Jump to content

isabettin

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    531
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

isabettin Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

998 profil görüntüleme
  1. Fotonlar Gözlemlenebilir mi ?

    Hala mikroskop diyor. Mikroskopla atomaltı parçacık görmek imkansız, mikroskop yok unut mikroskopu. Diyelim ki elektron göreceksin. Nasıl göreceksin? Foton elektrona çarpacak, sana geri dönecek, ağ tabakaya çarpacak, beyin elektronun şeklini mi algılayacak? Bir tane fotonla algılanabilir mi? Algılanamaz. Aynı anda birçok tane olacak ve ona çarpıp, mikroskoptan geçip göze girecek ki, beyin tek parçacığın şeklini algılasın. Aynı anda birden fazla foton da elektrona çarpamaz, çünkü bir tane fotonun elektrona çarpması bile elektronun yönünü hızını değiştirir. O zaman da şeklini meklini göremezsin. O resim de mikroskop görüntüsü falan değil, teleskopik bir veriye dayanıyor. Bu görüntünün elde edilişinde atmosferdeki kozmik ışınlar tarafından oluşturulan müonlar rol oynamış, ama direk müon görüntüsü değil o, renklere indirgenmiş bir uzay parçası haritalaması, içinde ortası kırmızı renkli olan ay da var (gökteki ay). Öyle tek müon görüntüsü diye bir görüntü olmaz.
  2. Fotonlar Gözlemlenebilir mi ?

    Bildiğim kadarıyla fotonlar ve diğer parçacıklar sınırları belli klasik üç boyutlu oluşumlar değildirler. Onlar hakkında söylenebilecek şeyler konumu, hızı gibi şeylerdir. Şekli bu söylenebilecek şeyler arasında değildir.
  3. Fotonlar Gözlemlenebilir mi ?

    Direk gözlemekten kastın ne o zaman? Direk foton görmek değil mi?
  4. Fotonlar Gözlemlenebilir mi ?

    Görme olayı, fotonun ağ tabaka hücrelerine çarpması sonucunda ortaya çıkan ve görme siniriyle beyindeki görme merkezine iletilen bir elektriksel uyarımın beyin tarafından algıya dönüştürülmesidir. Görme, budur. Ayrıca, fotonu görmek diye bir şey yoktur.
  5. Ne fark eder ki? Bilimin en büyük yön tayin edicisi teknolojik ihtiyaçlardır, en çok da askeri teknoloji. "Bilim, bilim içindir" yanılgısı içinden çıkarsan bunu sen benden çok daha iyi görürsün. Bilim bilime hizmet etmez, teknolojiyi ve doğal kaynakları denetiminde tutan egemen sınıfa hizmet eder. Senin değerli bir bilim adamı olduğunun bütün forum farkında. Bilim yaparken arada biraz kafanı kaldır yukarı bak, kimlere hizmet ediyorsun gör. Genel olarak "insanlığa hizmet" filan da olmaz. İnsanlığın bir hizmetkar kısmı var, bir de hizmet edilen kısmı var. Bunların hepsine birden ayrımsız hizmet diye bir şey yok, hizmetkar olanlara hizmet diye bir şey yok. Buna, doktorlar da dahil. Tıp, genel olarak insanlığa hizmet etmiyor. Bu misyonu yerine getirmek üzere değil, tedavisi karlı olan hastalıkların odağında olduğu ticari kazançları gerçek kılmak için kurulup destekleniyor. Ayağımız kırıldığı zaman açık redüksiyonla ortopedistin kırığı tamir etmesi yaşamımız için güzel bir şey elbette, ama işin sorunlu kısmı burası değil. Bugün edindiği bilgilerle "biz kanserin en büyük nedeninin modern uygarlığın getirdiği koşullar olduğu kanaatini edindik, hangi kanser ilacı geliştirilirse geliştirilsin, çevreyi ve insanlığın çoğunu sömüren bu koşullar ortadan kaldırılmadıkça kansere çare bulunamayacağını artık görüyoruz, asıl işin bu işin kaynağını ortadan kaldırmak olduğunu fark ettikten sonra, mesleki tatmin duymamız söz konusu olamaz, mesleğimizin bize öğrettiği gerçekler sırtımıza ağır bir sorumluluk yüklüyor, toplumsal mücadeleye atılıyoruz" diyen kaç tane onkolog çıkıyor her sene? Bilim bilim için midir? Bu hem gerçeği yansıtmıyor, hem de mümkün değil. Einstein'ın uzay ve zamanın göreli yapılar olduğunu anlamaya yeten dehası kimi formülasyonlarının atom bombası olarak teknolojik ürünler vereceğini öngörememiş olamaz. Öngörmüştür mutlaka, ama "ilerleme" virüsünden payını almış beyni bunu örtmüştür, kendinden bunu saklamıştır, kimbilir. Bilimin amacı insanlığa hizmet midir? Ona da hayır. Soru zaten antroposantrik bir tuzak. Bu tuzağı içeriyor olmasının yanında, insan türünün genel çıkarlarının hizmetinde olduğu da doğru değil. Yalancı bilim geçen yüzyıllarda kalmış bir şey değildir, aşağıda internetle yayılan güncel örnekleri var. Ama benim "bilimle aldatmak"tan kastım yalancı bilim değil. Piltdown adamı değil. https://custommedicine.com.au/health-articles/histapenia-over-methylation/ http://www.mensahmedical.com/common-symptoms-of-overmethylation/ Bu bağlantılar da ne ola ki diyenlere önemli uyarı: Bu bağlantılarda yer alan bilgiler içinde önemli oranda bilimsel doğru barındırıyor. Hepsini bir araya getirerek koca bir yalan bina etmişler ve adına "histapeni" demişler. İnternet yoluyla yayıyor, sonra da histapeni (vücutta histamin azlığı) "hastalığının/bozukluğunun" (!) tedavisi için sizi aşağıdaki gibi bir "supplement" satış sitesine yönlendiriyorlar: https://bio-recoveryinc.com/?__hstc=198667824.74d7a1ef83754e85778940eaed79e1f4.1521489742777.1521489742777.1521489742777.1&__hssc=198667824.1.1521489742778&__hsfp=3092603360&hsCtaTracking=36bcf861-0d52-4ac8-990e-1434d3455ce1|8406500b-ce7d-440c-a8a2-a305839fe0e3 İyi satan siteler bunlar. Ama, sorun şu ki histapeni diye bir hastalık yok. İşte, yalancı bilim bu, Piltdown adamı gibi pseudoscience hüviyetindeler. Ama "bilimle aldatmayı" gündeme getirirken bunları kastetmedim ben ... Peki neyi kastettim? Vatandaş, "kansere çare bulundu mu?" diye soruyor. Bunu yanıtlayan standart bir bilim insanı da ne der? "Daha bulunamadı, ama araştırmalarımızda önemli bulgular edindik, bir çok kanser türünü tedavi edebiliyoruz, ama iyileştiremediklerimiz de var" Yahu bırak bu ağızları sayın bilim insanı, kanserin çaresi belli desene, soruya doğru yanıt versene, böyle bir dünyada yaşadığımız, yaşanabilir bir dünya yaratmadığımız sürece kansere çare yok diye haykırsana tek bir kere de! Ama bunu yapmazlar, kansere "çare" aramaya devam ederler. Gayet de bilimseldirler, tedavilerini bilimsel sonuçları baz alarak yaparlar. Bilim ile aldatmak budur. Burada Piltdown'daki gibi açık bir sahtekarlık yoktur, ama sonuçta yine aldatmaca vardır. Bu durumun üfürükçü hocanın yaptığından tek farkı kanser olmuş insanları bazen gerçekten iyileştirmesidir. İyileşenler oldukça, kanserin çaresinin nereden geleceği konusundaki bilimsel hurafe kökleşir. İnsanlık en büyük kaynaklarını olacağı önlemek için değil, olmuşla baş etmek gibi boş bir strateji dahilinde kullanmaya devam eder. Niye, çünkü kanser ilacını satarsınız, ama çevrenin korunmasını satamazsınız. Bilim şöyle, bilim böyle deyince hemen bi "ula bu bilim size ne ettu?" diye tepkiler, bilimin ne kadar iyi bir şey olduğunu anlatmalar.. Ya kardeşim, tamam biz de elbette biliyoruz bilimin en hakiki yol gösterici olduğunu, hatta bilimin ne mal olduğunu yine bilim sayesinde anlayabiliyoruz, o yüzden fazla da dayılanamıyorum bilime karşı, biraz söyleniyoruz şurda kendi çapımızda, o yani. Bir keresinde ben gene böyle "Efendim doğa elden gidiyor, doğal yaşama dönmeliyiz, bu işin sonu kötü" türünden laflar ederken, Türk Ateist'in bana "O denli karamsar olma, onu doğa kendisi halleder, bir gün gelir, büyük bir felaket olur ve başından atar bizi bir şekilde" dediğini hatırlıyorum. Galiba, bu tespit en doğrusu. Sorun şu ki, bizim büyük bir nükleer laboratuvara çevirdiğimiz dünyadaki insan dışı yaşam bu doğal felaket gelip bizi yok edene kadar bize dayanabilecek mi?
  6. Bilimin misyonu bellidir, gücü ve parayı elinde tutanın sorduğu sorulara güvenilir yanıt vermektir. Bilimsel yöntemlerle hangi bilginin kazanılacağına bilim insanları değil, araştırmaların parasını verenler ve devletleri yönetenler karar veriyor, bilime sorulacak soruları onlar soruyorlar, bilim adamları da ona göre yanıt üretiyor. Salt bilim adamlarının amaçları doğrultusunda yürüyen özerk bir faaliyet alanı değil bilim, öyle olsaydı, bilim insanları bir araya gelip de bir atom bombası yapmazlardı çekirdek fiziği ve mühendisliğine dair bilgilerini birleştirerek herhalde. Bilimin insanlığa hizmet ettiğinden, çok masum bir şey olduğundan, bizi iyi bir yere götürdüğünden kuşkuluyum.
  7. Materyalist bir perspektife sahip olduktan sonra, hiçbir yaklaşım bilimselliği reddetmez, ama bilimin her şeyi doğru aydınlatan ve hiçbir dış etken tarafından güdülmeyen bir deniz feneri olmadığını söyler bazı materyalistler. Ben de onlar arasındayım. Bilimselliğin kaynağını biliyoruz: bilimsel bilgi üretimine kafa yoracak insanları besleyecek sosyoekonomik şartların yaratılabilmiş olduğu bir devirde yaşıyor olmamız ve bu yorulan kafaların tam da bu sosyoekonomik şartları sürdürmeye hizmet edecek biçimde yorulageliyor olması. Sistem kendi düşünür ve araştırmacısını yaratıyor, o düşünür de - "ekmek yediği eli ısıran" ve sistemin foyasını ortaya çıkaran bazı "hain" düşünürler hariç - sistemi böyle nasıl sürdürürüm, nasıl daha iyi kâra geçiririm diye sisteme adıyor kendini. Sistem düşünürü, düşünür sistemi doğruluyor ve yeniden üretiyor. Bilimsel bilgi yönsüz, siyaset -yani devletin etki alanındaki ve ve devleti etkilemeye yönelik tüm faaliyetler- güdümünden bağışık, insanlar ve uluslar arasındaki kavgalardan, özel çıkara dayalı toplumsal ekonomik sistemden yalıtık ve etkilerinden arınık bir ürün değil. Örnek: Dünyada bugün kanserle ilgili en çok para harcanan konu başlamış kanserin tedavisidir. Kanserin olmuşu için harcanan para olmamasını sağlamak için harcanan paradan kat be kat fazladır. Kanserin olmuşuna ne yapılacağı konusunda sahip olunan bilimsel veritabanı da öyle. Sistemin ürettiği kanseri "karlı" bir şekilde tedavi etme konusunda "bilimin kılavuzluğunda" hiç de az mesafe alınmamıştır, ama kanser üreten sistemi tedavi etmek, olmuyorsa başka sistemle değiştirmek konusunda üretilen bilimsel bilgiler ya bir azınlık dışında dinlenmez, ya da düzene karşı bir tehdit olarak görülür. Bu, bilimin nereye, hangi çıkarlar güdümünde yönlendirilirse oradan saçılan ışığı yakalayan bir faaliyet olduğunu gösterir, yani bilim kendisi bir ışık saçmaz. Bilimin kendisinin ışık saçtığını kabul etsek bile, o ışığı egemenlerin koyduğu sınırlara dayandığında söndürülür ya da kısılır. Bilimi her ne kadar o siyasetler ve ideolojiler üstü algılanan konumuna gölge düşürür bir yaklaşımla ele alan bir biçimde söze girsem de şunu da biliyoruz: Bilime "dil uzatan" materyalist yaklaşımlar da bilimsel anlamda geçerli bir bilgi türüne yaslanmak ihtiyacındadır. Sözgelimi, bilim insanlarının artık üründen pay alan bir ekonomik düzende, yani bu ürünün fazlasına el koyan egemen gücün elinden beslendiği bilgisi de bilimsel altyapıdan beslenmektedir, bilimin sayesinde bulunmuş bir bilgidir. Bu çok ilginç bir kısır döngü: bilime eleştirel açıdan yaklaşanlar da bilim hakkında ulaştıkları yargılara bilim sayesinde ulaştılar. Şimdi ben buraya niye çıktım? Niye bunları anlatıyorum? Bilimsel bilginin tek geçerli bilgi olduğunu biz de biliyoruz, ama bilimin daha çok neye hizmet ettiğini de biliyoruz. İnsanlığın ve doğanın köleleştirilmesine yönelik bir faaliyetin içeriğinde kullanılıyor bilimsel bilgiler, yalan mı? Bilimle aldatmak artık "Allah ile aldatmayı" bile geçti, yalan mı?
  8. Yanlışlanabilir türden bir bilgi de ondan. Çeşitli dönemlerin insanlarının kemiklerini, kalıntılarını inceleyerek insanlar hangi devirde kaç yıl ortalama yaşama sahipti, bulabilirsin. Sen bu bilgiyi (şu an bilemediğimiz "birtakım" nedenlerle) geçerli görmüyorsan, alırsın eline kazmayı küreği, karbon testi ve kemik yaşı testi yapa yapa insanların hangi devirde yaşadığını ve kaç yaşına kadar yaşadığını tayin eder, devirlere göre farklı ortalamalar bulduysan paylaşırsın herkesle. Bizde işler böyle yürüyor babacım. Hadi, alıyorsun kazma küreği, eşiyorsun dağı taşı, sonuçları yayınlıyorsun. Hadi babağım, öyle kontak yapma babaya. Bilimi hazmedeceksiniz. Mecbursunuz.
  9. Özgürlük zihinde başlayan bir şeydir, o ayrı, ama özgürlük zihinde yaşanan bir şey olmaktan çok maddi yaşamın içinde kökleri olması gereken bir şey, bu atlanmamalı. Maddi yaşamın içinde kökleriyle buluşamazsa, gerçekliğini yitirir. Bize kendini duyuran da o kavuşmazlığın acısıdır. Çarkın dişlisiyiz, kurtulamıyoruz. Bireysel kurtuluşlar bir sürü canlısı olan insanın doğasına aykırıdır. O bakımdan. Doğamız gereği doğadan kopuyoruz, çıkmazdayız. Bu çaresizlik denklemini fark et, biraz düşün, o kadar entelce görme ya.
  10. Köleleştiriyor tabii. Karşılığında da uzatılmış ömür, sağlık veriyor. Seçenek de yok zaten, ben avcı-toplayıcı bir yaşama dönemem şahsen. Ama, başka insanların kölesi olacağıma, doğanın kölesi olmayı isterdim. Daha mutlu olurdum. Sana bunlar niye batıyor ki? "İlerlemene" devam et sen.
  11. Ateist genç imana geliyor

    Atomlarda nasıl ilim irade yok? Asıl maddenin içindeki ilmi, kudreti görmeyenler hayatın gerçeklerine "kafirdirler". Atomları bir boka benzetememek, onları başıboş serseri birer misket tanesi gibi görmek gerçeğe ve bilime edilmiş en büyük küfürdür. Dinin beyinde yarattığı en ciddi tahribatlardan biri de bu tür beyinsizce kavrayışlara sarılmaktır. Ama atomlarda da bir götlük var ki, bir araya gelip böyle sibopların yapısını oluşturabiliyorlar. Bu ahmakların şuurdan anladığı, insan gibi davranışlara sahip olmaktır. İnsandan başka hiçbir varlık bilinçli olamaz. O "beyinsiz" kuş nasıl olur da navigasyon cihazı olmadan göç rotasını bulur? Ulan araştır da nasıl buluyor öğren orospu çocuğu, bir şeyi de anlamayı Avrupalılara bırakma, sen bul, bi kere de sen keşfet amın oğlu. Yok beyefendi gelemez onlara, o anca "eşref-i mahluk" oluşuyla şişinsin. İnsan eşref-i mahluk değildir. Yediğimiz tavuklardan daha özel değiliz.
  12. Neden hapishanelerdeki ateist oranı toplumdaki ateist oranından kat kat daha düşüktür.

    Sen anlamanın eşiğine gelmişsin: Tanrı yok, Trump var. Ok? Berraklaştı mı? Yakaladık mı? Olacak olacak.
  13. Neden hapishanelerdeki ateist oranı toplumdaki ateist oranından kat kat daha düşüktür.

    Senin müslüman tarifine göre, işitin içinde de müslüman yok. Doğru mu? Eğitimle düzelen zihinsel hastalığın adı nedir bu durumda? Din.
×