Jump to content

anibal

Sadece Ateistler Grubu
  • İçerik sayısı

    17.804
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

anibal Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

31.381 profil görüntüleme
  1. anibal

    Öznel deneyimler maddi süreçler ile açıklanabilir mi?

    Diyoruz ya, boş laf üzerindesin. Bilinci eline alıp sayabiliyor musun? Nerden biliyorsun bir bilincin saniyenin trilyonda birinde var olup, sonra da yok olmadığını? Olmayan bir şey uydurup, bir sürü şey ithaf ediyorsunuz sonra. Senin yaşıyor olduğun şey, sadece eylem. Nesnel bir şey değil ki saymaya çıkıyorsun falan.
  2. anibal

    Öznel deneyimler maddi süreçler ile açıklanabilir mi?

    Boş terane... O olası milyon tane bilinci aynı anda yaşamadığını nerden biliyorsun? Lafa bak... Hengisini yaşayacağın nasıl mı belirlendi, işte o maddeni orada öyle olası ile belirlendi, daha ne olacaktı? Lafın boş olması şu yüzden bak: Belirlemek için, bir belirleyici gerekir. Sen numunenin kendisini belirleyici ile karıştıran bir avaresin sadece. Belirleyen falan yok, belirlenen bir şeyde yok. Olan, sadece bu var, hepsi bu. Kimse veya bir nesne, senin hanig bilinci (neyse bu bilinç dediğin osuruktan teyyare, o da başka mesele) yaşayacağını falan belirlemiyor. O sensin, maddeden ibaret ve bunu sadece o madde belirliyor. Ha, bilimsel açıdan incelenemeyecek bir şey, yoktur, masaldır, osuruktan teyyaredir veya başka şekilde götten uydurmadır.
  3. anibal

    Simülasyon Teorisi

    Ölçmek için aşağılara, daha küçüğe gittikçe, kuantum duvarına toslarsın. Ne diyor adam: Bir şeyin yerini ölçmek, onun yerini belirlemektir. Belirlemek derken, elinle yerleştirmek gibi bir şey bu. Bu nedenle, hiç bir zaman o ölçümü yapamazsın Neyle gördüğünü düşün öncelikle. Basit görme için, ışık gider, cisimden yansır, göz merceğin, retinan falan filan işte. Işık ne, foton. O zaman bir fotonu nasıl görebilirsin ki? fotona bir foton çarptırıp geri dönünce "bakacaksın". Nasıl olacak o iş, zira, foton, öbürüne çarpmaz. Hadi o zaman elektron bakalım. Fotonu verecez, yansıyıp geri dönecek ya. İyi de elektron onu yutar en iyi ihtimalle. Yansıya falan olmaz, nasıl görmeyi düşünüyorsun bu halde. Hoş, bu yüzden elektron falan bir parçacık, yani bir misket, bir mermi, bir taş falan gibi şekli şemali olan bir parçacık değildir. Elektron bir tür buluta benzer, öyle ki, her an her yerde olabilir bu bulutun içinde. Her an, her yerde dedim, her an herhangi bir yerde değil, her yerde, yerlerin tümünde birden yani. İşte, foton falan verip, alıp, o nerdeymiş bakarsan, elektron o an için bir yere kendini sabitlemiş olur. Bunu o yapmaz, senin ölçmeye çıkman yapar, yani onu tutmuş, durdurmuş, orada olmaya zorlamış olursun. Yani, bir demir güllede kaç atom var diye sayacak olursan, bir takım atomların o gülleden kaçıp gitmesine falan sebep olman kaçınılmaz olacaktır. Evet, bir şeylerin buhar olma denen bir özelliği vardır ki, demir de bu şeylerden biridir. Ve atom ölçeğinde bakarsan, maddenin sadece iki hali vardır, normal ve plazma. Katı sıvı falan yok o boyutta. O zaman, sen sayarken bir sürü atomun yok olması veya orada (güllenin bütünü) yokken var olması beklenen sonuçtur. Yani sen güllenin altını sayarken, o atomlar yukarıya kaçabilir. Demiri mutlak sıfıra soğutsan bile, bu mümkündür. Dedik ya, kahrolası kuantum. Verilebilecek en iyi örnek bu aslında. Tamam, teoriyi tam olarak ve tam doğru olarak izah etmiyor, ama olayı anlamana faydalı olur. Atom seviyesi ve altına inersen, işler böyle. Garip, anlaması zor, akla ziyan. Eğer atom altının bu acayipliğini, atom üstüne bir şekilde bağlayabiliyorsan, 100 yıllık tüm nobelleri kazanırsın, sana verirler ve her fizik fakültesinin kapısına da heykelini dikerler belki. Bugün tüm fizikçilerin, aklının bir köşesi yada tümünü işgal eden bir mevzu bu.
  4. anibal

    Elektronları gözlemlemek

    Sayamazsın, bilemezsin. Lanet olası quantum fiziği
  5. Pek bir şey anlamış değilsiniz. Madenlerimiz buhar olmadı, Ülke beş parça falanda olmadı. Ama paramızın değeri düşüyor. Yada gökten altın yağmadı, doların değeri artıyor yada azalıyor. Neden? Serbest piyasa olduğu için. Kafanın basmadığı şey, serbest piyasada asıl unsurun güven olduğudur. Sahipsiz bir şeye kimin güvenmesini ve varlığını emanet etmesini beklersin ki? İşte o paranın düşüp çıkması da, bu en başta o güvene bağlı. Yani, coin, marjinal bir tür yatırım olarak olacaktır, ama paranın yerini alamayacaktır.
  6. Böbreklerin sağlam mı? Öyleyse ensenden vururlar ki, o böbrekleri yedek parça gibi kullanabilsinler. Çinden bahsediyoruz, siz ne sanıyorsunuz ki? Evet, varlık barışı imiş. Öyle işte, her ülkenin kendince bir şeyi var ve öyle kafana göre para sokup çıkaramazsın hiç bir ülkeye. Ha, beş milyon mu? O da para mı? Para işi diyorsan, sen ben gibi mühlüzlerin çenesini yoruyor, klavyesini eskitiyor işte, olay bu.
  7. anibal

    İlimsiz Kuvvet

    İlla lafa kaşınacaksınız, işitmeden duramuyorsunuz di mi? O terazi süper zenciyi tartabilir mi, her neyse senin terazin? Hani şu seni ve sülaleni sikern bir süper zenci varya? Senin terazin onu tartamıyor demekki, süper zenci sikletini çekemiyor, ama siz baya rahatça alıyorsunuz köküne kadar böyle.
  8. Hiç para transfer etmediniz di mi? Belli meblağın üstü, bunu devletler kendi belirler, hem sokarken, hem çıkarırken, beyana tabidir. Devletler bu beyanı kabul edebilir, itirazda edebilir. Daha kötüsü, bu neyin parası diyerek soruşturma açar, kara paklama, kaçakcılık vs. vs. bir sürü şeyle uğraştırabilir. Mesela, Türkiye'den dolarınızı İrana yollayamazsınız. MEsela, Çinde bozdurduğunuz coin'in parasını Türkiye ye aktarırsanız, vergi mükellefi olmanız, beyanname verip gelir vergisi ödemeniz gerekir. Çinde ise, meblağa göre ön onay, onay almanız gerekir. Baya büyük meblağsa, zaten yasak. Adam paranın değerini koruycam diye, yasaklıyor sermaye transferini. Kaldı ki, sıradan şahıs olarak, zaten transfer yapamıyorsunuz. Şirket olmanız lazım falan filan. Bir kaç yıl önce baya yaygara kopmuştu, çindeki yabancı şirketler karlarını dışarı çıkaramıyor diye. Bunun gibi. Şunu anlamış değilsiniz, para sizin değil, hiç bir zaman. Para devletin parası, nereye gidip gitmeyeceğini o bilir.
  9. Teknik olarak, hiç bir yerden para çıkaramazsın. Çıkarsan da öteki ülkeye sokamazsın. Tabi, biraz harçlık falan değil bahsettiğimiz. Belli limitler üzerindeki tüm transferler, banka yoluyla yapılabilir. Çin'de bu transferlerin yapılması özel izne bağlıdır. Mevzu, bu izinlerin çinde daha zor olması.
  10. Hayal aleminde yaşıyorsun. Bu, sermayenin merkezileşmesine falan değil, tam tersine, küçük sermayenin de bir şekilde var olabilmesine yol açıyor. Bugün, işleyen sermayenin çoğu, bir sürü yatırımcı veya tipik adamın birikiminden ibaret aslında. Git, bak, atıyorum BMW'nin kaç ortağı var? Meşhur Shell mesela, ya da BP? Shell örneğin, bir emeklilik fonunun aslında. Kaldı ki onların hissesi bile %10 falan gibi ufak bir şey. Demokrasi, sana bunu yap demiyor ki? bu kapitalizm veya dediğin her ne haltsa, onun sorunu bile değil. Sen gidip, götünün kılıyız diye, o azınlığa koşulsuz teslim edersen ne var ne yok, başka bir şey olmasını bekleyebilir misin? Halklar kendi kendini yönetemez, maalesef bu bir gerçek. Demokrasi sadece, koyunların çobanını seçmesi olur en fazla. Hah, bu noktada, eğer o koyunlar biraz demokratikse, bu bahsettiğin şey de o kadar az olur, hepsi o kadar. Külliyeten yanlış bakıyorsun. Kredinin amacı para kazanmaktır. Adam diyor, param var, sana vereyim, sende bana şu kadar faiz ver, işin görülsün. Tüketim kültürü de süper, hariak ve de şukela bir şeydir zaten, kredilerin bunu körüklemesinden iyi ne olabilir ki? Senin anlamadığın şey, tüketmenin sorun değil, harika bir şey olduğu, asıl meselenin üretip üretemediğin mevzusu olduğu. Bugün kapitalist dediğiniz ve topa tuttuğunuz ülkelerde durum böyle zaten, şeffaf. Şeffaflık olmazsa, ben neden birikimimi sana teslim edeyim ki? Bu olmalı etmeli dediğin mevzuların, kapitalist dediğin ülkelerde asli hususlar olduğunu farketmiş değilsin di mi? Öyle bir şey yok, kaç kere dedik? Risk her zaman vardır, olacaktır. Sermayen büyük oldukça da, orantısal olarak daha az kazanırsın. Bankalar, şunu görmüyorsun, temel olarak bankalar bir sürü küçük sermayeyi temsil eder. Bankacılık sistemi, bu sayede sermayenin merkezileşmesi tehdidini ortadan kaldırır. Küçük sermayeleri toplayıp, sermayeye ihtiyacı olanların işlerini görür. Bu yapının korunabilmesi için, bankanın güvenilir olması gerekir. Onun güvenilir olması için de, riskinin düşük olması elbette. Bu sistem, işte o az sermayesi olanın iş yapabilmesine imkan tanır. Olayın hiç bu tarafını görmek istemediğin belli oluyor. Yanlış taraftan bakıyorsun. Sen bankasın, üçkağıtçıya, tokatçıya, ödeyemeyecek olana vereceksen, ben sana paramı neden vereyim ki? Gelmiş geçmiş en büyük krizlerden, 29 krizinin, birinin bankadan parasını çekmesiyle başladığını bilir miydin? Borsa ve bankalar, güven üstüne kuruludur. Sen olaya sanki banka her şeyin sahibi, oradan ulufe veriyor gibi bakıyorsun. İşin öbür tarafına bakmıyorsun. Bankalar sadece para vermez, mevduat denen bir şey var, bilir misin? İyide, ticaret yapan adamın, öyle bir riske girme gibi bir derdi de yok. Tipik ticari ortamda, ek iskontoları falan saymazsan, kar oranı %14 tür. Yani, üzerinde 100 TL yazan ürün, 84 TL'ye satıcıya ulaşır. Satıcıda bundan 14 TL kar eder. Peki, bankanın kar oranı ne? Görmek istemediğiniz şey bu oluyor. ABD bankaları %3-5 gibi senelik faiz istiyor. Düşün bakalım, kim daha çok kazanıyor? Diyorsun ki, alacakların tahsili? Sen Migros veya BİM'in alacaklı olduğu müşterisi olduğunu mu düşünüyorsun? Ya da Ford'un, ALGİDA'nın, deterjancının falan? Şunu görebilmişsin değilsin. Rekabet denen bir şey var. Bakkal, Migrosla rekabet edemiyor. O yüzden deftere yazıyor, risk alıyor, ama daha yüksek karla aynı şeyi satmış oluyor. bu da işte, yüksek risk, yüksek kar demenin diğer yolu. Tipik olarak, ticaret yapan adamın, en azından direk müşteri riski alması gerekmiyor. Kredi kartı denen şey neden var? Anlamadığımız şey, finansman işinin, bizim değil, bankaların işi olduğu. Eğer, risk almak istemiyorsan, ki bu iyi bir şeydir, o riski bankaya yüklersin. Ne yapıyor araba satanlar, banka kredisi di mi? İşte olay bu. Bankanın tonla parası varken, o vermiyorken o adam güvenip, sen malını veriyorsan, bu senin cesaretin yada aptallığın olacaktır. Bankalar da bunu hakkını vererek yapar aslında. En azından teoride böyledir. Ama bankalar yanlış yapmaz diye bir şey yok. Riskleri yoktur diye de bir şey yok. Hatta, likit ile çalıştıkları için, en yüksek riski alırlar, teknik analiz olarak bakarsanız. Eh, görüyorsun işte, banka olunca, otomatikman zarardan, riskten gayrı olmuyorsun. Türkiye'de işlemeyen taraf, o batan kredinin milletin sırtına sarılması. Ha, Türkiye diyoruz, demokrasi mi, hak hukuk mu, kapitalizm falan mı, bunlar bu ülkede senelerden beri yok ki. Sistem eleştirisini yapacaksanız, Türkiye üzerinden yapamazsınız. Türkiye faşizm soslu bir tür yağmacılık/kölecilik sistemine sahip, gidin bunu eleştirin. İyi de, ABD'de vs neyse, borç kamulaştırılmaz ki. ABD'de olan, sistemin çökmesiydi, bu başka bir şey. Tamamen sayıklıyor haldesin, kapitalist ülkelerde uygulanan kurallardan bihaber, birilerinin kıçının keyfine göre kurallar konan ve uygulanan Türkiye'deki olan bitenle, kapitalizmi eleştiremezsin. Bu da kapitalizm dediğiniz şeyin konusu değil. Bu liberalizm konusu. Suni zenginlik, Türkiye'de olan bir şey. Adam asgari ücretle 6 ay çalışıyor, işten çıkıyor, işsizlik parası alıyor, ama son model iphone ile geziyor. İşte suni zenginlik budur ve bu da ülkemiz gibi yerler için geçerli. Zengin kim? Altında beyaz BMW, yelek, dar paça, yanında 18 yaşında bir hatun, gelmiş oradan seri köz getir diyen adam di mi zengin? Neden o tip, Almanya'da, İngiltere'de falan zengin olamıyor, bunu bir düşün önce? Hayır. Yandaşların, yalakaların, zarar etmesi önlendi. Bu kapitalizmin falan sorunu değil. Faşist bir ülkedesin ve bu faşizm sana kapitalizm gibi gösteriliyor, görüyorsun. Daha acı olan taraf, bu ülkede birbiri ile bağıntılı ve bağımlı, örgütsel halde bir sürü faşizm fraksiyonu var. Ve sana bak bak leylek hesabı, kapitalizmi gösterip, kendilerini saklıyorlar, hepsi bu. Tam tersine, işte bu olan biten, tam olarak o denetim mekanizmasının kendisiydi ki zaten. Bir mevzuyu önce bir anlaman gerekiyor. Bankalar, Borsa ve faiz, iyi işleyen bir ekonominin ana dişlileridir. Eğer bunlar aksarsa, elbette bir şeyler kötüye gider. Ve işte, doğru dürüst denetlenmeyen o yatırım bankaları da, toz duman oldu. Ha, denetlemesi gereken kendisiydi aslen, o başka mesele. Ve kendileri battılar, nihayetinde. Tabi yanlarında bir sürü kişiyi de batırdılar elbette. Ama hani diyordun ya, risksiz... Hah işte, o dediğin olmadı, o batanlarda, öyle "risksiz", büyük paralar kazanmayı hayal edenlerdi. İşte, kapitalizm midir, ne karın ağrısıysa, onun denetim mekanizması budur. Şunu bilmiyorsun sadece: Vatandaşa borç falan yıkılmadı, o bizdee olur sadece. Bir şeyi karıştırıyorsun. Para, serbest piyasada bir meta değildir. Para, metanın karşılığıdır. Paranın değerini meta ile belirlersin. Atıyorum, bir gram altın şu kadar para gibi. Eğer paranın değerini, para ile belirlemeye çıkıyorsan, burada bir yanlış vardır. İşte senin yanlışın bu. Para, başka türlü bir enstrüman. Doların fiyatı yok, zira o zaten fiyatın kendisi aslında. Paranın, bu, budur cinsinden bir anlaşmadan ibaret. Ve bu anlaşmayı yürüten de FED. Sen hiç çine gitmedin di mi? O kadar belli oluyor ki. Çinden öyle kafanca para falan çıkaramazsın. Hatta, bitcoin bile sokamazsın. Yani, bitcoinin orada anlam ve önemi bile yoktur. Paranla da öyle bitcoin falan alacam diye düşünme hiç. Bunun için ilgili lisansları alman, onlara sahip olman ve talimatlara uyman gerekiyor. Zaten öyle bir şeyi yapmanda mümkün değil. Çinin en büyük korkusu, yuanın değer kazanması. Öyle, bitcoini ver yuanı al, yuanla iş yap falan çinde karın ağrısı yapar. Kaçırdığın şey şu: Yuan için, o anlaşmayı yürüten, Çin devleti. Yani, o devletin parasını, sen öyle alıp kafana göre, bitcoine falan endeksleyemez, değiştiremezsin. Hayal kuruyor, farazi konuşuyorsun. Neymiş sokakta bitcoin satılacakmış. Hiç düşünmüyorsun tabi, neyle alınacak, nerden bulacan o yuanı diye? Kapitalizm, en azından marksın kapitalde anlatmaya çalıştığı kapitalizm, sermayenin merkezileşmesini engelleyen asli faktördür. Örneğin, komünizmde, sermaye öyle bir merkezileşir ki, hepsi tek bir yere toplanır, devlete. Büyük sermayesi olan falan yok. Artık büyük sermaye, bir sürü küçük sermayenin toplamından oluşuyor. Ve bir şekilde, herkes, kendi payı kadar kazanmış oluyor. Marks bile bunu farketmiş, hayatının son dönemlerinde, borsa da hisse alıp satarak para kazanmış biridir. Üzerinde hiç bir denetim yok. İşte sorun tam olarak bu. Ve böyle olunca da, coinler üzerinde manipülasyon yapmaktan kolay hiç bir şey kalmıyor. Sen tabi bunu farketmiyorsun. Basitçe, bu coin bu kadar değerli olamaz, bu kadar ucuz olamaz vs. diyecek biri yok. ama dolar veya yuan için bu merciler belli. Neden kimse tacikistan parası ile alıp satmıyor da, dolar kullanıyor? Coinler ise, tacikistan parasından bile daha kötü durumda aslen. coinler, güzel bir oyuncak. ama finans ve sermaye piyasasının işini görecek nitelikte aletler değil.
  11. Bu, makine öğrenmesi dediğin şey. Ama satrançta dünya şampiyonunu yenmek istiyorsan, bu yöntem pek işe yaramaz mesela. Makine öğrenmesi, yapay zekanın çeşitlerinden sadece biri. Dahası en ilginç olanı belki hatta. Ama yapay zekanın, planlama, sebep bulma vs. gibi başka türlü şeyleri de var.
  12. Buyur bakalım. Garip bir şekilde, faiz piyasası hemen hemen en şeffaf piyasadır. Sana özet geçeyim: Büyük parası olan, büyük kazanır. Faiz ile enflasyon orantılı falan değildir. Elbette ikisi de ekonomini bir parçası, bir şekilde, ki bu şekil yerine zamanına göre değişir, aralarında bir ilişki falan olacaktır. Ama, hiç bri zaman faizin artması veya eksilmesi, enflasyon üzerinde doğrudan etkili değildir. Ha, enflasyon artar, buna bağlı olarak faiz artar vs. vs. işte. Tam tersine, sistem vadettiklerini gayet güzel veriyor, yerine getiriyor. Bak, o gördüğün koca koca binalar, sokaklardaki son model arabalar, tıklım tıklım avmler falan, faiz sayesinde varlar. Faiz olmasa, alaman yada fıranzız sana x milyar dolar parayı neden versin mesela? Peki banka sıfır riskle mi işliyor? Mesela, an itibarıyla kaç kişi kredi kartından takmış durumda, bir fikrin var mı? Tüketici ödemezse, ödeyemezse? bunu hiç hesaba katıyor musun? Bankalar, yapıları gereği bir hayli kollanır. Mesela, ev kredisi verir, batar kredi, gider eve el koyar, ama ev o para etmiyordur. bunu batırdım diye göstermez. O yüzden bankaların zarar yazdıkları pek görülmez, ama bu, riskleri yok falan demek değildir. Bankanın aldığı risk, teknik olarak verdiği paranın tamamıdır. Adam bastı gitti, sırra kadem bastı, ne yapıcan? Ha, bizdeki gibi yiyici düzenlerinde, bilinen ve adına kapitalist denen sistem işlemez. Mesela, Garanti bankası. Senin deyiminle risksiz kredi verdi, ORA AVM için, tam 160 milyon euro. ama battı. Gitti kredi, AVM'yi toplasan 16 milyon zor ediyor, kaldı ki konkordato falan falan denen şeyler var, nah alırdı o parayı. Ama ne oldu, batık AVM'nin o kredisini Ziraat aldı. Yani, garanti parasını ziraatten aldı, avm ziraate borçalndı. Üstüne bir de 110 Milyon euro daha. Toplam 270 milyon, senin benim kıçımıza girdi işte, vergilerimiz falan filan olarak. İşte o yüzden de, o bankalar, öyle haldır haldrı faiz falan yükseltmez. Ne ypatı FED, banden size faiz maiz yok dedi. Millet riskine falan bakmadı, parasını bizim gibi ülkelere akıttı. bu suni zenginliği nedne yaşadık sanıyorsun? Büyük risk, her zaman büyük kazanç demektir. Uğraştırma beni şu yarım aklınla. CDS ne demek mesela, bir bakıver. Mortgage krizi, kapitalizmin en ağa babası diyelim. Hani risksizdi faiz vermek? Ana paralarını bile koparamadı bankalar, baya baya battılar gittiler. Peki ne oldu, onlar gidince ardından herkes gitti işte, malum. Kapitalizmin bir tarifi yok, her zaman doğru uygulanır o yüzden. Hani bizde de serbest piyasa var ya, yersen, soğan fiyatını bile devlet zoruyla belirleyen. Onun gibi. Mortgage krizi, yüksek risk almanın sonucuydu. Evlerin sürekli misliyle değer kazanacağını farzedip yapılan bir aptallığın sonuçları oldu o sadece. Bulamıyor. Oradan kıçlarını yırtarak bağırıyorlar işte, gerçek sosyalizm bu değil diye, yersen. Doların fiyatını serbest piyasa belirler. Ha, FED'de o piyasanın bir oyuncusudur. Bir şekilde gücün yetiyorsa, sen bile belirleyebilirsin doların fiyatını. Çık sokağa, 50 TL'den dolar alıyom de, bizzat gör işte. Yada 1 TL'den dolar satıyorum de, bak nasıl belirliyorsun. O işler öyle sandığın gibi işlemiyor. Doların fiyatını bugün ABD belirleyemiyor, bu yüzden de Trump kıçını yırtıyor, dolar ucuzlasın diye. Bir coinin mi var? Çine gider bozdurur musun? Parasını nerden alıcan? Nasıl ülkeye sokucan, ülkene alıcan? Çin ordan seyredecek mi sanıyorsun? Bitcoini, para gibi kullanırsan, yani karşılığında mal/hizmet alırsan bir anlam ifade eder. Onun dışında, para ile aynı kurallara tabidir: Menkul kıymet. İşte öyle olmuyor o iş. Bir şeyi gözden kaçırıyorsun. Evet, sermaye sahiplerinin ellerinde o şeyler. Ama şu var, sermaye olmadan da hiç bir şey olmuyor. Mevzu, sermayenin birilerinin elinde olması değildir. Mevzu, o sermayenin birilerini satın alabiliyor olmasıdır. Vali, belediye başkanı, milletvekili, bakan vs. vs. kim gelirse aklına. İşte o yüzden demokrasi istenir, beklenir, aranır. Bu satın alınmışların değiştirilebilmesini, çok fırsat bulamasını sağlar. En azından kağıt üstünde böyledir. Ha, demokrasi dedim, gidip sandığa oy vermek demedim. Demokrasi, basını, seçeni, sçileni, kuvvetler ayrılığı falan falan ile bir bütündür.
  13. Biraz python öğren. Ama kısa vadede çözüm olarak, Octave diye bir şey var, ona çalışabilirsin.
  14. Makine öğrenimi tam olarak tarif ettiğin gibi bir şey değil. Makine öğreniminde, verideki belli bir nesneyi bulmayı "öğretirsin". Örneğin, bahçene giren kedileri gösterirsin. O bunu öğrenir. Sonra da giren kedileri kendi otomatik tanır. Bahsettiğin şey, daha çok veri madenciliği.
  15. İnsanlar bir şeylerin sahibi oldukça, kazık atmada olacaktır. Aklın hala almadı, bu insanlar varken, sosyalizmde olsa, komünizm de olsa, faşizmde olsa, bu böyle olacaktır. Eğer o parayı alıp gidiyor, fırından ekmek alıyorsan, demek ki karşılığı varmış, di mi? Para bugün olması gereken haline gelmiş durumda. Tek karşılığı kendisi. Paranın başka bir emtiaya karşılık olması kadar abes bir şey yoktu dünyada. Ki birinci ikinci dünya savaşı da, ardından gelen krizler falan da, hep paranın altına karşılık olması gibi sebeplerden ortaya çıkmıştı. Kar, komisyon falan kazık değildir. Kar vermek istemiyorsan, gider kendi yaparsın. Komisyon vermek istemiyorsan, gider satıcıyı/alıcıyı kendin bulursun olur biter.
×
×
  • Yeni Oluştur...