mantik

Normal Üye
  • İçerik sayısı

    3.408
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

mantik Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

8.926 profil görüntüleme
  1. zeus, Bunun bence yine de bazı yolları var. Ama darbe ile zor. Toplumun alt yapısına oynayıp, onu biraz yükseltmeye çalışmak lazım. Fazla da değil, sadece tekrar ilerici unsurların bir kez de olsa başa gelmesini sağlayana kadar. Ondan sonra da ilerici unsurlar Batı tarzı demokrasiyi kısıtlamalı, benim yukarıda dediğime benzer önlemler almalı. Bu ülkede başka türlü olmaz.
  2. Tremor, Asıl şu ortamda darbeden medet ummak gerçekçi değil. Atatürk'ün ve temsil ettiği ilerici unsurların güce kavuşması, olağanüstü bir ortam yüzündendi. Osmanlı'nın 1. dünya savaşını kaybettiği ve yıkıldığı dönem yüzünden mümkün oldu. Yoksa bu toplum çağı için ileri olan o tür bir yönetici kadroyu seçip oraya getirebilecek altyapıya sahip değildi. Aradan 100 yıl geçmesine rağmen hala değil. Dolayısıyla, Batı tarzı bir demokrasiyi tam onlar gibi uygulamaya çalışmak aslında bizim için doğru bir seçenek değildi. Ordu her zaman aba altından sopa göstererek bunu sağlamaya çalıştı, yani hem Batı demokrasisini hem bizim özümüzden gelen totaliterliği bir arada barındıran bir şekilde yönetildik bunca zamandır. Ama yeterli olmadı. Fazla rahatladık, toplumun ilerleyip Batı tarzı bir demokrasiyi öğrendiğine çabuk inandık. Batılılar da Türkiye'yi öyle gördü, ve bu algının yerleşmesine katkıda bulundu. Ordu'nun aba altından sopa göstermesinin ötesinde, daha katı ve daha radikal önlemler de gerekiyordu. Ama bunları anlamadık, görmedik, uygulamadık. Daha önce açtığım bazı başlıklarda dile getirdiğim, herkese oy hakkı vermeme önerim var benim. Sınav ile verilecek bir seçmek sertifikası önerisi. Bu tür bir engel de koymak gerekiyordu alelade vatandaşın yönetimde söz sahibi olmasının önüne. Sadece belli bir seviyeye ulaşmış, kafası çalışan, bilgili ve kültürlü kişilerin oy vermesini sağlamak gerekiyordu. Bunu Batılılar uygulamıyor evet. Ama Batılı demokrasilerin bize uymadığını zaten baştan söyledik. Hatta bu dediğimi Batılılar da uygulamalılar bana kalırsa. Demokrasi bu haliyle Batı'da da iyi işlemiyor çünkü. Ama bizde hiç işlemiyor. Güç bir kez kaybedildiğinde ise geri almak çok zor. Öncekine benzer olağanüstü bir durum gerek. Bir savaş, ya da içsavaş gerek. Onlar ise belirsiz şeyler. Şansa kalmış. Garantisi yok. Hatta iç savaş olursa, kaybederiz bile muhtemelen. Bu yüzden, sadece güç kullanarak iktidarı geri almamız zor artık. Benim dediğim türde yöntemler gerekiyor. Bunlar ise uzun vadeli yöntemler. Hemen sonuç alınacak şeyler değil.
  3. haci, Kısa vadede darbe gerçekçi bir beklenti değil. Ordunun kendini toparlaması lazım önce. Ama ona da fırsat verilmiyor. Darbeye umut bağlayarak bu iş olmaz. Şu aşamada yenildiğimizi kabul etmemiz lazım, ve yenilgi ortamında nasıl mücadele edilmesi gerekiyorsa, bir süre öyle mücadele etmemiz lazım. Ben öyle düşünüyorum.
  4. albastı, Umarım haklısındır, ama göstergeler o yönde değil. Karamsarlık için her türlü gerekçe mevcut. Yani en azından kısa vadede karamsarlık için. Uzun vadeli düşünecek olursak, yani nesiller bazında, gelecek aslında daha parlak görünüyor o zaman. Şu anki dincilik bir moda sadece Türkiye'de. Yeni neslin öncekiler kadar dinci ve muhafazakar olmasına imkan yok. Basın, yayın, televizyon ve internet çağında yetişiyorlar çünkü. Gözleri daha açık. Dünyada olup biteni görüyorlar. Dünyayı öküzün boynuzunda zanneden dedelerimiz kadar dar kafalı olmayacaklardır. Benim endişem, olay sonraki nesillere gelmeden, önümüzdeki 10 yıl içinde, şu anki cahil ve beceriksiz iktidar yüzünden geri dönüşü olmayan kayıplara uğramak. Mesela toprak kaybetmek, içinden çıkılmayacak bir ekonomik çöküş yaşamak, ya da rejimin İran'dakine benzer hale gelmesi, vs. Bu dönemi bu tür şeyler olmadan atlatabilirsek, ondan sonrası için çok kötümser değilim aslında.
  5. Türk Ateist, Akıntıya kürek çekiyoruz. Bu yüzden, akıntıyı arkamıza alıp yönlendirmemiz lazım. Bu işin başka yolu yok. Bu insanların kılığına girip, bunların dilini konuşup, kendi bilgi, birikim ve görgümüzü kullanarak istenilen yöne yönlendirmemiz lazım. Din çağlar boyu kitleleri yönlendirmek için, politik amaçlar için kullanılmış. Bunu bizim de kendi amaçlarımız için kullanmanın bir yolunu bulmamız lazım. Din, din dışı amaç için nasıl kullanılır denirse, dinin gücü söylediklerinde değil, cemaat oluşturmasında, ve güvenilir insalara, otorite pozisyonundaki kişilere itaat sağlamasında. Bu güven ve itaat ortamı kurulduğunda, o topluluk gidin falancayı linç edin, ya da gidip intihar edin deseniz bile yapabiliyor. Yani kullanılması gereken güç, bu güç. Bu sağlanırsa, dinci kitleyi dinsiz amaçlar için bile gütmenin mümkün olacağına inanıyorum.
  6. ateistkız, Amerika'nın Ortadoğu'daki çıkarları hükümetten hükümete değişmiyor. Obama da gelse, Trump da gelse, Clinton da gelse bazı şeyler hep aynı. Trump da ne kadar atıp tutarsa tutsun, iş eyleme gelince diğerlerinden çok farklı davranamaz. Ama bunların hiçbiri, Obama'nın Trump'a kıyasla çok daha becerikli bir politikacı olduğu gerçeğini değiştirmez.
  7. Gidilen ülkenin geleneklerine saygı olarak görüyorlar bunu. Diplomatik kriz çıkarmamak için.
  8. albastı, Getirdiğin bakış açısı, Tayyip'in, AKP'nin, vs üstünde yer alan, ve devlet adı verdiğin bir aktörün varolduğunu farzediyor. Öyle birşey yok. İşte bu adamlar devlet dediğin. Devlet dış tehdit algıladı, esnedi, vs deyince, sanki bu adamları bile seçip oraya koyan, ondan izinsiz hiçbirşeyin olmadığı bir örtülü grup veya mevki varmış gibi konuşuyorsun. Devlet bu adamların elinde, ve bu adamlar bir grup imam hatip mezunu, cahil ve beceriksiz kişi. Binali Yıldırım'ı ben kendi şirketime müdür bile yapmam. Adam başbakanlık koltuğunda oturuyor. Obama'nın kapalı kapılar ardında Erdoğan'dan beceriksizin teki diye bahsettiği söylenir. Amerikan basınında okumuştum. Her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor çünkü. Ne yaptığını bilmiyor. Ortada Tayyip Erdoğan'ın koltuğuna olan tehditten başka bir tehdit yok. Suriye'de ve Orta doğuda ucu bize kadar dokunan tehditler var tabi, ama onların bizi bu derece etkiler duruma gelmesine izin verilmesi, yine bu hükümetin beceriksizliğinin ürünü. 15 küsür yıldır ülkeyi yönetenler sanki onlar değilmiş gibi, şimdi sanki başkalarının sebep olduğu bir problem varmış gibi ortaya çıkıp, temizlik yapabilmek için diktatör gücü istiyorlar. Rejim değişiyor mu meselesine gelince, Cumhuriyet'den mutkaliyete geri dönülmüyor elbette. Ama bunu iddia eden yok zaten. Hitler ve Mussolini başa geldiklerinde de kral olarak değil, bu çağın rejimlerinin bir parçası olarak başa geldiler.
  9. FETÖ ile Tayyip'in birlikte çalıştığı ve 15 Temmuz ve sonrasını birlikte planlamış olabilecekleri ise komplo teorisine benziyor. Ben onların o kadar akıllı olduklarına da inanmıyorum zaten. Hem adamın bütün örgütü darmadağın edildi. Bence bunlar gerçekten de olay ülkeyi ve politik gücü bölüşmeye gelince kavgaya tutuştu. Onların arasındaki mesele bundan ibaret. Ama başka neler olup bitiyor, orası karışık.
  10. Gerilla mücadelesi derken, eline silah alıp dağa çıkmaktan bahsetmiyorum. Kendini gizlemekten bahsediyorum. Onların tabiriyle "takiyye" yaparak, olduğundan farklı gözükerek (yani bizim durumumuzda dinci kisvesine bürünerek), aralarına karışıp, gerekli mesajları dolaylı anlatımlarla kendilerine anlatmaktan bahsediyorum. Yani sivri dilli bir şekilde, zehir zemberek ortalıkta konuşup yaygara yaparak olmayacağını söylüyorum. O tür bir stratejinin terkedilmesi gerektiğini söylüyorum. Oy kullanmaya gelince, ben kullanacağım. Bir işe yaramayacağını bilsem bile, bu son dönemlerin en önemli oylaması. Oy kullanmazsam vicdanım rahat etmez. Evet, birşeyler dönüyor, biz ise olan bitenin arka planını bilmediğimiz için kafamız karışık hep. Tribünden izliyoruz sadece. Kah umutlanıyoruz, kah karamsarlığa kapılıyoruz, ama birilerinin koca devletleri etkileyen bazı planlarına kurban gidiyor bütün toplum. Ne olup ne bittiğini zaman gösterecek.
  11. Eğer darbe diyorsan, orduda darbe yapacak güç kalmadı. Son girişim başarılı olsaydı da zaten anlaşıldığı kadarıyla daha çok Fethullahçıların işine yarayacaktı. Yani ortada benim dediğimden başka seçenek kalmadı.
  12. İşgale uğramış ama henüz savaşı kaybetmemiş bir ülkede bağımsız mücadelesi yapanların stratejisi ile, işgal altındaki bir ülkede aynı şeyi yapanların stratejisi aynı olmaz. Birinde kim olduğunu, ne olduğunu saklamadan, açıkça, topyekün mücadele edersin, öbüründe ise gizlenirsin, bir nevi gerilla mücadelesi yaparsın. Benzer şekilde, günümüz Türkiyesinde de laikler, ateistler, hatta belki Atatürkçüler bile bir gerilla mücadelesine girişmeli diye düşünmeye başladım son dönemde. Ülkeye teokratik bir diktatörlük geldi. Fiilen zaten yaşanmaktaydı, şimdi artık yasal oluyor. Referandumda hayır mücadelesi yapmak ise, her ne kadar yapılması gereken birşeyse de, boşa bir çaba ve akıntıya kürek çekmekten farksız. Yapılmalı tabi, yapılmasın demiyorum. Ama şu aşamada uzun vadeli düşünüp, ondan sonrasına bakmak lazım. Bu anayasa geçecek muhtemelen. Bu yüzden de ondan sonraki ortam göz önünde bulundurularak stratejilerin belirlenmesi lazım. Anlaşıldığı kadarıyla, hayır dediği için işinden olanlar bile var son dönemde. Basında yer alıyor. Ayrıca, hükümet hayırcıları darbeci ve PKK destekçisi falan ilan etti. Bizim millet körce her denileni kabul ettiği için, bu kadarı bile bu referandumu kazanmalarını neredeyse garantiliyor. Referanduma kadar yine sivri dilli olunabilir belki, ama ondan sonra yaygarayı azaltıp, kendini korumaya alıp, gerilla mücadelesi yapmak lazım belki de. Ben yenilgiyi kabul ettim yani anlayacağınız. Ateistlerin yine ateizmlerini gizlemeleri gereken bir döneme giriliyor muhtemelen. Bırakın ateizmi, laiklik ve Atatürkçülüğün bile marjinalleşmeye başladığı bir dönemdeyiz. Tabi ki düşünülenleri açıkça, yüksek sesle ifade etmekten çekinmemek lazım. Ama güç elinde olan bir elit kesimin kendine güvenli ve ukala stratejisinden uzaklaşılıp, daha sinsi, muhafazakar kesimin arasına karışan, laik müslüman kisvesiyle mücadelenin yapılması gereken dönemler geliyor olabilir. Zaten başından beri öyle yapılmalıydı belki de. Muhafazakar kesim laik ve Atatürkçüleri ukala, gavur, din düşmanı, vs gördü hep. İnönüyü sevmezler mesela. Atatürk'ü ise seviyormuş gibi yaparlar. Zorla severler, ya da sever gibi görünürler yani. Muhafazakarlarla konuşurken aşağılamadan, kendilerini anlamaya çalışarak, ama açık ve onların da rahatça göreceği çarpıklıklara ve yanlışlıklara vurgu yapan söylemlerle karşılarına çıkılması lazım. Tek tek karşına alıp, sabırla, anlayacakları dilden, açıkça konuşup anlatmak lazım. Çünkü belki bu dönem de bir moda, ve geçecek. Toplumda bu tür eğilimler dalgalar halinde gelip gidiyor çünkü. Bir yöne doğru fazla bir savrulma olduysa, bir geri çekilme oluyor onun üstüne, hatta öbür yöne doğru bir savrulma geliyor, dalga tekrar yön değiştirmeden önce. Ya da bunu borsada bir hisse senedinin fiyat değişimine de benzeyebiliriz. Bir hisse senedi yükselme eğiliminde bile olsa, sürekli kısa vadeli dalgalanmalar olur fiyatta, takip edenler bilir. Biraz yükselir, biraz geri çekilir, sonra biraz daha yükselir, vs. Sonra bir ay içindeki değişimine bir bakmışsın ki, bir ay öncesine göre toplamda yükselmiş. Geçici geri çekilmelere "pullback" deniyor ingilizce mesela. Toplumun uygarlık düzeyi de o şekilde dalgalı yükseliyor bence. Şu anda ise bir "pullback" dönemindeyiz. Bu dönemde stratejiyi buna uydurmalıyız.
  13. Tayyip'in bir plan yaptığı yok. Düşe kalka gidiyor. Değişen koşullara göre de tavırlarını, politikalarını ayarlıyor. Önce açılım deyip, sonra PKK ile yeniden sürtüşme yaratan, önce "bitsin artık bu hasretlik" derken sonra FETÖ diye bas bas bağıran ve yüzbin küsur insanın hayatını bu uğurda karartan, önce Esad gitsin diye bütün dünyaya duyururken sonra Rusya ile birlikte Esad yandaşı güçlere destek operasyonuna katılan, Rus uçağını önce vurup sonra Ruslarla işbirliği yapan, İŞİD'e önce göz yumup, sonra bombalamaya başlayan, vs birinin uzun vadeli ve planlı bir şekilde çalıştığını söylemek güç. Baştan bir amacı ve planı var idiyse de çoktan raydan çıktı bu planlar. Şu anda sadece gücü kaybetmemeye ve yargılanmamaya uğraşıyor.
  14. whocares, Ben 20 yıldan fazla zamandır ABD'de yaşıyorum. Üniversiteye gitmeden kendini yurtdışına atma fikrin konusunda temkinli olmanı öneririm. Buraya başka ülkelerden gelip ortalamanın üstünde bir hayata sahip olmanın standart yolu okumuş biri olarak gelmek. Burada okullar paralı ve çok pahalı. İleride fikir değiştirir de okumak istersen, zamanında niye yapmadım diye pişman olma ihtimalin var. Türkiye'de hala buraya kıyasla neredeyse parasız denecek şekilde okunabiliyor. Bence bunu değerlendirmek lazım. Bak sana başka bir seçenek de teklif edeyim. Madem tuvalet temizlemeye kadar her türlü işe razıyım diyorsun, sana buradaki bir web tasarımı, hosting ve danışmanlık yapan şirketten uzaktan (Türkiye'den) yapabileceğin bir iş bile ayarlayabilirim. Kendi ortağı da olduğum bir yer çünkü, yani koşullara uyuyorsan hemen yarın bile iş senin. Teknik bir iş değil bahsettiğim. Web sayfası tanıtımı ve SEO işi. Kod yazmayı bilmen ve öğrenmen falan gerekmiyor bile. Yani en azından başlangıçta. Seni ihya etmez bu iş. Sadece 3-5 kuruş harçlık getirir okuduğun dönemde. Ama ABD temelli bir şirkete iş yapmış olursun, zamanla web tasarımı ve kod yazmaya falan da yönelirsen belki H-1B gibi bir çalışma vizesiyle buraya getirilme ihtimalin bile olur. Ama H-1B vizesinin bir koşulu en az 4 yıllık bir üniversite derecesine sahip olmak. İlgileniyorsan, bana özelden mesaj atabilirsin. İngilizce bilen, vakti bol olup bu işle ilgilenebileceğini düşünen başka birileri varsa, onlar da bağlantı kurabilir.
  15. Temiz, sınırsız enerji vaadeden nükleer füzyon teknolojisinin (yıldızların enerji üretme şeklinin dünya üzerinde, nükleer reaktörlerde gerçekleştirilmesi) başarılı bir şekilde kullanılmasına bir adım daha yaklaşıldı: http://www.space.com/34960-star-in-a-jar-fusion-reactor-works.html Bu çok heyecan verici bir gelişme, çünkü bu tür bir reaktör, eğer başarılı bir şekilde geliştirilebilirse, radyoaktif artık oluşturmuyor, yakıtı hidrojen (yani sudan sağlanıyor) ve şimdiye kadar kullanılan kirli nükleer reaktörlerin ürettiğinden kat kat daha fazla enerji üretiyor. Okyanuslarda bulunan su sayesinde, insanlığın önümüzdeki onbinlerce yıllık enerji gereksinimi karşılanmış olacak bu teknoloji sayesinde.