Jump to content

anibal

Sadece Ateistler Grubu
  • İçerik sayısı

    18.106
  • Katılım

  • Son ziyaret

Topluluk Puanı

0 Neutral

anibal Hakkında

  • Derece
    Advanced Member

Profile Information

  • Gender
    Male

Güncel Profil Ziyaretleri

34.286 profil görüntüleme
  1. O senin, ilkel, bedevi töresinde başka bir bok bilmeyen, bu yüzden de adi ve şerefsiz bir mahluk olmandan dolayı öyle gelmesin? Pek çok kez, farklı farklı kadınlarla aynı yatakta yatmışımdır. Hiç birinde de aklıma dur şunu bir şeyedeyim gibi bir şey gelmiş değildir. Kalbim temiz falan da demiyorum zaten.
  2. Burada sorulması gereken soru şu: Sizin ananız, bacınız, ablanız, karınız, kızınız nasıl bir orospu ki öyle, kaplaı yerde yalnız kaldım diye hemen adamın üstüne atlayıp kendini siktirmekten başka bir şey düşünmüyor? sizler nasıl bir aklı fikri sikinde gezen abazalarsınız ki, asansörde elektrik kesilse hemen oradaki karıyı sikmeye falan çıkacaksınız?
  3. Malum sübyancı bedevinin zamanında asansör, asansöre binme derdi var mıydı? Ha, gevelemişsin boş boş laflar. İslam denen malum bedevi töresine göre, kadın zaten evden yalnız başına çıkamaz. Ekmek almaya gitmek falan, mecburiyet değildir.
  4. anibal

    Kendi özdevinim tasarımım!

    Uslanmaz enayimiz iyice coşmuş... Bak sayın enayi efendi. Adına kafana göre ne dersen de, devriadim mi dersin, jeneratör mü dersin, yapacağın şey gayet basit. Aldığı enerjiden daha fazla enerji üretecek bir şey yap, nasıl yaparsan yap. İster sarkaç tak, ister güneş paneli, olmadı kıçına bir hortum sok, ucunu bağla, osuruğunla çalıştır, hiç farketmez, yeter ki yap. Sen bir salak olarak şunu anlamayan, anlamamakta ısrar eden enayinin tekisin. Tüm mesele şu eşitliği kurman. Tesis Maliyeti + Tesis işletme gideri + Tesise Giren Enerji bedeli < Tesisten alınan enerjinin bedeli Bunu sağlayana kadar, buralarda boş boş sayıklar durursun. Ha, bu arada, ahada bu, yok yok şu diye sallayıp durduğun şu şeylerde çalışmıyor zaten, yüzlerce yıldır bu değişmedi, değişecek gibi de görünmüyor.
  5. Şu lafı, olayı artık bir içselleştirmeniz lazım. Bırakın da insan selamını canının istediğine versin istediğine vermesin diyorum. Bu gibi şeyler için, kadın, erkek diye ayrı ayrı düşündükçe, olan kadınlara olacaktır.
  6. Bizim burnumuzu sokmamızı gerektiren bir şey elbette yok. Ama bu, konuyu olgusal olarak değerlendiremeyiz anlamına da gelmiyor elbette. Öncelikle, "Popülasyon dinamiği 101" dersini anlamak lazım. Bir popülasyon bir gen havuzudur, birey başına gen sayısının birey sayısına çarpımının bir fonksiyonu olarak gen içerir. Yani, her bireyde 1000 gen varsa, popülasyonda 1000 birey varsa, bu ortamda mesela, 300.000 yeğane, yani benzersiz gen olacaktır. Her bir gene bakarsak, kimisi, 10 kişide bir, kimisi 3 kişide bir, kimisi ise 1000 kişide bir görülür, buna da genlerin görülme sıklığı, teknik tabiriyle, gen frekansı denir. Örnek verirsek, ama örnek bu doğrudan gerçeği göstermez, mavi güz geni, 100 birey, kahverengi göz beni 60 birey, iki gözü farklı olma geni 3 birey gibi bir dağılım oluşur. İşte evrim denen şey, bu gen frekansının, genlerin görülme sıklığının değişmesidir. Ama bu bizi daha önemli bir noktaya götürür: Bir popülasyondaki tüm bireyler aynı değildir, genetik ve fenotip olarak, her birey farklı olacaktır. Bu tam olarak isabetli bir çıkarım değil. Ama şöyle geniş alalım. Genler tek başına bireyi belirlemez, buna çevrede etkiler. Gen sayısı ile, çevrenin yaptığı etkilerin belli bir kombinasyonu, belli bir fenotipi ortaya çıkarır. Yani, birisinin nasıl olacağını, genleri ve çevresel faktörler birlikte belirler. Eğer bu faktörler fazla ise, bireylerin farklılıkları da o oranda fazla olacak, herhangi iki birey arasındaki farkta, çok daha yüksek olacaktır. Örneğin, incir çekirgeğinde yaşayan bir sinek türü vardır. Düşün, incir çekirdeği yahu, onun içinde yaşıyor. Ama asıl mevzu, o sineklere musallat olan bir bit türü vardır. Ve bu bitlerin tamamı aynı genetik ve fenotip özellikler gösterirler, hiç çekinik genleri yoktur. Bu bitlerin tüm dünyası, üstlerinde yaşadıkları sinekten ibarettir. Bu kadar az parametre olunca, elbette tüm bireyleri aynı bitler olması kaçınılmazdır. Anlık olarak, bu gen havuzunda bulunanların gen frekansını belirleyen şeye de, doğal seleksiyon denir. Ama insan gibi bir tür için, bireyin ne olacağını etkileyen o kadar çok şey ve o kadar çok birey vardır ki, havuza bakarsak, herşeyi tamamen grilerden oluştuğunu görürüz. Sonuçta, o kadınların o davranışları da, bu kurallara uyar. Böyle yada öyle yapmak bir tercih değil, işte o genetik ve çevre etkilerinin zorunlu kıldığı bir sonuçtan ibaret olacaktır. Ekonomik çaresizlik vs. vs. gibi şeylerin hepsini popülasyonun birer genetik özelliği gibi düşünebilirsin. Şimdi, bu uzun denebilecek kafa ütüleme mevzusundan sonra diyebileceğimiz şey şudur. Toplum, bir gen havuzu, bir popülasyondur. Genelde kapalı bir sistemi ifade eder. Ve toplumsal sorunlar, mevzular falan, bireysel düşünerek anlaşılamaz, düzeltilemez. Burada gidip o kadına veya şu kadına bakmak, bizi yanıltır. Burada, mevcut davranışları anlamak için gereken en önemli unsur, mevcut gen dağılımını belirleyen şey olan doğal seleksiyondur. Yani, gidip şu veya bu kadın üzerinden ne birey olarak, ne de toplumsal olarak bir sonuca ulaşılabilir. O modelleri yargılamaktan önce yapılacak olan şey, tüm popülasyona etkiyen dinamikleri göz önüne almaktır. Burada, şu kadın parayı seçmiş falan demeden önce, ona etkiyen faktörleri anlamak gerekir. Bu gibi hususlar, birey bazında düşünülmelelidir, ki, yapılan en büyük yanlış da budur. Bunun sonuçları da, toplumda beğenmediğimiz özelliklerin artışı, yani yozlaşma ile belirir. Yozlaşma, yobazlaşma değildir, yobazlaşma, yozlaşmanın bir sonucudur. İşte yukardaki, sapık bedevinin sapık müridi hasan efendi mesela. Ne diyor, apartman dairesi satın alıverip, nikah yapabilir... Biraz daha terceme edip türkçeye çevirelim, "apartman dairesi alıp, sikebilir..." Aynen dediği bu işte. Nassı yani diyecek, üslup falan diyecek olan, bir arapça sözlük bulup, nikah ne demek, bakabilir. Ha, tercemeden bir adım öte gidip, tefsir edersek, ne zamandır dediğimiz şey işte, islamın amsatanlık dini olması. Burada da, am fiyatı olarak bir apartman dairesi tespit edilmiş.. Neyse, bunu geçelim şimdi, zaten bildiğimiz şeyler bunlar. Ama bu noktadan bir örnek görmek gayet mümkün. Neymiş, kadın, mahalleye nispetle, fazla rahatmış. Belki, mahalle fazla gergin olduğu için rahat, bu neden sorgulanmaz? Acaba mahallede olmasın asıl sorun, kadın ve o adam yerine? İşte buna, mahalle baskısı deniyor. Amanda şunu giymiş, aman şurada gülmüş falan falan denerek, insanlar üzerinde basbaya bir baskı oluşturuluyor. Ve bu da özellikle din denerek kutsallaştırılıp, aklanıyor. Tıpkı işte, bu sapık mürti hasan efendinin de izah ettiği gibi. Adam, açıkca, amsatanlığı dinle aklıyor, kutsuyor. Daha ne olabilirdi ki? Ama popülasyon dinamiği dersini geçenler, "ekosistem mekanizmaları 201" dersini alırlar. Bu mekanizmalar genelde evrimsel süreçleri açıklar. Bunlardan biride, yatay seyreden evimsel akışın, dönemsel integralinin sabit olmaya yakınsanacağıdır. Karışık bir konudur, ama basitçe özet, örnek verelim. Eğer siz, doğal seleksiyon üzerinde, gen havuzuna baskı yapan bir etmen oluşturursanız, canlıların buna tepkisi, ters yönde ve aynı ölçüde dik bir yükseliş olacaktır. Bir örnek verelim. Ortalama iklime sahip bir yer düşünün. Birden sulak bir yere dönmeye başlasın, ama denizin yükselmesi, ama yağışlar vs. nedeniyle su seviyesinin artması, yaşam alanlarının sulak hale gelmesi gibi. İşte bu, yatay seyri bozan karaya adapte olmuş hayvanların üzerinde bir çöküş baskısı demektir. Bu canlıların tepkisi ise, yatay seyir değilde, normalden, yani o yataydan aynı şekilde yukarı fırlayan sert bir tepki olarak gerçekleşir. Yani, bir bakarsın, orada yaşayan etobur hayvanlar, denize dönmüş, su canlısı olmuş, fok balığı, yunus, balina falan gibi. Yada bakarsın ki, güzel güzel sürünen hayvanlar, kanat çıkarıp kuş olmuşlar. Velakin burada, bir takım güzelim hayvanlar paçayı kurtarmış demek değil, bir takım türlerin yok olup tarih sahnesinden silineceği gerçeğini görmek gerekir. Yani, senin bugün bildiğin isnanlığa dair değerler vs. aynı şekilde yok olup gidecektir. İşte bu tür, normalin dışındaki oluşumların ardındaki temel etmenlerin başında, o tür baskılar gelir. Bu mahalle baskısı da, işte aynı sonucu verecektir. PopDin101 dersinden hatırladığımız grilerin içindeki uç noktalar, birden sivrilmeye başlar. Bunlar insan türü için, sürü güdülerinin zayıf kalıp, bireyselliğe doğru kaçtığı noktalarda toplanır. Ve bakarsın ki, süratle toplum yozlaşmaya başlamış. Ahlaksızlık almış başını gitmiş, kadınlara tecavüz, cariye etme, yağma, çocukları istisamr, bir şekilde kölelik falan gibi hususlar, o toplumda sivrilmiş. Bu toplumu anlamanın en iyi yollarından biri, semptomlara bakmaktır. Demiştik ya, yozlaşma başlar. Yobazlaşma da, yozlaşmanın bir sonucudur. Hah, işte, baktığın zaman, yobazlık artmışsa, o toplumda bu gibi bir normali bozan baskının ve bu normalden uzaklaşan bireylerin yükselişini görürsün. Bu tarih boyunca, çeşitli yerlerde, çeşitli şekillerde sık sık görülmüştür. Avrupadaki nüfus baskısı, katarları soykırıma uğratıp alayını yakan, işkenceyle öldüren engizisyondan, malum hitler ve nazilerine gelene kadar pek çok sivrilmenin örneğini gösterir. Bugün giderek artarak yerleşen bu baskının varacağı husus burasıdır. Yok kadına selam verme, yok asansöre binme, yok apartman dairesi, yok fazla rahat falan falan baskısı. Bunlar, toplumu normalden uzaklaştırıp, yozlaştıracak olan etmenlerdir. Elimden geldiğince kısa yazmaya, olabildiğine özet geçmeye çalıştım, atlanan husus çok. Ama şundan emin olabilirsin ki, burda tarif edilen sebep, süreç ve sonuçlar, ilgili biyoloji derslerinde falan öğretilen dinamiklerin gösterdiğinden farklı şeyler değildir. Ve bu gidişin, aman kadına selam verme kafasıyla acak bu yozlaşmaya körükle gitmiş olursunuz. Yapmanız gereken, kişiler üzerindeki baskıyı kaldırmaktır. Bakın, ABD'de adamların derdinin marsa gitmek olmasının sebebi budur. Baskı olmayınca, insanlar aya gitmeye bakar. Ekleyelim, dipnot babında. Evrimsel süreç baskıları, evrimsel kurtuluş reçeteleri ile karşılanır, karşılanmalıdır. Diyelim, çok böyük bir baskıya uğradık, uzaylılar bizi istila etti. Ne yapmamız lazım? Aslında tüm olaya, hayatta kalmakla ilgilidir. Hayatta kalmak ise, öncelikle üreme fonksiyonun yükselişi ile belirlenir. Yani, bu gibi baskı ortamlarıda korunması gereken ilk öncelik, üremedir. İşte, böyle durumlarda, hemen kadınların üzerine çullanılması, onların birer seks makinesi ve çoğalma aracına indirgenmesi bu yüzdendir. Aynı şekilde, eğer uzaylılar dünyayı istila ederse, ilk yapmamız gereken, kadınları muhafaza edip, süratle ürememizdir. Ve tarihe bak. Hitler... Kadınları birer ari ırk üretme makinesinden ibaret görüyordu. İşte bu temel kaygılar, baskılar, bu sebeple, kabağın önce kadınların başına patlamasına sebep olur. Maalesef, bu, doğal seleksiyonun bizie nesiller boyunca öğrettiği, içgüdüsel bir eylemdir. Kalan pek çok körelmiş özelliğimiz gibi, bu özellikte bize güncel hayatta ziyan vermektedir. Kadınlara olduğu kadar, erkeklere de. Fakat, iyi haber şudur ki, bu baskıları biz artık kendi kendimize, aptalca şekillerde yapıyoruz. Baskıyı var eden sadece kendimiziz. Tek yapmamız gereken, bu aptal kafadan kurtulmak.
  7. anibal

    B complex + Omega 3

    Eğer taş devrinde yaşasan ve yağlı bir şeyler yemek istersen, zaten yanında el mahkum bolca karbonhidrat alıyor olurdun. Yağlı ne vardı da, ne yiyecektin? Birisi et. Taş devrinde yaşayan birinin şimdiki besil, yağlanmış ete ulaşma şansı nedir ki? Bulacağınız hayvan, ortalama %1 karbonhidrat içerecektir, en az. Bugünün diyet listelerine bakarsan, ette sıfır karbonhidrat görürsün. Ama bu, güzelce ayıklanmış, karkas kastan ibaret et için geçerlidir, etin tümünü yiyen taş devri gurmesine denk gelmez. Tabi, insan etobur değildir. Taş devrinde de bulabileceğin en kolay yağ, bitkisel, yağlı tohumlardan gelen yağ. Ayçiçeğinde mesela, %50 nerdeyse yağ varsa da, %20 karbonhidratta var. Burada mesele, o devrin yaşam koşulları ile bugünü aynı şey saymak. O devrin hayat akışı, metabolizma zorlanması, mevcut gıdalar vs. ile bugünün hiç alakası yok. Bu öncelikle göz önünde tutulmalı. Ha, karbonhidrat yemezseniz, angut, salak olursunuz. Ama bu, abanıp saf şekerleri lüpletince dahi olursunuz demek değil. Eğer çok karbonhidrat alırsanız, almanız gereken protein, yağ vs. yi de alamamış olursunuz. Dahası, esansiyel vitaminlere de yaya kalırsınız. Üstüne karbonhidrat alıcam derken, gluten gibi mankafa yapan şeylere de abanmış olursunuz. Sonuç, büyük ihtimalle daha embesil olursunuz. Mesele, bunun dengesini kurabilmek. Diyetlerde gözden kaçan, midenizin, sindirim sisteminizin, karaciğerin falan bir limiti, bir kapasitesi olduğudur. Bir şeyi fazla alırsanız, öbürünü mecburen az almış olursunuz. Yiyebileceğiniz miktar belli, atıyorum, 300gr. İşte o 300 gramın içinde, dengeyi kurmanız gerek. Karbonhidratın biraz aşırı alırsanız, otmatikman diğer şeylerden kısmış olursunuz ki, asıl sorun budur. Birde bazı esansiyel besinleri, B12 falan alabilmek için, bir şeylerden baya külliyatlı, hacimli yemeniz gerektiğini düşünürseniz, işin rengi daha kötüleşir.
  8. Soru şu, rolleri değiştir. Eğer eşinin arkadaşı olan bir erkek olunca selam veriyorsan, kadın olunca da aynısını yapmalısın. Selam diyoruz, iyi niyet, insani bir olgudan bahsediyoruz. Zaten kadının o pozisyonda kalması, toplum içindeki o cinsiyeti bakışın bir sonucu. İnsanlar, kadın olduğu için ona selam vermiyor, görmezden geliyor vs. vs. Eh, o zaman haliyle kadının kafasında "bayram değil seyran değil, eniştem..." sorusu oluşacak, bu da elbette kadını irrite edecektir. Bu bahsettiğin duurm çok çdoğru, ama bir sebep değil, bir sonuç. Kadınların izolasyonu süreciyle gelişen bir tepkiden ibaret. Bir erkekle selamlaştığı çevrenin yarattığı bir mahalle baskısından ibaret bir sonuç aynı zamanda. İşte bu baskının kırılması gerekiyor. Bu hal, farkedilmiyor ama, kadını yürüyne bir vajina haline getiriyor. Sonra da, vay niye tecavüz oldu, niye dayak, neden şiddet, neden cinayet diyerek boş boş bahane üretiyoruz. Bu zaten bambaşka bir sorun. Toplumun ne kadar sapıklaştığının bir göstergesi. Bunun çözümü belli. Mevzu gözden kaçıyor. Erkek, avcıdır, gözüyle seçer. Yani, görmesi, kafidir. Görmesi gerekir. Bir erkek, bir kadına sadece görünüşü yüzünden aşık falan da olabilir. İşte önce bilmek, anlamak gereken husus bu. Eğer, sen, bu insani konularda, erkek ile kadını ayırırsan, erkeğin kadını görüşü de, giderek değişmeye başlar. Erkek onu bir arkadaş, bir insan, bir birey gibi değil, o avcılık güdüsüyle, av olarak görmeye başlar. Şu resme bakalım. Bir kadın olarak, sana bu resim bir şeyler ifade ediyor olabilir. Ama mevzu, bu kıyafetin, bir erkekte neden muazzam iç yakıcı bir etkisi olduğu. Aynı kız, aynı elbise ile, çorapsız görsek, bu etkileşime girmiş olmayız. Bu baya üzerinde çalışılmış bir konu. Ve çıkarılan sonuç şu. Bu, "ağa düşmüş, yakalanmış, kaçamayacak bir av" güdümüzün (biz erkeklerde) tetiklenmiş olması. Bu da bizi olduğumuzdan daha cesur, daha böyle "ölmüşü alıverelim" kafasına götürüyor. Tamamen içgüdüsel bir mevzu, ama bu böyle. Balık tutmak için en iyi yem, yaralı balık taklidi yapan yemdir. Ki avcı balık kolay av diyerek, düşünmeden atlasın, işte aynı bugün gibi. Biz, kadını insani olarak erkekten uzaklaştırdıkça, bu durum daha ileri gidecektir. Ve kadınlar, artık asansöre binemez olacaktır, zira, "kapalı yer, kaçacak yeri olmayan bir kadın.." kafası erkekte ortaya çıkacaktır. Ve bu içgüdüsel halleri, engellemen pek olası değil. Bunu sürdürdükçe de, bu olay evde tek başınaya kadar gider. Yani, bırak sokağa çıkmayı, dışarı bile çıkmayan bir kadının evde tek başıa olduğunu bilmek dahi, erkekteki o git avla dürtüsünü harekete geçirir. Ve çok zamanda, bu dürtünün peşinden gider erkek, olaylar kriminalleşir. Yok artık falan gibi gelebilir. Ama Halimenin samanlıkta basılması olayı bu halin bir sonucudur. Bilinenin aksine, halime samanlıkta iş üstünde basılmamıştır. Samanlıkta yalnız olan halimeyi güren erkeklerin toplanıp halimeyi "bastırması" vakasıdır. Bu belki abartı gibi gelebilir. Ama birinci elden dinlediğim, gözlemlediğim çok şey olmuştur. Yörüklerin çadırlarında, kız yalnız kalmış çadırda diye gidip tecavüz edenleri bilirim. Kız evde yalnız, anası babası şehir dışına gitmiş diye, evin etrafında fıldır fıldır dolanan tipleri de bilirim. Çözümü, erkeğin kadını işte öyle av olarak görmemesidir. Bunun da yolu, kadın ile erkeğin birlikte yaşaması, izole olmamasıdır. Birlikte derken, asansör, selamlaşma, toplu taşıma vs. vs. Hasan Akçay gibi gelişmemiş ilkel organizmaların, içgüdülerine daha bağımlı oldukları bilinen bir şey. Onun içindeki güdü bunu diyor, asansör, kadına kaçacak yer yok, kolay av olur. Onun kafası bu. Ama bende erkeğim, hatta bekarım falan, ama nedense, hiç asansöre bindiği için kolay av olan bir kadına denk gelemedim. Hoş, hiç birine de öyle bakmadım, görmedim zaten, çünkü o bir insandır, orası da insanların bindiği bir tür taşıttan ibaretti. Bazı aptalca koruyucu olduğunu sandığımız önlemler, maalesef, uzun vadede, sorunun çok çok daha kangren olmasına sebep olur. Vebadan bizi tanrı koruyacak diyerek kiliseleri doldurup, alayı da veba olan insanların tarihi gibi. Güya kadını koruyacam diye, asansörden, selam sabahtan falan uzak tuttukça, kadınların bir insandan, bir ayaklı vajinaya dönmesi kaçınılmaz olarak gerçekleşecektir.
  9. Mesafeli olmak, elbette. Ama o da değil. Eğer sokakta bir şekilde tanıdığın bir erkeğe selam veriyorsan, kadına da aynı şekilde selam vereceksin. Kadını, insani olguların içinde, her zaman, her şekilde, erkekle aynı tutman gerekiyor. Ancak o zaman sağlıklı bir kadın erkek ilişkisi ve özellikle kadınların toplumda hak ettiği yeri almasını sağlayabilirsin. Asansöre binerken vs. belki nezaket gereği yol verilir, öncelik tanınır. Bunlar kabul edilebilir. Ama bunu bir kadın erkek işi gibi görmek, kadınlara en çok zarar verecek şeydir. Gerek kadın, gerekse erkek, kendini ötekinden ayrı bir şey olarak konumlandırmamalıdır. İşte o nezaket, bir noktada tacizin kaynağı olmaya döner aksi halde. Çok erkeğin aklına, o nezaketi yaptığı kadınla bir şeyler falan geçer mesela. Bunu tetikleyen, ona bir tür yatırım yapmış olmasıdır. İşte bunlara imkan tanınmaması önemlidir. Bunu öyle engellemek değil, asansöre herkesin aynı koşullarda binmesini sağlamak gerekir. Asansör olayı detay. Kadınları günlük hayattan çekip çıkarırsan, elbette, mecburen karşı karşıya geldiğin asansör gibi yerler başka bir anlama bürünecektir. Ama olması gerekn bu değildir tabi. Bir kadınla en ıssız, en yalnız kalabileceğin yerde de, en kalabalık mekanda da, öncelikle birer insan olarak yaşamayı öğrenmek gerekir. Bunun yolu da, basittir aslında, kadınlara her zaman, erkeklere davranıldığı gibi davranılması. Yani sokakta, kadın olduğu için selam verilmez kafasının kaldırılması.
  10. anibal

    Porno özgürlük ile bağdaştırılabilir mi?

    Zaten bir kaç yüzyıl geçmeden düzelmesini öngördüğüm yok. Ama bu, aynen, teorik olarak mümkün, bunun yanında aslında pratik olarakta gerçekleşebilir bir şey. Ha, gerçekleştirmek çok kolay değil,o başka mesele. Asıl değinmek istediğim şey şu. İnsanların bağımlı olmaya eğilimleri, bilinen ve giderilebilir bir şey. Konu, bağımlı olunan şey olarak bakılıyor. Oysa, bağımlı olunan şeyin insan fizyolojisinde yarattığı etkileri gerçekleştirecek yollar bulunabilir. Bu çokta zor değil. İnsanlar acayip mahluklar. Bu senen korona ile mücadele edecez diye 300 milyer euro harcıyor Fransa. Ama fransa'da, bu merete aşı bulma potansiyeli olan bir kaç kurum var. Mesela pastör enstitüsü. Bu enstitünün yıllık bütçesi, 30 milyon euro civarında. Hadi bağış falan derken, olsun 50 milyon euro. Basitçe, zamanında bu gibi kurumlara 15 yıl 2 milyar euro kaynak sağlansaydı, 30 milyar euroya eminim ki buna antivirüs, aşı falan çoktan bulunmuş olurdu. 300 nerde, 30 nerde, ve daha acısı, 300 milyar harcayıp, netice de alamayacaklar. Bu işler böyle maalesef. Tamam, biz iyice, yobaz, cahil, mağara adamından ilkel mahlukların elinde kaldık. Ama diğer ülkelerde çok farklı değil. Toplum hayatı, sağlık, şu bu için, en aptalca politikaları uygulamaktan vazgeçemiyorlar. Hele hele bir de işin içine din falan giriyor ve sene olmuş 2020 ama, çok gereksiz ve rezil hallerde kalıyoruz.
  11. anibal

    Porno özgürlük ile bağdaştırılabilir mi?

    Cezalar, suçları önleseydi, şu an hiç suç olmazdı. Bazı suçları hiç önleyemeyebilirsiniz. Hırsızlık gibi, tecavüz gibi. Fakat, bu suçların mağdura olan etkisini önemsiz hale getirebilirsiniz. Dahası bunları minimum hale getirebilirsiniz. Örneğin, dindarlık arttıkça, tecavüz oranı artar. Öyle ki, erkek çocuklara tecavüz oranı daha katlanarak artar. Temel olarak, insanlarda toplum hayatını düzenleyen şey, bu aynı zamanda ahlak olarakta bilinir, içlerindeki sürü güdüleridir. Bunları doğru şekilde kanalize ederek, pek çok suçu önleyebilirsiniz. Diğer yandan, bazı suçları işleyecek kişileri biyolojik, fizyolojik olarak tespit etmek ve onlara gene biyolojik olarak müdahale etmek mümkündür. Basitçe, cani olması beklenen fizyolojiye sahip birini, eğiterek, en fazla aksi biri olmasını sağlayabilirsiniz. 0 suç mümkün. Birinin bir kitabı vardır. Adam uzaya gider, çoook yıllar sonra geri gelir. Ama onun için zaman genişlemiştir, o atıyorum 10 yıl yaşlanmışken, dünyada nesiller geçmiştir. Gelince görür ki, suç falan kalmamış dünyada. İnsanlar britt diye bir şey içiyor, bu onları suç işlemez yapıyor. BU hikayeyi bulup okursanız, bunun o kadar ütopik olmadığını düşünmelisiniz. Biyolojik olarak yapılacak müdahale ile insanları suç işlemez hale getirmek gayet mümkündür. Örneğin, basitçe alkol. Bilinenin aksine, alkol kişiyi saldırgan yapmaz çoğunlukla. Bugün, alkol sayesinde önlenen suçlar, alkol yüzünden işlenen suçlardan kat kat daha fazladır. Güncel kadına şiddet, kadın cinayetleri vs. hususlarının çoğu, alkol serbestliği olsaydı önlenebilecek olan suçlardı, emin olabilirsiniz. Haaa, adama her gün bir fıçı bira yada bir büyük rakı içirerek doğrudan suçları engellemesini beklemek abesle iştigaldir elbette. Önemli olan, alkolün sosyalleşmeyle birlikte yürütülmesidir. Şimdi buradan alkolü övmek gibi bir niyetim yok. Basitçe, özetle, kuşbakışı olarak mekanizmadan bahsedeyim. Alkolün basit kullanımı ile, yani öyle şişein dibini görmek için değilde, gün içinde ara sıra birer duble gibi kullanılması durumunda, rahatlatıcı etkisi olacaktır. Bu da, gergin olmayan kişinin, gidip karısını dövmesini engeller. Dahası, bu, çok zaman hayattan zevk almasına da yol açar. Böyle olunca da, birine çatıp, çalıp, şiddet, cinayet falan işleyip rahatını bozmak istememesi ile, suçları önlemiş olursunuz. Burada alkol, bilinen bir etki ile, suçları önlemede etkili bir katalizör olmakta. Buna çikolata ekleyin, o da bir katkı yapar, serotonin sağlayan. Böyle olunca, suçlar da dramatik olarak azalır. Ki bu denenmiştir. Futbol taraftarı holiganların, kafaları kıyakken daha az olay çıkardıkları tespit edilmiş. Çıkan olaylarda da, genelde, ayık olanlar, kafası kıyak olanları hacamat etmiş. Benzer şekilde, bar çıkışlarında çıkan tonla kavga, şiddet, bar çıkışında çikolata dağıtarak önemli seviyede önlenmiş. Şimdi bu, bir örnek. Burada mevzu, o serotonin olayı. Alkol bunu sağlıyor. İşte, eğer gerek hayat akışı, gerek alkol gibi takviyelerle, insanları rahat, mutlu ederseniz, o zaman suçlar otomatik olarak düşecektir. Hatta, sıfırlanması bile gayet mümkündür. Ha, bunun, alkol gibi karaciğerinizi falan elinize verecek bir şey olmadan yapılması elbette ideal olandır. Ama bu, öyle, ver adama serotonini, ver dopamini kafasıyla çözülemez. Vücut bunlara zamanla direnç kazanır. Olması gereken, sosyal hayatın düzenlenip, insanların kendini iyi hissetmesini sağlamak, bunu da gerekiyorsa, benzer şeylerle desteklemektir.
  12. anibal

    Porno özgürlük ile bağdaştırılabilir mi?

    Bunlar normal... Eh, bir erkek zevk veremiyorsa, belki üçü verir, di mi? Ama işini biliyorsan, tek erkek olarak kendini feci şekilde kıza tescilleyebilirsin. Bütün mesele, senin ne kadar "erkek" olduğunda. bu da zor değil aslında, zira, sen zaten erkeksin, gereken her şey, genlerinde mevcut. Bütün mesele, o ezik, hormonel, aptal içgüdülerin yerine, aklını, beynini kullanarak kızı becermen. Daha az önce, forumdan tanıdık bir elemana laf sokuyordum, bir kızı duvara dayayıp beceremedin, neyine seni diye. Bak, 4400 yıllık bir mezarın grafitisi: Eleman, devrin en muazzam kadını, herşeyin sahibi, haşepsutu ayakta böyle beceriyor... Bunu bir türlü anlatamadık bizim eziklere. Kızı böyle becermek, kıza kendini firevuniçe gibi hissettirir. Ama onlar, yok şeyimiz küçük, yok şöyle... Eh, o zaman kalın öyle ezik ezik, daha ne yapayım ben amk? Gelip ben mi pompalıyevereyim sizin sevgilinize?
  13. anibal

    Porno özgürlük ile bağdaştırılabilir mi?

    Sömürü denebilir, genelde kadınların bir sürü erkeği insafsızca "sömürmesidir" ortada olan biten. Ama daha teknik bakarsak, en iyi cevabı bu işi yapanlar verecektir. Bu olayın sembolü, Jenna Jameson'dur, tartışmasız. Konu ile ilgili olarakta, gayet açık, dobra dobra konuşur, yazar. Öyle ki, gel senle romantik düzgün film çevirelim diyenleri, "ben pornocuyum ulan" diyerek reddetmiştir. Kendisi, yıllık gelirinin 30 milyon dolar olduğunu beyan etmiştir. Başka... Bir sürü başka pornocu vr, gayet açık konuşuyorlar. Biri diyor ki, falanca size sokunca, kadın olduğunuzu anlarsınız, içinizde kola şişesi varmış gibi oluyor. Hayatta böyle en "büyük" zevki yaşayıp üste para alabildiğiniz başka ne var ki? Bir diğeri diyor ki, bu işin ön koşulu dar olmak. Öyle olunca, adamların şeysi ufalıyor, eziliyor, iyice içimize giremiyor. O zamnda her boyda olanlar, her pozu çekmek gayet kolay oluyor. Yani, ortada olup bitenler, bizim sandığımız gibi değil. Ha, öğrenci kredisini ödemek, uyuşturucu parasını denkleştirmek için bu işe girenler elbette vardır, olacaktır. Ama pazarın öne çıkan, star olmuş isimlerine bakınca, bunun hiç öyle mecburiyetten, yokluktan falan yapılmadığını görmek gayet mümkün. Bu nedenle, çıkıp, amanda bu bir sömürü falan demek, abesle iştigal. Bu, birilerinin sistemin (insan doğası) açığını bulup, ordan kendine güzel bir hortum "döşemesi" mevzusu. Basitçe, hiç bir şey yapmadan, size güzelce para getiriyor. Hiç bir şey yapmamak derken, tamam, anladığımız bu iş o kadar kolay değil. Vücuduna bakıcan, beslenmene dikkat edecen (özellikle erkekler için), temizliğin önemli falan falan. Ama gidip öyle senelerce okuman, etmen gerekmiyor. Zaten içinde olan, sıradan bir şeyi yapıyorsun: Çiftleşme faaliyeti ki, her evde yaşanıyor zaten, her gün, her zaman. Yani, konuyu, önce her türlü önyargınızı atarak yorumlamanız gerekiyor.
  14. anibal

    ViRÜSLER DÜNYADA YASAMI BiTiREBiLiRLERMi.

    Böcek yemek, gayet sağlıklı bir eylemdir, en azından makarna yemekle karşılaştırırsan. Böcekler, uzun vadede, insan beslenmesinin olmazsa olmazı olacaktır. Bugün ekmek nasılsa, o halde olacaktır. Tahminim, doğrudan tüketilmezler, katkı olarak çeşitli şeylere eklenirler. Dorğudan tüketimi çok rantabl değildir zira bunların. Zevkler tartışılmaz, ama rus kızları genelde pek bildiğin gibi olmazlar. Bu kızlardaki mevzu, farklı olmaları, düzgün olmaları, tornadan çıkmış gibi nerdeyse aynı olmaları. Eğer abaza gözüyle değilde, araştırmacı gazeteci gözüyle bakarsan, mevzuyla alakasını çözersin sanıyorum.
  15. anibal

    ViRÜSLER DÜNYADA YASAMI BiTiREBiLiRLERMi.

    Taş devri dönemide hastalıklar vardı, hemde gani gani vardı. Öyle ki, ortalama insan ömrü 30 yaşın altındaydı. Şizofreni ve otizm, aslen bir varyasyondur. Yani, herkeste vardır, ama az, ama çok. Bu yüzden sebebini bulmakta zor olacaktır, çünkü böyle şeyler, tek bir etmenden olmaz. Bugün bizi götüren pek çok hastalık, sağlıksız beslenme.... Bu bir terane... Sağlıklı beslenme diye bir şey yok aslında. Sağlıklı yaşam var. Beslenme bunun bir parçası. Eğer uzun ve sağlıklı yaşamak istiyorsan, beslenmen düzgün olmadan bunu başaramazsın. Genetiğimiz zaten değişir, bu sıradan bir mevzu. Her nesil, aslen yeni bir genetik kuşak demektir. O yüzden çeşit çeşit insan var, kısa, uzun, sarışın, zenci. Ha bir de koreli kızlar var ki, onlar için yeni bir klasifikasyon gerekiyor. Bunlar insansa, bizim sokaklardaki ne?
×
×
  • Yeni Oluştur...