılımdan veyâ tezâhürden ibârettir. Ağaçların çiçek açması meyve vermesi gibi... Tohumların, fidelerin cinsi nitelikleri Dünyâ'da belirlenir. Bunları belirleyen insânların kendileridir. Kendi fiilleridir. Kur'ânı Karanlık içinde olanlar anlayamaz. Bunlar niye karanlıkta kalmıştır? Kur'ânı Akıl sâhipleri anlar. Akıl, zekâ değildir. Akıl, Kalpte olan bir nûrdur. Bunlar hangi sebeble, ibret ve öğüt alan akıllılardan olmuştur? Her ân cezâmız kesilmektedir. Farkında değiliz. Bu cezâları ânında algılayamıyoruz, hiç hissetmiyoruz. Fakat Muhakkak algılayacağız hissedeceğiz. Veyâ şirk'in cezâsı muhakkak algılanıp hissedilecektir. Diğer eylemlerin cezâsında tolerans gösterilebilir olarak anlıyorum.
  12. HATEM

    15 Temmuz Darbesini Kim Yaptı?

  13. HATEM

    Allah şirk koşmayı kesinlikle affetmez mi?

    Allah şirk koşanları Aslâ affetmez. Bu suç Afvedilmiyor. (Lafın gelişi suç diyorum, Şirk; bir suç ve günâh kategorisinde değildir) Şirk koşmanın cezâsı ânında kesiliyor. Anlamak ya da anlamamak, işte bütün mes'ele bu!
×
×
  • Yeni Oluştur...