Jump to content

poiuz

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    4.182
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

4 Takipçiler

poiuz Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

2.376 profil görüntüleme
  1. poiuz

    Hz.Zeyneple evlilik

    "Sorularla islamiyet"ten alıntı - Evlatlık alınan bir çocuk büyüdüğünde, üvey annesine yabancı oluyor mu? - Ve bunun giderilmesi için dini hüküm nedir? - Bir ailenin, başka birinin çocuğunu veya bir yetimi kendilerine çocuk edinmesinin hükmü nedir? - Evlat edinmek ve mirası ona bırakmak caiz midir? Değerli kardeşimiz, Evlat edinme, bir başkasının çocuğunu kendi ailesi içine katma âdeti, tarihin her devrinde tatbik edilen bir husustur. Bilhassa İslâm'dan önceki Cahiliye Devrinde bu âdet daha yaygındı. İsteyen kimse, seçtiği herhangi bir kimseyi öz çocukları arasına katarak onu evlatlık aldığını ilân ederdi. Aldığı çocuğa “Sen benim oğlumsun, ben sana vârisim, sen de bana vârissin.” diyordu. Böylece, o çocuk öz oğlu sayılıyordu. Ailenin bir ferdi olduğu gibi, aynı zamanda aile fertlerinin sahip olduğu hak ve vazifelere de ortak oluyor, ailenin ismini alıyordu. (Ne kadar kötü bir şeymiş) Evlatlık edinen kimse bu çocuğun babası sayılıyordu. Evlât edinenin hanımı da çocuğun annesi yerine geçiyordu. Oğlanın hanımı da bu babanın gelini kabul ediliyor, dolayısıyla, boşandıktan sonra gelini ile evlenmesi mümkün olmuyordu.(vah vah vah) Peygamberimiz de (a.s.m.) Zeyd bin Haris'i kendisine evlâtlık olarak almıştı. Hz. Zeyd küçük yaşta köle olarak satılmış, Hz. Hatice de onu satın almıştı. Daha sonra onu Peygamberimize hediye etti. Hz. Zeyd, Peygamberimizin hizmetinde bulunuyordu. Babası ve amcası, kurtarma akçesi karşılığında onu Peygamberimiz (asm'den istemeye geldiler. Peygamberimiz Hz. Zeyd’i serbest bıraktı. Fakat Zeyd, Peygamberimizi baba ve amcasına tercih ederek, onun yanında kalmayı kabul etti. Bundan sonra Peygamberimiz onu kölelikten azad etti. Hazır bulunan cemaata hitap ederek, “Şâhit olunuz, Zeyd benim oğlumdur, ben onun vârisiyim, o da benim vârisimdir.” buyurdu. Bunun üzerine babası ve amcası memnun olarak ayrıldılar. Bundan sonra Hz. Zeyd Peygamberimizin evlâtlığı olmuştu. Artık “Muhammed’in oğlu Zeyd” diye çağrılıyordu. (Üsdü’l-Gâbe, II/225) Hak din gelince, Cahiliye devrinde yapılan ve uygulanan âdet ve alışkanlıklar birer birer değişiyor, insanlara meşru olan yol gösteriliyor, bâtıl ve haksızlıkların yerini hak ve adalet esasları alıyordu... Evet, çocuğa bakabilirsin ama evlatlık alamazsın. Ve Muhammed geliniyle evlenince hak ve adalet yerini bulur çünkü kan bağı yoktur, evlenilebilir. Önemli olan budur. Aynı sitede bir soru daha: Süt kardeş ile evlenmek dinimizce caiz değil mi? Değerli kardeşimiz, Süt kardeş ile evlenmek caiz değildir. Çocukken bir defa da olsa emdiği kadın süt annesi olacağı için, onun çocukları süt emen çocuğa haram olur. KURAN Size analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girmiş olduğunuz hanımlarınızdan olup evlerinizde kalan üvey kızlarınız, [6] -eğer anneleriyle gerdeğe girmemişseniz sizin için bir sakınca yoktur- sizin soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi aynı nikah altında birleştirmeniz haram kılınmıştır. Ancak geçmişte olanlar bunun dışındadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir Ve yine böylece insanlara meşru olan yol gösteriliyor, bâtıl ve haksızlıkların yerini hak ve adalet esasları alıyordu. Kan bağı olmasa da süt bağı diye muhteşem bir bağ bulunur Evet, Muhammedden başka tanıdığınız, bildiğiniz, duyduğunuz evlatlığının eski karısıyla evlenen biri var mı? Bu evlilik kime kolaylık sağladı?
  2. poiuz

    Hz.Zeyneple evlilik

    Hani Allah'ın kendine nimet verdiği senin de kendisine lütufta bulunduğun kişiye: "Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın" diyordun. Allah'ın ortaya çıkaracağı şeyi de içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun. Oysa Allah kendinden korkmana daha layıktır. Sonunda Zeyd onunla ilişkisini kesince onu seninle evlendirdik ki, oğullukları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde üzerlerine bir zorluk olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. Allah bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız ("Sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek kendinize haram kıldığınız) eşlerinizi analarınız yapmadı; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız saymadı. Bunlar, sizin ağızlarınızda dolaştırdığınız sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve (doğru) yola iletir Araplar arasındaki bir geleneğe göre, bir adam karısına «sen bana anamın sırtı gibisin» dedi mi, o kadın kendi anası gibi sayılır ve artık o adam ona yanaşamazdı. İşte buna «zıhâr» denirdi. Âyette, bir insanda iki kalbin birarada bulunmadığı gibi, hem annelik hem zevceliğin, hem başka soydan evlâtlık hem gerçek oğul olma vasfının birleşemeyeceği anlatılmaktadır. Kur’an, Araplardaki bu iki geleneği (zıhâr ve evlâtlık edinmeyi) tanımamıştır. Zıhâr yapılması halinde, ceza olmak üzere «keffâret» hükmü getirilmiştir (bak. Mücâdele 58/ 1-4). Âyette Araplar arasında akıllı kişilerin iki kalp taşıdığı yolundaki inanca işaret olunduğu da bazı tefsirlerde belirtilmektedir. Soru hâlâ ortada duruyor. Kuran evlatlık edinmeyi tanımıyorsa Muhammedin, evlatlığının eski karısıyla evlenmesi kimlere örnek olacaktır? Kurana uyan müminler artık evlatlık edinmeyeceklerine göre kimlere İLERDE zorluk olmasın diye bu evlilik yapılır?
  3. poiuz

    Hz.Zeyneple evlilik

    AHZAP 4- Allah, bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Zıhar yaptığınız eşlerinizi sizin anneniz yapmamıştır, evlatlıklarınızı da sizin oğullarınız kılmamıştır. Bu konularda söylediğiniz sözler, ağızlarınızın bir lakırdısıdır. Allah, hakkı söyler ve O, gerçek yola kılavuzlar. Ayetin açıklaması Araplar arasındaki bir geleneğe göre, bir adam karısına «sen bana anamın sırtı gibisin» dedi mi, o kadın kendi anası gibi sayılır ve artık o adam ona yanaşamazdı. İşte buna «zıhâr» denirdi. Âyette, bir insanda iki kalbin birarada bulunmadığı gibi, hem annelik hem zevceliğin, hem başka soydan evlâtlık hem gerçek oğul olma vasfının birleşemeyeceği anlatılmaktadır. Kur’an, Araplardaki bu iki geleneği (zıhâr ve evlâtlık edinmeyi) tanımamıştır. Zıhâr yapılması halinde, ceza olmak üzere «keffâret» hükmü getirilmiştir (bak. Mücâdele 58/ 1-4). Âyette Araplar arasında akıllı kişilerin iki kalp taşıdığı yolundaki inanca işaret olunduğu da bazı tefsirlerde belirtilmektedir. Kuran evlatlık edinmeyi tanımıyorsa... Muhammedin geliniyle evliliği kime örnek olacaktır?
  4. poiuz

    Hz.Zeyneple evlilik

    Diğer sayfada müslüman erkeklerin kaç eş edinebileceğini tartışıyoruz. Müslümanlar bu konuda hemfikir değil. İnsanların %90ı evlendiği halde Muhammed buna örnek olmayı düşünmemiş, Kuran kafa karışıklığına yol açmış. Ama Muhammed evlatlığın eski karısıyla evlenebileceğini gösterebilmek icin Zeyneple evlenmiş! Aha Doğru söyleyin, bu sitede evlatlığının eski karısı ile evlenen bir kişi (tanıyor musunuz diye sormuyorum) hiç duydunuz mu?
  5. poiuz

    Laiklik ve sekülerizm ayrımı

    Çok güzel bir konu. Bunu enine boyuna tartışmalıyız, herkes ama gerçekten herkes bu konu hakkında görüş bildirse iyi olur. Düşüncelere katılınır veya katılınmaz ama her düşünce burda faydalı olur diye düşünüyorum. Bir gün yine iktidara geleceğimizi ve bu konunun gündemimizde çok önemli bir yer tutacağını düşünüyorum. Yalnız ağı ağır gidelim ki geçmişte yaptığımız hataları bir daha yapmayalım, hislerimizle değil aklımızla haraket edelim. Karşımızda demokrasi için hristiyanlıktan çok daha tehlikeli bir din var. Ve inanırlarının bir çoğu da günümüzün hristiyanlarından daha cahil. Eski hataları tekrarlamayalım. Mesela başörtülü kızları doğru eğitmek yerine okullara sokmamak ne kadar doğruydu?!? Bizim bunları küstürmeden (çünkü ilk baştan bunların oyuna da muhtaçız) eğitmemiz nasıl mümkün olabilir? İnsanların özgürlüklerini kısmadan veya ayırımcılık yapmadan devleti dinden nasıl koruyabiliriz? Devlet dini kontrol etmeye çalışırken yanlış kişinin/partinin başa gelmesiyle sistemin nasıl ters teptiğini gördük/görüyoruz. Dindarları (dincileri değil) küstürmeden, devlete düşman etmeden neler yapabiliriz? Devlet elini dinden(islamdan) çekse, müslümanlar kendi kendilerini finanse etmek zorunda kalsa ne olur? (Burdan tassaruf edilen para eğitime yatırılabilir) Okullarda din dersleri şeçmeli olsa ve bütün dinleri (aleviliği de) tarafsızca ele alsa, din dersine alternatif ahlak ve/veya felsefe dersleri verilse ne olur? Ben eğitimi çok önemli buluyorum, laik eğitim/okullar dini okullardan kat be kat iyi olmalı ki dinciler bile çocuklarının geleceği için laik okulları seçmeli. Kendileri İŞİDçi olan aileler çocuklarını da aynı kafayla eğitiyor. Bu çocuklara biz düşman ilmamalıyız aksine tarafımıza çekmeliyiz. Bir de aklımdan (büyük tepki çekebilecek) bjr şey geçiyor. Biz Atatürkü koruyan kanunu çıkartıp (milletin %70i zaten ona saygı duyuyor ve koruyor) yerine demokrasiyi koruyan bir kanun çıkartıp uygulamalayız. İŞİDci cemaatler, beyinler Atatürke saygısızlıktan değil demokrasiyi yıkmaya çalışmaktan yargılanmalı. Tabii ki ilerde. Bunlar benim bu konu hakkındaki ilk aklımdan geçenler. Geçmiste hangi hataları yaptık? Nasıl daha iyisini yapabiliriz?
  6. poiuz

    kuranda güneş ve ay

    -Zülkarneynın Büyük İskender olduğu söylenir. Fakat İskenderin askerleri Himalayaları dünyanın sonu sanırlar ve devam gitmek istemezler. -Müslümanlara göre Zülkarneyn deniz kenarına gitmiş ve sahilden Güneşi denize gömülüyormuş gibi görmüşmüş. Halbuki ayette DENİZ (BAHRE) kelimesi geçmez -Allah Zülkarneyna "güneşin battığı yere git" demiş, kara bitince Zülkarneyn orda durmuşmuş. Nuhun zamanında bile gemi varmış ama Zülkarneyn kara bitince durmak zorunda kalmış. -Zülkarneyn aslında güneşin batışını görmeye değil güneşi batar vaziyette bulmaya gider. Amaç batışı görmek olsa bunu her hangi bir yerden rahatça görebilirdi -Zülkarneyn bizim her gün gördüğümüz gibi güneşin batışını uzaktan gördüyse ne b*k varda öne çıkartıp "güneşin battığı yere vardı" deniyor. Herkesin hergün gördüğü bir şeyi görmüş işte. Müslümanlar bu kadar tutarsızlık gördükleri halde, (Kuranın yanlışlığını apaçık gösteren) bu kadar kanıt gösterildiği halde neden mantıksız teorilere bel bağladıklarını, neden saçmalamak zorunda kaldıklarını anlamak için aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz. Bilişsel Çelişki Kuramı İnsan algılarını açıklama ve davranışlarının kaynağını öğrenme amacıyla birçok çalışma yapılmıştır. Bunlarda en önemlilerinden biri 1950’lerde ortaya konan Bilişsel çelişki kuramıdır. Aslen bir sosyal psikoloji konusu olan Bilişsel Çelişki, 1950’lerden itibaren iletişim modelleri ve kitle iletişimi hakkındaki çalışmalarda da kendine yer edinmiştir. Modelin, insan iletişimine olan ilgisi bu açıdan önemlidir. Kuram; Bilişsel Çatışma, Bilişsel Tutarlılık ve Çelişki Kuramı, Bilişsel Uyumsuzluk Kuramı gibi isimlerle de anılmaktadır. Orijinal ismi; Cognitive Dissonance olan kuramı ortaya atan kişi; ABD’li sosyal psikolog Leon Festinger dir. Sosyal Karşılaştırma gibi teorileri de ortaya atan, Festinger, pozitivist akımın iletişim biliminde etkin olmasını da sağlamıştır. Festinger’in bu kuramına göre insan davranışlarındaki temel kavram “biliştir”. Biliş, bilme eylemi, farkında olma eylemi ve yargı yetisi gibi kavramlarla açıklanabilir. Burada önemli olan insanın, dış dünya hakkındaki şeyleri algılayabilmesi ve onlar hakkında yargıda bulunabilmesidir. Günümüzde oldukça önemli bir yer tutan bilişim kavramı da buradan gelmektedir. Bilginin saklanması ve doğru bir biçimde iletilmesi demek olan bilişim, internetin gelişimiyle hayati bir öneme ulamıştır. Buradaki kavram sayısal veriler ve bilgisayar yazılımlarını kapsasa da, temel alınan, insan bilişimidir. Bilişsel Çelişki Kuramına göre, insanlar davranışlarını ve düşüncelerini önceki değerlerine göre belirler. Bu değerler; inançlar, tutumlar ve gereksinimleri olabilir. Zamanla veya çevresel faktörlerle edindiğimiz tüm bu değerler kişiliğimize yön verir. İnsan, birçok değere sahip olabilir. Futbol takımı taraftarlığı, bir dine dâhil olma, siyasi bir partiyi tutma gibi genel bir toplumsal konu da olabileceği gibi; daha özel bir takım konular da olabilir. Örneğin, komşusu hakkındaki düşünceleri, sevdiği bir yemek hakkındaki önyargıları vs. Ancak asıl sorun bundan sonra başlar. Kişiler zaman içinde bu değerlerine tezat oluşturabilecek bir takım verilerle karşılaşabilirler. Bu veriler, kendi varsayımlarıyla çelişirse, bilişsel çatışma yani bilişsel çelişki oluşur. Örneğin, bir kadın âşık olduğu adamı uzaktan tanımaktadır. Kadına göre adam “mükemmeldir” Gerçektende uzaktan bakıldığında çevresi tarafından ilgiyle bahsedilen, oldukça “iyi” bir kişidir. Ancak sonradan bu adamın, aslında bir kiralık katil olduğunu öğrensin. Bu durum, algısal olarak yıkıcı bir sonuç doğuracaktır. Normal şartlarda “kiralık katil” olduğu bilinen bir kişi “kötü” kabul edilir. Zaten bu duyulduğu an, çevresi de ondan kötü bahsedecektir. Ancak yukarıda ki örneğimizde; kadın, bir bilişsel çelişkiye düşer. Adama olan aşkı bir şekilde devam etmektedir. Ancak önceki düşünceleri ve şu anki duyguları, gerçekle uyumsuzluk gösterir. Kadın, önce bir çelişkiye düşse de, zamanla bunu atmaya başlar. Hala adamın iyi olduğunu düşünmektedir. Hatta belki eskisine göre daha iyi!!! Bu örnek belki biraz abartılmış gözükse de, daha az veya daha çok çatışmanın olduğu birçok örnekle karşılaşmamız olasıdır. Festinger, bu davranışları incelerken kadının neden hala âşık olduğunu değil, neden hala adamı “iyi” olarak gördüğünü sorgular. Kötü bir kişi hala sevilebilir ancak kötü olduğu bilinen bir kişi hala iyi kabul edilebilir mi? Elbette bu örnekte, kadının “adam öldürmeyi” kötü bir davranış olarak kabul ettiğini varsayıyoruz. Aksi bir düşüncesi varsa, model burada geçersiz olabilir. Bu ve buna benzer davranışlar, gerçeklere olan karşı duruşumuzu tanımlar. Kişiler, kendi inançları için sonradan ortaya çıkan uyumsuzlukları kabul etmeme iradesini gösterebilirler. Eğer bir konuya tamamen inanıyorsak, onun yanlış olmasını istemeyiz. İşte tam bu nokta da gerçeklerle yüzleşmekten ya kaçarız, ya da ona karşı koyarız. Kurama göre, insanlar veya toplumlar inandıkları şeylere karşı gelen konulara saldırma eğilimindedir Festinger’e göre, bireyler inançlarını korumak için, gelen karşı görüşleri sansür ederler. Sadece inandıkları değerleri seçerler ve onları korurlar. Eğer bu karşıt görüşler arasında seçme zorunluluğu varsa en iyisini değil, kendisiyle en uyumlusunu seçerler. Bu açıdan bireyler faydacı bir anlayış güderler. Evet, bu yüzden müslümanlar Allahın (100 milyarlaca galaksi bulunan) uzayı direksiz yapabildiğine, dünyanın üstüne düşmesin diye Allahın tuttuğuna, uzayda bir "çatlak" olmamasının Allahın bir kanıtı olduğuna inanmak zorunda kalıyorlar. Ayrı yörüngede dönen ay ve güneşi yarıştırmayı bir mucize olarak görüyorlar. Döşeği, yaymayı vs "yuvarlak" olarak okumak zorunda kalıyorlar. "Güneşin battığı yere vardı"yı "güneşin battığını gördü" yapmak zorunda kalıyorlar. Allahın (100 milyarlarca galaksinin bulunduğu) 3 boyutlu uzayı bir kitap gibi dürmek istediğini görmemezlikten gelmek zorunda kalıyorlar. Sanırım yukardaki yazıyı okuyan herkes bunu neden yaptıklarını anlıyorlardır. İyi günler
  7. poiuz

    Çok eşlilikle ilgili

    ???
  8. poiuz

    15 Temmuz Darbesini Kim Yaptı?

    Ya git, ben de akıllı bir şey diyeceksin sandım.
  9. poiuz

    15 Temmuz Darbesini Kim Yaptı?

    Bilgiler yeni değil...... Biliyorum.. zaten fazlasını bilen varmı diye soruyorum Okudum... Anladığım kadar... -Küresel güçler Tayyibin başkanlık sistemini kurmasına yardım ediyor. -Küresel güçler deyince benim aklıma her nedense Rusya, Çin değil ABD geliyor. Ama kim bu GERÇEK "dış güçler", "küresel güçler"? Neden hiç bir siyasetçi bunların kim olduğunu açıkça söylemiyor? Açıkçası bu beni devamlı rahatsız ediyor, herşeyin sorumlusunun, suçlusunun kimsenin bilmediği, açıkça adını söyleyemediği 'xxx güçlere" atılması. Darbeyi yapanlar küresel güçler ise bazı olayların Tayyip tarafından karanlıkta bırakılmasının nedeni ne olabilir? A-Tayyibe yaraması B-Tayyip ve küresel güçlerin amacı aynı. Beraber haraket ediyorlar. Bunj saklamak istiyor. Yok ben yanılıyorsam Tayyip neden darbeyi karartmak istiyor? Ne gibi nedenleri olabilir?
  10. poiuz

    15 Temmuz Darbesini Kim Yaptı?

    Beni kuşkulandıran Tayibin bir şeyler gizlemesi, darbe araştırmalarında bir şeylerin ortaya çıkacağından korkması. Bir yerlerde parmağı var ama nerde bilemiyorum. -Kemalistlerin darbe yaptığını düşünmüyorum. Darbeyi Kemalistler yapmış olsa Tayyip bunu hergün millete göstererek Türkiye Cumhuriyetini açık açık yıkardı. Büyük bir temizlik yaparak Kemalizmi yok ederdi (en azından devletin organlarından hepsini atardı), yazarlara, sivillere kadar uzanırdı. Bu fırsatı kaçırmazdı. Kemalistler darbe yapmış olsa hiç bir şeyi gizlemez, hatta bütün detayları ortaya çıkartmak ister ve adı geçen herkesi tutuklardı. -Darbeyi Gülenciler yaptıysa Tayyip neyi gizlemeye çalışıyor? Darbe gecesi pazarlıklar yapılıp taraf değiştirenler mi oldu? Mesela Hulusi Akar gibi? Bildiğim kadar F. Güleni suçlayan tek "tanık" Hulusi Akar. Ama bazı (Fetö) belgelerin(in) altında imzası var. Şüpheli biri. Tayyip önce darbeyi eniştesinden saat 16:30a doğru öğrendiğini söyledi, sonraları 16:30dan 19:30 ve en sonunda 21:30 oldu. Gizli Binbaşı darbeyi 14:30da haber verdiğini söylüyor, bir yerde Tayyip "Öğlen orduda haraketlilik olduğunu duyduk" diyor. Damat Berat "darbeyi 22:00de öğrendik" diyor. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın 5-6 saatlik üstü kapalı bir zaman var. Bu zaman içinde darbeye mahrus kalan "kurbanların" ne yaptığı bilinmiyor. Tayyip neyi gizliyor olabilir? Darbe gecesi Tayyibin basın konferansı: Yukardaki videoda dakika 2:50de Tayyip "Biz başımızla, kefenimizle yola çıkmışız" diyor ve Berat sırıtmaya başlıyor. O an kamera zoom yapıyor ama önceden öyle değildi, Tayyibin yanında Berat'ta görülüyordu, sırıtırken. Üzerinde oynanmış. Videonun eski halini başka yerde bulabildim, umarım açılır. "Allahın bize büyük bir lütfu" Tayyip darbeyi kendi mi planladı? -Bir olanak da var. Darbeden aylar önce MİT, terörden yargılamak üzere bazı isimlerden bir liste hazırlar. Listede ordudaki Kemalistler, Gülenciler ve AKP karşıtlarının isimleri vardır. Bunun yanında Geziye destek olan sivillerin de isimleri vardır. Bu liste aylar sonra ortaya çıkar, ilk önce bunu Times habeleştirir. https://www.thetimes.co.uk/article/erdogan-plotted-purge-before-coup-say-brussels-spies-2hh8mgx6h Başka bir haber sayfasında https://euobserver.com/foreign/136568 Darbeyi yapanlar bu listede isimleri olan kişiler olabilir mi? Tayyip bu liste ile ordudaki bu isimleri sıkıştırır ve bir nevi darbe yapmaya zorlar. Darbe başladıktan sonra kayıp 6 saatte atılacak yeni adımlar planlanır ve koordine edilir. Gösterilmeyen kamera kayıtlarında da darbenin gerçek nedeni duyulmaktadır. Ordudaki komutanlar fikir alışverişinde bulunurlar ve bir taraf seçerler. Ve darbe önlenince yine listedeki kişiler tutuklanır. Bu bana darbeye katılan askerlerin sayıca sınırlı kalması nedeniyle de bayağı mantıklı geliyor. Güleni hiç sevmem ama Tayyibin bütün suçu ona yükleme çabası bana inandırıcı gelmiyor. Çünkü darbede Tayyibin (tiyatro olmadığını kabul etsek bile) parmağı olmasa neden aydınlatılmasını istemesin diye bir soru ortaya çıkmazdı. -En önemli tanıklar dinlenmiyor -En kritik kamera görüntüleri ortada yok -Ve sonunda rapor da yok oluyor Tayyip darbedeyi kendi mi tetikledi?
  11. poiuz

    kuranda güneş ve ay

    Güneşin battığı yere doğru gidilir Ama Güneşin battığı yere varılmaz!!! Hiç bir dilde, hiç kimse ne böyle bir şey söyler, ne böyle bir şey yazar. Burda bir sivrisinek ve davul zurna olayı var. Devam yazmak anlamsız.
  12. poiuz

    kuranda güneş ve ay

    Fantazide sınır yoktur. Dünyasız gece olmayacağından "Gece Dünyayı sarıyor demesine gerek yok"muş. " Gece gündüzü sarar" demek aynı anlama geliyormuş. O zaman "Gündüz geceyi yakıyor da" diyebiliriz çünkü güneş olmadan gündüz olmaz! O Rab ki, yeri sizin için bir döşek, göğü de bir bina yaptı. Bakara-22 Dünyaya döşek diyebiliriz, düz de diyebiliriz, kuş yumurtası da diyebiliriz, pasta da diyebiliriz çünkü tabaka tabakadır vs. Göğe bina diyebiliriz, kubbe de diyebiliriz, maviye boyanmış diyebiliriz çünkü gündüzleri mavidir, kızılımsı da diyebiliriz. Ne diyemeyiz? Kuş? Kuş ta diyebiliriz çünkü kuş havada uçar, gökde atmosfer/hava olmasa kuş ta olmazdı. Evet herşeyi “doğru” yorumlayabiliriz, yeterki isteyelim! Orda ne yazdığı hiç önemli değildir. Yukardaki örneklerde gördüğümüz gibi müslümanlar yazılanı yorumlarken fantazileri o kadar serbesttir ki yazılanın yanlış olması mümkün değildir. Ve bu yazılandan evrim, büyük patlama, atmosfer, kuantum, bakteriler vs. HERŞEY çıkabilir!!! Kuran Allahın sözü ama burda Zülkarneynin gözünden söylüyormuş. (İbrahim) Ay’ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi Güneşi doğarken görünce: “Bu benim Rabbim, bu daha büyük.” dedi. Fakat kaybolup gidince: “Ey kavmim ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” dedi. Enam 77-78 Kuran burda İbrahimin gözünden söylüyor ama burda doğru şekilde söylemesini biliyor. -...Ki başkasına değil, yalnız Allah’a ibadet edesiniz! Kuşkusuz, ben size O’ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim. Hud 1-2 Kuran Allahın sözü ama burda açıkça Muhammed konuşuyor!!! -Senden önce gönderdiğimiz resullerimize sor: Rahman'dan başka ibadet edilecek tanrılar yapmış mıyız? Zuhruf 45 Kuran Allahın sözü ama burda Cebrail konuşuyormuş. Rahmanı/Allahı/tanrıyı "Cebrailgiller" yapmış!!! Kusura bakmayın ama Kuran dökülüyor, toparlanacak gibi değil., Buraya kadar yazılandan bir şey anlamayan bundan sonra da anlamaz. Yeter artık, iyi günler
  13. poiuz

    kuranda güneş ve ay

    Hadi sizi barıştırayım Gece gündüzü sarar!!! İçine illa dünyayı sokacaksınız ki "sarma" kelimesi bir anlam kazansın ve burdan dünyanın yuvarlak olduğu anlamını çıkarabilin. Ama orda dünya yok. Yer de yok. Top ta yok. Gece dünyayı/yeri/topu sarıyor demiyor. Gerçekten sizi anlamaya çalışıyorum. Gecenin nerde gündüzü sardığını düşünüyorum, araştırıyorum. Ama yok. Gece dünyayı sarar desek, tamam dünyanın yuvarlak şeklinden bir sarılmaktan belki bahsedebiliriz. Ama gece nerde gündüzü sarıyor? Güneşin battığı yer. Kuran "Zülkarneyn batıya gitti" diyebilirdi, "doğuya gitti" diyebilirdi. Bunlar normal kullanılan kelimeler, ne yanlış anlaşılır ne de Allah neden böyle bir şey söylemiş denirdi. Ama Allah "güneşin battığı YERE gitti" diyorsa, demekki güneşin battığı bir yer varmış diyir, o battığı YERin neresi olduğunu da merak ediyor.
  14. poiuz

    kuranda güneş ve ay

    Buyrun. Allah o kadar ince düşünüyor ki, bir yerde bilmem neyin kelime kökendinden "devekuşu yumurtası"na işaret ederek dünyanın yuvarlak olduğunu anlatıyor. Ama başka bir ayette öylesine konuşuyor, öylesine sallıyor ki, sözlerin ne anlama gelebileceğini fark edemiyor olamaz değil mi? SORULAR: Bu ayete göre bu adam güneşin battığı yere gitmiş. Bir yere gitmiş işte. Peki nere gitmiş bu adam? Nerde güneş batıyormuş? Adam sonra da başka bir yere gitmiş. Orası da güneşin doğdu yermiş. Peki bu adam güneşin battığı yerden ayrılıp nere gitmiş acaba?
  15. poiuz

    Çok eşlilikle ilgili

    Pardon Zeynep değil Ayşe olacaktı. Aşağıdaki ayetleri okuyunca, hadisler olmasa neden bahsedildiği bilinmeyecekti. Nur Suresi 11. İftirayı ortaya atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu hakkınızda şer saymayın; aslında o sizin için bir hayırdır. Onlardan herbirinin bu günahtan kazandığı bir pay vardır. Günahın büyüğünü üstlenen kimsenin hakkı ise büyük bir azaptır. 12. Onu işittiğinizde, mü'min erkekler ve mü'min kadınların birbirleri hakkında iyi şeyler düşünerek "Hâşâ, bu düpedüz iftiradır" demeleri gerekmez miydi? 13. İddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Şahit getiremediklerine göre, onlar Allah katında yalancıların tâ kendileridir. 14. Eğer dünyada ve âhirette Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız şey yüzünden size büyük bir azap dokunurdu. 15. O vakit siz bu iftirayı dilinize doluyor, hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyi ağzınızla söylüyor ve bunu kolay bir iş sanıyordunuz. Oysa bu Allah katında pek büyük birşeydi. Tebbet Suresi 1. Ebû Leheb'in elleri kurusun. Zaten kurudu. 2. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı. 3. O, bir alevli ateşe girecektir. 4,5. Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu hâlde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir). Ebu Leheb kimdir, ne yapmıştır? Allah neden ellerinin kurumasını ister? Vs gibi sorular hadisler olmadan cevaplanamaz. Veya alkol iyi mi kötü mü? Hadislere bakmazsak direk "kötüdür" diyemeyiz. Muhammed/Kuran belki önce yasaklamış ama sonra bir kadeh şarabın kalb krizine karşı felan iyi geldiğine mucizevi bir şekilde işaret etmiş ve şarabı cennete sokmuş, akıllı toplulukların şarap ürettiğini yazmıştır. Bence hadislere bakmadan "şarap kötüdür" demek yanlış olur. Senin tercümene göre Nisa 3 yetimlerin evlendirilmesini açıklıyor. Ben ilk iletimde birinin birilerini EVLENDİRMESİNİ doğru bulmadığımı yazmıştım. 21. yüzyılda herkesin kendi istediği kişi ile EVLENEBİLECEĞİNİ düşünüyorum, kimsenin kimseyi evlendirmesi gerekmez. Ama 7. yüzyılın kitabından tabii bunu bekleyemem. Yalnız ben merak ettim. Acaba Kuran benim kaç kadınla evlenebileceğim hakkında bir şey yazıyor mu? Bunu açıklığa kavuşturan bir ayet var mı? Ben kaç eş alabilirim?
×
×
  • Yeni Oluştur...