Jump to content

BilgehanBengi

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    2.543
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

BilgehanBengi Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Contact Methods

  • Website URL
    http://bilgehanbengi.blogspot.com/

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

13.151 profil görüntüleme
  1. İnsanlar, fal, burçlar, horoskop, astroloji vs. bir ton saçmalığa inanıyorlar; bu konularda kitaplar var, gazetelerin dergilerin köşeleri var, televizyonda programlar var. Bir gün konu açıldı, kuzenime "Niye inanıyorsunuz bu saçmalıklara?" diye sordum. "Öyle deme abi, burçlar Kuran'da geçer, hem peygamber efendimiz şöyle demiş..." diye başladı. Şıracının şahidi bozacı! Bir saçmalığı başka bir saçmalığa dayanarak ispatlama çabası. Bir gün kitap fuarı mı ne varmış, bizim arkadaş da gidip bir kitap almış; neymiş... "Rüya Tabirleri" Tam bir saçmalık... "Niye para veriyorsunuz bunlara, neden bu delisaçması şeylere prim yaptırıyorsunuz" diye kızdım. Bizim eleman "Hz. Yusuf... rüya tabiri... Kuran'da geçer..." diye başladı lafa... Rüya tabiri gibi bir saçmalığa inanmam için gösterilen delil bronz çağından kalma semitik mitler... Bozacı yine tanık kürsüsünde! Internet'te oldukça yaygın bir fotomontaj var; dev bir iskelet ve yanında kazı yapan insanlar. Bu fotomontaj Internet'te Hz. Adem'in iskeletiymiş, dinozorlar zamanından kalma dev insan ırkıymış, Ad kavmiymiş vs. diye tartışıldı durdu. İnsanların bu saçmalığa kolayca inanmalarının nedeni yine dini inanışları... Hz. Adem hikayesi, Kuran'da Fussilet Suresi 15. ayette geçen Ad Kavmi vs. uydurmalar... O fotomontajın Worth1000 sitesinde yapılan bir yarışmaya gönderilen bir çalışma olduğu açıklandı, montajda kullanılan resmin Cornell Üniversitesi kaynaklı orjinali yayınlandı; insanları bunları gördükleri halde dev iskelete inanmaya hala devam ettiler. Çünkü benliklerine işlemiş dini inançları hayatın gerçeklerinden daha "gerçekti". Dindarların UFO iddiaları karşısında tutumları da başka bir örnek. UFO'ların gerçek olduğuna ama uzaylı değil "cin" olduklarına inanan bir sürü müslüman tanıyorum. Dünya yüzeyinin ve hava sahasının hemen hemen tümü her an radar taraması altındadır. Savunma amacıyla gökyüzünü tarayan askeri radarlar vardır, ayrıca çok küçük olanlar hariç tüm ticari ve askeri uçaklarda radar bulunur ve günün her anı on binlerce uçak radarları açık şekilde seyir halindedirler. Ayrıca tonla uydumuz var... Bunlar da her an Dünya'yı taramaktalar. Bu radar ve gözlem araçlarından hiç biri UFO tespit etmiş değil. Ama tespite gerek yok; dindar insan bu UFO'ların aslında kuran'da hadis'te geçen cinler olduğunu bilir! Benzer bir durumu şifalı su konusunda yaşadım. Bir akrabamıza kola şişesi içinde "şifalı su" getirmiş birileri... Köyün birinden çıkan kaynak suyuymuş, köyle çok muhterem bir hoca efendi varmış, bu suyu içen şöyle şifa bulurmuş, ne hastalar içmiş de iyileşmişmiş vs. vs. Kızdım tabi ben... Yalan bunlar, inanmayın dedim... Ama sevgili akrabalarım şifalı su diye bir şey olabileceğini söyleyip "zemzem" suyunu hatırlattılar. Allah'ın çeşit çeşit hastalık yarattığını ama bunların da devasını çeşitli yollarla verdiğini, böyle şifalı suların da bu devalardan olduğunu söylediler. Yine bir saçmalık ve yine bir saçma dayanak! Üniversitede okurken ev arkadaşımın kız arkadaşı ablasına yapılan büyüden bahsediyordu. Ben de "Büyü değildir o, hastaneye gidin, psikiyatriste danışın" diyecek oldum. "Ablam deli değil benim" diye başladı kız... Sonra laf "peygamber efedimize yapılan büyü, kuranda geçen büyü bahsi, cinler vs. vs." diye devam etti. Zaten bu büyü olayına ne zaman itiraz etsem "Peygamber efendimize de büyü yapmışlar..." diye lafa başlar müslümanlar... İslam'a göre büyü insanlara imtihan amacıyla verilmiş, Harut ve Marut isimli iki melek Babil'e inmiş, insanlara büyü ilmini öğretmişler, Allah insanları büyüyü kötülük için kullanıp kullanmayacakları konusunda test etmek istemiş. Yani büyü diye bir şey var ama haram. Büyü saçmalığına inanmak için önce Allah saçmalığına inanacaksın, sonra onun peygamber gönderdiği, peygamberlere kitap gönderdiği saçmalığına inanacaksın, sonra o kitaplardan Arap menşeli olanına inanacaksın, o kitaptan geçen meleklerin martavalına ve gelip insanlara büyü öğretmelerine inanacaksın... İnsan beynini saçmalığa açınca büyüye felan inanması da zor olmuyor... Bunlar gibi daha pek çok saçmalığa inanmak dindar olmaktan geçer. Dine inanmak için mantığınızı ve algılarınızı fiziksel dünyanın katı gerçekliğine kapatmanız ve bir hayal dünyasına dalmanız gerek... O hayal dünyasında yaşamaya devam ettiğiniz sürece her türlü saçmalık size normal gelecek, tıpkı film izlerlerken mantık hatalarını, gerçekdışılığı, fizik kurallarına aykırılığı gözardı edip konuya odaklandığımız gibi dindar kişi de dinin saçmalıklarını olduğu gibi kabul edip düşünce yapısını buna göre şekillendirecektir. Aklı başında bir insan film izlerken izlediği şeyin film olduğunu, kurgu olduğunu bilir, gerçek hayatta olması imkansız şeyleri hayal dünyasına açılan bir pencereden izler. Dindar ise dindeki kurgunun farkında değildir, bir pencereden hayal dünyasına baktığının farkında değildir, hayal dünyasını gerçek sanır, her türlü mantıksızlığı o mantıksızlıktan daha uçuk olan bir üst düzey mantıksızlıkla açıklar. Mantıksızlık silsilesinin en sonunda en büyük mantıksızlık olan tanrı kavramı vardır. Dindarın inandığı şeye inanabilmesi için aklını, mantığını fiziksel dünyanın gerçeklerine kapatması gerekir. Ay'da ezan sesi duyup müslüman olan astronot hikayesine inanan dindara "Ay'da sesi iletecek atmosfer yok" dediğinizde maneviyattan, ilahi kudretten vs. bahseder. Onun için fizik kuralları değil dinini doğrulayacak saçmalıklar tatmin edicidir. Dindar için bir şeyi makul kılan unsur o şeyin gerçeklikle olan ilişkisi değil dini dayanağı olup olmadığıdır. Lisede çok yakın bir arkadaşım nurculara takılmaya başladıktan bir süre sonra bazı ileri düzey abilerin hiç bilmedikleri, daha önce bulunmadıkları bir mekanda namaza durmadan önce gözlerini kapayıp kıble yönünü bulabildiklerini anlatmıştı. Ayrıca Said Nursi'nin mezarının yerinin bilinmediğini ancak cemaatten bazı ilim sahibi abilerin rüyalarında mezarın yerini görebildiklerini ve yolla mezarın yerini bildiklerini ancak sır olarak sakladıklarını anlattı. Mezarın yeri bilinirse türbe gibi olurmuş, o yüzden saklı tutulması gerekmiş. Ayrıca bu abiler ebced hesabı ile önemli olayların tarihlerini felan hesaplayabiliyorlarmış. Bu saçma şeylere inanmak için insanın aklını çöpe atması gerek... Atan da az değil... Tabi bu saçmalıklar İslam ile sınırlı değil; hristiyanlık, musevilik, hinduizm vs. saçmalıklar ile dolu. Din, her türden saçma inancın içinde gelişebileceği verimli bir ortam sağlar. Hangi dinden olursa olsun dindarlar inandıkları dine inanabilmek için akıl ve mantıklarını devredışı bırakmak zorundadırlar, akıl ve mantıklarını devre dışı bıraktıkları için de için her tür saçmalığa inanabilir hale gelirler. İnsanlığın dinlerden ve her türlü saçma inançtan bir an önce kurtulması gereklidir. Saygılar, Bilgehan Bengi Not: Dev İskelet http://ebrar.wordpress.com/2006/12/23/ad-kavmi/
  2. BilgehanBengi

    Mahmut

    Allah Angry Birds oynamış.
  3. BilgehanBengi

    Kaligraf

    Murat, agnostik bilimadamı olur. Burada agnostikten kastım Tanrı'nın varlığı veya yokluğuna %50-%50 olasılık veren -gerçek hayatta olmayan- bir agnostisizm değil elbet... Agnostik, "tanrı test edilemeyen bir hipotezdir, bu nedenle inanma ya da inanmama (kanaat getirme, kani olma, ikna olma, mutmain olma) diye bir durum söz konusu olamaz" der. Agnostik Tanrı belki de vardır, ara sıra tapar gibi yapayım arasıra sallamayayım diye kişi değil elbette. Kendini agnostik olarak tanımlayan kişinin pratiği ateist ile aynıdır. Tanrı onun için yoktur, günlük hayatında, düşünce yapısında Tanrı olabilir mi acaba diye evham yapan agnostik değil kararsız kişidir. Ateizm de "%100 eminiz, tanrı diye bir şey yok, test ettik onayladık" diyen düşünce değil. Ateistlerin "tanrı %100 kesinlikle yoktur" dememelerinin nedeni tanrının olma ihtimali olduğu için değil, haysiyet sahibi, dürüst her insanın yapacağı gibi test etme imkanımız olmadığı bir konuda kesin konuşmamak içindir. Yani özünde agnostik tavırdır. Bu yüzden ben agnostiklerle ateistleri çok ayrı görmüyorum. Panteizm ise ayrı bir hikaye... Panteizm de -benim anlamakta güçlük çektiğim- bir iddia var. "Evrenin tanrı veya tanrının evren olduğu iddiasına nasıl vardın?" diye sormak gerek panteistlere... O bilgiyi edildiğindiğin kaynak ne? Yöntem ne? Bilimle iştigal ederken de aynı kaynaktan ve yöntemden mi yararlanacaksın? Bunları sormak gerek panteistlere. Tabi ki panteistlerin düşünce yapıları "biz bilemeyiz, allah bilir" diyenlerden çok çoook daha ileri... Aynı kefeye koymuyorum kesinlikle.
  4. BilgehanBengi

    Kaligraf

    Bayşapka; benim yazacağım yanıtı Freewill yazmış. Arap yarım adasından bir adamın yarı eşek yarı ay, insan kafalı, toynakları zümrütten, bilmem nesi yakuttan, bir adımı ufka kadar uzanan bir bineğe binip Kudüse intikal ettiğini düşünün. Allah o atın yolunda havasız bir koridor açıyor olmalı zira hava direnci diye bir şey var. At ve binicisi çok da aerodinamik bir geometri değil... Bu arada Muhammed'in nefes alabilmesi için bi şekil düşünülmeli... Hiç de bahsetmiyor Kuran'da, hadiste... Tüh... Ne yapıcaz şimdi... Dindar bilimadamı bilimsel bilgiyi ve/veya dini inanışları esnetip bir şekilde kendini martavalların gerçekliğine ikna etmeli. Böyle cimnastiklerle uğraşan adama bilimadamı denmez artık. Bilimadamının "bias"ı yoktur, bir yandan taraf tutarken diğer yandan bilim yapılmaz. Lab teknisyeni felan olunabilir ancak, o ayrı mesele...
  5. BilgehanBengi

    Kaligraf

    Hayatta en çok imrendiğim şeylerden biri güzel el yazısıdır. Güzel el yazısı ile yazılmış bir mektup, küçük bir not, "işçilikli" bir imza... Hep imrenirim bunlara... Ama çalışıp el yazımı düzeltecek vaktim pek yok, ayrıca neredeyse her şeyi dijital ortamda yaptığım için elime kalem aldığım da yok. El yazısı olayını harfleri ardı ardına sıralamaktan çıkartıp sanata dönüştüren insanlar var; kaligraflar. Hayatımda bir kez usta bir kaligrafla tanışma şansım oldu; bir şirkette toplantı için beklerken, sekreter kızla orta yaşlı bir adamın konuşmasına kulak misafiri oldum. Şirketin düzenleyeceği bir etkinliği duyurmak için sıradan matbu davetiyeler yerine her biri şahsa özel yazılmış el yazısı davetiler göndermek istemişler, bu iş için de bu kaligraf beyefendiyi davet etmişler. O kadar imrenip de sahip olamadığım güzel el yazısının üstadlarından biri ile sohbet şansını kaçıramazdım, tam ben sohbete dahil olmanın yolunu ararken kaligraf beyefendi ilgimi farketmiş olacak orada ne için bulunduğumu sorarak sohbeti açtı. Sormak istediğim, öğrenmek istediğim çok şey vardı; ben soru sormak için çekinsem de sekreter kız benden cesur çıktı, adamın önüne kağıdı kalemi koyuverdi. Kaligraf bey "küçük bir gösteri" teklifini reddemedi ancak bu işin aslında tükenmez kalemle yapılmadığını, özel kalemleri, mürekkepleri olduğunu da belirtti. Yazmaya başladığında CNC tezgahı ile balerin arasında bir eda ile kağıt üzerinde danseden; tereddüt etmeden, hata yapmadan, tirtemeden, duraksamadan ilerleyen ellerin kaç yıllık bir çalışma ile o hale geldiğini düşünmekten kendimi alamadım. Adam bir iki saniye içinde sıradan bir kağıdı sanat eserine dönüştürüverdi. Sekreter kız yine benden cesurdu, kağıdı o kaptı, umarım hala saklıyordur. Bu küçük gösteri bittikten sonra sorduk; Her zaman böyle mi yazarsınız? Günlük hayatta, not alırken vs. el yazınız nasıldır? Kaligraf bey güzel yazma alışkanlığının, o el terbiyesinin terkedilebilecek bir şey olmadığını market için alışveriş listesi bile yazsa, hızlı ama çok muntazam yazdığını, ancak, sadece süslemeleri yapmadığını anlattı. Ee... Başka ne beklinirdi ki zaten... Mesleği için çok güzel yazı yazabilirken kendi özel hayatında bu yeteneğini terk mi edecekti? Tabi ki hayır... Kaligraflık, adamın elinin alışkanlığıydı. --- Benzer şekilde... Bir ralli pilotunu ya da Formula1 pilotunu düşünün. Örneğin Marcus Gronholm, Michael Schumacher... Bu insanlar; bir insanın sahip olabileceğin en hızlı reflekslere sahipler; el-göz koordinasyonları zirvede, konstantrasyonları benzersiz. Yarış sırasında karşılarına çıkan -normal bir insanın atlatamayacağı- bir sürü tehlikeli pozisyonu bu yetenekleri ile atlatıyorlar. Sizce bu insanlar, pist dışında, günlük hayatlarında otomobil kullanırken bu yeteneklerini devre dışı bırakıyorlar mıdır? Çoluğu çocuğu, karısı arabada giderken tehlikeli bir durum olsa yarışcı yeteneklerini kullanmıyorlar mıdır? --- Örneklere devam edelim... Bir aşcı... Restoranda mesleği gereği yemek yaparken birikimini ve yeteneğini ortaya koyar ve lezzetli yemekler yapar. Acaba bu aşcı evde kendi için ve ailesi için yemek yapsa, bu yemeği hazırlarken profesyonel birikimini bir kenara bırakıp tatsız tutsuz yemekler mi yapar? Profesyonel bir şarkıcı; kendi çocuğuna ninni söylerken, ya da banyoda kendi kendine şarkı söylerken detone mi olur? Bir hekim kendi öz çocuğu hastalandığında tıbbı bilgisini ve becerisini terk edip, sıradan tıp-dışı bir insan gibi mi davranır? --- Varmaya çalıştığım nokta şudur...İnsanların düşünüş ve davranışları eğitim ve deneyimleri ile şekillenir; bu düşünce yapısı ve davranışlar hayatlarının her anında sürer. Yarışcılar üstlerinden tulumu çıkarınca, doktorlar önlüklerini çıkarınca, şarkıcılar sahneden inince sıradan insanlar olmazlar! Bilgileri, birikimleri, alışkanlıkları hep onlarladır. Şimdi bir bilimadamını düşünelim. Bilimadamını, bilimadamı yapan şey sahip olduğu bilgi DEĞİLDİR. Tekrarlayalım; bilimadamlarına, bilimsel bilgilere sahip oldukları için bilimadamı demiyoruz. Bilimadamı, bilimsel yöntemle bilgi edinebilen kişidir. "Bilim" dediğimiz şey "şu ana kadar edinilmiş bilgilerin tümü" değildir; "Bilim" bir kitap, bir ansiklopedi, ya da genel anlamda bir ürün değil, bir bilgi edinme yöntemidir. Bu yöntemi benimseyip, doğal olguları gözlemleyip, ilişkilendiren kişi bilimadamıdır. Bilimadamının en önemli özelliği kendisine ulaşan bilginin sadece mahiyeti ile ilgilenmemesi, o bilginin nasıl edinildiğine dikkat etmesidir. O bilgi nasıl elde edilmiştir? Gözlem ve deney yolu ile mi? Yoksa fiziksel gerçeklere dayandırmadan kafadan uydurma yolu ile mi? Kısacası, "Bu bilgiyi NASIL edindin? Bu bilgiyi edinirken kullandığın malzeme ve yöntemin neydi?" Bilimadamı işte bunları sorar. "O yöntem tekrarlandığında benzer sonuçlara ulaşılabiliyor mu? Farklı kişiler tarafından yapılan deney ve gözlemlerin sonuçları tutarlı mı?" Bilimadamı bunları gözetir. "Bilgi, bilgidir" diye her lafın üzerine atlamaz. --- Tıpkı kaligraflar, yarışcılar, aşcılar ve şarkıcıların mesleki tavırlarını bir yana bırakmadıkları gibi bilimadamları da bu "Bu bilgiyi nasıl elde ettin?", "İzlediğin yöntem neydi?", "Bu bilgiyi edindiğin deneyi tekrarlayabilir miyiz?" sorularını bir kenara bırakmazlar. Karşılarına çıkan her türlü bilgiyi bu şekilde sorgularlar. Şimdi gelelim asıl konumuza... Bilimadamı, doğal olguları gözlemler ve doğal olgular arasındaki ilişkileri açıklar. Doğayı, doğaüstü referanslar kullanarak açıklamak bilimin pratiği değildir. Görüldüğü üzere, dindar bilimadamı diye bir şey olamaz. Bilimadamı, dini bilgiye de "Bu bilgiyi nasıl edindin?" şeklinde yaklaşır. Dini bilgi ,"adamın biri, bir gece mağarada kendi kendine otururken gelip o adamı kucaklayıp sıkan bir melek"den edinildiği için bilimadamının ciddiye alabileceği bir bilgi değildir. "Bu bilgilerin nasıl edindin?" sorusuna "Mağarada oturuyordum, melek geldi söyledi" diye yanıt vermekle "kıçımdan salladım" diye yanıt vermek arasında bir fark yoktur. Diğer dinlerde de bilgi kaynağı benzerdir, bu yüzden dindar bilimadamı diye bir şey yoktur. Bilimadamı sadece ve sadece ateist olabilir. Bilimsel yöntemi içselleştirmeden, özünde benimsemeden, tıpkı bir sirk hayvanının ezberden tekrarladığı figürleri gibi tekrarlayıp sözde bilimadamlığı yapanların sirk maymunundan farkları yoktur. Kendine bir şekilde bilimadamı etiketini yapıştırmış ama "Yüce Rabbimiz Kuran'ı Kerim'de şöyle buyuruyor" diye konuşan adama soralım... Yüce Rabbim dediğin şey nedir? Nereden bildin o şeyi? Kuran'ı dikte ettirenin doğaüstü bir varlık olduğuna nasıl kanaat ettin? Doğayı, doğaüstü referanslar kullanarak açıklamak bilimin neresinde var? "Dindar bilimadamı" (!) bu soruların hiç birine kıvırmadan, bilimadamı haysiyeti ve disiplini ile yanıt veremez. Dindar bilimadamı diye bir şey olamaz... Bu laf özünde bir oksimorondur. Bilimadamı, ancak ve ancak ateist olabilir. Saygılar, Bilgehan
  6. BilgehanBengi

    Bana itaat edin

    Müslümanların sıkca şikayet ettikleri bir konu ayet cımbızlamadır. Genelde şikayetlerinde haksızdırlar ama bu durumda haklılar. Burada sözlerinden alıntı yapılan, "bana itaat edin" diyen Muhammed değil, Nuh'tur. Konunun başından ve ortalarından atlanılan ayetler sanki bu sözleri Muhammed söylemiş gibi bir izlenim bırakıyor. Her ne kadar yorum yapılmadan verilmiş olsa da ayetlerin bu şekilde alıntılanması anlatılan şeyi değiştirmiş. Durduk yerde müslümanların ağzına laf vermeye gerek yok... Ataisler ayet cımbızlıyor diye anlatır dururlar artık...
  7. BilgehanBengi

    Bir insan düşünün

    Din bir tasmadır diyorsun yani... Merak etme cübbeli, cahil adamdan başkasına vuramazsın o tasmayı... Üstelik o cahil tasmasını hayatta bırakmaz, öyle ateistforum'dan iki satır okumayla felan sevgili tasmasını terkedemez.
  8. BilgehanBengi

    arabistan kralının 30 eşi..

    Amerika'nın süpergüç olup dünyayı öttürmediği dönemlere bir bakalım... 1932'de Suudi Arabistan'ın kurucu kralı... Kral Abdülaziz... 22 karısı var... Demek ki olay Amerika değilmiş... Diyeceksin ki o zamanlar İngiltere bunlara destek çıkmış. Böyle 20-30 karı alma olayı ne İngiliz kültüründe var... Ne de Amerikan kültüründe... Nerede var peki? Arap/İslam kültüründe var...
  9. BilgehanBengi

    Dini böyle öğreniyorlar

    Fizik kitaplarında yazan şeyler fiziksel uygulamaları var; elektromanyetiğin, termodinamiğin, parçacık fiziğinin uygulamaları her an her yerde hayatımızı kolaylaştırıyor, sen de şu anda o anlamadığın fizik kurallarının akıllı adamlar tarafından anlaşılması ve uygulanması ile tasarlanan ve üretilen bir aygıta bakıyorsun. Bilimsel metodla elde edilen bilgi hayatımızı kolaylaştırdı ve güzelleştirdi... Ömrümüzü de uzattı... Evlat acı yaşama riskimizi de düşürdü... İslam'i kurallar ise uygulandıkları her yerde ızdıraba neden oldular. İslam devletleri bugün dünyanın en geri, en despot, en tehlikeli yerleridir. İslam ne kadar uygulanırsa o kadar ilkellik, gerikalmışlık getirir. Dünya'yı bir düşün... Dinsiz Danimarka mı? Dinli Afganistan mı? Hangisinde yaşamak istersin? Fizik kitabına geri dönelim; fizik dahil tüm bilimsel bilgi deneye açıktır. Kitaplarda yazan şeyler yeniden denenip doğrulanabilir, ya da yanlışlanabilir. Bilimsel metodun parçasıdır zaten bu... Yanlışlanabilemeyen, yanlışlanması yasak olan bilgi bilimsel bilgi değildir zaten. Yani sen Fizik kitabında bir hata bulabilirsin, bu hatayı da yayınlarsın, Fizik kitabı bir dahaki baskısında değişir. Buna karşıt dinlerin kutsal kitaplarındaki hataları düzeltmenin imkanı yoktur. Ayrıca şunu düşün; fizikçilerin kitaplara yazdıkları formüller gökten inmiyor... Eh... Götlerinden de uydurmuyorlar. Yıllarca üzerinde çalışılmış, defalarca denenmiş şeyler bilimsel bilgi olarak kitaplara giriyor... Senin rehber olarak gördüğün şey ise bronz çağında yaşamış bir adamın kulağına melekler tarafından fısıldandığına inanılar bir zırva yığını. Üstelik bu zırva o kadar süpermiş ki hiç değiştirmeye gerek kalmadan tüm insanlığa ve tüm zamanlara hitab edermiş. Neyse... Yakışır size... Devam...
  10. BilgehanBengi

    Ateist olunduğunu ispat için gerekenler.

    Bir insan yukardaki yanıtı aldığı halde hala bık bık konuşup, laf yetiştirmeye çalışıyorsa o insan en iyi ihtimalle troll'dür. Kötü ihtimalleri yazmıyorum. taopaipai, zamanına yazık kardeşim... Her lafın arasına "kapitalizm beynimizi çürüttü, kapitalizm yüzünden anamız kötü yola düştü" diyen küçük emrahları görmezden gelmek gerek... Gıcık oluyorum ben de bu tiplere... Ne yazık ki Türkiye'nin ateistleri çoğunlukla bu tiplerden. Bunlarla uğraşacağıma osurup ipe dizerim daha iyi; en azından daha ulaşılabilir bir hedef ve sonuçta elde edeceğim şey bu tiplerden daha değerli. :p
  11. Özedönüş, Bergüzar, zensen gibi müslümanlara bakışım olumludur. Bu kişileri "iyi insanlar" olarak bilirim. Komşum, akrabam felan olsalar arkadaş olur, muhabbet ederim bu insanlarla... Sadeceta, cübbeli vs. kişileri ise çevremde istemem. Böyle insanlara tahammülüm yok... Saydığım tüm kişiler kendilerini müslüman addediyorlar. Kimi müslüman iyi insan, kiminin ciğeri beş para etmez; lavuğun önde gideni... Demek ki iş müslümanlıkta değil... Uzun lafın kısası; forumda İslam'a bakışımı olumlu yönde etkileyen müslüman yok... Ama beyefendiliği, hanımefendiliği ile, munis karakteri ile insanlığa bakışımı olumlu etkileyen insanlar var.
  12. BilgehanBengi

    Dini böyle öğreniyorlar

    Iskaladığın iki nokta var; Bir... Ben dahil bu forumdaki pek çok ateist, müslüman olarak yetiştirildik ve hayatımızın bir döneminde Allah vs. zımbırtılara inandık, İslam'ı felan ciddiye alıp hayatımızda uygulamaya çalıştık. İnanan olduğumuz dönemde İslam'ı samimiyetle anlamaya çalıştık, önyargımız pozitifti, yani "İslam her konuda doğrusunu söyler" diye düşünüyorduk. İnandığımız ama araştırıp derinlemesine öğrenmeye fırsatımızın olmadığı dinimizi biraz daha araştırdığımızda; Kuran'a, Kütübü sitte'den hadislere biraz hakim olduğumuzda İslam'ın bronz çağı mitolojisinden öte birşey olmadığını gördük. Yani, dini peşinen reddettiğimiz bir dönemde dinden çıkmadık, dine samimiyetle sarılıp araştırırken dinden çıktık. İki... Zerre kadar aklı olan insan zırvalığın uçunu, köşesini görse hemen tanır; saçmalık olduğunu, yalan olduğunu, düzmece olduğunu anlar ve itiraz eder. Her zırvayı sonuna kadar dinlemek zorunda değilim... Bak şimdi... Tanrı insanların günahlarına kefaret olsun diye kendi oğlu şeklinde dünyaya gelip işkence ile öldürülmüş, sonra tekrar dirilip göğe yükselmiş... Gerisini dinleyecek misin? Gerisi bir ton hristiyan teolojisi... "Tanrı'nın oğlu" lafını duyduğun an geri vitese takarsın... Haklısın, zira zırvalığı tespit ettin ve değerli zamanını uyduruktan öyküler dinlemekle geçirmek istemezsin... Aha işte senin essah sandığın şeylere prim vermeyen adamlar da aynen senin gibi geri vitese taktılar. Olay budur...
  13. BilgehanBengi

    Korsan değil, Özgür yazılım kullanın

    GIMP yükle sen de birader
  14. BilgehanBengi

    Doğumdan Sonra Hayat Var mıdır?

    Dün biri facebook'ta paylaşmıştı bunu... Anne karnında konuşan bebekler... Bu teist tayfanın götünden hikaye uydurup, uydurdukları hikayeden hayat dersi çıkarması acınası bir durum. Müslümanlar, Halife Ömer'in helvadan put yapması, sonra da acıkınca putunu yemesi öyküsünü gülümseme ile anlatırlar, söz konusu şahıs "Hz. Ömer(r.a.)" olduğu için şahsıyla alay edilmez, ancak putperest adetler gülünç bulunur, küçümsenir. Bugün teistler; müslümanı, hristiyanı, yahudisi; görünmeyen, duyulmayan, hissedilmeyen, ne işe yaradığı belli olmayan bir tanrıya taparlar. Bu tanrının bu dünyada bir fonksiyonu tespit edilmediği için uyduruktan bir öteki dünya ve bu öteki dünya fikrini destekleyecek uyduruk hikayeler üretirler. "Bebek konuşur mu lan?" diye çıkışsan "Bu hikaye temsili, sembolik vıdı vıdı" derler, kendi yaptıkları putu yerler. Dinlerin ve tanrı inancının dayanakları hep bu hikaye gibidir, martavalı gerçek gibi anlatıp yalandan ders çıkarmadır din diyanet olayı.
  15. BilgehanBengi

    Ya Lütfen

    Ben mavi temayı kullanıyorum (IP.Board teması). Kırmızı Desert temasının renkleri uyumsuz, çok çirkin bir tema. Aksi gibi default tema olarak da Desert seçilmiş. Siteye girince kırmızı/sarısı gıcık bi şey çıkıyor. Çok ciddi söylüyorum, hakaret olarak algılamayın, eğer bu desert temasını beğeniyorsanız göz zevkiniz yok demektir.
×
×
  • Yeni Oluştur...