Jump to content
Emre_1974tr

Kader ve Özgür İrade

Recommended Posts

31 dakika önce, EK yazdı:

 

Kader ve özgür irade yazıma tüm dünyada büyük ilgi olduğunu, İngilizceye bile tercüme edildiğini görmüştük yabancı forumlarda.

 

Bu arada sitelerde, sözlüklerde ve diğer platformlarda da sürekli paylaşılmakta çalışmam:

 

https://www.uludagsozluk.com/e/38787788/

 

http://www.incisozluk.com.tr/e/61915846/

 

https://www.eksiduyuru.com/duyuru/765909/kader-sorusu-vol-2

 

İlginize çok teşekkürler arkadaşlar.

 

Evet ayetlerle defalarca kanıtladığım üzere Rabbimiz yüce Allah geleceği biliyor.

 

Zaten imtihan hayatı denilen bu kendimizle yüzleşme dünyası da bu sayede kusursuz adaleti gerçekleştiriyor.

 

Bu çalışmam yeni kitaplarda da yayımlanacak.

 

Selam ve sevgiler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Sırf şu kendi site ve sayfalarının reklamını yapan trollerin paylaştıkları linkler yüzünden foruma giresim kalmıyor.

1400 yıldır ana dilleri kuran yazım dilleri olan insanların kuranı yanlış anladıklarını ve 1400 yıl sonra kendilerinin doğru anladıklarını haykırıyorlar ama nedense kendi dilleri Türkçe ile yazılımış Net ve Tek anlamı olan mesajları bile anlayamayan Embesil oldukları gerçeğine rağmen, Hala yüzleri kızarmadan Yazılarının reklamını yapıp ceplerini dolduruyorlar. 

Bunlara kızmıyorum. Asıl bunlara prim veren Amip beyinlilere kızıyorum

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
8 saat önce, HATEM yazdı:


"Allah’ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini bilmez misin? Kendi aralarında fısıldaşan üç kişinin dördüncüsü mutlaka O’dur. Beş kişinin altıncısı mutlaka O’dur. Bundan az ya da daha çok olsunlar (fark etmez), her nerede olurlarsa (Allah) onlarla beraberdir. Sonra kıyamet gününde yaptıklarını onlara haber verir. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilir. (58/Mücadele 7)

Allah'ın her şeyi bildiğini ifâde eden âyetler çoktur.
Allah'ın her şeyi bildiğini ifâde etmesiinin içinde ezelî bilgisi de dâhil olduğu için ve Her şeyi bilmekten daha geniş bir bilgi ifâdesi olmadığı için,
Allah'ın (c.c.), Ezelde her şeyi bildiğini artı olarak ifâde etmesi gerekli değildir.
 

 

 

Bunlar sizin yorumunuz olmuyor mu?

Herşeyin açık açık yazıldığı kitabınızda bununda anlaşılır şekilde yazılmış olması gerekiyor.

 

Ayrıca kendi içinde sıkıntılı bir durum bu.

Eğer herşey ezelde bilinirse, kendi müdahalesini kısıtlamış olursunuz. Hiç bir şeye karışamaz.

Halbuki kitapta bazı durumlarda, gelişen olaylar karşısında müdahale ettiğini söylemiş. 

 

Musa ile ilgili ayetlerde çocuğun ailesine karşı asi birisi olacağı için öldürülmesi tam da böyle bir durum.

 

Bence siz, kitapta olmayan, kendi tasarınız olan bir Allah modeli oluşturmuşsunuz.

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
7 saat önce, Rookie Explorer yazdı:

Bunlar sizin yorumunuz olmuyor mu?

Herşeyin açık açık yazıldığı kitabınızda bununda anlaşılır şekilde yazılmış olması gerekiyor.


Benim yorumumda ne problem var anlamadım.
Allah'ın her şeyi bildiğini biliyorsak, 
"Allah ezelde de herşeyi bildiğini yazmalıydı" diye bir i'tirâz yapılması mantıklı olur mu?
Allah'ın ezelde her şeyi bilmesi husûsunda bir kapalılık yok ki Her şeyi bilen Allah, Ezelde de her şeyi bilir elbette...

Daha doğru ifâde edeyim, "Allah'ın ezelde her şeyi ilmen bildiği husûsunda hiç bir şüphe yok"
Ezelde bilinen veyâ önceden bilinen birşey ancak ilmen bilinebilir, aynen bilinemez.
Aynen bilmek, zamânla mukayyed bir bilgidir. Ancak vakti geldiğinde bilinir.
Yukarıda âyetleri yazmıştım. "Tâki Bilelim", "Bileceğiz", "Bildiğimiz zamân" gibi  Kur'ânî ifâdeler, İlmen bilmeye değil aynen bilmeye atıf yapar. Ve ancak Vakti gelince bilinir.
Fakat şurası muhakkaktır ki Allah ezelde her şeyi İlmen bilir.

Kur'ânın ap-açıklığı konusundaki yanlış anlamayı gidermek için Bu forumda şu cevâbı vermiştim,
Kopyalıyorum, bilginiz olsun, okumanızda fayda var:

Bir Dersi çok açık bir dille ve çok açıklayıcı bir üslûb ile anlatmanın, anlamak isteyene fayda vereceği bir gerçektir fakat Hocanın Dersi ap-açık anlatmasının, Her tembel ve zayıf öğrencinin o dersi anlamasına yeteceğini düşünmek ve bu düşünceyle en güzel şekilde dersi anlatmış hocayı suçlamak tâmm bir eşşekliktir.
Anlamak Bir çocuktur. Söyleyen ile işitenin bir çocuğu... Söyleyeni işiten yoksa çocuk olmaz. Her söyleyen ve işitenden de anlama çocuğu doğacak diye bir kaide yoktur.
Hoca dersi çok açık çok güzel anlatabilir,, sen o sınıfa kopya çekerek soru çalarak gelmiş olabilir hocayı anlamayabilirsin, sınıftaki bir öğrencinin misâfiri olarak sınıfta bulunuyor olabilir ve hocayı anlamayabilirsin, konuyu az biliyorsundur temelin zayıftır anlamayabilirsin, uykusuzsundur, hastasındır anlamayabilirsin, gözün bi kıza takılmaktadır hocayı tâkip etmemişsindir anlamayabilirsin. İlâ âhir...

Hoca dersi ap-açık anlattığı zamân herkes konuyu mükemmel anlar-anlamalı diye sürekli iddiâ etmek,
"Ben kendime eşşek diyemiyorum benim eşekliğimi bu verdiğim hükümden anlayın" Ben ârızanın tekiyim demektir.
Eşşeklik derken de eşşek ile alay ettiğimizi düşünerek ikinci bir eşeklik yapacaklara anlayabilirlerse şu açıklamayı yapayım.
Eşşek, İnsân gibi duyu ve uzuv donanımına sâhip olsaydı veyâ ateistlerin donanımına sâhip olsaydı, doğru yazılan kitapları (Hocayı) anlardı eşeklik yapmazdı, yapamazdı.
Fakat bir insân, Doğru bilgiler veren gerçek bir hocayı aynı dilden konuşmasına rağmen aynı duyulara sâhip olmasına rağmen anlamıyorsa ve buna rağmen yüksek sesle hocaya i'tirâz ediyorsa onun sesi eşşek sesinden daha çirkindir. Kendisi de Hayvandan daha aşağıdır. (Bak burda kendisi hayvândan daha aşağıdır dedim, Sesini kötülemedim. Âyet-i kerîmede ise Eşşek Kötülenmiyor, sesinin çirkinliği ifâde ediliyor. Eşşeğin sesi güzel mi?) Hayvândan daha aşağı olmasına sebeb,, İnsânî duyu ve uzuvlarına rağmen Hocayı anlamamış olmasıdır. Eşşeği de sınıfa koysan oda Hocayı anlamaz fakat onun kınanacak bir hâli bir suçu yok. Çünkü onun donanımından anlama kâbiliyeti beklenmez. Bu yüzden Kur'ânda, Hayvânlar gibi anlamazlar belki hayvândan daha aşağıdırlar buyrulur. İnsân donanımında oldukları halde anlayamadıkları için hayvândan aşağıdırlar. Buradaki Belki; Dış yüzleriyle insân İç yüzleriyle hayvândan aşağı olmalarının belirsizliğine vurgudur. Bir de Bu aşağılık mertebelerden kurtulacak olanlar olacağı için bu noktada bir belirsizlik olduğu için "belki" buyrulmuştur.

Kur'ân Hayvanları aşağılıyor diye sürekli sayıklamanıza rağmen, hiçbir müslümân size cevap verirken "Evet , Kur'ân hayvanları aşağılıyor, biz hayvanları sevmeyiz, hayvânlara eziyet ederiz" dediklerine,, sizin eşşekçe anlayışınızın paralelinde hayvânları hor gören bir savunma yaptıklarına şâhit oldunuz mu? Olmamışsınızdır... Niye? Çünkü müslümânlar Hem dış yüzden hem de iç yüzden "insân" oldukları için, Kur'ânı eşekce anlamazlar.

Sizin probleminiz inanıp inanmama gibi bir tercîh problemi değildir. Anlayıp anlamama problemidir. Varlık düzeyiniz Allah'ı anlamaya müsâit değil. Mantıksız hırrlamalara müsâittir.
Müslümân ve mü'minlerin çoğunda da anlama problemi vardır. Fakat onlar, Allah'ın ve Peygamberinin güzelliğini ve doğruluğunu (Veyâ ders anlatan Hocanın gerçek bir hoca olduğunu) sezmiş durumdadırlar: Dersi anlamadıklarını i'tirâf etseler de Hocalarının kadrini kıymetini bilir seslerini yükselterek i'tirâz etme eşekliğini icrâ etmezler.
"Biz sana her şeyi ap-açık beyân eden kitâbı indirdik" (Nahl, 89)

(O peygamberleri) apaçık belgeler ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman ve onların da (üzerinde) düşünmeleri için sana bu Kur’an’ı indirdik. (Nahl 44)
Demek ki apaçık indirmek herkesin anlamasını sağlamakta yeterli olamayacağı için anlamayanlar da anlayabilsin diye ilâve açıklamalar yapılması gerekiyormuş. Bunu Kur'ân söylüyor.



 

7 saat önce, Rookie Explorer yazdı:

Ayrıca kendi içinde sıkıntılı bir durum bu.

Eğer herşey ezelde bilinirse, kendi müdahalesini kısıtlamış olursunuz. Hiç bir şeye karışamaz.

Halbuki kitapta bazı durumlarda, gelişen olaylar karşısında müdahale ettiğini söylemiş. 


Mes'ele,, anlama mes'elesidir. Anlarsak, ortada sorun kalmayacaktır.
Siz Bilginin belirleyici ve aktif olduğunu zannediyorsunuz.
İlim, Belirleyici değildir, pasiftir.
Belirleyici olan ma'lumdur. Bilinen varlık (ma'lum), âlime etki eder. Âlimin bilgisinin bilinen şeyde bir etkisi yoktur.
Karşımda bir elma ağacı olsa, Benim elmâ ağacı hakkındaki bilgimi (Görmek, koklamak da dahil) Bana Elma ağacı verir.
Elma ağacı olmasa ben neyi bilecem neyi görecem.
Benim elma ağacı hakkındaki bilgim, Elma ağacından önce değil elma ağacından sonra gelir. Aslolan elma ağacının varlığıdır.
Siz, Aslolanın Elma ağacı hakkındaki bilgi olduğunu ve elma ağacını bu bilginin belirlediğini, yönettiğini düşünüyorsunuz.
Aslolan varlıktır, varlık hakkındaki bilgi değil...
Umarım bu temel bilgiyi anlamışsınızdır.

Allah, mutlak varlık olduğu için ve İnsâna mahsûs isimlerin anlamlarının gerçek sâhibi olduğu için Elbette hâdiselere müdâhildir.
Sâdece Allah ismiyle ve Hızır vâsıtasıyla değil. Sayısız ve muhtelif bütün isimleriyle âlemlerde müdâhildir. Çünkü fâil olan O'dur.
Allah'ın varlık olması (mutlak varlık olması), âlim olmasından daha önceliklidir.

Allah (c.c.), bir varlık olması cihetiyle, mutlak varlık olması cihetiyle belirleyicidir, kaderin sâhibidir. Âlim olması cihetiyle değil, Tasarlama ve kurgulama cihetiyle değil...
(Not: Kaderde belirleyicilik Hakk'a âid olmasa, Kader, Allah'ın ezelî bilgisinden ibâret olsa ortada kazâ' ve Kaderin varlığından bahsedilemezdi. Kadere îmân etmemize de gerek kalmazdı)

Allah bizi ezelde biliyorsa bu bilgiyi bizden alır. Bilgi bize tâbidir. Biz Bilgiye, tasarıma veyâ kurguya tâbi değiliz.
Eğer böyle olsaydı, imtihân bâtıl olurdu.
Bizler Dünyâda güzel işler yaptığımızda ezelde (mutlak misâl mertebesinde) güzel biliniriz. Kötü işler yaparsak Ezelde kötü bilinmişizdir.
Burada akla gelecek soru şudur: Tamâm anladık, belirleyici olan biziz (Allah'ın bizim âkıbetimiz hakkımızdaki bilgisi bize tâbî bize bağımlı), 
Tamam anladık, belirleyici olan, yaşadığımız ândır ve bizim tercîhlerimizdir.  Biz iyi olsak ezelde iyi bilinecektik, kötü olduğumuzda mutlaka ezelde kötü olarak bilinmiş olacaktık.
Peki, sonradan olan bir şey Önceden nasıl bilenebiliyor?


Hele buraya kadar bi anlayın bu sorunun cevâbına ondan sonra bakalım.

 

 

8 saat önce, Rookie Explorer yazdı:

Musa ile ilgili ayetlerde çocuğun ailesine karşı asi birisi olacağı için öldürülmesi tam da böyle bir durum.


Sırf bu sorunun cevâbı için bir yazı yazmıştım.
 

 

 

9 saat önce, Rookie Explorer yazdı:

Bence siz, kitapta olmayan, kendi tasarınız olan bir Allah modeli oluşturmuşsunuz.


Hayır, Son Peygamberin ve son peygamberi en iyi anlayan veliyleri hoca olarak kabûl ederek, Allah'ın inâyetiyle en doğru bir seçim yapmışım.
Ve İlâhî kelâmı anlama yoluna girmişim.
Kur'ân doğru yorumlanmazsa nasıl anlaşılabilir ki?

"...Halbuki onun te’vilini (yorumunu) ancak Allah bilir; bir de ilimde yüksek pâyeye erişenler. Derler ki: Ona inandık, hepsi rabbimiz katındandır. (Bu inceliği) yalnız aklıselim sahipleri düşünüp anlar. (Al-i İmrân 7)

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
19 saat önce, EK yazdı:

 

İlginize çok teşekkürler arkadaşlar.

 

Evet ayetlerle defalarca kanıtladığım üzere Rabbimiz yüce Allah geleceği biliyor.

 

Zaten imtihan hayatı denilen bu kendimizle yüzleşme dünyası da bu sayede kusursuz adaleti gerçekleştiriyor.

 

Bu çalışmam yeni kitaplarda da yayımlanacak.

 

Selam ve sevgiler

 

Zaten zamansız ve mekansız yüce Rabbimiz için gelecek geçmiş ayrımı da yoktur. Zamanın içinde yolculuk yapan bizleriz. Şu yazılarımda da anlattığım üzere:

 

Zaman-zamansızlık ve Rabbin Katı

 
Yaratıcımız varlık olarak zamansız ve mekansızdır. Bu zaman ve mekanı yoktan yaratmıştır.

Ama yönetici-gözlemci olarak(dışarıdan) hem tüm mekan noktalarındadır, hem de tüm zaman noktalarında...

geçmiş...................................şimdi.............. ..............................gelecek


Biz ise sadece şimdi noktasındayız ve ileri noktalara doğru yolculuk yapıyoruz.

Ama Rabbimiz böyle bizim gibi bir noktadan ileriye doğru yolculuk falan yapmıyor.

Geçmiş,gelecek,şimdiki zaman gibi kavramlar bize ait.

O'nun için böyle bir yolculuk yok.

Her zaman noktasını gözlemlemekte ve yönetmektedir.

Oraya gitmesine,yolculuk yapmasına gerek yoktur.

Çünkü tıpkı geçmişte olduğu gibi aynı anda gelecektedir de, ve yine tıpkı şu andaki noktamızda da olduğu gibi....

İnsanlara "zamansızlık" denilince akıllarına, sanki sadece kol saatinin çalışmasının durduğu ama diğer unsurların aynen devam ettiği bir yaşam şekli falan geliyor. Hayır, zamansızlık yukarıda anlattığım gibi, bizim hayal dahi edemeyeceğimiz bambaşka bir durumdur. Geçmiş, gelecek, şimdiki an diye ayrı ayrı kavramların olmaması demektir.

Nasıl ki Rabbimiz mekansız olduğundan, kainatın dışındadır, evrenimizde yolculuk etmez ama dışarıdan yönetici olarak her mekan noktasında ve iş-oluştadır biliyoruz; işte yine aynı şekilde zamansız olan Rabbimiz, yine varlık olarak zamanın dışındadır ama yönetici-gözlemci olarak her zaman noktasında vardır.

Eğer bir zaman makinesine binecek olsak, geleceğe ve geçmişe gittiğimizde, yine Allah'ın o zaman dilimini de yönettiğini fark edecektik. Ayrıca zaman makinesinin içindeki zamanı da...

Ama yine vurgulayalım;

"Varlık" olarak Allah hiçbir şeyin içinde değildir ve tüm yarattıklarından ayrıdır.

Zaman ve mekan dışıdır.

Zamanın ve mekanın içinde olanlar bizleriz. Zaten bizler için yaratıldı bunlar da...

Ve Rabbimiz tüm yarattıklarından ayrı olduğu için, yarattığı hiçbirşey O'nun bir parçası veya yansıması olmadığından ortak koşmak büyük günahtır.

112 - İhlas Suresi

3. Ne doğurmuştur O, ne doğurulmuştur!

4. Hiç kimse onun dengi ve benzeri olmamıştır, olamaz!

Konuyu buradan, Kuran'daki "Rabbin katı" ifadesine getirmek istiyorum.

Kuran'da Rabbin katı ifadesi 2 anlamda kullanılmaktadır diye düşünmekteyim.

1- Allah'ın nezdinde-gözünde anlamında...

2- İçinde sonsuzluk yurdunun da bulunduğu ahiret evreni anlamında kullanılmaktadır


Kuran'da Rabbin katı ifadesi , bizimkinden farklı fizik yasalarına sahip ahiret evreninin adıdır yani aynı zamanda. Mesela bizim evrenimizden farklı olarak yaşam daimidir orada ve yaşlanma, maddenin bozulması söz konusu değildir.

Ve bu Rabbin Katı'nda zaman bizimkine göre farklı akmaktadır:

-Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22 Hac Suresi, 47)

Rabbimiz zamansız olduğuna göre burada "Allah'ın nezdinde" anlamında değil de, "ahiret evreni" anlamında kullanılmaktadır Rabbin Katı ifadesi. Bizim dünyamızda bin yıl geçerken, Rabbin Katı'nda sadece bir gün geçmektedir.

Şüphesiz yüce Allah bu mekanı da yoktan var etmiştir. Ama isim olarak "Rabbin Katı" adını vermiştir yarattığı bu yere. Tıpkı "Allah'ın Arşı", "Allah'ın kulu" veya "Allah'ın elçisi" gibi bir tanımlamadır aslında...

Hac Suresi 47 Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir.

Bakara Suresi 112 İş onların sandığı gibi değil!Kim güzel davranışlar sergileyerek yüzünü Allah!a teslim ederse, Rabbi katında ödülü vardır onun.Korku yoktur böyleleri için; tasalanmayacaklardır onlar...

Ali İmran Suresi 15 De ki: “Bu sayılanlardan daha iyisini size haber vereyim mi?Sakınıp korunanlar için, Rableri katında, altlarından nehirler akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’tan bir hoşnutluk olacaktır. Allah, kulları en iyi biçimde görmektedir.”

En'am Suresi 127 Rableri katındaki huzur ve esenlik yurdu onlarındır. İşler oldukları ameller yüzünden O, onların Velî'si oluvermiştir.

A'raf Suresi 206 Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O'na kulluktan yüz çevirmezler; O'nu tespih ederler ve yalnız O'na secde ederler.



Cennet ve cehennem şimdiden varlar ve bazı istisna insanlar kıyamet beklenmeden orada bedenen yaratılarak ceza veya mükafatlarını yaşamaya başlamışlardır(bilindiği üzere diğer insanlar diriliş ve hesap için kıyameti bekleyecekler) Örnek vermek gerekirse:

-Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.


-Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar. (Ali imran suresi 169-170)


Bu ayetlere göre;

1- Diğer vefat etmiş insanlar gerçekten ölü iken(dirilmeyi beklerken), şehitler onlardan farklı olarak canlıdırlar .

2- Rabbin katında(ahiret evreninde) nimetler içinde yaşıyorlar

3- Cennette konuşurlarken hala dünyada olan ve/veya öldükten sonra henüz diriltilmemiş insanlar hakkında müjde veriyorlar (sonra onlar da cennete katılacaklar anlamında sözler söylüyorlar)

Yalnız burada dikkat edilmesi gereken nokta, şu an cennette(Rabbin Katı'nda) bulunan insanlar da bizim gibi bedenli, yani maddi olarak canlılar. Zaten Kuran'a göre ruhlar alemi, ruhsal yaşam diye birşey yoktur. Ahiret yaşamı da bedenendir. Hatta melekler ve cinler de dahil olmak üzere tüm yaratılmışlar maddidir zaten(örneğin biz topraktan yaratıldıysak, cinler de ateşten yaratılmışlardır) Bu konuyla ilgili olarak yine benim "İslam'da canlıların ruhu-hayaleti yoktur" başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.


ZARİYAT
22. Sizin, rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de.

HADİD
21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennete koşun. ALLAH'a ve elçisine inananlar için hazırlanmıştır. Bu, ALLAH'ın dilediğine ve/veya dileyene verdiği lütfudur. ALLAH Büyük Lütuf sahibidir.

Cennetin genişliği gökler ve yer kadar denilmekte. Yani başka bir deyişle bizim kainatımız kadar büyük olduğuna işaret edilmekte cennetin. Bu da sonsuzluk yurdunun, kendi fizik yasalarına sahip başlı başına bir evren olduğunun kanıtlarındandır yine. Yani söz konusu olan yer bir bahçe veya kent büyüklüğünde değil, gezegenleri ve gökleriyle içinde yaşadığımız alem kadar devasa bir boyutta.

Kısacası, "Rabbin Katı" yine Allah'ın yoktan var ettiği bir mekanın adıdır. Sonsuzluk yurdu o evrendedir, şimdiden sakinleri vardır ve diğerlerini beklemektedir.
 
tarihinde EK tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
6 dakika önce, EK yazdı:

 

Zaten zamansız ve mekansız yüce Rabbimiz için gelecek geçmiş ayrımı da yoktur. Zamanın içinde yolculuk yapan bizleriz. Şu yazılarımda da anlattığım üzere:

 

Zaman-zamansızlık ve Rabbin Katı

 
Yaratıcımız varlık olarak zamansız ve mekansızdır. Bu zaman ve mekanı yoktan yaratmıştır.

Ama yönetici-gözlemci olarak(dışarıdan) hem tüm mekan noktalarındadır, hem de tüm zaman noktalarında...

geçmiş...................................şimdi.............. ..............................gelecek


Biz ise sadece şimdi noktasındayız ve ileri noktalara doğru yolculuk yapıyoruz.

Ama Rabbimiz böyle bizim gibi bir noktadan ileriye doğru yolculuk falan yapmıyor.

Geçmiş,gelecek,şimdiki zaman gibi kavramlar bize ait.

O'nun için böyle bir yolculuk yok.

Her zaman noktasını gözlemlemekte ve yönetmektedir.

Oraya gitmesine,yolculuk yapmasına gerek yoktur.

Çünkü tıpkı geçmişte olduğu gibi aynı anda gelecektedir de, ve yine tıpkı şu andaki noktamızda da olduğu gibi....

İnsanlara "zamansızlık" denilince akıllarına, sanki sadece kol saatinin çalışmasının durduğu ama diğer unsurların aynen devam ettiği bir yaşam şekli falan geliyor. Hayır, zamansızlık yukarıda anlattığım gibi, bizim hayal dahi edemeyeceğimiz bambaşka bir durumdur. Geçmiş, gelecek, şimdiki an diye ayrı ayrı kavramların olmaması demektir.

Nasıl ki Rabbimiz mekansız olduğundan, kainatın dışındadır, evrenimizde yolculuk etmez ama dışarıdan yönetici olarak her mekan noktasında ve iş-oluştadır biliyoruz; işte yine aynı şekilde zamansız olan Rabbimiz, yine varlık olarak zamanın dışındadır ama yönetici-gözlemci olarak her zaman noktasında vardır.

Eğer bir zaman makinesine binecek olsak, geleceğe ve geçmişe gittiğimizde, yine Allah'ın o zaman dilimini de yönettiğini fark edecektik. Ayrıca zaman makinesinin içindeki zamanı da...

Ama yine vurgulayalım;

"Varlık" olarak Allah hiçbir şeyin içinde değildir ve tüm yarattıklarından ayrıdır.

Zaman ve mekan dışıdır.

Zamanın ve mekanın içinde olanlar bizleriz. Zaten bizler için yaratıldı bunlar da...

Ve Rabbimiz tüm yarattıklarından ayrı olduğu için, yarattığı hiçbirşey O'nun bir parçası veya yansıması olmadığından ortak koşmak büyük günahtır.

112 - İhlas Suresi

3. Ne doğurmuştur O, ne doğurulmuştur!

4. Hiç kimse onun dengi ve benzeri olmamıştır, olamaz!

Konuyu buradan, Kuran'daki "Rabbin katı" ifadesine getirmek istiyorum.

Kuran'da Rabbin katı ifadesi 2 anlamda kullanılmaktadır diye düşünmekteyim.

1- Allah'ın nezdinde-gözünde anlamında...

2- İçinde sonsuzluk yurdunun da bulunduğu ahiret evreni anlamında kullanılmaktadır


Kuran'da Rabbin katı ifadesi , bizimkinden farklı fizik yasalarına sahip ahiret evreninin adıdır yani aynı zamanda. Mesela bizim evrenimizden farklı olarak yaşam daimidir orada ve yaşlanma, maddenin bozulması söz konusu değildir.

Ve bu Rabbin Katı'nda zaman bizimkine göre farklı akmaktadır:

-Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (22 Hac Suresi, 47)

Rabbimiz zamansız olduğuna göre burada "Allah'ın nezdinde" anlamında değil de, "ahiret evreni" anlamında kullanılmaktadır Rabbin Katı ifadesi. Bizim dünyamızda bin yıl geçerken, Rabbin Katı'nda sadece bir gün geçmektedir.

Şüphesiz yüce Allah bu mekanı da yoktan var etmiştir. Ama isim olarak "Rabbin Katı" adını vermiştir yarattığı bu yere. Tıpkı "Allah'ın Arşı", "Allah'ın kulu" veya "Allah'ın elçisi" gibi bir tanımlamadır aslında...

Hac Suresi 47 Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir.

Bakara Suresi 112 İş onların sandığı gibi değil!Kim güzel davranışlar sergileyerek yüzünü Allah!a teslim ederse, Rabbi katında ödülü vardır onun.Korku yoktur böyleleri için; tasalanmayacaklardır onlar...

Ali İmran Suresi 15 De ki: “Bu sayılanlardan daha iyisini size haber vereyim mi?Sakınıp korunanlar için, Rableri katında, altlarından nehirler akan, içinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’tan bir hoşnutluk olacaktır. Allah, kulları en iyi biçimde görmektedir.”

En'am Suresi 127 Rableri katındaki huzur ve esenlik yurdu onlarındır. İşler oldukları ameller yüzünden O, onların Velî'si oluvermiştir.

A'raf Suresi 206 Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O'na kulluktan yüz çevirmezler; O'nu tespih ederler ve yalnız O'na secde ederler.



Cennet ve cehennem şimdiden varlar ve bazı istisna insanlar kıyamet beklenmeden orada bedenen yaratılarak ceza veya mükafatlarını yaşamaya başlamışlardır(bilindiği üzere diğer insanlar diriliş ve hesap için kıyameti bekleyecekler) Örnek vermek gerekirse:

-Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar.


-Allah'ın kendilerine lütfundan verdiği mutlulukla sevinç duyarlar ve arkalarından şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitler hakkında: "Onlara hiçbir korku yok ve onlar üzüntü de duymayacaklardır." müjdesinde bulunurlar. (Ali imran suresi 169-170)


Bu ayetlere göre;

1- Diğer vefat etmiş insanlar gerçekten ölü iken(dirilmeyi beklerken), şehitler onlardan farklı olarak canlıdırlar .

2- Rabbin katında(ahiret evreninde) nimetler içinde yaşıyorlar

3- Cennette konuşurlarken hala dünyada olan ve/veya öldükten sonra henüz diriltilmemiş insanlar hakkında müjde veriyorlar (sonra onlar da cennete katılacaklar anlamında sözler söylüyorlar)

Yalnız burada dikkat edilmesi gereken nokta, şu an cennette(Rabbin Katı'nda) bulunan insanlar da bizim gibi bedenli, yani maddi olarak canlılar. Zaten Kuran'a göre ruhlar alemi, ruhsal yaşam diye birşey yoktur. Ahiret yaşamı da bedenendir. Hatta melekler ve cinler de dahil olmak üzere tüm yaratılmışlar maddidir zaten(örneğin biz topraktan yaratıldıysak, cinler de ateşten yaratılmışlardır) Bu konuyla ilgili olarak yine benim "İslam'da canlıların ruhu-hayaleti yoktur" başlıklı yazımı okuyabilirsiniz.


ZARİYAT
22. Sizin, rızkınız da göktedir, tehdit edildiğiniz şey de.

HADİD
21. Rabbinizden bir bağışlanmaya ve genişliği gökler ve yer kadar olan bir cennete koşun. ALLAH'a ve elçisine inananlar için hazırlanmıştır. Bu, ALLAH'ın dilediğine ve/veya dileyene verdiği lütfudur. ALLAH Büyük Lütuf sahibidir.

Cennetin genişliği gökler ve yer kadar denilmekte. Yani başka bir deyişle bizim kainatımız kadar büyük olduğuna işaret edilmekte cennetin. Bu da sonsuzluk yurdunun, kendi fizik yasalarına sahip başlı başına bir evren olduğunun kanıtlarındandır yine. Yani söz konusu olan yer bir bahçe veya kent büyüklüğünde değil, gezegenleri ve gökleriyle içinde yaşadığımız alem kadar devasa bir boyutta.

Kısacası, "Rabbin Katı" yine Allah'ın yoktan var ettiği bir mekanın adıdır. Sonsuzluk yurdu o evrendedir, şimdiden sakinleri vardır ve diğerlerini beklemektedir.
 

 

Kısacası zaten Rabbimiz için geçmiş gelecek veya şimdiki zaman ayrımı yoktur. Sınırlı varlıklar olan ve zaman ile mekan içinde yolculuk yapan bizler ise yolculuk ettikçe görür ve öğreniriz.

 

Ama Allah zaten her yeri ve her zamanı biliyor.

 

Çalışmalarımda gösterdiğim üzere daha bizi yaratmadan ne yapacağımızı bildiğinden bu sayede dünya ve ahirette bizi hakettiğimize kavuşturuyor.

 

Selam

tarihinde EK tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, EK said:

Ama Allah zaten her yeri ve her zamanı biliyor.

 

Yani Allah bir robot, kendi bilgisin kölesi, içindeki bilginin dışına çıkamıyor. Mesela 610 yılında Muhammed'i elçi atamak zorunda çünkü sahip olduğu bilgi bunu gerektiriyor, Muhammed'i elçi atamaktan başka bir seçeneği yok.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
19 dakika önce, sağduyu yazdı:

 

, Muhammed'i elçi atamaktan başka bir seçeneği yok.

 

Hayır var. Tersini de yapabilir ama yapmayacak. Birşeyi yapabiliyor olmak başkadır, yapmak bambaşkadır. Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.

 

Mesela cennetlikleri/iyileri cehenneme , cehennemlikleri ise cennete de atabilir ama yapmayacak.

 

Şu yazımda anlattığım üzere:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/rabbimizin-bilmesi-ozgur-iradeyi.html

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
12 hours ago, EK said:

 

Hayır var. Tersini de yapabilir ama yapmayacak. Birşeyi yapabiliyor olmak başkadır, yapmak bambaşkadır. Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.

 

Mesela cennetlikleri/iyileri cehenneme , cehennemlikleri ise cennete de atabilir ama yapmayacak.

 

Şu yazımda anlattığım üzere:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/rabbimizin-bilmesi-ozgur-iradeyi.html

 

Bir varlık her şeyi biliyorsa bildiğinin tersini yapamaz, tersini yaparsa bilmediği bir şey yapmış olur, bu da her şeyi bildiği iddiası çelişir. Tabii siz dincilerde mantıklı düşünmek diye bir özellik olmadığı için bu dediğimi anlayamaman normal.

 

12 hours ago, EK said:

Mesela cennetlikleri/iyileri cehenneme , cehennemlikleri ise cennete de atabilir ama yapmayacak.

 

Neden yapmayacakmış? Sen Allah'ın iradesine sınır mı koyuyorsun? İstediğini yapmasının önündeki engel ne? Bağlı olduğu olduğu kurallar mı var? Yaa, işte bir varlığa böyle sınırsız özellikler atarsan böyle çelişkilere düşersin. Madem benim putumun kudreti sınırsız, o istediğini yapar diyorsan senin kıçına kazığı sokup sonsuza kadar kebap yapabileceğini de kabul etmen lazım.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Hayır daha ne söylediğimi anlamaktan bile acizsin. Veya aldığın maaşı haketmek üzere rolüne devam ediyorsun...

 

Şimdi tekrarlayalım, umulur ki düşünürsün bu sefer belki. Şöyle demiştim:

 

"Hayır var. Tersini de yapabilir ama yapmayacak. Birşeyi yapabiliyor olmak başkadır, yapmak bambaşkadır. Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.

 

Mesela cennetlikleri/iyileri cehenneme , cehennemlikleri ise cennete de atabilir ama yapmayacak.

 

Şu yazımda anlattığım üzere:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/rabbimizin-bilmesi-ozgur-iradeyi.html"

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Link açılmayanlar vs. için yazının kendisini de verelim:

 

Rabbimizin bilmesi özgür iradeyi etkilemez

 
Allah’ın bizlerin özgür iradelerimizle ne yapacağımızı bilmesi, bazı insanlar tarafından “özgür irade olmadığı” şeklinde yorumlanıyor. “Demek ki bilinenin tersini yapamayacağız” şeklinde itirazlar yükseliyor.

Hayır, özgür irademizle neyi seçeceğimizin bilinmesi, iradenin özgürlüğünü etkilemez. En ufak bir bağlantı dahi yoktur.

Bir şeyin tersini yapabilmek başkadır, yapmak ise bambaşkadır.

Örneğin falanca olayda A şıkkını seçecek bir insan diyelim. Rabbimiz de bunu biliyor. Tersini de yapma, yani bu şıkkı seçmeme özgürlüğü de var. Ama kendi kararıyla A şıkkını seçecek.

Kısacası A şıkkını seçme hareketini yapmayabilir, ama yine de yapacak.

Allah bildiği için seçmiyor insan, kendisi özgür iradesiyle A şıkkını seçtiği için Yaratıcımız biliyor.

Bu konuya bambaşka bir örnek verelim:

Hud

107. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır

108. Mutluluğu hak edenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu.

Yüce Allah burada bize gelecekte ne yapacağını söylüyor.

Ve diyor ki "eğer tersini dilemezsem, cennettekileri asla çıkarmayacağım"

Ve çıkarmayacağına dair söz de veriyor.

Başka bir deyişle "istersem bu hükmümü değiştirebilirim, ama cennettekilerin sonsuza dek orada kalmasını, özgür irademle istediğim için kalacaklar" demekte.

Bu özgür irade konusunda ikinci bir sağlama, delil daha sunuyor bizlere.

Biz bu durumda Allah'ın gelecekte ne yapacağını biliyoruz.

Ama demek ki bizim gelecekte Allah'ın ne yapacağını bilmemiz, O'nun özgür iradesini etkilemiyor.

Tıpkı O'nun bizim ne yapacağımızı bilmesinin, bizim özgür irademizi etkilememesi gibi.

Bir şeyi "yapabiliyor olmak başka, yapmak bambaşkadır". Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.


Selam ve sevgiler.
 
Emre_1974tr

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
47 dakika önce, EK yazdı:

Hayır daha ne söylediğimi anlamaktan bile acizsin.


İnsânların vaktini öldürme.
Asıl sen, soruları anlamıyorsun. Yazdıkların sorulara cevap değil.
Senin anlamaya ihtiyâcın varken problem çözmeye çalışıyorsun.
Olmuyor.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
53 minutes ago, EK said:

Hayır daha ne söylediğimi anlamaktan bile acizsin. Veya aldığın maaşı haketmek üzere rolüne devam ediyorsun...

 

Şimdi tekrarlayalım, umulur ki düşünürsün bu sefer belki. Şöyle demiştim:

 

"Hayır var. Tersini de yapabilir ama yapmayacak. Birşeyi yapabiliyor olmak başkadır, yapmak bambaşkadır. Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.

 

Mesela cennetlikleri/iyileri cehenneme , cehennemlikleri ise cennete de atabilir ama yapmayacak.

 

Şu yazımda anlattığım üzere:

 

http://emre1974tr.blogspot.com/2011/07/rabbimizin-bilmesi-ozgur-iradeyi.html"

 

 

 

Boşuna debelenip durma, putuna sınırsız irade verdiğin anda şunu yapacak ya da bunu yapamayacak diyemezsin, dersen iradesini sınırlamış olursun.

 

Özetleyeyim:

 

1. Bizim put her şeyi biliyor dersen onu bir makine yaparsın, bilgisinin dışına çıkamayan, bilgisinin gösterdiği eylemi yapmak zorunda olan bir makine.

 

2. Bizim putun iradesi sınırsız, o istediğini yapar dersen bu sefer de onun eylemlerine sınır koyamazsın, şunu yapacak ya da bunu yapmayacak diyemezsin. Mesela senin kıçına kazık sokup sonsuza kadar kebap yapar, beni de cennete yerleştirip koynuma istediği kadar huri koyar.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
Bir saat önce, EK yazdı:

Link açılmayanlar vs. için yazının kendisini de verelim:

 

Rabbimizin bilmesi özgür iradeyi etkilemez

 
Allah’ın bizlerin özgür iradelerimizle ne yapacağımızı bilmesi, bazı insanlar tarafından “özgür irade olmadığı” şeklinde yorumlanıyor. “Demek ki bilinenin tersini yapamayacağız” şeklinde itirazlar yükseliyor.

Hayır, özgür irademizle neyi seçeceğimizin bilinmesi, iradenin özgürlüğünü etkilemez. En ufak bir bağlantı dahi yoktur.

Bir şeyin tersini yapabilmek başkadır, yapmak ise bambaşkadır.

Örneğin falanca olayda A şıkkını seçecek bir insan diyelim. Rabbimiz de bunu biliyor. Tersini de yapma, yani bu şıkkı seçmeme özgürlüğü de var. Ama kendi kararıyla A şıkkını seçecek.

Kısacası A şıkkını seçme hareketini yapmayabilir, ama yine de yapacak.

Allah bildiği için seçmiyor insan, kendisi özgür iradesiyle A şıkkını seçtiği için Yaratıcımız biliyor.

Bu konuya bambaşka bir örnek verelim:

Hud

107. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır

108. Mutluluğu hak edenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu.

Yüce Allah burada bize gelecekte ne yapacağını söylüyor.

Ve diyor ki "eğer tersini dilemezsem, cennettekileri asla çıkarmayacağım"

Ve çıkarmayacağına dair söz de veriyor.

Başka bir deyişle "istersem bu hükmümü değiştirebilirim, ama cennettekilerin sonsuza dek orada kalmasını, özgür irademle istediğim için kalacaklar" demekte.

Bu özgür irade konusunda ikinci bir sağlama, delil daha sunuyor bizlere.

Biz bu durumda Allah'ın gelecekte ne yapacağını biliyoruz.

Ama demek ki bizim gelecekte Allah'ın ne yapacağını bilmemiz, O'nun özgür iradesini etkilemiyor.

Tıpkı O'nun bizim ne yapacağımızı bilmesinin, bizim özgür irademizi etkilememesi gibi.

Bir şeyi "yapabiliyor olmak başka, yapmak bambaşkadır". Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.


Selam ve sevgiler.
 
Emre_1974tr

 

Görüldüğü üzere özgür irade vardır. Ve de Rabbimiz geleceği bilmektedir.

 

Zaten zamansız ve mekansızdır.

 

Selam ve sevgiler

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 hour ago, EK said:

Ve diyor ki "eğer tersini dilemezsem, cennettekileri asla çıkarmayacağım"

Ve çıkarmayacağına dair söz de veriyor.

 

İstediğini yapmakta özgür olan bir varlığın sözünün ne anlamı olabilir ki? Verdiği söze bağlı olmak zorunda olduğunu hangi mantıkla iddia ediyorsun? Bu put verdiği sözü tutmak zorunda mı?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
47 dakika önce, EK yazdı:

Link açılmayanlar vs. için yazının kendisini de verelim:

 

Rabbimizin bilmesi özgür iradeyi etkilemez

 
Allah’ın bizlerin özgür iradelerimizle ne yapacağımızı bilmesi, bazı insanlar tarafından “özgür irade olmadığı” şeklinde yorumlanıyor. “Demek ki bilinenin tersini yapamayacağız” şeklinde itirazlar yükseliyor.

Hayır, özgür irademizle neyi seçeceğimizin bilinmesi, iradenin özgürlüğünü etkilemez. En ufak bir bağlantı dahi yoktur.

Bir şeyin tersini yapabilmek başkadır, yapmak ise bambaşkadır.

Örneğin falanca olayda A şıkkını seçecek bir insan diyelim. Rabbimiz de bunu biliyor. Tersini de yapma, yani bu şıkkı seçmeme özgürlüğü de var. Ama kendi kararıyla A şıkkını seçecek.

Kısacası A şıkkını seçme hareketini yapmayabilir, ama yine de yapacak.

Allah bildiği için seçmiyor insan, kendisi özgür iradesiyle A şıkkını seçtiği için Yaratıcımız biliyor.

Bu konuya bambaşka bir örnek verelim:

Hud

107. Gökler ve yer durduğu sürece orada kalıcıdırlar; ancak Rabbin dilerse başka. Rabbin, dilediğini Yapandır

108. Mutluluğu hak edenler ise, gökler ve yer kaldığı sürece cennette kalıcıdırlar. Rabbin dilerse başka. Kesintisiz bir ödüldür bu.

Yüce Allah burada bize gelecekte ne yapacağını söylüyor.

Ve diyor ki "eğer tersini dilemezsem, cennettekileri asla çıkarmayacağım"

Ve çıkarmayacağına dair söz de veriyor.

Başka bir deyişle "istersem bu hükmümü değiştirebilirim, ama cennettekilerin sonsuza dek orada kalmasını, özgür irademle istediğim için kalacaklar" demekte.

Bu özgür irade konusunda ikinci bir sağlama, delil daha sunuyor bizlere.

Biz bu durumda Allah'ın gelecekte ne yapacağını biliyoruz.

Ama demek ki bizim gelecekte Allah'ın ne yapacağını bilmemiz, O'nun özgür iradesini etkilemiyor.

Tıpkı O'nun bizim ne yapacağımızı bilmesinin, bizim özgür irademizi etkilememesi gibi.

Bir şeyi "yapabiliyor olmak başka, yapmak bambaşkadır". Ve bu durum özgür iradenin sonucudur.


Selam ve sevgiler.
 
Emre_1974tr

Allah'ın hakim sıfatı varsa insanlar  imtihan edilemez.

 

Allah'ın hakim sıfatı yoksa insanlar imtihan edilebilirler.

Allah'ın hakim(yönetici,yönetme,kontrol,programlama ) sıfatı varsa insanların özgür iradesi yoktur.

 

İnsanların özgür iradesi varsa Allah'ın hakim(yönetici,yönetme,kontrol,programlama)sıfatı  yoktur.

 

Özgür iradeye sahip olmak demek kendisi dışında hiçbirşeye(enerji,bilgi,madde) bağımlı olmamamak demektir.

 

Bağımlı olan özgür olamaz.

 

insanlar  ürettikleri şeyleri doğaya tam hakim olamadıkları , kontrolu dışında olduğu,doğayı bilmedikleri  için   imtihan(test,sınav,deney)  yaparlar.

 

Allah insan değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
1 minute ago, EK said:

 

Görüldüğü üzere özgür irade vardır. Ve de Rabbimiz geleceği bilmektedir.

 

Zaten zamansız ve mekansızdır.

 

Selam ve sevgiler

 

Hem geleceği biliyor, hem de özgür iradesi var ha? Nasıl oluyor bu?

 

Gelecekte falan eylemi yapacağını biliyorsa o eylemi yapmamak gibi bir tercihi olabilir mi?

 

Bu put zaten zamansızsa hangi geleceği biliyor o zaman?

 

Bir çelişkiden diğerine atlayıp duruyorsun, ee, cahil arap bedevisin kıçından üfürdüğü zırvalardan bir anlam çıkarmaya çalışırsan saçmalamak kaçınılmaz oluyor haliye.

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
15 saat önce, EK yazdı:

Birşeyi yapabiliyor olmak başkadır, yapmak bambaşkadır.

buna katılmamak elde değil

yapabiliyor olmak ilaki  yapmayı gerektirmez

biliyor olmak ile yapılana müdahaleyi gerektirmez

 

ilim başka fiil başkadır

Allah bir şeyi murad ederken sadece ilme bağlı değil hikmete adalete rahmete de mutabık olacak

dilerse gözleri kafanın arkasında yaratır mı bu kudreti var mı var

dilerse tek göz verebilir mi evet 

ancak bu hikmete adalete rahmete zıt olur zulum olur. bu yüzden hikmete rahmete mutabık en uygun şeyler yaratılmış

 

her şeyi bilmek tersi düzü dahil her şeyi bilmektir 

O'nun ilmi her şeyi kuşatır demek bebek rahimde kandan oksijeni alırken onuda bilir doğar doğmaz memelerde sütün akmasını da bilir dişlerin olmamasınıda bilir

dişlerin 32 sinin çıkmasınıda bilir düşmesinide bilir hayatıda ölümüde bilir geceyi gündüzü de bilir bunlar zaten zıt ve ters şeylerdir

hatta hayat bu zıtların karşılıklı duruşu ile kaimdir demek yanlış olmaz

 

anlamamak için zorlayanlar anlamamaya devam edebilirler

arkadaşın dediği gayette güzel tesbitler.

 

***

yapabiliyor olmak ile yapmak ayrı şeylere misal:

ben büyük kuvvetli biriyim

istesem benden küçük çocuğu haksız yere keyfim istediği için dövebilirim

bu potansiyel var

ve zalim gaddar biri isem bunu yapabilirim

ancak  küçükleri seven koruyan şefkat gösteren adaletli biri isem bende ki bu değerler

bu yapabilitemi engeller 

 

bu engel benden kuvvetli birinin beni engellemesine veya onun korkusu ile yapmamak gibi değildir

kendi kendime içimdeki değerler buna sınır koydu

Allah adil kerim rahimdir hakimdir hikmet sahibidir.bu sıfatlara münafi fiil olmaz

yani olmaması yine onun sıfatlarının gereği yoksa dışardan bir engelleme değildir.

 

tarihinde nogodbutAllah tarafından düzenlendi

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş
11 minutes ago, nogodbutAllah said:

Allah bir şeyi murad ederken sadece ilme bağlı değil hikmete adalete rahmete de mutabık olacak

dilerse gözleri kafanın arkasında yaratır mı bu kudreti var mı var

dilerse tek göz verebilir mi evet 

ancak bu hikmete adalete rahmete zıt olur zulum olur. bu yüzden hikmete rahmete mutabık en uygun şeyler yaratılmış

 

Yani diyorsun ki, bizim put kurallara bağımlı, o kuralların dışına çıkamaz. Hem put kurallara bağımlı deyip hem de bizim putun iradesi sınırsız, o istediğini yapar demek nasıl bir mantık?

 

Demek ki puttan başka bir varlık var, o bu putun içine adalet, hikmet, rahmet gibi bir takım değerler koymuş, put bu değerlerin dışına çıkamıyor.

 

Bir varlığa hem sınırsız kudret, irade atayıp hem de sonra bazı sınırlar koymak mantıkla nasıl bağdaşıyor?

İletiyi paylaş


Link to post
Sitelerde Paylaş

Tartışmaya katıl

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.

Misafir
Bu konuyu yanıtla

×   Yapıştırdığınız içerik biçimlendirme içeriyor.   Biçimlendirmeyi Temizle

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Yükleniyor ...

×
×
  • Yeni Oluştur...